YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697fe5a332d80
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 2
Bugün : 5242
Dün : 57744
Bu ay : 62986
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48766299
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Kibar: Arapça Kebir (büyük) kelimesinden türemedir. Aklen ve ahlaken büyük kimselere, olgun ve dolgun kişilere yakışan davranış biçimine denir. Kibarlık; ince düşünceli, terbiyeli, nazik ve edepli anlamına gelir ve en önemli adabı muaşeret (sosyal yaşam ilişkileri) prensibidir.

Kibarlık:

  • Edepli; yani terbiyeli, hayâ sahibi ve dikkatli
  • Erdemli; asaletli, karakterli ve yüksek meziyetli
  • Efendi; ağırbaşlı, vakarlı ve sükûnet ehli olmayı gerektirir.

Bunun yanında:

Nezahet; titizlik, incelik ve yufka yüreklilik, nezihlik

  • Nezafet; temizlik, tertip, ruh güzelliği, naziflik
  • Nezaket; naziklik, saygı ve sevgi, kibarlığın en önemli özellikleridir.

“(Ey Resulüm) Allah’tan bir rahmet ve şefkat dolayısıyla onlara (ashabına ve etrafına) yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar çevrenden dağılıp kaçarlardı. Bu nedenle, onları(n kusurlarını) affedip (hoş karşıla) ve bağışlanmaları için duacı ol.” (Ali İmran: 159) ayeti kerimesi

“O Rahman (olan Allah’ın sevimli ve seviyeli) kulları, yeryüzünde (çalımlı ve havalı değil) alçak gönüllü ve ağırbaşlı yürürler ve (haddini bilmez görgüsüz ve şerli kişiler ve) cahiller kendileriyle (kırıcı ve kavgacı şekilde) muhatap olduklarında (onların ayarına düşüp kendilerini ve vakitlerini israf etmezler, sadece) “selametlik olsun” deyip geçiştirirler.” (Furkan: 63) ayetleri, katılıktan, kabalıktan ve kavgacılıktan uzak durmamızı öğütlemektedir. Allah için kızmamız ve sert davranmamız gereken durumlarda bile, yularımızın nefsimizin ve şeytanın değil, vicdanımızın elinde olmasına dikkat etmelidir.

  • Güleç tavırlı
  • Güzel tarzlı ve
  • Gönül alıcı kişiler sayılıp sevilir. Hz. Peygamber efendimizin: “İnsanlara güler yüz göstermek sadaka yerine geçen bir güzellik ve iyiliktir” buyurmaları bunun içindir.

Kibarlık;

  • İnce düşünceli olmayı: Karşımızdaki insanların psikolojik durumlarını, sıkıntılarını, onları yanlışa zorlayan sorunları hesaba katarak yaklaşmayı
  • İffetli davranmayı: Herkesin namus ve şerefine, haysiyetine ve izzeti nefsine riayetkâr bulunmayı
  • İltifat ehli olmayı: Ailemiz, talebemiz, müşterimiz, cemaatimiz… Kim olursa olsun herkesi onure etmeyi, önce iyi hallerini överek, kötülüklerini düzeltmeyi önemsemek ve kimseyi (mutlaka hak etmedikçe) kırıp dökmemek anlamına gelir.
  • Kibar insanlar; sabırlı, saygılı ve sağduyu sahibi kimselerdir.
  • Kendine özgüveni olan, özverili davranan ve özeleştiri yapan kişiler, haliyle kibar ve nazik hareket edecektir.
  • “Beyanül lisan, aynıyla insan” (yani insanın konuşma tarzı onun iç dünyasını yansıtır) bu gerçeğin ifadesidir.
  • Beylik, insanın sözünden sohbetinden bellidir.
  • “Bülbülle bir hoş, kem dille baykuş” denmiştir.

Evet, bir insanın konuşma tarzı ve tavrı, onun anlayış ve ayarını yansıtır. Bu nedenle konuşma ve yazılarımızda mahalli ve kaba şivelerden, ayıp ve argo kelimelerden, kötü ve çirkin çağrışımlar yaptıracak deyimlerden dikkatle sakınmalıdır. Her lafımızın ve davranışımızın görevli meleklerle kameraya alındığını, hayatımızın her anının Allah’ın huzurunda yaşandığını ve bir gün hepsinin yüzümüze vurulacağını asla aklımızdan çıkarmamalıdır.

Unutmayalım ki:

  • · Dil, kalbin tercümanıdır.
  • · Dil, karakterin aynasıdır.
  • · Dil yarası, ok yarasından ağırdır.

Öyle ise dostlar;

  • Sert değil yumuşak davranmalıdır.

Çünkü kaba lokma tükürükle öğütülüp hazır hale getirilmeden yutulursa insanın boğazında kalır ve midesini ağrıtır.

  • Sivri değil, yuvarlak söz kullanmalıdır.

Yani sözün erkeğini değil dişisini konuşursak, haliyle muhatabımıza batmayacak ve nefsini kabartmayacaktır. Örneğin: “Sen çok aşağı ve bayağı bir insansın” yerine “Bu tür haksız ve yanlış davranışlar insanı küçük düşürür ve zor durumda bırakır” daha etkili ve verimli olacaktır.

  • Muhataplarımızı suçlamak yerine onlara sahip çıkmalıdır.

Böyle yaparsak kendisini sevip desteklediğimizi ve iyiliğini istediğimizi anlayıp bize güvenecek ve eleştirilerimize öfkeyle karşı çıkmayacaktır.

Yunus Emre’mizin buyurdukları gibi:

“Söz ola, kestire başı

Söz ola, kese savaşı

Söz vardır, zehirli aşı

Yağ ile bal eder, hak söz”

Ancak din ve devlet hainlerine, bazı azıtmış azınlık kesimlerine, şımarıklık ve taşkınlık yapan kimselere, hak ettikleri şekilde okkalı ve oturaklı uyarılar yapılması da, yine bir tebliğ kuralıdır. Çünkü açık haksızlıklar ve ahlaksızlıklar karşısında susmak, suçlu ama güçlü odaklardan korkup pusmak, Hz. Peygamberimizin ifadesiyle, “DİLSİZ ŞEYTANLIKTIR!

 

DİLİNİ DİZGİNLE

 

Dil var, yalar sağaltır; dil var yaralar

Dil var, sarar bağlar; dil var paralar

Dil var, aklar paklar; dil var karalar

Tatlı dile her dem, itibar olur!

 

Bir tatlı söz, bin acı köz söndürür

Bir acı söz, bin tatlı öz öldürür

Bir fitne dil, nice yiğit gömdürür

Vicdan ehli dürüst, hem kibar olur!

 

Dikkat, ömür kısa; hayat pusludur

Nefis berbat; şeytan, şer kapusudur

Diline sahip çık, gizli pusudur

Kem sözü saklarsan, kehribar olur!

 

Haksızlığa susmak, münafıklıktır

Hainle zalimle, mutabıklıktır

Tebliğde kibarlık, muvafıklıktır

Haddi aşan herkes, bir barbar olur!

 

Kem söz sahibini, esir edecek

Tatlı dil azını, kesir edecek

“Kavli leyyin” kalbe, tesir edecek

Sakin ol ki, zorlayan; bil cebbar olur!

 

Delilik velilik, dilden bellidir

Kimi vakur, kimi; çifte tellidir

Asil kişi edep, irfan ehlidir

Saygısız dışlanır, hep kopar olur!

 

Kabalık ve basitlik karakteri nasıl ortaya çıkmaktadır?

Allah’ın yüceliğini hakkıyla kavrayan bir insan yaptığı işlerin her aşamasında yüksek bir ahlak ortaya koyacaktır. Ancak basitlik ve fasitlik tavrı insanı, Kuran ahlakına uygun bir yaşam şeklinden tamamen uzaklaştırır. Peygamberimiz (sav) “edepsizlik ve çirkin sözün girdiği yer çirkinleşir” (Tirmizi, Birr 47) buyurmaktadır. Bu sözde bildirildiği gibi gafil bir ruh haliyle yaşayan insanın hayatına da çirkinlik ve karmaşa hakim olacaktır. Böylelerinin bulunduğu yerlerin; çözümsüzlüklerin yaşandığı, sorunların bir türlü aşılamadığı, gerilime uygun, huzursuz ortamlara dönüşmesi kaçınılmazdır. Ancak burada “batıl basitlik dininin” çok önemli bir özelliği ortaya çıkmaktadır: Basitlik tek taraflı yaşanmayacaktır. Basit kişilerin bu kirli kültürlerini sergileyebildikleri kişiler yine kendileri gibi aynı kültürün içindeki gafil kişiler olmaktadır.

Allah’ı unutarak insanları ve çıkarlarını ön planda tutmak, kişiyi basitliğe sürüklemektedir

Basitlik denilince insanların büyük çoğunluğunun zihninde, konuşması bozuk, gülüşleri ve tavırları estetikten uzak, güçlü bir kişiliği olmayan insanlar canlanır. Oysa basitlik bunların yanı sıra çok daha geniş bir anlam taşır. Basitlik yalnızca görgüden ve nezaketten uzak tavırları kapsayan bir kavram olamayıp, esas olarak Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edememekten kaynaklanan bir ahlak yozlaşmasıdır. Dolayısıyla böyle bir karaktere sahip insanın mutlaka abartılı tavırlar sergilemesini beklemek yanlıştır.

Bir kişinin insanlardan korkması, onların rızalarını kaybetmekten kaygı duyması, onların sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmayı Allah’ın sevgisinden ve hoşnutluğundan önemli sayması ya da onlardan medet umması da o kişiyi basit davranışlara yöneltir. Bunların yanı sıra bir kişinin karşısına çıkan olayların Allah’ın kontrolünde olduğunu unutarak paniğe kapılması, yakınması, öfkelenmesi de basitlik göstergesidir.

Kuran’da bildirilen; “Ey Şuayb” dediler. “Senin söylediklerinin çoğunu biz ‘kavrayıp anlamıyoruz’. Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. Eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin.” (Hud Suresi, 91) ayeti ile Allah bu insanların içinde oldukları inkârın şiddetini bildirmiştir. Kimi insanların karşısında eğilen, onları hak etmedikleri bir yere koyan bu insanlar Allah’ın sevdiği ve seçtiği Şuayb Peygamberin seçkinliğini, üstün kişiliğini, samimiyetini ve ahlakını takdir edememiş, onun yalnız yakın çevresinden etkilenmiş ve çekinmişlerdir. İçinde bulundukları inkarın azgınlığı ile, bu kişiler güzel ahlaktan ve insaniyetten tamamen uzaklaşmış, basitliğin kirli kültürü içinde yaşamayı tercih etmişlerdir.

Basit insanların gafil ve cahil bir hayat yaşamaları

Gaflet: insanların, Rabbimiz’in varlığını unutarak, ölümü ve ahiret gerçeğini arkaya atarak, dünyevi istek ve tutkularına uyup bunlarla uğraşmaları sonucunda Allah’ın yüce emirlerini bırakmaları anlamındadır. Allah’ın “Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.” (Rum Suresi, 7) ayetinde bildirdiği gibi; olayları sadece dıştan görünen yönleriyle değerlendirmekle yetinen; Allah’ın bu olaylar üzerindeki mutlak hakimiyetini düşünmeden yüzeysel bir bakış açısıyla yaşamayı kendileri için bir kültür haline getiren kişilerin bu durumda olmalarında inanç eksikliklerinin önemli bir etkisi vardır. Yaratıcımız olan Allah’ın büyüklüğünü, gücünün ve hakimiyetinin sınırsızlığını gerektiği gibi kavrayamamış olmaları, onların, basitlik kültürünü yaşama konusunda çirkin bir cesaret kazanmalarına sebep olmaktadır.

Hayatlarında yüksek ideallere yer olmaması

Müslümanlar dünyada Hak ve adaletin tesisine ve ahirete yönelik büyük idealleri olan insanlardır. Bu ideallerin başında ahirette Allah’ın iman edenler için hazırladığı cennete girme isteği yer alır. Ancak bunun üstündeki yegâne idealleri Allah’ın kendilerinden razı olmasıdır.

“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür…” (Tevbe Suresi, 72) ayeti bu gerçeği anlatır.

Cennet, nefsin arzu ettiği her türlü nimeti içinde barındıran kusursuz bir mekândır. Kuran ahlakını yaşayan bir insanın içinde yaşamayı tutkuyla arzuladığı, kavuşmak için çaba harcadığı sonsuz güzellikler diyarıdır. Ancak ayette de bildirildiği gibi bir mümin için sonsuz güç sahibi Rabbimiz’i razı etmek her şeyin üzerinde olmalıdır. Bu amaç doğrultusunda bir Müslüman kendisini her an daha güzel ahlaklı olacağı şekilde yetişmeye, insani özelliklerini ise daha güçlü ve kaliteli hale getirmek için hedefini her geçen gün biraz daha yükseltmeye çalışmalıdır. Bu nedenle samimi bir Müslüman kendini hiçbir konuda yeterli görmez, çünkü yeterli görenler asla kişiliğini, karakterini ve davranış biçimini değiştirmek ya da geliştirmek ihtiyacını hissetmez. Müslüman, kişiliğindeki gelişimi hiçbir dünyevi ölçü ya da kıyaslama ile sınırlı tutmaz. Her an daha iyiye, daha güzele, Allah’ın kendisinden razı olacağını umduğu daha olgun bir karaktere sahip olmaya istekli olur. Kendisini, dünyayı değil cennet ortamını ölçü alarak geliştirir ve Allah’ın cennete layık gördüğü peygamberler gibi üstün ahlaklı insanlarla bir arada yaşamayı umarak bir hazırlık yapacaktır. Bu yüzden de hedefi hep çok büyük olacaktır.

Oysa Allah ve ahiret inancı zayıf olan gafil bir insan için idealler çoğunlukla dört duvar arasına sıkışmıştır. Bu kültürün içinde yaşayan bir insanın Müslümanlarda olduğu gibi yüksek bir ideal içinde olması imkânsızdır. Bu tip kişilerin idealleri daha çok dünya ile sınırlı kalmıştır. İyi bir ev, iyi bir iş, iyi bir aile ortamı, iyi bir yaşam standardı en yüksek idealleri arasındadır. İnsanların bir kısmı sadece bu klasik ideallere ulaşmayı ister ve bunları elde etmek için hayatları boyunca çalışıp ömrünü boşa harcamaktadır.

Eğitim ve yetiştirilme tarzının kişiyi basitlik kültürüyle yoğurması

İnsanların kendi aile içerisinden, yakın ilişki içinde oldukları arkadaş kesimlerinden ya da içinde yaşadıkları sosyal çevreden aldıkları telkinler de, basitliğin kültürünü yaşamalarında önemli bir etki olmaktadır. Aile ortamından başlayarak okul ve arkadaş ortamı ile devam eden eğitim sırasında kişinin çevresindeki insanlardan öğrendiği düşünce ve davranış biçimleri tüm yaşamında etkili olmaktadır. Eğer bir insan cahiliye toplumu içinde yetişmişse ve kendisi de Kuran ahlakını benimsememişse, o zaman çevresinden öğrendiği çirkin karakteri aynı şekilde devam etmeye çalışacaktır.

Özellikle çocukluk yıllarındaki gözlemlerin ve deneyimlerin bu bozuk karakterin yaşanmasındaki rolü büyük olmaktadır. O çağda anne babasının, yakın akrabalarının ya da arkadaşlarının içinde yaşadığı kültür kişiyi derinden etkileyip, henüz hiçbir şey bilmeyen bir çocuk çevresindeki insanlarda gördüğü iyi ve kötü her şeyi hafızasına alır. Belli bir süre sonra da bunları taklit ederek benzer olaylar karşısında aynı tepkileri vermeye aynı konuşma tarzını benimsemeye başlar. Belli bir yaşa kadar zevkleri, alışkanlıkları, davranış biçimleri neredeyse bu kişilerin birer kopyasıdır. Hatta kendisine yeni ve iyi bir şey öğretilmek istendiğinde hemen annesinden, babasından ya da yakın görüp kültürünü benimsediğini ve başka bir kişiden böyle öğrenmediğini öne sürerek güzel bir davranışı uygulamaktan kaçınır.

Allah Kuran’da “Hayır” dediler. “Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk.” (Şuara Suresi, 74) ve “Ne zaman onlara: “Allah’ın indirdiklerine uyun” denilse, onlar: “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız” derler.” (Bakara Suresi, 170) ayetleriyle cahiliye insanlarının bir kısmının körü körüne atalarının asılsız uygulamalarına uymakta ısrar ettiklerini anlatır.

Felsefi teoriler değil, nefis terbiyesi gereklidir:

Hüseyin Akın’ın; “Şayet felsefe aklı kullanmanın ve doğru düşünmenin yollarını gösteren bir disiplin olarak takdim edilirse gençlerin yüzü duvara değil kapıya dönecektir” tespiti isabetlidir.

Ali Öztürk’ün hikmetle felsefeyi yüzleştirmeye çalıştığı makalesi de böyledir: “Çağımızın en büyük sorunu köpük bilincin hikmetli sözü yutmasıdır. Bu imajolojidir. Köpük-bilinç, bir yanıyla, sıradan bir sözü olduğu gibi kabul etmek ya da reddetmektir. Eğer bir bilgiye sorular sorabiliyorsak orada felsefe var demektir. Bu sorular aklınızı ve vicdanınızı kullanarak sorduğunuz sorular ise orada hikmetin varlığı devreye girmektedir. Sıradan kabuller ise bizi sadece duygusallığa itmektedir. Duygusal olmak ise “an”a göre yaşamayı kör taklitçilik yapmayı netice verir. Dünü ve yarını düşünmeden, gerçeği ve sonsuz geleceği aramadan karar vermek ve harekete geçmek insanı kendi benliğinden, insanlık bilincinden ve yaratılış gayesinden uzaklaştırarak alt türlere ve behimi dürtülere yönlendirir. İslami Hikmet ise insanın duyarlı olmasını netice verir. Yani sözünde ve eyleminde tutarlı, samimi, ahlaklı ve adil olmayı gerektirir.”

Elbette felsefe: sorgulama, eleştirel yaklaşma körü körüne bağlanmama gibi hasletlerin gelişmesini sağlıyorsa, güzeldir. Ama felsefe; kafaları karıştırmaya, imanları karartmaya, şeytani vesveseler yumurtlayıp, dini anlayış ve ahlakı yozlaştırmayı hedefliyorsa, bu şeytanın mektebidir.

Kabalık ve basitlik ahlakının ortaya çıkış şekilleri

a) Bedeviler ve Kirli Kültürleri

Her dönemde olduğu gibi Peygamberimiz (sav) döneminde de din ahlakının inceliklerini kavrayamayan, yüzeysel ve kaba düşünce yapısına sahip, imanı kalplerine yerleştirememiş insanlar vardı. Bu kabalık ve basitlik dinini benimsemiş olanların ilk örneği asrısaadetteki bazı “Bedevi”ler oluşturmaktaydı.

“Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah’ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha ‘yatkın ve elverişlidir’…” (Tevbe Suresi, 97) ayetiyle bildirildiği gibi, Bedeviler itaatsizliğe ve kaba hareketlere müsait insanlardı. Peygamberimiz (sav) gibi mübarek bir Zat’ı bizzat görüp tanımalarına, sohbetlerine katılmalarına, O’nun tebliğini almalarına, O’nun üstün ve seçkin ahlakına, her durumda asil, kaliteli ve modern tavırlarına şahit olmalarına rağmen Bedevilerin çoğu, kendilerini geliştirememiş, kaba ve basit bir çizgide kalmışlardır. Bu basitlik; onların Allah’ın şanını gereği gibi takdir edip kavrayamamaktan, dine olan yanlış bakış açılarına, itaat anlayışlarından Peygamberimiz (sav)’e karşı olan saygısızlıklarına, oturup kalkmalarına, yemek yemelerine kadar tüm tavırlarına yansımıştı. Günümüzde ise; kolay ve haram yollardan zenginleşmiş yurt dışına gidip biraz para biriktirmiş ve dil öğrenmiş veya gelip yerleştikleri büyük şehirlerin gecekondu semtlerindeki arsaları zamanla değerlenmiş; ama görgüsüz ve kültürsüz kimselerin şımarık ve gururlu tavırları bedevileri andırmaktadır.

b) Bakış açısındaki basitlik ve seviyesizlik

Bilindiği gibi insanın olaylara bakış açısı, sahip olduğu kişiliği ve yaşadığı kültürü yansıtır. Yüze gerçek anlamını veren bakışlar, kişinin içinde yaşadığı ruh halini, kültür düzeyini, kişiliğini ve karakter seviyesini teşhis etmede önemli ipuçlarıdır.

Allah’a iman şuurunu taşıyan, içinde ahiret korkusu duyan, ihlâslı bir müminin bakışlarında derin bir tevazu, teslimiyet ve olgunluk göze çarpacaktır. Gözlerinde dünyevi tutkulardan uzak ve olgunluğa ulaşmış bir insanın mutmain olmuş bakışları insana güven kazandıracaktır. Allah’a iman ettiği, akıllı ve şuurlu bakışlarından açıkça anlaşılır. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde “Ölümü en çok hatırlayanı ve ölümden sonraki (hayatı) için en güzel şekilde hazırlananı Size bildireyim mi? İşte onlar en akıllı-şuurlu olanlardır” buyurmuşlardır. (İbni Mace, Cilt 10, Syf.540)

İşte bu şuura sahip bir Müslümanın gözünün ifadesine doğal olmayan sahte anlamlar yükleme çabasında olmaması, aksine bakışlarını rahat bırakmış, güven telkin eden bir anlam taşıması; onun ruhunun, imanın kuvvetiyle sakinleşmiş olduğunun kanıtıdır. Bakışları; güzel ahlaklı, Allah korkusu içinde yaşayan ve bir cahiliye kültürü içinde yaşamamakta kararlı olduğu belli olan bir insanın bakışlarıdır. Bu bakışlarda heybet ve keskinlik vardır.

Basit insanların düşünce ufukları, ancak kendi kültürlerine ait sıradan konuları anlatacakları kadarıyla sınırlı ve yüzeyseldir. Bu nedenle aynı kültürü yaşadıkları insanlarla çok yakın diyalog kurabilirlerken, bu kültürden uzak kişilerle konuşmaları son derece dar bir çerçeve içinde gerçekleşir. Kendi basit dünyalarında yaşayan insanların gün içinde açtıkları sohbetler ve bu sırada kullandıkları kelimeler dahi hemen hemen hep aynı şeylerdir. Onlar konuşmaya başladığında diğer kişiler hangi kelimeleri dillendireceklerini, hangi konulardan ne şekilde bahsedeceklerini bile tahmin edebilir. Ufukları geniş olmadığından, Allah’ın yarattığı güzellikleri ve dünyada gelişen hadiseleri İslami ve samimi bir gözle yorumlayamadıklarından yeni bir konu bulma, düşündüklerini etkili anlatma yetenekleri kısır ve kısıtlıdır. Hatta kendilerine hatırlatılsa bile bu durumlarını fark edip rahatsızlığını duyacak anlayıştan dahi yoksunlardır. Samimi imandan uzaklaşıp basitlik dinini benimsedikleri için akıl, basiret, feraset, hikmet gibi özellikleri kapanmış, hidayetleri kararmıştır

Üstelik sınırlı düşünmelerine ve konuşabilmelerine, geniş görüş sahibi olmamalarına rağmen bu insanlar, kendilerini çok önemli, çok zeki ve akıllı görürler. Bu nedenle konuşmaları sırasında genelde kendilerini hep öne çıkaran bir üslup içindedirler. Yoğruldukları kirli kültürün kendilerini soktuğu alçaltıcı durumdan habersiz bir şekilde kendilerini gizli ya da açık şekilde öven konuşmalara girişirler. Oysa Müslümanlar “…Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah’adır.” (İsra Suresi, 111) ayeti gereği övgülerini daima Allah’a yöneltirler.

c) Bu kültürü yaşayan insanların ortak özelliklerinden biri de dünyada meydana gelen olaylardan, Müslümanlara yapılan baskı ve haksızlıklardan, zayıf bırakılan, çaresiz kalan insanların yaşadıkları zorluklardan habersiz konuşmalar yapmalarıdır. Bu kişiler dünyada yaşanan bu gerçeklerle hiçbir zaman yüzleşmezler, akılları her zaman kendileri için kurdukları küçük dünyalarındadır. Yeryüzünde yaşanan olayların gidişatından, Kuran ahlakının yaşanmamasından dolayı insanların karşılaştıkları zorluklardan, yine İslam’dan uzaklık nedeniyle çıkan iç savaşlardan ve ülkeler arası çatışmalardan, açlık ve sefalet içinde yaşayan insanların maruz kaldıkları sıkıntılardan çoğu zaman haberleri dahi olmamaktadır. Daha doğrusu bu olaylar kendilerinden uzakta olduğu için onları ilgilendirmez konulardır. Kendilerine bunlarla ilgili bir soru sorulduğunda olup bitenlerden habersiz oldukları, hiç ilgilenmedikleri açıkça anlaşılır.

d) Basit insanlar fiziksel ihtiyaçlarını sık sık gündeme getiren konuşmalar yaparlar. Böyle insanlardan sık sık “acıktım, susadım, başım ağrıdı, hiç uyuyamadım” gibi sözler duymak olasıdır. Elbette insan bir ihtiyacını gerektiğinde dile getirebilir ve anlatır. Ama burada söz edilen basit karakterli insanların bu konuları gündeme getirmeleri, zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak ve çözüm bulmak yerine; bazen “laf olsun” diye bazen de dikkat çekmek için bazen de iyi niyetli dost ve yakınlarının merhamet damarını kamçılayıp menfaat koparmak niyetiyle böyle davranmalarıdır. Oysa bir Müslüman bu tarz konuları dile getirmeye tenezzül etmez, eğer bir ihtiyacı varsa bunu ortadan kaldıracak tedbirleri alır. Zihni kendi küçük ihtiyaçları ile değil, daima Allah’ı yücelten, dünyada Allah’ın razı olacağı faydalı işler yapmaya yönelik düşüncelerle meşgul bulunmaktadır.

e) Basit kişilerin yaptıkları şakalar genelde karşı tarafı onurlandırmaz. Tam aksine kendilerini yüceltmeye, karşı tarafı ise yermeye, eleştirmeye hatta küçük düşürmeye yöneliktir. Din ahlakını yaşayan Müslümanlar ise yaptıkları esprilerde mutlaka karşı tarafın da hoşnutluğunu gözetir, buna özellikle dikkat etmektedir. Eğer yerici bir şaka yapacaklarsa ancak kendi nefislerini yererek buna girişilir. Müslümanlar gelişmiş bir insaniyet duygusuna sahip oldukları için karşı tarafın memnuniyetine önem verir, en ufak bir hoşnutsuzluk ihtimali hissettiklerinde hemen geri çekilir. Basit insan ise esprinin dozunu ayarlayamaz, karşı tarafın hassas olduğu konularda espri ile üzerine gider ya da yapılan espriyi gereğinden fazla uzatıp insanları rencide etmektedir. Bu şekilde onu rahatsız edebileceği ihtimalini düşünemez, düşünse de bunu önemsemez. Çünkü basit insan aynı zamanda duyarlılıktan da yoksun kimsedir. İncelikleri fark edemez, ayrıntıları gözetmez ve insaniyet göstermeyi beceremez.

f) Basitlik kültürünü yaşayan insanların esprilerinde, müminlerin asla başvurmayacağı bir yöntem olan alaycılık da yoğun olarak görülür. Alaycı espriler bu insanların sözde karşı tarafı ezmek ve kendilerini yüceltmek için sık sık başvurdukları yöntemlerden bir tanesidir. Bu şekilde kendilerini ön plana çıkaracaklarını düşünürler. Böyle bir kişi karşısındaki kişinin ağzından çıkan yanlış bir kelimeyi, dilinin sürçmesini, yürüyüş şeklini, bir konudaki bilgisizliğini veya fiziğindeki bir kusuru tespit ederek hemen alaycı bir espri ya da gülüşle bunu deşifre eder. İnsani hataları ve eksiklikleri eğlence konusu haline getirir.

g) Olayları yorumlayış şekilleri

Basitliğin kültürü içinde yaşamaya razı olmuş insanların, çevrelerinde ve dünya üzerinde meydana gelen olayları yorumlama şekilleri son derece yüzeyseldir. Dar bir düşünce yapısına ve bakış açısına sahip bu kişiler, olayları da, dar bir çerçevede değerlendirirler. Dolayısıyla içinde bulundukları yüzeysellikten hiçbir şekilde kurtulma gayesi güdülmemektedir.

1- Basit insan meydana gelen her olayı kendi küçük dünyası çerçevesinde yorumlamaya girişir. Örneğin dünyada büyük bir savaş çıktığında onun için önemli olan kendisinin bundan zarar görüp görmeyeceğidir. Yaşantısında bir değişiklik olabilir mi, mevcut düzeninde bozulma meydana gelecek mi, para piyasaları bundan etkilenecek mi? gibi düşüncelerle sadece kendisi için ciddi endişe içindedir

Vicdanını tam kullanarak, Allah korkusunun eksikliğinin dünyada nasıl bir kargaşa oluşturduğunu görüp bu yönde kendisinden başlayarak insanlar üzerinde Kuran ahlakını hakim kılmak için samimi bir çaba göstermek yerine, sadece kendisini ve yakın çevresini kurtarmak isteyecektir. Kendi ihtiyaçlarını istediği şekilde karşılayabilmek, sıkıntı görmemek, zorluk çekmemek; onun için fazlasıyla yeterlidir. Başkalarının ne durumda kalacağının ve nasıl yaşadıklarının hiç bir önemi bunlar için söz konusu değildir.

2- Basit insanların en belirgin özelliklerinden biri de sürekli olarak olumsuz yorumlar üretmeleridir. Çoğu zaman olayların hayırlı yönlerini göremediklerinden, sadece mağdur edilecekleri, üzülecekleri, sıkıntıya düşecekleri yorumları üretir ve haksızlığa uğrayacaklarına yönelik tahminleri dile getirir. Hatta böyle insanlar kendilerine iyi bir söz söylendiğinde bile aniden duygusallaşır, yine ağlamaklı bir tavır gösterirler. Tüm bunların en önemli nedeni dinin özünü kavrayamamış olmalarıdır. Çünkü Kuran’ı tüm hayatında uygulayan bir insan olumsuz düşüncelerin etkisi altına girmemesi ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmemesi gerektiğini bilir. Bu, Allah’ın Kuran’da bildirdiği önemli bir konudur:

“…Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden umut kesmez.” (Yusuf Suresi, 87)

Ümitsizlik ve karamsarlık, basitlik kültüründe yaşayan zayıf kişilikli insanların maddi-manevi güçlerini ellerinden alan, onlara moral bozukluğu, şevksizlik ve mutsuzluk veren bir özelliktir.

3- Basit insanın bir başka yönü de insanların dikkatlerini üzerine çekmek için olayları abartarak anlatması gayretidir. İnsanların, kendisini dinlemelerini istemek, onları güldürmek, kendisini sempatik bulmalarını sağlayarak dikkat çekmek gibi basit amaçları için çok rahatlıkla abartılı anlatımlar yapmaktan, karşı tarafa doğruluğu şüpheli olan ilginç bilgiler aktarmaktan çekinilmemektedir. Hatta bu yönde inatçı tartışma yöntemlerine ve sözlü çekişmelere girmekten de kaçınmaz. Dikkat çekme arzusu baskın geldiğinden bir şekilde bunu dindirmek amacıyla, gerçeği saptırarak ve orijinalinden farklı şekillere sokarak yalan söyleyebilir.

Bu basit karakterdeki kişiler dikkatlerini, Allah’ın razı olduğu ahlakı göstermeye değil de daha ağırlıklı olarak kendilerini ön plana çıkarmaya, insanların rızasını kazanmaya yönelttikleri için bu üslubun temelde yalan üzerine kurulu olmasını önemsemezler.

h) Farklı ortamlarda farklı karakter sergileme

Basit karakterli insanların yaşamlarına ve dine yaklaşımlarına bakıldığında pek çok noktada samimi olmadıkları görülecektir. Bu kişilerin söyledikleri ile yaptıkları çoğu zaman farklı şeylerdir. Dine bağlı olduklarını söylerler ama bir zorlukla karşılaşınca imanlarındaki zayıflık hemen fark edilir. Örneğin sağlıklı olduğu zamanlarda son derece şevkli ve neşeli olan bir insanın, hastalanıp sakatlandığında birdenbire neşesi kaçabilmekte, Allah’a ettiği duaları unutabilmekte, hatta Allah’ın kendisine bu hastalığı neden verdiğini sorgulamaya girişmekte, daha da ileri giderek: “böyle bir şeyi hak etmediğini” düşünebilmektedir. Bu şekilde verilen nimetlere karşı büyük bir nankörlük etmekte ve tevekkülsüzlük göstermektedir. Halbuki hastalık, Allah’ın kullarını sık sık denediği, onların sabırlarını ve bağlılıklarını sınadığı çok değerli bir imtihan vesilesidir. Böyle bir sıkıntı ve zorluk içindeyken de Allah’a şükretmeyi sürdüren ve sabreden kullar derin bir iman ve anlayışa sahip olan müminlerdir.

i) Yaptığı iyi ve olumlu şeyleri sürekli dile getirme ve övünme

Basit karaktere sahip insanlar yaptıkları iyi işleri, gösterdikleri olumlu hareketleri herkesin bilmesini ve övülmesini istemektedir. Bu yüzden de bunları olabildiğince insanların görebilecekleri şekilde yapmak adetleridir. Örneğin bir yoksula para yardımında bulunurken bunu açıktan açığa etraftakilerin görebilecekleri şekilde verilir. Sonrasında da yine yaptıkları bu yardımın, ya üstü kapalı şekilde vurgulayarak anlaşılmasını sağlar ya da bunu açıkça dile getirir. Veya bu tarz insanlardan sık sık: “O hediyeyi ben gönderdim, üzerindekini ben giydirdim, orayı ben temizledim, o dosyayı ben düzenledim, bu fikri ona ben öğrettim, ben hatırlatmasam düşünemezdi, arabamla evine bıraktım, hastayken ona ben baktım…” şeklinde cümleler duyulabilir. İşte bir insanı bunları yapmaya iten sebep basitliktir. Çünkü basit karakterdeki insanlar bu tip şeylerle kendilerini sözde yüceltmeye, övmeye ve böylelikle insanların yanında bir değer kazanıp saygı göstermeye heveslenir. Şayet kalplerinde ve düşüncelerinde Allah’ın zikri olsa kuşkusuz insanların takdirine, övgüsüne tenezzül etmezlerdi.

5 2 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Nejat HAKKUL

Nejat HAKKUL

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...