Sn. Bahçeli’nin Tarihi Sorumluluğu;
CUMHUR İTTİFAKI’NDAN AYRILMASIDIR!
Küresel fesatlık ve fitnelere ve bölgemizdeki tehditlere karşı, Milli birlik ve dirlik gayretiyle pek çok yanlışlarına ve tahribatlarına rağmen Sn. Erdoğan iktidarının yanında yer almayı tercih ettiğine inandığımız ve bazı özel sohbet ve görüşmelerimizde dostlara bu hüsnüzannımızı aktardığımız Sn. Devlet Bahçeli’nin, artık Cumhur İttifakı’ndan ayrılması ve bu talihsiz ve tehlikeli gidişatın ve sonuçlarının ortağı olmaması gerektiği kanaatimizi paylaşmak ihtiyacını duymaktayız.
Bu kanaate nasıl vardığımızı ve “haddimizi aşmakla suçlanmak” pahasına bu çağrıyı neden yaptığımızı, genel başlıklarıyla anlatmaya çalışacağız… Çünkü Suriye PKK’sı olan YPG ve SDG’nin, güya Halep’ten ve Deyrizor’dan çıkarıldıkları palavrasıyla, Fırat’ın doğusunda özerk bir Kürdistan bölgesinin meşrulaştırılmaya çalışıldığına şahit olmaktayız. 20 Ocak 2026 tarihinde Mardin Nusaybin İlçemizde, Türkiye-Suriye sınır çizgisinde, YPG’li teröristlerin Şanlı Bayrağımızı indirme küstahlığını asla unutmamalıyız!..
İran’dan Bölge Ülkelerine Sert Uyarı: “ABD Saldırırsa, Üsler Hedef Olacaktır!”
İran’da hayat pahalılığına karşı başlayan protestolar, ABD, AB ve İsrail kışkırtmasıyla hızla hükümet karşıtı gösterilere ve geniş çaplı şiddet olaylarına dönüşürken, Tahran yönetiminden bölge ülkelerine kritik bir uyarı yapılmıştı. İran, olası bir ABD saldırısına karşı Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye gibi ülkelerdeki Amerikan üslerini hedef alabileceğini açıklamıştı.
İngiliz haber ajansı Reuters’a konuşan üst düzey İranlı bir yetkili, Tahran’ın bölgedeki ülkelere net bir mesaj ilettiğini hatırlatmıştı:
“ABD’nin İran’ı hedef alması halinde, İran bu ülkelerdeki Amerikan askeri üslerine saldıracaktır. Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye kadar tüm bölge ülkelerine, Washington’un İran’a saldırısını engellemeleri çağrısı yapılmıştır.”
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik müdahale tehdidinde bulunmasının ardından, İran ile ABD arasında yürütülen gizli diplomasi süreci de sekteye uğramıştı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi ile ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff arasındaki doğrudan iletişimin artık askıya alındığı hatırlatılmıştı. Diplomatik kaynaklar, bu gelişmenin İran’ın ülke barışı ve nükleer anlaşmazlık konusunda ABD ile masaya oturmasını daha da zorlaştıracağını vurgulamıştı.
Türkiye İran’ın yanında durmalıdır!
İran özelinde sahnelenen; ekonomik sıkıntıların kaşınması, meşru taleplerin provoke edilip halkın kışkırtılması, sokakların karıştırılması ve ülkenin kaosa kaydırılması bir Siyonist-emperyalist senaryonun parçasıydı. BOP ambalajlı Arz-ı Mev’ud hayalinin İran’daki barışçıl talepleri ABD-İsrail destekli dış müdahalelerle terörizme ve vandallığa dönüştürmek istediği açıktı. Bu olaylarla Büyük İsrail Projesi’nin hedeflendiği ve tüm bölge ülkelerinin birlikte buna karşı koyması gerektiği artık anlaşılmalıdır…
AKP iktidarının birinci görevi acilen İncirlik ve Kürecik üslerini kapatmasıdır. Ayrıca ABD’nin İran’a yaptırım uygulaması konusunda Erdoğan iktidarının dik durması lazımdır. Aksi halde ABD ve İsrail, İran’dan sonra Türkiye’ye musallat olacaklardır. İran’ın siyasi özgürlüğü ve toprak bütünlüğü ile istikrarının korunması “Türkiye için hayat memat konusu” olmaktadır. İran’ın huzursuzluğunun Türkiye’yi tehdit edeceği unutulmamalıdır.
İran’da 28 Aralık 2025’te başlayan protestolar ve ardından Trump’ın askeri müdahale şantajı, aslında Türkiye’ye de yapılmış sayılmalıdır. ABD ve İsrail’in, İran’a karşı “saldırı pozisyonuna geçmesi”, “konvansiyonel savaşa bir adım daha yaklaşmaktır.” Bölgedeki “etnik ve mezhebi fay hatlarının kırılarak husumet mevzilerinin çok daha güncellenip güçlenmesinin herkesin aleyhine” olacağı uyarıları dikkate alınmalıdır.
Trump’ın Grönland’ı ele geçirme adımları ile ilgili olarak; “Bir NATO üyesi ülkenin hâkimiyetindeki topraklara bir başka NATO üyesi ülkenin çökme ve işgal planı nasıl tarif ve tevil edilecektir?” diyen Devlet Bahçeli’nin, “Bugünün dünyasında hasta adam ABD’dir. ABD’nin 50 parçaya ayrılacağı günler uzak değildir” tespitleri haklıydı.
Ancak Sn. MHP liderinin: “PKK’nın örgütsel varlığı feshedilmiş durumdadır. Bu terör örgütünün uzantısının da akıbeti aynı olmalıdır” sözleriyle, SDG’ye çözülme çağrısında bulunacağına ve haklı olarak sözde SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’yi “terörist İsrail’in kuklası” şeklinde suçlayıp halkımızı avutmaya çalışacağına, bütün bunlara yol açan AKP iktidarından hemen ayrılması ve Cumhur İttifakı’nı bozması lazımdı!..
İngiltere’den, Türkiye Dahil 16 Ülkeye Seyahat Uyarısı Yapılmıştı!
İngiltere Dışişleri Bakanlığı, Ortadoğu’daki artan gerilim ve İran’daki gelişmeler nedeniyle Türkiye, BAE, Mısır ve Kıbrıs’ın da aralarında bulunduğu 16 ülkeye yönelik seyahat uyarısı yayımlamıştı. Ortadoğu’da giderek yükselen bölgesel tansiyon, uluslararası seyahat güvenliğini tehdit etmeye başlamıştı. İngiliz vatandaşlarına “ekstra dikkatli” olmaları çağrısı yapılırken, Dubai için de terör riski yeniden gündeme taşınmıştı.
İngiltere’nin yayımladığı seyahat uyarısında şu ülkeler yer almıştı: Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen, Suriye, Suudi Arabistan, Katar, Umman, Libya, Lübnan, Kuveyt, Ürdün, Irak, Mısır, Kıbrıs, Bahreyn ve İran.
Sahibinin Sesi TRT’den Hakan Fidan’a Sansür Küstahlığı
TRT’de canlı yayına çıkan Hakan Fidan’ın, İran için kullandığı “İsrail’in beklediği son kesinlikle olmayacak” sözünün, kurumun sitesinde sansürlenmesi, uşaklık psikolojisinin daniskasıydı. Bakan Fidan, İran’da yaşanan gelişmeler hakkında bazı açıklamalar yapmıştı. TRT Haber’in internet sitesine de girilen haberde Hakan Fidan’ın sözlerinin bir bölümü sansüre uğramıştı.
TRT Haber’in internet sitesinde Fidan’ın İran ile ilgili açıklamalarında şu ifadeler yer almıştı:
“İran maalesef son 30 küsur yıldır büyük yaptırımlar altındadır. Takip ettiği küresel ve bölgesel politikalardan dolayı kazandığı avantajlar olduğu gibi bedelini ödemek zorunda olduğu hususlar da vardır ve bunların büyük bir çoğunluğu da uzun vadeli yaptırımlar olarak dönmeye başlamıştır. İran’ın çok dinamik, sofistike bir halkı vardır, yaşama arzusu yüksek, hayata katılma dinamiği çok yüksek bir halkı vardır, genç nüfusu çok fazladır. Bunların hayattan beklentileri, gerçek hayatla olan ilişkileri, ekonomik imkân sahibi olmayla alâkalı konulardır; buralarda bu yaptırımlardan dolayı ciddi tıkanmalar olduğunu biliyoruz. Zaman zaman ülkede çeşitli bahanelerle bu yapısal sorunların geniş katılımlı gösterilere dönüştüğünü de görüyoruz. 2019’da bunu gördük, 2023’te gördük; her 3-4 yılda bir gerçekten büyük çaplı gösteriler yapılmaktadır. Aynı zamanda yurt dışından İran’ın rakipleri tarafından da manipüle edildiği de ayrı bir gerçek olarak karşımızdadır. Ha böyle bir realite de vardır. MOSSAD bunu gizlemiyor; kendi internet hesaplarından, Twitter hesaplarından İran halkını ayaklanmaya çağırıyor, bu bağımsız bir ülkenin içini karıştırmaktır…”
Hakan Fidan’ın konuyla ilgili “İsrail’in beklediği son kesinlikle olmayacak” ifadeleri ise TRT tarafından makaslanmıştı!
İşte Hakan Fidan’ın TRT Haber internet sitesinde yer verilmeyen açıklamaları:
“12 gün savaşlarında da benzer açıklamalar görmüştük. Ayaklanmanın başında (İsrail’in) doğrudan çağrıları oldu ama fiili saldırıda bulunduğu için İran halkı orada asil bir tavır ortaya koydu. Düşman saldırısı karşısında birleştiler. Farklılıkları bir kenara bıraktılar. Gün bugündür. Farklılıkları bir kenara bırakacağız. İmkânsızlıklarımızı bir kenara bırakacağız. Burada tek yumruk olacağız, ‘direneceğiz ve dik duracağız’ deyip onurlu bir tavır takındılar. İsrail orada aradığını bulamadı. Ama burada savaşın olmadığı bir ortamda, başka sahici sıkıntıların reaksiyona yol açtığı bir ortamda, İsrail’in bunu değerlendirmeye çalıştığını da görüyoruz. Bunlar benim şahsi değerlendirmem. Arkadaşlarla da konuşuyoruz. Diğer yurt dışındaki ortaklarımızla, partnerlerimizle de konuşuyoruz. Bu tabii ki rejime çok güçlü bir (destek) mesaj veriyor. Rejimin ben bunu alacağından eminim. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın bu noktada yaptığı açıklamalar da var. Ama İsrail’in beklediği bir sonun olmayacağını kesinlikle görüyorum. Yani İran halkının hangi konuya, kimin için ve ne kadar tepki koyacağını bildiğine inanıyorum…“
ABD ve İsrail’in Akdeniz’e Yerleşmesi Bir İddia Değil, Üs İsimleriyle Ortada Duran Bir Tehdit Konumundadır.[1]
“Bugün ABD ve İsrail, Akdeniz ve Ortadoğu’da neredeyse kesintisiz bir askeri hat kurmuşlardır. İtalya’da Aviano Hava Üssü ve Sigonella Deniz ve Hava Üssü vardır ve ABD’nin Avrupa-Ortadoğu geçiş kapısıdır. İspanya’da Rota Deniz Üssü, Akdeniz ile Atlas Okyanusu arasındaki kilit noktadır.
Yunanistan’da Souda Bay (Girit), Doğu Akdeniz’in kontrol anahtarıdır. Almanya’daki Ramstein Hava Üssü, her ne kadar Akdeniz kıyısında olmasa da bu hattın beyni konumundadır.
Ortadoğu’ya gelindiğinde tablo daha da netlik kazanır!
Irak’ta Ayn el-Esad Üssü ve Erbil-Harir Üssü, Suriye’de Haseke, Rümeylan ve Deyrizor çevresindeki ABD noktaları, Ürdün’de Muwaffaq Salti (Azraq) Hava Üssü, Katar’da El-Udeid Hava Üssü (ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı – CENTCOM’un ana karargâhı) bulunmaktadır.
Ayrıca, Bahreyn’de 5. Filo Komutanlığı, Kuveyt’te Camp Arifjan ve Ali Al Salem Hava Üssü vardır ve bu üslerin hiçbiri savunma amaçlı geçici yapılar sanılmamalıdır. Çünkü hepsi, Büyük Ortadoğu Projesi’nin askeri altyapısıdır.
Ancak ülkemizdeki ABD üsleri ve işbirlikçilerinin dürüstlükleri(!) çok daha kuşku verici durumdadır…
ABD’nin, Siyonist rejim İsrail eliyle Filistin’i ve Suriye’yi işgali son değil, önce İran’ı dağıtmak ve asıl hedefleri olan Anadolu topraklarında yaşayan Müslüman halkımızı yok etmekle son bulacaktır. Bunun için Çin’in de ilerleyişi korkusuyla Ortadoğu’da çıkarları için Rusya ve ABD anlaşmış, Çin’e karşı bir blok oluşturmuşlardır. Rusya ve ABD asla birbirine saldırmayacaktır. Hatta Anadolu topraklarına gerekirse ABD, Rusya kozunu kullanmak için tüm kozlarını birlikte oynayacaklardır.
Bu tabloya bakıldığında mesele daha iyi anlaşılır:
Amaç halklara barış getirmek değil, coğrafyamızı parçalara ayırarak yönetilebilir kılmaktır. Burada Kürtler de, Araplar da, Türkler de aynı oyunun figüranı yapılmaya çalışılmaktadır. Kürt halkına “devlet” vaadi sunulurken, gerçekte verilecek şey karanlıktır. Kürtlere ne gerçek bir egemenlik, ne kalıcı bir güvenlik asla söz konusu olmayacaktır.
Bu nedenle en kritik nokta şu olmaktadır:
Ülkemizde ve çevremizde bu projelerde çizilen bölgeler, yalnızca siyasi sınırlar olarak kalmayacaktır; buralar binlerce yıllık kutsal ve ortak yaşam alanlarımızdır. Bu yüzden çözüm, halkların birbirine düşmesi değil; “Türk’ün Kürt’le, Kürt’ün Türk’le kardeşliğini korumasıdır.”
Çünkü ayrılık, haritalarda ve şuursuz dumanlı kafalarda güzel görünse de, aslında aşağılanmayı, esir alınmayı ve tüm acıları hep birlikte yaşatır! Öyle ise; ya ABD ve AB’nin ve ortaklarının, “dostum Trump’ın” gazına gelip ütopik BOP için; bölgemizde Siyonist İsrail’in emirliğinde; 4 Kürt Eyalet, 1 Arap, 1 Türkmen, 1 Alevi Eyaleti olarak parçalanacağız… Sonra topraklarımızı, egemenlik haklarımızı hepten kaybetmiş olacağız. Ya da birlik olup Siyonist ve emperyalist güçlerin hepsinin Ortadoğu planlarını bozacağız. Veyahut ABD’nin Beyaz Saray’ını içten ayaklanma ile yakıp, bu gaddar ve cebbar ülkeyi 50 değil, 100 eyalete parçalayıp, dağıtacağız… Sonrası dünyanın başına bela olan, Siyonist İsrail’in, yardakçı işbirlikçilerinin cezasını kesmek kolaydır; vesselam…”
Bu talihli tespit ve temenniler, Sn. Bahçeli’ye yaptığımız tarihi çağrının haklılığını ortaya koymaktadır!
NATO Yetkilileri Türkiye’den F-16’ları Neden İstiyorlardı?
NATO, Türkiye’den acil olarak F-16 savaş uçaklarını talep ediyordu. Takvimin öne çekildiği öğrenilirken Ankara’nın ne karar vereceği merak ediliyordu!
Bloomberg’e göre, NATO, Baltık Hava Polisliği görevi kapsamında Türkiye’den F-16 savaş uçaklarını 2026 yılında planlanandan aylar önce görevlendirmesini istiyordu. Konuya yakın kaynakların aktardığına göre bu adım, ittifakın Rusya kaynaklı hava sahası ihlallerine karşı savunma önlemlerini artırdığı bir dönemde gündeme geliyordu.
Güvenilir kaynaklara göre NATO’nun önerisi, Türk F-16’larının Ağustos–Aralık 2026 döneminde Estonya’da dört ay süreyle konuşlandırılmasını içeriyordu. Türkiye’nin ise hâlihazırda Aralık 2026–Mart 2027 tarihleri arasında Romanya’da hava polisliği görevi üstlenmesi planlanıyordu. Kaynaklar; Ankara’nın, NATO’nun bu erken konuşlanma talebine nasıl yanıt vereceğine henüz karar vermediğini belirtiyordu. Türk savaş uçakları Baltık Hava Polisliği misyonu kapsamında en son 2025’in başlarında görev yapmıştı.
Türkiye Savunma Bakanlığı konuya ilişkin yorum yapmazken, NATO da Bloomberg’in yönelttiği sorulara nedense yanıt vermiyordu. Gelişmenin, Türkiye’nin 2026 temmuz ayında yapılacak NATO zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bir döneme denk gelmesi de dikkat çekiyordu. Aralık ayında bir Türk F-16’sı Karadeniz üzerinde Türk hava sahasına yaklaşan bir insansız hava aracını düşürüyordu. Birkaç gün sonra ise Türkiye’nin kuzeybatısında Rus yapımı olduğu değerlendirilen bir dron enkazı bulunuyordu. Ankara, Karadeniz’de Rusya bağlantılı gemilere yönelik saldırılar da dahil olmak üzere bölgede artan güvenlik risklerine temkinli yaklaşıyordu.
Yoksa Siyonizm güdümlü Batı emperyalizmi, Türkiye ile Rusya’yı kapıştırmak ve tehdit gördükleri iki hedeften birlikte kurtulmak için tuzak mı hazırlıyordu?.. Zira, Trump’ın Grönland’ı ABD’ye katma ve Kanada’yı 51. Eyaletleri yapma zorbalıkları; başta İngiltere olmak üzere, tüm Avrupa ülkeleriyle, 3. Dünya Savaşı’na evrilecek tehlikeli bir süreci tetiklemiş oluyordu. Bu nedenle ülkemizin işbirlikçi kafalarla bu badireyi atlatamayacağı gerçeğini artık anlamamız gerekiyordu!..
Zengezur Koridoru’nun Hisse Çoğunluğu ABD’ye Bırakılıyordu!
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan 13 Ocak 2026’da Washington’da bir araya geliyordu. ABD ve Ermenistan, Türkiye’de Zengezur Koridoru adıyla bilinen, Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu (TRIPP) projesi konusunda yeni bir anlaşma imzalanıyordu. Buna göre koridorun inşası ve işletilmesi için “TRIPP Geliştirme Şirketi” kurulacağı açıklanıyordu.
Başlangıçta şirket hisselerinin %74’ü ABD’ye, %26’sı ise Ermenistan’a bırakılıyordu.
Bu tarihi ticaret yolu, Azerbaycan ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında Ermenistan üzerinden kara bağlantısı sağlamayı hedefliyordu. ABD ve Ermenistan arasında yapılan anlaşma, TRIPP projesinin nasıl hayata geçirileceğinin yol haritası oluyordu. Belirlenen güzergâh üzerinde demiryolu ve karayolu inşaatı ve geliştirilmesinden TRIPP Geliştirme Şirketi yetkili kılınıyordu.
Ermenistan’ın desteği ve arabuluculuğuyla kurulacak şirkete ilk etapta 49 yıllık geliştirme hakkı veriliyordu. Şirkete tanınan hakların daha sonra 50 yıl uzatılması ve Ermenistan’ın hisse payının %49’a çıkması planlanıyordu. TRIPP’in Ermenistan topraklarında tam olarak hangi noktalar üzerinde inşa edileceği henüz bilinmiyordu.
Çerçeve anlaşmada Ermenistan’ın koridor üzerinde “mutlak ve tartışmaya kapalı” egemenlik hakları olacağı vurgulanıyordu. Bu hakların arasında TRIPP alanı içinde kalan bölgelerde Ermenistan yasalarının uygulanması ve Ermenistan kolluk kuvvetlerinin görev alması da bulunuyordu. ABD’nin devreye girmesinin ardından koridoru kimin kontrol edeceği Ermenistan’a yakınlığıyla bilinen İran’da tereddütlere yol açıyordu.
Atatürk’ün hayali olan ve ülkemiz için hayati önem taşıyan Zengezur Koridoru’nda, ABD’nin patron, Türkiye’nin sadece garson yapılması, geleceğimiz ve güvenliğimiz için büyük riskler taşıyordu!
Erdoğan’ın; ‘Ticareti canlandıracak proje’ demesi tam bir kandırmacaydı!
Azerbaycan ile Nahçıvan arasında kara bağlantısı sağlamayı amaçlayan projeye Türkiye de büyük önem atfediyordu. Ama milli çıkarlarımızı korumaktan aciz bir iktidar bulunuyordu. Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, 21 Temmuz 2025’te yaptığı bir açıklamada “Zengezur Koridoru sadece Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye’ye değil bölgedeki diğer ülkelere de fayda sağlayacak bir durumdur. Jeoekonomik boyutu itibarıyla son derece önemli bir konudur. Bu hattın bölgemizin ötesindeki coğrafyaları da birbirine bağlaması ve ticareti canlandırması umulur” diyen Erdoğan, edebiyatla halkımızı avutuyordu.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu da 22 Ağustos 2025’te projenin Türkiye ayağını oluşturan Kars-Dilucu Demiryolu Hattı temel atma törenine katılıyordu. Uraloğlu’na göre 224 kilometrelik demiryolu tamamlandığında 15 milyon ton yükün yanı sıra 5,5 milyon yolcu taşıma kapasitesine çıkıyordu. “Türk dünyasına, Türk Cumhuriyetlerine, Uzak Doğu’ya bağlanacak en kestirme yol olacağını” belirten ve “30 yıllık projeksiyonda toplam 147,6 milyar lira kazanç sağlayacağımızı hesaplıyoruz” diyen Bakan; ABD’nin patron, Türkiye’nin garson yapılmasına palavra kılıfı sarıyordu. Oysa Atatürk, dönemin İran Şahı Rıza Pehlevi’yi ikna edip Nahçıvan’la aramızdaki İran topraklarını trampa yoluyla ülkemize katıyordu.
AKP iktidarının çıkmazdan kurtuluş çırpınışları!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, 21 Mayıs 2014 ile 30 Eylül 2018 arasında Erdoğan iktidarının Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nden 2 milyar 320 milyon dolar taşıma ücreti aldığını vurgulamıştı. Bu tutarın önce Jersey Adası’nda kurulan Turkish Energy Company (TEC) adlı şirkete aktarıldığını, ardından 904 milyon dolarının BOTAŞ’a yollandığını, geriye kalan 1 milyar 416 milyon doların ise ortadan kaybolup bu paranın Jersey Adası’nda adeta buharlaştığını açıklamıştı. Yani güncel kurla 58 milyar lira kayıp vardı.
Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, iktidarın Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı üzerinden yürüttüğü ticarette usulsüzlükler tespit ettiklerini hatırlatarak “Duvardaki ikinci tuğlayı çekiyorum! Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Yüce Divan dosyasına girecek belgeleri açıklamaya devam ediyorum.” ifadesini kullanan Yavuzyılmaz:
“21 Mayıs 2014-30 Eylül 2018 tarihleri arasında AKP’nin, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’ndan, uluslararası anlaşmalara aykırı olarak taşıdığı ham petrol için; Irak Bölgesel Kürt Yönetiminden 2 milyar 320 milyon dolar taşıma ücreti aldığını saptadık. Bu tutar önce, AKP hükümetinin Jersey Adası’nda kurduğu Turkish Energy Company (TEC) adlı şirkete transfer ediliyor. Ardından 904 milyon doları Türkiye’ye BOTAŞ’a aktarılıyor. Geriye kalan 1 milyar 416 milyon dolara ise ne olduğu meçhul. Bu para, adeta bir kara delik olan Jersey Adası’nda buharlaşıyor! Güncel kurla 58 milyar lira kayıp! Ayrıca Uluslararası Tahkim Mahkemesi söz konusu ticaretle ilgili; Türkiye’nin Uluslararası anlaşmalara aykırı olarak, fazladan 1 milyar 324 milyon dolar ham petrol taşıma ücreti aldığını tespit ediyor. Türkiye’nin bu tutardaki cezayı da Irak Merkezi Hükümeti’ne ödemesine hükmediyor. İktidara gelir gelmez, buharlaştırılan ve cezaya hükmedilen bu tutarları, Cumhurbaşkanı ve ilgili AKP’li yöneticilerin mal varlıklarından tahsil edeceğiz!”
Kaynak olarak 13 Şubat 2023 tarihli Uluslararası Tahkim Mahkemesi Nihai Kararı, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Deloitte Resmi Petrol Raporları ve BOTAŞ Sayıştay Raporlarını paylaşmıştı.
Irak’la olan petrol boru hattı anlaşmasında AKP’nin usulsüzlükleri sebebiyle Türkiye’ye kesilen cezayı “görünmez” kılmak için iktidarın karanlık planını açıklayan Yavuzyılmaz 13 Ocak 2026’da ise, “AKP’nin Trump’ın önünde diz çökmesinin bir belgesi daha” diyerek ilginç açıklamalar yapmıştı. Deniz Yavuzyılmaz, AKP’nin Irak ile olan petrol anlaşmasını ihlal ettiği gerekçesiyle çarptırıldığı 1,4 milyar dolarlık cezayı ABD mahkemelerinde “buharlaştırmaya” çalıştığını belgeleriyle ortaya koymuşlardı.
1,4 milyar dolar buharlaştırılmaya çalışılmaktadır!
‘Devasa kamu zararı’:
Bu yolla Erdoğan Türkiyesi’ne kesilen cezanın görünmez hale getirilmek istendiğini savunan Yavuzyılmaz, “Türkiye ödese de eski alacaklarına saysa da ‘devasa’ olarak nitelendirdiği kamu zararının yaşanacağını” hatırlatmıştı.
ABD Columbia Bölge Mahkemesi kayıtlarını paylaşarak AKP’yi eleştiren Deniz Yavuzyılmaz, sosyal medya hesabı üzerinden şu açıklamayı yapmıştı: “AKP’nin neden Trump’ın önünde diz çöktüğünün bir belgesine daha ulaştık!”
“AKP’nin Irak-Türkiye ham petrol boru hattında yaptığı usulsüz petrol taşımacılığı nedeniyle; Uluslararası Tahkim Mahkemesinin verdiği 1 milyar 471 milyon dolarlık ceza tutarını Amerika’da, Washington DC’de, Irak’ın bu parayı tahsil etmek için başvurduğu tenfiz mahkemesinde, 1990 yılına ait (AKP öncesi) Türkiye’nin Irak’tan olan alacaklarına saydırmaya çalıştığını tespit ettik. Bu mahsuplaşmayla AKP, karanlık petrol taşımacılığından doğan tahkim cezasını, Amerika’da buharlaştırmanın peşindedir.”

Son hatırlatma!
Yanlış yola girenlerin, uçuruma yaklaştığını fark ederek, son anda bile, geri dönmeleri, yine de bir akıllılıktır. Ancak; uçurumdan aşağı düşerken hatasını itiraf etmek ise, artık yararsız bir pişmanlıktır!..
ABD’nin Eyaleti mi Yapıldık?
MSB Güler’in ABD Büyükelçisi Barrack’ı kabul ettiği görüşmede, Barrack’ın oturduğu koltuk “Barrack sömürge valisi mi?” eleştirilerine yol açmıştı. “MSB’deki oturma düzeni uzun yıllardır aynı.” diyenler konuyu çarpıtmaktaydı. Oysa Barrack’ın; görüşmenin yapıldığı salonda ortada yer alan ikili bir koltukta tek başına oturması, Güler’in ise diğer heyet üyeleriyle aynı şekilde yan sırada tekli bir koltukta oturması tepkiyle karşılanmıştı. Murat Bakan, oturma düzeninin devlet ciddiyetine zarar verdiğini iddia ederek “Bu topraklar müstemleke değil” diyerek şunları hatırlatmıştı:
“Milli Savunma Bakanı kendi makamında, kendi bayrağının altında, kendi kurumunda ‘kenara düşmüş’ bir görüntü veriyorsa, buna ‘kötü fotoğraf’ deyip geçemeyiz. Orada kadraj hatası yok, devlet ciddiyetine zarar veren bir tablo vardır. Bu kare ‘eşitiz’ demiyor. Tam tersine, ‘bir taraf merkezde, bir taraf kenarda’ diyor. Biz egemen bir devletiz. Bu topraklar da müstemleke değildir. Hiçbir yabancı temsilci, hangi devleti temsil ederse etsin, Ankara’da bir Türk Bakanının makamında ‘ev sahibi’ görüntüsü veremez; ‘başköşe sahibi’ gibi oturtulamaz.”
Haberlerde; Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’la buluşmuşlardı. Kabulde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu da yer almıştı. Ama fotoğraftaki oturma düzeni, kabul edenin Tom Barrack olduğunu çağrıştırmıştı. Görüşmede Büyükelçi Barrack’ın ortada, ikili koltukta, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in ise yan tarafta oturması dikkatlerden kaçmamıştı!
Hatırlanacağı gibi 2010 yılında, İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, Türk Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u davet etmiş, ancak kendisinden aşağıda bulunan bir kanepede oturtmuşlardı. Ayalon, görüşmeyi izleyen gazetecilere de İbranice seslenerek bunun kasıtlı olduğunu söylemekten sakınmamıştı. Görüşmede Türk bayrağı da yoktu…
10 Ton Kokain Türk Şirketine Ait Gemiden Çıkmıştı!
Kanarya Adaları açıklarında 10 ton kokain ele geçirilen gemiyle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Türkiye’de 7 kişi yakalanmış ve 1 şirketin mal varlığına el konulmuş durumdaydı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosunca, “Atlantik Okyanusu’nda bir gemiye yapılan operasyonda 10 ton uyuşturucu madde ele geçirildi” şeklindeki haberlere istinaden soruşturma başlatıldığı vurgulanmıştı.
Siyonist sermaye baronlarının taşeronluğunu yapan uyuşturucu patronları, gemiler dolusu 10 tonlarca uyuşturucu taşıyıp dağıtırken, sağda solda birkaç kilo, birkaç yüz gram uyuşturucu yakalayanlar, hâlâ kahramanlık taslıyorlardı!
IMF’den Türkiye İçin Haciz Hazırlığı mıydı?
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Türkiye ile ilgili ilk kez hizmet enflasyonu ile döviz kuru etkisini birlikte ele aldığı kapsamlı analizinde, hizmet fiyatlarının kur şoklarına mallara kıyasla daha sınırlı tepki verdiği ancak çok daha kalıcı bir enflasyon ürettiğini vurgulamıştı. Aynı zamanda, Türkiye’deki hizmet enflasyonunun seyrinin uluslararası ölçekte “sıra dışı” (ve tehlike barındırıcı) olduğu hatırlatılmıştı.
Hizmet enflasyonunun “sıra dışı” olarak tanımlanması bir uyarıydı!
Ekonomim’in haberine göre, söz konusu raporda; hizmet fiyatları, kur şoklarına karşı mal fiyatlarına kıyasla daha dirençli görünse de, çok daha kalıcı bir enflasyonist yapı sergilediği ortaya çıkmaktaydı. IMF, hizmet enflasyonundaki artış hızının ve ataletin hem Türkiye’nin geçmiş verileriyle hem de küresel örneklerle karşılaştırıldığında “sıra dışı” düzeye ulaştığı, yani tehlike çanlarının çalmaya başladığı uyarısı yapılmıştı.
Amerika’daki özel Siyonist Sermaye Bankalarının; Türkiye gibi ülkelere sağladığı kredilerin zamanında ve faiz katkılarıyla birlikte ödenmeyen bu borçları, gerekirse askerî güç kullanarak tahsil etmek üzere bir KEFALET KURUMU olarak devreye sokulan IMF, Sudan gibi borcunu ödeyemeyen birçok ülkede binlerce km2’lik verimli alanları işgal etmiş durumdaydı. Şimdi, kefil olduğu özel sermaye borçlarıyla birlikte DIŞ BORÇ toplamı 1,5 trilyon dolara ulaşan Türkiye’deki NADİR ELEMENT bölgelerini ve BOR rezervlerini devralmaya çalıştığı konuşulan IMF, bunların altyapısını mı oluşturmaktaydı?
Bakan Şimşek, 30 Trilyon Dolarlık Fon Devleriyle Niye Buluşmuşlardı?
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, New York’ta gerçekleştirdiği yatırımcı toplantılarını tamamlamıştı. Şimşek’in, temasları kapsamında, toplam bilanço büyüklüğü yaklaşık 30 trilyon dolara ulaşan küresel yatırım kuruluşlarından (yani Siyonist Sermaye Baronlarından) 300’den fazla yatırımcıyla bir araya geldiği ortaya çıkmıştı. AA muhabirinin Hazine ve Maliye Bakanlığından edindiği bilgiye göre Bakan Şimşek, Londra’nın ardından New York’ta gerçekleştirdiği temaslarını tamamlayarak Türkiye’ye dönmüş bulunmaktaydı. Şimşek’in perşembe ve cuma günleri düzenlenen New York programı kapsamında 15 toplantı yapılmıştı. Bakan Şimşek’in, toplam bilanço büyüklüğü yaklaşık 30 trilyon dolara ulaşan dünyanın önde gelen küresel yatırım kuruluşlarından 300’ü aşkın yatırımcıyla bir araya geldiği aktarılmıştı.[2]
Yoksa malum odakların özel sekreteri gibi çalışan Sn. Mehmet Şimşek, Türkiye’den alacakları olan ve artık ödenme umutları da kalmayan Yahudi sermayedarların, Küresel Kefalet Kurumu IMF eliyle Türkiye’deki yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarımıza el koyma operasyonlarına organizatörlük mü yapmaktaydı?
- https://www.facebook.com/share/r/1BFEPYkEt9
- https://bigpara.hurriyet.com.tr – 18.01.2026

İran’ın ABD ve İsrail tarafından vurulmasında,cılız tepki hatta hiç denecek kadarken Müslüman ülkelerdeki vurulan ABD üsleri için Hükümet başı canı yanmışcasına itidal nuıtukları atmıştı. Müslüman ülkelerin cılız desteklerine rağmen İran 13 gündür İsraili ve ABD üslerini vurmaya devam etmektedir. Hürmüz boğazının kontrolü ile tüm dünyaya meydan okumaktadır. İsrail’e ticaret gemilerinin gittiği belgelenmktedir. Ancak medya bunları gündeme getirmemektdir. İyice pili bitirilen ve tükenen İsrail halkı sığınaklarda aç kaldığı için hükümete isyan sesleri çoğalmaktadır. Tam bu süreçte tüm İslam ülkelerinin özellikle Türkiyenin önderliğinde bir araya getirecek kaynaşmayı sağlayacak İslam Natosu ve İslam Birliğini harekete geçirecek İsraili ve ABD’yi yerin dibine batıracak güce ihtiyaç duyulmaktadır. AKP’nin İran konusunda sessiz kalışı dış güçlerin kontrolünde olduğunun göstergesi sayılmalıdır. Erbakan hocamızın ve Muhterem Ahmet Akgül üstadımızın defaatle uyarıları “Türkiyenin en önemli meselesi bu AKP hükümetinden bir an önce kurtulması gerekliliğidir” Bu kafalarla dış politika yapılamamaktadır.Türkiyede acilen yaşanacak hükümet değişikliğine ihtiyaç vardır. Ülkesini seven Milli duyarlılığı olan zihniyetlerin bir araya gelip Milli mutabakat hükümeti kurulması gerekmektedir. Yine Erbakan Hocamızın 1980 yılındaki tarihi konuşması ile sonlandıralım:
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Milli Çözüm, tarihi bir çağrı yapıyordu: “Sn. Bahçeli’nin Tarihi Sorumluluğu; Cumhur İttifakı’ndan ayrılmasıdır!”
İngiliz haber ajansı Reuters’a konuşan üst düzey İranlı bir yetkili, Tahran’ın bölgedeki ülkelere net bir mesaj ilettiğini hatırlatmıştı:
“ABD’nin İran’ı hedef alması halinde, İran bu ülkelerdeki Amerikan askeri üslerine saldıracaktır. Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye kadar tüm bölge ülkelerine, Washington’un İran’a saldırısını engellemeleri çağrısı yapılmıştır.”
İşbirlikçilere kalsa, uyduruk bahanelerle Yahudi ile beraber olur, İran’la savaşmaya da kalkarlar!
Aziz Erbakan Hocamız “AKP’yi iş başında tutmak, Siyonizm’in, 20. Haçlı Seferi’ni hedefe ulaştırmak için ana vazifesidir!” buyurmuşlardı.
Erbakan Hocamız: “… O Yahudi de İran’la savaşacak ve sana diyecek ki sen de benden beraber ol. Bunlara kalsa bunlar onlarla beraber olur İran’la savaşmaya da kalkarlar. Böylece İslam alemini darmadağın ederler, insanlığı mahvederler. Öyle olmasa dahi arkadan hedef Türki’yedir. Türkiye’ye hücum edecekler, Türkiye’ye Sevr’i uygulayacaklar, Güneydoğu’yu alacaklar İsrail’e katacaklar, Ermenileri getirecekler, Pontus’u getirecekler, ne yapacakları belli. Zaten de onların hazırlıklarını şimdiden yapıyorlar, adım adım. Bütün bunların hepsi, bu arkadan gelebilecek olayların hepsi bizim milli menfaatlerimize aykırı. 1400 yıllık Osmanlı, Selçuklu dönemimizin tarihine aykırı, bulunduğumuz cepheye aykırı. Biz hep mazlumlardan yana olduk, hiç bebek katillerini şimdiye kadar desteklemedik, onlara maşalık yapmadık, bebeğe, tutup ta al şunu öldür demedi bu millet tarihi boyunca, ilk defa bunların döneminde söylüyor…” diyerek ta öğünlerden bugün yaşanabilecekleri bizlere hatırlatıyordu.
Milli Çözüm, “Türkiye İran’ın yanında durmalıdır!” diye tarihi bir çağrı yapıyordu.
Milli Çözüm; “AKP iktidarının birinci görevi acilen İncirlik ve Kürecik üslerini kapatmasıdır. Ayrıca ABD’nin İran’a yaptırım uygulaması konusunda Erdoğan iktidarının dik durması lazımdır. Aksi halde ABD ve İsrail, İran’dan sonra Türkiye’ye musallat olacaklardır. İran’ın siyasi özgürlüğü ve toprak bütünlüğü ile istikrarının korunması “Türkiye için hayat memat konusu” olmaktadır. İran’ın huzursuzluğunun Türkiye’yi tehdit edeceği unutulmamalıdır.” hatırlatmasını yapıyordu.
Milli Çözüm ’ün yaptığı tarihi hatırlatmalar karşısında;
“… İçinizde (sizi uyaracak) hiç aklı başında olan (reşid) bir adam yok mu?”… (Hûd Suresi 78. Ayet) diye sormamız gerekiyordu!
Makam mevki aşıklarının, para sevdalılarının odağı olmuş Cumhur ittifakı artık milletimiz için tam manasıyla bir beka meselesi haline gelmiştir. Cumhur ittifakı artık kendi iç dinamiklerine dahi hakim olamayacak derecede adeta bir kanser gibi büyümüş artık fitneleri kendi kontrolü dışında bile üretir hale gelmiştir. Zaten siyonizm bir makine ürettiğinde onu kendi kendine çalışır halde de dizayn etmektedir.
Makalede yer alan ;
hususları dikkate alındığında makale başlığının ne kadar haklı ve stratejik bir çağrı olduğu anlaşılmaktadır.
Nadir element rezevlerinin özellikle Bor madenlerinin tamamına yakınını, IMF üzerinden Yahudi iradesindeki sermayeye devretmek..
Sadece dış borcun 1,5 trilyon dolara gelmiş bulunması..
Büyük suç unsurlarının başında gelen, uyuşturucu, kokain gibi maddelerin uluslararası sahalarda Türk gemilerinde ortaya çıkarılması..
Bölgemizin sınır hatlarından, Karadeniz ve Trakya hatlarına kadar bütüncül bir ateş çemberine komşu edilmesi…
Dış Politika Faciası, Ekonomik Yıkım ve Manevi Tahribatın, Türkiyemiz’de dayanılmaz boyutlara ulaştığının en bariz örneklerindendir.
Türkiye, siyasal iklimini acilen derleyip toparlaması, etkisiz edilgen ve tahripkar bu yönetim anlayışını süresiz terketmeli. Ve kendine münhasır bir Düzeni ivedilikle inşa etmelidir..
Bahçeliye yapılan bu çağrı bir temenniden öte bir Devlet çağrısı olarak da nitelendirilmelidir.
ÜLKEMİZİN HER VATANDAŞINI (hain olmadıkça) SEVERİZ ANCAK “TOPRAK KAYIYOR TOPRAK” GERÇEĞİNDEN HAREKETLE VATANIMIZI DAHA ÇOK SEVDİĞİMİZ İÇİN BU ÇAĞRI VE HATIRLATMAYI YAPMANIN ANLAMINA DAİR BİR MAKALE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM!..
Öncelikle Muhterem Ahmet AKGÜL Üstadımıza; “OLAYLARI DOĞRU OKUMAMIZ VE SORUMLULUKLARIMIZI KUŞANMA” adına böylesi aydınlatıcı bir makaleyi kaleme aldıkları için şükranlarımı arz etmeyi borç bilirim. Muhtemelen bu makaleyi okuyan milyonlarca vatansever ve sorumluluklarını bilen kıymetli okuyucularda aynı kanaatte olduklarına eminim. Tekrar şükranlarımı hürmetlerimi sunarım.
Makalenin başında geçen şu nezaket dolu şu ifadeleri : “Bu kanaate nasıl vardığımızı ve “haddimizi aşmakla suçlanmak” pahasına bu çağrıyı neden yaptığımızı, genel başlıklarıyla anlatmaya çalışacağız…” üst kısımda da belirttiğim üzere böylesi bir sorumluluktan ötürü ülkemiz ve insanlığın hayrı huzuru onuru ve geleceği için yetkilileri aydınlatmak her kişinin ülkesine sözde değil gerçek aşık vatandaştan beklenen bir düşünce ve hatırlatma deyip de bu KIYMETLİ ÇAĞRIYI ve HATIRLATMAYI hafifletmek istemem. Çünkü makalede ifade edilen böylesi bir çağrının içeriğine baktığımızda bütün gerçekliğiyle ortaya koyan şuan sadece Milli Çözüm de okuduk. Bu yüzden yüksek bir hidayetle ilgili makamlara bu ANLAMLI ve KIYMET ARZEDEN ÇAĞRIYI – HATIRLATMAYI dikkate alacaklarını – almaları gerektiğini umuyorum çünkü bu çağrıyı ve çağrının içeriğini dikkate almak ülkemizin ve milletimizin dostu olduklarını da tescilleyecek ve belki de hayatlarındaki en büyük iyiliği güzelliği faydalılığı yapmış olacaklardır. İnşaallah.
Gerçeğe dönülmediği takdirde
batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı ve yer üstü zenginliklerine alacak karşılığı ile ele geçirme planları açık net ortaya çıkmıştır.
okyanus ötesinden gelenler niçin zenguzor yolu için mücadele eder?
ablaşılan o ki gelecekte planları her yönden kuşattıkları ülkemizi yumuşak lokma haline getirmeleri ve işgal etmeleri,
Bunca gerçekleride görmeyip plan yapmayanlar yarın biz aldatıldık kandırıldık demesinler.