ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2214
mod_vvisit_counterDün5792
mod_vvisit_counterBu Hafta2214
mod_vvisit_counterGeçen hafta35024
mod_vvisit_counterBu Ay8006
mod_vvisit_counterGeçen Ay183380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18106107

IP'niz: 44.192.22.242
Bugün: 02 Ağu 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12686886

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Sedat Peker’in Açıklamaları: MAFYA İÇİ HESAPLAŞMA MIYDI; YOKSA İKTİDARLA SUÇ ORTAKLIĞI MIYDI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Sedat Peker’in Açıklamaları:

MAFYA İÇİ HESAPLAŞMA MIYDI;

YOKSA

İKTİDARLA SUÇ ORTAKLIĞI MIYDI?

        

Şimdi suç örgütü lideri olarak tanıtılan, ama bir zamanlar AKP iktidarınca kendisine koruma sağlanan Sedat Peker, yayınladığı üçüncü videoda; eski AKP Milletvekili Feyzi İşbaşaran'ı karakolda darp ettirdiğini açıklamıştı. Peker, Berat Bey’in abisi Serhat Albayrak'a seslenip, "Cumhurbaşkanımızın eşine, senin yengene küfür etti diye ben Milletvekilinin, devletin karakolunda kemiklerini kırdırdım, yetmedi mahkemeye çıkarken biraz daha kırdırdım, peki siz ne yaptınız? Eşimin çamaşırlarını erkek polise arattınız." ifadelerini kullanmıştı.

Hakkında "organize suç örgütü yöneticisi ve üyesi olmak" suçlamasıyla soruşturma yürütülen Sedat Peker, "Derin devletçiler, Pelikancılar; bir tripoda, bir kameraya yenileceksiniz" başlığı ile bir video yayınlamıştı. Hatırlanırsa eski AKP Milletvekili Feyzi İşbaşaran, 2014 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve ailesine hakaret ettiği gerekçesiyle gözaltına alınmıştı. İşbaşaran, bulunduğu karakolun önünde ve adliyeye sevk edildiği sırada onlarca kişinin protestosuna maruz kalmıştı. İşbaşaran, adliyeye sevk edilirken kalabalık bir grup, polis aracını yumurta yağmuruna tutmuşlardı. İşbaşaran, adliye girişinde iki kişinin yumruklu saldırısına uğramıştı. Ayrıca Sedat Peker'in avukatı İsmail Barbaros Aslan'ın da Feyzi İşbaşaran’ı karakolda darp ettiği söylentileri çıkmış, o dönem bu iddialar Peker tarafından yalanlanmıştı.

Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Peker'in açıklamaları hakkında, “Susurluk'u da aşan bir durum söz konusu” yorumunda bulunmuşlardı.

Suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla kırmızı bültenle aranan Sedat Peker'in, Mehmet Ağar ve oğlu Tolga Ağar üzerinden ortaya attığı iddialarla ilgili yargıdan henüz bir ses çıkmamıştı. Bu iddiaların araştırılmasına ilişkin herhangi bir inceleme veya soruşturma da açılmamıştı. 15 Temmuz'dan sonra toplumun muhalif kesimlerini "hedef gösterdiği" üç davada beraat, bir soruşturmada ise takipsizlik alan Peker'in, adli sicil kaydının da "temiz" olduğu ortaya çıkmıştı.

Yeni bir Mafya-Devlet-Siyaset ilişkisi tekrar mı ortaya çıkmıştı?

Cevat Öneş'e göre, Susurluk dönemindeki yapıyı bile aşan bir sorun ortaya çıkmış durumdaydı. Sedat Peker’in bu konuşma olayı; hukuk sisteminin zayıfladığı, devlet kurumsal yapılarının çözülmeye başladığı ve siyasetin içinde belirli şahıs ve grupların mafyatik insanlarla olan ilişkilerinin yoğunlaştığı bir süreçte yeniden bir ortaya çıkış olarak algılanmalıdır. Burada suç örgütleri arası veya belirli bir gruplar arasındaki bir alana hâkimiyet kurma ve karşılıklı birbirlerini tasfiye olayının da etkisi vardır. Bu durum tamamen tarafsız ve bağımsız yargı sisteminin ortadan kalktığı, güvenlik sisteminde zafiyetlerinin başladığı ve maalesef siyasette bu grupları kullanma ihtimalinin de ortaya çıktığı dönemlere hastır.

"Çakıcı ve Mehmet Ağar ekibinin yeniden alan hâkimiyeti kazanması, yeniden Susurluk dönemine geçildiğini mi gösteriyor?” sorusu üzerine ise; “Susurluk dönemindeki yapıyı bile aşan bir durumun ortaya çıktığını düşünüyorum. Susurluk döneminde devlet içindeki kirlenmiş yapılar olduğu kadar, bunları temizlemek isteyen kurumsal yapılar da vardı. Ama devlet içinde gene siyasi bağlantıları olan bu tip örgütsel yapılar ortaya çıkmıştı. Bugün böylesine yapılarla ilişkilerin siyasetçiler tarafından sergilendiği bir dönemi de yaşıyoruz. Siyasetin açıkça Peker ve Çakıcı grubuyla olan ilişkileri ortada. Böylesi yapılar için af yasası bile çıkarıldı. Onun için Susurluk dönemini aşan bir durum söz konusudur. Erdoğan iktidarının çürümekte olduğunu açıkça görüyoruz. Bunun telaşının AKP üzerinde olduğunu da değerlendirebiliyoruz. Ama buna rağmen özellikle siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın olduğu bir ortamda, hukuk sisteminden uzaklaşılan bir ortamda, bu tip yapılarla ilişkilerin geliştiğini de görebiliyoruz.”

Sedat Peker'in "Adli Sicil Kaydı" sorgulamasında, "Yukarıda kimlik bilgileri bulunan şahsın adli sicil kaydı yoktur" sonucu çıkmıştı. Peker'in "arşiv kaydı"nda ise sadece Kelebek operasyonundaki mahkûmiyet kararı yer almıştı. Sedat Peker'in Kazakistanlı gazeteci kıza tecavüz edilmesi ve ölümüyle ilgili Tolga Ağar'ı suçlamasına karşılık Jandarma Genel Komutanlığı ile Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmamış, bunun yerine Tolga Ağar tarafından Peker'i yalanlayan bir açıklama yapılmıştı. Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve oğlu Tolga Ağar'la ilgili de henüz açılmış bir soruşturma olmaması kafaları karıştırmıştı.

9 Nisan 2021'de "Sedat Peker Suç Örgütü"ne yönelik 63 kişiye operasyon düzenlenmesinden sonra Sedat Peker, ayrı ayrı videolar yayınlayarak karşı hamle yapmıştı. Peker’in, konuşmalarında özellikle Mehmet Ağar’ı ve "Pelikancılar" diyerek Berat Albayrak'ı suçladığı anlaşılmaktaydı.

Palmali Group'un sahibi Azeri-Türk iş adamı Mübariz Mansimov'un Gülen yapılanması kapsamında tutuklanması konusunda Ağar'a işaret eden Peker, Ağar ve oğlu Tolga Ağar'ı Mansimov’un mallarına çökmekle suçlamıştı. Sedat Peker, Elazığ'da 28 Mart 2019'da evinde ölü bulunan Kazakistan uyruklu üniversite öğrencisi Yeldana Kaharman'ın ölümünden Tolga Ağar'ı ve babasını sorumlu tutacak ifadeler kullanmıştı.

Kolombiya'da operasyonla ele geçirilen 4 ton 900 kilo kokainle ilgili de Mehmet Ağar'a dikkat çeken Peker, "Lütfen internete gidin bakın, Kolombiya Limanı'nda 4 ton 900 kilo kokain yakalandı. 'Bunlar Türkiye'ye gidecekti' diye açıklama yapıldı. İzmir Limanı’na ve bir kimya firmasına yollanmıştı. Türkiye'de bu kokainleri teslim alacak yerle ilgili hiçbir operasyon yapılmamıştı. Biz 4 ton bulgur getirsek bizi alır faturayı eksik yazdık diye gelir nezarete atarsınız. Uyuşturucunun geldiği adres belli o halde neden sessiz ve tepkisiz kalmaktasınız?" diye sormuşlardı.

Sedat Peker eski AKP Milletvekili Feyzi İşbaşaran'ı, Cumhurbaşkanı’na hakaretten gözaltına alındığı sırada iktidar kurmaylarının özel ricasıyla onu "dövdürttüğü"nü de anlatmıştı!

Daha önce Sedat Peker ile ilgili yere göğe sığmayan ifadeler kullanıp tweetler atanlar, Sedat Peker'in açık destek verdiği sayın Cumhurbaşkanı ve iktidar ortakları şimdi niye susmaktaydı? Gerçekten hukuki bir durum varsa mutlaka açıklanmalıdır. Eğer gerçekten bu bir suç örgütüyse niye daha önce herhangi bir işlem yapılmadı? Devlet Sedat Peker’in suç örgütü lideri olduğunun farkına yeni mi varmıştı? T24'ün haberine göre Peker'e devlet koruması bile sağlanmıştı. Eğer suç örgütü lideri değilse, daha önce referanduma ve Cumhurbaşkanlığına destek için neredeyse mitingler yaptı, Anadolu'da AKP’liler tarafından karşılandı, iktidar tarafından uğurlandı. Devlet koruma ayarladı. Bugün ise İçişleri Bakanı, suç örgütü olarak tanımlamaktadır. Oysa daha önce devlet adına koruma veren de kendileri olmaktaydı.

“Bu mafyalar ve böyle yapılar genellikle bir iktidarın çürüyüp tükendiği ve bir rant paylaşımının sonuna gelindiği anlarda ortaya çıkmaktadır. Eğer bu iddialar doğruysa mutlaka bir tahkikat başlatılmalıdır. Eğer doğru değilse çıkıp açıklanmalıdır. Sedat Peker şimdi kırmızı bültenle aranmaktadır. Oysa daha önce neredeyse kırmızı halılarla karşılanmakta ve iktidar tarafından koruma altına alınmaktaydı” diyen Ahmet Davutoğlu, sanki bu iktidarın Başbakanlığını ve Sn. Cumhurbaşkanı’nın Baş Danışmanlığını hiç yapmamıştı!?

Normalde böyle şeyler ortaya çıktığında yargının hemen ve re’sen harekete geçmesi lazımdı. Çünkü Sedat Peker açık itiraflarda ve iddialarda bulunmaktaydı. Yargının hâlâ hiçbir soruşturma başlatmaması adalet mekanizmasının ve devlet çarkının ne hale geldiğinin kanıtıydı. Hatta geçen sene (2020’de) bir suç örgütünün lideri hükümetin küçük ortağı tarafından alenen desteklenerek özel bir kanuni düzenlemeyle serbest bırakılmıştı.

Eski İçişleri Bakanı Saadettin Tantan, Halk TV’de Gökmen Karadağ’ın sunduğu Açıkça programında dışı hoş içi boş açıklamalarda bulunmuşlardı. Tantan, Erdoğan’ın etrafındaki bir yapıyı işaret ederek, bu takımın Erdoğan’a sağlıklı bilgi aktarılmasını engellediğini dile getirip, Erdoğan’ın uyuşturucu ve özellikle kokain ile ilgili dosyaların üzerine gitmesi gerektiğini vurgulamıştı. Oysa Sn. Tantan aldanmaktaydı. Çünkü o, mafyanın ve uyuşturucu pazarının Gizli Dünya Devleti sayılan Siyonist odakların güdümünde olduğunun ve işbirlikçi iktidarları da onların işbaşında tuttuğunun farkına henüz varamamıştı! Oysa Küresel Mafya ve uyuşturucu ağının yine küresel odaklarca tezgâhlandığı açıktı. Daha dün Sedat Peker’i mitinglere koşturan ve özel koruma sağlayan, sonra Alaattin Çakıcı’yı hapisten kurtarmak için özel kanunlar çıkaran bir iktidar, mafya ile nasıl savaşacaktı?

Bir süre önce Balkanlara kaçan ve organize suç örgütü olmakla suçlanan Sedat Peker, bir video daha yayınlayarak Mehmet Ağar ve Ağar’ın AKP milletvekili oğlu Tolga Ağar’la ilgili iddialarda bulunmuşlardı. Tolga Ağar’la ilgili ‘uyuşturucu’ trafiği iddiasını dile getiren Peker, Yeldana Kaharman’ın ölümü ve FETÖ’den hüküm giyen Azeri oligark Mübariz Mansimov üzerinden Ağarları suçlayarak, Mansimov’la Fetullah Gülen’i tanıştıran kişinin Mehmet Ağar olduğunu ortaya atmıştı. İstanbul’un dünyada en fazla uyuşturucu kullanan ikinci kent olduğunu söyleyen Peker: “Dindar nesil yetiştirecektik, uyuşturucu bağımlısı nesil yetiştirdik” ifadelerini kullanmıştı.

Sedat Peker, Mübariz Mansimov Gurbanoğlu ve Mehmet Ağar’ın çıkar ilişkilerini aktarmıştı. Peki bir Azeri iş adamının, eski bir ‘devlet adamı’ ile yolu nasıl çakışmıştı?

Mansimov, Palmali Holding’in sahibi olarak Türkiye ve Azerbaycan petrol anlaşmalarında öne çıkmıştı. Her iki devletten de kazanç sağlamıştı. Azerbaycan petrolünü, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı ile Akdeniz’e taşıyan Azerbaycan devlet kurumu SOCAR yatırımlarının bir ayağı ona uzanmıştı. 2008’de, 520 milyon dolara yarı hissesini satın aldığı TEKFEN İnşaat, Bakü-Ceyhan ve TANAP boru hatlarından büyük ihaleler kazanmıştı. TEKFEN’in sadece TANAP için aldığı ihalenin bedeli yarım milyar dolardı. Mansimov, Türkiye’de turizm ve otelcilikle de uğraşmış, gemicilik işine de el atmıştı. El Kaide’nin bombalı saldırısında kullanılmaz hale gelen HSBC binasını yeniden yapmış ve 7 yıldızlı Bakü Plaza’yı açmıştı. En büyük yatırımlarından birini Bodrum, Yalıkavak’ta yapmıştı. 2010’da iş insanı Cefi Kamhi’den Port Bodrum, Yalıkavak’ı satın almıştı. Büyük bir marina inşa etmiş, Tilkicik Koyu özelleştirme ihalesini, 370 milyon TL vererek kazanmıştı!? Elbette bu inisiyatifleri oturduğu yerde kazanmamıştı. ‘Aile’ye kıyakları çoktu. Gülen Cemaati iddiasıyla gözaltına alınırken yaptığı; “Bu şerefsizliği düşman bile yapmazdı” açıklamasının bir anlamı olmalıydı!?

Mansimov’un AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile dostluğu ise yıllar öncesine dayanmaktaydı. 2007’de ‘Aile’ye hediye ettiği Agdash isimli petrol tankerinin hem kredisini hem masraflarını karşılamış, cebinden 21,2 milyon dolar çıkmıştı.

Gemi işine de girmek isteyen Ağarlar, Mansimov’un kenara itilmesinde rol almıştı. Yalıkavak’taki marinayı artık Mehmet Ağar’ın oğlu AKP’li Milletvekili Tolga Ağar işletiyordu. Rant, mafyayı revize edecek kadar büyüktü. Emekli Korgeneral Engin Alan, Emekli Albay Korkut Eken, Alaattin Çakıcı ve eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Yalıkavak Marina’da buluşmuşlardı. Fotoğraf hem rantın hem devlet gücünün el değiştirdiğini gösteriyordu. Evet; Sedat Peker gözden düşerken, Çakıcı’nın piyasaya sürülmesi tesadüf sanılmasındı. Gitti Peker ile Mansimov, geldi Ağar ile Çakıcı. Şimdi kavganın altında bu çıkar çatışması yatmaktaydı. Yurttaş yoksullukla uğraşırken, devletin ve halkın mal varlıklarını sömürenlerin savaşıydı. Peker, ikinci videoda uyuşturucu göndermesi de yapmıştı. Gemicilik, liman kapıları ve Türkiye yolcusu uyuşturucu yüklü şilepler konuşulmaktaydı. En son, Panama'dan, Mersin Limanı’na gelecek gemide 616 paket kokain yakalanmıştı. Herhalde bunların birbirleri ile alâkaları olmalıydı!?” ithamlarını kim yanıtlayacaktı?

“Eğer Peker anlatmasaydı Kolombiya eski Savunma Bakanı'nın 9 Haziran'da paylaştığı bir videoda, ‘Kolombiya polisinin ülkenin önemli limanlarından Buenaventura'da Türkiye’ye gönderilmek üzere 4.9 ton kokainin ele geçirildiğini’ açıklamasını hiç duymayacaktık. Ekvador’daki Bolivar Limanı’ndan Mersin’e gelirken Panama’da 616 paket kokainin yakalandığının farkına da bu videolar sayesinde vardık. Ekvador’daki limanın sahibinin Samsunspor Başkanı olduğu gibi sürpriz bilgilerle de bu sayede karşılaştık. Bu kadar kokainin Türkiye’de kimlere gönderildiğiyle ilgili bir soruşturma açıldığına da henüz rastlamamıştık. Elazığ’da intihar ettiği iddia edilen Kazakistanlı genç gazeteci Yeldana Kaharman’ın hikayesinden bu videolara kadar büyük kalabalıkların haberi dahi olmamıştı. Eğer Sedat Peker gündeme getirmeseydi Kazak bir genç kadının ölümüyle ilgili ne Jandarma ne de Başsavcılık’tan bir açıklama yapılmayacaktı. O iki açıklamadaki aşırı savunma hali ve bunca iddiaya rağmen hâlâ Tolga Ağar’ın ifadesinin dahi alınmaması şüpheleri de Peker’in inandırıcılığını da artırmıştı.

Bir zamanlar iktidara ve Aliyev’e çok yakın olan Azerbaycanlı iş insanı Mübariz Mansimov’un nasıl bir anda FETÖ’cü diye hapse atıldığını ve sonra nasıl olup da tahliye edilip çıkarıldığını biz sıradan insanlara da Peker’den önce hiç kimse anlatmamıştı. Lüks otelleri, iktidar çevreleriyle ilişkileri sık sık haber olurken neden birden hapse atılması sessizlikle karşılanmıştı?

Yine petrol işleri yapan, üniversiteleri olan Altınbaş ailesi mensuplarının geçen yıl “akaryakıt kaçakçılığı” denerek gözaltına alınıp daha sonra sağlık gerekçesiyle serbest bırakılmalarının da Peker’in şantaj iddiaları dışında mantıklı bir izahını yapan çıkmamıştı.

Sedat Peker soruncaya kadar, kimsenin aklına Emniyet Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı yapmış Mehmet Ağar ve Milletvekili oğlunun hangi parayla Bodrum Yalıkavak’taki milyar dolarlık marinanın sahibi olabildikleri sorusunu sormak gelmemişti! Ağar’ın orada neden; “Alaattin Çakıcı, Korkut Eken ve Engin Alan’la birlikte poz verdi?” sorusu henüz yanıtlanmamıştı!

2014’te Cumhurbaşkanı ve ailesiyle ilgili attığı bir tweet yüzünden gözaltına alınan, AKP’lilerin karakol önünde toplanıp çıkışında saldırdıkları eski Milletvekili Feyzi İşbaşaran’ın, Sedat Peker’e gelen bir AKP’li siyasetçinin “bu namus meselesi!” ricasıyla karakolda Peker’in avukatı tarafından dövülmesi gibi her cümlesi skandal bir olaydan ise ancak 7 yıl sonra haberimiz olacaktı! Peki “Siyasetçilerin ricasıyla mafyaya daha kaç insanın dövdürüldüğünü kim açıklayacaktı?” diye soranlar haksız mıydı?

Son Bir Yılda Piyasaya Sürülen 6,5 Ton Kokainin Pazarı 200 Milyar Dolardı

Panama’da rotası Mersin olan bir konteynerde 616 paket kokainin ele geçirilmesinin ardından Sedat Peker’in konuya dair iddiaları, “Türkiye’deki uyuşturucu ticaretinde Latin Amerika’nın rolü nedir?” sorularını gündeme taşımıştı. Birleşmiş Milletler’in yayınladığı 2020 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre yıllık 1.120 ton üretimle dünya kokaininin yüzde 70'i Kolombiya’da yapılmaktaydı. Kolombiya’daki uyuşturucu pazarının 200 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip olduğu konuşulmaktaydı. Bu miktar Türkiye’nin GSYİH’sının yaklaşık dörtte birinden fazlaydı. Kolombiya’da üretilen kokainin yüzde 84'ü Pasifik Okyanusu’ndan gemilerle başka ülkelere taşınmaktaydı, bu oran dünya kokain ticaretinin yüzde 58’ini oluşturmaktaydı. Son zamanlarda Güney Amerika’dan Türkiye’ye götürülmek istenirken yakalanan uyuşturucu miktarında yaşanan artış, Türkiye’nin de Latin Amerika merkezli kokain rotasına girdiğini ortaya çıkarmıştı.

Örneğin 2020 Haziran ayında Kolombiya’nın Buenaventura Limanı’nda Türkiye’ye gönderilmek üzere olan 5 ton kokain yakalanmıştı. Sedat Peker Youtube üzerinden yayımladığı bir videoda bu kokainin İzmir Limanı’na geleceğini ve alıcısının bir kimya firması olduğu iddiasında bulunmuşlardı. Ve yine 2020 Ağustos ayında Kocaeli’ndeki Yılport Limanı’nda da Brezilya’dan gönderilen bir gemide 540 kilo kokain yakalanmıştı. Bu olayda dikkat çeken nokta, gemide arama yapıldıktan sonra herhangi bir yasadışı madde içermediğine dair tutanak tutulmuş olmasına rağmen, sonrasında gönderilen başka bir arama talimatı sonucunda uyuşturucunun kayıt altına alınmış olmasıydı. Ekim 2020’de ise yine Mersin Limanı’na Brezilya’dan gelen gemide 220 kilo kokain çıkmış ve akabinde Panama’da rotası Mersin Limanı olan bir konteynerde ise 616 paket kokain yakalanmıştı. Bu olaydaki dikkat çeken konulardan biri de Bolivar Limanı’nın yine Türk şirketi Yılport tarafından işletiliyor olmasıydı. Son bir yılda gerçekleşen bu vakalarda ele geçirilen toplam kokain miktarı 6,5 tondan daha fazlaydı. Türkiye’de bir yılda ele geçirilen kokain miktarının toplamda 1,5 ton olduğu göz önünde bulundurulduğunda miktarın büyüklüğü daha iyi anlaşılmaktaydı.

Maalesef Türkiye onlarca yıldır Avrupa’yı hedefleyen eroin kaçakçılığının kilit noktasında yer almaktaydı. En çok kullanılan yol; Afganistan-İran-Türkiye-Balkanlar güzergâhıydı. Timur Soykan, “Kokainin yeni rotası: Türkiye” başlıklı yazısında, uyuşturucunun geçtiği ülkeleri sıralamıştı.

“Zaten eroin kaçakçılığında deneyimli, rüşvetle, nakliye ağlarıyla hazır organizasyonlar vardı. Belli ki temaslar kuruldu. Bu büyük tehlikenin çok önemli işaretini Kolombiya’dan aldık. 9 Haziran 2020’de Buenaventura Limanı’nda yaklaşık 5 ton kokain, bir gemide yakalandı. Geminin varış noktası Türkiye’ydi. Bu sevkiyatın önemini anlamak için istatistiklere bakmak yeterli. Türkiye’de yılda ortalama 1.5 ton kokain yakalanıyor. Yani Kolombiya’dan gelen 5 ton, bir yılda yakalanandan katbekat fazla. Diğer yakalamalara bakınca tablo daha netleşecek. Şubat 2019’da Ekvador’dan Mersin Limanı’na gelen gemideki konteynerde 615 kilo kokain ele geçirildi. 25 Ağustos 2020’de Dilovası’ndaki Yılport Limanı’nda Brezilya’dan gelen gemideki konteynerde 540 kilo kokain yakalandı.”

Peki, milyonlar hatta milyarlarca dolarlık bu uyuşturucu kaçakçılığını yürüten Mafya Babaları, devlet içinde hatırlı adamları olmadan bu kirli zehir trafiğini nasıl kotaracaklardı?

Zaten bâtıl ve bozuk düzenler hep böyle çalışırdı. İktidarı, Bakanı, Bürokratı, Yargısı, Medyası, İş adamı, Diplomatı ve Mafya Babaları hepsi kol kolaydı, suç ve çıkar ortaklığı yaparlardı. Bu nedenle nice cinayetler faili meçhul kalırdı. Nice vurgunlar, soygunlar, hırsızlıklar, haksızlıklar yapılır ama üstleri kapatılırdı. Hukuk, kanun, nizam ve sözde adalet sıradan vatandaşa çalışırdı. Ve hele bu gerçekleri araştırmaya, soruşturmaya, konuşmaya, hesap sormaya ve toplumu aydınlatmaya çalışanlar ise özellikle suçlanır ve dışlanırlardı.

Bu kirli ve çetrefilli mafya ilişkileri içinde sözde spor adamlarına ve kulüp başkanlarına da rastlanırdı. İşte YILPORT Holding patronu ve Samsunspor Başkanı’nın da bu takımdan olduğu yazılıp konuşulmaktaydı.

Sedat Peker: “Uyuşturucunun Nerede Olduğunu Herkes Biliyor da İktidar Bilmiyor mu?” Diye Çıkışmıştı!

Hakkında “organize suç örgütü yöneticisi ve üyesi olmak” suçlamasıyla soruşturma yürütülen Sedat Peker, 56 dakikalık başka bir açıklamada bulunmuşlardı. Evine narkotik polisinin gelmesine de tepki gösteren Peker, Mehmet Ağar’ı işaret ederek: “Bir kere uyuşturucu sattıysam ve para kazandıysam ben dünyanın en şerefsiz insanıyım. Uyuşturucunun nerede olduğunu herkes biliyor. Dünyada en çok uyuşturucu kullanılan ikinci il İstanbul. Üçüncü il Adana. Kolombiya’da Türkiye’ye gönderilecek 4 ton 900 kilo kokain ele geçirildi. Türkiye’de bunu teslim alacaklara hiçbir operasyon yapılmadı. Bu adam kaç tane uyuşturucu satıcısının öldürülmesinden yargılandı biliyor musunuz?” diye sormaktaydı.

Orta Amerika ülkesi Panama’da varış noktası Mersin Limanı olan bir konteynerde muz kutuları içine saklanmış 616 paket kokain ele geçirilen konteynerlerin çıkış noktasındaki Ekvador’daki limanı da Yılport çalıştırmaktaydı. Panamalı yetkililerin açıklamalarına göre Ekvador’dan çıkan ve aktarım noktası Panama PSA Limanı olan uyuşturucu yüklü konteyner yapılan takip ve istihbarat çalışmaları sonucunda saptanmıştı. VOA'nın haberine göre kokain yüklü konteynerin çıkış noktası olan Güney Amerika ülkesi Ekvador’daki Puerto Bolivar Limanı Yılport Holding’e ait çıkmıştı.

2016 yılında Türkiye ve Ekvador Cumhurbaşkanlarının huzurunda imzalanan bir anlaşmayla limanın işletmesini devralan Yılport Holding’in adı, geçtiğimiz ağustos ayında Kocaeli Dilovası’ndaki Yılport Limanı’na ulaşan ve 540 kilo kokain taşıyan bir gemiye gümrük memurlarınca temiz tutanağı verilmesiyle de gündeme taşınmıştı. Brezilya’dan çıkan gemideki 500 paket uyuşturucunun Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdür Vekili tarafından gönderilen bir talimatla ikinci kez arama yapıldıktan sonra bulunarak kayıtlara geçmesi üzerine, Kocaeli Milletvekili, “arama yapılıp madde tespiti olmadığı tutanağı tutulan bir geminin neden ikinci kez arandığı” hakkında TBMM’ye soru önergesi sunmuşlardı.

Bu Yılport Şirketi ayrıca geçtiğimiz ay İsrail’deki Hayfa Limanı’nın özelleştirme ihalesinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun İsrailli yetkililere Yılport’a ihalede fırsat eşitliği sağlaması için mektup gönderdiği iddiasıyla suçlanmıştı. Uyuşturucu yüklü konteyneri Ekvador’dan gönderenin ve Türkiye’deki alıcısının kimler olduğu hakkında ise henüz resmi bir açıklama yapılmamıştı.

Web sitesi ‘yilport.com’da, Yıldırım Holdingin bir iştiraki olan Yılport Holding’in, 2011 yılında kurulduğu yazılıydı. 2004 yılında STFA Holding’ten satın alınan Sedef Limanı ve 1 Ocak 2005’te satın alınan Alemdar Limanı’nın YILPORT Konteyner Terminali ve Liman İşletmeciliği AŞ çatısı altında birleştirilmesiyle karanlık operasyonlara yoğunlaşmıştı. YILPORT, Türkiye’ye daha önce uğrak yapmamış en büyük gemiler için tasarladığı Gemlik projesi’ne 2011 yılında başlamıştı. Aynı süre içerisinde şirket, Gemlik projesi’nin hemen yanında bulunan 600 bin TEU’luk elleçleme kapasitesi ve Ro-Ro tesisine sahip Gemport firmasını satın almıştı. 2011 yılında Malta Freeport’un yüzde 50’si YILPORT bünyesine katılmıştı. Dünyanın 4 kıtasında 51 ülkede faaliyetleri bulunan Yıldırım Şirketler Grubu’nun limancılık şirketi Yılport, kısa bir süre içinde Türkiye ile birlikte, İskandinavya, İberya, Latin Amerika ve Akdeniz’de çok sayıda liman ve terminali işleten dev bir şirket olup çıkmıştı. Aralarında vergi cenneti Malta bile vardı.

Yılport Holding, Londra’da düzenlenen Lloyd’s List 2018 Global Ödülleri’nde “Yılın Liman İşletmecisi” ödülünü kazanarak, bu global ödülü kazanan ilk Türk şirketi olma şerefini kazanmıştı! 616 paket kokainin geldiği nokta olarak ifade edilen Ekvador’daki Bolívar Limanı, Yılport’un büyük yatırım yaptığı bir limandı. Yıldırım Holding İcra Kurulu Başkanı Robert Yüksel Yıldırım, 4 yıl önce gazeteci Sibel Atik’in sorularını yanıtlarken şöyle diyordu: “Yıldırım Holding’in iştiraki olan Yılport Holding, geçen yıl Puerto Bolivar Limanı’nın işletme haklarını 750 milyon dolar yatırımla 50 yıllığına devraldı. Bu sözleşmeyle Latin Amerika’nın en büyük konteyner terminali hayata geçmiş oldu.”

Bu yatırıma dair başka bir haber de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ekvador gezisinde ortaya atılmıştı ve Hürriyet’in Eski Genel Yayın Yönetmeni Vahap Munyar’ın imzasını taşımaktaydı. 7’si Portekiz, 2’si İspanya ve 1’i Peru’da bulunan 10 limanı devralmaya hazırlanan Yıldırım Holding, 3 yıl önce ilgilenmeye başladığı Ekvador’un Bolivar Limanı için de anlaşmaya varmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti sırasında liman için nihai anlaşma imzalanırken, Yıldırım Holding Ekvador’a 750 milyon dolar yatırım yapacaktı…

Yüksel Yıldırım, bazen bir yatırımcı bazen de Yılport Samsunspor’un Başkanı sıfatıyla demeçler veren bir isim olarak karşımıza çıkmaktaydı. Şimdi bunlara bir de, işlettiği limanlardan uyuşturucu sevkiyatı haberlerine dair ciddi sorular eklenmiş durumdaydı.

Ve Sedat Peker’in en son, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yla ilgili iddiaları dudak uçuklatıcı ifşaatlardı. Eski AKP’li Bakanlardan Cemil Çiçek’in dediği gibi bütün bu ithamların yüzde biri dahi doğru ise, Erdoğan iktidarı bunların altından kalkamazdı!

Kur’an’da Mafya Yapılanması ve İşbirlikçilerin İttifakı!

Tefsir âlimleri ve yüksek fikir ehli şöyle buyurmuşlardır: “Kur’an’daki her ayetin, değişen ve gelişen bütün asırlara ve farklı toplumlara bakan, ayrı ayrı işaret ve hikmetleri vardır.” İşte mealini vereceğimiz şu Ayet-i Kerime’de de, bugün yeryüzünde ve ülkemizde sürdürülmek istenen zulüm ve rezalet düzeninin “DOKUZ’LU BİR ÇETE” tarafından yürütüldüğüne açıkça işaret olunmaktaydı:

“O şehirde (Medine’de ve her Medeniyette ve Memlekette) DOKUZ'LU BİR ÇETE (halkı ezmek ve zulüm düzenini sürdürmek üzere fikren ve fiilen işbirliği yapan dokuz ayrı şebeke) vardı, yeryüzünde (ve ülkelerinde fesat) bozgunculuk çıkarıyorlar (dirlik-düzen bırakmıyorlardı), ıslah (ve iyilik) tarafına ise hiç yanaşmıyorlardı. (Kendi aralarında) Allah adına yemin ederek dediler ki: ‘Gece mutlaka ona ve ailesine baskın düzenleyelim (ve hepsinin işini bitirelim). Sonra da sahiplerine ‘(Salih ve) ailesinin yok edilişinden hiç haberimiz yok! (Olup bitenleri asla görmedik.) Bizler, gerçekten doğruyu söyleyenlerdeniz’ (diye onları aldatalım ve atlatalım’).”[1]

Bu ayetteki “raht” çete-şebeke-ekip kelimesinin tenvin=iki esre ile bitmesi ve “rahtin” şeklinde gelmesi, “tis’atü rahtin” kavramını “Dokuzlu Çete” şeklinde yorumlamamızı gerekli kılmaktadır.

Bu Ayet-i Kerime’de dokuz (9) gerçeğe dikkatimiz çekilmiş olmaktaydı:

1- Her zulüm ve sömürü düzeni, DOKUZ’lu bir çeteye ve organizeli bir örgüte dayanmaktadır.

2- Bunlar yeryüzünde ve ülkelerinde fitne ve fesat çıkarmaktadır.

3- Bunlar aslında barışa ve temel insan haklarına düşmandır.

4- Ama zahirde, demokrasi ve dindarlık istismarı yapılmaktadır.

5- Adalet ve hakkaniyet isteyen rakiplerini mertlikle değil, hainlik ve gizlilikle imhaya kalkışılmaktadır.

6- Üstelik bütün bu cinayet ve rezaletlerini inkâr etmekte ve yalancı şahitlikle sorumluluktan sıyrılmaya çalışılmaktadır.

7- Bunlar kendilerini, doğru ve demokrat olarak tanıtmaktadır.

8- Bütün işleri (ticaretleri, siyasetleri) hile, haksızlık ve tuzaktır.

9- Ne var ki, sonunda bütün bu tuzakları boşa çıkacak ve zulüm düzenleri yıkılacaktır.

İşte bu DOKUZ’lu çeteyi günümüzde aşağıdaki şeytan ve şarlatan şebekesi temsil etmektedir:

[1- Mafya, 2- Medya, 3- Mason.] + [4- Münkir, 5- Müşrik, 6- Münafık.] + [7- Müdür (Bürokrat), 8- Milletvekili (Hain siyasetçi), 9- Mel’un Mal (Haram ve haksız servet) sahipleri.]

Şimdi "DOKUZ "M” Formülü" diyebileceğimiz bu organizeli çetenin elemanlarını tek tek tanımaya çalışalım:

1- MAFYA: Halkın devletten ve adaletten ümidini kestiği, güvensiz ve dengesiz düzenlerde ortaya çıkan ve her türlü kanunsuzluğu ve kaçakçılığı mübah sayan yeraltı örgütleri ve karanlık güçlerdir.

2- MEDYA: Her türlü haksızlığı ve ahlâksızlığı reklam ve teşvik eden basın-yayın kuruluşları ve kişileridir. Milli çıkarları ve genel ahlâki kuralları yıkmaya yönelmişlerdir.

3- MASON: Yeryüzünde Yahudi hükümranlığını gerçekleştirme projesi olan Siyonizm’in, her ülkedeki yerli temsilcileri ve hizmetçileridir. Kökleri dışarıda gizli şer şebekeleridir.

4- MÜNKİR: Her türlü maneviyatı ve mukaddesatı açıkça inkâr eden, demokrasiyi despotizme, laikliği dinsizliğe çeviren inançsız kesimdir. Genellikle solculuk ve çağdaşlık kisvesine sığınan, bazen de sağcılık ve milliyetçilik rolüyle ortaya çıkan ve mukaddesata saldıran kimselerdir.

5- MÜŞRİK: Çoğu zaman Müslüman görünen ve dindar geçinen, Allah'a ve Yüce Yaratıcı’ya inandığını söyleyen[2] ama İslam'ın ahlâk ve hayat prensiplerini kabul etmeyen ve genellikle din diye atadan babadan gördüğü yozlaştırılmış gelenekleri taklit eden (Bakara: 170) ve Hakkın değil kalabalığın peşinde sürüklenen tiplerdir.

6- MÜNAFIK: Münafıklar, İslami cemaatler içinden çıkarlar. Ya "hikmet ve hizmet" erbabı olarak kendini tanıtıp toplumu cihat ruhundan, siyaset ve devlet şuurundan uzak tutmaya çalışırlar. Diğer sekiz sınıfla iş birliği yapıp gerçek Müslümanlara cephe alırlar. Veya makam ve menfaat hatırına bizzat hizmet teşkilatına sızıp kendilerini gizlemeyi başarırlar. Ama devamlı fesat çıkarır ve ortalığı karıştırırlar. Fırsat bulunca da haklı ve hayırlı bir teşkilattan ayrılırlar. Masonlarla gizli ilişkiler kurarak, Mescid-i Dırar misali yeni oluşumlara katılırlar.

7- MÜDÜR (Bürokrat): Çeşitli banka ve fabrikalarda veya sivil ve askeri kurumlarda, ya da emniyet teşkilatında Genel Müdür, Müsteşar, Müfettiş gibi resmi makamlara getirilip bu yetki ve etiketlerini hıyanet ve hırsızlık yolunda istismara kalkışan; mafya ve masonlara rüşvet karşılığı kolaylık sağlayan bürokrat kesimidir.

8- MİLLETVEKİLİ (Hain siyasetçi): Çeşitli partilerden aday olup Meclise giren ama bu siyasi fırsatını ve dokunulmazlık zırhını kullanarak, karanlık güçlere yardım ve yataklık yapan ve şahsi çıkarları için Milli irade emanetine hıyanetten sakınmayan Devlet Reisi, Bakan, Parti Lideri, Milletvekili gibi haysiyetsiz ve hain siyasilerdir.

9- MEL’UN MAL (Haram ve haksız servet) SAHİPLERİ: Bunlar faiz, karaborsa, ihtikâr, rantiyecilik, devlet ihalesi ve uyuşturucu ticareti gibi hileli ve haram yollarla milletin emeğini ve alın terini sömüren ve Karunlar gibi semiren, zalim zengin tipi ve sözde iş adamları kesimidir.

Elbette bu dokuzlu çete devamlı birbirini kollayıp, irtibatlı hareket etmektedir. Medya bu tipleri reklam etmekte, bunlar medyayı beslemektedir.

İşte ülkemizde de, yıllardır çöreklenen ve toplumun başına bir kâbus gibi çöken bu şer cephesi ve şeytan şebekesi, zulüm ve sömürü düzenlerinin köklerini kurutacağı için Erbakan’ın partilerine ve hükümetine dokuz cepheden savaş açmış, iktidardan uzaklaştırmış ve partilerini kapatmışlardır... Ama çaresi yok, sonunda mutlaka Hakkın uyarısı ve halkın uyanışı karşısında bitecekler ve batacaklardır... Ve zaten Erbakan; bu dokuzlu çeteyle tam elli yıl savaşarak ve bütün tuzaklarını adım adım aşarak, mutlu sona ve Rabbine ulaşmıştır. O’nun aziz hatırasını ve siyasi mirasını istismar ederek iktidara taşınan AKP’nin, mukadder olan akıbete uğraması da kaçınılmazdır.

Bu "Dokuzlu Çete"yi haber veren ayetlerin devamını dikkatle okuyalım:

“Onlar (Müslümanlara ve mazlumlara karşı) bir tuzak (hileli bir düzen) kurdular. Biz de, farkında olmadıkları bir tuzak kurup onları helak ettik. (Bu tuzakları onların başına geçirdik.) Artık Sen bak gör ki, bu hile rejimlerinin (ve zulümlerinin) sonu nasıl oldu. Biz onları ve kavimlerini toptan mahvettik. İşte (şu harabeler), zulümleri yüzünden başlarına çökmüş evleri (ve şehirleridir). Şüphesiz (düşünüp gerçeği) bilen bir kavim için bunda büyük ibretler vardır. (Bunları düşünüp anlayanlar için, bir ibret ve hikmet levhâsı olarak bıraktık.) İman edenleri ve kötülükten sakınan kimseleri ise kurtardık. (Yani; Semud Hz. Salih kavminden inananları, küfür ve kötülükten kaçınanları selamete çıkardık.)[3]

 

 


[1] Neml: 48-49

[2] Yunus: 31-32, Zuhruf: 87

[3] Neml: 50-53

 

 

Makale Paylaşım Sayısı: 58

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR