ALLAH (CC) AŞKINA OKUYUN!..
Yaratılış amacımız; Allah’ı tanımak, Kur’an’a uyum sağlayarak kulluk şuuruna ve insanlık onuruna ulaşmaktır.
Yüce Yaratıcı’nın varlığını, birliğini, kudret ve hikmetini tanımak için de, hem kâinattaki alâmetleri, hem de Kur’an’daki ayetleri okumak ve anlamaya çalışmak şarttır. Okumayan kör, dinlemeyen sağır, anlamayan kalpsiz ve beyinsiz konumundadır.
“Körle gören, karanlıkla aydınlık, serin gölge ile kavurucu sıcaklık, dirilerle ölüler asla bir olmadıkları gibi;”[1] okuyan, araştıran ve anlayan kimselerle, okumaya ve öğrenmeye ilgisiz ve bilgisiz kişiler de asla bir tutulamazlar.
İşte bunun içindir ki Allah’ın, Resulüne ve ümmetine ilk emri ve Kur’an’ın ilk ayeti “Oku!..” olmuştur.
“(Her şeyi ve sürekli yoktan) Yaratan (ve her an varlıkta tutan) Rabbinin adıyla oku! (Tüm helâl ve hayırlı işlere besmele ile başlanmalıdır ki, tüm kâinat harikaları ve Kur’an hakikatleri anlaşılıp anlatılsın.)
(Ki) O (Rabbin), insanı (ana rahmine yapışıp asılı duran bir hücre topluluğu olan embriyodan) alak’tan yaratandır.
(Kâinat kitabını, kendi nefsindeki hakikati, Kur’an’ın kelâmını ve hitabını devamlı ve dikkatle) Oku! (Anla ve anlat ki) Rabbin en büyük kerem sahibi (olandır).
Ki O, kalemle (yazmayı ve ilmi kayıt altına almayı ve yazılan kitapları okuyup anlamayı) öğretip (talim buyurandır).
(Böylece) İnsana bilmediği (hayat ve şeriat gerçekleri)ni talim (ve terbiye) edip (öğrenme ve eğitilme imkânı sağlayandır.)”[2]
Evet, açıkça anlaşılıyor ki; bilmediğini öğrenmenin, maddi ve manevi her türlü ihtiyacını gidermenin ilk yolu, okumak ve araştırmaktır.
Kâinatı okumak… Kur’an’ı okumak… Her konuda, onun uzmanları tarafından yazılan kitapları okumak… Allah adına okumak… Hayır ve hizmet aşkına okumak… Ülkemizde ve yeryüzündeki sosyal ve ekonomik değişmeleri… Siyasi ve askeri gelişmeleri basın ve yayın organlarından takip edip anlamaya çalışmak… Müslümanların ve insanlığın yararına ve zararına olan durumları değerlendirme becerisi kazanmak için elbette okumak ve araştırmak lazımdır.
Çağdaş İslam eğitimcilerinden Hişam el Talib’in dediği gibi; eğer davetçiler ve tebliğ görevi üstlenenler fazla okur ve olgunlaşırsa, bunlar Müslüman toplumlara öncülük yapacaktır. Müslüman toplumlar fazla okursa, insanlığa ve uygarlığa öncülük yapacaktır.
Hâlbuki bugün Batılılar Müslümanlardan çok daha fazla okumaktadır. Biz hâlâ okumayı öğrenmeye çalışırken, onlar öğrenmek için okumaktadır. Bugünkü zillet ve sefaletimizin çok önemli bir nedeni de okumayı ve araştırmayı terk etmemiz, müspet ilimler, sosyal ve ekonomik gelişmeler karşısındaki tembelliğimizdir… Artık biz de okumalıyız. Allah adına okumalıyız. İnsanlık aşkına okumalıyız… Sadece kendimize, ailemize, çevremize ve yalnız kendi partimiz, tarikatımız ve meşrep üyelerimize değil, tüm halkımıza ve topyekûn insanlığa yararlı ve yeterli olmak için okumalı ve çalışmalıyız.
“İnsanların hayırlısı (bütün) insanlara hayırlı olandır’’ hadisinin hikmetini kavramalıyız. İnsanların ruhi, ahlâki, siyasi, hukuki ve ekonomik sorunlarına çare üreten… Onların her türlü sıkıntılarına çözüm getiren kimselerin, onların itibar ve itimadını kazanacağını ve haliyle onlar üzerinde etkin olacağını hatırımızdan çıkarmamalıyız.
Çünkü; “İnsan, iyiliğin ve ihsanın kölesidir.”
Ve “Bir kavmin efendisi ve yöneticisi, o kavme hizmet edenlerdir.”[3]
Olgun insan her sahada yazılmış eserleri ve her türlü haberi okuyacak, dinleyecek ve bunların en güzeline, yani ahlâka ve insanlığa en uygun düşenine uyacaktır.
“(Okuyup ve) Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah’ın hidayet ettiği ve Hak yola ilettiği kimseler bunlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.”[4] ayeti de bu durumu ifade buyurmakta, hidayete ve hakikate ulaşmak için, okumak ve sormak, araştırmak ve aklını kullanmak gerektiğine işaret olunmaktadır.
“(Ey Resulüm!) Eğer Sana indirdiğimizden (ve geçmiş peygamberlerin hayat hikâyelerinden) kuşkudaysan (ve şayet bunların Rahmani mi şeytani mi olduğu konusunda şüphe duyuyorsan), Senden önce kitabı (Tevrat’ı) okuyanlara (Yahudi ve Hristiyanların âlim ve insaflı takımına) sor.”[5] ayeti, hem Kur’an’ın Hak kelâmı olduğunu kavramak, hem de konularını daha iyi anlamak için geçmiş semavi kitaplara başvurulabileceğini, hem de ehl-i kitaptan, vicdan ve insaf ehline danışılabileceğini göstermektedir. Ayrıca müspet ilimlerde, sosyal ve ekonomik gelişmelerde onların eserlerinden yararlanılabileceğine işaret etmektedir.
Özellikle, Müslüman araştırmacıya düşen, Kur’an’ın genel prensiplerinden yola çıkarak ve insanlığa hizmeti amaçlayarak o sahada yazılan her türlü eseri okumak, bütün ilmi verileri araştırmak, sonunda çeşitli tartışmalarla olgunlaştırdığı bilgi ve belgeleri bir yazılı metin halinde insanların istifadesine sunmaktır.
“…Bize okuyacağımız bir kitap getirmediğin sürece asla Sana inanmayacağız.”[6] ayetinde bu gerçeğe işaret vardır. Kur’an; hem bize okumayı emretmekte, hem de okumanın verimli ve hayırlı olması için, gerekli yolları ve yöntemleri öğretmektedir.
Her şeyden önce Kur’an’ı ve diğer kitapları okurken ve bilgi edinmeye çalışırken; niyetimiz halis ve kalbimiz temiz olmalıdır. Bu bilgileri, insanları saptırmak ve sömürmek amacıyla kullanmamalıdır.
“Sen Kur’an okuduğun (mana ve mesajını duyurduğun) zaman, Seninle ahirete inanmayan (ve Allah’ın rızasını öne almayan) kimseler arasında görünmez bir perde kılmışızdır.
Ve onların kalpleri üzerine, Onu (Kur’an’ı) kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık bırakmışızdır.”[7] ayetlerinde; niyeti ve istikameti bozuk kimselerin, Kur’ani gerçekleri anlayamayacakları ifade olunmaktadır.
“Ve Kur’an okurken şeytanın şerrinden Allah’a sığınmalı”dır.[8] Bu ayet, diğer okuduklarımız ve izlemeye koyulduklarımız içerisindeki şeytani ve zehirli aşılardan da sakınmamız gerektiğine işaret buyurmaktadır.
“Biz Onu bir Kur’an olarak, insanlara (anlamaları ve uyum sağlamaları için) dura dura ve belli aralıklarla okuyasın diye (bölüm bölüm, surelere ve ayetlere) ayırdık ve Onu safha safha bir indirme ile (yirmi üç senede) indirdik.”[9] ayeti de; hem Kur’ani hakikatleri, hem de diğer her türlü ilim ve fenleri acele ile değil, tedricen okumak ve anlamak gerektiğini öğretmektedir.
Herkesin kendi ilgi ve yeteneğine uygun alanlarda eğitilmesi, toplumun ihtiyaç duyacağı ve faydalı olacağı konuları öğrenmesi ve namazda bile, “Kur’an’dan kolayına gelen sureleri tilavet etmesi”[10] emredilmektedir.
Hatta yorgun bulunduğu, kalbinin ve kafasının dağınık olduğu zamanlarda değil, sakin bir ortamda, dinç ve dinlenmiş olarak okumak ve araştırmak gerektiğine; “Gecenin bir kısmını ibadetle geçir ve Kur’an’ı tane tane oku. Şüphesiz gece kalkışı (akli ve kalbi duygular arasında) uyum sağlamaya ve sağlam ve faydalı bir okumaya daha müsaittir”[11] ayetleri işaret etmektedir.
Herkesin dini ilimlerde olsun, müspet bilimlerde olsun; ille de medrese veya mektep eğitimi görmesi ve belli sahalarda uzman hale gelmesi imkânsızdır. Ancak her birimizin ilmihalimizi, yani içinde bulunduğumuz şartların, öğrenmemizi gerekli kıldığı bilgi ve becerileri edinmek üzere dini ve ahlâki eserler yanında gazete, dergi, kitap ve broşür okumamız, televizyon, video gibi araçlardan yararlanmamız, seminer ve sohbetlere katılmamız hem kolaydır, hem de lazımdır.
Milli basına sahip çıkmayan ve okumayan, genel ve gönüllü hizmet kurumlarının yayınlarını ve çağrılarını dikkate almayan, hocalarımızın ve ilim adamlarımızın çok değerli ve doyurucu sohbetlerini ve eserlerini okuyup izlemeye gerek duymayan, kitap ve dergi okuma, bilgi ve becerisini artırma alışkanlığı kazanmayan insan, devamlı yanılmaya, yanlış yapmaya ve aldatılmaya müsait insandır.
Unutmayınız, “ahirette de kendi hayat kitabımızı, yine bize okutacaklardır.”[12]
Burada sağlam okuyan ve salih bir yol tutanlar, orada da amel defterlerini rahatlıkla ve alnı açıklıkla okuyacak ve asla haksızlığa uğratılmayacaktır. Ancak burada kör olan, ahirette de kör olacaktır.[13]
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: “Âlimler (okuyup öğrenenler) hariç, insanlar helak olacaktır. Bildiği ile amel edenler hariç, âlimler de helak olacaktır. İşlerini Allah’ın rızası ve insanlığın huzuru için yapanlar hariç, ibadet ve hizmet ehli de helak olacaktır. İhlâs ve istikamet sahipleri için de büyük belalar ve imtihanlar vardır.”
Öyle ise; okuyalım, araştıralım, anlayalım. Anladığımızı uygulayalım, yaşayalım. Her türlü söylem ve eylemimizde samimiyetli ve iyi niyetli olalım. Böylece giderek olgunlaşalım ve amacımıza ulaşalım.
En çok da, kâinatı ve Kur’an’ı okuyalım.
Evet; Cenab-ı Hak’la (CC) konuşmak isteyen, Kur’an okusun!.. Hz. Peygamberle (SAV) buluşmak isteyen Kur’an okusun!..
Meleklere yaklaşmak isteyen Kur’an okusun!..
İlim öğrenmek, hikmet ve hakikate ermek isteyen Kur’an okusun!..
Ancak mutlaka mealiyle okusun, manasıyla okusun!.. Allah (CC) Hz. Cebrail’e öğretiyor gibi okusun!..
Hz. Cebrail Efendimize vahyediyor gibi okusun!..
Efendimiz ashabına anlatıyor gibi okusun!..
Çünkü; “Kur’an en doğruya ve en güzele ileten Allah’ın kelâmıdır.”[14]
“O insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaracaktır.”[15]
Kur’an, tâbi olunmak üzere Rabbimizden indirilen en güzel hakikattir.[16] Kur’an; dini, ahlâki, siyasi, ekonomik ve sosyal her türlü sorunun çözümüne esas olacak hükümleri içeren en yetkili ve en kutsi kaynaktır.[17] Bütün insanlar ve cinler bir araya toplansalar, Kur’an’ın bir benzerini asla ortaya koyamayacaklar ve hiçbir konuda Kur’an’ı aşamayacaklardır.[18]
Kur’an’da her meselenin çözümüne ait misaller çeşitli şekillerde anlatılmıştır.[19] Bütün okyanuslar mürekkep, ağaçlar kalem olsa, Onun manasını yazmaya yetmeyecek ve Kur’an bütün asırlara ışık tutacaktır.[20]
Sakın, Kur’an’dan uzak durmayın… Mealli, küçük boy bir Kur’an’ı devamlı yanınızda taşıyın veya cep telefonunuza aktarın… Her fırsatta çıkarıp okuyun ve anlamaya çalışın… Çünkü Kur’an; mü’minlere rahmet, gönüllere şifadır. Onun ayetlerini ve meallerini tane tane, dura dura okumak lazımdır. Zira biz kendimizi ne kadar Kur’an’a verirsek, Kur’an da o kadar hikmet ve hidayet kapılarını bize açacaktır. Muttaki ve müstakim olmayanlar, Allah’ın rızasını ve ahiret hayatını ön plana almayanlar Kur’an’ı okusalar bile, Onun hidayetinden mahrum kalacaklardır.
Elbette fetva çıkarmak ve müçtehitlik taslamak için meal okumak asla yeterli ve tutarlı olmayacaktır. Ancak Hak ile Bâtılı, mü’minle münafıkı fark edebilmek ferasetine ulaşmak için, manasıyla ve mealiyle birlikte, sürekli ve dikkatli şekilde Kur’an okumalıdır.
Çünkü O “Furkan”dır, yani en sağlam ve sapmaz değer ölçüsü ve mihenk taşıdır. Doğru ile yanlışı, gerçeği ile sahtesini ayıran ve tanıtandır.
Kur’an okumak, en tatlı ve hakikatli zikir makamındadır. Geçmişin ve geleceğin en doğru bilgileri ve en değerli belgeleri Ondadır.
Kur’an; asla bıktırmayan, okundukça huzuru artıran, sözlerin en güzeli ve ilimlerin en gereklisi olan Allah’ın kelâmıdır.
Kur’an; kâinatın ruhu, insanlığın saadet kaynağıdır. O iman edilmesi ve izinden gidilmesi gereken Nurdur, O hayatın hayatıdır.
Haydi Müslümanlar!.. Kur’an okuyun… Devamlı ve dikkatle okuyun… Kur’an’ın hakikat kulpuna tutunun. Çünkü O “urvetül vüska”dır.
Hadis-i Şerifleri de çok okuyun. Fıkıh ve ilmihal kitapları da mutlaka okuyun. Risale-i Nur gibi iman hakikatlerini de okuyun. “Harun Yahya” eserlerini de mutlaka okuyun… Milli basını, güncel olayları ve çağdaş yorumları da okuyun. Ama en fazla ve manevi bir hazla, Kur’an ve meal okuyun.
Özellikle Abdullah-Ahmet Akgül Kur’an-ı Kerim Meali; mutlaka evinizde bulunsun, ya da aynı mealin akıllı telefonunuzda internet uygulaması açık olsun… Ki; durakta beklerken çıkarıp okuyun. Otobüste otururken açıp okuyun. Arkadaşlar toplanırken unutmayın, dağılmadan önce biraz olsun okuyun. Canınız sıkılınca, başınız daralınca Kur’an okuyun.
Yazık, gözü Kur’an okumayanlara… Yazık özü Kur’an’la nurlanmayanlara… Yazık evinde Kur’an sesi duyulmayanlara… Ve ne kadar yazık; en az haftada bir gece olsun çoluk çocuğuyla birlikte kısa tefsirli Kur’an meali ve ilmihal bilgileri okumayıp, dini dersler yapmayanlara… Ve yazıklar olsun; yuvalarını ve yavrularını, zikir ve sohbetten mahrum bırakanlara… Ve eyvahlar olsun televizyona teslim olanlara!..
Evet, Sevgili Peygamber Efendimiz buyurdu: “Kur’an okunmayan (ve hükmü uygulanmayan) evler (ülkeler) ve içinde Kur’an’dan eser bulunmayan gönüller, mezarlıktan farksızdır.”
Haydi Kur’an okuyalım!.. Manasını ve mesajını sağlam tefsirlerden ve çağdaş meallerden anlamaya çalışalım!..
Ve önce kendi nefsimizde, sonra da ülkemizde ve bütün yeryüzünde Kur’an’ın adaletini hâkim kılmanın gayreti, ciddiyeti ve cesareti içinde olalım!.. Ve bu arada evliyanın büyüklerinden Yahya bin Muaz’ın (RA) şu sözlerini hatırlayalım:
Şu üç hasleti olmayan, Allah dostu sayılmayacaktır:
1- Allah’ın kelâmını okuyup anlamayı başka sözlere tercih etmeyen.
2- Devamlı O’nunla olmayı ve Allah’a kavuşmayı başkasıyla buluşmaya tercih etmeyen.
3- Allah’a ibadeti ve O’nun dini için gayreti başkalarına hizmete tercih etmeyen.
Velhasıl geliniz!..
Takvayı ve terbiyeyi, tevekkül ve teslimiyeti anlamak için Kur’an ve meal okuyalım!..
Şeytanı ve Siyonist uşakları tanımak, mü’mini münafıkı ayırmak için, Kur’an ve meal okuyalım!..
İlahi zafer müjdesini almak, cesaret ve metanet kazanmak için Kur’an ve meal okuyalım!..
Dünya bağımlılığından kurtulup, ruhen cennet bağlarında yaşamak için Kur’an ve meal okuyalım!.. Riyakârlıktan, sahtekârlıktan uzaklaşıp, ihlas ve istikamete kavuşmak için Kur’an ve meal okuyalım!.. Hayvaniyetten insaniyete çıkmak, nefsimizi aşmak ve gerçek İslamiyet’le tanışmak için Kur’an ve meal okuyalım!..
Siyasi şuura varmak, manevi huzura ulaşmak, hikmet ve feraset kapılarını açmak için Kur’an ve meal okuyalım!.. Kur’an’ın feyiz ve bereket iklimine kapı açmak için yazılmış eserlere sarılalım!..
Tefsir ve Mealiyle okuyalım!.. Manasıyla okuyalım!.. Makamıyla okuyalım!..
Ve Kur’an’ın ilk ayetinin “Oku!” olduğunu asla unutmayalım… Milli Çözüm Dergisi’nin hazırladığı “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” mealinden yararlanalım…
Samimi, sistemli ve sürekli okumak; düşüncelerimizi daha yeterli aktarmak ve Türkçemizi daha etkili kullanmak için de önemli bir altyapıdır!
Ekonomik, sosyal ve kültürel yönden Siyonizm’in dünya hâkimiyetini sağlama ve tüm insanlığı sömürüp sağma amaçlı çıkarılan 2. Dünya Savaşı’nda (1939-1945) tam 67 milyon insanın hayatına kıyılmıştı. Bunların %33’ü asker %65’i sivil kayıplardı. Siyonist sermayenin temsilcileri ABD Başkanı Franklin Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Sovyet Lideri Josef Stalin, Kırım’ın Karadeniz kıyısındaki kenti YALTA’da dünyayı paylaşmışlardı. Türkiye ABD ve Batı Bloğuna bırakılmış, 1947 Truman Doktrini kapsamındaki askeri yardım anlaşması, 1948 Marshall Planı ve Ekonomik Yardım Tuzağı yanında, İsmet İnönü iktidarıyla 1949 Fulbright Eğitim Ortaklığı yapılarak tüm gençliğimizin ve gelecek neslimizin beyinleri kirletilmeye ve köreltilmeye başlanmıştı. Hatta 2001-2026 (25 yıllık) güya Dindar Kahraman Erdoğan iktidarlarında da bu Türk Eğitimini yozlaştırma ve neslimizi soysuzlaştırma anlaşmasına hiç dokunulmamış ve aynen uygulanmıştı. Amerika’nın Marshall yardımları, milli uçak yapma gayretlerimizi ve ağır sanayi hamlemizi baltalamış; Fulbright Eğitim Anlaşması ise milli ruh ve şuur kaynaklarımızı kurutup ezberci ve taklitçi bir sistemle neslimizi robotlaştırmıştı.
Değerli kardeşimiz Neslihan Bayraktar’ın saptama ve yorumlarına göre; Güzel Türkçemizin sadece binde beşini kullanabilir duruma taşınmıştık.
Türkçede 78 bin ana kelime olmasına karşın, nüfusun büyük bölümü günlük yaşamında ortalama 400 civarında kelime kullanmaktaydı. Girne-Amerikan Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, kelime hazinesi ve gramer bakımından oldukça zengin bir dil olan Türkçenin ancak binde 5’ine hâkim olduğumuzu vurgulamıştı. Yeteri kadar beyin jimnastiği yapmamak, okuma ve düşüncede tembellik, edebiyata ilgisizlik, sık kullanılan kelimeleri kaldırma girişimi, fonatik ve morfolojik yapıya uygun olmayan kelime türetme çabalarının kullanılan kelime sayısını azalttığını ifade eden Prof. Dr. Gülensoy şunları aktarmıştı:
“Yaptığımız araştırmalarda özellikle kırsal kesimde insanların günlük sadece 40-50 kelime kullandığına şahit olduk. Sadece ana kelime sayısı 78 bin olan ve dünyanın en zengin dillerinden biri olma özelliğini taşıyan Türkçeyi, nüfusun çok büyük dilimi gerçek anlamda bilmiyor. Çünkü, bu büyük kitle ortalama 400 civarında kelime ile yetiniyor. Diğer kelimeler ise neredeyse hiç kullanılmadığı için adeta köreliyor. Bu nedenle ifade gücü azalan kişiler konuşmalarında (şey), (yani), (ııı) gibi ses taklitlerini hiç şık olmamasına karşın sıklıkla kullanıyorlar.”[21]
Kelime fakiri bir gençlik oluşturmuşlardı!
Türkçe Öğretim Merkezi (TÖMER) ülkelerin ders kitaplarında kullandıkları kelime sayılarını karşılaştıran bir araştırma yapmıştı. Ulaşılan sonuçlar çarpıcı ve sarsıcıydı. TÖMER’in araştırmasına göre, ABD’de ders kitaplarında 71 bin 681 kelime kullanılırken, Almanya’da 70 bin 400 sözcük ve kavram kullanılmakta, Japonya’da 44 bin 224, İtalya’da 31 bin 762, Fransa’da 30 bin 193 farklı sözcük yer almaktaydı.
İngilizler ve Almanlar, okul öncesi çocuklarına 2 bin kelime, 7-12 yaş grubundaki çocuklarına en az 5 bin kelime öğretmeyi hedefliyorlardı! Bir insanın günlük hayatında azami 3 bin kelime kullandığını, kültürlü bir kişinin kelime dağarcığında en az 25 bin kelime bulunacağını, ve kendini yetiştirmiş bir insanın ise en az 40 bin kelime ile konuşacağını hesaplamışlardı. Eğitimde varmak istedikleri hedefleri de buna göre ayarlamışlardı.
Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde İlköğretim 5. ve 8. sınıflar ile lise son sınıf öğrencilerinin sözlü anlatımdaki aktif kelime servetini belirlemeye yönelik bir yüksek lisans tezi yapılmıştı. Araştırma neticesinde 5. sınıf öğrencilerinin sözlü anlatımda aktif kelime serveti sadece 1030, 8. sınıf öğrencilerinin sözlü anlatımda aktif kelime serveti ise 1223 ve 12. sınıf öğrencilerinin sözlü anlatımda aktif kelime hazinesi ise yalnızca 1539 kadar çıkmıştı. Bu veriler, kelime fakiri olduğumuzun kanıtıydı. Kelime ve kavram öğretimi, anadil öğretiminin en önemli unsurlarıydı. Okuma, yazma, konuşma ve dinleme olarak belirtilen dil becerilerinin kazandırılması ile kelime dağarcığı arasında sıkı bir münasebet vardı. Hayal kurmanın bile kelimelerle yakın ilgisi bulunmaktaydı. Kavramları ve kelimeleri kısıtlı olan nesillerin, daha sonra hayallerinin de kısıtlı olduğu saptanmıştı!
Dünya Ekonomik Forumu’nun yayımladığı “Eğitim Kalitesi 2018” raporuna göre Türkiye, günlük kullanılan kelime sayısı bakımından 137 ülke arasında 99’uncu sıradaydı. İsviçre’nin ilk, Yemen’in son sırada yer aldığı listede Katar, Malezya, Endonezya, İran ve Pakistan gibi ülkeler bile Türkiye’nin önünde sıralanmıştı. Türkiye maalesef Mozambik, Nikaragua, Tanzanya, Etiyopya ve Kamboçya’nın bulunduğu yüzdelik dilimde yer almıştı![22] Yani Türkiye’de kasıtlı ve hesaplı bir beyin kısırlaştırma sistemi uygulanmaktaydı!..
En çok kitap okunan ülkeler sıralaması
İngiltere merkezli Dünya Kültürü Puan Endeksi‘nden derlenen verilere göre, dünyada en çok kitap okunan ülke Hindistan olurken onu sırasıyla Tayland ve Çin takip ediyordu. Belli dönem aralıklarında güncellenen veriler, 2017’de yapılan araştırmaya dayanıyordu. Endeks, vatandaşların haftada okumaya harcadığı ortalama zamanı esas alıyordu. Basılı kitapların yanı sıra gazete, dergi ve çevrim içi yazılı içerik gibi her türlü okunabilir materyal puanlama kapsamına sokuluyordu. Dünyada en çok kitap okunan ülke olarak liste başında yer alan Hindistan’da her kişi, haftada ortalama 10 saat 42 dakika kitap okuyordu. İkinci sırada yer alan Tayland’da kişi başı haftada ortalama kitap okuma süresi 9 saat 24 dakika olurken üçüncü sıradaki Çin’de ise halk haftada 8 saatini buna ayırıyordu.
Türkiye 18. Sırada bulunuyordu!
Listede en çok kitap okunan diğer ülkeler, Filipinler (7 saat 36 dakika), Mısır (7 saat 30 dakika), Çekya (7 saat 24 dakika), İsveç (7 saat 6 dakika), Fransa (6 saat 54 dakika), Macaristan (6 saat 48 dakika) ve Suudi Arabistan (6 saat 48 dakika) şeklinde sıralanıyordu. Türkiye, haftada ortalama 5 saat 54 dakika kitap okunma süresiyle listenin 18’inci sırasında yer alıyordu.
En çok okunan kitaplar
Teknolojinin gelişmesiyle sesli kitaplara ve e-kitaplara ilgi artsa da basılı kitaplar, dünya genelinde daha çok tercih ediliyordu. ABD merkezli editörlük şirketi Global English Editing‘in verilerine göre, dünyadaki okuyucuların %66’sı basılı kitap kullanıyordu. Dünyada en çok okunan kitapların başında ise Kur’an-ı Kerim ve İncil geliyordu. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mao Zedong’un beyanlarından derlenen ‘Başkan Mao’dan Seçme Sözler’ de en popüler kitaplar listesinde üçüncü sırada gösteriliyordu. Miguel de Cervantes’in ‘Don Kişot’ kitabı ile JK Rowling’in yazdığı ‘Harry Potter’ serisi de dünyada en çok okunan edebiyat eserleri arasında bulunuyordu. Dünyanın en çok okunan diğer kitapları Charles Dickens’ın ‘İki Şehrin Hikayesi’, JRR Tolkien’in ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesi, Antoine de Saint-Exupery’nin ‘Küçük Prens’, Lewis Carroll’ın ‘Alice Harikalar Diyarında’ ile Agatha Christie’nin ‘10 Küçük Zenci’ eserleri şeklinde sıralanıyordu.[23] Demek ki çok okumak yetmiyor, hangi kitapları ve nasıl okumak konusu üzerinde de durmak gerekiyordu!
Şimdi rastgele çok okuyan(!) ülkelerin ahvaline kısaca bir göz atalım.
Hindistan nüfusu 1,408 milyardı. Dinlerin dağılımı ise şöyle sıralanmıştı:
Hinduizm (%79,80), İslam (%14,2), Hristiyanlık (%2,3), Sihizm (%1,7), Budizm (%0,7), Jainizm (%0,4)… Yani; dünyanın en çok kitap okunan ülkesi Hindistan’da insanların %80’i ineğe tapıyordu. İkinci ülke Tayland; dünyada insanın tüylerini ürperten çocuk fuhşu ile anılıyordu. Üçüncü ülke Çin ise; kedi-köpek, börtü-böcekle beslenip, Müslüman katlediyordu.
Türkiye’de ise, okuma oranı düşük olduğu halde; mesela en çok okunan kitaplar arasında anılan Harry Potter serisini okuyan 90’ların çocukları, ya ateist ya deist ya da agnostik olup çıkıyordu. Demek ki insanımız henüz neyi-nasıl okuyacağını bile öğrenememiş görünüyordu.
Dünyada en çok okunan kitap Kur’an’dı, ama ne hikmetse Müslümanlar yüzyıllar boyu, izzetten yoksun, zillet içinde kıvranıyordu. Efendimizin tabiri ile, ümmet çer-çöp olmuş, esaret ve sefalet içinde bocalıyordu. Çünkü; neleri, ne şekilde ve hangi ölçüde okuyup anlamaları ve uygulamaları gerektiği bilinmiyordu.
Oysa Kur’an’ın mesajı ve Hz. Peygamberin hayatı Müslümanlar tarafından, manası ve mesajı ile ve hakkıyla okunsaydı; tüm çağları aydınlatan bu NUR kaynağı bizi de huzura ve onura kavuşturacaktı!
“Ey (Aziz) Peygamber! Gerçekten Biz Seni (insanlar üzerinde) bir şahit, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
Ve Kendi izniyle Allah’a çağıran ve nur saçan (sönmez) bir kandil (aydınlatıcı bir kurtuluş feneri) olarak (görevlendirdik).
(Öyle ise Hz. Peygamberin sünnetine ve hayat sistemine tâbi olan) Mü’minlere müjde ver; gerçekten onlar için, Allah’tan büyük bir fazıl (ikram ve ihtiram) vardır. (Ve va’ad edilenler verilecektir.)” (Ahzâb: 45-47)
Bir hafız arkadaş ile konuşurken; “Her yıl topluca Ramazan’da yaptığı mukabeleyi, insanlara meali ile birlikte okumasının daha faydalı olduğunu” hatırlattığımızda, aşırı bir duygusallık ve alınganlıkla bize küsmüş, hatta irtibatı koparmıştı. Çünkü Kur’an, bizi bize gösteren ve içimizi dışa döken bir aynadır; ona bakmak cesaret istiyordu. Baktığımızda göreceğimiz şeyden korkuyorsak, içimizden aynayı karartmak hatta kırmak geliyordu.
Kur’an Meali okumak; kendinle yüzleşme ve ardından kendini düzeltmeyi gerektiren bir ayna olduğu için, hiç bakmamak ve sorumluluktan kaçmak kolaycılığı tercih ediliyor ve Kur’an’ın sadece teğannisi ve manevi müzik zevki ile yetiniliyordu!.. Ama kaçmak ve gerçekleri kapatmak elbette hiçbirimizi sorumluluktan kurtarmıyordu!
Tavsiye ve temennimiz ise; sürekli, sistemli ve samimi şekilde okuduklarımızı anlamaya, anladıklarımızı uygulamaya çalışmak ve uyguladıklarımızla olgunlaşıp gerçek mutluluğa ulaşmaktır!..
Aziz Hocamız, mana âleminde şöyle buyurmuşlardı:
“Herkes iyice bilsin ki, Kur’an’ı okuyup anlama dili Türkçe, yani Meal-i Kerim, ibadet dili ise Arapça metnidir. O sebeple her fırsatta “Meal-i Kerim, Meal-i Kerim…” diyoruz. Eğer inananlar Kur’an-ı Kerim’i meal olarak okuyup anlamaya başlarlarsa, artık kötü niyetli idarecileri onları Kur’an’la kandıramaz, saraylara çekilip lüks içinde yaşayamaz, halkının gözlerinin içine baka baka çalamaz, çırpamazlardı… Özellikle Milli Çözüm’ün hazırladığı Meal-i Kerim inanarak ve anlayarak okunursa; öyle yalancı, istismarcı şeyhler ve tarikatlar da barınamazdı… Kur’an’la halkı istismar edip aldatamazlardı… Ahmet Akgül’ün hazırladığı Kur’an mealine düşmanlığın altında da işte bu gerçekler yatmaktaydı…”

Kendisini geleceğe ve sonsuzluk yurduna her türlü nitelikle,özveriyle hazırlamayan ve yetiştirmeyen…
Liyakat, birikim, vizyon ve aksiyondan mahrum kişilikler ve kesimler, zamanın akışı içerisinde şamatacı, bağnaz, saldırgan, taasupcu bir karaktere bürünecekler, kendi kabuğu içerisinde fosilleşmeye mahkum olacaklardır..Bu, sosyal akışın en tabii sonucudur. Her türlü bilgi ve deneyimin içerisinde yetersiz, tecrübesiz,ezberci bir yaklaşımı benimseyip tercih edenler, İlim ve Cihad sarayının hüsrana uğrayanları olacaktır.
Bugün, milletimizin mahkum edildiği eğitim sisteminin sonuçları başta olmak üzere, toplumumuzun bütün kesimlerini,bir sosyal gözlem metoduna tabi tuttuğumuz zaman
her konuda veya belirli bir alanda yetersiz, kifayetsiz ve niteliksiz kalanların sesinin her zaman baskın çıktığı görülmektedir.!
Bu acı gerçekler üzülerek ifade edelim ki devletler, milletler için de geçerlidir.
Bir devlet düşünün ki ;İlim, Akıl, Tecrübe, Vicdan, Hukuk ve Kuran ile dünyayı okuma bilincine ve dirayetine haiz yönetim zihniyetine sahip değilse, buna mukabil “tekasürcü” bir yaklaşımla dünyaya bakıyorsa, batmaya ve dağılmaya mahkum kalacaktır..!
“Rabbinin Adıyla Oku” emri geldiği zaman, vahyin muhatabı olan Hz Resulü Ekremin (sav)elinde, hazır bir kitap yoktu. Okunacak olan neydi!?
Tabiri caizse önünde olan ne ise Allahın Adıyla okunup, düzene konulacak olan da oydu!
Kişinin mesuliyeti ve etki sahası, himayesi altında olanlarla başlarmış.!
Kardeşlik hukukundan, ticaretimize, geçim ve rızık alanımızdan ailemiz ve ehlimizle olan bağlarımız, Allahın Adıyla güçlendirmekle mükellefiz..
Kendimizi, ehlimizi islah etmenin yolu Allah’ın Adıyla okumaktır..
Bir kardeşimizin yüzüne tebessümle, sevgi ile, merhametle bakmak ta, içtenlikle selam vermek de kainatı Allahın adıyla okumamızın meyvesidir.!
Ailesinin geçimi ve ihtiyaçları için hakkıyla gayret göstermeden sosyal, siyasal konularda sabahtan akşama kadar çay ortamlarında dünyaya nizam vermek, Allahın Adıyla okumamaktır.!
Anne baba rızasını, duasını almadan önümüze gelene davet tebliğde bulunmak, Allahın Adıyla okumamaktır.
Dava, inanç ve kader birlikteliği yaşadığımız kardeşlerimizle samimi bir iman bağı kuramadan,davanın liderine – rehberine Sadakat ve itaat güzellemesi yapmak, Allahın Adıyla okumamaktır..!
Hatta her ortamda Kuran ayetlerini sürekli belirli konular, hoşuna – hesabına geldiği bazı spekülatif konulara, meze yaparak avunanlar asla, Allahın Adıyla okumamaktırlar.!
Hz Ali efendimize atfedilen bir namaz tarifi vardır :
“İkindi namazının vakti, kişinin öğle namazını kılmasından hemen sonra başlar,ta ki ikindi ezanının okunduğu zamana kadar sürer..
Kişinin öğle ile ikindi arasında pazarda, tarlada, çarşıda, işinde, evinde bulunduğu her ortamda konuşup, işlediği amellerin tamamı ikindi namazı için birikmiş bir rapor hükmündedir.”buyurmuştur..
Önümüzde nurdan bir kandil gibi duran, hayatı Allahın adıyla okumanın, neyi okumamız gerektiğini önümüze koyan Ahmet Hocamıza Cenabı haktan, en büyük zaferlere ve devrimlere, sağlık afiyet içerisinde öncülük etmesini niyaz ederiz.
Bugün Meal okumaya karşı çıkan pek çok cemaat ve Hoca geçinenler var. Meal okumayı haram sayanlar bile var. Sadece metninin okunması gerektiğini savunuyorlar. İnsanların meal okumalarını istemiyorlar. Çünkü Kuran’ın mana ve mesajını anlasın istemiyorlar. siz meal okumayın biz size neyi nasıl anlamanız gerektiği anlatacağız diyorlar. İnsanlar okursa gözleri açılacak ve bir uyanış gerçekleşecek. Eğer okurlarsa Adil Bir Düzen isteyecekler. İşte Milli Çözüm halk uyansın diye “Allah Aşkına okuyun” diye haykırıyor.
Dindar Kesim okumasın diye Cemaatler eliyle okumalarına mani oluyorlar, tüm kesimleri etkilemek içinse TV programları ile artık günümüzde akıllı telefon marifetiyle Sosyal medya ile halkı avutuyorlar. İstiyorlar ki Halk okumasın, kendini geliştirmesin, bir uyanış yaşanmasın. Boş beleş gereksiz gündüz kuşağı kadın programları, diziler, filmler, yarışma programları vs ve sosyal medya içerikleri ile halkı oyalıyorlar. Ve halkı yine bu yollarla yönlendiriyorlar. Bir taşla iki kuş vuruyorlar.
Üstad Ahmet Akgül ALLAH AŞKINA OKUYUN ve uyanın diyor. Bu sese kulak vermek lazım. Kuranı anlamak için okumak lazım. Yukarıda öyle güzel yazılmış ki aynen almak istiyorum;
“En çok da, kâinatı ve Kur’an’ı okuyalım.
Evet; Cenab-ı Hak’la (CC) konuşmak isteyen, Kur’an okusun!..
Hz. Peygamberle (SAV) buluşmak isteyen Kur’an okusun!..
Meleklere yaklaşmak isteyen Kur’an okusun!..
İlim öğrenmek, hikmet ve hakikate ermek isteyen Kur’an okusun!..
Ancak mutlaka mealiyle okusun, manasıyla okusun!..
Allah (CC) Hz. Cebrail’e öğretiyor gibi okusun!..
Hz. Cebrail Efendimize vahyediyor gibi okusun!..
Efendimiz ashabına anlatıyor gibi okusun!..
Çünkü; “Kur’an en doğruya ve en güzele ileten Allah’ın kelâmıdır.”[14]
“O insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaracaktır.”[15]“
Ancak Hak ile Bâtılı, mü’minle münafığı fark edebilmek ferasetine ulaşmak için, manasıyla ve mealiyle birlikte, sürekli ve dikkatli şekilde Kur’an okumalıdır.
Çünkü O “Furkan”dır, yani en sağlam ve sapmaz değer ölçüsü ve mihenk taşıdır. Doğru ile yanlışı, gerçeği ile sahtesini ayıran ve tanıtandır.
Kur’an okumak, en tatlı ve hakikatli zikir makamındadır. Geçmişin ve geleceğin en doğru bilgileri ve en değerli belgeleri Ondadır.
Kur’an; asla bıktırmayan, okundukça huzuru artıran, sözlerin en güzeli ve ilimlerin en gereklisi olan Allah’ın kelâmıdır.
Kur’an; kâinatın ruhu, insanlığın saadet kaynağıdır. O iman edilmesi ve izinden gidilmesi gereken Nurdur, O hayatın hayatıdır.
BU SESE KULAK VERELİM VE GEREĞİNİ YAPALIM; Ve Kur’an’ın ilk ayetinin “Oku!” olduğunu asla unutmayalım… Milli Çözüm Dergisi’nin hazırladığı “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” mealinden yararlanalım… http://www.mealikerim.com adresinden internetin çektiği her yerden Kuranı kerim mealine ulaşmak mümkündür.
Hayat bir olgunlaşma sürecidir. İnsan bilinçle varolur. Akıl, kalp ve vicdan üçgeninde kendisini tamamlar. Bu yüzden Kuran-ı Kerim ilk “Oku”mamızı emreder. “Hiç düşünmez misiniz?”, “Rabbinizin nimetlerini ne diye yalanlarsınız” diye tekrar tekrar vurgu yaparak düşünsel dünyamızı otokontrole sevkeder. Okuduğunu anlayan insan sorumluluklarını kuşanır ve insanlık için Cihad eder.
Ahmet Akgül Hocamız 150 eseriyle, Meali Kerim eseriyle, Asrı Saadet kitabıyla, Cihat İlmihali ile kainatın manasını, insanın nasıl olgunlaşması gerektiğini, eşşek kafalı olmaktan en şerefli mahlukat insan makamına nasıl çıkılacağını bizlere öğretmiş ve öğretmektedir. Rabbim kendilerinden ebeden razı olsun.
Rabbim ilmimizi artır.
Bize bahşedeceğin her türlü hayra muhtacız.
Bizi yolundan, yoldaşlarından ayırma. (Amin)
Öyle merhametlidir ki Rabbimiz, hem imtihan eder, hem de imtihanında yardım eder. Şeytan ise, kulluğu, hayrı, iyi bir insan olmayı bırakıp yalnızca dünyası için çalışanı dâhi sınıfta bırakır. Yanıltır, günah batağına çeker, son nefesine kadar insanı yanıltır, son nefesindeyse: ‘Hiç mi aklın yoktu, bunca nimete nankörlük ettin? Şimdi git ve beni cehennem kuyularında bekle!’ der. Allah Şeytanı elinin tersiyle itecek iman ile doldursun içinizi dışınızı. Âmin!
Bu iman nasıl oluşacak? Meali Kerime sarılarak… Ama dikkat edin, imtihan; Kuran’ı Kerim’i okumakdeğil, Kuran’ı Kerim’i hayatının her anına koymaktır. Birisinin Kur’an okuması sizi aldatmasın. Kuran dillerindeki bir sözdür. Siz asıl Kuran’ı Kerim’i kim hayatına koyuyor, insanlığın kurtuluşuna kim rehber ediyor? Siz ona bakın, ona itibar edin.
Hakka ve Hayra; ancak Kur’an’ın ve Resulüllah’ın emrettiği ve Erbakan Hocamızın öğrettiği yol ve yöntemle ulaşılır!
Milli Çözüm’ün hazırladığı Meal-i Kerim huzur ve şuur kaynağıdır! Çünkü Milli Çözüm kulluk ve sorumluluk bilinci aşılamaktadır!
Yetmez “Meal-i Kerim…”, “Meal-i Kerim…”, “Meal-i Kerim…” diyoruz. Allah ile ve O’nun hükümleriyle meşgul olmayan beyin, şeytanla ve şeytani fikirlerle doluyor. Beyin neyle meşgulse, kalp onun için çarpıyor. Kalp ne için çarparsa, insanın yaşantısına ve diline o dökülüyor.
Erbakan Hocamız: “İnsan yanlış düşünebilir, yanlış anlayabilir, yanlış yapabilir, ama yanlış hissedemez. Bu nedenle vicdanınızı uyanık tutun ve vicdanın sesine uyun!” buyurdular. Ben: “Aziz Hocam, ne demeliyiz, nasıl dua etmeliyiz, vicdanımız nasıl uyanık duracak?” diye sordum. Erbakan Hocamız: “Her an “Ya Rabbi, imtihanımı imanımdan büyük etme!” diye dua edin. Bak, Allah’ı hatırlamak ve rızasına uygun yaşamak insanlara bir reçetedir, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bir reçetedir, Kur’an bir reçetedir, Sünnet bir reçetedir
Her an Allah’la beraber olmak, her halde imtihan şuuru ile yaşamak şuurun ve huzurun kaynağıdır. Aziz Erbakan Hocamızın manevi mirasını ve haklı davasını takip ve temsil eden Milli Çözüm Dostları ve Yayınlarıdır. Bunun farkına varamayanlar ve şükrünü yapamayanlar, gaflette ve hüsrandadır.
Ey Rabbimiz bizlere Kur’an’ı Kerim’i gereği gibi okumayı nasip eyle!
Kur’an’ı Kerim’in metnini usulüne göre okumayı, manasını ve mesajını anlamayı, emir ve yasaklarına riayet etmeyi, ahlakıyla ahlaklanmayı, hükümlerine tabi ve taraf olmayı ve her konuda hayatımıza rehber edinip yaşamayı nasip eyle!
“Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, (ayetleri anlamaya ve uygulamaya çalışanlar, Siyonist ve emperyalist zalimlerden uzak duranlar var ya) Ona (gerçekten) iman edenler işte bu kimselerdir. Kim de Onu (Kur’an’ı) inkâr (ve itiraz) ederse, artık işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara Suresi 121. Ayet)
Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: “Âlimler (okuyup öğrenenler) hariç, insanlar helak olacaktır. Bildiği ile amel edenler hariç, âlimler de helak olacaktır. İşlerini Allah’ın rızası ve insanlığın huzuru için yapanlar hariç, ibadet ve hizmet ehli de helak olacaktır. İhlâs ve istikamet sahipleri için de büyük belalar ve imtihanlar vardır.”
Öyle ise; okuyalım, araştıralım, anlayalım. Anladığımızı uygulayalım, yaşayalım. Her türlü söylem ve eylemimizde samimiyetli ve iyi niyetli olalım. Böylece giderek olgunlaşalım ve amacımıza ulaşalım.
En çok da, kâinatı ve Kur’an’ı okuyalım.
Evet; Cenab-ı Hak’la (CC) konuşmak isteyen, Kur’an okusun!.. Hz. Peygamberle (SAV) buluşmak isteyen Kur’an okusun!..
HER DÖNEM GÖNDERİLEN, PEYGAMBERLER – ELÇİLER – REHBER ŞAHSİYETLER’İN ORTAK ÖZELLİĞİ, Makalede hatırlatılan Hadis-i Şerif’te buyrulduğu üzere “Bir kavmin efendisi ve yöneticisi, o kavme hizmet edenlerdir.” hakikatinden yola çıkarak, İNSANLIĞIN HUZURUNU VE SORUNLARINI DERT EDİNİP ONLARI SAADETE ULAŞTIRACAK TERCÜMANLIĞI ÜSTLENMİŞ VEYA DERT EDİNMİŞ OLMALARIDIR.
Tarih boyunca her dönemde gönderilmiş olan bütün peygamberler ve peygamberlerin olmadığı dönemlerde günümüze kadar Allah’ın ELÇİLERİ – REHBER ŞAHSİYETLER, ulaşabildikleri bütün insanlara Allah’ın ayetlerini kavimlerine – insanlara, tebliğ etmiş, çağrıda bulunmuş ve güzel söze çağırmışlardır. Okuduğumuz bu muhteşem makale de buna en güzel misallerden örneklerden biri olduğunu zaten her okuyucu okuyunca fark edecektir. Rabbimiz bu makalede ifade edilen tüm güzelliklerin gereğini yerine getirme uğrunda gayret ve çaba sarf etmemizi cümlemize lütfeylesin.
İyi ki varsın Milli Çözüm.
Herhangi bir eylemin neden yapılması gerektiği ve nasıl yapılacağı hususları öğrenilmeden verimli yapılması mümkün değildir.
Okumak, nasıl okumak, neyi okumak ve ne zaman okumak gerçekten okumaya ilişkin en önemli hususları oluşturmaktadır.
Makale bize bu konuda çok önemli bir vizyon vermektedir ;
“Kâinatı okumak… Kur’an’ı okumak… Her konuda, onun uzmanları tarafından yazılan kitapları okumak… Allah adına okumak… Hayır ve hizmet aşkına okumak… Ülkemizde ve yeryüzündeki sosyal ve ekonomik değişmeleri… Siyasi ve askeri gelişmeleri basın ve yayın organlarından takip edip anlamaya çalışmak… Müslümanların ve insanlığın yararına ve zararına olan durumları değerlendirme becerisi kazanmak için elbette okumak ve araştırmak lazımdır. “
Aziz hocamızın makalede belirtilen manevi uyarıları ise Maun suresinin 7. ayetinin mealini bizlere hatırlatmaktadır ;
7- (Dinin bütün hükümleriyle yerleşip yürümesi ve tüm mazlum ve yoksulların huzura ermesi yolunda) Malının az bir kısmının (kamu payı ve yoksul hakkı olarak paylaşma ve dayanışma amaçlı) alınmasına (ve ülkede FAİZ sistemini kaldıracak ve zekât vergisini uygulayacak bir nizamın kurulmasına) bile mâni olup engellemeye çalışmaktadırlar. (İşte böylesine zalim, hain ve merhametsiz davranmalarının sebebi, gerçek bir imanla DİN’in aslına ve ahiret hesabına inanmamış olmalarıdır. Bir kişinin veya kesimin, ibadet alışkanlıklarıyla, helâl kazanma ve hayırda harcama gibi ekonomik sorumlulukları arasında bir uygunluk yoksa, bunların dindarlık tavrı samimiyetten uzaktır.)
İşte Ahmet Akgül hocamızın mealini okuduğumuzda Maun suresi bize, Adil Bir Düzen’e engel olmak isteyen insanların özelliklerini göstermekte günümüz dünya sistemini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda günümüz ihtiyaçlarına ve kavramlarına uygun bir meal hazırlanmasının gereği ve bu hizmetin büyüklüğü daha iyi anlaşılmaktadır.
Sakin bir kafayla okuyup anlamak anladıklarımızı hayatımıza uygulamanın getireceği zenginliklerin neler olduğunu olabileceğini anladım.
bunun yanı sıra ise sistemin bizler için en önemli yapması gereken İnönü döneminde yapılan eğitim anlaşmaları ve hala devam etmiş olması bizlerin diğer ülkeler yanında kelime kullanımı konusunda ne kadar geride olduğumuz ortaya çıkıyor.
sistemin bizler için
1-Kafamızı doyurması
2-Kalbimizi doyurması
3-Karnımızı doyurması
4-Kişiliğimizi doyurması
Bu maddelerin olabilmesi içinde Erbakan hocamızın Adil Düzen sistemine geçmekle olur.
Evet, Sevgili Peygamber Efendimiz buyurdu: “Kur’an okunmayan (ve hükmü uygulanmayan) evler (ülkeler) ve içinde Kur’an’dan eser bulunmayan gönüller, mezarlıktan farksızdır.”
Velhasıl geliniz!..
“Takvayı ve terbiyeyi, tevekkül ve teslimiyeti anlamak için Kur’an ve meal okuyalım!..
Şeytanı ve Siyonist uşakları tanımak, mü’mini münafığı ayırmak için, Kur’an ve meal okuyalım!..
İlahi zafer müjdesini almak, cesaret ve metanet kazanmak için Kur’an ve meal okuyalım!..
Dünya bağımlılığından kurtulup, ruhen cennet bağlarında yaşamak için Kur’an ve meal okuyalım!.. Riyakârlıktan, sahtekârlıktan uzaklaşıp, ihlas ve istikamete kavuşmak için Kur’an ve meal okuyalım!.. Hayvaniyetten insaniyete çıkmak, nefsimizi aşmak ve gerçek İslamiyet’le tanışmak için Kur’an ve meal okuyalım!..
Siyasi şuura varmak, manevi huzura ulaşmak, hikmet ve feraset kapılarını açmak için Kur’an ve meal okuyalım!.. Kur’an’ın feyiz ve bereket iklimine kapı açmak için yazılmış eserlere sarılalım!..”
Çok faydalı bir makale okuduk Allah razı olsun. Yukarıda paylaşmış olduğum makalemizdeki bu kısımlar okumanın ve araştırmanın önemine net ve açık bir şekilde dikkat çekmiş. Emeğinize sağlık.
Ahir zamanda imanı korumak gerçekten çok zordur.
Bazen bir anlık gaflet, insanı telafisi zor hatalara sürükleyebilir.
Peki bundan ve hidayetimizi karartacak yanlışlara düşmekten korunmanın çaresi nedir?
Kur’an-ı Kerim’e sımsıkı sarılmak… Onun mana ve mesajını anlamaya çalışmak ve hayatımıza tatbik etmektir.
Kur’an-ı Kerim sadece okunmak için değil; üzerinde düşünülmek, anlaşılmak ve yaşanmak için indirilmiştir.
Şükürler olsun ki bu noktada en büyük zenginliğimiz, Üstad Ahmet Akgül Hocamızın hazırlamış olduğu Kur’an-ı Kerim mealidir.
Rabbim, bizlere Kur’an’ı hakkıyla okumayı, okuduğumuzu anlamayı ve hayatımıza geçirmeyi nasip eylesin. Âmin
Yüzyıllar boyunca insanlığa adaleti götürmüş ataların torunları ve mirasçısı olan biz Müslümanların neden zillet içinde olduğumuzun en büyük nedenleri makalede altı çizilerek belirtilmiş.
Yüce Kitabımızın ”Oku” diye başlayan ilk emrini yerine getirmemenin ve gereğini yapmamanın ceremesini hem müslümanlara hemde tüm insanlığa yaşatmakla büyük vebal altına girmiş bulunmaktayız.
Öncelikli olarak Kur’anın Manasını ve Mesajını okuyup anlamaya çalışmış olsak iyiyi doğrudan, faydalıyı zararlıdan, kötüyü çirkinden ayıracak ferasitimiz olqcağından bugünkü siyonist şebekenin ve işbirlikçi sözde dindar(din istismarcısı) iktidarların hıyanet ve tahribatlarını sezip tedbir almış olurduk. Çok zaman kaybetmiş olsakta zararın neresinden dönülürse kardır hesabı derhal okumaya anlamaya kafa yormalı ve atalarımızın yaptığı gibi tüm Dünyada Adil Bir Düzen kurarak yaraları sarıp bolluk ve barış ortamı kurmak için çalışmalıyız.
Diğer taraftan Erbakan Hocamız ” her şey hayalle başlar, hayal etmediğiniz şeyi yapamazsınız” derlerdi. Makalede geçen kelime dağarcığımızı azaltma hususuda çok önemliydi. Mevcut eğitim sistemi buna göre kurgulanmıştı. Bu oyunu bozmanında en önemli yollarından biri (mevcut sistem değişene kadar) bol bol başta Kur’an-ı Kerim Meali olmak üzere okumaktı.
“Şu üç hasleti olmayan, Allah dostu sayılmayacaktır:
1- Allah’ın kelâmını okuyup anlamayı başka sözlere tercih etmeyen.
2- Devamlı O’nunla olmayı ve Allah’a kavuşmayı başkasıyla buluşmaya tercih etmeyen.
3- Allah’a ibadeti ve O’nun dini için gayreti başkalarına hizmete tercih etmeyen.”
Mevlam bu şuura erişebilmeyi nasip etsin.