ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1744
mod_vvisit_counterDün3864
mod_vvisit_counterBu Hafta5608
mod_vvisit_counterGeçen hafta27382
mod_vvisit_counterBu Ay82722
mod_vvisit_counterGeçen Ay119131
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17839569

IP'niz: 3.236.170.171
Bugün: 15 Haz 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12602662

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Stratejik Ortaklarımızın Türkiye’yi Parçalama Haritaları ve AKP İKTİDARININ KORKUNÇ HATALARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

ABD’li Yahudi komutanın Suriye ziyareti TSK’ya gözdağı mesajıydı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Joseph Votel, Suriye’de Amerikan askeri desteği ile PKK/PYD’nin denetiminde bulunan bölgeye 11 saatlik bir ziyaret yapmıştı. ABD’li Yahudi komutanın bu ziyareti, “Türkiye’ye mesaj” olarak yorumlanmıştı. (CENT-COM) komutanı General Joseph Votel’in, Suriye’nin Kuzeyinde PYD ve diğer bazı muhalif gruplarla buluştuğu ortaya çıkmıştı. Votel’in, Esad’a karşı savaşan gruplarla yaptığı toplantıyı dünyaya Amerikan AP ajansı aktarmıştı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Votel’in Suriye’de 11 saat süren gizli ziyaretinde ABD özel kuvvetleriyle ve Suriye Demokratik Güçleri içerisindeki Arap ve Kürt grupların üst düzey temsilcileriyle sözde IŞİD’e karşı yürütülen mücadeledeki işbirliğini görüştüğü açıklanmıştı. CNN International’da yayınlanan haberde de Votel’in birçok yeri ziyaret ettiği ancak bu bölgelerin isimlerini açıklamayacakları vurgulanmıştı. Votel ziyarette kendisine eşlik eden gazetecilere yaptığı açıklamada: “ABD IŞİD’le mücadele kapsamında yerel unsurları güçlendirerek doğru bir yaklaşım sergiledi. Bu ziyarette bu yöndeki inancım pekişti. Buradaki güçlerin yeteneklerine dair artan bir güvenle ayrıldım. Modelin işlediğine ve iyi çalıştığına inanıyorum” şeklinde konuşmuşlardı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Votel, kendisi ile birlikte geziye katılan gazetecilere, ağırlıkla YPG’nin bulunduğu Suriye Demokratik Güçleri yöneticileriyle ve onlara eğitim/danışmanlık hizmeti veren ABD askerleriyle bir araya gelme fırsatı bulduğunu hatırlatmıştı. PKK/YPG güçleri ile işbirliğini artırmayı ele aldıklarını belirten Votel PKK/YPG güçlerine övgüler yağdırmıştı. Votel “Koalisyon (PKK/YPG güçlerini kast ederek) Suriye’de birlikte çalıştığı ortaklarının işinin ehli ve yetenekli olduğunu biliyor”, diye konuşmuşlardı. Öte yandan ABD Başkanı Barack Obama’nın IŞİD ile mücadele özel temsilcisi Brett McGurk, Twitter’dan yaptığı açıklamada, “General Votel IŞİD’in başkenti saydığı Rakka’ya yapılacak operasyon hazırlığı için Suriye’ye gitti” iddiasında bulunmuşlardı. Esad yönetiminin Halep operasyonuna hız verdiği, hedeflerinin Rakka olduğunu açıkladığı bir dönemde ABD Merkez Kuvvetler Komutanı’nın Suriye’yi gizlice ziyaret etmesi ve Obama’nın IŞİD’le mücadele özel temsilcisi Brett McGurk’ın ABD’li generalin Rakka operasyonu için Suriye’de olduğunu açıklaması dikkatlerden kaçmamıştı. Bölgeyi yakından takip eden uzmanlar, ABD’nin Esad yönetiminden önce Rakka’yı ele geçirmeye çalıştığını duyurmuşlardı.

Suriye’nin Rusya’nın hava desteğiyle Palmira’dan IŞİD’i çıkarması ve Rakka için hazırlık yapması ABD’nin Suriye’de bulunma zeminini giderek ortadan kaldırmaktaydı. Palmira antik kentinin de bulunduğu Tedmur’un örgütün elinden alınması, Suriye’de ortaya çıktığı dönemden itibaren IŞİD’e karşı Esad yönetiminin en önemli zaferi sayılmıştı. ABD’nin kara gücü ilan edilen PKK/PYD’nin oldubittiyle ülkenin kuzeyinde kantonlar ilan etmesi, Şam yönetiminin daha iç bölgelerde IŞİD’in yanısıra, özellikle Türkiye sınırında yuvalanan ve Halep’i düşürmeye çalışan terör guruplarına öncelik vermesinden kaynaklanmış, ancak Suriye Ordusu Halep’teki terör gruplarını Türkiye’nin sınırında bir bölgeye sıkıştırmıştı. Suriye Ordusu’nun bir yandan Halep’in kuzeyine diğer yandan Irak sınırına doğru operasyonlarını genişletmesi PKK/PYD için orta vadede tehlikeli bir durum yaratacaktı. Bu durum ABD’nin PKK’nın imdadına koşmasına yol açmıştı.

Asıl mesaj Türkiye’ye; Amerika TSK’ya sopa sallamıştı!

Suriye’deki gelişmeleri yakından takip eden kaynaklar, ABD’nin bu kadar üst düzey bir komutanını bölgeye göndermesinin, operasyon hazırlıkları ya da başka bir askeri gereklilikten çok sembolik bir mesaj taşıdığına dikkat çekerek; mesajın esas adresi ise Türkiye ve özellikle Türk Ordusu olduğu açıktı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Güneydoğuda yürüttüğü operasyonlarla PKK’yı yenilgiye uğrattığı ve Türkiye’nin Suriye’deki PKK/PYD kantonlarını ulusal güvenlik sorunu olarak saydığı bir ortamda ABD’nin üst düzey komutanını bölgeye göndermesi açık bir askeri mesaj olarak yorumlanmıştı.

Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanı, Kobani’de YPG’lilerle görüştükten sonra ardından Ankara’da Genelkurmay ve Dışişleri koridorlarında rastlanmıştı. Kobani’den Ankara’ya ne dolaşmaktaydı?

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENCOM) General Joseph Votel'in, sürpriz bir şekilde Ankara’ya gelmesi farklı yorumlara yol açmıştı. Votel’in Türkiye ziyareti de ziyaret ajandası da sır gibi saklanmıştı. Ve pek tabi ki görüşmelerden en ufak bir bilgi kırıntısı dahi sızdırılmamıştı. Ziyaretçi kadar ilginç olan bir başka detay ise Joseph Votel’in geldiği adres olmaktaydı. Gittiği Suriye’de önemli görüşmeler yapan ABD’li General’in ardından Türkiye’ye gelmesi ziyareti daha da önemli kılmıştı. Yahudi General Votel, Suriye’nin Rojava bölgesinde Kobani’de de PYD’nin silahlı kanadı YPG’nin de içinde yer aldığı Suriye Demokratik Güçleri yetkilileri ile buluşmuşlardı. Votel’in ziyareti ABD’den bugüne kadar Suriye’nin Rojava bölgesine gerçekleştirilmiş en üst düzey askeri ziyaret olmaktaydı. Votel’in, görüşmelerinde özellikle IŞİD’İn merkezi Rakka’ya düzenlenecek operasyonun ana gündem maddesi olacağı açıklanmıştı. Ankara’nın ise Rakka’ya yönelik bir operasyona ne oranda katkı sağlayacağı tartışılmaktaydı. Amerikalı komutanın ziyaret ettiği bölgeye ilişkin bilgi paylaşılmazken ABD medyasında yer alan haberlerde Votel’in yaklaşık 11 saat Suriye’de kaldığı sızdırılmıştı. Joseph Votel’in Suriye çıkarmasına ilişkin Associated Press, “Çok farklı gruplarla görüştü” derken CNN ise General’in ziyaretinin sadece Kamışlı ile sınırlı kalmadığını açıklamış, detaylı bilgi veremeyeceğini duyurmuşlardı.

Uzmanlar, ABD Genelkurmay Başkanı Joe Dunfor’un yaptığı “Libya’yı işgal planı açıklaması ile ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) General Joseph Votel’in Suriye ziyaretinin ayrı düşünülemeyeceği vurgulanmıştı. Bir diğer önemli detay ise Suriye’ye yapılan kritik çıkarmanın hem de Türkiye’de Genelkurmay Başkanlığında yapılan görüşmelerin son derece gizli tutulmasıydı.

Komutanın editöründen PKK propagandası!

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Joseph Votel, Suriye’nin kuzeyine yaptığı ziyarete az sayıda gazeteciyi de yanına almıştı. Bu gazetecilerden biri, ABD yönetim çevrelerine yakınlığı ile bilinen Washington Post gazetesinin editör yardımcısı ve köşe yazarı olan David Ignatius’tu. Ignatius’un adının Türkiye kamuoyunda az çok tanınır olması “Van münit” vakasından dolayıydı. 2009 yılında İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda “Gazze: Ortadoğu’da Barış Modeli” konulu oturumda Tayyip Erdoğan’ın “kendisine yeterince söz hakkı verilmediği gerekçesiyle” terk ettiği oturumun moderatörü Ignatius’tu. İşte bu Ignatius, Kuzey Suriye mahreçli yazısında PKK/YPG ve kadınlardan kurulu YPJ adlı örgüte ABD’li komutan gibi övgüler yağdırmıştı. Suriye’de IŞİD’e karşı savaşmak için Sunni kökenli savaşçı eğitimi projesinin çöktüğünü kaydeden Ignatius, sahadaki tek kuvvetli gücün PKK/YPG olduğu propagandasını yapmıştı. PKK/YPG’yi “yavuz savaşçılar” olarak niteleyen Ignatius, bölgedeki Amerikan askerlerinin hayranlıkla anlattığı “kadın savaşçı” hikâyelerini anlatmış ve bu durumun kadın haklarının bastırıldığı Ortadoğu’da “kadın-erkek eşitliği açısından taze bir soluk” olduğunu vurgulamıştı. Ignatius ayrıca bölgede PKK/YPG ile birlikte Suriye Demokratik Güçleri adı verilen oluşum içinde yer alan bazı grupların PKK/YPG ile ilgili övücü sözlerine de yazısında yer ayırmıştı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Josep Votel, Suriye’nin kuzeyindeki PKK/YPG ve Amerikan Özel Kuvvetleriyle görüşmelerinden sonra Ankara’ya uğramıştı. Askeri kaynakların verdiği bilgiye göre, Votel, temasları kapsamında Genelkurmay 2. Başkanı Org. Yaşar Güler ile buluşmuşlardı. Votel’in Dışişleri Bakanlığından yetkililerle de görüştüğü anlaşılmıştı. Ancak Bakanlık yetkilileri konuyla ilgili bilgi vermekten kaçınmıştı.

Hedef Rakka değil; kantonlara güvence sağlamaktı!

ABD askerlerinin PKK/PYD unsurlarıyla omuz omuza giriştiği Rakka operasyonu Washington’un bölge hesaplarından bir süredir ipuçları verilen yeni oyun düzenini hayata geçirmeye başladığının kanıtıydı. Bu yeni oyun düzeninde ABD, “PKK/YPG’nin arkasındayız” mesajı ulaştırmış ve daha önemlisi, PKK’nın Suriye kolu PYD’nin oldubittiyle ilan ettiği fiili yönetimleri de güvenceye almaya çalışmıştı. Operasyonun askeri hedeflerinde Rakka’nın olduğu açıklanmıştı. Oysa hem PYD kaynakları hem de bölgedeki diğer kaynaklar, PKK/YPG unsurlarıyla IŞİD’in Rakka’dan temizlenmesini gerçekçi bulmamıştı. Çünkü IŞİD’in başkenti olarak kabul edilen Rakka’nın 12 bin kişilik kuvvetle ele alınamayacağı ortadaydı. Üstelik, PKK/YPG’nin ne siyasi olarak ne de demografik bakımdan bölgede herhangi bir hakimiyet kurmasının zemini bulunmamaktaydı. Hedefin Rakka olduğu ileri sürülen bu operasyonun perde gerisindeki amaç, PKK/PYD unsurlarının Fırat’ın doğusunda fiilen kontrol ettiği bölgeleri güvenli sınırlara ulaştırmaktı. Çünkü şu anda PKK/YPG unsurlarının elinde bulunan Ayn el Arab ve Tel Abyad gibi şehir merkezleri dahi IŞİD’in tehdidi altındaydı. Zaman zaman bu bölgelerde IŞİD ile çatışmalar çıkmaktaydı. Bu nedenle IŞİD’i belli bir noktaya kadar gerileterek bölgedeki fiili bölgeleri güvenli hale getirmek amaçlanmıştı.

Askeri hedef ile bütünleşen ve daha önemli olan siyasi hedef, “Kuzey Suriye Federasyonu” adıyla ilan edilen fiili Kürt yönetime siyasi güvence sağlamaktı. “Federasyon” ilanının, ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki esas üssü ve askeri ağırlık bulundurduğu Rimeylan’da yapılmış olması da bunun en önemli kanıtıydı. Bölgedeki askeri ağırlığının yanı sıra Washington yönetimi, IŞİD’e karşı koalisyon Özel Temsilcisi Brett McGurk’un bölgeye iki ayrı ziyaret düzenleyişi, PKK/YPG unsurlarıyla samimi pozlar verişi, onların elinden ödül alışıyla, bölgedeki kanton yapılanmasının öncelikli tehdit gören Türkiye’ye mesaj olarak algılanmalıydı.

YPG’yı ve PYD’yi terör örgütü olarak görmediğini defalarca açıklayan ABD, sonunda Suriye’de savaşan askerinin koluna YPJ’nin amblemini takacak kadar küstahlaşmıştı.

YPJ; PKK’nın Suriye ayağı olan YPG’nin kadın kolu olmaktaydı. Peki; ABD bunu yaparken, tam üye olmak için çırpındığımız AB ne yapmıştı? PKK’nın bütün önemli başkentlerde temsilcilik açmasına izin çıkarmıştı. Bununla da yetinmeyip AB’nin kalbi olan Brüksel’de, AB binalarının önünde Türkiye karşıtı gösteriler yapılmıştı. Sonra da bu teröristlerin temsilcileri AB Komisyonu’na Türkiye’yi şikâyet eden bir rapor sunmuşlardı. Üstelik bu ülkelerin yasalarına göre PKK, terör örgütü sayılmakta mıydı? Evet! Hem de öyle bir terör örgütü ki; ABD’nin ve AB’nin bu şarlatanlıkları yaptıkları saatte; bu alçaklar, Mardin’in Bahçebaşı Mahallesi Muhtarı Memet Acu’yu canlı canlı yakmışlardı. Ama AKP iktidarı hala sadece bunları kınamakta ve kıvırmaktaydı. Oysa en azından Türkiye’deki ABD üslerini kapatsınlardı… Washington’daki Büyükelçimizi geri çağırsınlardı... AB ile Gümrük Birliği Anlaşması’nı hemen askıya alsınlardı! Dedikleri kadar ağırlıkları ve saygınlıkları varsa İslam Dünyasını ayağa kaldırsınlardı!..

Her fırsatta Türkiye’yi ve İslam coğrafyasını bölen haritalar yayınlayan emperyalist batı, bir kez daha Anadolu üzerinden harita mühendisliğine kalkışmıştı.

Sevr Anlaşması’ndan bugüne yapay haritalarla Türkiye’yi bölme hayalleri kuran Batı emperyalizmi, bu şeytani emelini her fırsatta gündeme taşımaktaydı. Sykes-Picot’tan Sevr’e; 20. yüzyılı Türkiye’yi bölme umuduyla geçiren Haçlı ittifakı, 21. yüzyılın başından itibaren bu umudunu yeni haritalarla kurgulamaktaydı. Son çeyrek asırda yayınlanan onlarca harita, Siyonist güdümlü Batı’nın Türkiye üzerindeki hesaplarını ortaya koyarken, The New York Times’ta yayınlanan ve gündeme bomba gibi oturan yeni Türkiye haritası işbirlikçi gafillerin hala gözlerini açmamıştı…

The New York Times gazetesi, dönemin ABD Başkanı tarafından hazırlanan Syket-Picot’un alternatifi haritayı yeniden gündeme taşımıştı. New York Times gazetesi, Osmanlı topraklarının paylaşılmasını öngören Sykes-Picot Anlaşması’nın 100. yıldönümünde arşivden yeni bir harita çıkarmıştı. Buna göre harita İngiltere ve Fransa’nın hazırladığı Sykes-Picot’un bir alternatifi olmaktaydı. Haberde dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından hazırlatılan haritayla birlikte,”1920’lerde sınırlar bu şekilde çizilseydi Ortadoğu kurtarılabilir miydi?” sorusu yer almıştı. Wilson tarafından işadamı Charles Crane ve din bilimci Henry King’e talimat verilmesinin ardından çizilen haritada, Osmanlı’nın Constantinopolitan State, Smyrna, Kürdistan, Ermenistan, Mezopotamya, Suriye ve Türkiye olarak parçalara ayrıldığı anlaşılmıştı. 2000’li yıllardan itibaren adeta havada uçuşan onlarca bölünmüş Türkiye haritasının her biri, Türkiye’nin başka bir parçasını koparıp ayırmaktaydı. Kimi Güneydoğu’yu, kimi Doğu Anadolu’yu, kimi Karadeniz’i alıp götüren bölücü haritalar, Türkiye’yi aralarında pay etme yarışına giren Siyonist güdümlü işgal çetesinin hayalini kurduğu bölgelere diş geçirip koparma çabasını ortaya koymaktaydı.

2002’nin Nisan ayında AB’nin, Türkiye’deki limanların modernizasyonu için gönderdiği iki Fransız uzman, Denizcilik Müsteşarlığında masaya Sevr’in bir benzeri harita koymuşlardı. Haritada sözde Kürdistan, Ermenistan ve Pontus’a yer ayrılmıştı. 2002’nin Eylül ayında, İtalya’da yayınlanan La Repubblica gazetesi de Türkiye’nin yarısının sözde “Kürdistan” toprakları olarak gösteren bir harita yayınlanmıştı. 2006 yılının Eylül ayında, Roma´da NATO Savunma Koleji´nde yapılan bir toplantıda, brifing verecek olan ABD’li subay, “Yeni ve Bölünmüş Ortadoğu’nun Haritası”nı çıkarmış, brifingde bulunan Türk subayları bunun üzerine büyük tepki göstererek toplantıyı terk edip çıkmışlardı. 2006 yılının Mart ayında, ABD Senatosu’nda Türkiye’nin yarısının bölünmüş gösterildiği bir harita dağıtılmıştı. ABD Başkanı Bill Clinton’un askeri strateji danışmanlığını yapan ve ABD stratejilerinde etkin bir rol oynayan “American Enterprise Institute” adlı düşünce kulübünün beyni Ralph Peters, İslam ülkeleri üzerinde gerçekleştirilecek siyasi değişiklikleri bir harita ile göstermiş ve bu harita, Amerikan Silahlı Kuvvetler dergisinin Haziran 2006 sayısında “Kan Sınırları” adıyla yayınlanmıştı. 2014 yılında “5 ülkeden 14 ülke çıkabilir” başlığıyla yayımlanan harita ve Robin Wright imzalı Ortadoğu analizinde Libya, Suriye, Irak, Suudi Arabistan ve Yemen’deki parçalanmaları gündeme taşınmıştı.

CENTCOM’un Suriye’de ne işi vardı?

“ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM)’nın bu soruyu “IŞİD’e karşı” şeklinde yanıtlamaktaydı. Peki, gerçekten CENTCOM Komutanı General Joseph Votel’ın sebebi ziyaret bu muydu, yoksa IŞİD kamuflajlı başka hedefler mi vardı? Örneğin; neden şimdi ve niçin komutanın bizzat kendisi bu ziyareti yapmıştı? Bu bol yıldızlı general ve CENTCOM üzerinden kime ya da kimlere nasıl bir mesaj verilmeye çalışılmıştı? ABD Başkanı Obama’nın IŞİD ile mücadele özel temsilcisi Brett McGurk’un Ayn-el Arab (Kobani) ziyareti sonrası (her ne kadar bu yalanlansa da) bu ziyaret nasıl yorumlanmalıydı? Ve General Suriye’de nerelere uğramıştı? Bu noktada ABD Genelkurmay Başkanı Joe Dunford’un ABD askerlerinin Libya’yı işgale yönelik hazırlık yaptığını açıklaması daha çok anlaşılmaya başlanmıştı. Özellikle de ortaya konulan IŞİD gerekçesi ve bunun yerel-uluslararası kamuoyu desteğini sağlamaya yönelik boyutuyla. Dolayısıyla, ziyaretin hedefi her ne kadar Ocak 2014’ten bu yana IŞİD’in başkenti olarak ilan edilen Rakka olarak açıklansa da, karanlıkta kalan ve cevap bekleyen sorular kaçınılmaz olarak bizleri Rakka sonrasına düşünmeye zorlamaktaydı.

CENTCOM açıklamasında: “General Votel, Suriyeli Arap savaşçılar ve Suriye Demokratik Güçleri liderleriyle çalışan Amerikalı askeri danışmanlarla bir araya geldi” ifadesini kullanırken; AP, “ABD özel kuvvetleriyle ve Suriye Demokratik Güçleri içerisindeki Arap ve Kürt grupların üst düzey temsilcileriyle IŞİD’e karşı yürütülen mücadeledeki işbirliğini görüştüğünü” açıklamıştı. AP’nin verdiği bilgiler CENTCOM’a göre daha açıklayıcı olmakla birlikte, bu Kürt grupların ve Suriye Demokratik Güçleri içerisindeki Arapların kimler olduğu vurgulanmamıştı. Oysa biz biliyoruz ki bu Kürt gruplar dediği aslında sadece PYD/YPG ve bölgedeki Suriye milliyetçisi Araplar da bunlardan rahatsızdı. Bu bağlamda toplantının adresinin Suriye Kürtlerinin gizli başkenti olarak lanse edilen Kamışlı (onların tabiriyle Rojova) olması bile başlı başına bir rahatsızlık nedeni sayılmaktaydı. Bu arada, Generalin ziyaret ettiği yerin sadece Kamışlı ile sınırlı olmadığı da anlaşılmıştı. Nitekim CNN kanalı, General’in birçok yeri ziyaret ettiğini ancak bu bölgelerin isimlerini açıklayamayacaklarını duyurmuşlardı. Ziyaret bitmiş olmasına rağmen bu yerlerin isimlerinin halen gizli tutulması da ayrıca kafa karıştırmaktaydı” şeklinde saptama ve yorumlar yapan Milli gazete yazarı Sn. Mehmet Seyfettin Erol’u rahatlatmak için hatırlatmak lazımdı. Ne gam beyim, Türkiye ile Suudi’nin başını çektikleri İslam Askeri İttifakımız varken, hem bu tarihi(!) girişimin mimarı hem bizim stratejik ortağımız ABD’nin; PKK ve PYD’yi organize ve onure etmesinden telaşlanmaya ne lüzum vardı? Hele başımızda stratejik deha sahibi, dirayet, feraset ve cesaret ehli hidayeti kararmışlar varken Amerika bize hiçbir şey yapamazdı!

Bu ziyaret PYD’ye “korkma”, Türkiye’ye ise “ağır ol” mesajıydı!

Emekli General Haldun Solmaztürk, İsrail’in Irak ve Suriye’deki faaliyetlerinin arttığını açıklamıştı. Solmaztürk, ABD Merkez Kuvvetleri Komutanı’nın Suriye’deki PYD bölgesine ziyaretini de yorumlamıştı. Bu ziyaretin PYD’ye destek, Türkiye’ye uyarı mesajı niteliğinde olduğunu vurgulamıştı. ABD’li komutanının Suriye’ye yaptığı 11 saatlik gizli ziyareti değerlendiren Solmaztürk şu noktalara dikkat çekerek: “Ziyaret çok anlamlı. Bölgede Musul ve Suriye’yi kapsayan operasyon için sona gelinmiş durumda. Nihai karar öncesinde yapılmış bir ziyaret. Siyasi kararın taşları döşeniyor. Bölgedeki sınırlar yeniden çizilmeye çalışılıyor. Bu koşullarda yapılan ziyaretin iki mesajı var. Biri Türkiye’ye, “Suriye konusunda atacağın adımlara dikkat et” denmiş oluyor. İkincisi PYD’ye. PYD’ye de “arkandayım” denilerek moral verilmeye çalışılıyor.” İfadelerini kullanmıştı. İsrail’deki gelişmelerin önümüzdeki dönemde yaşanacaklar konusunda işaret olduğunu hatırlatan Solmaztürk, “İsrail’de çok uçta bölünmeler yaşanmaktadır. Radikal kanat ordu içinde güç kazanmaktadır. İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon istifaya zorlanmıştır. Moşe Yalon; İsrail ordusunda ırkçılığın arttığını ve başbakana güvenin kalmadığını kaydederek istifa edip ayrılmıştır” uyarısında bulunmuşlardır. Yalon’un yerine atanan kişinin kimliğinin dikkat çekici olduğunu kaydeden Solmaztürk, “Yalon’un yerine geçen isim operasyonel ve tehlikeli bir insandır. “İsrail Evimiz” partisinin lideri Avigdor Lieberman. “İsrail’e karşı duran Arapların kafasını baltayla kesmek lazım” diyen bir kafa yapısı vardır. İran’a nükleer silah kullanmayı düşünen bir adamdır. İsrail’deki gelişmeleri Irak ve Suriye’deki gelişmelerden bağımsız düşünmek yanıltıcıdır.”

Kürdistan için zamanlama ayarı!

Solmaztürk şöyle devam etti: “İsrail, Irak’ın kuzeyinde çok aktif bulunuyor. Şu anda Suriye’de de yoğun faaliyet sürdürüyor. İsrail dış siyasetinde radikallerin öne çıkmasıyla birlikte faaliyetler daha da artmış görünüyor. Durumunun uygun olduğu düşünülüyor. 2. İsrail olacak Kürdistan için düğmeye basılmış durumda. Irak sorunlu, Suriye’nin hali ortada. Türkiye’de terör tırmandırıldı. İran ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. Bu fırsat bir daha gelmez düşüncesiyle acele ediliyor. Şu anda Rakka’yı, Musul’u kimin ele geçireceğinin hesapları yapılıyor. Yapılacak bir operasyonda Musul vilayetinin bir bölümünün Barzani’nin kontrolüne verileceği açıkça konuşuluyor. Kerkük’te zaten Barzani lehine fiili bir durum yaşanıyor.

E. General Haldun Solmaztürk IŞİD’in bölgedeki durumu ile ilgili soruyu da şöyle yanıtladı: “IŞİD’in bölgedeki görevi bitiyor. IŞİD’in bu yılın sonuna kadar önemli ölçüde küçültüleceği bekleniyor. Zaten ele geçirdiği yerlerin önemli bir bölümünü kaybetmiş görünüyor. Önümüzdeki dönemde bölgede yeni gelişmeler yaşanacağı bekleniyor. ABD’de yapılacak başkanlık seçim sonuçları da yaşanacaklarda etkili olacak gibi gözüküyor!”

Terörle mücadelede ön safta onlar, Ergenekon kumpasıyla mağdur olan komutanlardı!

7 bin 78 terörist etkisiz bırakılmıştı!

Askeri kaynaklar, 24 Temmuz 2015 – 23 Mayıs 2016 tarihleri arasında toplam 7 bin 78 PKK’lının etkisiz hale getirildiğini belirtti. Yurt içinde 2 bin 583 terörist öldürüldü… 840 terörist yakalanmış, 214 terörist teslim olmuştu. 3 bin 637 PKK’lı da etkisiz hale getirilmişti. Özellikle Irak’ın kuzeyindeki hava harekâtları olmak üzere yurt dışında düzenlenen operasyonlarda; 2015’te 1335 PKK’lı öldürülmüş, 310’u yaralanmıştı. 2016’da 1031 PKK’lı öldürülmüş, 328’i yaralanmıştı. 437 terörist yurt dışından gelerek teslim olmuştu. Yurt dışında 3 bin 441 PKK’lı terörist etkisiz hale getirilmiş. Operasyonlarda 296 asker, 178 polis ve 9 geçici köy korucusu şehit olmuşlardı.

İçişleri Bakanlığı tarafından Jandarma Genel Komutanlığı 2016 atamaları 21 Mayıs’ta yapılmıştı. Atamalarda F tipi örgütle bağlantılı olduğundan endişe edilen isimler pasif görevlere kaydırılmıştı. Bu atamalarda en dikkat çeken nokta terörle mücadele kapsamında Doğu’daki kritik İl Jandarma Komutanlıklarında ve operasyonel birliklerde yapılan atamalardı. Çünkü terörle mücadelede kritik görevlere Balyoz davası mağduru kurmay albaylar getirilmiş bulunmaktaydı. Ergenekon davasında yargılandıkları için yüzbaşı rütbesini alamayan üsteğmen ve teğmenlerinde çatışmaların yoğun olduğu bölgelerde teröre karşı mücadelede etkin görev yaptıkları anlaşılmıştı.

Ulaşılan bilgilere göre, Jandarma’nın en gözde birliklerinden olan İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’nın yanı sıra, Antalya, Tunceli, Mardin, Iğdır İl Jandarma Komutanlıklarında da Balyoz davasında yargılanıp berat eden kurmay albaylar atanmış. Balyoz ve diğer kumpas davaları nedeniyle haksızlığa uğrayan askerlerin mağduriyetlerinin telafisi yolunda adımlar atılmıştı. Terörle mücadelede etkin görevlere getirilen balyoz davası mağduru askerlerin yakın çevrelerine “Terör suçlusuyduk, terörle mücadeleye gidiyoruz. Yargılanmaktan kaçmadık, şimdi atandığımız terörle mücadele görevinden de kaçmıyoruz. Vatan için canımızı vermeye hazırız” dedikleri ortaya çıkmıştı.

TSK’da FETÖ soruşturmaları

Bu arada TSK’da F tipi örgütle ilgili soruşturmaların sürdüğü, hakkında F tipi örgütle ilişkisi olduğu konusunda ihbarlar bulunan personelin ilk aşamada aktif görevlerden pasif görevlere atandıkları anlaşılmıştı. TSK’da bu tür suçlularla ilgili olarak eskiden olduğu gibi Yüksek Askeri Şura (YAŞ)’da karar verilmediğini hatırlatan emekli askerler, özellikle şu görüşü dile aktarmıştı: “Şimdi bu tür suçlar kuvvet komutanlıklarından kurulan Yüksek Disiplin Kurulu’nda ele alınıyor. TSK’da F tipi örgüte yönelik çalışmalar hızlandı. Adı F tipi örgütle anılan, haklarında F tipi örgütle ilişkisi olduğu konusunda ihbarlar ve istihbari bilgileri olanlar ilk aşamada kızak görevlere atanıyor. Bu sırada haklarında disiplin ve yargı soruşturmaları sürdürülüyor. F tipi ilişkisi nedeniyle çok sayıda subayın ve astsubayın TSK ile ilişkilerinin kesildiğini biliyoruz. Bu konuda yeni gelişmelerinde olması bekleniyor.”

FETÖ’de Çözülme hızlanmış çember daralmıştı.

F tipi örgütte itirafçı patlaması yaşandığı birçok örgüt elemanının örgütün sırlarını ifşa ederek kendini kurtarmaya çalıştığı öğrenildi. En önemli çözülmenin Ege’de yaşandığını aktaran yetkililer örgütün etrafındaki çemberin iyice daraldığını belirtti.

AKP’de yaşanan parti içi gelişmeler ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun görevden el çektirilmesi kararı alınması ile birlikte F tipi örgütte çözülme hızlanmıştı. İçişleri Bakanlığında F tipi örgütle mücadeleden sorumlu yetkililer örgütte çözülmenin son dönemde arttığını kaydederek, “Örgüt zaman kazanma taktiği izliyordu. Hatta kendi aralarında örgütün çözülmesini önlemek için çeşitli taktikler uygulandı. Çözülmesinden korkulan bazı kritik isimler apar topar yurt dışına çıkarıldı. Bu isimlerden kaygılanılanlar Avrupa’da da tutulmadı. Türkiye ile suçluların iadesi anlaşması olmayan Kanada’ya götürüldü. Bunun yanında yurt içinde de güvenceler verildi. ABD ve AB desteğiyle Davutoğlu’nun yakında inisiyatifi ele alacağı ve rahatlayacakları propagandası yapıldı. Ancak bunların doğru olmadığı istihbaratını alan elemanlarda gelgitler başladı. Davutoğlu’nun başbakanlığı bırakacağı ilan edilince son dayanak da koptu. Şu anda örgütte adeta itirafçı patlaması yaşanıyor.” açıklamasını yapmışlardı.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 2. Olağan üstü kongresi Ankara’da yapılmış; kongrede Başbakan ve Genel Başkan Ahmet Davutoğlu aday olmayarak “Veda” edip ayrılmıştı!

Davutoğlu eşiyle birlikte selamladığı partililere karanfil attıktan sonra protokolde Binali Yıldırım ile yan yana oturmuşlar daha sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kongreye gönderdiği mesajı salonda ayakta alkışlamışlardı.

Davutoğlu meydan okuyarak mı ayrılmıştı?

Daha sonra kürsüye gelen Başbakan Ahmet Davutoğlu âdeta “meydan okuyarak ve vuruşarak çekiliyorum” mesajları aktarmıştı. “Zaferle çıkılmış bir seçim sonrası bu kongrede karşınıza çıkmak benim arzum değildi” diyen Davutoğlu, görevi bırakma nedenini şu sözlerle anlatmıştı: “Olağanüstü kongre kararı alıp görevi devretme kararımın nedeni AK Parti hareketinin zarar görmesi endişemdir.” Davutoğlu, hareketlerinin bir zümreye ait olmadığını ortak aklın ürünü olduğunu vurgulamış, iktidarın sınav olduğunu belirterek “güç sarhoşluğuna düşülmemeli” “mesaj”ı dikkatlerden kaçmamıştı.

Davutoğlu’nun: “Hiç kimse vazgeçilmez değil, ilkeler vazgeçilmezdir” sözleri nasıl okunmalıydı?

“Bu harekette hiçbirimiz vazgeçilmez değiliz. Vazgeçilmeyecek değer ve ilkeler vardır. AK Parti bir zümrenin, bir kliğin partisi olmamıştır.” diyen Davutoğlu, partisinin, milletinin ve İslam coğrafyasının birlik ve bütünlüğü için çalıştığını tribünleri şahit tutarak şöyle haykırmıştı: “Şahitliğinizi alarak ayrılmak istiyorum. AK Parti’nin birliğin, beraberliğini, davasını korumak için her şeyi yaptığımıza şahitlik eder misiniz? Gece gündüz çalıştığımıza şahitlik eder misiniz? Türkiye’nin birliğini, beraberliğini, milletimizin huzur ve refahını korumak üzere gece gündüz çalıştığımıza şahitlik eder misiniz? Yönlerini Türkiye’ye dönmüş, ellerini semaya açıp medet bekleyen bütün mazlum milletlerin hukukunu koruduğumuza, gönül coğrafyamızın dertleriyle dertlendiğimize onlarla gözyaşı döktüğümüze şahitlik eder misiniz? Sizin bu şahitliğinizi ölene kadar kalbimde taşıyacağım.”

Danışmanlara “terk edin” talimatı

Başbakanlıkta görev yapan Davutoğlu ekibine Binali Yıldırım gelmeden terk edin mesajı gönderildiği anlaşılmıştı.

AKP’de Ahmet Davutoğlu’nun görevden el çektirilmesi kararı alınması sonrasında Davutoğlu ile birlikte çalışan danışman ve diğer kadroların tamamının değiştirileceği konuşulmaktaydı. Bu çerçevede AKP kongresi ve yeni Genel Başkan Binali Yıldırım’ın göreve başlaması öncesinde Davutoğlu ekibine “Başbakanlıkta sizinle çalışmayacağız, gereğini yapın, kendinize yer bulun” mesajı gönderildiği ortaya çıkmıştı. Tayyip Erdoğan’ın yakın çevresinden bir AKP yöneticisi olayı doğrulayarak, “Bu normal bir durumdur. Sayın Davutoğlu’nun gidişi normal bir gidiş değil. Üstelik Davutoğlu görevden uzaklaştırılacağı kendisine tebliğ edildikten sonra rahat durmayacağı mesajı verdi. Konya ziyareti arkasından yaptığı temaslar dikkat çekici. Böyle bir durumda Davutoğlu ekibinin Başbakanlıkta görevlerine devam etmesi doğru olmaz. O ekipten kişiler orada kalırsa başbakanlık BBG evi gibi olur. Sürekli bilgi sızar. Yeni Fuat Avni vakaları ortaya çıkar. Zaten onun başını yakan nedenlerden biri de danışmanlar ve ekibi” yorumunu yapmıştı.

AKP Birliğini koruyacak mı?

AKP’nin yapılan olağanüstü kongresinde baştan sona Cumhurbaşkanı Erdoğan damgası vardı. Divan Başkanından, Genel Başkana, MKYK üyelerine kadar O atamıştı. Kongre üzerinde tam denetim kurduğu açıktı. Yeni genel başkan adayı Binali Yıldırım toplantıya katılan tüm delegelerin imzasıyla Genel Başkanlık için aday yapılmıştı. Birlik havası verilmeye çalışılsa da; Kongre salonunda sadece sırıtan bir şov vardı. Peki AKP birliğini koruyacak mıydı? Şimdi kulislerde bu tartışılmaktaydı. Bu tartışmayı yapanlar arasında kurultaya katılan AKP’liler de vardı. Kongrede oy kullandıktan sonra salonu terk eden delegeler gelecekten pek emin durmuyorlardı. Salon dışı sohbetlerde bir delege “Hiçbir şey olmaz, Binali Bey delegelerin tamamının imzasıyla aday gösterildi” deyince diğer bir delege “Davutoğlu da aynı şekilde aday gösterilmişti” diye uyarmıştı.

AKP’de birlik şovları yapılsa da enerji birikimi patlamaya hazırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan durumu bildiği için “Partili Cumhurbaşkanı” formülünü gündeme taşımıştı. Partinin başına doğrudan kendisinin geçeceğini vurgulayarak krizi atlatma yolunu tutmuşlardı. Davutoğlu’nun yerine AKP genel başkanlığı ve Başbakanlığa atadığı Binali Yıldırım da kongrede yaptığı konuşmada sık sık ve sırıtan bir riyakârlıkla Erdoğan vurgusu yapmıştı. “Ben onun yardımcılığına adayım” mesajı verilmeye çalışılmıştı, ama performansı çok zayıf kalmıştı. Tam bir düşük profil ortaya çıkmıştı. Ama Erdoğan’a bağlılıkta sınır tanınmamıştı. “Bölünme Anayasası ve Başkanlık” konusunda kraldan çok kralcıydı.

Hükümet tamam, sırada erken seçim mi vardı!

Olağanüstü kongre ile kadrolarını baştan sona yenileyen AKP, şimdi baskın seçime hazırlanmaktaydı. En geç sonbaharda erken seçim için teşkilatlara, “Çalışmalara başlayın” yazılı talimatı çoktan yollanmıştı. Zaten iki partili sistemde mutlak iktidar için anketler tahrike başlamıştı. HDP baraj altı. MHP sallantıda diyerek beyin yıkama operasyonları hızlandırılmıştı.

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

28 ŞUBAT’IN AHI VE PAŞALARIN GÜNAHI
Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin...
Devami
AYIN AYNASI
  VURAL SAVAŞ BEYİN YENİ KİTABI Vural Savaş Bey'in lütfedip Milli...
Devami
TSK’NIN KÖKÜNÜ KURUTMAK
 Tarih boyunca hiç değişmeyen, bugün daha da önemli ve gerekli...
Devami
İŞÇİ PARTİSİ FAİZCİ Mİ?
  “Kanunlar, tüzükler ve yönetmelikler, "Allah’ın emrine" göre yapılmaz. Yapılmaz değil,...
Devami
BÜLENT ARINÇ VAK’ASI
Yıllardır, “Şu AKP’nin niyetleri çok kötü, bu planla Türkiye paralanmaya...
Devami
MİLLİ ÇÖZÜM’ÜN CESARET KAYNAĞI VE HAYDAR BAŞ’CILARIN KÜSTAHLIĞI
Sahte şeyh ve sahte Prof. Haydar Baş’ın müritlerinden Yusuf Karaca:...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1193

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR