YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ccbcc98b5b2
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 3
Bugün : 11412
Dün : 56731
Bu ay : 11412
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52156470
IP'niz : 216.73.216.63

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

ERBAKAN HOCA’NIN GİZLİ SİLAHLARI
VE
SİYONİZM’İN-EMPERYALİZMİN HİZAYA SOKULMALARI

Erbakan Hocamız bu bilimsel ve ümit verici gerçekleri bir ESAM Konferansında hatırlatmıştı. Aynı konuda başka konuşmalarındaki açıklayıcı bilgi ve bulgularla ve daha net anlaşılır izahlarla sizlere aktarmaya çalışacağız.

“(Şu gafil Erdoğan iktidarı, ne diyor:) ‘Efendim, Ortadoğu’da İsrail’le beraber bir anlaşma yapalım!’ Bu manasız bir sözdür (boşuna bir çabadır). Çünkü İsrail’in gayeleri (Bâtıl ve barbar inancından kaynaklıdır; bunlar bozuk) DİNÎ buyruklarıdır. Dinini mi değiştirecek seninle anlaşacağım diye? Siyonistler Büyük İsrail hedefinden mi vazgeçecek? Bu mümkün değil. Kendinizi aldatıp oyalıyorsunuz!..

İsrail’i hakkına razı etmek (ve zulümden vazgeçirmek), ancak müeyyide ile olur; (çünkü ırkçı emperyalistler sadece güçten anlamaktadır!) yani bir benzetme şeklinde söyleyecek olursak; bunların alnına tabancayı dayarsın; ‘otur bakayım şu masaya, at bakayım şuraya imzanı’ dersin zalimlere, ancak böyle (doğru ve uygun bir) iş gösterirsin. Bu ‘tabanca’ dediğimiz nedir? Müeyyide. (Yani Siyonistleri hizaya sokacak ve barışa mecbur bırakacak, yaptırım gücün ve caydırıcı hazırlığın olacak.)

Peki ne müeyyidesi uygulanacak, biz ne yapacağız da bunlara karşı maddi üstünlüğü sağlayacağız? İşte bunun için bizim, İslam âlemi olarak, önce hep beraber; (üstün teknolojik) projelerimizi hazırlamamız, planlarımızı oluşturmamız ve bunu geciktirmeden yapmamız lazım.

(Unutmayın, bu çağda) Cenab-ı Allah’ın en büyük nimeti, lütfu, rahmeti; teknolojidir. Teknoloji akıl işidir. Siz (üstün ve orijinal) teknolojiyle (Siyonist-emperyalistlerin) akılları almayacak ve hayalleri bile ulaşamayacak büyük işler yapabilirsiniz.

Siyonizm’in en büyük korkusu “Ya Müslümanlar teknolojide bizden öne geçerse!?” kuşkularıdır. Bunun için Silikon Vadisi’ne milyarlar yatırıyorlar. Aramızdaki teknoloji mesafesini açmak için, kendilerini ve geleceklerini garantiye almak için bunları yapıyorlar…

İyi de, teknolojiyle neler yapmak mümkündür? Mesela Amerikan gemisinden atılmış olan füzeyi, siz üstün ve orijinal bir teknolojiyle havada kontrolünüze alırsınız, onu geri çevirmeyi başarırsınız ve atan geminin üzerinde parçalarsınız!..

Bu mümkün mü? Evet mümkündür!.. (Unutmayın ki Hocanız bir Teknoloji Profesörüdür!..)

Ayrıca, teknolojiyle şunlar da mümkündür! Ben şimdi bu masada oturuyorum, şurada bir düğmeye basıyorum, İstanbul Havalimanı’ndan pilotsuz bir uçak havalanıyor, hedefine kilitlenmiş gidiyor. Bu uçağın önündeki ekranında görünen ne varsa, ben de önümdeki ekranda görüyorum. Ve bu uçağı Tel Aviv’e yönlendiriyorum, elimdeki çok özel elektronik kumandayla bunları yapıyorum. (Bu İHA’yı) Tel Aviv’in ormanlarının kenarına indiriyorum. Uçağın içinden küçük bir köstebek çıkıyor. Yine, (küçük ama çok etkin) füzeyle donatılmış bu köstebek, buradan kumandayla, istenen istikamete yürüyor. O ne görüyorsa ben de burada ekranda görüyorum.

İsrail’in atom silahlarının bulunmuş olduğu gizli ve özel binaya doğru (bu köstebeği) yürütüyorum. Bu köstebek duvardan atlıyor, pencereden içeri giriyor. (Bütün) Bunlar hep parça parça yapılmıştır. (Ya farklı İslam ülkelerinde, veya Türkiye’de ayrı birimlerde tüm altyapısı ve seri üretim aşaması tamamlanmıştır.) Ve karşımdaki santralde duran düğmeye basar basmaz füzeyi patlatıyorum ve hedefi berhava ediyorum. Üstelik oturduğum yerden bunu yapıyorum; ortada insan falan yok, kimseyi tehlikeye atmıyorum.

Artık, savaşlar yavaş yavaş, âdeta sanal savaşa dönüşmeye başlayacak. Oturulan yerden yapılacak ve insansız olarak başarılacak. Bütün bunlar ne ile mümkün? Elbette teknoloji ile mümkün (onu da başarmışız, uygulayacağız inşaallah…)

Cenab-ı Allah en güzel, en temiz zekâyı Müslümanlara vermiş elhamdülillah. En zeki insanlar Müslümanlar arasındadır. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de aynı durumdadır. Müslümanlar teknolojik bakımdan böyle ileri geçtikleri zaman, onların 40 tane uçak gemisine karşı artık bizim 80 tane uçak gemisi yapmamıza falan gerek kalmayacaktır. Sadece onun attığı füzeyi özel teknolojiler ve elektromanyetik sistemlerle kontrolümüze alırız, geri çevirip kendi gemisinin üzerinde parçalarız. Böylece o uçak gemisi bizim sayılır. Ve bu da çok az bir parayla yapılır. 80 tane uçak gemisinin parasıyla kıyaslanmayacak kadar (küçük harcamalarla başarılır)!”[1]

Ancaak!.. 1974 şanlı Kıbrıs çıkarmamızda bize her türlü desteği sağlayan Kaddafi’yi sonunda kuduz Haçlıların kucağına atan ucuz kahramanların… Daha önceleri “Kardeşim” dediği Venezuela Başkanı Maduro’nun “Uyuşturucu imalatı ve ihracatıyla” suçlanıp, eşiyle yatağından alınarak ABD’ye kaçırılması korsanlığını kısık ve pısırık bir sesle ve esefle kınayanların, dünyanın baş belası Siyonist ve emperyalist odaklara karşı koyamayacakları ve onlarla başa çıkamayacakları açıktır. Artık ülkemizin, bölgemizin ve insanlık âleminin Erbakanca bir duruşa ve Milli Çözüm açılımına ihtiyacı vardır.

Erbakan Hocamızınkiler kadar etkin ve keskin olmasa da, son yıllarda, örneğin İspanya ve Yunanistan’da, hatta ABD’nin Venezuela saldırısında bu tür gizli ve özel teknolojik silahların kullanıldığı… Bu nedenle, sebebi bilinmeyen yaygın elektrik kesintilerinin yaşandığı… Havaalanlarında radyo frekanslarının karıştığı, kule ile uçak pilotlarının irtibat kuramadığı… İnternet ağlarının ve telsiz-telefon bağlantılarının koparıldığı… gibi hususlar gündeme taşınmıştı.

ABD, Maduro operasyonunda gizemli bir silah kullandı mı?

ABD’nin Venezuela’da Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırdığı operasyonda “güçlü ses/ses dalgası silahı” kullandığı iddiası gündeme taşınmıştı. ABD basınında yer alan haberlere göre saldırı sırasında bazı kişilerin aniden yere çöküp kaldığı, burun kanaması ve kusma gibi etkiler yaşandığı aktarılmıştı. İddia resmi makamlarca doğrulanmazken, olayla ilgili tartışmalar dünya basınında yer almıştı.[2]

ABD’nin 3 Ocak 2026’da Venezuela’da Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu ele geçirme operasyonunda, Amerikan güçlerinin şimdiye kadar savaşlarda kullanılmayan bir silah kullandığı ortaya atılmıştı.

Görgü tanığı ifadesine göre, saldırı sırasında düşman askerleri bir anda diz çökerken burunlarından kan gelip kusmaya başlamışlardı; bunun ‘yoğun bir ses dalgası’ etkisiyle olduğu vurgulanmıştı.

Zaten ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya karşı büyük çaplı bir saldırı yapıldığını, Maduro ile eşinin ülke dışına çıkarılıp ABD’ye taşındığını aktarmıştı.

Radar sistemleri devre dışı bırakılmıştı

New York Post’a konuşan bir tanık, yoğun bir ses dalgasının ardından radar sistemlerinin aniden devre dışı kaldığını, sonra çok sayıda dron ve sekiz kadar helikopterin geldiğini aktarmıştı. Oraya indirilen yaklaşık 20 Amerikan askerinin ileri teknoloji silahlarla donatıldığı, normal ateş gücüyle karşılaştırılamayacak bir etki yarattığı iddiasında bulunmuşlardı. Askerler tarafından kullanılan bu ileri teknoloji unsurun, yüksek yoğunluklu ses enerjisi veya yönlendirilmiş enerjiye dayalı bir silah olabileceği iddiaları vardı.

Avrupa’da hayatı durduran elektrik kesintisinin perde arkası!

28 Nisan 2025 tarihinde İspanya ve Portekiz başta olmak üzere Avrupa’nın çeşitli bölgelerini etkileyen ve nedeni bilinmeyen elektrik kesintisi yetkilileri alarma geçirmişti. Madrid, Barcelona ve Lizbon gibi milyonlarca nüfusu olan şehirlerde elektrik tamamen kesilirken, uçak seferleri yapılamamış, hastanelerde zor anlar yaşanmış ve trafik felce uğramıştı. İspanya ve Portekiz hükümetleri, elektrik kesintisi sırasında yaşanabilecek güvenlik sorunlarını önlemek için OHAL ilan etmek zorunda kalmıştı. Kesintinin nedeni tespit edilemezken yetkililer, vatandaşların acil durum tedbirlerine uyması için çağrı yapmıştı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ise Türkiye’deki duruma ilişkin “Şu anda bu sıkıntıdan Türkiye etkilenmedi. Ama bizi de etkileyebilecek boyutta bir sıkıntı. Çünkü biz de Avrupa’nın sistemine bağlıyız” itirafında bulunmuşlardı.

Fransız şirket kesintinin kaynağının henüz bulunamadığını açıklamıştı!

Fransız elektrik iletim şebekesi RTE’den yapılan yazılı açıklamada, sınır ötesi hatlar üzerinden İspanya’ya 2 bin megavata kadar elektrik ihracatı gerçekleştirildiği ancak İspanya ve Portekiz’i etkileyen elektrik kesintisinin nedeninin henüz belirlenemediğini aktarmıştı. Açıklamada, İber Yarımadası elektrik şebekesinin, saat 12.38 ile 13.30 arasında Avrupa elektrik şebekesinden otomatik olarak ayrıldığı, bu saatten itibaren Fransız ve İspanyol Katalonya bölgeleri arasındaki 400 kilovoltluk elektrik hattının yeniden devreye girdiği hatırlatılmıştı.

Ceza mahkemesi ‘siber saldırı’ olasılığına ilişkin soruşturma başlatmıştı!

İspanya’nın en yüksek ceza mahkemesi Audiencia Nacional, İber Yarımadası’nı felç eden elektrik kesintisinin “kritik altyapıya yönelik bir bilgisayar sabotajı eylemi” olup olmadığını araştırdığını açıklamıştı. Audiencia Nacional’dan yapılan açıklamada, olayın nedeninin henüz bilinmediği, ihtimaller arasında “siber terörizmin” de bulunduğu vurgulanmıştı.

Hollanda’dan halka, elektrik tüketimini azaltma çağrısı yapılmıştı!

Hollanda İklim ve Yeşil Büyüme Bakanlığı, ülke genelinde elektrik şebekesi üzerindeki baskıyı azaltmak amacıyla 16.00 ile 21.00 saatleri arasında elektrik kullanımını mümkün olduğunca azaltma çağrısı yapmıştı. Bakanlıktan yapılan açıklamada, söz konusu saatlerin “yoğun saatler” olarak tanımlandığı ve çoğu kişinin eve döndüğü bu zaman diliminde elektrik tüketiminin en yüksek seviyeye ulaştığı vurgulanmıştı.

İspanya elektrik kesintisini araştırmak için komisyon kurduğunu açıklamıştı!

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, yaptığı açıklamada, İspanya hükümetinin ülke çapında yaşanan elektrik kesintisinin nedenlerini araştırmak üzere bir komisyon kurduğunu belirtmiş ve kesintiye ilişkin hiçbir olasılığın dışlanmadığını hatırlatmıştı. İspanya ve Portekiz’in henüz belirlenemeyen nedenlerle karanlığa gömülmesinden bir gün sonra düzenlediği basın toplantısında, Sanchez, “Bunun bir daha olmaması için gerekli tüm önlemler alınacak” açıklamasını yapmıştı.

İngiltere’de sebebi açıklanamayan arızalar yaşanmıştı!

İngiltere’nin elektrik şebekesi operatörü (NESO), İspanya’daki kesintinin ardından ülkedeki iki elektrik santralinde elektrik kesintisi yaşandığını açıklamıştı! NESO’dan yapılan açıklamada, kesintinin, ani frekans dalgalanmasından kaynaklandığı belirtilip yaşanan kesintide, İngiltere ve Danimarka arasındaki bağlantıda açıklanamayan bir arıza meydana geldiğini vurgulamıştı.

AB, İspanya-Portekiz karartmasından ‘ders’ çıkaracağını vurgulamıştı!

Avrupa Komisyonu ise yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği’nin (AB) İber Yarımadası’nda yaşanan “benzeri görülmemiş büyüklükteki” elektrik kesintisinden gereken dersleri çıkaracağını hatırlatmıştı. AFP’nin haberine göre, Avrupa Komisyonu Baş Sözcüsü Paula Pinho, Brüksel’in ulusal elektrik şebekesi operatörleriyle yakın bir şekilde çalışarak kesintinin nedenlerini araştıracağını açıklamıştı. Pinho, AB’nin bu tarz durumlara ne kadar iyi hazırlandığını ve “böyle bir olaydan hangi derslerin çıkarılabileceğini” … “çok yakından inceleyeceğini” dile getirdi.

Portekiz, siber saldırı olasılığını inkâr etmek zorunda kalmıştı!

Portekiz hükümeti, yapılan incelemeler sonucunda elektrik kesintisinin siber saldırıdan kaynaklanmış olması ihtimali bulunmadığını duyurmak zorunda kalmıştı. Daha önce Portekiz’in ulusal elektrik dağıtım şirketi REN, kesintinin “yüksek ihtimalle” İspanya’daki aşırı sıcaklardan kaynaklandığını açıklaması da, halkı kuşku ve panikten koruma amaçlıydı.

NATO Genel Sekreteri ve İspanya Başbakanı acil bir görüşme yapmıştı!

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’yi, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in bilgilendirmesi üzerine ülkesindeki elektrik kesintileriyle ilgili görüşme gerçekleştirdiği aktarılmıştı. Elektrik kesintilerine ilişkin araştırmalarda siber saldırı ihtimali de ele alınmış ancak durumu yakından takip ettiklerini belirten Avrupa Birliği (AB) yetkilileri, buna ilişkin kanıta rastlanmadığını vurgulamıştı. İyi de Avrupa’da hayatı felç eden ve sebebi henüz bilinmeyen bu elektrik kesintilerine kimler ve neler yol açmıştı? Demek ki Erbakan Hoca’nın bahsettiği yüksek teknolojik silahlar vardı ve kullanılırdı!..

Hâlâ yanıtlanamayan soru: İspanya ve Portekiz’de neler yaşanmıştı?

İber Yarımadası’nın iki ülkesi İspanya ve Portekiz’de 28 Nisan 2025’te hayatı durma noktasına getiren, Fransa’daki Bask bölgesini de kısmen etkileyen elektrik kesintisi dünyayı meraklandırmıştı. Uçak ve tren seferleri aksamış, kredi kartı okuyucularının arızalanmasıyla birlikte ATM ve marketlerde kuyruklar oluşmaya başlamıştı.

İspanya’daki elektrik şebekesi operatörü Red Electrica’nın eski Başkanlarından Jorge Fabra, “Sektörde 40 yılı aşkın süre geçirsem de böylesini görmedim” ifadesini kullanmıştı. Avrupa’nın batısındaki iki ülkenin saatler boyu karanlıkta kalmasının sebebi hâlâ duyurulmamıştı. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez de “Nedenini bilmiyoruz!” açıklamasını yapmıştı. 

İspanya saatiyle 12.33, Portekiz saatiyle 11.33 sularında büyük bir elektrik kesintisi başlamıştı. Şebekedeki enerji akışında çok güçlü dalgalanmalar saptanmış, İspanya’nın El Pais gazetesi, elektrik üretimindeki ani düşüşün bunda rol oynadığını hatırlatmıştı. 

15 GW’lık enerji üretiminin 5 saniye boyunca kesildiğine dikkat çeken İspanyol gazetesi, ülkedeki 5 nükleer santralin toplamda 7,4 GW’lık üretim kapasitesi olduğunu hatırlatmıştı!? Daha önce böyle bir olaya hiç rastlanmamıştı! 

Havayolu ve Demiryolu Ulaşımı da Aksamıştı!

Kesintiler, hava ve tren ulaşımını da olumsuz etkilemiş durumdaydı. Havacılık analiz firması Cirium’un BBC’ye ilettiği verilere göre, Portekiz’den kalkması planlanan 96 uçuş iptal edilmek zorunda kalınmıştı. İptallerin en yoğun yaşandığı yer, kalkışların yüzde 29,63’ünün iptal edildiği Lizbon Havalimanıydı.

Portekiz’de havayolu şirketi TAP Air, 28 Nisan’da yolcuları havalimanlarına gitmemeleri konusunda uyarı yayımlamıştı. İspanya’da ise havalimanları büyük oranda kesintileri iptal olmadan atlatırken, raylı ulaşımda büyük aksaklıklar yaşanmıştı. Madrid’in Atocha istasyonunda, 28 Nisan’da yaşanan kesintiden etkilenen binlerce yolcu, 29 Nisan’da seyahatlerini yeniden planlamaya mecbur kalmıştı.

Madrid’de trafik ışıklarının çalışmadığı açıklanmıştı. İspanya’nın ulusal demiryolu şirketi, Madrid’deki tüm seferlerin askıya alındığını duyurmuşlardı. İspanya’nın nükleer güvenlik konseyi, elektrik kesintilerine rağmen nükleer reaktörlerin “güvenli durumda” olduğunu vurgulamışlardı. Elektrik kesintileri nedeniyle Madrid’deki Atocha tren istasyonu hizmet veremez durumdaydı. Trafik ışıklarının çalışmaması nedeniyle trafikte yoğunluk yaşanmıştı.

Bundan 8 ay sonra bu sefer Yunanistan hava sahasında nedeni hâlâ anlaşılamayan bir kaos yaşanmıştı!

Yunanistan’daki havalimanlarında 4 Ocak 2026’da gün boyu uçuş iptalleri nedeniyle kaos yaşanmıştı. Teknik arızaya ilişkin savcılığın soruşturma başlattığı açıklanmıştı. Yunanistan devlet televizyonu ERT’nin haberine göre Atina Başsavcısı Aristidis Korias, havalimanlarında uçuşların iptal edilmesine neden olan teknik arızanın araştırılması amacıyla acil soruşturma başlatmıştı. Elektronik Suçlar Dairesince yürütülecek soruşturma kapsamında uçakların iletişimiyle ilgili tehlikeli müdahalede bulunulup bulunulmadığı ve bu durumun tespiti halinde neredeyse tüm Yunanistan hava sahasını etkileyen sorunun kaynağı araştırılacaktı!

Beklenmedik arıza nedeniyle iptal edilen seferlerin birikmesi yüzünden uçuşlarda aksamalar yaşanmıştı.

Yunanistan Hava Trafik Hizmetleri frekanslarında yaşanan teknik arıza nedeniyle, gün içinde planlanan uçuşlar yapılamamıştı. Yunanistan Sivil Havacılık Otoritesi (IPA), uçuşlarda aksamalara yol açan arızanın, “Yunanistan hava sahasını (FIR Atina) kapsayan frekanslardaki geniş çaplı parazitlenmeden kaynaklandığını” vurgulamıştı.

Peki, neler yaşanmıştı?

IPA’dan yapılan yazılı açıklamada, saat 08.59’da FIR Atina’da hizmet veren, neredeyse tüm radyo frekanslarında eş zamanlı ve sürekli parazitlenmenin tespit edildiği açıklanmıştı. Aynı anda hava trafik kontrolünde kullanılan özel haberleşme hatları ile operasyonel telefon hatlarında da kesinti yaşandığı hatırlatılmıştı. Olayın kapsamı, coğrafi yayılımı ve süresi bakımından daha önce görülmemiş boyutlara ulaştığı ve frekanslarda gözlenen parazitin sürekli ve istem dışı yayın şeklinde ortaya çıktığı aktarılmıştı.

Yunanistan’da havalimanları kapatılmıştı!

Evet, Yunanistan’daki tüm havalimanları frekans sorunu nedeniyle kapatılmıştı. Uçakların iniş ve kalkışları iptal edilmiş, havadaki uçaklar ise Türkiye dahil komşu ülkelere yönlendirilmek zorunda kalınmıştı. Yunan devlet televizyonu, ülkenin havacılık dairesine dayandırdığı haberde ülkedeki bütün havalimanlarının uçuşa kapatıldığını açıklamıştı. Henüz belirlenemeyen bir radyo frekans sorunu dolayısıyla Yunanistan’da uçakların kalkış ve iniş yapmaları imkânsızlaşmıştı. Yunanistan’daki bütün havalimanlarının etkilendiği kaydedilirken özellikle Noel ve yeni yıl tatilinden sonra dönüş yolculuklarının başladığı bir dönemde teknik sorunun meydana gelmesi büyük krize yol açmıştı.[3]

Erbakan Hocamız Başka Bir Konferansında; Bu Durumların Nedenlerini ve Çarelerini Açıklayan Şu İlginç Bilgileri Aktarmışlardı

Evet, Siyonizm laftan anlamaz, müeyyide uygulayacağız!

Ekonomik müeyyide: Önce ve zulümlerini engelleyici biçimde; boykot yapıp mallarını almayacağız, onlara da stratejik ham maddelerimizi satmayacağız.

Ama kesin ve etkin bir çare olarak; teknolojik müeyyide: Bir ABD uçak gemisinden atılan bir füze 4 bin km’den sadece 4 metre saparak hedefini vuruyor… “E biz de bunlardan yapalım” derseniz onlar sizden 10 misli daha fazlasını hazırlar!?

Bunun için “teknoloji Allah’ın biz Müslümanlara bir lütfudur”, onların füzelerini geri çevirip, kendi üzerlerine yönlendirecek teknolojiler hazırlanıyor. Sürtünme ve özel etkilenme sonucu kendi enerjisini üreten ve uzaktan kumanda ile yönlendirilen birkaç ince tel yumağını uçaklara gönderip imha edecek sistemler geliştiriliyor.

İşte İran, uranyum zenginleştirdim diyor, iyi güzel, ama bu gelişme onlarınkine göre henüz hiçbir şey ifade etmiyor… “Biz de uçak gemisi yapalım, biz de atom füzesi yapalım” derseniz, siz bunları hazırlamaya uğraşırken, dış güçler on katını hazırlıyor… Öyle ise emperyalist ve Siyonist ülkelerin yıllardır üzerinde çalıştığı ve hazırladığı bütün silah sistemlerini ve teknolojilerini etkisiz ve geçersiz kılacak, hem de çok daha ucuza mal olacak yeni ve üstün teknolojiler gerekiyor!..

İşte kurduğumuz komisyonlar, kendi sahalarındaki sorunların nedenleri ve çareleriyle ilgili ciddi ve ilmi raporlar hazırlayacaklar… Buraya Cuma sohbetleri konuşmaya gelmedik… İlgisiz şeyler konuşmayacağız, inşaata taş koyacağız…

Şimdiye kadar İslam ülkeleri ve hizmet hareketleri kimisi kapı pencere, kimisi beton dökme, kimi bilmem ne hazırladı. Hepsi sözde İslam sarayı yani Adalet Nizamı için hazırlık yapıyor. Ama hiçbirisinin emeği ve üretimi maalesef bu yapının ihtiyacına cevap vermiyor. Çünkü ölçüleri ve standartları birbirini tutmuyor!.. Önce bu yeni sarayın yani Barış ve Bereket Nizamı olan İslami programların projesini hazırlayıp, o plana uygun malzeme üreteceğiz, bunların hazırlıkları gizlilikle ve hızlı bir şekilde sürüyor!

Pilotsuz uçaklar:

Baykar Makine Sanayi ve Teknoloji Araştırma Şirketi’nin ürettiği pilotsuz uçaklar uzaktan kumanda ile uçurulmuş ve istenilen hedefe ulaştırılmıştır. Simülatör sistemiyle, bu uçakların kendisine zarar vermeden çok çeşitli denemeler rahatlıkla yapılmıştır. Bütün bunlarda seri imalat safhasına gelinmiş durumdadır.

Her türlü silah ve teknolojik araç ve gereçler üretilip savunma ihtiyaçlarımız için hazırlanmıştır. Bütün bu özgün başarı ve birikimler, şanlı Ordu’muzun hizmetine sunulacaktır.

Pilotsuz uçakların ve her türlü bilgisayarlı araç gereçlerin,

Duvardan, kapıdan, mayınlı ortamdan, tel örgülü ve elektrikli mânialardan aşan ve hedefine ulaşıp görevini yapan yürüyen teknolojik böceklerin,

Ulusal ve uluslararası her türlü stratejik konuşma ve yazışmaları dinleyecek ve değerlendirecek, ama kendisi asla çözülmeyecek son sistem iletişim aletlerinin,

Bilgisayar sistemlerini, teknolojik projeleri, hıyanet ve saldırı girişimlerini, çok özel ve gizli casusluk şebekelerini takip ve tahrip edici, sentetik ilaç kapsülleri benzeri, uzaktan kumandalı ve fark edilmesi imkânsız; bir nevi “suni cin” modellerinin; hepsinin tasarım ve proje başlangıçlarını, model ve deneme safhalarını, seri üretim ve geliştirme aşamalarını, gerçek ve örnek video çekimleriyle gösteren tanıtım filmi, hayret ve hayranlık uyandırmış ve:

“Ahir zamanda ve Hz. Mehdi’nin Deccal’a karşı kutlu savaşında ‘barut ateş almayacak, silahlar patlamayacak’” mealinde müjdelenen haberlerin nasıl hakikat olacağı böylece ispatlanmıştı.

Bütün bu harika hazırlıklar, kesinlikle güdük kalmayacak ve boşa çıkmayacaktı. Bu üstün teknolojileri ve insani projeleri uygulayacak ekipler ve takipçiler elbette görevini yapacak ve Erbakan’ın Milli Görüş davasını hedefine taşıyacaktı…

 Acaba ABD, teknoloji üzerinden “yeni bir küresel düzen” arayışında mıydı?

Washington’da Trump yönetiminin öncülüğünde düzenlenen ve aralarında İsrail, Japonya, Güney Kore, Singapur, İngiltere, Hollanda, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avustralya’nın da bulunduğu ülkelerin katıldığı “Pax Silica” başlıklı Teknoloji İşbirliği Zirvesi, küresel güç dengeleri açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme olmuştu. ABD yönetimi bu girişimi, yapay zekâ, yarı iletkenler, veri altyapıları ve kritik mineraller gibi alanlarda “güvenilir ortaklar” arasında koordinasyonu artırmayı hedefleyen teknik bir platform olarak tanımlıyordu.

Ancak kullanılan kavram, bu zirvenin sıradan bir teknoloji toplantısından daha fazlasını amaçladığını gösteriyordu. “Pax Silica”, ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrasında kurduğu ve son yıllarda belirgin biçimde aşınan liberal hegemonyal düzenin yerine, teknolojiyi merkeze alan yeni bir küresel düzen önerisinin kavramsal ifadesi olarak okunması gerekiyordu.

Pax kavramı: Barışı mı, hiyerarşiyi mi hatırlatmaktaydı?

Latince “barış” anlamına gelen pax, uluslararası ilişkiler tarihinde çoğu zaman eşit aktörler arasında gönüllü bir uzlaşıyı değil, bir hegemonun tesis ettiği düzeni ifade ediyordu. Pax, çatışmanın tamamen ortadan kalkması değil; itirazın maliyetinin yükseltilmesi anlamına geliyordu. Roma İmparatorluğu’nun Akdeniz havzasında kurduğu Pax Romana, askeri fetihlerin ardından sağlanan göreli istikrar dönemini tanımlıyordu. Benzer biçimde 19. yüzyıldaki Pax Britannica, Britanya’nın deniz gücü ve ticaret ağları üzerinden küresel ticaret yollarını kontrol ettiği bir düzeni ifade ediyordu. Bu örneklerde barış, hegemonun maddi üstünlüğüne dayanıyordu. Modern dönemde bu rolü Pax Americana üstleniyordu.

Pax Americana: Savaş sonrası düzenin omurgası!

II. Dünya Savaşı sonrasında ABD’yi güdümüne alan Siyonizm; askeri gücü, doların küresel rezerv para statüsü, Bretton Woods kurumları ve NATO gibi güvenlik mimarileri üzerinden kendi merkezinde bir küresel düzen kuruyordu. Soğuk Savaş boyunca bu düzen, Sovyetler Birliği’ne karşı bir denge mekanizması işlevi görüyordu, 1990’lardan sonra ise “liberal uluslararası düzen” söylemiyle genişletiliyordu. Ancak bu yapı zamanla aşınmıştı. 2008 küresel finans krizi, ABD’nin ekonomik modeline duyulan güveni sarsmıştı. Çin’in üretim ve teknoloji kapasitesindeki hızlı artış, tek merkezli düzeni zorluyordu. Rusya’nın askeri ve jeopolitik hamleleri, ABD’nin caydırıcılığının sınırlarını kısıtlıyordu. Pax Americana, askeri ve finansal araçlara dayalı klasik hegemonya modelinin sınırlarına ulaşırken, Washington yeni bir tahkim alanı arayışına giriyordu. İşte Pax Silica bu arayışın ürünü oluyordu.

Tarihsel paralelin sınırı: Katmanlı egemenlik şartları

Ancak Pax Romana ve Pax Britannica gibi tarihsel örneklerle kurulan paralelin önemli bir zaafı bulunuyordu. Bu önceki Pax düzenleri, doğası gereği coğrafi genişleme ve fiziki kontrol gerektiriyordu. Egemenlik; askeri varlık, idari yapı ve toprak hâkimiyeti üzerinden görünür biçimde tesis ediliyordu. Pax Silica ise bu anlamda tarihsel örneklerinden ayrılıyordu. Bu yeni düzen, coğrafi işgale değil; katmanlı bir egemenlik modeline dayanıyordu. Bir ülke fiziksel olarak bağımsız, hukuken egemen ve siyasi olarak varlığını sürdürüyor olabilirdi. Ancak dijital altyapısı, veri akışları, bulut sistemleri, yazılım ekosistemi ve çip tedariki tamamen dışa bağımlı hale geldiğinde, bu egemenlik büyük ölçüde işlevsizleşiyordu.

Yani; Devlet ayakta kalıyor, fakat devlet kapasitesinin sinir sistemi başka merkezlere bağlanıyordu. Bu durum, klasik sömürgecilikten farklı, daha örtük bir mülksüzleştirme biçimi yaratıyordu. Toprak el değiştirmiyor, bayrak inmiyor; ancak üretim, iletişim ve karar alma süreçleri dışsal sistemlere kilitleniyordu.

Silica; Yeni düzenin maddi zemini mi olacaktı?

“Silica” yani silisyum, modern dünyanın temel ham maddelerinden biri oluyordu. Yarı iletkenler, çipler, işlemciler ve yapay zekâ sistemleri silisyum temelli bir ekosistem üzerine inşa ediliyordu. Bugün sanayi üretiminden savunma teknolojilerine, kamu hizmetlerinden finansal altyapılara kadar neredeyse tüm sistemler bu ekosisteme bağımlı kalıyordu. ABD’nin Pax kavramını Silica ile birleştirmesi, hegemonya araçlarının değiştiğini ima ediyordu. Düzen artık uçak gemileri ve askeri üsler üzerinden değil; çip tedarik zincirleri, veri merkezleri, bulut altyapıları ve yazılım yığınları üzerinden kurulmak isteniyordu. Bu yönüyle Pax Silica, ABD liderliğinde bir teknoloji egemenliği düzeni öneriyordu.

ABD’nin bu teknoloji merkezli Pax, gerçekten kurulabilir durumda mıydı?

Tarihsel deneyim, Pax düzenlerinin niyet beyanlarıyla değil, uygulanabilirlik ve sürdürülebilirlik kapasitesiyle ayakta kaldığını gösteriyordu. Pax Silica’nın kaderi de ABD’nin teknoloji alanındaki üstünlüğünü ne ölçüde kalıcı bir düzene dönüştürebileceğine ve bu çabaya karşı gelişen tepkilere bağlı bulunuyordu. Bu noktada üç başlık öne çıkıyordu: Çin faktörü, standart savaşları ve yapay zekâ ekseninde derinleşen asimetriler. Türkiye gibi ülkelerin konumu ise bu başlıkların kesişim noktasında şekilleniyor.

Çin faktörü: Dışlanan mı, hızlandırılan mı?

Pax Silica’nın en büyük sınaması Çin’le ilişkisi üzerinden ortaya çıkıyordu. ABD’nin bu girişimi, Çin’i “güvenilir olmayan” ve sistem dışına itilmesi gereken bir aktör olarak konumlandırıyordu. Ancak bu yaklaşımın pratik sonucu, Çin’i zayıflatmaktan çok, zorunlu bir özerklik programına yöneltmek olmuş görünüyordu.

Yarı iletkenlerden yapay zekâ yazılımlarına, uydu navigasyonundan veri altyapılarına kadar uzanan bu program, Çin’i, ABD merkezli teknoloji düzenine bağımlılıktan kurtarmayı hedefliyordu. SMIC, Huawei’nin çip girişimleri ve BeiDou sistemi bu çabanın somut örnekleri sayılıyordu. Bu tablo Pax Silica açısından ciddi bir paradoks oluşturuyordu. ABD, teknolojiyi hegemonya aracı olarak kullandıkça, Çin alternatif bir teknoloji evreni kurma motivasyonunu hızlandırıyordu. Sonuç, tek merkezli bir Pax yerine iki ya da daha fazla ekosistemin rekabet ettiği bir yapı öngörülüyordu. Bu durum, Pax Silica’nın kurulabilirliğini baştan tartışmalı hale getiriyordu. Çünkü tarihsel Pax düzenleri, genellikle rakip merkezlerin henüz olgunlaşmadığı dönemlerde hayata geçiriliyordu. Bugün ise Çin, bu tür bir düzenin dışında kalamayacak kadar büyük bir aktör oluyordu.

Standart savaşları: Görünmez ama belirleyici mücadele alanı!

Pax Silica’nın başarısı çip üretim kapasitesi ya da hesaplama gücüyle sınırlı değil. Asıl mücadele, teknik standartlar ve regülasyonlar üzerinden yürüyor. İletişim protokolleri, veri güvenliği normları, yapay zekâ etik çerçeveleri ve yazılım mimarileri, giderek daha fazla jeopolitik anlam taşıyordu. Standart belirlemek, pazarı tanımlamak ve uzun vadeli bağımlılık üretmek anlamına geliyordu. Bu nedenle USB-C’den 5G’ye, bulut güvenliğinden yapay zekâ regülasyonlarına kadar uzanan alanlarda verilen kararlar, teknik olduğu kadar, siyasi sonuçlar da doğuruyordu. Bu noktada Avrupa Birliği’nin GDPR gibi düzenlemelerle ABD merkezli teknoloji ekosisteminden kısmen ayrışabilmesi, Pax Silica’nın sanıldığı kadar pürüzsüz ilerleyemeyeceğini gösteriyordu. ABD’nin müttefikleri dahi, kendi kırılganlıklarını azaltma arayışına girmiş görünüyordu. Bu tablo, Pax Silica’nın donanım üstünlüğünden çok, kuralları kimin yazacağına bağlı olduğunu ortaya koyuyordu.

Karşılıklı bağımlılık: Düzenin gücü mü, zayıf noktası mı?

Pax Silica çoğu zaman tek yönlü bir bağımlılık düzeni gibi sunulsa da gerçekte oldukça karmaşık bir karşılıklı bağımlılık ağı üretiyordu. Tayvan TSMC üzerinden, Hollanda ASML aracılığıyla, ABD ise Nvidia ve bulut altyapıları üzerinden sistemin kritik düğümlerini kontrol ediyordu. Bu yapı kısa vadede istikrar sağlayabilir; çünkü hiçbir aktör zincirin kopmasını istemez. Ancak kriz anlarında bu karşılıklı kırılganlık, zincirleme çöküş riski de barındırıyordu. Pax Silica bu anlamda ne klasik bir barış düzeni ne de tam kontrol edilebilir bir hegemonya modeli oluyordu. Bu belirsizlik, merkezde olmayan ülkeler için daha da kritik sonuçlar doğuruyordu.[4]

Bütün bu gerçekler ve gelişmeler, Aziz Erbakan Hocamızın bahsettiği TEKNOLOJİ HARİKALARINI daha çok önemli ve gerekli kılıyordu. Çünkü bu teknolojik güce ve üstünlüğe sahip olmadan, Siyonizm’in güdümündeki emperyalizmi hizaya sokmak ve yeryüzünde Adil Düzen’i uygulamak imkânsız görünüyordu!

  1. https://www.youtube.com/watch?v=7qZDRfTiM_c
  2. Haberler.com – 11.01.2026
  3. https://www.nefes.com.tr/ – 04.01.2026
  4. Independent Türkçe – 15.12.2025. – Dr. O.G. Kandemir
5 1 vote
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
9 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Erbakan hocamız
;siyonizmin kimliğini ve ellerindeki silahların teknik özelliklerini anlatırken; hazırlamış olduğu teknolojik silahların onlarınkini nasıl devre dışı bırakacağını açık ve net olarak belirtmiş sadece silah gücünün yetmeyeceği,bütün dünyaya hak nizamı kurabilmek içinse D8 ler ve devamı D60 lar gibi ekonomik olarakta,birlik beraberlik olarakta , güçlü olmamız gerektiğini Adil Düzen sistemi içeriği para ile,pakt ile,plan ile,pazar ile kurtuluş reçetesi gidilmesi gereken yol olarak hazırlayıp göstermiştir.

Ülkelerde beklenmeyen ve sebebi tespit edilemeyen elektrik kesintileri olması, bazı görüntülerde İsrai’in demir kubbesinden ateşlenen füzelerin dönüp kendi üzerinde parçalanması ve güncel gelişmelerde görülen nice olaylar Erbakan hocamızın yıllar önce bizlere anlattığı hakikatleri işaret etmektedir.

Ek olarak son 1 ayda 35 milyar USD’ye yakın para harcamasına uçak gemilerini, deniz altılarını göndermesine, İsrail ve diğer işbirlikçi ülkelerin desteklerine rağmen ABD İran operasyonunda beklediği başarıyı elde edememiş yalanlarla kendi kamuoyunu uyutur hale gelmiştir. (35 milyar USD şöyle bir paradır: Aselsanın 2026 sonu beklenen piyasa değeri 30 milyar USD’dir. Bunlar 1 ayda 1 aselsan harcamışlardır.) Bu durum düşmanı anlayan, tanıyan, küçümsemeyen fakat gözünde büyütmeyen, kırılganlıklarını bilen, sonunu getirecek silahları hazırlayan ve Allah’ın vaadine sonuna kadar inanan Erbakan hocamızın “Banane Amerikadan” çıkışını bizlere hatırlatmaktadır. İşbirlikçi iktidarların tapındığı bu siyonist güçlerin yerle bir olduğu günler Erbakan hocamızın teknolojileri ve Milli Çözüm’ün gayretleri ile inşallah yakındır.

Bâtıl ve barbar düşünceli Siyonistleri hizaya sokacak ve barışa mecbur bırakacak, yaptırım güç ve caydırıcı hazırlıklar olmadan, onları hakkına razı etmek ve zulümden vazgeçirmek mümkün değildir.
Siyonist işbirlikçisi yöneticiler, Dünyanın baş belası Siyonist ve emperyalist odaklara karşı koyamaz ve onlarla başa çıkamazlar.
Siyonizm’in en büyük korkusu “Ya Müslümanlar teknolojide bizden öne geçerse!?” kuşkularıdır.
İslam âlemi olarak, önce hep beraber; üstün teknolojik projelerimizi hazırlamamız, planlarımızı oluşturmamız ve bunu geciktirmeden yapmamız lazımdır.

Aziz Erbakan Hocamızın bahsettiği TEKNOLOJİ HARİKALARI, kesinlikle güdük kalmayacak ve boşa çıkmayacaktır!
Bu üstün teknolojileri ve insani projeleri uygulayacak ekipler ve takipçiler elbette görevini yapacak ve Erbakan’ın Milli Görüş davasını hedefine taşıyacaktır…

İşte, Teknoloji Profesörü olan Erbakan Hocamız, gizlilikle ve hızlı bir şekilde üstün teknolojik projelerimizi hazırlamış ve planlarımızı oluşturmuştur!
Ahir zamanda ve Hz. Mehdi’nin Deccal’a karşı kutlu savaşında “barut ateş almayacak, silahlar patlamayacak” mealinde müjdelenen haberlerin nasıl hakikat olacağı böylece ispatlanmıştır.
Elbette üstün teknolojik projelerimizi hazırlamış ve planlarımızı başarmış bulunmaktayız, uygulayacağız inşaallah…
Siyonist Deccal Netanyahu’nun dudağı tam da bunun için uçuklamıştır.

Artık ülkemizin, bölgemizin ve insanlık âleminin Erbakanca bir duruşa ve Milli Çözüm açılımına ihtiyacı vardır.
Aziz Erbakan Hocamızın bahsettiği TEKNOLOJİ HARİKALARI daha çok önemli ve gerekli olmuştur.
Çünkü bu teknolojik güce ve üstünlüğe sahip olmadan, Siyonizm’in güdümündeki emperyalizmi hizaya sokmak ve yeryüzünde Adil Düzen’i uygulamak imkânsız görünüyordu!

Maalesef günümüzde kavram olarak ilim, sıfat olarak alim yanlış veya eksik anlaşılıyor diyebiliriz. Çünkü topluma iyilik getirmeyen daha doğrusu insanların sorunlarına çözüm üretmeyen, dertlerine derman olmayan çalışma ilmi bir çalışma olamayacağı gibi sorunlara çözüm üretmeyen kişi de alim olamaz. Elbette geçmiş bilgileri aktarmak, bu bilgileri muhafaza etmek te önemli bir çalışmadır. Fakat faydalı bir ilim midir? diye sormak gerekir. İşte Aziz Erbakan Hocamız; hem ümmeti hem de insanlığı Siyoniz’me köle olmaktan kurtaracak, özgürleştirecek, böylece insanlığın dünya ahiret huzurunu sağlayacak sistemleri üretmiştir. Faydalı ilim budur. Bugün İslam BM’i, İslam NATO’su, İslam Ortak Pazarı, İslam Ortak Parası ve İslam Kültür Paktı, D8’ler, Adil Düzen projelerinin alt yapılarını hazırlamak gerçek ve faydalı ilimdir. Çok basit bir örnek vermek gerekirse; iki kişi bir işletme ortağı olsa olmadık sorunlar çıkıyor. Kim ne kadar kazanacak, kimin ne kadar hakkı var ve daha bir çok konunun resmiyetle halledilmesi gerekiyor ki bu işletme sürdürülebilsin. Projeleri ve çalışmaları ile bize faydalı ilimin ne olduğu ve alim sıfatının gerekliliklerini öğreten Hocamız siyonist ve emperyalist güçlerin insanlığı ifsada boğan tüm güçlerini etkisiz hale getirecek sistem ve silahları gerekli zamanda kullanılması için üretip gerekli birimlere teslim etmesi de Rabbimizin kendisine verdiği en üst düzey ilim ve alim sıfatlarının göstergesidir. Üstelik üretilen bu sistem ve silahlar karşı tarafı tamamen ortadan kaldırmak veya nükleer silahların yaptığı gibi ne kadar canlı varsa hepsini berhava etmek gibi zulme neden olmamaktadır. Karşı tarafı çaresiz bırakarak teslim olmaya zorlayacak nitelikte silahlardır. Çünkü amaç insanlığı yok etmek değil, insanlığın huzurunu sağlamaktır. Şimdi önemli olan Hocamızın bu projelerine sahip çıkmak, bu projelerin uygulanması için gayret içerisine olmaktır. Şimdi bir çok sosyal medya kanalında Hocamızın projelerinden bahsedilmesi, yıllardır bu çaba içine olan Milli Çözüm’ün takip ettiği yol ve yöntemlerin haklılığını göstermekte, dolayısıyla Milli Çözüm en büyük takdiri hak etmektedir.

Makaleyi okuyunca, şu soruyu sormadan geçmek Milli Görüşçülere zulüm olur!?

Ey Milli Görüşçü ve Erbakan Hocanın yolundan gittiğini haykıran SAADET PARTİSİ VE YRP YETKİLİLERİ TEŞKİLAT MENSUPLARI ve oy veren destekleyen gönül birliği olan Milli Görüşçüler!!!!!

Erbakan Hocamızın bu bilimsel ve ümit verici gerçekleri yine Milli Görüş’ün Milkolarından olan ESAM’da bir konferansında hatırlattığı ve parça parça bunlar yapıldığını ifade eden bu teknoloji harikalarını acaba neden her ortamda ve toplantılarda gündeme getirmezlerdi?!!! Gündeme getirirlerse acaba bu partililerin bağlılıkları heyecanları gayretleri çabaları daha çok artar diye mi korkmaktalar bu yetkililer yoksa Milli Görüş’e ve Erbakan Sevgisine projelerine öğretilerine öğütlerine hazırlıklarına Siyonistlerin dökemediği betonu döktürme görevini mi üstlendiler acaba?!!!!

Evet o yüzden boşuna demiyoruz Milli Görüş’ün ve Erbakan’ın en sadık talebesi takipçisi ve devamı Milli Çözüm’dür diye… Milli Çözüm bunları en az 25 yıldır anlatmakta.

ALLAH HİÇ BİR ŞEYİ BOŞA YARATMAZ, HİÇ BİR ŞEYİ DE İSRAF ETMEZ. HELE ERBAKAN GİBİ BÜYÜK BİR NİMETİ VE O’NUN YILLARCA YAPTIĞI ÇALIŞMALARI, HAZIRLIKLARI MUTLAKA TAMAMA ERDİRECEKTİR. O’NUN EN SADIK TALEBESİ VE TAKİPÇİSİ ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ ÖNCÜLÜĞÜNDE, AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN HAZIRLADIĞI TEKNOLOJİ HARİKASI SİLAHLARLA, DECCAL GEBERTİLECEK, İSRAİL YERLEBİR EDİLİP HARİTADAN SİLİNECEK, SİYONİZMİN TÜM SİSTEMLERİ ETKİSİZ HALE GETİRİLECEK, SÜPER GÜÇ SANILAN DEVLETLER DİZE GETİRİLİP ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR.

Öncelikle şu hususu bilmek gerekir ki ilim ve bilim insanların hayrına olmalıdır . Bilim İnsanların ,insanlık onuruna uygun yaşaması için çalışmak ve üretmektir. ABD artık tüm dünya için bir korsan hükmündedir , tüm dünya bunun farkındadır. Bu insanlığın yüz karası güçleri ancak onlardan daha yetkin ve etkin teknolojiyle insanca davranmaya ikna edebiliriz .Tüm insanlığın huzuru ancak İslam’ın bizlere öğrettiği sistemi getirerek sağlayabiliriz .Fakat bunun için onlardan daha güçlü olmamız lazımdır. Aziz Erbakan hocamızı vizyonuna ulaşamayan ve anlayamayanlar hayalperest olmakla suçlamışlardı fakat bu gün görüyoruz ki bu teknolojiler gerçektir. Günümüzde dahi Müslümanların bu teknolojilere asla ulaşamayacağını düşünen kardeşlerimiz ne yazık ki aşağılık kompleksinden kurtulamamışlardır .Ancak gücün mutlak sahibi Allah’tır . Ve ALLAH mutlaka nurunu tamamlayacaktır.

İyi ki Milli Çözüm Var
Günümüzde “alim” unvanı sadece kuramsal bilgi verenlere indirgenmişken, Erbakan Hocamızın insanlığı Siyonist kuşatmadan kurtaracak somut projeler geliştirmesi, “yararlı bilginin” asıl ortaya çıkışıdır. Erbakan Hoca’nın yıllar önce haber verdiği üstün teknolojik savunma sistemlerinin, günümüzde İspanya’dan Venezuela’ya kadar uzanan gizemli elektrik kesintileri ve dalga karışıklıklarıyla somut bir gerçeğe dönüştüğünü görüyoruz.
Batı’nın “Pax Silica” adıyla kurmaya çalıştığı dijital kölelik sistemine karşı, yerli ve milli imkânlarla üretilen elektromanyetik silahlar ve yazılım üstünlüğü, İslam dünyasının tek gerçek kurtuluş yoludur. Erbakanca bir duruş sergilemek; sadece taklit eden değil, oyun bozan ve yeni bir “Adil Düzen” kuran bir teknolojik atılımı gerçekleştirmektir. Bu büyük hazırlıklar, sömürgeci merkezlerin tüm dijital ve fiziksel kalelerini yerle bir edecek bir gücün müjdecisidir. Hocamızın yıllar önce temelini attığı bu savunma sanayii adımları, nükleer yıkımlar yerine karşı tarafı çaresiz bırakıp barışa zorlayan adaletli bir gücün yansımasıdır. Bugün Avrupa ve Yunanistan’da yaşanan açıklanamayan teknolojik karışıklıklar, aslında Erbakanca duruşun ve Milli Çözüm’ün yıllardır savunduğu gerçeklerin sahada hayat bulmuş halidir. Bu noktada bizlere düşen, sadece geçmişi anmak değil, insanlığın huzuru için hazırlanan bu büyük projelere, Milli Çözüm davasına ve adil düzen projelerine sadakatle sahip çıkmaktır. Zaten bu gerçekler Milli Çözümden başka her hangi bir partinin veya kuruluşun bırakın dilini aklına bile düşmemektedir.

Artık ülkemizin, bölgemizin ve insanlık âleminin Erbakanca bir duruşa ve Milli Çözüm açılımına ihtiyacı vardır.

Picture of Yakup GÖZÜBÜYÜK

Yakup GÖZÜBÜYÜK

YORUMLAR

Son Yorumlar
9
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...