YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ccbccec9026
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 3
Bugün : 11412
Dün : 56731
Bu ay : 11412
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52156470
IP'niz : 216.73.216.63

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

İleride Vali ve Üst Düzey Yönetici Olacak;
KAYMAKAM ADAYLARINA, İNGİLTERE'DE
DİL KURSLARI VE KÜLTÜR AŞISI!?

  1. abdullahaydin@milligazete.com.tr
  2. Milli Gazete – 03 Şubat 2026
5 1 vote
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
11 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Fullbright burslarının bir benzeri. Bu bursla AB’ye gidip gelenler nasıl önemli mevkilerde bürokrat olarak atanıyor ve ABD’nin ülkemiz üzerindeki menfaatlarını korumak üzere çalışıyorlarsa İngiltere gibi dünyanın en hin devleti, gelen bu insanları, herhalde sırf kültürel birikim olsun, entellektüellikleri artsın diye eğitecek veya bunun için de enerjisini, zamanını harcayacak değil. Her şey bir kenara gönderilen kişiler, kendileri farkına bile varmadan İngiltere’nin istediği yönde düşünmeye başlar, düşünce mekanizmaları bu yönde değişime uğrar. İngiltere Roschild hanedanının güttüğü bir devlet. Aziz Erbakan Hocamız ne diyordu??? “Yahudi öyle ustadır ki; kim ben mi Yahudi’ye hizmet edeceğim şarkısını söylete söylete seni kendisine hizmet ettirir”. İşte aynısı yine bu Yahudilerin güdümünde olan İngiltere için de geçerlidir. Ki bu adamlar dünyada sömürüyü başlatan, sırf bu sömürüyü yapabilme ve sürdürülebilir kılmak için enstitüler kurup diğer milletler ve inler hakkında büyük bir bilgi birikimine sahip olan, bu bilgiyi de sömürü amacıyla en güçlü şekilde kullanan bir devlet. Zaten, buradan gidenler de hayranlık algısıyla gidiyor ki her türlü düşünce mekanizması değişimine açık hale geliyorlar maalesef.

Siyonizm, kurmuş olduğu Küresel Sistemle uyumlu idareciler yetiştirme projesini düzenli olarak sürdürmektedir. Hangi din ve ülkede olursa olsun buna özen göstermektedir. Bunu vali, kaymakam olacak kişilere uyguladıkları gibi Başbakan, Cumhurbaşkanı olan,olacak üst düzey yöneticilere bunlara ilaveten yüz kızartıcı suçları işlettirip kayıt altına alarak şantaj olarak da kullanmaktadır. Kimine fuhuş kimine uyuşturucu kimine yolsuzluk kara para vs vs. Bu sayede de kendi istediği şekilde yönettirmekte ekonomik ve ahlaki olarak veya bölgesel savaşlar çıkarıp istediği tarafta kullanarak planlarını uygulamaktadır. Bu hakikatleri konuşan yazan sadece Milli Çözüm kalmış durumdadır.
İnanıyor ve ümit ediyoruz ki zalimler ve işbirlikçi münafıklar abad olmayacak ve yıkılıp yok olacaklardır.

İbrahim Suresi 46
Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar ve hain tuzaklar kurdular (kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları-programları ve intikam hesapları-hazırlıkları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)

MİLLİ ÇÖZÜM DE OLMASA!..

Evet dünya Epstein’den dolayı DÜNYA ELİTLERİNİN leş yiyen hayvanlardan daha aşağı halde olduğuna şahitken TÜRK DEVLET bürokrasisinin çok önemli yapı taşlarından biri olan KAYMAKAMLIK, adayların Siyonist Dünya Krallığının Sembolik Merkezi olma ŞİRRETİNİ taşıyan İNGİLTERE’de eğitimden geçirilerek Türkiye’ye gönderilmesi MASONİK bir uygulamaydı.
Sakıncaları;
A) Bu eğitim Sembolik bağımlılık “müstemleke valiliği”eğitimiydi.
B) Adayların Epstein çirkefine benzer hatalara sevkettirilerek adayların kontrolde tutulması projesiydi.
C) Kokuşmuş Avrupa kültürünün Türkiye eliyle İslam coğrafyasına rol-model yapma projesiydi.
D) İktidarda olan “dinci” yapının devleti Siyonizme bağlı tutma gayretleri sırıtmaktaydı.
E) Türkiye’de Siyonist yapının lejyoneri olan Pakradun yapılanma bu merkezde yetiştirilip Türkiye’nin dış merkezli kontrolü sağlanmaktaydı.

Sonuç:
Bu adayların Milli Görüş ya da mütedeyyin aile çocukları olmaları çok da farket etmeyecekti. İngiliz Kraliyet ödüllü Abdullah Gül ve Milli Görüş içindeki ve diğer sağcı-solcu partilerdeki pakradun yapılanma bunun kanıtıydı.

“Yani Siyonizm her yerdedir, hiçbir taşın altını boş bırakmamıştır. Ama şükür ki Milli Çözüm vardır.”

SİYONİZM’İN ŞEYTANİ DÜZEN VE FİKİRLERİNE KARŞI TOPLUMU UYARMAK!..

Bu makale, gerek bütün yeryüzünde gerek kendi bölgesinde gerek ülkesinde ve gerekse yakın çevresinde, ekonomik ve sosyal gelişmeleri menfi yönde etkileyen ve toplum kesimlerini manipüle eden merkezleri ve bunların yöntemlerini bilmeyen,bilse de baş edemeyen lider ve hükümetlerin, olumsuz gelişmeler karşısında NE YAPALIM BİRİLERİ DÜĞMEYE BASINCA BUNLAR OLUYOR cinsinden mazeretlere sığınması , kendi acizliklerinin ve çaresizliklerinin ifadesi ve ispatını yapan bir yazıyı okuduk.

Toplumu adaletle yönetme ve insanların hayır ve huzurunu temin etme sanatı olan siyaset, MÜ’MİN, METİN VE BİLGE İNSANLARIN ELİNDE SELAMET VE SAADET SEBEBİ, ama hain ve zalim kişiler ve oluşumların emrinde ki siyaset ise FELAKET VE REZALET SEBEBİ olacağını öğreten muhteşem bir makaleyi okumak nasip oldu.

İşte Milli Çözüm, hem bilgi hem de bilgelik ve aynı zamanda da cesurca cesareti de elden bırakmayarak olayları doğru okumamızı ve sorumluluklarımızı kuşandırıcı bir özveriyle kaleme almakta yazıları. İstifade etmek duasıyla…

Makaleyi okuyunca siynst düşüncenin kamuda,sosyal medyada ,Gazete tv dergilerde,Sanat camiasında , Sadece bir kaç ülkede değil dünyanın her yerinde bütün insanlığı kendilerine köle yapmak sistemlerinin devamı için
para ile
makam ile
şan şöhret ile
epsiten gibi konular ile
bilinçli yaptırılan yolsuzluklar ile
İdareci önderleri avuç içlerine almışlar ve almak için devam ediyorlar ki sistemleri devam etsin.
Bunlara dünya düzeni bırakılamaz ve onların sistemi altına asla girilemez.
Bunun içindirki
Dünyadaki yaşanan olaylar ve sistemleri manevi çevrede analiz eden Erbakan hocamız devamında en güzel reçeteyi hazırlayıp buna uyarsanız Lider ülke Türkiye önderliğinde yeni bir dünya kuracağız demiştir.

Bu yazımız çok sinsi ve stratejik bir ihanet ve oyuna parmak basmıştır.

Malumunuz Kurtuluş Mücadelesinin mimarisini oluşturan basamakları Samsun’a ayak basma, Amasya Genelesi, Erzurum Kongresi ve Nihayetinde Sivas Kongrelerini sayarsak haksız sayılmayız. Bu 3 basamak Ankaraya giden yolun basamaklarıydı, belki de bu basamaklarda Mustafa Kemal’in sarsılmaz ve net tavrı ve bu millete olan inancı sayesinde Ankara’da sağlam durabilmiştir.

Mustafa Kemal Milli Mücade için Samsun’a ayak bastığında birçok düşmanla birlikte savaşmaktaydı. İşgal kuvvetleri, Azınlık Faaliyetleri, Saltanat yanlıları… Bütün bunların yanında ise an acınacak, vahim ve Türk Milletinin fıtratına yakışmayacak olan “MANDACI” zihniyet idi.

Samsun ahalisinde “aman İngilizleri kızdırmayalım, zaten Osmanlı artık tek başına ayakta kalamaz, zaten İngilizler de gelmişler(!?) bari onların mandasında kalalım diyen bir zihniyet vardı.

Amasya’da durum; mandacılık “baskıcı” bir grup olarak değil, daha çok “sessiz bir teslimiyet” olarak mevcuttu. Yerel yöneticilerin çoğu İstanbul’dan gelecek emre bakıyordu.
“Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” maddesiyle, manda fikrinin kapısı daha Sivas’a gidilmeden Amasya’da yüzlerine kapatıldı.

Erzurum’da durum; Erzurum Kongresi, mandacılığın ilk kez resmi bir metinle ve sert bir şekilde reddedildiği yerdir. Erzurum’da delegeler arasında tartışmalar yaşandı ancak kongrenin sonunda yayımlanan beyannamenin 7. maddesiyle; “Manda ve himaye kabul olunamaz” denilerek bu fikir ilk kez resmi olarak “çöpe atıldı”.
Bu cevap Amasya Genelgesine göre çok daha net, keskin ve güçlüydü. Erzurum’daki direnç Samsun’dan daha kalabalıktı çünkü Doğu halkı “ölüm-kalım” savaşı veriyordu. Mandayı savunanlar burada “siyaseten” değil, “çaresizlikten” konuşuyordu ama Mustafa Kemal’in duruşu bu sesi bastırdı.

Sivas’ta durum;
Erzurum’da “Manda kabul edilemez” kararı alınmış olmasına rağmen, Sivas’ta bu konunun tekrar açılması tuhaf gelebilir. Bunun sebebi şuydu: Sivas’a gelen delegelerin bir kısmı, Erzurum kararlarını “sadece Doğu’yu bağlar” sanıyordu. Ayrıca İstanbul’dan gelen “elit” tabaka, Amerikan mandasını modernleşmenin tek yolu olarak görüyordu.
Sivas Kongresi’nde alınan kararlar, aslında mandacılara karşı kazanılmış bir “fikri ihtilal”dir. Bu bağlamda kararları şöyle okumalıyız: “Manda ve Himaye Kesinlikle Kabul Olunamaz” Erzurum’daki ifadeye “Kesinlikle” ibaresi eklenmiştir. Bu, mandacılığın tabutuna çakılan son çividir. Artık bu konu bir daha açılmamak üzere kapanmıştır. Sonuç olarak: Sivas’ta mandacılık, en organize ve en güçlü halini sergilemiş; ancak Mustafa Kemal’in “Ya istiklal ya ölüm” parolasının halktaki karşılığına çarparak siyasi bir enkaz haline gelmiştir. O günden sonra mandacılık bir kurtuluş reçetesi olmaktan çıkmış, bir “teslimiyet belgesi” olarak tarihe geçmiştir.

Şimdi neden biraz uzunda olsa böyle bir girişle başladık?

İşbirlikçiliğin, mankurtçuluğun ve dahi mandacılığın kaybolmadığını ve hala sürdüğünün bilinmesi için. O dönemde en ağır saldırıların İstanbul’dan gelen “elit” tabakalalardan ve bölgedeki halk eşrafı bilinen kimselerin mandacılığı kurtuluş olarak gören ve etki sahalarına bu fikirleri aşılayan devşirilmiş ve işbirlikçi zihniyetleriydi.

Anlaşılıyor ki o dönemde mandacılığı Amerikalılara kaptıran İngilizler bu sefer ellerini sıkı tutmaya kara vermiş olacaklar ki “Kaymakamlık” gibi ve Valiliğe, oradan da daha üst düzey devlet yönetimine gidecek olan bir makamı hedef almışlar ve o dönemde bizzat Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar gidip, bizzat arazide beşinci kol faaliyetlerini yürütmelerine rağmen, zamanımızın işbirlikçi zihniyeti ağabeylerinin bu köşelere kadar yorulmalarına göz yummamış ve kendi devşirilecek devlet erkanın bizzat İngilizlerin ayaklarına kadar servis etmişlerdir, Eh İngilizler’de bu sefer işi en başından, bu sefer Amerika’ya kaptırmayalım diyerek mandacı zihniyetleri yetiştirme ve devşirme çalışmalarına başlamışlardır.

Okul yıllarında en garibime giden ise, henüz internetin ve bilgi akışının bu kadar hızlı olmadığı dönemlerde bile Mustafa Kemal’in karşısına çıkan ve Erzurum, Sivas gibi İstanbul’a en uzak bölgelerde bile Mandacılık zihniyetinin nasıl bu hızda yayıldığı ve yerleştiği idi. Nasıl ki bu yazımızda kaymakam adayları taa en başından devşirilip, Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar bir mutlak amir olarak görev yapacaklarsa ve ellerindeki maddi ve hukuki imkanlarla en ücra kasabadaki halkla temas kuracak ve bir şekilde o kimselerin siyasi ufuklarını belirleyeceklerse, demek ki o dönemde de “aydın” denilen kimseler, “muallim” denilenler ve hatta “hoca” denilen devşirilmiş kimseler eli ile bu mandacılık teslimiyetçilik fikrinin yayıldığı idi…

“İleride Vali ve Üst Düzey Yönetici Olacak; KAYMAKAM ADAYLARINA, İNGİLTERE’DE DİL KURSLARI VE KÜLTÜR AŞISI!?” yazımız aslında ileride başımıza gelmesi muhtemel olan post modern bir mandacı zihniyetin ve tehlikesinin nasıl olabileceğini izah etmeye çalışmıştır.

O dönemde bir Mustafa Kemal bu sinsi hile ve oyunun farkına varmış ve en dirayetli tavrı gösterdiği gibi günümüzde de bu sinsi ve birçok kimsenin aklının dahi almayacağı, alanların da komplo teorileri diye sulandırmaya çalıştığı bu tarz hile ve oyunları Milli Çözüm farkına varmakta ve milli ve dini bir hassasiyetle uyarmaktadır. Ki yarın öbür gün hem üzerindeki mesuliyeti atsın hem de hiç kimse duymadık-bilmiyorduk demesinlerdi…

Devlet erklerinin yukarıda kısaca bahis geçilen tarihi gerçeklerin izahı ve bu yazımızı bir işaret fişeği olarak değerlendirip, devletin, kaymakamlık gibi çok etkili ve güçlü bir makamın ve sahibinin asla ve asla dış mihrakların devşirmesine yol vermemesi için gerekli önlemleri almasıdır.

Siyonist sitemin kültürel aşılılarıyla, Siyonist-Küresel sistemle uyumlu idarecilerin hazırlanması!

Siyonist İşbirlikçilerinin kültür anlayışı!
Siyonistler, yönettikleri dünya düzeninde idarecilik yapabilir icazeti vermek için, kendi belirledikleri ülkelerde, güdümüne aldıkları üniversitelere bağlı ve masonik ağırlıklı Enstitülerde “olgunlaşma” eğitimleri vermekteydiler.
Siyonistlerin “olgunlaşma” eğitimine katılanlar; mü’min mi gayrı müslim mi?.. Sağ görüşlü mü, sol düşünceli mi? İslamcı geçmişten mi, milliyetçi kökenli mi? Bunlara kültür aşısı yapan malum odaklar için hiç fark etmezdi. Hatta İmam Hatipli, hafızlık eğitimli, Milli Görüş gelenekli daha çok tercih edilirdi…
Yani Siyonist işbirlikçisi olduktan sonra, ha istismarcı olmuşsun, ha inkârcı olmuşsun hiç fark etmezdi.
İngiltere’de, devlet kesesine pek ağır külfetlerle yaptırılan bu; DİL ve KÜLTÜR eğitimleri niye kendi ülkemizde yapılmazdı ve acaba buralarda hangi KÜLTÜR aşılanmaktaydı

Siyonistlerin demokrasi dümeni; istismarcı işbirlikçileri iktidarda tutmak için tezgahlanmıştı!
Siyonistlerin demokrasi dümeninde, sözde muhalefet olan inkârcı işbirlikçi takımının elebaşları bilerek, yandaşları ise bilmeyerek, “din düşmanlığı” tavırlarıyla, istismarcı işbirlikçilerin istismarına imkân sunmaktalardı.
“Pek çok yanlışı ve tahribatı olsa da din düşmanlarına meydanı bırakmaktansa, yine de bunlara sahip çıkmalıyız!..” kanaatini oluşturmaktalardı.
Oysa gerçekte, istismarcı işbirlikçi takımı Siyonizm’in gizli hizmetkârıydı ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı, AKP-MHP oylarıyla reddedilmiş durumdaydı!

Çok kritik bir konuyu gündeme taşıdığı için Milli Çözüm ekibine teşekkürlerimi arz ediyorum. Ülkemizin mülki idari amirliği hususunda en kilit pozisyonlardan olan kaymakam adaylarının kafalarında daha yurtdışına gitmeden İngiltere’nin mükemmelliği algısı oluşturulmaktadır. Bu algının akabinde birçoğunun talebi dil eğitimini İngiltere’de almak şeklinde tezahür etmektedir.

İngiltere tornasından geçmiş ideal devlet sistemini İngiltere yönetimi olarak gören adayların, nasıl Adil Düzen ve Yeni bir Dünya vizyonuna ve inancına sahip olacakları ise en büyük kuşkulardan birisi olmaktaydı. Bu vizyona ve inanca sahip olmayan birisi hem idari amirliği sırasında hem daha büyük görevlere getirildiğinde nasıl milletine layıkıyla hizmet edecekti. Çünkü sömürgeci mantığın ideal devlet olduğunun kabul edilmesiyle başlayan süreç kümülatif olarak insanın hayır ve adalet yolundaki üretimlerini kısıtlamakta belki de bitirmektedir.

Örneğin makalede geçen kapitalist Siyonist dünya düzeninin en büyük yansımalarından olan Epstein vakalarının nasıl bir sapkınlık düzeyinde olduğu görülmektedir. Teorik olarak zamanı tek boyutlu gören bu dünyada faydasını maksimize etmek için her türlü ahlaksızlığı yapmayı mübah kabul eden kapitalist/Siyonist düzenin en güçlü kalelerinden İngiltere’nin ideal devlet kabul edilmesinin ne büyük zararlar açabileceği düşünülmelidir.

Oysa AKP iktidarı, Siyonizm’in gizli hizmetkârıydı ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı, AKP-MHP oylarıyla reddedilmiş durumdaydı!”

Türkiye ölçeğindeki bir devletin uluslararası alanda ve iç polikadaki bütün koşullarda bağımsız, hür, güvenli bir aksiyon ortaya koymasının en temel şartlarından birisi de yöneticilerinin, bürokratlarının her türlü dış etkiden, dış şantajdan ve dışarıya odaklı zihinsel yapıdan, uzak olması ve milli bir devlet aklına sahip olmasından geçer..

Millî Çözümün, yirmi yılı aşkındır devlete ve devleti yönetmeye talip olan bütün kesimlere, özellikle bu alanda tutmuş olduğu projeksiyon, sadece devletimizin, bölgemizin, İslam aleminin değil, tüm insanlığın güvenliğine ve bağımsızlıklarına da matuf bir tutum ve duruştur.

Aksi takdirde her türlü dış güdüme ve nefse odaklı iç dürtüye, bağımlı olan zavallı kafalardan insanlığa sadra şifa bir duruş çıkmayacağı son derece açıktır…

Picture of Ufuk EFE

Ufuk EFE

YORUMLAR

Son Yorumlar
11
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...