YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697fb41340438
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 0
Bugün : 55012
Dün : 56785
Bu ay : 55012
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48758325
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Siirt Pervari’de, iki ve üç yaşlarındaki bebelere defalarca tecavüz edip sonra öldürecek kadar şehvet delisine ve cinayet şebekesine dönüşen 14-15 yaşlarındaki yatılı ilköğretim okulu öğrencilerini bu vahşete sürükleyen şartları, önceki iktidarlar ve özellikle AKP hazırlamıştır.

Adli Tıp raporuna göre, iki yaşındaki çocuklarla cinsi ilişki kuracak, ardından canlarına kıyacak kadar canavarlaşmış olan bu ergenler, işledikleri rezalet ve cinayetleri “Bilinçli ve kasıtlı olarak yapmışlardır”.

Bunlar, ahlaki ve manevi eğitimden mahrum bırakılmanın; İslam’ı gericilik saymanın; Milli Görüş’e savaş açmanın; alt yapısı hazırlanmamış sekiz yıllık mecburi eğitim saçmalığının; yıllardır bir tek odada, kayınpeder, kayınvalide, oğul, gelin, kayınço, görümce, ergen ve çocuk torunlardan oluşan 12 kişilik bir ailenin koyun koyuna yatmaya ve yaşamaya mecbur bırakılmasının; başlık parası karşılığı 11 yaşındaki kızların 70 yaşındaki ihtiyarlara satılmasının normal karşılanmasının utandırıcı sonuçlarıdır.

Bunlar, Anadolu insanı ve özellikle Kürt halkını yedi sülalesi şeyh geçinen Din satıcısı sahtekârların sömürü saltanatına ve İttihat Terakki artığı derebeyi ağaların tasallutuna mahkûm ve mecbur bırakan ve bu şeyhler ve ağalar eliyle toplumu gütmeye bakanların ayıplarıdır!

Bunlar, AKP açılımlarının ve PKK’nın dinsizleştirme propagandalarının acı yansımalarıdır.

Bunlar, dindar geçinen din istismarcısı AKP’nin; ekonomik, sosyolojik ve politik tahribatlarının utanç verici manzarasıdır.

25 Nisan 2010 Star TV “Her Açıdan” programında Ruhat Mengi; aslında bizim de hiç tasvip etmediğimiz, “TSK’yı etkisiz bırakma, AKP tahribatlarını denetimden kaçırma” girişimi olarak değerlendirdiğimiz Anayasa değişiklik paketiyle ilgili:

“Umarız halkımız referandumda, camide öğrendiklerine bakarak değil, bizim söylediklerimize kulak kabartarak, “evet” veya “hayır” diyecektir” şeklinde, içini dışa vuran ve İslam’a duyduğu gizli kini ortaya koyan talihsiz ve terbiyesiz konuşmalar yapmıştır.

Böylece camiyi “yobazlık yuvası ve cehalet ocağı” gibi sunarak ve Müslüman halkımızı aşağılayarak İslam düşmanlığını kusan bu edep ve erdem yoksunlarının yayınlarını ve yorumlarını dinleyen halkımızın mecburen AKP’ye sığınmaktan, bir nevi akrepten medet ummaktan başka çaresi kalmamaktadır. Bu tür bir muhalefet varken, artık AKP’nin hayırlı ve yararlı icraatlar yapmasına, hatta yıkım ve yolsuzluklarını saklamasına bile gerek duyulmamaktadır.

Oysa Ruhat Mengi’nin şımarıklıkla ima ettiği o yobazlık ve sapıklıklar, hurafe ve safsatalar, camilerde değil: kendilerinin çok iyi bildiği gibi, korkaklık ve münafıklıktan dolayı Müslüman kimliğine bürünen Sabataistlerin (Gizli Yahudilerin) kuytu odalarında ve mason Localarında kafalara kazınmaktadır.

Ve maalesef yine aynı gün, sırmalı cüppesiyle ATV kanalına çıkıp, her on cümlesinin arasında: “Çağdaş dünyayla barışık İslam!?”dan bahseden AKP’nin diyanet başkanı Ali Bardakoğlu da, aslında Ruhat Mengi’lerle  aynı odakların kapı kullarıdır. Çünkü o “çağdaş dünya ve değerler” dedikleri AB ve ABD emperyalizmiyle, Yahudi siyonizminin faiz ve fuhuş üzerinden yürütülen sömürü sistemiyle ve bunların yozlaştırdığı, her türlü melaneti meşrulaştırıp insanlığı yoldan çıkardığı bu haksızlık ve ahlaksızlık medeniyetiyle İslam’ı barışık göstermek, Yüce Dinimize yapılacak en büyük iftiradır.

Artık ilkokul kantininde esrar satılıyordu!

Samsun’da bir ilköğretim okulunun kantinine düzenlenen uyuşturucu operasyonda öğrencilere esrar sattığı iddia edilen kantinci 750 gram esrarla yakalanmıştı.

Edinilen bilgiye göre, Samsun Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Narkotik Büro Amirliği ekipleri, bir istihbaratı değerlendirerek İlkadım ilçesinde bulunan bir ilköğretim okulunda öğrencilere esrar satıldığını saptamış ve suçüstü yapmıştı. Olayla ilgili kantinci, narkotik ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştı. AKP Türkiye’sinde esrar satışının okullara kadar ulaşması ailelerde tedirginlik yaratmıştı. Yatılı okullarda ve çocuk esirgeme kurumlarında kız ve erkek çocuklara taciz ve tecavüz olayları da bu dönemde hızla artmıştı.

AKP sayesinde İlkokul çocuklarına dansöz oynatılıyordu!

Kocaeli’nin Gölcük ilçesindeki bir okulun aile birliği üyeleri, çocuklarının da katıldığı “veli kaynaşma çayında” dansöz eşliğinde alem yapılmıştı. Dumlupınar İlköğretim Okulu Aile Birliği’nin düzenlediği ve okula gelir sağlamak için yapılan toplantıda, piyanist şarkılar söylerken minik öğrencilerin gözleri önünde yarı çıplak vaziyette oynayan dansöze okul müdürü ve veliler para takarak birlikte göbek atmışlardı.[1]

Dinci AKP döneminde resmi komedi yaşanıyordu!

Ama, maalesef Mardin’de Kız Meslek Lisesi’nin başörtülü öğrencisi Çanakkale gezisi için kalkacak olan otobüse, başörtülü olduğu gerekçesiyle alınmamış, Eğitim-Bir Sen Şubesi olayla ilgili bir açıklama yapmıştı.

Çanakkale gezisine katılmak için sevinçli bir şekilde Hükümet Konağı’nın önüne gelen Merkez Kız Meslek Lisesi öğrencisi Merve Akgül başörtülü olduğu gerekçesiyle otobüse alınmamıştı. Oysa AKP “namus borcumuz” dediği bu sorunu çözme vaadiyle iktidara taşınmış, ama ciddi ve cesaretli hiçbir adım atmamıştı.

Eğitim Bir-Sen Mardin Şubesi binasında yapılan basın açıklamasında İl Milli Eğitim Şube Müdürü Mehmet Eldem protesto edildi. Basın açıklamasında bulunan Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı Hasan Ekinci, “Öğrenci, resmi kurumlara yapılacak ziyaret ve diğer etkinliklerde okulda olduğu gibi başörtüsünü çıkaracağını defalarca söylemesine rağmen; Mardin Milli Eğitim Şube Müdürü Mehmet Eldem tarafından öğrencinin otobüse binmesine izin verilmemiştir. Çanakkale, inancın zaferinin abideleştiği bir yerdir. Buralara giderken inancının gereğini yerine getirmek isteyenlere engel olmak vicdansızlıktır, dünyada eşi benzeri olmayan bir insan hakkı ihlalidir” diye yakınmıştı.

AKP’li 30 kadın vekil: “Oyları Başörtüsüyle Toplamadık” demekten utanmıyordu!

MHP’li vekil Osman Durmuş’un, TBMM’de AKP’li kadınlara söylediği, “Meclis’te başınızı açıyorsunuz, ama dışarıda örtülüsünüz” sözlerine tepki veren AKP’nin 30 kadın milletvekili, “MHP’yi ‘tüm kadınlardan özür dilemeye’ davet ediyoruz” gibi kof gürültüler çıkarıyordu.

Başbakan’la yapılan istişare toplantısında alınan karara göre, kadınlar Durmuş’a, “Hepimizi töhmet altında bıraktınız. Başın örtülmesi, suç mu? Rencide ettiğiniz kadınlardan özür dileyin. Oyları başörtüsüyle toplamadık” diyordu.

Boşanmalar hızla artıyor, toplumun temel taşı aile dağılıyordu! Yani AKP eliyle, İstiklal Marşımızın ikinci satırındaki “Sönmeden yurdumun üstünde tüten “EN SON OCAK” olan aile yuvası ve ahlak esasları da tahrip ediliyordu.

İstanbul’da sokakta yaşayan ve çalıştırılan çocuklara Emniyet Müdürlüğünün işlem yapma nedenlerinin başında satıcılık ve dilencilik ve cinsi istismar geliyordu. İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğünün ”İstanbul İli Sokakta Yaşayan ve/veya Çalıştırılan Çocuklara Yönelik Yeni Hizmet Modeli Çalışmaları” başlıklı kitapçığından derlediği bilgilere göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğünde, son 3 yılda toplam 7 bin 188 çocuk hakkında işlem yapılıyordu. Bu çocukların önemli bir kısmı da sokaklarda yaşıyordu.

Yarıdan fazlası parçalanmış aileden geliyordu

Kitapçıktaki bilgilere göre, aile içinde yaşanan problemler, ebeveynlerden birinin evi terk etmesi, ailenin parçalanması gibi sorunlar, çocukların sokağa çıkmasında etkili oluyordu. Sokakta yaşayan çocukların yüzde 51,1’i parçalanmış ailelerden gelirken, sosyo-ekonomik yönden düşük seviyedeki yerlerde ikamet eden bu çocukların ailelerinin de büyük şehirlere kırsal kesimden göç ettiği ve kent imkânları içinde istihdam edilememeleri sonucu çocuklarının sokakta çalışmalarının bir mecburiyet olarak ortaya çıktığı görülüyordu.

Fuhuş çetesi para basıyordu!

İstanbul’da devletin pek çok kurumuna sızan fuhuş çetesinin yıllık gelirinin 100 milyonlarca TL olduğu ortaya çıkıyordu. Şebekenin aylık 70 bin TL de rüşvet dağıttığı da anlaşılıyordu.

İstanbul’da çökertilen fuhuş şebekesine yönelik çarpıcı detaylar yazılmıştı. Üç oteli bulunan çetenin, birçok gece kulübünü de işlettiği saptanmıştı. Vergi dairesinde görevli K.C. ve T.Ç.’nin, çeteyi, mekânlarına gidecek denetim memurları hakkında uyardığı tespit edilmiş.  ‘Arkadaşlar denetlemeye geliyor. Eksiğinizi tamamlayın, dikkat’ diye telefon açmışlardı… Polis okulunda görevli Emniyet Müdürü A.Ö.’nün şebeke üyeleriyle sık sık yemek yediği kayıt altına alınmıştı. A.Ö.’nün geçirdiği çok sayıda soruşturma nedeniyle 1. sınıf Emniyet Müdürü olamadığı da saptanmıştı.

Çete tarafından, hesabına on binlerce TL yatırıldığı belirlenen bir ilin Emniyet Müdürü A.K. de ifadeye çağrılmıştı. Çete lideri Ayhan K.’nın kamu görevlilerine aylık 70 bin TL’lik rüşvet dağıttığı, Çetenin yıllık gelirinin 100 milyonlarca liraya ulaştığı anlaşılmış, operasyona adı karışan 9 hâkim ve savcı hakkında Adalet Bakanlığı tarafından işlem başlatılmıştı. Emniyet bünyesinde görevli doktor M.E. de, çete elemanlarından para alırken takibe takılmıştı. Fuhuş çetesinin ikinci dalga operasyonu, ilişkili olduğu polisler arasında paniğe yol açtı. Polis memuru S.Y. rapor alıp kayıplara karışmıştı.

Bunun gibi, 5 yıldızlı otellerde fuhuş ve şantaj yaptıran, hatta beş kişilik bir jüri tarafından hayat kadınlarının güzellik ve marifetlerinin puanlanıp sıralayan ve bunların görüntülerini kaydedip çoğu AKP’li işadamlarına, bürokratlarına, hatta Milletvekili ve Bakanlara pazarladığı basına yansımıştı. Yapılan operasyonlarında bu şantaj belgelerinin imhasına yönelik olduğu yazılmıştı. Evet, maalesef AKP’nin en büyük tahribatı, dini milli duyarlılıkları törpülemek; ahlaki ve ailevi yapımızı tahrip etmek konusunda yaşanmaktaydı. Fuhşa sürüklenen kadınların önemli bir bölümünde evli ve üniversite öğrencisi olduğu saptanmıştı.

Ve sözde İslami ve insani amaçlı bir yardım kuruluşunun başındaki adam, İstanbul-Gebze arası otobanda jandarmalar tarafından hangi yüz kızartıcı ve alçaltıcı vaziyette yakalandığını ve hayır paralarını hangi ahlaksızlıklarda harcadığını, hangi nice rüşvet ve şerefsizlikle insanlardan saklamayı başarmıştı, peki Allah’ın gazabından ve intikamından nasıl kurtulacaktı?

Fatih Kaymakamlığının yaptığı açıklamada “operasyon kapsamında gözaltına alınan yazı işleri müdürünün”, eski yazı işleri müdürü olduğu, başka bir kaymakamlıkta görev yaptığı savunulmaktaydı.

Polis, çeteye ait mekânların bulunduğu bölgeleri google earth’den belirlemiş, doktor, laborant, vergi memuru gibi kamu görevlilerin de aralarında bulunduğu 37 kişi ile 120 kadından bir kısmı adliyeye çıkarılmıştı.

Eskişehir’de 3 kişinin öldüğü yangın olayı cinayet çıkıyor, ülkenin her yanında aile faciaları yaşanıyordu

Eskişehir’de evde ölü bulunan baba, anne ve kızının yangından değil, üniversite öğrencisi erkek çocuğu tarafından öldürüldüğü anlaşılmış, cinayet zanlısı öğrencinin babasına tuzruhu şırınga ettiği, annesi ile kız kardeşini ise boğarak kaçtığı ortaya çıkmıştı.

Eskişehir’de Alanönü Mahallesi Babür Sokak’taki 5 katlı apartmanın son katında yaşayan Ali İhsan (47), eşi Nuray (44) ve kızları Melike Balaban’ın (18) evlerinde ölü bulunması ile ilgili soruşturma başlattı. Polis ekipleri, sabah saatlerinde eve gelen ve yüzünde çizikler bulunan üniversite öğrencisi M. Balaban’ı (23) ifadesini almak üzere gözaltına almıştı.

Balaban’a ifadesi sırasında yüzündeki çizikler sorulduğunda, arkadaşlarının evine gittiği sırada darp edildiğini iddia etmiş, Polis ekipleri, şüpheli M. Balaban’ı darbettiği iddia edilen kişilerle görüştü ve böyle bir olayın olmadığını belirlemişti. Soruşturmayı derinleştiren cinayet şubesi ekipleri, Balaban’ın, gece saatlerinde eve geldiğini ve burada çıkan tartışma sonucu ilk önce şırıngaya tuz ruhu doldurup uyuyan babası Ali İhsan Balaban’ın boğazına sapladığını, annesi Nuray ile kız kardeşi Melike Balaban’ı da boğarak öldürdüğünü tespit etmişti.

Cani evlat “Babamı öldürdüğüm için pişman değilim” diyebiliyordu!

Zanlı, M. Balaban’ın, sorgusunda, “gece saatlerinde geldiği evde aralarında önceden sorunlar bulunan babasıyla bir süre tartıştığını söylediği, uyumaya giden babasının yastığının yanına bir süre sonra elinde bulunan kloroformu beze dökerek beklediği,  bayıldığını anlayınca bir şırınganın içine tuzruhu koyup babasının boğazına enjekte ettiği, seslere uyanan annesini ve kız kardeşini de boğarak etkisiz hale getirdiği” kaydedilmişti. “İşyeri kurmam için bana para vermeyen babamı öldürdüğüm için pişman değilim, ancak annem ve kız kardeşimin ölümüne neden olduğum için pişmanım. Olay yerinde bulunan delilleri yok etmek için odunluktan kömür alıp sobayı yaktım, elbiseleri içine atıp yangın süsü vermek amacıyla evin bir bölümünü ateşe verdim. Daha sonra delil teşkil edecek her şeyi bir poşete koyup arkadaşımın evine götürdüm” itirafları, yoksulluk ve ahlaksızlığın ülkeyi ne hale getirdiğinin göstergesiydi.

“Erdoğan’ın yeğeninin marifetleri ve cemaatin uyuşturucu trafiği niye gizleniyordu?

12 Şubat 2010 tarihli Vatan gazetesinin özel haberiydi: Başbakan Erdoğan’ın kardeşinin oğlu Mehmet Erdoğan ile ikisi kadın 11 kişi, 50 kilo esrarla ele geçirilmişti. Sorgularının ardından nöbetçi mahkemeye çıkarılan 12 kişiden, aralarında Erdoğan’ın da olduğu 7’si tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Başbakan Erdoğan ve çevresi, derhal olayın üstünü örtme çabasına girişmişti.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Bürosu UNODOL’a göre “Avrupa’da satılan 110 ton eroinin yüzde 85 Türk mafyası üzerinden Avrupa’ya göndermekteydi. Bu gerçeğin kanıtlarından biri Orta ve Batı Avrupa’da ele geçen uyuşturucuların yüzde 93’ünün ülkemiz çıkışlı olduğunun belirlenmesiydi.

UNODOL bir “Türk mafyası”ndan söz etmiş, ancak bu mafyanın yapısı hakkında bir şey söylememişti. Oysa bu çapta bir uyuşturucu trafiğinin, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de devletin iktidar organlarının en azından bir bölümünün desteği olmadan gerçekleşmesi mümkün değildi.

Ekonomisi eroine bağımlı bir sistemde iktidarın mafyalaşması ve mafyanın da iktidara ortak olması kaçınılmaz hale gelmekteydi. 70 yıldır yaşadığımız “Küçük Amerika” sürecinin Cumhuriyet Türkiyesi’ni ABD’ye bağımlı bir mafya-gladyo-din istismarı diktatörlüğüne nasıl dönüştürdüğü hayretle izlenmekteydi.

Dinci bir cemaat nasıl mafyalaşıyordu?

Bir zamanlar ünlü bir ANAP milletvekili vardı. Doğu bölgesinin büyük bir ilinden birkaç kez Meclis’e girmişti. İran üzerinden yapılan uyuşturucu trafiği bu milletvekilinin adıyla anılır olmuştu. Hâlâ da öyledir. “İran mafyası”nın Türkiye ayağındaki en güvendiği kişidir. Onsuz, o trafiğe “yol verilmez.” Aşireti o kadar güçlüydü ki, güvenlik güçleri tarafından yakalanan mal, karakol basılarak ortadan yok edilebiliyordu!

ANAP iktidarı, sona erdi. Aşiret reisinin dokunulmazlığı da. Ancak sınırın öbür tarafında itibarını koruyordu.

“Trafik” onsuz olmazdı!

Sırtını dayayacağı siyasal gücü çok geçmeden fark etti: Ilımlı İslamcı ve Amerikancı Cemaat! Kırk yıllık Yani, Olmuştu Kani! “Yükselen değer” artık cemaatti. Hem artık İran sınırından malı Türkiye’nin batısına ulaştırmak için kötü ünlü şirketlere ihtiyaç da kalmamıştı. Bu şirket araçlarının yerini yolda çevrilmeyecek, güvenli geçebilecek “dokunulmaz” araçlar alacaktı.

Kara paranın aklanması, akıl almaz boyutlarda petrol ve mazot kaçakçılığı ise AKP’lilerin ve cemaatin uzun süredir ilgilendiği yeni iş alanlarıydı.

Aşiret reisi için değişen bir şey yoktu. Eskiden “Genel Merkez”e ödenen pay şimdi “Himmet kasası”na yatırılmaktaydı.

Türkiye’nin eroinden, fuhuş çetesinden, faiz ve rantiye şirketlerinden kurtulması için önce bu AKP zihniyetinden ve Siyonist Haçlı hizmetkarı cemaatten kurtulması lazımdı. Ha, bu arada Recep Bey’in yeğeni ile Eroin Mafyasının ve Fetullahçı cemaatin ilişkisi ise özenle saklanmıştı.

RTÜK davasında karar çıkıyordu!

Davada yargılanan 3’ü eski diğer 7 RTÜK üyesi ise aynı gerekçelerle çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştı.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Davut Dursun ve eski Başkanı Zahid Akman, ”Görevi kötüye kullandıkları” gerekçesiyle, 2 yıl 6’şar ay hapis cezası almıştı. RTÜK Başkanı Dursun ile halen üye olarak görev yapan eski Başkan Zahid Akman’ın da arasında bulunduğu 3’ü eski 9 RTÜK üyesi ve 5 bürokratının, ”İdari yargı kararlarını uygulamamak suretiyle görevi kötüye kullandıkları” iddiasıyla yargılandığı davada karar açıklanmıştı.

Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesi, RTÜK Başkanı Dursun, eski Başkanı Akman ve üye Abdulvahap Darendeli’yi 2 yıl 6’şar ay hapis cezasına hükmetmişti. Mahkeme, RTÜK Üyesi Mehmed Dadak ve eski üye Arif Merdol’ün 2 yıl 2 ay 10’ar gün, RTÜK Başkanvekili İlhan Yerlikaya, Üye Taha Yücel ile eski üyeler Şaban Sevinç ve Paşa Yaşar’ın ise 2 yıl 9 ay 10’ar gün hapisle cezalandırılmalarına karar vermişti. Sanıkların ayrıca, Türk Ceza Kanununun 53. maddesi uyarınca “belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması” cihetine gidilmişti. Sanık avukatlarının kararı temyiz edecekleri öğrenilmişti. Bu din istismarcısı Amerikan uşağı ve BOP Eşbaşkanı AKP’nin karakter röntgeniydi.

Devlet kumardan kazanıyor yani vatandaşını kazıklıyordu!

Milli Piyango, Sayısal Loto, İddaa, Şans Topu, 10 Numara, Kazı Kazan, Altılı Ganyan, Süper Loto gibi bahis oyunları her geçen gün yaygınlaşıyordu. Özellikle futbol maçlarına bahis yapılarak oynanan “İddaa” oyunu futbolu bir ‘kumar aracına’ dönüştürüyor, şike ve bahis mafyaları kuruluyor, hangi maçın hangi skorla biteceğine önceden karar veriliyordu. Milli Piyango 2003-2008 arası 3,6 milyar dolardan fazla kâr elde ediyordu. Yani atasözünde olduğu gibi, “kumarı oynayan değil, oynatan kazanıyordu.” Milli Piyango İdaresi, yılbaşıyla birlikte yeniden başlayan furyayla, piyango biletlerinden önemli bir “gelir” elde etmeyi hedefliyordu.

Muhterem ve mübarek AKP, Pazartesileri 10 Numara, Çarşambaları Şans Topu, Perşembeleri Süper Loto, Cumartesileri Sayısal Loto, her ayın 9,19 ve 29’unda Milli Piyango çekilişleri ile vatandaşa her gün “kumar” oynama imkânı sağlıyordu.

 

Yabancı bankalar çiftçiyi ödeme güçlüğüne düşürüyor ve topraklarımıza el koyuyordu

Perişan durumdaki tarım üreticisi, AKP’nin duyarsız ve tutarsız politikaları yüzünden topraklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya gelmişti. Girdi maliyetlerinde oluşan artışa rağmen, IMF dayatması sonucu devlet desteği verilmeyen, ürünü de para etmeyen çiftçi, “bazı yabancı bankaların cazip imkânlarla sunduğu kredi karşılığında ipotek altına aldırdığı tarlasını” da kaybetme noktasına itilmişti.

Ziraat Mühendisleri Odası, yabancı sermayeli bankaların, “çiftçinin ödeme gücüne bakmaksızın ve kasıtlı olarak üretime değil tüketime yönelik krediler verdiğini” belirterek, çiftçileri ödeme güçlüğüne düşürmekte ve haciz uygulamalarıyla topraklarına el koymakta olduğunu bildirmişti.

Ziraat Mühendisleri Odası(ZMO), çay, tütün, şekerpancarı, üzüm gibi tüm çiftçilerin üretimden kopartılmaları sürecinin, Türkiye tarımına çokuluslu şirketlerin egemen olması anlamına geldiğini ifade ederek, “Tarım bir kültürdür, tekelleştirilemez” denilmişti.

ABD ve AB kendi çiftçisini, bütçelerinin yaklaşık yüzde 50’sine varan oranlarda desteklerken, üretimi ve üreticiyi desteklemeyen politikalarla Türkiye’deki tarımın geliştirilmesinin mümkün olmadığını belirten bildirgede, “Nitekim yılda 6 milyar dolardan fazla tarımsal dış alım parası ödenmesi bu politikaların sonucudur” ifadesi dikkat çekiciydi.

Şeker sanayi baltalanıyor ve bitiriliyordu

GDO’lu mısırdan Nişasta Bazlı Şeker üretilerek Türkiye şeker sanayisinin baltalanmakta olduğu belirtilen bildirgede, “Ülkemizin hem işçisi hem çiftçisi mağdur edilmekte, hem de Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine bahane üretilmekteydi. TŞFAŞ tüm fabrikaları ile bir bütündür özelleştirilmemelidir. Ulusal Biyogüvenlik Kanunu çıkarılmadan geçici ve sürekli değiştirilen yönetmeliklerle gıda sağlığı ve biyogüvenliği tehlikeye düşürülmektedir. ZMO’nun tüm uyarılarına rağmen tarımsal KİT’lerin neoliberal politikalar çerçevesinde özelleştirilmesi ve kapatılması hayvancılığımızı hızla geriye götürmekte, et ve süt üretimi yetersiz hale gelmekte, hayvan ithalatı gündeme getirilmekte, gıda olarak tüketilmemesi gereken kaçak ve tek tırnaklı hayvan kesimleri artış göstermekte, halkımızın sağlıksız ve yetersiz beslenmesine sebebiyet vermektedir. Çözüm olarak canlı hayvan ve et ithalatının düşünülmesi yerine, ZMO’nun önerileri doğrultusunda hayvancılık desteklenmeli, çayır-meralar ıslah edilerek korunmalı ve geliştirilmelidir.”

3 milyona yakın tarım istihdamı kayboluyordu

Ziraat Bankası kredilerinin bu özelleştirilme sürecinde çok yetersiz kalması nedeniyle devreye giren yabancı sermayeli bankalar, çiftçinin ödeme gücüne bakmaksızın ve kasıtlı olarak üretime değil tüketime yönelik krediler vererek, çiftçileri ödeme güçlüğüne düşürmekte ve haciz uygulamalarıyla topraklarına el koymaktadır.

Bu denli büyük işsizlik varken, yakın süreçte 3 milyona yakın tarım istihdamını kaybeden Türkiye’de üretici örgütlenmesi teşvik edileceğine; ilgili birlikleri, yılların birikimi tarım satış kooperatif ve tesislerini desteklemeyip, kapanmasına göz yummak, en hayati tarımsal ihtiyaçlardan bile bizi yabancılara bağımlı bırakmaktadır.

Liyakate ve niteliğe bakılmadan, cemaat ve yandaş kadrolaşmasıyla Türkiye’nin yönetimsel ve bilimsel gücünün zayıflatılması Türkiye geleceğinin ipotek altına alınmasına yol açacaktır.

Cumhuriyetin döneminde kurulan ve Türkiye’nin kalkınmasında öncü rol oynayan tüm sanayi tesislerinin önce işlevsizleştirilip, borçlandırılıp, özelleştirilerek bir bir elden çıkarılması ve emekçileri bir eşya gibi sokağa atılması, gafletten öte hıyanet anlamı taşımaktadır.

Barkey-Abromowitz ikilisi yeniden sahneye çıkıyor ve CIA’cılar: “AKP emsalsiz fırsat, destek verelim” kararı alınıyordu!..

“AKP Türk toplum yapısını, ülkenin anayasasını ve modası geçmiş politika anlayışını değiştirmek, komşularıyla ve kendi toplumuyla barış içine girmek konusunda emsalsiz bir fırsattır. AKP bunu başarmaya yakındır. Fakat yardıma ihtiyacı vardır” diyen Siyonist ClA’cı ikili, AKP’nin kapatılmasını önlemek için de ABD’yi güçlü müdahaleye çağırmışlardı.

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz ile ABD Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Dairesi eski yetkililerinden Henri Barkey, Obama yönetimine, “emsalsiz bir şans” olarak nitelediği AKP’ye destek olması gerektiğini hatırlatmışlardı.

Foreign Affairs, ABD dış politikasının gayri resmi organlarından Council on Foreign Relations (CFR-Dış İlişkiler Konseyi)’nin yayın organıydı. Abromowitz, Tayyip Erdoğan’ın “lider” haline getirilmesinde kilit rol oynayan ve “darbe uzmanı” olarak bilinen ünlü bir CIA’cıydı. Barkey ise CIA Ulusal İstihbarat Konseyi Başkan Yardımcısı Ellen Laipson’un eşi, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Dairesi eski bürokratlarındandı ve ikisi de Yahudi asıllıydı.

Yine, Abromowitz ve Barkey ortak imzayla, Nisan 2008’de AKP kapatma davasından hemen sonra Newsweek dergisinde, Amerikan yönetiminden, AKP’nin kapatılmasını önlemek için güçlü bir müdahale gerektiği vurgulanmıştı. Acaba bu Siyonist- CIA ajanlarının bu AKP hayranlığı nereden kaynaklanmaktaydı?

“AKP’nin sakarlıkları”

CIA’cı ikilinin Kasım-Aralık 2009 tarihli Foreign Affairs’te yayımlanan  “Türkiye’yi dönüştürenler” başlıklı yazısını, basit bir makale olarak görmemek lazımdı. Çünkü her ikisi de AKP’nin oluşumundan iktidara gelişine kadarki sürecin en önemli aktörleri konumundaydı. Üstelik AKP’nin iktidarda bulunduğu süre içinde desteklerini ve ilgilerini hiç kesmemiş insanlardı. Bu ikiliyi, “AKP’nin akıl hocaları” ve aynı zamanda “ABD yönetiminin AKP danışmanları” diye nitelemek yanlış olmazdı. CIA’cı ikili, ABD yönetim çevrelerinde AKP’nin İsrail’e yönelik bazı göstermelik çıkışlarından tedirginlik duyan çevreleri, “birinci elden” bilgilendirip, bunların Türk halkını ve İslam dünyasını avutmaya yönelik Danışıklı Dövüş şovları olduğunu anlatırlardı.

AKP’nin Batı’da tedirginlik yaratan “İran’la ilişkiler, İsrail’le ilişkilerde pürüzler, Davos toplantısındaki sertleşmeler, El Beşir’in Türkiye’ye davet edilmesi” gibi kimi politikalarını “sakarlık” olarak niteleyen Abromowitz ve Barkey, makalenin sonunda esas tavsiyeyi açık bir şekilde ortaya koymaktaydı.

“AKP, Türk toplum yapısını, ülkenin anayasasını ve modası geçmiş politika uygulamasını değiştirmek, komşularıyla ve kendi toplumuyla barışa yanaşılması için emsalsiz bir fırsattır. AKP bunu başarmaya yakındır. Fakat yardıma-desteğe (assistance: yardım, destekleme, muavenet) ihtiyacı vardır. Batı, Türkiye her alanda doğru bir rotada ilerliyormuş gibi davranmamalı, ama Türkiye’nin daha hoşgörülü bir liberal demokrasi olma yolunda kalması konusunda da yardım olmalı ve AKP’ye sahip çıkmalıdır.”

Barkey-Abromowitz ikilisi, Ortadoğu’ya yönelik AKP politikalarının söylem boyutunun eylemden daha güçlü olduğunu vurguluyordu.

AKP’nin Ordu’nun “etkinliğine” karşı reformlarından övgüyle söz eden ikili, “Kuvvetli laik ve bürokratik elitin hala direndiğinden”   dem vuruyordu.  Ergenekon tertibinden de söz eden ikili, bunun Ordu’nun itibarını sarstığını sevinerek yazıyordu.

CIA’cı ikili “Ermeni açılımını, Irak’ın kuzeyiyle yakınlaşmalar ve Kürt açılımını da gayet olumlu politikalar olarak sıralıyordu.

Kalpazanlık, rüşvet, dolandırıcılık, ihaleye fesat, iftira, hakaret içerikli Recep Tayip, 8 bakan ve 68 milletvekilinin suç dosyası dokunulmazlıkların kaldırılmasını bekliyordu!

9 Mart’ta gelen son dosyayla birlikte TBMM’de bulunan dokunulmazlık dosyası sayısı 587’ye ulaşmıştı. Bu dosyalarda 77 AKP’li, 30 CHP’li, 13 MHP’li, 20 BDP’li ve bir de Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç hakkında toplam 664 ayrı konuda suç isnadı yer almaktaydı.

Dokunulmazlık dosyaları konusunda hem suç isnadı yapılan milletvekili sayısı hem de isnat edilen suçun niteliği bakımından AKP’nin özel durumu hemen göze çarpmaktaydı.

Şimdi bu karanlık ilişkilerine ve münafıklık girişimlerine rağmen; “AKP, Erbakan’ın güdümündedir” iddia ve iftirasında inat edenler, eğer akıl fukarası değillerse mutlaka kalpleri marazlıydı. Kim bilir, beklide makam ve imkan vaadi ve beklentisiyle kiralanmış insanlardı!..

 

 

 

 

 

 

 



[1] Bak. 14 Nisan 2010 Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Mikail YILMAZ

Mikail YILMAZ

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...