Reklam
Reklam
Reklam

KKTC'YE AMERİKAN ÜSSÜ MÜ KURULUYOR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Siyonist İsrail başbakanı: "İran'ın ablukaya alınmasını" istiyordu!

Tek dertleri İran!

İsrail Başbakanı Ehud Olmert, güya nükleer programını engellemek için İran'ın denizden abluka altına alınmasını önerdi. Haaretz gazetesinin haberine göre Olmert, Kudüs'te ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ile görüşmesinde İran'ın denizden abluka altına alınmasını teklif etti. Olmert, görüşmede Pelosi'ye, "uluslararası kamuoyunun İran'ın nükleer silahları elde etme çabalarını durdurmak için daha sert adımlar atması gerektiğini" söyledi. Siyonist Başbakan Olmert ayrıca, uluslararası kısıtlamaların İran uçakları, iş adamları ve üst düzey yetkililere uygulanması gerektiğini ifade ederek, "Dünyada hiçbir yere gidemeyecek olan İranlı iş adamları rejimi zorlayacaktır" dedi. Olmert'in sözcüsü Mark Regev ise Başbakanın Pelosi ile Kudüs'te pazartesi günü yaptığı görüşmenin içeriği hakkında, "gizli" olduğu gerekçesiyle yorum yapmaktan kaçındı. Pelosi, Washington'a dönerken yaptığı açıklamada, kendisinin ve kongre heyetinin İsrailli yetkililerle "İran tehdidini" ele aldıklarını belirtmişti. Ehud Olmert, ABD'nin aracı olduğu Filistinlilerle müzakereler ve İran konularının gündemde olacağı bir Washington ziyareti planlıyor.

Rice: "Lübnan'daki kargaşadan Suriye ile İran sorumlu" diyordu

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Lübnan'da, başkent Beyrut'un batı kesiminin büyük bölümünü ele geçiren Hizbullah örgütünün sürüklediği kargaşa ortamından Suriye ve İran'ın sorumlu olduğunu yineledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nda basın toplantısında açıklaması okunan Rice, Hizbullah'ın, masum Lübnan halkından sivilleri öldürdüğünü ve yaraladığını ileri sürdü. Rice, "Hizbullah, devlet içinde devletini korumaya çalışıyor" dedi.

Lübnan'ın başkentinde son 3 gündür 14 kişinin öldüğü, 20 kişinin de yaralandığı çatışmalar, ülkenin 1975-1990 yılları arasında 15 yıl süren iç savaşından beri en vahim kargaşa olarak nitelendiriliyor.

İran'a karşı yoğun İsrail kışkırtması sürüyordu

İsrail, İran'a ve nükleer programına karşı yeni kışkırtma kampanyasına girmeye başladı. Aynı zaman zarfında hâlihazırda Körfez sularındaki iki Amerikan uçak gemisi başka savaş gemileriyle tatbikatlar yapıyorlar. 

İsrail hareketlenmesi dünyanın iki temel başkenti Washington ve Londra üzerinde yoğunlaşıyor. Bu iki devletin gelişen İran askerî gücüne yönelik endişesi noktasında İsrail'e katılması ve hâlihazırda uluslararası Güvenlik Konseyi'nde devam eden, yeni yaptırımlar dayatma çabalarında bariz rol oynaması tesadüfî değil. İsrail şahinlerinin ileri gelenlerinden görülen İsrail Başbakan Yardımcısı ve Ulaştırma Bakanı Şaul Mofaz, Amerikalı yetkilileri İran'a karşı kışkırtmayı ve bu yönde ABD yönetimine baskı uygulaması için Yahudi lobisini dolduruşa getirmeyi hedefleyen bir dizi bağlantı kurdu. İsrail ordusu eski genelkurmay başkanı General Mofaz 'İsrail'in İran'ın nükleer silaha sahip olmasını kabul etmeyeceğini' ifade ederek 'bütün seçeneklere kapı açık' dedi ve Amerikan Sava radyosuna yaptığı açıklamalarda İran'ın nükleer silah aracılığıyla Ortadoğu bölgesinde süper devlet olmak istediğini ilave etti. İsrail istihbarat organlarındaki bir grup üst düzey yetkiliyi kapsayan büyük bir heyetin başında Londra'ya varan İsrail dışişleri bakanı ise İngiliz meslektaşı ve diğer yetkililerle görüşmelerinde İran nükleer tehlikesi ve mücadele yöntemleri üzerinde yoğunlaşacağını ifade etti. Bu İsrail diplomatik faaliyetleri İran'ın Irak'taki nüfuzunun genişlemesi ve modern silahlarla 'terörist' grupları donatması üzerinde yoğunlaşan Amerikan medya kampanyalarıyla aynı zamana denk geliyor. İran'ın adı geçen gruplara desteği Amerikan ordusu saflarındaki ölü sayısının artışına yol açıyormuş.

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin başını çektiği ve ABD'nin Güvenlik Konseyi'ndeki eski elçisi John Bulton gibi aşırılıkçı isimleri içeren Amerikan yönetimindeki şahin kanat, bu savaşın planını yapıyor, bölgedeki ve dünyadaki müttefiklerini seferber ediyor. Cheney'nin altı aydan az bir süre içinde iki defa Ortadoğu bölgesini ziyaret etmesi ve bu ziyaretler sırasında Irak, Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır, Umman ve Türkiye'nin yanı sıra İsrail'de durması dikkat çekiciydi. Bu ülkelerdeki yetkililerle görüşme takviminin zirvesinde İran nükleer dosyası yer alıyordu. John Bulton bu şahin kanadın sözcüsü olarak 'İran'a yönelik savaştan daha kötüsü İran'ın nükleer silaha sahip olması' diyor. Bulton'un bu husustaki sözlerinin ciddiye alınması gerekli. Zira bu adam ABD yönetiminde bakan yardımcısı iken Irak'taki savaş öncesi de benzer sözleri tekrarlamıştı. Bölge tehlikeli bölgesel bir savaşa doğru gidiyor ve Sayın Hillary Clinton, 'İran İsrail'e saldırdığı zaman İran'ı haritadan sileceğini' ifade ederken İran'a yönelik bu kışkırtma ortamını iyi hissetmeli. İran'ın İsrail'e saldırması çok uzak bir ihtimal, ancak hâlihazırdaki İsrail hareketlenmelerini hesaplarımıza alacak olursak tam tersi yaşanabilir. Yani İsrail, ABD'nin yeşil ışık yakmasıyla İran'a saldırabilir. Bu durum İran'ı karşılık vermeye itecek ve sonrasında kapsamlı Amerikan saldırısına maruz kalmasına yol açacaktır."

 İşte tam bu sırada KKTC'de Amerikan üssü İran'a karşı mı yapılıyordu? 

Birol Ertan çok önemli bir tehlikeye dikkat çekiyordu:

KKTC Geçitkale Havaalanı'nın KKTC Hükümetinin destekçiliğini yapan Asil Nadir medyası ortaklığındaki CAS adlı şirkete mi, yoksa Rum ortaklı başka bir İngiliz şirketine mi ihale edildiği konusundaki tartışmalar yapılırken, Erol Manisalı'nın şok iddiaları gündeme oturdu. Manisalı'ya göre "herkes Talat-Hristofyas görüşmeleri ile oyalanırken, örtünün altında çok garip operasyonlar yürütülüyor."

KKTC Hükümeti ve Türkiye Hükümetinin bu ciddi iddialara cevap vermesini bekliyoruz. Yoksa bu ciddi iddiaların arkasında olan KKTC ve Türkiye'deki bazı sorumlular, Yüce Divan'a giden yollarını örmüş olacaklardır.

Türkiye ve KKTC bakımından stratejik bir öneme sahip olan Geçitkale askeri havalimanı, KKTC Hükümeti tarafından CAS adlı 2005'de kurulmuş bir İngiliz şirketine verildi ve işin arkasında Amerika'nın bulunduğu söyleniyor. Bu iddia, tüyler ürpertici bir söylenti değilse, Hükümetin bu iddianın altında kalarak üstünden kalkamayacağı bir sorumluluk altına girdiği kolayca söylenebilir. Bu ilginç iddiayı dile getirenler, daha da ilginç iddialar da dile getiriyorlar: "KKTC Hükümeti'nin bir İsrail şirketine, Geçitkale havaalanı yakınlarında 5 bin kişinin yaşayabileceği bir kasaba inşaatı ve yönetimi izni verilmiştir."

Eğer bu iddialar doğruysa, yalnızca KKTC Hükümeti'nin değil, işin arkasında olması durumunda Türkiye'deki AKP Hükümeti'nin de sorumluluğa ortak olacağını dile getiriyor.

Bu korkunç iddialar doğruysa ve ABD, İngiltere ve İsrail katkısı ile KKTC'de üs ve yerleşim yerleri sahibi olmaya başlıyorsa, bu gelişmelerin Büyük Ortadoğu Projesi ile bağlantılı olma olasılığı yakın görünüyor.  Erol Manisalı da bu iddiaları dile getiriyor.

Dünyanın her bölgesinde ve özellikle Orta Doğu bölgesinde Amerikan yayılmacılığı, son yıllarda gözle görülür biçimde hissedilmeye başlandı. Küçücük ada ülkelerinden eski Sovyet bloğundan kopan yeni bağımsız kalmış ülkelere kadar Amerikan yayılmacılığı planları sistemli biçimde uygulanıyor. Avrupa Birliği projesi ile birçok yeni bağımsızlığını kazanmış ülkeyi denetim altına alan ABD-İngiliz ortaklığı, Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkeler başta olmak üzere Soros'un turuncu devrimlerini başarıyla uygulamaya başladı. Yeni emperyalist yayılmacılık olarak isimlendirilebilecek bu tehlikeli gelişmeler, dünya ekonomisini tek bir merkezden kontrol edebilecek ve bunun önündeki en büyük engel olan ulus-devletleri güçsüzleştirerek teslim alacak ve zaman içinde ortadan kaldıracak küreselleşmeci politikaların parçalarıdır.

ABD-İngiliz yeni emperyalist yayılmacılığının ulus-devletleri teslim alma stratejisinin yolu, bağımsız devletlerin yönetimlerini güçsüzleştirmekten ve zaman içinde de teslim almaktan geçiyor. Bu amaçla bağımsız devletleri güçsüzleştirmek ve teslim almak için ulus-devletler "üstten" ve "alttan" baskılar yoluyla bir kapana sıkıştırılmaya çalışılıyor. Üstten baskı, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve AB gibi emperyalist süper güç olan ABD'nin denetimindeki uluslararası örgütler yoluyla yapılıyor. Ulus-devletlere alttan baskı ise ulus-devletleri iç sorunlarla boğuşarak güçsüzleştirmek ve işbirlikçiler yoluyla teslim almak biçiminde planlanıyor. Bu amaçla ülke içinde iç çatışmalar, istikrarsızlıklar, iç savaşlar, iç siyasette kutuplaşma ve kamplaşmalar yoluyla iktidar kavgaları ve terör hareketlerinin desteklenmesi biçiminde ulus-devletler içeriden zayıflatılıyor ve emperyalist güçlerce teslim alınıyor.

Bu planlanmış süreçte dünyada yeni bir kamplaşma yaratacak ulusalcı yapılanmaların direnci kırılmak zorunda. Ne var ki, işler umulduğu kadar parlak gitmiyor. Bir yanda Rusya, Çin ve Hindistan bloğunun küreselleşmeci, yeni dünya düzenine teslim olmama kararlılığı, diğer yanda da güçlenen ulusal devletler ve ulusalcı hareketler, dünyayı emperyalist tek bir merkezden yönetme hayallerine engel olmaya başlıyor. Bu süreçte özellikle Orta Doğu'da başlatılan emperyalist saldırganlık, zafer ilan etmiş gibi görünse de büyük bozgunlar ile karşı karşıya kalıyor. Bu bozgunları önlemenin yolu ise küresel emperyalizme direnen İran gibi Orta Doğu ülkelerini sabit bir uçak gemisi görünümündeki Kıbrıs adası gibi yerlerdeki üsler yoluyla denetlemek ve teslim almak olarak planlanıyor. Geçitkale havaalanı projesi, bu planların bir parçası olarak gündeme geldiyse, bu planın uygulanmasında rol alanların kendilerini bu ağır sorumluluktan kurtarmaları çok zor görünüyor.

ABD, küresel bir süper güç olarak dünyadaki etkisini sürdürmekle birlikte, Avrupa Birliği içindeki bazı denetlenemeyen ülkeler, AB'yi bölgesel bir güç olmaktan çıkararak AB ülkelerinin ulusal çıkarlarına hitap eden küresel bir güç yapma arayışına girdiler. Bu beklenen gelişme, AB'nin içeriden denetlenmesi planlarının devreye sokulmasını ve İngiltere'nin bu amaçla Almanya ve Fransa'nın ulusal çıkarlarını zayıflatan politikalar yürütmesini gerekli kılacaktı. Ne var ki, ABD tarafından daha etkili ve masrafsız bir politika yürütüldü ve Fransa'da Sarkozy, Almanya'da Merkel, küresel emperyalizm projesinden paylarını alma seçeneğine yöneldiler. Bu amaçla, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Fransa'ya, KKTC'nin de ABD ve İngiltere'ye üs yapılması planları devreye sokuldu.

Öte yandan, Rusya ve Çin yakınlaşmasına Hindistan ve İran gibi gelişme potansiyelleri yüksek olan ülkeler dahil olmaya başlayınca, dünyanın büyük enerji kaynaklarının denetiminin kaybedilmesi riski ile yüz yüze gelindi. ABD Başkanı Bush, İran'ın nükleer silahlanmasının dünyayı 3. Dünya Savaşı'na götürebileceğinden açık biçimde söz ederek bu kamplaşmaya yönelik ilk ciddi tepkisini ortaya koydu. Bu planlı emperyalist dünya devleti yaratma çabalarına rağmen İran, Rusya ve Çin ile yakınlaşmasını sürdürüyor. Dünya, uluslararası alanda yeni ve tehlikeli bir sıcak savaşa doğru hızlı adımlarla ilerliyor.

Kıbrıs adasının stratejik önemi, küresel güçler arasında yer alan ABD'nin en güçlü müttefiki olan İngiltere'nin adada 10 bin asker ve nükleer silahlar da barındıran bağımsız üslere sahip olması ve bu üslerin Orta Doğu planları için kullanılmak için hazır bekletilmesiyle yakından ilintilidir. Bu planların içine KKTC'nin de dahil edilmesi olasılığı, birçoklarının haklı kaygılarına haklılık kazandırabilir.

KKTC'de yaşayan her bireyin, adanın stratejik konumunun bilincinde olması ve ham hayaller peşinde koşarak emperyalist güçlerin emellerine maşa olmamak için bağımsız devlet bilincine ve milli çıkar nosyonuna sahip olması gerekir. Asla unutmayalım ki, dünyada ulusların ya da ülkelerin dostları ve düşmanları değil, çıkarları vardır. Emperyalist yayılmacı küresel dünya devleti kurma planlarına malzeme olan uluslar ve ülkeler, Afganistan ve Irak'ta olduğu gibi, bu güçlü canavarın oyuncağı olmaktan kurtulamazlar. KKTC, emperyalist oyuncuların savaş ve çatışma oyunlarının bir oyuncağı olamaz ve olmaması için Hükümeti olarak, örgütlü toplum olarak ve bireyler olarak uyanık davranmamız gerekmektedir.  

KKTC'deki Geçitkale havaalanının Amerikan üssü yapılması iddiası doğruysa ve önüne geçilmezse, Yavru vatan'da akan onca kanın kimin için döküldüğü tartışılmaya başlayacak ve şehitlerimizin kanının üstüne bir bardak su içilmiş olacaktır. ABD-İngiliz-İsrail bloğunun "küresel emperyalizmine" geçit vermemek için KKTC'de Geçitkale'nin geçilmemesi için üstümüze düşen sorumluluğu yerine getirelim.[1]

Irak işgalinin sonucu: 6.5 milyon çocuk öksüz, bin 350'si de tutuklu bulunuyordu!

Ancak UNICEF'in verilerine göre, sadece Irak'ta ABD tarafından hapiste tutulan çocuk sayısı bin 350. ABD'nin BM'nin Çocuk Hakları Komisyonu'na sunduğu raporda, Irak'ta 18 yaşın altında toplam 2 bin 500 çocuğun 2002'den bu yana 1 yıl ya da daha fazla süreyle gözaltında tutulduğu belirtildi.

Irak'ı işgal eden Amerika, 6.5 milyon çocuğu öksüz bırakmakla kalmadı, bin 350'sini de hapishanede esir tutuyor. ABD, Birleşmiş Milletler'e, Irak'ta yaklaşık 500, Afganistan'da ise 100 çocuğu "militan" şüphesiyle gözaltında tuttuğunu bildirdi. Ancak UNICEF'in verilerine göre, sadece Irak'ta ABD tarafından hapiste tutulan çocuk sayısı bin 350. ABD'nin BM'nin Çocuk Hakları Komisyonu'na sunduğu raporda, Irak'ta 18 yaşın altında toplam 2 bin 500 çocuğun 2002'den bu yana 1 yıl ya da daha fazla süreyle gözaltında tutulduğu belirtildi.

Yine UNICEF'e göre ABD'nin Irak'ı işgal ettiği Mart 2003'ten bu yana Irak'ta 6.5 milyon çocuk öksüz kaldı. Bebeklerin yüzde 30'u ise ölümle karşı karşıya. UNICEF ve Dünya Gıda Programı'nın tahminine göre bu ülkedeki bebeklerin yüzde 30'u işgalle birlikte yetersiz beslenmeden dolayı açlık sınırında. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Irak'taki çocukların içler açısı durumunu ortaya koyarken Ocak 2008'de Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü de hazırladığı raporda Amerika'nın Irak'ta başlattığı işgalin 5 yılı doldurduğuna dikkat çekmiş ve bu süre zarfında 1 milyondan fazla sivilin öldürüldüğünü açıklamıştı. Raporda ayrıca öldürülen Amerikan askeri sayısının 4 bin 500'e ulaştığına dikkat çekmişti. ABD Bağdat'ta bir düğün konvoyuna yaptığı saldırıda da 15 kişiyi katletmişti. Irak ve Afganistan'da 5 yıldan fazla sürmekte olan işgalden en fazla çocuklar etkileniyor. İşgal gücü askerlerinin çocuklara yapmış olduğu işkenceler ise hafızalardaki yerini dramatik karelerle koruyor.

İşgal altındaki Irak'ta ilkokul çağındaki beş çocuktan en az biri, okula gidemiyor. Yüzde 40'ı ise temiz içme suyuna düzenli olarak erişebiliyor. 600 bin çocuk son iki yılda ülke içinde yerinden edilmiş durumda. Çocuklar sokağa itilmiş, çalıştırılır durumda. 8 çocuk Guantanamo'da esir tutuldu. ABD'nin verilerine göre Guantanamo'da tutulan çocuk sayısı 8. Bunların 2004- 2006 arasında serbest bırakıldıkları kaydedildi. Uluslararası Adalet Ağı ve Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği gibi sivil toplum kuruluşları, gözaltıları "menfur" olarak kınadı ve Amerika Birleşik Devletleri'nin anlaşmaları ihlal ettiğini bildirdi.

Amerikan işgal gücünün ülkede sürekli olarak kalmasını içeren ve askerlere dokunulmazlık sağlayan çerçeve anlaşması Temmuz ayında imzalanacak...

Irak'ın en büyük Sünni partilerinden Müslüman Alimler Birliği, atış talimleri sırasında hedef yaptığı Kur'an-ı Kerim'i delik deşik eden ABD askeri hakkında hükümetin harekete geçmesini istedi. Birlik, olaydan ABD ordusunun yanı sıra Irak hükümetinin de sorumlu olduğunu belirtti. Açıklamada şöyle dendi: "Yapılan bu iğrenç saldırı, işgal gücü askerleri ve liderlerinin Kur'an'a ve İslam'a duyulan nefreti göstermektedir."

ABD, Musul'da, sürekli terör estiriyordu. Kontrolündeki Irak ordusu ve polisinin yanı sıra peşmergeleri de yanına alan ABD, Musul'da keyfi bir şekilde evleri basarak Türkmen ve Arapları gözaltına alıyordu. Kentte 750 Türkmen gözaltına alınıyordu."[2]

Ve bu Amerika Irak'la doymuyor şimdi de İran'a diş biliyordu.





[1] 22.05.2008 / Milli Gazete

[2] Ceyhun Bozkurt / Yeni Çag / Haber


Bu yazarin diger makaleleri

  Hz. Peygamber Efendimiz: "Men sabere, zafere" buyurmuştur. Yani "Kim...
Devami
Üç yıl kadar önce ABD Yahudi Lobileri güdümündeki düşünce kuruluşlarında...
Devami
  Bir takım İslamcı (istismarcı) gafiller, hatta Milli Görüşçü bazı...
Devami
Rahmetli Erbakan Hocamızın, Siyonizmi ve İsrail’i bölge barışı için en...
Devami
  ERMENİ BİLİNEN “PAKRADUNİ” YAHUDİLER VE SİNSİ SİYONİST YÖNTEMLERİ [1]            Bizi insanların etnik...
Devami
Yeni Mesaj yazarlarından ve Haydar Baş yalakalarından Selim Kotil ile...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2753

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR