YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69803a8027ac6
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 3
Bugün : 11227
Dün : 57744
Bu ay : 68971
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48772284
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Milli Gazete’de Sinan Burhan “Hocaefendinin açıklamaları” başlıklı bir makale yazmıştı.(3 Mayıs 2010)

“Gazeteciler ve Yazarlar Birliği Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil Bey T24 adlı yayın organına mülakat vermiş. Bu mülakatta en çarpıcı cümleleri ise Hocaefendinin 28 Şubat ve Milli Görüş Camiasına ilişkin açıklamaları imiş… Bu açıklamalar fevkalade önemliymiş… Bu açıklamalar varsa arada bir gönül kırıklığı bunu gidermeye katkı verirmiş… Sayın Mustafa Yeşil’in T24’ten Selin Ongun’un sorularına verdiği cevapların en çarpıcı bölümü şöyleymiş:

Soru: Fetullah Gülen’in hareketle ilgili sorguladığı ve “Keşke farklı davransaydık” dediği bir şey duydunuz mu?

Mustafa Yeşil: Mesela şu var, Yalçın Doğan’a televizyonda (Kanal D) verdiği söyleşide Erbakan için “Hükümeti bırakmalı, ülkeyi daha fazla germemeli” gibi ifadeleri olmuştu. Bu konuda “Acaba böyle söylemem gerekir miydi?” diye sorguladığına şahit oldum.

Neden? “Bu açıklamalar bana düşer miydi?” manasında. “Evet, benim niyetim onları küçük görmek, zarar vermek değildi” ama nihayetinde karşı tarafı üzdüğünü düşündüğü için kendini sorguluyordu.”

Şimdi:

1- İmamı Gazali, Kimya-i Saadet kitabında (İhya-i Ulum’un Farisice özetidir):

“İslam ahlakına ve kul haklarına aykırı biçimde yapılan itham ve iddialar, gıybet ve iftiralar, hangi ortamda ve kimlerin huzurunda yapılmışsa, özür dileme ve helallik isteme de yine aynı şartlarda yapılmalı ve topluma duyurulmalıdır” demektedir. Çünkü başka türlü mazlumun mağduriyeti giderilemeyecektir.

Şimdi Siyonist ve zalim güçlerin ve işbirlikçi hainlerin Erbakan’a karşı tertipledikleri 28 Şubat sürecinde, bırakın Hoca’ya destek çıkmayı, tam aksine köstek olmayı seçen ve T.C. tarihinin en milli ve bereketli hükümetini beceriksizlikle suçlayıp malum ve melun odakların ekmeğine yağ süren Fetullah Gülen, eğer gerçekten bir pişmanlık duyuyor ve nefsini sorguluyorsa, bunu bizzat kendisi aynı şekilde televizyonlarda, hiç olmazsa Zaman Gazetesinde ve açık bir dille itiraf etmelidir.

Erbakan Hoca’dan Milli Görüş camiasından hatta tüm halkımızdan ve D-8 ler gibi tarihi ve talihli adımların güdük bırakılmasından dolayı tüm İslam dünyasından özür ve af dilemelidir. Papaya ve Siyonist hahamlara gösterdiği hürmet ve nezaketin kırkta birini olsun Erbakan’dan esirgiyorsa ortada başka bir hesap var demektir. Ey zavallı Fetullah yalakaları bu tipler zaten Erbakan’a ve Milli Görüş davasına zarar verdikleri için, ABD’de ve Siyonist Lobilerde rağbet gördüklerinin bilincindedir. Haydi, bizi yalancı çıkarıp, Erbakan Hoca’dan biri özür dilesin de elini öpelim.

2- Kendi ağzından değil, güya onu dinleyen birisinin yorumlarıyla, hem de, samimi bir pişmanlık ve vicdani duyarlılıktan çok uzak; “Acaba böyle söylemem gerekir miydi?! Bu açıklamalar bana düşer miydi? Gibi hala Erbakan Hoca’yı suçlu gösterme kanaatini aşılayan kaypak sözlerle vebalden kurtulması mümkün değildir. İslam ahlak alimlerine göre: “Halk için de dile getirilen yaralayıcı ve karalayıcı ithamların, hulk içinde (özel kişilere) itiraf edilmesiyle, bu günahın kiri giderilmeyecektir.”

3- Deniz Baykal aleyhine çirkin görüntülerin internet sitelerine düşmesi üzerine, bu tür melanetlerde ilk akla gelecek isimlerden birisi olduğunu biliyor gibi, hemen telefon açıp yapmadığı bir işten dolayı üzüntülerini belirten Fetullah Hocanız, üstelik yaptığı bir hıyanet ve hakaretten ötürü Erbakan Hoca’ya da telefon açıp bir özür dilemesi gerekmez miydi? Bunu bile yapmıyor veya yaptırılmıyorsa o takdirde bu adam hangi odakların kuklası ve kölesiydi?

4- Ayrıca Sinan Burhan’ın: “Hocaefendi hizmetleriyle milletin hayır duasını almaktadır. Dünyanın dört bir yanında İslam’ın bayraktarlığını yapmaktadırlar” tespitleri acaba ne denli gerçekçidir?

Fetullah Gülen İslam’ın bayraktarımıdır, yoksa “Siyonist ABD’nin bir sömürü planı olan ılımlı İslam safsatasının bağırtkanlığını mı yapmaktadır? Sorusunun yanıtını ABD’li Prof. Paul L. Williams’ın şu sözleri içinde aramak gerekir.

CIA neden Fetullah Gülen’i destekliyordu?

ABD’li öğretim üyesi eski FBI danışmanı Paul L. Williams 2010 Nisan sonunda Fetullah Gülen hakkında önemli bir makale kaleme aldı. Siyonizm karşıtı olarak tanınan ve yanlış politikalarının ABD’nin başına bela açacağını savunan Williams’ın makalesinin ardından Fetullah Gülen’in yaşadığı Pennsylvania’da çıkan sağcı gazete Pocono Record, Gülen’in kaldığı çiftliğe giderek çiftliğin görüntülerini aldı. Görüntüler Türk basınına yansımıştı.

Gülen’in Lise diploması bulunmuyor!

Makaleyi yazan Williams 29 Nisan 2010’da makalesinin ikinci bölümünü yayınladı. Oldukça sert bir dili olan makalede Williams “CIA’nın uzun yıllardır Gülen’i desteklediğini” yazmıştı.

Williams’ın “Evrensel Hilafet Pennsylvania’dan mı Çıktı? CIA Bir İslamcının İhtiyaçlarını mı karşılıyor?” başlıklı yazısına göre: “Dünya üzerindeki en sinsi ve etkili İslamcı’ olarak adlandırılan Fetullah Gülen, CIA eski ajanı Graham Fuller ve Birleşik Devletler Dışişleri mensupları sayesinde daimi oturma izni almıştı ve Pennsylvania’daki kalesinde artık ömrünün sonuna kadar rahattı!”

Fetullahçıları CIA finanse ediyor!

Williams yazısının ağır suçlamalarda bulunduğu için yayınlayamadığımız bölümünde, “CIA’nın bir dönem uyuşturucu kaçakçılığından elde ettiği paralarla Fetullah Gülen’i finansa ettiğini” iddia edecek kadar ağır ifadeler kullanmıştı.

Yazar CIA’nın neden Gülen’i desteklediği sorusunu ise; “Gülen bu parayla gelişmekte olan ülkelerin petrol ve doğal gaz rezervlerini kontrol altına alabilmek için Özbekistan, Azerbeycan, Kazakistan, Türkmenistan ve yeni kurulan Rus Cumhuriyetlerinde radikal medreseler ve cemaatler kurdu” şeklinde yanıtlamıştı.

Hareket Gülen’in Osmanlı İmparatorluğu’nun yeniden kurmak hayalini ve küresel güçlerin güdümünde bir evrensel hilafet oluşturma denemelerini destekleyen altı milyondan fazla Müslüman yandaş çekecek kadar etkinlik kazandı.

CIA, 1999’la birlikte, Gülen’in Orta Asya’da yeni kurulan ülkelerin kontrolünü almak için sağlam bir üs kurmak amacıyla Türkiye’deki laik yönetimi ılımlı İslam’a dönüştürme çabalarını desteklemeye başladı. Türk yetkililer Gülen’in niyetini anlayınca halkı kışkırtma suçlamasıyla tutuklamaya çalıştı. Gülen ülkeden kaçtı ve ‘din görevlisi’ olarak özel bir göçmenlik statüsü edindiği Birleşik Devletler’e taşındı.

Williams, yazısında “Gülen’in yurtdışından siyasi (AKP) iktidarı yönlendirdiğini söyleyip Gülen’in müridi olduğunu iddia ettiği üst düzey devlet görevlilerinin ismini açıkladı.

Williams, Fetullah Gülen Hareketi’ne karşı dünyada artan şüpheyi ve tepkileri ise: “Bazı ülkeler Gülen tehlikesinin farkına vardılar. Hareketi Rusya ve Özbekistan’da yasaklandı. Hatta çoğulculuğu ve hoşgörüyü benimsemiş bir ülke olan Hollanda bile yakın gelecekte toplumsal düzene tehdit oluşturabileceği gerekçesiyle Gülen medreselerine yardımı kesme kararı aldı.”

CIA neden hala destekliyor

Williams yazısında halen CIA’nın neden Gülen’i desteklemeye devam ettiğini ise şöyle açıkladı: “Ama Gülen’in İslamcı Yeni Dünya Düzeni rüyası Müslüman dünyanın tamamında destek ve ivme kazanmaya devam ediyor. CIA hâlâ Gülen hareketinin Orta Asya Müslümanlarını birleştirme ve böylelikle bu ülkelerin doğal kaynaklarının kontrolünü Amerikan halkının ‘iyilik’i için alma konusunda başarılı olacağı inancını besliyor. Usama Bin Ladin’in evrensel bir hilafet görüşü artık sadece içi boş bir hayal değil. Bin Ladin’in hayali Fetullahçılık eliyle yumuşatılıp hayata geçiriliyor.

CIA eski ulusal istihbarat konseyi başkan yardımcısı Graham Fuller, Gülen’in daimi oturma izni başvurusu için tavsiye mektubunu işte bu nedenle veriyor. Fuller şu anda düşünce kuruluşu RAND için danışmanlık yapıyor. Kuruluşun diğer danışmanları arasında dışişleri eski bakanları Henry Kissinger ve Condoleeza Rice, savunma eski bakanı Donald Rumsfield, savunma ve enerji eski bakanı James Scheslinger da bulunuyor. Savunma Bakanlığı için analizler yapan sözde “düşünce kuruluşu” RAND, bir CIA hareketi damgasını taşıyor. Fuller geçmişte, diğer radikal İslamcı hareketlere müsaade etmesiyle de tanınıyor. Tebliğ Cemaatini “halka öğütler veren barışçı ve apolitik bir hareket” olarak değerlendiriyor. Şeyh Mübarek Gilani, Tebliği Cemaati misyoneri olarak 1969 yılında Birleşik Devletler’e getiriliyor. On yıl sonra Cemaat ül Fukra’yı kuruyor ve İslamcı militer yapılanmaları ülkenin her yerine yayılıyor.

Yahudi ve CIA şefi Abromowitz de yer alıyor

Williams yazısında Fethullah Gülen’e referans veren diğer ABD’li isimleri de şöyle eleştiriyor: “Ama Gülen’in başvurusu için sadece Fuller değil dışişleri eski bakan yardımcısı Marc Grossman ve ABD’nin Türkiye eski büyükelçisi Morton Abramowitz de tavsiye mektubu yazıyor. Onların tavsiye mektuplarının içeriği daha şaşırtıcı ve rahatsızlık uyandırıcı görünüyor.”

Williams yazısının sonuna şöyle de bir not düşüyor: “Yazıları takip etmeye devam edin. En kötüsü daha gelmedi.”

Cemaatin Williams’ın iddialarına nasıl cevap vereceği merakla bekleniyor.”[1]

Sinan Burhan gibilere tavsiyemiz:

Burhansız konuşmayın, sonra buhran’a düşersiniz.

“(Mü’min topluluktan)… Şayet biri diğerine tecavüzde (hıyanet ve hakarette) bulunursa, artık (haddi aşan ve haksızlığa kalkışanla) Allah’ın emrine (İslam Birliğine, Hak düzen hâkimiyetine ve Kur’an’ın hükümlerine) dönünceye kadar onlarla mücadele edin” (Hücurat: 9)

Ayetinin hükmünü bırakırda, yüzlerce ayette açıkça yasaklandığı halde Siyonist Yahudiler ve Haçlı emperyalistlerle işbirliğine girişen; Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Afrika’da milyonlarca mazlum Müslümanın kanını döktüren zalim Yahudi Lobilerince madalya alma şerefine(!) erişenleri övmeye ve haklı göstermeye yeltenirseniz, Burhanlıktan çıkar, bühtan edersiniz!…

Kime, nerede, ne şekilde ve hangi nedenle, nasıl davranılması ve hangi tavır alınması gerektiğini, Kur’an’dan öğreniniz… Öyle kafadan sıkan, karnından konuşan yamukların, makam ve menfaat çanağını yalayan yandaşların “hoşgörü ve kardeşlik kılıfına soktukları” yağcılık sakızlarını çiğnemeyiniz…

“Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytanların” durumuna düşmemeye özen gösteriniz…

Ne Allah’ın bizim ibadet ve hizmetimize, ne hak davanın bizim himmet ve gayretimize değil; bizim sadakat ve samimiyete, her halükarda haklıdan ve mağdurdan taraf tavır göstermeye ihtiyacımız olduğunu biliniz…

18 Ekim 1996’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e İşçi Partisi tarafından sunulan “Çiller Özel Örgütü” dosyası 8 Kasımda Başbakan Erbakan’a aktarılmıştı. Başbakanlık Müsteşarı “ilgili iddiaları araştırıp acele bir rapor sunmak” üzere MİT’e yolladı. MİT 17 Aralık 1996 tarihli Susurluk raporunu Erbakan’a ulaştırmıştı. Erbakan Hoca da bu raporu Çankaya Köşkündeki liderler zirvesine taşımıştı. Ancak, MİT’in raporunda Susurluk olayı ve Abdullah Çatlı’yla ilişkileri anlatılan Fetullah Gülen’le ilgili iddiaların doğruluk derecesinin daha derinlemesine araştırılıp kesinlik kazanmadan basına malzeme yapılmasına fırsat tanımamak, kişi ve kesimleri töhmet altına sokmamak için”, Erbakan Hoca bu konuyu açıklamaktan kaçınmıştı. Ama aynı Fetullah Gülen 28 Şubat ortamında televizyonlara çıkıp, Erbakan aleyhine tavır almaktan sakınmamıştı. Yani herkes kendi ayarına ve ahlakına uygun tavrı takınmıştı.

“Yahudi Lobileri her konuda ve her konumda oldukça etkindir. ABD ve AB güçlüdür ve yeryüzüne hâkimdir. Fetullah Gülen yaftası takılan hareket ise, bu malum güçlerin güdümündedir ve çeşitli imkân ve fırsatlar bunlar eliyle verilmektedir. Bunları övmeden, bunların gözüne girmeden, öyle iman kuvvetiyle, alın teriyle bir yerlere gelmek mümkün değildir” düşüncesiyle hareket etmek ŞİRKTİR; ŞEKAVETTİR… Hainlerin ve işbirlikçilerin himayesinde birtakım makam ve menfaatler elde etmek ve bunu bir ŞEREF ve ZAFER zannetmek eblehlik ve basitliktir.

“Ya Rabbi, hesap (ve ahiret) gününden önce, (ibadet ve gayretlerimizin karşılığı olan) hissemizi (çeşitli nimet ve faziletleri) çabuklaştırıp (bize peşinen dünyada iken) ver” (Sad: 16) diyen gafillerin durumuna düşmemelidir.

Asla yenilmez ve iktidardan düşmez zannedilip zağarlık yapılan:

“Çeşitli hizip (parti)lerden devşirilip toplanan ve Hak davaya karşı oluşturulan kalabalık teşkilat (ve orduların) yakında hezimete uğrayıp dağılacağı” (Sad: 11-13) gerçeğini unutanlar, şeytani güçlerin ve nefsani dürtülerin kölesidir.

ABD, İsrail’in ve İşbirlikçilerim korkusu: Ya darbeci generaller nükleer bombalara el koyarsa?

Dünyadaki nükleer silahların çoğu Amerika’nın

ABD, 5113 nükleer savaş başlığının yanı sıra imha edilmeyi bekleyen “birkaç bin” savaş başlığı daha bulunduğunu açıklamıştı. Uzmanlar, bu sayının dünya genelinde bulunan nükleer silahların hemen hemen yarısından fazla olduğunu vurgulamıştı.

 ABD Savunma Bakanlığı, ABD’nin 5113 nükleer savaş başlığı olduğunu açıklamıştı.

Adının açıklanmasını istemeyen bir üst düzey yetkili, 5113 nükleer savaş başlığının yanı sıra imha edilmeyi bekleyen “birkaç bin” savaş başlığı daha bulunduğunu söyleyip, ellerindeki stokun, nükleer savaş başlıklarının 1989’dan bu yana yüzde 75 oranında azaltılmış hali olduğunu hatırlatmıştı.

Pentagon’un açıklamasıyla bu türden ayrıntıları çok gizli olarak nitelendiren ABD’de ilk kez nükleer savaş başlıkları konusunda resmen bir rakam verilmiş olmaktaydı.

AP ajansı, açıklamanın, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın BM’deki Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasını gözden geçirme toplantısında konuşması sırasında bunları gündeme getirmesi kafa karıştırıcıydı.

Bazılarına göre Türkiye’de 100 adet taktik nükleer silah bulunuyormuş… Bunların Amerikan karşıtı ve Milli kafalı iktidarların eline geçmesi ihtimali, İsrail’in uykularını kaçırıyormuş… Üstelik Fetullah Gülen de aynı kaygıları taşıyormuş!?

Bizim bildiğimize göre ise ABD’ye ait 480 nükleer silah Avrupa’da bulunmaktadır. Örneğin Almanya en çok nükleer varlık barındıran ülke (150 adet) konumundadır.

Türkiye’de ise 90 adet bomba saklanmaktadır. E. Büyükelçi Taner Baytok bu nükleer silahların İstanbul’da bulunduğunu söylüyor ki, gerçekten huzursuz edici bir iddiadır. Ve tabi her halükârda Sayın Baytok milyonlarca kişiyi ilgilendiren bilginin kaynağını-mümkün ise-kamuoyuyla paylaşmalıdır. Bize göre bu nükleer bombaların önemli kısmı İncirlik’e konuşlandırılmıştır.

Taner Baytok bunların bir kısmının İstanbul’a yerleştirilme amacın; “sıcak sulara inmek isteyen SSCB’ye karşı” biçiminde açıklamaktadır.  Oysa, Amerikan bombalarının 300 tanesi Sovyetlere karşı zaten Kuzey Avrupa’dadır. Güney Avrupa’daki 180 bomba ise (İtalya 90 adet, İncirlik 90 adet) kadardır ve Ortadoğu bölgesinden kaynaklanacak risklere yönelik tutulmaktadır. Bu durumda İstanbul’a konuşlandırılmalarına pek ihtiyaç duyulmayacaktır. Üstelik ABD tarafından nükleer tehdit sıralamasında ilk sırada bulunan İran’a en yakın ve tek NATO üssü de İncirlik olmaktadır.

Yanlış hatırlamıyorsak: “Nükleer silahlar konusunda alınan tek hükümet kararı 1973 tarihlidir. (Erbakan-Ecevit koalisyonunda alınmıştır. M.Ç.) Kararda, gereği olmadığı taktirde Türkiye’deki nükleer silahlar konusunda hiçbir değişiklik yapılmayacağı vurgulanmaktadır. Bunun anlamı da şu; ne yeni nükleer silah isteriz, ne de eskileri veririz…”

Başlık, “Turquıe Diplomatique’nin” 15 Mart-15 Nisan tarihli nüshasından alınmıştır. Sayı: 14, Sayfa: 1, 36, 37. Bu çalışmada ABD Doğal Kaynaklar Savunma Konseyi Nükleer Silah Planlama Uzmanı Hans M. Kristensen’in gayet öğretici bir raporu yer almaktadır. Özet raporun devamında bu sefer Turquıe Diplomatique tarafından kaleme alınmış, “Türkiye’de darbeci generaller nükleer bombalara el koyarsa ne yapacağız” başlıklı bir diğer çalışma sunulmaktadır. Başlık her ikisinin ortak çatısı yapılıp, manşete taşınmıştır. Bu söz Amerika’lılara ve tarihi de 27 Mayıs darbesinden sonraya ait bulunmaktadır. ABD Dışişleri Bakanlığı Toplantı Zaptı’ndan alınmıştır.[2]

İşte yaşadığımız süreçte, AKP eliyle ve Ergenekon bahanesiyle TSK’yı pasifize etme ve ABD karşıtı generalleri temizleme operasyonlarının önemli bir nedeninin de, “İncirlik’teki 90 adet atom bombasının, Milli iktidarların ve paşaların eline geçme endişesi” olduğu konuşulmaktadır. Ve zaten ABD’de yapılan nükleer zirvesinin amacını Obama:

“Nükleer silahların eski sahiplerinin elinde kalmasını ve istenmeyen ellere geçmesine engel olunmasını sağlamak” olduğunu açıklamıştır. Bu zirveyi hareretle savunan Zaman Gazetesi yazarlarının ve AKP yalakalarının bu mesajları da, Fetullah Gülen’den aldıkları kulislerede fısıldanmıştır. Evet “ya İncirlik’teki 90 adet atom bombası milli düşünceli ve haysiyetli iktidarların ve paşaların kontrolüne geçerse!?” diye üzülen Fetullah Gülen, Saddam’ın bir füzesi Telaviv yakınlarına düştüğü zaman “Masum Yahudi çocukları için ağıtlar yakıp salya sümük ağlamış, uykuları kaçmamış mıydı?!” Oysa Irak’ta parçalanan yüz binlerce Müslüman bebeği için böyle bir endişe taşımamış, en azından kamuoyu ile paylaşmamıştı.

Dünyanın “Açlık”la imtihanı ve işbirlikçilerin günahı!

Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na bağlı Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun Panama’da düzenlediği Latin Amerika ve Karayipler konferansı, dünyamızın nasıl derin bir açlık krizi ile karşı karşıya kaldığını gözler önüne seriyordu.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün Genel Müdürü Jacques Diouf, konferansta yaptığı konuşmada son bir yılda açlık çeken insan sayısının tam 105 milyon kişi arttığını söylüyordu. FAO Genel Müdürü’nün verdiği bilgilere göre; başta ekonomik kriz ve gıda fiyatlarındaki artış nedeniyle dünya genelinde 1 milyarı aşkın kişi açlığın pençesinde kıvranıyordu. Bu aç ve biilaç 1 milyar kişinin 642 milyonu Asya’da ve 265 milyonu Afrika’da, 42 milyonu Latin Amerika ve Karayiplerde bulunuyordu. Açlıktan en fazla Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Eritre etkileniyor; Kongo’da halkın yüzde 75’i, Eritre’de yüzde 66’sı, Haiti ve Karayiplerde ise yüzde 58’i açlık çekiyordu.

Ayrıca dünyadaki 1,5 milyar insan da, sefalet ve fakirlikle boğuşuyor, insanca yaşayacak asgari şartlardan mahrum bulunuyordu. Bütün bu açlık ve sefaletin asıl sorumluları ise, doyumsuz bir sömürü hırsı ve intikam hıncıyla; insanlığı ezen, savaş, terör ve işgal altında inleten Siyonist Yahudi sermayedarları ve süper kovboyları Amerika oluyordu. İşte bu odaklar Fetullah Gülen gibilere, bir takım imkân ve fırsatlar, mevcut zulüm ve sömürü düzenlerinin devamı hatırına sağlıyordu. Yani sebep oldukları günahlar, sevaplarını binlerce kat geçiyordu.

Hitler-İnönü benzetmesi polemiği süresinde Deniz Baykal’a hitaben:

Hiçbir parti kendi geçmişini tabulaştıramaz. Hiçbir siyasi dokunulmaz ve tartışılmaz değildir. Biz o tabuları yıkıp geldik”

Diyen Recep Başbakan’ın bu çıkışında Yahudi Lobilerine:

“Ben Milli Görüş’ü tepeleyip, Erbakan’ı terk edip, sizin hizmetinize girmiş ve tabuları devirmiş birisiyim. Bana sahip çıkınız” mesajı da sırıtıyordu…

Şimdi SP’de ve Milli Gazete’de aynı tabulardan(!) (Türkçesi Hak davasından) kurtulma hevesleri seziliyor ve vicdanımızı sızlatıyordu.

 

Şiir:

 

Adem’den kıyamete, Hak Batıl savaşıdır

Sen safını belirle, budur asıl imtihan!

İşbirlikçi hainler, Şeytanın yavaşıdır

Şerli nefsî fikirler, kafalarda izdiham!

 

Müminlik: samimiyet; cesaret ve mertliktir

Mazlumlara merhamet, zalimlere sertliktir.

Münafık yedi yüzlü, mümin vasfı netliktir.

Özü sözü aynıdır; tutarlılık, insicam!

 

Amerka’ya tapınan, nifakı çok derinde

AB’den medet uman, iman senin nerende?

Şeytan madalya takar, son nefesin verende

Ey gâvura güvenen, yoktur sende itminan!

 

Ya İslam’a dönecek, ya insanlık bitecek

Kur’an’sızlık beladır; akıl ahlak yitecek

Milli Görüş mazlumun, imdadına yetecek

Adil Düzen gelmeden, kurulamaz intizam!

 

İsrail yok olacak, ABD yıkılacak

Şeytanlar şeriatla, kafese tıkılacak

Halk ettiğin çekiyor, hayattan bıkılacak

“Azizün züntikam”dır, Allah alır intikam!



[1] 03.05.2010 / Tansu Akgün / Odatv.com

[2] 07.04.2010 / Nedret Ersanel  / iyibilgi.com

5 1 vote
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Nejat HAKKUL

Nejat HAKKUL

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...