ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün119
mod_vvisit_counterDün2361
mod_vvisit_counterBu Hafta4996
mod_vvisit_counterGeçen hafta23692
mod_vvisit_counterBu Ay107110
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18324097

IP'niz: 3.239.58.199
Bugün: 21 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12767238

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

İSRAİL’İN MANYAKLIĞI, AKP’NİN MÜNAFIKLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 26
ZayıfMükemmel 

Fetullah Gülen’in Sabrı ve Müslümanların İman Sınavı:

Daha önce Saddam’ın bir serseri füzesinin Telaviv yakınlarına düşmesi üzerine:

“Masum Yahudi bebelerinin adına” salya sümük gözyaşı akıtan, ama tüm Irak’ın Kerbelaya çevrilmesi ve milyonlarca masum Müslüman’ın katledilmesi karşısında gıkı bile çıkmayan ve bugüne kadar cılız bir kınamasına bile şahit olunmayan Fetullah Gülen’in…

Amerikan Yahudi Lobilerinin özel talimat ve tertibatıyla hazırlanan 28 Şubat sürecinde koyu bir siyasi muhalefet lideri ağzıyla, televizyon ekranlarında Erbakan Hoca aleyhine, Siyonist odaklara zağarlık yapacak kadar üstüne vazife olmayan her konuda yüksek perdeden konuşmaya can atan, ama şimdi kuduz İsrail’in savunmasız yardım gemilerimize saldırıp nice insanımızı katletmesi ve onlarcasını yaralaması esir edip zehirlemesi karşısında, bir kınama mesajı bile duyulmayan  hatta, “yardım konvoyunun İsrail otoritelerinden izin almadan bu yola çıkmasını kışkırtıcılık sayıp, gönüllü hizmet erbabını suçlayan ve çözümün Birleşmiş Milletlerin insafına bırakılmasını tavsiye buyuran Fetullah Gülen’in tavrı bize “Peygamber sabrı taşıdığını söyleyip övünen” şu kadını hatırlatmıştı:

Huu, komşular…. Hani geçenlerde köyümüze gelen genç ve yakışıklı çerci (gezici satıcı) vardı ya, işte o çeşmede su doldururken bana kaş göz işaretiyle işve ve cilve yaptı. Ama ben sabrettim ve yanıt vermedim.

Ardından el atmaya ve sarkıntılığa başladı.. Ben yine sabır ve edeple direndim ve üzerine gitmedim.

Sonra eve dönerken peşime takıldı.. Ben yine sabredip kendisine bir şey demedim.

Derken bir baktım arkamdan evime daldı ve kapıyı kapattı. Ben yine köyde rezillik çıkmasın diye sabır ve sükunetimi muhafaza ettim. Ama adam bunlarla yetinmeyip beni zorla yatak odasına attı.. Ben de yine, akrabalarım gelip katil olmasın benimde aleyhime dedikodu çıkmasın diye mecburen teslimiyet gösterdim. Eh, artık olan oldu, adam da defolup kendi yoluna koyuldu….

Şimdi görüyorsunuz ya komşular, ben de sanki peygamber sabrı var, kötülük çıkmasın ve ortalık karışmasın diye nelere katlanıyorum ve ne melanetleri hoş görüyorum.

Bu arada “Fetullah Hocaefendi, her zaman olduğu gibi yine doğruyu söylüyor” diyerek İsrail’e selam gönderen ve diğer hükümet üyelerinin “şehitlerimiz ve gazilerimiz” diyerek karşıladıkları gönüllülerin dolaylı biçimde “otoriteye baş kaldırıcı ve fesatçı” oldukları kanaatine katılan Bülent Arınç’ın bu tavrı, tam bir riyakarlıktı.

Aynı konuşmasında Fetullahçı talebeleri “Kömür karası üzerine yağan kar taneleri” ve “kargalar içindeki güvercinler” diye öven Bülent Arınç, bu sözleriyle Türkiye’deki, Fetullahçı olmayan diğer bütün talebeleri “Kömür karasına ve kargaya” benzettiyse, bu riyakarlıktan da öte Yahudi’ye kiralık ve karanlık bir kafa yapısı ve mutlaka hesabını vereceği bir küstahlıktı.

Bir sözümüz de 28 Şubatın kartpostal kahramanlarına olacak……

ABD Yahudi lobilerinin tertibatı ve Siyonist İsrail’in talimatıyla tam milli ve bereketli Erbakan Hükümetinin yıkılması için hazırlanan 28 Şubat tezgahında, tankları koşturan ve nutuk atıp horozlanan, laik Atatürk’ün kapattığı masonlara karşı demokratik, ama Müslüman halkımıza karşı despotik davranan  bazı küflü kafalara (Kurum olarak kahraman ordumuza değil) soruyoruz:

Yahu, hem uluslararası sularda yardım konvoyuna saldırıp insanlarımıza vahşice kıyan, hem de peşin bir gözdağı verir gibi, İskenderun Deniz Birliğimizi roket atarlara basarak 7 Mehmetçiğimizi şehit edip bir o kadarına yaralayan ve suçu PKK’ya atan şu İsrail’in küstahlıklarına karşı hiçbir sözünüz olmayacak mı? Hala sesiniz çıkmayacak mı? Çıkmaz, çünkü özü olmayanın sözü de olmayacaktır. Evet, sadece azgın ve sapkın İsrail’in değil, sivil ve asker bütün işbirlikçilerin de hesabı sorulacaktır. Sizi Allah’ın gazabından ve bu aziz milletin manevi kahrından, güvendiğiniz hiçbir güç kurtaramayacaktır. Siyonist ve emperyalist odakların provokasyonlarına alet olmamak ve gücünü erken bir çıkışla boşa harcamamak için stratejik bir sabır ve bilinçli bir sükunet gösterenler elbette bunun dışındadır.

Erbakancı geçinen AKP şakşakçıları!

İsrail’in gönüllü yardım gemilerine küstahça saldırısı nedeniyle AKP’nin büyük bir kahramanlıkmış gibi sadece: “Büyükelçimizi geri çekmekle, Siyonistlere gerekli dersin verileceği” havasına girmesi üzerine Erbakan Hoca’nın “Bu sorun, işbirlikçi yönetimlerin böylesi basit ve etkisiz tepkileriyle çözülecek değildir. İsrail’i hizaya getirecek ciddi ve cesaretli müeyyideler ve teknolojik tedbirleri gereklidir, bu da ancak Milli Görüş’ün yapabileceği bir iştir” anlamındaki sözlerine rağmen, Recep T. Erdoğan’ı kahramanlaştırarak “..Başbakan Erdoğan İsrail karşıtlığı yaparken trübinlere oynuyor, ama kapalı kapılar arkasında ise, Siyonist odaklarla al gülüm- ver gülüm içerisinde” diyenlerin tutunacakları hiçbir argümanları kalmamıştır. Bundan böyle bu tür iddiaları sürdürenler (yani AKP’yi Erbakan Hoca gibi, işbirlikçisi gösterenler M.Ç.) asıl onların Siyonistlerle işbirlikçileri ispatlanmış olacaktır” şeklide iyice zıvanadan çıkmış ve zırvalamaya başlamış olan Elaziz takımı da AKP uşaklığına kılıf uydurmak için çırpınmaktadır ve açıkcası Hoca’ya ve davaya savaş açmışlardır.

“Rabbimiz, hesap gününden önce (bazı hizmet ve ibadetlerimizden dolayı vaad ettiğin) payımızı (bize dünyada iken peşinen) verip çabuklaştır” diyerek( Sad:16)”

“Kendisine hidayet ve hakikat apaçık belli olup (gösterildikten) sonra, Elçiye muhalefetle (döneklikle) parçalanıp ayrılarak, müminlerin yolundan başkasına tabi olan kimseyi (dünyada) Onu döndüğü şeyde (dalalet ve zillet içinde) bırakırız (hidayetini karartırız, ahrette ise) cehenneme sokarız” (Nisa:115)

Ayetleri AKP’li döneklerin ve dümbelekçilerinin durumunu ne güzel anlatmaktadır.

Ey AKP taparlar sözde İsrail karşıtı çıkışlar kahramanlık mıydı, sahtekarlık mıydı?

12 Ekim 2005’e dönelim. Yine AKP Grubu ve Başbakan yine “çok sert” konuşuyordu. Bu kez hedef İsrail değil, özelleştirmeye karşı çıkan gazetecilerdi.

Kuşadası’nın denizle birlikte İsraillilere ikramına, Galataport adıyla İstanbul’un gözbebeğinin  sunulmasına... Ünlü siyasetçi akrabası, büyük medya grubu kankası borsacı ile, Unakıtan eliyle Tüpraş hisseleri “kaptı kaçtı”sına muhalefet edenleri recep Bey’in hedefindeydi.. O İsrailli “sermaye”, Sammy Oferdi. Gazze’de 1400 insanın katlini mazur görebilip şimdi sahte duygusallıkla “yarını bekleyemedim” diye “İsrail ayıp ettin” beyannamesini Twitter’a sallayan “Acayip filmlerin unutulmaz yönetmeni”; o günler, halkla ilişkilerini yürütmek için Ofer’in hizmetindeydi

Recep Başbakanın sevgili Sammy Ofer’i kimdi?

  1. İsrail’de Sammy Ofer İletişim Okulu vardı. Dünyanın en zengin 134’üncü kişisi; İsrail’in en varlıklı sermayedarıdır.
  2. Kendi beyanlarıyla, okul Gazze katliamı sırasında, ABD’deki StandWithUs grubuyla, HelpUsWin.org yoluyla, katliamı aklamak için koyu propaganda yapmıştı. (Şimdi Türkiye’ye karşı!)
  3. Dekan Lemelstrich-Latar: “Öğrenci ve öğretmenler; İsrail hükümeti ve ‘devlet ağları’yla, yeni medya operasyonunu yürüten insandı”
  4. Kadrosundan Prof. Uzi Arad, Netanyahu’nun ulusal güvenlik danışmanı; Mossad’ın eski istihbarat şefi olmaktaydı.
  5. Okul, İsrail ordu ve istihbaratına yakın Disiplinlerarası Merkez’in parçasıydı
  6. Ordunun “en seçkin mensupları” da parasız eğitim görüyor; gemi baskınındaki deniz komandoları da! Mossad çok elemanı buradan seçiyordu. En varlıklı İsrailliler (ve ABD’dekiler) finanse ediyorlardı.
  7. Okul, “Yeni Medya Diplomasisi İçin Asper Enstitüsü”yle propaganda örgütlüyor. İnternet, Facebook, Twitter, bilgisayar oyunları üstünden de; çok sayıda dilde İsrail reklamcısıydı.

Şimdi ucuz kahramanlık ve uyuz kabadayılık sergileyen boşbakanlar!.  Gazze katliamı ve ablukasının propaganda merkezinin sahibine; gemilere saldırıp sivilleri katleden komandoların terör eğitiminin arkasındaki sermayeye, yani Siyonist Sami Ofer’e siz liman ve denizinizi vereceksiniz, şimdi de kalkıp kuru sıkı laflar edeceksiniz!? Ahmaklar dışında kim yutacak bunları…” diye soranlar haksız mıydı?

Kafa Karıştıran Konular!

İsrail korsanları Mavi Marmara gemisine baskın yaparken İHH Başkanı Bülent Yıldırım’ın bazı kesimlerce: “Sanki bilip beklediğinden ve kendilerine söz verilenden çok farklı bir muameleye uğramış olmasının telaş ve tedirginliği içinde söylenmiş sözler” olarak  yorumlanan:

“Hani sessiz operasyon yapılacaktı?

Hani bizimle anlaşacaklardır?

Niye bunların hiçbirine uyulmadı?

Tam tersine silahlı hücuma kalkışıldı ve bize savaş açıldı!..”

Şeklindeki tepkilerini de….

Her türlü fırsatı değerlendirip TSK’ya sataşarak kahramanlık taslayan Bülent Arınç’ın:

“Gazze’ye insani yardım taşıyan bu gönüllü gemilerin yükünden ve gidişinden haberimiz vardı ama, onun dışında ve bu işin organizasyonuyla hiçbir ilgimiz, bilgimiz ve desteğimiz  (yani mesuliyetimiz M.Ç.) söz konusu değildir” şeklinde, bir nevi İsrail’e yaranmaya çalışan alttan alıcı sözlerini de, bazı mahfillerin İsraille bir danışıklı dövüş tezgahladıkları, ama Siyonist korsanların sözünde durmayıp saldırmak suretiyle karşı tarafı sattıkları gibi okuyan kimseler bu yorumlarında acaba haklılık payı ne kadardı?

İsrail, Türkiye’deki bağlantıları aracılığıyla ince ayarlı bir komplo hazırladıysa, kimler bu senaryoda figüranlık yapmıştı?

Evet, yakın gelecekte böyle pek çok karanlık kumpas ortaya çıkacaktı…

Bu arada Haber Türk TV bu gelişmelerle ilgili Balçiçek Pamir’in programına katılan Oral Çalışlar’ın “Bu olaylar üzerine Türkiye’de başlayan protestoların Antisemitizme (Yahudi nefretine) dönmemesi ve hükümetin (AKP’nin) zor duruma düşürülmemesi, ülkemizin en  iyi 15-20 hatibinden birisi olan ve özellikle İslamcı kesimde etkin bulunan Abdurrahman Dilipak’a önemli görevler düşmektedir” anlamındaki sözlerini “Dilipak gibileri, dindar ve duyarlı toplumun havasını almakla görevli, siyonizmin emniyet sübaplarıdır” şeklinde mi anlamamız lazımdı?

Fiili savaş ve işgal durumundan çok daha ağır ve acil şartlar altında kıvranan ve bütünüyle bir açık hava hapishanesini andıran Gazze’deki mazlum ve mağdur Müslümanlara yiyecek, giyecek ve ilaç gibi tamamen insani amaçlı yardım yükünü taşıyan, içinde Türk Gemilerinin de bulunduğu konvoya, hem de Akdeniz’in uluslar arası sularında, alçakça saldıran İsrail; El-Cezire TV’nin haberine göre 20 kişiyi öldürmüş, 70 kadar insanı da yaralamıştır. Kahpece öldürülen bu savunmasız ve silahsız yardım gönüllülerinin 10 kadarı da Türk vatandaşıdır.

Siyonist İsrail’in bozuk fıtratına, tarihi olgusuna ve ahlaki yapısına gayet uygun olmakla beraber, bu aşamada ve bu şartlarda pek te beklenmeyen bu saldırıyı, acaba hangi hedef ve dürtülerle yapmıştır?

1-     Ya pervasızlıktır. ABD ve AB’yi arkasına almaktan, kripto Yahudiler ve masonlar eliyle, dünya ülkelerini ekonomik ve siyasi yönden kuşatmaktan doğan bir ŞIMARIKLIK VE PERVASIZLIK’la bu işe kalkışmıştır.

2-     Ya paranoyadır. Sonunun yaklaştığını sezen bir suçluluk ve sorumluluk psikolojisiyle oluşan PANİK VE PARANOYA nedeniyle bu çılgınlığı yapmıştır.

3-     Ya da provokasyon ve kışkırtma provasıdır. Bu saldırı, yansımaları ve muhtemel sonuçları detaylıca hesap edilmiş PLANLI bir PROVAKASYON amaçlıdır.


İlk iki ihtimal de mümkün olabilir, ama bize göre asıl üçüncü ihtimal akla ve mantığa daha yakındır.

Çünkü Siyonist İsrail planlı bir provokasyonla şu sonuçları doğurmayı arzulamıştır:

  1. Türkiye’yi İsrail’e yönelik bir nefsi müdafaaya, bir nevi erken çıkışa mecbur etmek; böylece “hırs ve hınçla kalkan, zararla oturur” konumuna düşürmek
  2. AKP TSK gerilimini körüklemek ve iç çekişmelerle Türkiye’ye vakit ve güç kaybettirmek… Böylece Türkiye’yi İsrail ve ABD’nin muhtemel İran saldırısına müdahale edemez hale getirmek.
  3. Bütün dikkatler bu saldırı ve sonuçları üzerine yoğunlaşmışken, İran’a çok daha kolay ve başarılı bir hava ve füze saldırıları düzenlemek.
  4. Kamuoyunda haklı bir saygınlık ve hayranlık kazanan gönüllü girişimcilerin mensubu olduğu sivil örgütleri kahramanlaştırıp, kendi ülkelerindeki, ama İsrail’in güdümündeki sözde İslami ve Milli hareketlerin içine-başına geçirip, yeni siyasi değişimlere yön vermek.

Haber Türk’ün canlı yayınına katılan (Nihal Bengisu Karaca) bayan ve başörtülü gazetecinin:

“Halkımız, hükümeti (AKP’yi) zor duruma sokacak aşırı hareketlerden sakınmalıdır. Hükümetin hemen harekete geçmesini ve intikam alıcı tavırlar sergilemesini istemek haksızlıktır.”

Gibi tavsiyeleri de, İsrail kadar AKP iktidarını da kollama gayreti olarak okunmalıydı…

Ve tabi Doğu Ergil gibi açılım yandaşı bir profesörün:

  • Filistin Yahudiler için Arz-ı Mev’ud (Allah tarafından vaad edilmiş kutsal toprakları) sayıldığı için, oraları korumak üzere İsrail askerlerinin aşırı tepkisi, onlar açısından normal ve doğaldır. (Sanki Gazze İsrail toprağıymış gibi konuşuyor)
  • İsrail Milleti tarihinde çok ağır acılar ve soykırımlar yaşamıştır. Bu nedenle kendini savunma konusunda oldukça hassastır. (Sanki yardım malzemeleri değil de savaş gemileri gitmiş gibi yorumluyor)
  • İsrail bu yardım konvoylarını kendi egemenlik haklarına tecavüz saydığı için karşı çıkıyor.”

gibi dolaylı biçimde İsrail’e haklılık kazandırma kıvırmaları da, Masonların nasıl bir İsrail uşağı ve Siyonist vahşetin avukatı yapıldığını ortaya koymakta ve mide bulandırmaktaydı.

Bunlarla hızını alamayan Prof. Doğu Ergil:

“Filistinliler ise, Hamas ve El-Fetih kendi aralarında sürekli çatıştıkları ve terörist eylemlere karıştıkları için de İsraile haklılık kazandırılmaktadır” anlamındaki saptırma saptamalarıyla bu olayda bile Filistinlileri töhmet altına sokmaktan utanmamıştı..

İskenderun Deniz Birliğine Saldıranlar da İsrail ajanları mıydı?

Akdenizde, Gazze'ye yardım taşıyan gemilere saldırıdan bir kaç saat önce, İskenderundaki Deniz birliğimize roket atarlarla saldırılıp 6  Mehmetmetciğin şehit edilmesi, 8’i ağır 10 erimizin yaralanması olayı da, PKK’nin çapını aşan boyutlardadır. Bu gibi operasyonları sadece MOSSAD ve CIA kotarmaktadır.

Bunun, Akdenizdeki gemilerimize yönelik saldırıdan hemen önce yapılması, yoksa dikkatleri başka alanlara yoğunlaştırıp TSK’dan gelecek muhtemel tepkileri zayıflatmak ve peşin bir gözdağı ile korkutmak amaçlı mıydı?

Gazze'ye yardım taşıyan Gemilere Lojistik ikmal ve istihbari destek sağladığı iddia edilen İskenderun Deniz üssünün hedef alınması sadece bir rastlantı mıydı, yoksa kasıtlı ve açık bir gözdağı mıydı?

GKB İlker Başbuğ'un resmi Mısır ziyaretini yarıda kesip derhal ülkeye dönmesi anlamlı ve duyarlı bir tavırdı.

Bu arada bir Zaman Gazetesi yazarının:

“İsrail kendi halkına bir füze saldırısı düzenleyip, bunun suçunu Türkiye’nin üzerine atmak dahil, her türlü provokasyonu deneyebilir. Türkiye uluslar arası camiada haksız konuma düşecek aşırı tepki ve taleplerden uzak, dikkatli ve sükûnetli hareket etmelidir.”

Şeklindeki teslimiyetçi ve İsrail’e hizmetçi yorumları da, yalama olmuş münafıkların ruh halini yansıtmaktaydı.

Aynı kişi ve kesimlerin:

“Aman dikkat! Yahudi lobilerinin ve İsrail severlerin çok etkili oldukları Türk ekonomisini, spekülatif sebeplerle alt üst etmesine fırsat verilmemelidir.”

Tavsiyeleri de, hala İsrail ve Yahudi lobilerinin üzerinden halkımızı ürkütme ve sindirme çabalarıydı.

Hamas Lideri  Halit Meşal’in temsilcisi olacakların farkındamıydı?

Bu saldırıdan bir gün önce Erbakan Hoca’nın katılımıyla gerçekleşen İstanbul İnönü stadındaki muhteşem Fetih Mitingine katılan Halit Meşal’in temsilcisinin:

“Filistine giden ve sadece yardım malzemesi götüren bu gemiler limana sokulmazsa bunun asıl suçlusu ve sorumlusu İsrail değil, Türkiyenin ve diğer İslam ülkelerinin teslimiyetci ve işbirlikçi yöneticileri olacaktır.”

Sözleri yüksek bir mana ve mesaj taşımaktaydı…

Bu arada, olaydan iki gün önce:

“İsrail niçin kudurmaktaydı?” başlıklı yazısında:

“Dokuz gemi, on bin ton yardım malzemesi ve yedi yüzün üzerinde yardım gönüllüsü, dün akşam Antalya'dan Gazze'ye hareket etti. Eğer Akdeniz'de bir "kaza", bir aksilik veya öngörülmedik bir gelişme olmazsa filo yarın kuşatma altındaki Gazze açıklarına ulaşacak. Gazze'ye bir şekilde ulaşırsa, dördüncü yılına giren ambargo ilk kez kırılmış olacak.  Türkiye'den İHH'nın öncülük ettiği, İngiltere'den İrlanda'ya, Yunanistan'dan Endonezya'ya, Malezya'ya ve Cezayir'e kadar çok sayıda ülkeden sivil yardım ve barış gönüllüleri ile milletvekillerinin katıldığı bu konvoy; uluslararası sistemin sessiz onayı ile bir milletin bütün haklarının elinden alınmasına, köleleştirilmek istenmesine, ölüme mahkum edilmesine yönelik gördüğümüz en büyük ve etkili sivil girişimdir. İnsanlığı onura, adalete çağıran en cesur girişimdir.

İsrail yönetimi, Türk medyasını da kullanarak, tehditler savurdu. "Gemileri vururuz, ateş açarız, tutuklarız" gibi, kötü şeyler olacak izlenimi verdi. Daha başlamadan gidenlerin iradesini kırmaya çalıştı. Mısır'la birlikte, Türkiye'yi ikna etmeye, filoya engel olmasını sağlamaya çalıştı. "Gazze'de gıda sıkıntısı yok, yardıma ihtiyaç yok" gibi kendisinin bile inanmadığı bir söylemle dünyayı etkilemeye çalıştı. Hiç birisi işe yaramadı. Gidenleri yıldıramadı...

En son "kabine toplantısı"nda komandoların gemilere çıkmasını, operasyonun bizzat Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın yönetmesini, gemidekilerin Ashod'da hazırlanan toplama kampına alınıp sorgulanmasını, Filistinliler'in tutuklanıp yabancıların geri gönderilmesini kararlaştırdı. Gazze'den 20 mil açığa kadar olan mesafeyi "yasak bölge" ilan etmişler. Bir kere Gazze işgal altında. Bu kararın hukuki bir tarafı yok. İsrail'in o bölgede gemilere müdahale etmesi "korsanlık"tan başka bir şey değil. Çünkü İsrail karasuları ihlal edilmiyor. Gazze yasal olarak, İsrail toprağı değil. Fiili bir durum var, işgal durumu var. Bu bölgede bir kişinin kanının akıtılması, bir başka ülkeye ait gemiye el konulması, askeri operasyon yapılması, o ülkelerle İsrail arasında çok ciddi bir uluslararası hukuk sorunu, diplomatik sorun çıkaracaktır...

İsrail bilmelidir ki, bu sefer karşılarında savunmasız, dünyanın sahip çıkmadığı, insafsızca ve sistematik bir şekilde yaşam hakları ellerinden alınan, yok edilen Filistinliler yok. Sahipsiz insanlar yok. Gazze'ye gidenler, arkalarında güçlü devletler, milyonlarca insan desteğiyle gidiyor. Onlara verilecek zararın bedeli çok ağır olacaktır.

Filo Gazze'ye varırsa büyük bir zafer olacak. Dünyanın gördüğü en ciddi sivil girişimlerden biri olarak tarihe geçecek. Ambargo anlamsız kalacak. Gemilere el konulursa yine ambargo ağır yara alacak. Gemiler o bölgeye yaklaşamazlarsa bile, bugün itibariyle girişim amacına ulaşmıştır. Haftalardır İsrail'i en çok korkutan, endişelendiren, toplantı üstüne toplantı yaptıran girişim, başarıya ulaşmıştır. Lübnan'a, Filistin'e, Suriye'ye hatta İran'a saldırılardan dem vuran İsrail'in bu sivil girişim karşısında yaşadığı sıkıntıları gördük. Bu filonun Gazze'yle ulaşması engellenirse, insanlık daha büyük bir filoyla, belki yüz gemilik bir filoyla Gazze'ye girmek için yeniden harekete geçecektir.

Korkum, daha Gazze açıklarına varamadan bazı "aksiliklerin" meydana gelmesi. Umarız böyle bir şey olmaz. Bölgede, yarın akşam, bir trajedi yaşanırsa, İsrail'in hiç ummadığı tepkiler bir anda ortaya çıkabilir. Durum, ciddi bir çatışmanın patlak vermesine bile neden olabilir. Asla egemenlik hakkı bulunmayan bir bölgeye, denize İsrail'in müdahale yetkisi yok, olamaz da. Siz ne hakla Filistin karasularında korsanlık yapabilirsiniz?  Dua edelim, o gemilere bir şey olmasın. O yolculardan birinin bile burnu kanamasın...”[1]

Diyen İbrahim Karagül:

  • Acaba sadece varsayımlarını ve kuşkularını mı sıralamıştı?
  • Yoksa kulağına, derin odakların emin adamlarınca bir şeyler mi fısıldanmıştı?
  • Ya da bu tespit ve tahminleri, çok yüksek bir basiret ve keramet olarak mı okumak lazımdı?

Tam böyle bir sırada MİT’in başına FİDAN gibi bir HAKAN’ın atanması ne kadar isabetli (!) bir yaklaşımdı?

AKP’nin MİT’in başına düşündüğü Hakan Fidan’ın adının öne çıkmasıyla MİT’e “model” arayışı yeniden gündeme getirilmişti.

Sonunda MİT Müşteşarı Emre Taner’in yardımcılığına,  ardından makamına atanan Hakan Fidan’ın da bu modele sıcak baktığı belirlenmişti. Fidan, 2006 yılında Bilkent Üniversitesi’ndeki “istihbarat ve dış politika” konulu doktora tezinde “MİT’in reformize edilmesi gerektiğini” savunarak CIA-FBI modelini örnek vermişti.[2]

Artık Türkiye Cumhuriyetinin istihbarat örgütüne ne zaman bir yabancı müdahale dayatılsa “sivileşme”, “reform”, “modernleşme” gibi sihirli sözcükler gündeme getirilmekteydi.

Fidan hangi üniversite mezunu olmaktaydı?

Şimdi son birkaç aydır medyadaki Hakan Fidan’ı yere göğe sığdıramayan haberler dikkat çekiciydi.

Hakan Fidan 1986-2001 yılları arasında TSK’da astsubay iken zorunlu hizmeti bitince ayrılmış birisiydi. Derken ABD’deki Maryland Üniversitesinden “siyaset bilimi” lisansı alıvermişti. Ama nasıl? Acaba ABD’de gidip bu üniversitede okuyarak mı bunu elde etmişti.? Yoksa Fehmi Koru’nun “Harvard mezunu” olması gibi “dışarıdan” mı? Orası belli değildi.

Ordudan ayrıldıktan sonra Avustralya’nın Ankara Büyükelçiliği’nde “siyasi ve ekonomik danışman” olarak değerlendirilmişti.

AKP’nin iktidara gelmesinden sonra bir el, Fidan’a “Yürü ya kulum” demişti.

2003 yılında TİKA Başkanlığına getirilmişti.

Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde mütevelli heyet üyeliği lütfedilmişti. Fidan mütevelli heyet üyesi iken heyetin başkanı da Namık Kemal Zeybek’ti. Ahmet Yesevi Üniversitesinde Fetullahçı bir örgütlenme yapıldığına ilişkin devletin istihbarat raporu dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e de iletilmişti. Raporda Fidan’ın da adı geçmekteydi. Zeybek, mütevelli heyet başkanlığından alınmış ancak kadrosu dağıtılmayıp devam etmişti.

Hakan Fidan 2007 yılında Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığına yükseltilmişti. O dönemin Başbakanlık Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu ile aynı çalışma ekibindeydi.

Washington’daki Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde Tayyip Erdoğan başkanlığındaki heyette “nükleer şerpa” olarak görevlendirilmişti.

Hacettepe ve Bilkent’te ders de verdirilmişti.

Sanata düşkün, sinema sever bir enteldi !?

Kuşkuların kaynağı!

İşte bu göz boyayıcı tabloyla uyuşmayan haberi 16 Mayıs 2010 günlü Milliyet’te Tolga Şardan gündeme getirmişti. Fidan’ın adına hem MİT içinden hem de “MİT’le bağlantılı çalışan kurumlardan” itiraz geldiği belirtilmişti. Bazı kritik kurumların Fidan’a yönelik “mesafeli bir tavır içinde” oldukları ifade edilmişti. MİT’in de Fidan’ın adına sıcak bakmadığı kaydedilmişti.

Şimdi Lütfen, Hakan Fidan’la ilgili haberlerin tümünü yeniden gözden geçiriniz. Hakan Fidan Türkiye’de hangi Üniversiteden mezun oldu? Sorusuna cevap veriniz.

Biz cevabını bilemedik ve bulamadık ta...[3]

Şimdi asıl sorularımızı sıralayalım:

Acaba ülkemiz ve bölgemiz üzerinde bu provakatif senaryolar sahnelenirken Hakan Fidan gibi deneyimsiz, birikimsiz ve denenmemiş birisinin, MİT gibi stratejik bir Kurumun başına atanmasıyla, bu gelişmeler arasında dolaylı bir bağlantı kuranlar haksız mıydı?

İkinci soru:

Hakan Fidan’lı MİT, bu önemli girişim ve gelişmelerle ilgili ne gibi tedbir, tespit ve öngörülerde bulunmuş, yetkili makamlara ne gibi raporlar sunmuşlardı?

Ve AKP iktidarı açıkça Türkiye Cumhuriyetini hedef alan bu Siyonist ve küstah saldırının tahribatları ve yaralanan milli onurumuzun tamiratıyla ilgili hangi önlemleri almışlardı?

Üçüncü soru:

Tam da bu tarihlerde ABD’nin Özel Kuvvetlerinin Türkiye’ye sızdırılıp PKK görüntüsü altında askeri birliklere ve stratejik hedeflere saldırtması ile, MİT’teki bu yeni atamanın bir alakası var mıydı?

İşte ABD Özel Kuvvetlerine "Türkiye'ye Sız" Talimatı

ABD'nin küresel komutanlıklarından en büyüğü olan CENTCOM'un başında olan General Petraeus tarafından 30 Eylül 2007 tarihinde gizli bir emir yayınlıyordu.

"Joint Unconvential Warfare Taskforce Execute Order" (Birleşik Paramiliter Savaş Görev Gücü Emri) ismi açıklanmayan bir dizi Orta Doğu ülkesi ve diğer ülkelerde gerçekleştirilecek özel istihbarat ve gözlem operasyonlarını kapsıyordu.

7 sayfalık direktif ABD Özel Kuvvetlerine şunu emrediyordu:

"Müttefik ülkeler dahil bölgedeki ülkelere küçük gruplar halinde sızılarak , bölgedeki yerel gruplarla bağlantı kurulacak, terörist faaliyetlere/gruplara karşı bilgi toplanacak, yöresel gruplarla bağları güçlendirici çalışmalar yapılacak ve kalıcı durumsal bilinç yaratılacak…”

New York Times'in haberine göre söz konusu emir, ABD'nin İran'la olası bir savaş durumunda, hem İran'ı hizaya getirmeye, hem de bölgedeki diğer ülkelerde ortaya çıkması muhtemel İsrail ve ABD karşıtı gelişmeleri önlemeye yönelik bir zemin hazırlama çalışması oluyordu.

Türkiye'yi üs olarak kullanan ve açık veya gizli belli protokoller çerçevesinde faaliyetlerini sürdüren ABD’nin resmi güçlerinin ötesinde; görev tanımları gereği "sızma" çalışması gerçekleştirecek bu özel ekiplerin gözlem ve istihbarat çalışmaları için, artık bir resmi protokol ihtiyacı da bulunmuyordu.

Söz konusu birliklerin PKK kamuflajı altında bölgeye sızacağını ve "yöresel gruplarla kalıcı durumsal bilinç arttırıcı çalışmalar yürütme" emri çerçevesinde yerel örgütler ve sivil kesimlerle temaslar kuracaklarını tahmin etmek için uzman olmak gerekmiyordu.[4]

Dördüncü soru:

Yoksa kuduz İsrail bu gaddar saldırıyla; 50 bin kişinin katılımıyla ve İslam dünyasından seçkin ilim erbabının ve devlet adamının hazır bulunmasıyla İstanbul İnönü stadında kutlanan ve “Kahrolsun İsrail” sloganları ile çalkalanan tarihi miting öncesi; Erbakan Hoca’nın büyük destek ve teşvikiyle yola çıkan bu yardım konvoyunu vurarak, korkularını bastırmaya mı çalışmıştı?

Ne olursa olsun, değişmeyen bir gerçek vardı..

Ne ülkemizde, ne bölgemizde, ne de yer yüzünde, artık hiçbir şey eskisi gibi kalmayacaktı !..

İsrail, sadece ortadoğunun ve İslam Dünyasının çıbanbaşı değil, bütün insanlığın kanser uru konumundadır. Hem bu İsrail’den hem de AKP gibi işbirlikçi yönetimlerden artık kurtulmak lazımdır. Bu sonuç “komşularla sıfır sorun” safsatasının iflasıdır.

Eceli gelen köpeğe haddini kim hatırlatacaktı?

Akdeniz'in kıyısında İslam toprakları üzerinde 1948'de kurdurulan terör devleti işgalci İsrail'in 33 ülkeden 600 sivilin içinde bulunan insani yardım taşıyan gemilere yönelik vahşi ve kanlı saldırısı, tarihe geçen diğer katliamları gibi asla unutulmamalıdır.

Sabra ve Şatilla katliamlarını yapan Ariel Şaron gibi bir cani, terörist devletin halkı tarafından önce Başbakan, sonra Cumhurbaşkanı yapılmıştır. Saldırıyı uluslararası sularda, yine tamamen silahsız uluslararası sivil toplum kuruluşlarından oluşan insanlara saldıran terörist İsrail, cinayetler listesine korsanlık eylemini de katmıştır. İsrail bunları yapmadan önce çok ince hesaplar yapmış, kendisine hesap soracak, cinayetlerine izin vermeyecek Milli Görüş'ü iktidardan uzaklaştırmıştır. Çünkü Kıbrıs Federe Devlet Başkanı Papaz Makarios'u cuntacı Rumlar devirdiğinde adada EOKA'cı Rum militanlar, Müslüman Türkleri toplu katletmeye başladığında buna Milli Görüş'ün ortak olduğu koalisyon hükümeti karşı çıkmış ve Şanlı Barış harekatını başlatmış, kahraman ordumuz bunu zaferle tamamlamıştır. Devrin Başbakanı Bülent Ecevit bunu daha sonra Adalet Bakanlığı yapan Prof. Dr. Hikmet Sami Türk'e anlatmıştır. Yine o sırada İskandinav ülkelerine giden Bülent Ecevit'in Esenboğa Havalimanı'ndan uğurlanışının ardından Başbakan vekili olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, devrin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar'a "harekâtı derhal başlatın" emrini vermiştir. Bu emrin alınmasından yarım saat sonra "ABD'nin 6. filosunun İtalya'dan Akdeniz'e açıldığı" şeklinde bir istihbarat gelmiştir. Bu istihbaratı duyan Erbakan yine Esenboğa Havalimanı'nda pilotlara hitaben bir konuşma yapmıştır. Toplam 173 pilot U şeklinde sıralanmıştır. Ortada Erbakan'ın yanında Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları vardır. Erbakan, 6. filonun 15 parça gemiden, en büyüğünün ise Kennedy uçak gemisi olduğunu, her geminin bacasından bir pilotumuz dalış yapacağını, Kennedy uçak gemisine ise iki pilotumuzun kamikaze pilotları gibi saldırıp safdışı bırakacaklarını, bu nedenle 16 gönüllü pilota ihtiyaç duyulduğunu söylemiş ve  gönüllülerin bir adım öne çıkmasını istemiştir. Orada bulunan toplam 173 pilotumuzun hepsi derhal üç adım öne geçmiştir. Erbakan "İkinci emri bekleyin" deyince ve bundan 15 dakika sonra gelen ikinci istihbarat: "ABD'nin 6. filosu olduğu yerde demir attı" şeklindedir. Yani Erbakan Hoca’nın çelik iradesi ve Milli cesareti ABD’yi hizaya getirmiştir.

6 Eylül 1980'de Süleyman Demirel'in Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen, Kudüs şehrini başkent yapacak İsrail'i tebrik ve destek amaçlı ziyaret edeceği için, 24 milletvekili bulunan MSP tarafından hakkında gensoru önergesi verilmiştir. Önerge Ecevit başkanlığındaki CHP tarafından da desteklenir. Demirel: "İsrail’in hatırına gerekirse Dışişleri Bakanı da feda olsun" demiş. Mason ve İsrail dostu Hayrettin Erkmen Cumhuriyet tarihinde Meclis'te gensoruyla devrilen ilk bakan olma şerefine(!) erişmiştir. 9 Eylül'de MSP'li Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler'in de organize heyetinde bulunduğu bir "Kudüs Mitingi" tertiplenir. 12 Eylül 1980 askeri darbesini Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve arkadaşları işte bu mitingi de bahane ederek gerçekleştirir. Darbeden sonra partiler kapatılır, yöneticileri tutuklanır. İsrail, Kudüs'ü başkent ilan eder. Aynı Kenan Evren, Kudüs'ü başkent ilan eden İsrail'i telin için Telaviv'deki Büyükelçimizi geri çağırma ve İsrail'in büyükelçisini ülkemizden de kovma iradesini göstermiştir. Ta 1993 yılında SHP'li Hikmet Çetin Dışişleri Bakanı oluncaya kadar bizim Kudüs'te, İsrail'in de Ankara'da büyükelçisi yoktur. Yani Hikmet Çetin'in Dışişleri Bakanı, Tansu Çiller'in Başbakanlığı döneminde İsrail'e büyükelçi atanmıştır.

Erbakan 54. Refah-yol Hükümeti'nin Başbakanı'dır. İsrail Dışişleri Bakanı Türkiye'ye gelecektir. Erbakan, Aytunç Altundal'ı çağırır. Elçiyle görüşürken Altundal oradadır. Elçi, Türkiye ile dost olmak istediklerini söyler. Birlikte tarım işbirliğinden bahseder. Erbakan elçiye der ki: "Türkiye ile dost olmak istiyorsanız, önce işgal ettiğiniz toprakları terk edin." Siyonist elçi neye uğradığını şaşırmıştır.

Şimdi terörist İsrail, acımasız bir suç işleyerek. Uluslararası bir yardım konvoyuna saldırmıştır. En az İsrail kadar, bundan önceki konvoya zorluk çıkaran Mısır ve Ürdün yönetimlerinin de yüzleri karadır. Türkiye'de imanlı mühendisler tarafından insansız uçaklar yapılırken, tanesini 5 milyar dolara bu uçakları hala İsrail'den alan AKP ise zaten işbirlikçi suç ortağıdır.

Yani insani yardım konvoyuna saldıran bu eceli gelmiş köpeğe haddini kim hatırlatacak? Sorusunun yanıtı: ERBAKAN’dır.[5]

Recep T. Erdoğan’ın Buruk Grup Konuşması:

Latin Amerika gezisini yarıda kesip yurda dönen Recep Bey’in AKP Grup toplantısı konuşması, tam anlamıyla bir “dağ fare doğurmasıdır

Başbakan, İsrail’in bu küstah saldırısına karşı hükümetin aldığı önlemleri şöyle açıklamıştır.

  • Telaviv Büyükelçimizin geri çağrılmasına karar verilmiştir.
  • İsrail’le planlanan üç askeri tatbikat ertelenmiştir.
  • İsrail’e giden Genç Millilerin maçı iptal edilmiştir.
  • BM, NATO ve İslam Konferansı nezdinde girişimler sürdürülmektedir.
  • Yaralıların İsrail tarafından ülkemize gönderilmesi kabul edilmemiş, yaralılarımızı kendimiz alıp getirecek irade sergilenmiştir.
  • İsrail’in Gazze’ye yönelik ambargoyu derhal kaldırması ve yardım konvoylarına engel çıkarmaması istenecektir.

Peh peh peh…. Sanki İsrail, kendi merasına yaklaşan birkaç koyunumuzu telef etmiş gibi milli vicdanımızı isyan ettiren pinti bir tavır takınılmıştır.

Başbakan’ın:

“İsrail mutlaka cezalandırılmalıdır. Bu işin peşi bırakılmamalıdır. Türkiye yeni yetme köksüz bir devlet sanılmamalıdır. Türkiye’nin dostluğunu kaybetmek bile, çok pahalıya mal olacaktır.” Şek-lindeki horozlanmaları ise bize: “Yabancılar yavruma, yaban ördeği kadar yanar” sözünü hatırlatmıştı. Eh ne de olsa Recep Bey. T.C. Başbakanından öte İsrail güdümlü BOP’un eş başkanıydı…

Ve hele Recep Başbakanın:

“Bu mesele, Türkiye ile İsrail arasındaki bir mesele değil; hiçbir insani ve hukuki sınır tanımayan İsrail yönetimiyle ilgilidir.”

Diyerek sorunun Siyonist ve terörist İsrail Devletinden değil de, sadece iş başındaki Netanyahu yönetiminden kaynaklandığını ve bu hükümet uzaklaşırsa bütün sıkıntıların ortadan kalkacağını söyleyerek, Türkiye’nin Başbakanından ziyade BOP’un Eş Başkanı ve tabi İsrail Devletinin ve milletini yandaşı olduğunu bir kez daha ispatlamıştır.

Recep Erdoğan, aslında açıkça bir savaş sebebi olan bu alçakça saldırıya karşı en azından;

  • İsrail’le stratejik ve askeri işbirliği anlaşmalarını iptal ettiğini açıklaması
  • Ve ekonomik ve siyasi ambargo kararı alması beklenirken, adeta İsrail halkına yalvarıp:

Bu hükümet sizin de, İsrailin de başına bela açmaktadır. Bunları iktidardan uzaklaştırın” diye yakınması; bu acizlik ve işbirlikçilik ayıbını kapatacak kof ve kaba laflara ve kabadayılıklara sığınması; böylece bu acı ve alçaltıcı saldırılardan bile hala siyasi rant devşirme çabası ve hala “One Minute” horozlanmasını hatırlatması şahsen bizim kendisinden beklediğimiz ve hiçte hayret etmediğimiz bir kaypaklık tavrıdır.

Manşetler ve de Gerçekler!

Manşetlere bakarsak durumumuz çok iyi! İsrail'i dize getirmiş bulunuyormuşuz!

Sadece dize getirmekle kalmayıp aynı anda bölgede Amerika'ya rakip bile olmuşuz!

Amerika artık Ortadoğu'nun tek abisi konumunu kaybediyormuş!

Bölgede artık bir de Türkiye varlığı hesaba katılıyormuş..

"İsteklerimiz yerine gelmezse Netanyahu'dan başlayarak İsrailli tüm yetkilileri yargılarız" dediğimiz anda akan sular dururmuş!..

Ve  AKP’nin sert ve cesaretli tavrı yüzünden İsrail tutukladığı herkesi serbest bırakmak zorunda kalıyormuş!..

Evet, bunlar manşetlerden derlediklerimiz!

Demeç üstüne demeç patlatılıyor en sert tepkinin verileceği ilan ediliyor ama bu en sert tepkin ne olduğunu bir türlü öğrenemiyoruz!

En sert tepkiden kastın savaş ilanı olmadığını biliyoruz!

Zira Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın daha işin başında "Kimse İsrail'e savaş ilan etmemizi beklemesin" demek suretiyle duruma açıklık kazandırdığını, hatta Fetullah Hocayı haklı görerek yardım gönüllülerinin bir nevi korsanlıkla suçladığını, hatırlıyoruz!

Peki, gemimizin açık denizde basılması ne olacaktı?

Peki,  vatandaşlarımızın barbarca öldürülmesi ne olacaktı?

Şu anda sanki kimseyi esir vermemiş olmamızla yetiniliyormuş ve bununla övünülüyormuş gibi halkımız aldatılmaktaydı.

Kimseyi esir vermedik ama dokuz kardeşimizi şehit verdik! Bu şehitlerin hesabı n'olacaktı?

İşlenen bu vahşet yine İsrail'in yanına kâr mı kalacaktı?

Yoğun diplomasi trafiği içinde bize destek veriyormuş gibi görünen Amerika'nın İsrail'e hak vermesini görmezlikten ya da duymazlıktan gelenler ahmak mıydı, alçak mıydı?

ABD Başkan Yardımcı Joe Biden konuyla ilgili açıklamasında "Güvenlik çıkarları kapsamında haklılar" demek suretiyle İsrail'e açıkça arka çıkmıştı.

Türkiye'ye ölümü gösterip hastalığa razı etmek ister gibiler!

Anlaşılan sonunda "Tutukların hepsini serbest bıraktırdık ya daha ne istiyorsunuz" denilerek bu defter kapatılmaya çalışılacaktı![6]









[1] YeniŞafak- 28 Mayıs 2010

[2] Akşam, Z.Kıvanç El, 22 Nisan 2010

[3] Aydınlık

[4] Açık İstihbarat

[5] Milli Gazete, Selami Çalışkan, 1 Haz. 2010

[6] Zeki Ceyhan, Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

TÜRKİYE TÖKEZLİYOR, YIKILMASI YOK OLUŞUMUZDUR!
Devlet çatısı çatırdıyor. Emniyetle asker, polisle jandarma çekişiyor. Emniyet içinde...
Devami
Ey MHP Destekli, AKP İktidarı! ÇİN'İN MÜSLÜMAN UYGURLARA UYGULADIĞI SOYSUZLUKLARDAN HABERİNİZ VAR MIYDI? TEPKİNİZ VE TEDBİRİNİZ NE OLACAKTI?
  Ey MHP Destekli, AKP İktidarı! ÇİN'İN MÜSLÜMAN UYGURLARA UYGULADIĞI SOYSUZLUKLARDAN HABERİNİZ VAR...
Devami
YARGI PAKETİ Mİ, SARGI BAGETİ Mİ OLMAKTAYDI?
  YARGI PAKETİ Mİ, SARGI BAGETİ[1] Mİ OLMAKTAYDI?          Erdoğan iktidarı, aylarca “Büyük Yargı...
Devami
MİLLİ GÖRÜŞÜN BAŞBELALARI VE SORUMLULUKLARIMIZ
  Hayat bir imtihandır ve her birimizin imtihan şartlarını bizzat Cenabı...
Devami
AKP SATIYOR YENİ ŞAFAK SAVUNUYOR
  Toprak satışı, özgürlüğün batışıdır! Son aylarda hızla tırmanan yabancılara toprak...
Devami
MİLLİ DÖNÜŞÜME BİR LİDER LAZIM
  Bismillahirrahmanirrahim. “…… Allah’ın emri; (bütün işleri ve hükümleri, ölçüyle tanzim ve)...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2203

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR