YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ce948a0e8e5
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 8
Bugün : 37335
Dün : 56643
Bu ay : 93978
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52239036
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Şanlı tarihler yazan ve “Nizam-ı Alem” (Yeryüzüne adalet düzeni ve huzur sistemi) ülküsü taşıyan ve bunu nice bin yıllarca başaran Aziz Milletimizin:

a) Hem devlet olmaları
b) Hem medeniyete ve hakimiyete ulaşmaları
c) Hem de devamlılık kazanmaları ve ayakta kalmalarında;

1- Kurucu

2-Koruyucu

3-Kurgucu özelliği taşıyan ordumuz, en temel unsur ve en hayati kurumdur.

 Bir devletin oluşması için en önemli öğe olan halkın “kalabalık”tan “millet”e dönüşmesi için gereken:
1- Organize
2- Ortak İrade
3- Otoriteyi sağlamak da, bu kalıcı ve akılcı kurum olan ordumuzun sorumluluğudur.

Bu nedenle, Türk Ordusunu başka ülke ordularıyla kıyaslamak; demokrasi demogolojileri ve küreselleşme kem-kümleriyle Onun tabii ve tarihi misyonunu kısırlaştırmaya çalışmak, son yıllarda karşılaştığımız, belki de en talihsiz ve tehlikeli bir durumdur. Gafletle veya hıyanetle yapılan bu girişimler, bizzat devletimizin temeline dinamit koymakla eşit bir şuursuzluktur. Osmanlı’nın yıkılışı öncesi, özellikle İttihatçılar döneminde orduya sabataist ve masonların sızdıkları ve bu yüce kurumu, devletimiz ve dirliğimiz aleyhine kullanmaya çalıştıkları… Ve yine, Atatürk sonrası İnönü, Menderes ve devamı sürecinde, bazı üst düzey askeri bürokratların ordumuzun bizzat dinimize, Milli değerlerimize ve Milletimize muhalif tavır takındığı izlenimi veren yanlışlıkları ve haksızlıkları, maalesef doğrudur. Ancak sağlıklı bir bünyenin, organlarına sızan mikropları, vücuda zarar vermeden etkisiz hale getirmesi ve hatta bağışıklık sistemi geliştirmesi gibi; dış güçlerin ve işbirlikçi hainlerin marifetiyle, zaman zaman ordumuza sızan ve bu kutsal kurumu Milletimizin ve devletimizin aleyhinde kullanmaya kalkışan ve bazı tahribatlar yapmayı da başaran kişiler ve kümelenmelerin:Milli özelliğini ve asli hüviyetini asla yitirmeyen Kahraman Ordumuzun sağlam bünyesi içerisinde eritildiği ve etkisizleştirildiği de, sevinilecek ve güvenilecek bir konudur.

 

Asırlar sonra, aynen haber verdiği şekilde gerçekleşmesiyle Hz. Peygamberimizin mucizesi sayılan İstanbul’un Fethiyle ilgili hadislerinde:

“Kostantin mutlaka fetholunacaktır. Onun emiri; ne güzel ve örnek bir komutandır. Ve Onun askeri; ne iyi ve bereketli bir ordu konumundadır.” Buyurmaları: Kahraman Türk Ordusunun şeref ve faziletinin, tarihi ve talihli zaferlere öncülük edeceğinin çok açık bir müjdesi ve garantisidir.Evet, her şeye rağmen, müjdelenen ve hasretle beklenen, Türkiye merkezli yeni barış ve bereket Medeniyetinin en önemli destek ve dayanağının yine Asil Türk ordusu olacağını haber veren Bediüzzaman şunları söylemektedir:

“Gariptir, hem çok gariptir (hayret edilir ki Dış güçler ve hain işbirlikçi şahsiyetler) yedi yüz sene boyunca İslamiyetin ve Kur’anın elinde şeref şiar (Şan ve şerefle şöhret bulan), barika-asa (Şimşek gibi parlayan) bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülük (düşüncesini), muvakketen (geçici bir dönem) İslamiyetin bir kısım Şeairine (Ezan, Kur’an, İmam Hatip, başörtüsü gibi dinin simgelerine) karşı kullanmaya çalışır. Fakat (tam) muvaffak olamaz (sonunda) geri çekilmeye (mecbur kalır) (Çünkü) “Kahraman ordu, dizginini Onun (masonluğun Siyonist ve sabataist hıyanet gurubunun) elinden kurtarıyor” (ve kurtaracak) diye, (hadis) rivayetlerden anlaşılıyor.[1]

Bu gün sevinerek görüyoruz ki; Ordumuz softalık ve istismarcılık niyetiyle Yüce Dinimizin yobazlaştırılmasına da, laiklik ve demokratiklik bahanesiyle devletimizin ve manevi değerlerimizin yozlaştırılmasına da karşıdır, ilmi, insani, akli ve ahlaki bir çizgiyi benimsemektedir.

Aziz Türk Milletinin ve Devletinin maddi ve manevi iki güçle ayakta kalacağına inanan Üstat:“İşte;

1- Haysiyet-i askeriye (yani ordunun onuru, değeri, gücü ve kuvveti)

2- Hamiyet-i İslamiye (İslam ve iman gayreti) ve Şeriat-ı Muhammediye (Kur’an’ın bütün insanlığa getirdiği adaleti) bir terazinin iki kefesindeki Ağrı dağı ile Sübhan dağı gibi iki dengeye benzer.” Diyerek, ordunun önemini ve değerini ortaya koymaktadır.[2]

Yurdumuzun barbar batılılarca işgali sırasında ve mütareke yıllarında; istila kuvvetlerine şiddetle ve cesaretle karşı çıkıp direnen ve Milli Mücadeleye ve Atatürk’ün Ankara Hükümetine taraftarlık gösteren[3]

Anadolu hareketine karşı İngilizlerin dayatmasıyla Damat Ferit Hükümetinin, Şeyhülislam Dürrizade imzasıyla yayınladığı “Bunlar İsyan etmiştir. Öldürülmeleri gerekir fetvasını “Müslüman halkı Kuvay-ı Milliye aleyhine kışkırttığı” için kabul etmeyen, Ankara Müftüsü Rıfat Börekçinin fetvasını destekleyen ve “Zıt kavramlar yer değiştirmiştir; Zulme adalet, Cihada isyan, esarete ise hürriyet adı verilmiştir” diyerek Atatürk’ün başlattığı Milli Mücadeleyi cihat ve hürriyet hareketi kabul eden[4] Bediüzzaman; Kahraman Türk ordusuna çok değer vermekte ve sürekli övgüyle bahsetmektedir.

“Ben bu milletin bahadır ordusunun milyonlarca efradını, eratını ve subaylarını samimiyetle seviyorum, hürmet ve haysiyetlerini, elimden geldiği kadar korumaya çalışıyorum.

Ama benim garazkar ve mason muarızlarım ise, bir tek adamı sevmek ve yüceltmek bahanesiyle, Türk ordusunun şehit olan ve hayatta bulunan milyonlarca mensubuna hıyanet ve hakaret ediyor.Bana hücum edenlerin tek bahanesi “Mustafa Kemal’e itirazım ve dost olmadığım” (iddiası)dır. Halbuki o beni taltif etmek (itimat ve itibar göstermek) ve bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya resmi yetkili umumi vaiz olarak göndermek üzere Ankara’ya çağırmıştır.[5]

Bediüzzaman; geçmişteki, günümüzdeki ve gelecekteki milyonlarca mensubuna hayran ve hayırhah olduğum “Bin seneden beri cengaverliğini, gaziliğini ve hak peresliğini dünyada gösteren ve ispatlayan… Kur’anın bayraktarlığını kılıçlarıyla ve kanlarıyla imzalayan bir ordunun bazı kumandanlarına yanlış ve haksız bulduğum davranışları yüzünden karşı çıkmam bahane edilerek, bana bu denli hücum ve hakareti hak ediyor muyum? Diye sormakta ve aslında Atatürk’ün istismar ve suistimal edildiğine parmak basmaktadır.[6]

Son devrin büyük alimlerinden Seyit Abdulhakim Arvasi Hazretlerinin şu tespitleri oldukça önemlidir:

“Türklük bir içtimai kavramdır. Biyolojik ve ırksal bir olay olarak değerlendirilmesi yanlıştır. Sosyal bir ırktır, Türklük bu Milletin adalet ve hürriyet yolunda mücadele vermiş ve kendisini Allah’a ve insanlığa vakfetmiş kimliği” şeklinde algılanmalıdır. Bediüzzaman Hazretlerinin “Dünyanın neresine giderseniz gidin, Türk demek Müslüman demektir” sözleri de bu anlamdadır.

Türkler, Emeviler döneminde Müslüman ordularının Türkistan İstilası sırasında Arapları daha yakından tanımışlardı.

Bu dönemde, Arapların fetih hareketine katılan ve henüz İslam ahlakını sindirememiş bulunan bazı askerlerin yağmaya girişmesi, Türklerde, Emevi yönetimine karşı düşmanca tepkileri oluşturmuştu. Bu nedenle, Emevi yönetimine karşı çıkan Ehli Beyte mensup ihtilalci şahsiyetlerin Türklere sığınması Peygamberin nesline karşı kuvvetli bir sempati doğurmuştu.

Emevilere karşı isyan eden Ebu Müslim’in ordusunda henüz Müslüman olmamış Türklerin de çok sayıda yer alması bunun neticesi olmalıdır. Ehli Beyte karşı oluşan bu yakınlık, Türklerin Müslümanlığı kabulünden sonra daha da gelişmiş, bu konuda bir çok destan ve menkıbenin meydana gelmesine yol açmıştır. Sonraki zamanlarda bu durum, Ehli Beyt soyunun Araplardan çok Türklere yakın olduğu kanaatini yaygınlaştırmıştır. Meşhur Tarihçi Cahız, Horasanlılar hakkında bilgi verdikten sonra şunları yazar: “Buna göre Türkler Horasanlı ve halifelerin (Abbasiler) pek yakın akrabaları olan mevlalarıdır (dostları)dır. Bunun neticesi Türk, bunların hepsinin sahip olduğu üstünlüklere sahip çok şerefli bir kavimdir” [7]

Hendek savaşı sırasında, Hz.Peygamberin, ilk kazı işlerini ve şehrin müdafaasını kontrol etmek için seçtiği yer olan Seyhan denilen tepede kurdurduğu çadır, Kendi ifadesiyle “Kubbe-i Türkiye” (Türk Çadırı) idi.[8]

Bu konuda, Taberi Tarihinde, Amr b. Avf dan naklen malumat verilmektedir. Medine etrafına hendek kazılması sırasında büyük bir kaya çıkması üzerine şunlar nakledilir: “Selman hendekten çıkarak (haber vermek için) Hz. Peygamberin bulunduğu yere geldi. Bu sırada Hz. Peygamber Türk çadırını (Kubbe-i Türkiye) kurmakla meşgul idi”[9] Bu gün bu yere, Hz. Peygamberin ikamet ettikleri “Kubbe-i Türkiye”nin hatırasına Zübab Camii inşa edilmiştir.[10] Hz. Peygamber Mekke’nin Fethinden sonra, burada kaldığı 15 gün müddetinde, Ebu Talip ve Hz.Hatice’nin kabirleri yakınında kurduğu “Kubbe-i Türkiye”de ikamet etmişlerdir.[11] Araplar buna “Gubba Turkıya” yani Türk Çadırı demişlerdir.[12] Bütün bunlar Hz. Peygamberin Türk kavmine ve Türk askerine olan özel ilgi ve sevgisinin bir göstergesi sayılır.

Aynı konuda, İzmirli de değerli bilgiler verir: “Müslim’in Sahih’inde Kadir gecesinin fazileti babında İstanbul’da olan Ebu Şeybeti Hudri’nin kardeşi Ebu Saidi Hudri’den tahriç (çıkartma) ettiği üzere, peygamber, bir ramazan ortalarında, bir Türk çadırında itikaf [13] etmiştir. Şarih[14] Nevevi bunu küçük geçe (keçe) çadırı diye tefsir ediyor ki tamamıyla bir Türk çadırıdır.[15]

İzmirli bir başka makalesinde, Hz. Peygamberin bu çadır da, ramazan ayında “tam on gün on gece Rabbına ibadette bulunmuştur” demektedir.[16] İzmirli, “Peygamber ve Türkler” adlı makalesinde, Kazan’ın tanınmış bilgini Şehabettin Mercani’nin (Öl.H.1306) “Müstefadülahbar” adlı eserinde, İbnü’l Esir’in “Üstüdülgabe fi Marifetissahabe”sine dayanarak, Hz. Peygamber’in Türk hakanına, Türkçe bir mektup yazmış olduğunu belirtmektedir, İzmirli o devirde Hz. Peygamberin çevresinde Türkçe bilenlerin bulunduğunu da anlatır.[17]

Ordumuz, niye yıpratılmak isteniyor?

Dış güçlerin ve AKP hükümetinin Kahraman Ordumuzu “layt”laştırmak ve laçkalaştırmak amacıyla, önce Sn. Büyük Anıt Paşa’nın Genel Kurmay Başkanlığını önlemeye ve komuta kademesini biri birine düşürmeye yönelik girişimleri başarısız kalınca, bu sefer “ordu yapısı değiştiriliyor!?” haberleriyle ortalık karıştırılmaya çalışılıyordu.

“26.08.2006 tarihli Milliyet Gazetesi CNN Türk-Kemal Yurteri kaynaklı şu kışkırtıcı haberi yayınlıyordu: Türk Silahlı Kuvvetleri, tarihinin en büyük değişimine hazırlanıyor. Yeniden yapılandırma planına göre, iki ordu karargahı lağvedilecek, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları, Genelkurmay çatısında birleşecek. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kara gücü, iki ana komutanlık haline getiriliyor.Genelkurmay Başkanı Özkök’ün uzun zamandır üzerinde çalıştığı plana direnen bazı generaller de tasfiye edildiTürk Silahlı Kuvvetlerinin yapısını baştan sona değiştiriliyor. Genelkurmay: Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün uzun zamandır üzerinde çalıştığı Genelkurmay Başkanlığı nöbetini devralacak olan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın da imzasını taşıyan plana göre Genelkurmay Karargahı ve Kuvvet Komutanlıkları tamamen değişiyor.

Kademeli olarak yaşama geçirilecek plan için bazı adımlar atıldı. Önümüzdeki yıllarda köklü değişiklikler yaşama geçirilecek. Plana göre 4 orduya sahip Kara Kuvvetleri Komutanlığında Ege Ordu ve 3. Ordu lağvedilecek, sadece birinci ve ikinci ordular kalacak. Plan, karargahı İstanbul’da bulunan 1. Ordu ve Karargahı Malatya’da bulunan 2.Orduyu “Doğu ve Batı Grup Komutanlıkları” haline getiriyor. Türkiye bu iki ordunun görev sahasına bölünecek.

Planda Genelkurmay Karargahının yapısı tamamen değişiyor, merkezi bir karargah kuruluyor. Yıllara yayılan plana göre Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları Genel Kurmay Başkanlığının çatısına çekilecek. Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları, halen mevcut olan taktik birimlerde yeni değişikliklerle plana tamamen uyumlu hale getirilecek.Kuvvet komutanlıkları kapatılıyor(muş!)

Kuvvet komutanlıkları Genelkurmay Başkan yardımcıları haline geliyor. Kuvvet komutanları yerine, birimlerden sorumlu yardımcılar olacak. Plandaki önemli bir değişiklikte, bütün kuvvetlerde ayrı ayrı bulunan, lojistik, istihbarat, plan prensipler, eğitim gibi daire başkanlıkların da iptal edilmesi ve bu birimlerin Genelkurmay Karargahından, J. Başkanlıkları tarafından tek merkezden yürütülür hale getirilmesi. Genel Kurmay Plan Prensipler Başkanlığı, ikiye bölünecek Genel Kurmay’da mali işlerden sorumlu yeni bir J. Başkanlığı da kurulacak ve böylece mali yönetim de tek elde toplanacak. Plan bu haliyle Amerikan ve İngiliz ordularının karma bir modeli olarak nitelendiriliyor

. Direniş tasfiye getiriyor(muş!)

Genelkurmay Başkanı Özkök, Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevinde üzerinde çalıştığı planı Genelkurmaya gelince hızlandırdı. Genelkurmay Harekat Başkanlığı tarafından yürütülen çalışmalar sırasında plana hem kuvvetlerden hem de Genelkurmaydan direniş geldi. Hatta Dönemin Harekat Başkanı Emekli Korgeneral Köksal Karabay’ın bu nedenle pasif göreve atandığı ve erken emekliliğini istemek zorunda bırakıldığı belirtiliyor.”

Genel Kurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın, Kara Kuvvetleri Komutanlığı devir teslim töreninde kesin ve keskin bir dille yalanladığı bu, “Ordudaki değişim ve küçülme” haberleri, şu sinsi amaçları güdüyordu:

  1. Orduyu karıştırmak ve kuvvet komutanlarını G. K. Başkanına karşı kışkırtmak
  2. NATO kontrolü dışındaki Ege Ordumuzun lağvedileceğini öne sürüp yeni G.K. Başkanımız aleyhinde şüpheler ve şaibeler oluşturmak ve milletçe kendisine duyulan itimat ve itibarı sarsmak
  3. İleride yapılması münasip ve muhtemel değişim projelerinin, çok farklı ve aykırı biçimde ortaya döküp, yeni komuta kademesinin hayırlı ve yararlı girişimlerini, peşinen boşa çıkarmak.

Malum ve mel’un (masonik) merkezler, bu tür çıkışlarıyla; ABD, NATO, İsrail ve Yahudi Lobileri gibi dış güçlere:

“Bu yeni G.K. Başkanı ve ekip arkadaşları bizim kontrolümüz dışındadır. Milli Haysiyetli amaçlar taşınmaktadır. Gerekli önlemler alınmalıdır.” Mesajını ulaştırmaya çalışmak…İşte bütün bu şeytani hesapları fark eden G.K.B. Büyükanıt ve K.K.K. Başbuğ, devir teslim töreninde, oldukça kararlı ve tutarlı bir tavır sergilediler.

Org. Yaşar Büyükanıt’tan Sert ve net tepkiler:

Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda düzenlenen devir teslim töreninde konuşan Orgeneral Yaşar Büyükanıt sert mesajlar verdi. Büyükanıt, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin etkisizleştirilmek istendiğini bu çabaların son dönemde artırıldığını söyledi. Bu çabaların Türkiye Cumhuriyetinin üniter yapısından rahatsız olan çevreler tarafından yapıldığını vurgulayan Orgeneral Büyükanıt, mücadelelerinin kararlılıkla süreceğini kaydetti.

Yakın zamanda askerlere iğrenç saldırılar yapıldığını söyleyen Büyükanıt, bu kampanyaları sürdürenlerin kendi yarattıkları ‘iğrenç bataklık’ta boğulacaklarını belirtti. Büyükanıt günü geldiğinde bu kişilerin hesap vereceklerini de sözlerine ekledi.Bu saldırıların kendilerini yıldırmayacağını belirten Büyükanıt, “rüzgar küçük ateşleri söndürür, büyük ateşleri ise daha da güçlendirir. Ne Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin değiştirilebilir ne de ülke bölünebilir” dedi. Büyükanıt’ın konuşmasının sonunda eşine, kızına, Cumhurbaşkanı ile eşine ve silah arkadaşlarına teşekkür ederken Başbakan, Meclis Başkanı ve Savunma Bakanına etmemesi dikkat çekti.

Org. Başbuğ: ‘Kararsızlıklar terörü besler’

Orgeneral Büyükanıt’tan Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini devralan Orgeneral İlker Başbuğ da güvenlik konseptinin küreselleşme ile birlikte değiştiğini ifade ederek, Türkiye’nin “küresel düşünüp, Ulasal hareket etmek” durumunda olduğunu belirtti.

Türkiye’nin geniş bir tehdit yelpazesiyle karşı karşıya olduğunu kaydeden Org. Başbuğ, “Eğe ve Doğu Akdeniz’deki dengelerin değiştirilme çabası ve uluslar arası anlaşmalardan doğan kazanımlara zarar verecek davranışların Türkiye’nin güvenliğini etkileyebilecek simetrik riskleri oluşturduğuna” dikkat çekti.

Bu gibi risklerin Türkiye’nin güçlü bir silahlı kuvvetlere sahip olmasını zaruri kıldığını belirten Başbuğ, “teknolojik olanaklardan yararlanarak, modüler ve esnek her ortamda görev yapabilecek bir gücün oluşturulması göz önünde bulundurulacaktır” dedi.

Türk Silahlı Kuvvetlerin yıpratılmaya çalışıldığını ve bölücü terör örgütünün de amaçlarına ulaşmak için demokrasiyi kullandığına dikkat çekerek, “Terör örgütünün etkinliği bitirilene kadar operasyonlar sürecektir. Kararsızlıklar bölücü terör örgütlerinin umudunu besler” diye konuştu.

Terör örgütünün amacının propaganda yapmak olduğunu ifade eden Başbuğ, bu konuda medyaya büyük görev düştüğünü söyledi.[18]

Kaderin intikamı:Kara Kuvvetleri Komutanlığı devir teslim törenine, Cumhurbaşkanı, Kuvvet Komutanları, malum protokol konukları yanında, Başbakan Recep T. Erdoğan ve Meclis Başkanı Bülent Arınç’ta katılmıştı. İlahi adalet, hikmetli kader çerçevesinde, Hak davaya ve Erbakan Hoca’ya yaptıkları hıyanetin intikamını, şerefli komutanlar eliyle, daha doğrusu “haliyle” almıştı.. Şahsen ben, bu ikisinin yerinde olmaktan ve o mahcubiyeti yaşamaktansa, bir kere değil bin kere ölmeyi bir şans sayardım.

Evet bütün protokol konuklarına ayrı ayrı teşekkür edilmesine rağmen bu ikisinin ismi ve sıfatları, imaen bile geçmedi,

  • Zerre kadar itibar ve iltifata değer görülmedi,
  • Başbakan ve Meclis Başkanı olduklarına değil, hatta doğduklarına bile pişman ve perişan oldukları hallerinden belliydi.
  • Demokrasi demogojileri ve AB hayaliyle; Orduyu etkisizleştirmek ve güçsüzleştirmek, ülkenin üniter yapısını değiştirmek, din özgürlüğü bahanesiyle laik sistemi dejenere edip, Ilımlı İslam diye Müslüman halkımızı emperyalizme uyumla hale getirmek yönündeki gizli ve kirli girişimlere asla geçit verilmeyeceği, yüzlerine karşı söylenmişti.

Bu onurlu ve şuurlu davranışları “nezaketsizlik veya protokol kurallarına riayetsizlik” şeklinde yorumlamak ta yanlıştı. Çünkü bu duyarlı yaklaşım; şahsi makam ve menfaatler uğruna, dış güçlere yaslanarak; Milli çıkarlarımızla ve devlet onurumuzla bağdaşmayan girişimlere yönelen gafil siyasilere bir uyarı anlamı taşımaktaydı.

Sn Büyükanıt Paşa’nın, beynine, birikimine ve becerisine güvenerek, aşağıdaki tuzaklara takılmayacağını umuyoruz ve en samimi duygularla şu teklif ve temennilerimizi iletmek istiyoruz:

  • Gizli Tarih Kitabında, gerçekleri söylemek, hatta övmek perdesi altında Atatürk’e sövmekten ve iftira etmekten çekinmeyen. “Dedem Fransız işbirlikçisiydi. Büyük olasılıkla biz de İbrani (Yahudi) kökenliyiz” (Aktuel) diyerek aslını ve ayarını ortaya döken.
  • Abdullah Öcalan’la samimi ilişkisini inkar etmeyen ve Kürtçülere ilgisini hala esirgemeyen. “Kuzey Irak’a asla asker sokulmamalıdır. Kızılderili gibi avlanır, yazıktır…Oradaki Kürtlerle (Barzani ile) işbirliği şarttır. Bu konuda Yaşar Büyükanıt’ın da yapacağı bir şey kalmamıştır” (Ecevit Kılıç Aktuel 25.08.2006) diyerek, bir nevi İsrail uşağı Barzaniler adına ordumuza gözdağı veren
  • Ve zatı alinizden de Yahudi kökenli olduğunuzu ima ve ilan ederek “Büyükanıt’la akraba çıkıyoruz” diyen..

Yalçın Küçük gibi niyeti ve mahiyeti karanlık kişilerin ve Amerikan İslamcısı kesimlerin ağzını kapatmak üzere, size yakışan bir mertlik ve netlikle çıkıp:

1- “Ben şu veya bu kökenden olabilirim.. Kimin soyundan dünyaya geleceğime ben karar vermedim. Ancak ben kendi iradem ve tercihimle: Bu Aziz vatanın ve bu asil Milletin bir ferdi ve bu kutsi ocağın bir üyesi olmayı en büyük şeref, Milli ve manevi çıkarlarımızı her şeyin üstünde tutmayı en büyük görev bilmekteyim” içerikli bir açıklama yapmanız faydalı olacaktır.

2- “Bölgesel Güç” palavralarıyla ve Siyonist entrikalarla

a) Cumhuriyetin Osmanlızasyonuna ve Ilımlı İslamcıları halife yapma hazırlığına

b) Silahlı Kuvvetlerimizin Pentagonizasyonuna, asla geçit verilmeyeceğini açıkça ortaya koymalıdır.

3- Türkiye’nin güvenlik ve savunma organlarının, küresel emperyalizmin bir şubesi haline getirilme hıyanetleri çerçevesinde, derinden derine hazırlık görülen ve yeri geldikçe dillendirilen “TSK’nın ağırlık merkezini ve sinir sistemini, Karadan Hava’ya kaydırma” ve ordu içinde gizli bir kutuplaşma girişim ve gayretlerini boşa çıkarmalıdır.

4- Ordumuzun, Yüce Dinimize, manevi dinamiklerimize ve samimi dindar kesimlere karşı asla bir ön yargısı ve ters bakışı olmadığını, olamayacağını, bunun Millete düşmanlık anlamı taşıyacağını…Ancak: Din istismarına, laikliğin laçkalaştırılmasına, “Ilımlı İslam, Radikal İslam” gibi safsatalarla ve dış güçlerin kışkırtmasıyla Milli birlik ve dirliğimizin bozulmasına asla fırsat tanınmayacağını, bir kere daha haykırmalıdır…


[1] 5.Şua 3.Küçük Mesele. 3. hadise

[2] Divanı Harbi Örfi

[3] Külliyat Nesil Yay. 1. cilt Sh: 1080- Başbakanlığa mektup

[4] Bediüzzaman’ın Hayatı Yeğeni Abdurrahman Nursi Sh: 106-107 Piran Yay. İst.

[5] Emirdağ Lahikası 27. Mektup

[6] Emirdağ Lahikası 27.Mektup

[7] (Prof. Ramazan Şesen El-Cahiz, Hilafet Ordusunun Menkıbeleri

ve Türklerin Faziletleri. 2.Baskı Türk Kültürü Ar. Yay. Ank. 1988 Sh:59)

[8] Kitapcı, Yeni İslam Tarihi ve Türkler, s.154

[9] Kitapçı, Prof. Dr, Zekeriya, Hz. Peygamberin Hadislerinde Türk Varlığı,

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbulbul Tarihsiz, s. 58.

[10] Hamidullah, M. Çin ile ilk Devir Müslüman ülkelerinin Temasları, İ.T.E.D. İstanbul,

1975, s. 104 nak, Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı, Yeni İslam Tarihi ve Türkler s.182

[11] Kitapçı, Prof. Dr, Zekeriya, age, s.196

[12] Togan, Umuuni Türk Tarihine Giriş, s. 34. Türk çadırları kubbe şeklinde oluyordu. Ortaçağ’da

Türk çadırları sadece Türkler tarafından değil, diğer komşuları tarafından da kullanılmaktaydı

HattaPeygamber devrinde Arabistan’da Türk çadırlarının kullanıldığına dair kayıtlara sahip

bulunmaktayız.” Dipno. Prof. Dr. Ramazan Şeşen. İbn Fazlan Seyahatnamesi, s.41

[13] İtikaf: ibadetle vakit geçirme.

[14] Şarih: Bir kitabı şerh eden, bir kitaba açıklama getiren

[15] İzmirli, Prof. İsmail Hakkı, Peygamber ve Türkler, s. 1017.

[16] İzmirli, Şark Kaynaklarına Göre Müslümanlıktan Evvel Türk Kültürünün

Arap Yarımadasındaki İzleri, s. 281.

[17] İzmirli, Peygamber ve Türkler, s. 1017.

[18] Hürriyet İnternet

 

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...