Reklam
Reklam
Reklam

SEÇİM NETİCELERİ VE MECBURİ “MİLLİ MUTABAKAT” İSTİKAMETİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

Seçimlerden yaklaşık iki ay kadar önce, Ahmet Akgül Hocamız bir internet sitesine verdiği röportajda bugünkü sonuçları öngörüp aktarmıştı.

7sabah.com’dan Aydın Altay Beyin: “Türkiye’nin tamamen 7 Haziran seçimlerine odaklandığı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bu süreç birçok yönüyle konuşulması gereken bir süreçtir. Sizinle bu süreci ve seçim sonrası olası ihtimalleri konuşmak istiyoruz, ancak onun öncesinde Ortadoğu’da hala devam eden çatışmaları sormak istiyorum; “Ortadoğu’nun kaderi” olarak lanse edilmeye çalışılan kan ve gözyaşlarının asıl sebepleri nelerdir?” sorusuna Ahmet Akgül Hocamızın şu yanıtı aynen gerçekleşmiş bulunmaktaydı: Sizi tebrik ve takdir ediyorum. Sorular insanın aklını ve duyarlılığını yansıtır. Evet, Allah davasına sadık ve Mevla’sına âşık insanların; algıları, anlayışları, fıkıhları-yani kavrayışları ve olayları yorumlama zekâları nurlanıp açılmaktadır. Bakınız Frankfurt’ta, Avrupa Merkez Bankası’nın açılışına karşı çıkan ve “Almanya tarih oluyor ve sömürü sermayesinin güdümüne giriyor!” diye, on binlerce kişinin protestosu acımasızca bastırılmış, onlarca polis arabası yakılmış, 50 kadar polis yaralanmış, 160 gösterici hastaneye kaldırılmış, 350 kişi tutuklanmış, ama hem Alman medyası hem de yerli Mason medyası buna gözünü kulağını kapamıştır. Ve daha acısı, “AB’ye girmek bizim stratejik hedefimizdir!” diyen AKP, hala dindar halkımızdan alkış ve oy almaktadır, ama yakında oyunları bozulacaktır” diyen Ahmet Akgül Hocamız seçim sonuçlarıyla ilgili şu öngörülerde bulunmuşlardı:

Cenabı Hakkın takdiriyle, dengelerdeki çok cüzi kaymalar, siyasi sonuç olarak çok önemli hatta tarihi dalgalanma ve tıkanmalara yol açacaktır.

Bakınız Sn. Recep T. Erdoğan fena hâlde telaşlıydı, çünkü 7 Haziran’dan kaygılıydı. Çıtayı önce çok yüksek tutmuşlardı. Başlangıçta 400 milletvekili hayalleri kurar ve ona göre hesaplar yaparken birden çıtayı 330’a kadar indirmesi, ardından tek başına hükümet kuramama kaygısına düşmesi ciddi bir korku ve kuşkuyu yansıtmaktaydı. Zira seçim araştırmalarından Erdoğan’ın istediği sonuçlar çıkmamaktaydı ve anlaşılan AKP inişe ve çöküşe başlamıştı. Erdoğan’ın en büyük kâbusu HDP’nin barajı aşmasıydı. Eğer HDP barajı geçebilirse, Erdoğan’ın tek başına anayasayı değiştirme hayali olan en az 330 milletvekili çıkarması imkânsızdı. Ve sözde seçim araştırmalarına göre, HDP’nin barajı geçme şansı yüksek bir ihtimal sayılmaktaydı. (Yani bu yönde algılar oluşturulup, kafalar böyle şartlandırılmaktaydı.) Başka bir ihtimal daha vardı: HDP barajı aşarken, buna MHP oylarındaki artış da eklenirse ve SP İttifakı sanılandan biraz daha yüksek oy koparabilirse AKP’nin elinden mutlak çoğunluk olan (276 milletvekili) dahi kalmayacak ve %40 oy alıp 1. parti dahi olsa hezimete uğrayacaktı. Yani AKP 7 Haziran sonrası tek başına hükümeti kuramama tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Sn. Cumhurbaşkanının oldukça hırslı ve hınçlı bir parti başkanı gibi muhalefete saldırması da aslında acı akıbetini hazırlayıp hızlandırmaktaydı. AKP Genel Başkan Yardımcısı M. Ali Şahin’in: “Belki koalisyon dönemleri de yeniden karşımıza çıkacaktır; nihayet AKP’nin de bir ömrü vardır!” itirafları da anlaşılan bu kuşkuları yansıtmaktaydı. Sn. Cumhurbaşkanı’nın seçimlerden en az 400 milletvekili beklentisini sonra 330’a düşürmesi ardından Hükümet kuramama bunalımına girmesi de herhalde bir dağılma telaşı ve itirafı sayılmalıydı.

Seçim listeleri nasıl okunmalıydı?

AKP’de Erdoğan-Davutoğlu denklemi bıçak sırtındaydı. Melih Gökçek’in oğlu yakın akraba diye dışlanırken damat Burak Albayrak listelerde ön sıralardaydı. Yani AKP durumu koruma telaşındaydı.

CHP’de ön seçimle demokrasi havariliği yapılmasına rağmen bir iktidar olma hevesi ve havası henüz oluşturulmamıştı.

MHP; eski Genel Başkan adaylarını liste başı yapma bir özgüven olgunluğunu yansıtmaktaydı. Ama bırak iktidarı, Ana muhalefet olma azmi bile bulunmamaktaydı. Yine de kilit parti konumundaydı.

BDP: Barajı aşma aşkına tüm komünist ve dinsiz solcuları ve Alevi oylarını (CHP)den kapma ve dindar Kürt oylarını safına katma çabasındaydı. Barajı aşması dengeleri değiştirip Erdoğan’ın başkanlık hevesini kursağında bırakırdı. Ama özerklik bölünmesine hız kazandıracaktı.

Bu açıdan AKP’nin:

Ağrı’da %47’den %18’e

Siirt’te %48’den %28’e

Bitlis’te %50’den %32’ye

Muş’ta %42’den %24’e

Van’da %40’tan %23’e

Diyarbakır’da %32’den %15’e

Iğdır’da %28’den %11’e

Batman’da %37’den %20’ye

Gaziantep’te %61’den %47’ye

Urfa’da %63’ten %49’a

düşmesine ve HDP’nin barajı aşıp Meclise girmesine yarayacak şekilde aday tespitine ve strateji değişikliğine razı olması, elbette dış güçlerin bir dayatmasıydı ve AKP’nin bilinçli hatasıydı ve hıyanet ortaklığıydı.

Zavallı ve zırvacı Cemaat ise en az %5-10 seçmen tabanları olduğu havasında iken, yerel seçimlerde (Ankara ve İstanbul’da CHP adaylarını desteklediler) ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde (Ekmeleddin İhsanoğu’nu desteklediler) %1 bile olmadıklarının hem CHP hem MHP farkına vardı. Şimdi CHP Cemaatle çarpışacak Tuncay Özkan ve Dursun Çiçek gibileri liste başı yapmıştı.

Velhasıl; AKP’nin dağılması kaçınılmazdı ve ilahi adalet gereği, Milli Görüş’e yaptıkları hıyanet benzeri bir girişimle mutlaka karşılaşacaktı. Ancak bu parçalanmadan parsa kapmayı uman istismarcı fırsatçılar da yanılmaktaydı. Evet, AKP dağılacaktı, sömürü saltanatı yıkılacaktı; ama yerine milli ve haysiyetli bir süreç başlayacaktı. Karakteri malum Bülent Arınç’ın, sözde çözüm süreci ve izleme komitesiyle ilgili Sn. Cumhurbaşkanına “Hükümetin işine karışma” çıkışından sonra; yıllardır AKP’nin Ankara Belediye Başkanı olan Melih Gökçek’i “hileli ve akçeli işlere bulaşmak ve haksız kazanç sağlamakla” suçlaması ve karşılıklı sataşıp içlerini kusmaları, parti içinde Erdoğancılarla gizli Fetullahçıların ve Abdullah Gül takımının liste savaşlarını yansıtmaktaydı… Ve bu yama, artık dikiş tutmazdı!.. İnternete düşen 17-25 Aralık yolsuzluk tapelerinde “Bu milletin a…na koyacağız!” diyen Mehmet Cengiz, Akkuyu Nükleer Santrali inşaat kısmi ihalesini kazanmıştı. Ağrı’da onlarca PKK’lı eşkıyanın etkisiz bırakıldığı ve onlarca askerimizin yaralandığı çatışmalar için BDP’yi suçlayan MSB İsmet Yılmaz kendilerinin PKK elebaşlarıyla oturup pazarlık yaptıklarını unutsa da artık halkımız her şeyin farkındaydı.

Ya hu bugün hiç yüzü kızarmadan “Cemaat beni 11 yıl aldattı!” diyenlerin yarın çıkıp: “Şu Abdullah Öcalan da beni kandırıp kullandı!” demeyeceğinin garantisi var mı? diye hiç kimse sormamaktadır. Sn. Cumhurbaşkanı, kendi başlattığı ve en büyük başarısı saydığı Çözüm Süreci ve İmralı heyetiyle ilgili, daha şimdiden karşı tavır almaya ve bu girişimleri yanlış bulduğunu açıklamaya başlamıştır. Acaba bu açık bir tutarsızlık mıdır, yoksa çifte standart yani ikili oynamak mıdır? İnşallah tarihi yanlışlık ve tahribatlarının farkına varmıştır! Hatta teröristbaşı Öcalan’ın Nevruz gibi mesajları önce Hükümet’e ulaşmakta, düzeltilip değiştirilmeler yapılmakta, sonra halka okunmakta; ama hiç utanmadan bir de AKP’li yetkililer kalkıp bu mesajlara karşı çıkmaktadır.

Ülkemizdeki ve bölgemizdeki bu sorunların asıl kaynağı İsrail’in Arz-ı Mev’ud hesaplarıdır, BOP bu şeytani amacın bir aracıdır ve Eşbaşkanları hala İslamcılık oynamaktadır. Ve Siyonist senaryoda dindarlık rolü oynayanlar münafıktır

Maalesef bütün dünya bir Siyonist tiyatrosuna çevrilmiş durumdadır. Bu zulüm ve sömürü tiyatrosunda, Siyonist Yahudilerin yazdığı senaryoda, devlet, parti (siyaset) ve büyük şirket yöneticilerinin kimisi Hıristiyanlık, kimisi Müslümanlık, kimisi Putatapıcılık, kimisi solculuk kimisi de sağcılık rolü oynamaktadır. Halk ise kendilerinden sandığı bu yöneticilerin kurusıkı palavraları ve gönül okşayıcı propagandaları ile oyalanıp avutulmaktadır. Gizli Dünya Devleti; dolardan modaya, finans kurumlarından medyaya, silah ve sanayi fabrikalarından sinemaya, Birleşmiş Milletlerden NATO’ya, GDO’lu gıdadan meşrubatlara hemen her şeyi kontrolüne almış bulunmaktadır. Bugün insanlık ekonomik ve siyasi yönden bunalmıştır, sosyal tufanlar başlamıştır, özellikle İslam coğrafyası anarşi, iç savaş, işgal altında buhrandadır. Artık tarihi bir patlama ve hesaplaşma kaçınılmazdır, mevcut Siyonist sistem mutlaka yıkılacak, Adil Düzen kurulacaktır. Bu kutlu dönüşüm, derin dengelerin yer değiştirmesi şeklinde olacak ve umarız kan dökülmeden başarıya ulaşacaktır. Çünkü, ABD, İsrail ve NATO güçlerinin; nükleer başlıklı füzelerini ve diğer saldırı sistemlerini kilitleyip çalışmaz hale getirecek, uçak gemilerini ele geçirecek teknoloji harikaları hazırlanıp tamamlanmıştır.

Bütün dünya, maalesef 13 Yahudi ailesinin çiftliği konumundadır

Sivil toplum örgütü Intermon Oxfam'ın raporunda, dünyadaki zenginliğin neredeyse yarısının (yüzde 46) dünya nüfusunun yüzde 1'inin elinde olduğu ortaya çıkarılmıştı. Davos'ta, 22 Ocak'ta başlayan Dünya Ekonomi Forumu öncesinde ilginç kıyaslamalar yapılan raporda, dünyanın en zengin yüzde 1'lik nüfusunun zenginliğinin, dünya nüfusunun en fakir yarısının toplam zenginliğinin 65 katına denk geldiği açıklanmıştı. Raporda, dünyadaki fakir nüfusun yarısının gelirinin dünyanın en zengini olan 85 kişinin varlığına ulaşmadığı, 2009'dan itibaren ABD'deki yüzde 1'lik en zengin nüfus daha fazla zenginleşirken dünyadaki fakir nüfusun yüzde 90'ının daha da fakirleştiği aktarılmıştı. Dünyadaki sosyal dengenin geçmişte örneği görülmemiş bir şekilde bozulduğu saptanan raporda, zenginler ve fakirler arasındaki korkunç uçurumların, geri dönüşü olmayan bir sürekliliğe girme tehdidiyle karşı karşıya olduğu vurgulanmıştı. Raporun sonuç metninde "Ekonominin elit kısmı, ekonomi oyununun kurallarını istedikleri gibi değiştirebilmek için siyaset gücünü tutsak almıştır" tespiti yer almıştı. Bu raporda, dünyanın %1’lik en zengin tabakasının toplam servetinin yarıdan fazlasının 13 Yahudi ailesinin elinde bulunduğu gerçeği ise, malum korkular ve baskılar yüzünden saklanmıştı.

Sabah namazını, ama medya eşliğinde Hacı Bayram’da kılacak kadar dindar Davutoğlu, Siyonist CFR’ye sığınmıştı!

Siyonist sömürü sermayesinin güdümündeki ABD’nin faizleri arttıracağını açıklamasından sonra sıcak paranın yavaş yavaş kaçtığı Türkiye, yeni borçlar bulmak ve yabancı yatırımcıları Türkiye’den gitmemeye ikna etmek için küresel rantiyenin kapısını çalmıştı. Yahudi lobisinin en etkili ve tehlikeli kuruluşlarından CFR’nin (Council on Foregin Affairs-Dış İlişkiler Konseyi) 4-7 Mart tarihlerindeki yıllık kurumsal toplantısına “Onur Konuğu” yaftasıyla katılan Başbakan Ahmet Davutoğlu, hem Citibank ve Goldman Sachs gibi küresel rantiye şirketlerine, “Türkiye, ekonomik dinamizm ve siyasi istikrar açısından gelecek için size umut vadeden bir ülke, gelin yatırım yapın” diye yalvarmış, hem de yabancı yatırımcılar için referans niteliğinde olan Siyonist CFR’nin desteğini almaya çalışmıştı. Başbakan Davutoğlu, CFR’de “sözlüye kalkmış bir öğrenci” gibi Siyonist lobinin sorularını yanıtlamıştı. Davutoğlu, “Onur Konuğu” pozuyla katıldığı programın moderatörü CFR Başkanı Richard N. Haass’ın iç güvenlik paketine dair sorusunu yanıtlayıp, “komşularla sıfır sorun” palavrasıyla ilgili açıklamalar yapmıştı. Siyonist Haass, Türkiye’nin iç meselelerine dair soruların ardından daha da ileri giderek, Davutoğlu’nu, “Rusya ile ilişkilerinizde sorun yoksa, bu da bizim için bir sorun sayılır. Türkiye’nin Rusya’dan tam bağımsız hareket ettiğini savunuyorsunuz ama bizim buradan gördüğümüz doğalgaz ihtiyacınızın yüzde 60’ını Rusya’dan karşılıyorsunuz. Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’da sebep olduğu sorundan dolayı izole edilmesini istemiyor” şeklinde suçlayacak kadar küstahlaşmıştı. Bu Siyonist merkezlerin mecburi hizmetindeki kişi ve hükümetlerden milli ve haysiyetli icraatlar beklemek en azından saflıktı.

Peki bundan sonra ne olacaktır?

Sn. Cumhurbaşkanının AKP’nin fiili Genel Başkanı gibi seçim kampanyasına katılmasına, bütün devlet imkânlarının, etkin baskı unsurlarının ve çeşitli şantajların kullanılmasına rağmen, AKP’nin seçim kaybı sadece görünürdeki yaklaşık 10 puandan ibaret sanılmamalıydı. Bu hezimetin siyasi karşılığı en az 20 puandı. Resmi ve kesin olmayan sonuçlara göre AKP’nin 258, CHP’nin 132, MHP’nin 80, HDP’nin 80 milletvekili çıkarması, hem dış güçlerin, hem işbirlikçilerin bütün planlarını boşa çıkarmıştı.

AKP yeniden hükümet kurup meclisten güvenoyu alması için gereken 276 sayısının tam 18 kişi altında kalmıştı. Sayısal ve varsayımsal olarak AKP’nin CHP, MHP ve HDP ile ayrı ayrı koalisyon kurma şansı vardı, ama siyasal olarak bu imkânsızdı; çünkü bu üç parti daha şimdiden AKP ile hükümet kurmayacaklarını peşinen açıklamış ve bu kapıyı kapatmışlardı. Muhalefetteki 3 partinin (CHP, MHP ve HDP’nin) ortaklaşa bir koalisyon kurmaları veya CHP-MHP koalisyonuna HDP’nin dışarıdan destek çıkması ise yine sayısal olarak mümkün görülse de, siyasal olarak eşyanın tabiatına aykırıydı.

Bu şartlarda Sn. Cumhurbaşkanının, birinci parti olan AKP Genel başkanı Ahmet Davutoğlu’nu iktidar kurmakla görevlendirmesi, güvenoyu alamazsa bile, işi sürüncemede bırakıp geçici AKP hükümetiyle zaman kazanmaya yeltenmesi, veya Meclisi feshedip erken seçim kararı vermesi ve bu hükümetle seçime gidilmesi, kendisinin de altından kalkamayacağı çok büyük sıkıntı ve sarsıntılara yol açacaktır. Böyle davranılırsa, ülke çok tehlikeli çalkantılara ve çıkmazlara sürüklenmiş olacaktır.

Tek ve gerçek çare: Mecburi mutabakat arayışları ve Milli Çözüm iktidarıdır!

Bu tablo karşısında ve Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır şartlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda tek ve gerçek çare; bütün partilerin, etkin sivil örgütlerin ve devlet erkinin, mecburi bir mutabakat arayışına başlaması ve bu Meclis’ten bir Milli Çözüm iktidarının çıkarılmasıdır. Bu oluşum, hem mümkündür, hem münasiptir, hem de milli mecburiyet halini almıştır. Şuur ve sorumluluk sahibi hiçbir siyasi parti veya yetkili kişi ve kesim böyle bir Milli Mutabakat iktidarına karşı çıkmayacaktır, çıkmamalıdır, hatta oyunbozanlara bu fırsat asla tanınmamalıdır.

Türkiye’de 13 yıllık AKP döneminde artık “Demokratik Seçimler” yerine, suni ve sinsi olarak pekiştirilen sahte kimliklerin tespiti öne çıkmakta, bir nevi “Demografik Sayımlar” yapılmaktadır.

1- AKP eliyle; “Yeni Türkiye” sloganı ve “İleri Demokrasi” kılıfıyla ve çok riyakâr ve tahripkâr bir din istismarıyla yürütülen Kapitalist İslamcılık Kimliği

2- CHP eliyle; dayatmacı bir devrim ve Kemalizm simsarlığı perdesi altında Sünni İslam düşmanlığına dayalı katı ve kötü bir Laiklik Kimliği

3- MHP eliyle; başka kökenleri kırıcı ve kışkırtıcı mahiyetteki bir Türkçülük akımı ve Menfi Milliyetçilik Kimliği

4- HDP üzerinden; Ayırımcı Kürt ırkçılığını körükleyen, dinsiz Darwinist ve Komünist PKK’nın “Federatif Özerklik” kimliği

beyin yıkama metoduyla halka benimsetilip, Milletimiz ayrıştırılmaya, ülkemiz parçalanmaya ve devletimiz zayıflatılıp yıkılmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle Milli Mutabakat iktidarı kaçınılmazdır, belki de son tarihi fırsattır.

Bu arada Saadet Partisinin de artık mevcut, bereketsiz ve beceriksiz kafalardan kurtulması şarttır. Milli Görüş bünyesindeki iz’an ve insaf ehli yetkili ve yöneticilerin, kutlu bir açılım ve atılıma öncülük yapacak sadakat ehli ve Adil Düzenci kadroların işbaşına gelmesini sağlayacak tedbirler ve değişimler için düğmeye basmaları, herkesin manevi ve tarihi sorumluluklarıdır ve belki de bu onların son şansıdır. 2011 Genel seçimlerinde SP %1.27, bizden yeni ayrılan HAS Parti %0.77 yani toplam %2.04 oy almışken, bu seçimde daha önce %0.75 oy alan BBP ile ittifak kurulmasına rağmen %2 oy alınması, SP yöneticilerinin istifa etmesi için yeterli bir sebep sayılmalıdır. Yani her iki partinin toplamı olan yaklaşık %3 oranına bile ulaşılamaması, umutlandırıcı olmak bir tarafa, utandırıcı bir sonuç olarak işte karşımızdadır.

Eski MHP’li, fikren ve fiilen CHP’li, 12 yıldır yandaş ve ağabey AKP’li ve şimdi HDP’yi demokratikleştirme ve Türkiyelileştirme heveslisi Taha Akyol’un seçim sonuçlarını yorumlarken, “seçim barajının %5’e düşürülmesi zaruri bir ihtiyaçtır. AKP’nin de hayrınadır, ama o zaman Saadet Partisi’nin de barajı aşma şansının doğması ayrı bir sıkıntıya yol açacaktır” sözleri barajı aşan mevcut partilerin ve bunları ayarlayıp uyarlayan malum merkezlerin asıl alternatifinin ve Milli Projelerin tek adresinin Saadet Partisi olduğunu ortaya koymaktadır. Ve tabi bugünkü yönetici kadrolar ve kafalarla SP’nin topluma yeni bir umut dalgası oluşturması imkânsızdır.

Sonuç: Bu şartlarda hala gaflette inat, felakete davetiye çıkarmaktır!

“Düş de gör, dost; düş de gör

Hayalde gör, düşte gör…

Sadık sahte, kim imiş

Makamından, düş de gör…”

Düne kadar meydanlarda ve ekranlarda tüm muhalefeti düşman rakipleri görüp hakaretle küfreden… Halkı kin ve nefretle kışkırtıp körükleyen… Kendini “kahraman kaplan” zannedip kükreyen Zat-ı Divane seçim sonrası nasıl da birden süt dökmüş kediye dönüvermişti. Ülkeye ve Millete hayırlı icraat yerine kof edebiyatla yıllarca halkı avutuveren… Görünüşte ABD ve AB’ye karavana atıp tutan, ama gerçekte Siyonist ve emperyalist merkezlerin eş başkanlığını, yani işbirlikçi kahyalığını yürüten şişme plastik palavracının havası inince foyası sırıtıvermiş, sesi soluğu kesilivermişti…

Oysa bu hezimet, aslında acı akıbetlerinin henüz ilk işareti ve “sonun başlangıç” alametiydi… Hak davasına, Hocasına, halkına, vatanına, Kur’an’ına ve kutsalına hıyanet edenleri, siyasi iktidar ve nefsi ihtirasları uğruna şeytani mahfillerin hizmetine girenleri daha ne hasaret (feci pişmanlık) ve mahcubiyetler beklemekteydi.

Ancak henüz hayatta iken hiç kimse için tövbe kapısı kapanmış, Hakka ve hayra dönme, kötülüklerini terk ve telafi etme fırsatı kaçırılmış değildi. Samimi ve Nasuhi bir tövbe ve taleple, ciddi ve cesaretli bir gayretle Allah’a yönelip güvenen, her türlü istismar ve suiistimalden vaz geçip halka hizmeti hedefleyen, Milli Görüş ve Adil Düzen projelerini sahiplenip sürdüren kişilerin ve ekiplerin bağışlanması ve hayırlı işlerinde başarılı kılınması Allah’ın rahmet ve mağfiretinden elbette ümit edilirdi, edilmeliydi.

Bu nedenle ve özellikle, hiçbir partiye tek başına iktidar olma imkanı vermeyen, çok zıt kutuplardaki muhalefet partilerinin de bir koalisyon kurma ihtimali görülmeyen bu meclis aritmetiği karşısında; şahsi saplantı ve kuruntularını, nefsi inat ve ihtiraslarını bırakıp, AKP dâhil meclisteki bütün partilerin katılımıyla ve gerekirse bağımsız bir Başbakanın yönetimi altında oluşacak bir Milli Mutabakat Hükümetine öncülük edilmesi ve bu yöndeki girişimlerin desteklenmesi, samimiyetin ilk alameti ve vatanseverliğin gereği ve göstergesidir. Çünkü yeni bir Milli Mücadele, ancak halkın her kesimini temsil eden partilerin ortak iradesi ve işbirliği içinde gerçekleşecektir.

Özetle; ne dış mihrakların (Siyonist odakların) ne içerideki küresel bağlantılı sermaye baronlarının, haşa Allah’tan daha güçlü oldukları yanılgısından (hele bu seçim yenilgisinden sonra) artık kurtulmak için bu sonuçlar belki de son uyarı niteliğindedir. Ve yine çevremize çöreklenen tüm yalakacı, tencere dibi yalayıcı, fırsat ve menfaat avcısı ve faiz-fuhuş fetvacısı heriflerden ve haşerelerden de kurtulup aklıselim ve vicdani tatminle karar verip hareket etmeden huzura ve kurtuluşa asla erişilemeyecektir.

Milli Mutabakat koalisyonu kaçınılmazdı!

7 Haziran Genel Seçimlerinden oy kaybıyla çıkan ve tek başına iktidar olma şansını kaçıran AKP'nin ne yapacağı merak konusu idi. Ankara'da AKP kulislerinde konuşulanları köşesine taşıyan Milliyet yazarı Abdullah Karakuş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın A-B-C planlarının hazır olduğunu belirtmişti. Sn. Erdoğan'ın yol haritasını ortaya koyması için muhalefet partilerinin kesin tavırlarını ortaya koymasını beklediğine dikkat çekmişti.

Sn. Erdoğan'ın “Öncelikle hükümetin nasıl kurulacağına yönelik tüm alternatifler değerlendirilmeli” yaklaşımı oldukça önemliydi. Sn. Cumhurbaşkanı, yazılı yaptığı ilk demecinde, bütün partileri yeni hükümet kurulma sürecinde hassasiyetleri korumaya, sağlıklı ve gerçekçi değerlendirme yapmaya ve sorumlu davranmaya davet etmişti. Bu mesajın öncelikle "Ben koalisyonda olmam. Seçime gidelim" diyen MHP liderine yönelik olduğu sezilmekteydi.

AKP’den bazı önemli isimler ise güven ve istikrarın sürmesi için mutlaka AKP'nin de hükümette yer alması gerektiği yönünde mesajlar vermekteydi. Hükümeti kurmakla ilgili görevlendirmenin yapılmasının ardından partilerin takınacağı tavrın da yeni yol haritasının belirlenmesinde etkili olacağı kesindi. Görüştüğümüz kaynaklar kriz olmaması için Erdoğan'ın A-B-C planlarının şekillendiğini, ancak partilerin tavırlarının biraz daha netleşmesine göre hareket edileceğini belirtmişti.

Kılıçdaroğlu koalisyona hazırdı!

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim sonrası ilk röportajında: “Ben sağduyu çağrısı yapıyorum. Bu ülkenin sorunlarını çözmek için hemen bir araya gelmeli ve konuşmalıyız. Aramızda bir düşmanlık da yok, kavgada yok. Herkes üstüne düşeni yapsın artık” sözleri ve erken seçimle ilgili “seçmene saygısızlık olur” değerlendirmesi de önemli ve ümit vericiydi.


Bu yazarin diger makaleleri

  PKK, Avrupa'da ahtapot gibi örgüt kurmaktadır ABD Dışişleri Bakanlığı...
Devami
Milli Savunma Alanında Türkiye’nin Teknolojik Atılımları ve Erbakan’ın Harika Hazırlıkları
  ESAM'ın tarihi bir toplantısında rahmetli Başbakanlarımızdan Prof. Dr. Necmettin Erbakan...
Devami
ABD ve yandaşlarının körfeze gelişlerinin asıl amaçlarından birisi de, Irak'ı...
Devami
  Sultan Abdülhamit Han, Filistin’de bir Siyonist devlet kurulması girişimlerini sezip...
Devami
AKP’nin Kürt açılımını, bir seçim yatırımı olarak kullandığı ortaya çıktı “Kürtler...
Devami
  Önce Şam'da, ardından Diyarbakır'da bombalı saldırılar yapıldı. Yine masumların...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1308

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

SON YORUMLAR