CUMHURBAŞKANI’NIN, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ
FESİH KARARI VE KUŞKULARIMIZ
Türkiye, ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ayrılmıştı!
Ahlâki ve ailevi yapımızı temelinden tahrip eden İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı olan Türkiye, Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle sözleşmeden çekilme kararı almıştı. “Toplumsal cinsiyet eşitliği” kılıfı altında eşcinsellik ve lezbiyenlik rezaletini meşrulaştıran İstanbul Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011 tarihinde imzaya açılmış ve 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe sokmuşlardı.
Resmi Gazete’de AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kararnamede, “3718 sayılı kararda; “Türkiye Cumhuriyeti adına 11/5/2011 tarihinde imzalanan ve 10/2/2012 tarihli ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3’üncü maddesi gereğince karar verilmiştir.” ifadeleri yer almıştı.
Sözleşmenin feshi, konuya ilişkin bildirimin Genel Sekretere ulaştırıldığı tarihten itibaren üç aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci gününde yürürlüğe girmiş olacaktı. İstanbul Sözleşmesi’nin 80/2. maddesine göre, üç ay sonra ayrılma kararı yürürlüğe sokulmaktaydı.
İyi de, 2004’ten beri sözde AB ile uyum yasaları çerçevesinde, 2014’ten beri İstanbul Sözleşmesi’yle, 17 yıldır açılan yaralar nasıl kapanacaktı? Yıkılan on binlerce aile yuvasının ve yapılan ahlâki tahribatların sorumluluğunu kim sırtlanacaktı? Ahlâki ve ailevi yıkımlarının farkına varıldığı için bir kararname ile kolayca kaldırılan bu mel’anet maddeleri ve rezalet sözleşmeleri nasıl imzalanmıştı? O günlerde ve sonraki süreçlerde başta Milli Çözüm Dergisi olarak yapılan duyarlı uyarılara ve haklı haykırışlara niçin kulak tıkanmıştı? Yoksa neyi imzaladıklarını bilmeyen, veya AB talimatlarına boyun eğen insanlar mı başımızdaydı? Ya da, bütün bu mel’anet ve rezaletlere daha sinsi kılıflar sarılarak yeni kanuni düzenlemeler olarak mı karşımıza çıkarılacaktı?
Üstelik; güya “Aile içi şiddeti ve kadın cinayetlerini önleme” bahanesiyle imzalanan ve uygulanan bu İstanbul Sözleşmesi’yle, tam tersine cinayet ve şiddet olayları da katbekat artmıştı!?
Aşağıdaki ve benzeri olaylar aynen yaşanmış ve mahkemelere aktarılmıştı.
İstanbul Sözleşmesi’nin getirdiği “Şikâyetçi kadınların beyanı esas alınır ve ona göre davranılır…” hükmünü esas alan yargı; “Kocam bana şiddet uyguluyor!” diyen eşinin telefon ihbarıyla kocasını “üç ay evden uzaklaştırma” cezasına çarptırmıştı. İstanbul’da yakını ve otel parası bulamayan genç adam evlerini uzaktan gören bir eski fabrikanın bekçi kulübesinden, her gün ve her gece eşinin evine aldığı ve zina yaptığı sözde sevgilisini aylarca uzaktan seyredip kahırlanmıştı. Bu ekonomik, sosyolojik ve psikolojik zulümler adamın ruh ve beden sağlığını da bozmuş, hastalanan, işini savsaklayan adam, bir de pandemi bahanesiyle işinden de atılmıştı.
Şahsiyet ve haysiyetinin böylesine ayaklar altına alınıp ezilmesi, biri kız iki çocuğunun karısının dostuyla aynı evdeki ahlâki problemleri ve hasreti, kendisinin çektiği bunca zahmet ve zilleti asla hak etmeyen ve hazmedemeyen genç adam, sonunda bir yerden ayarladığı tekli bir kırma tüfekle eşine ve sözde sevgilisine ateş edip yaralamıştı. Elbette bu tavrı, asla uygun ve doğru bulunamazdı. Kadına yönelik her türlü şiddet inancımıza da insanlığımıza da aykırıydı. Ama asıl sorun; İstanbul Sözleşmesi’ni bize dayatanların gerçek amacının işte yukarıdaki sorunlara sebep olup azdırmak ve sinirleri gerdirip bu sonuçları hazırlayarak aile yuvamızı temelinden yıkıp toplumu yozlaştırmak olduğunun farkına varamayan iktidarlardı.
24 Ocak 2021’de Milli Çözüm sitemizde yayınlanan “Oğuzhan Asiltürk’le Tayyip Erdoğan İrtibatı ve VATİKAN’LA SİYONİST BARONLARIN İTTİFAKI” yazımızda;
Sn. Erdoğan, Oğuzhan Asiltürk’ü evinde ziyaret edip %51’e ulaşmak için tavlamak niyetiyle kendilerine Kur’an-ı Kerim hediye ettiklerinde, ona:
“Tam 18 yıldır, Allah sana tek başına iktidar imkânı verdiği halde, bu Kur’an’ın haram kıldığı; hatta, Allah ve Peygamberle savaşmak saydığı FAİZ düzeninden kurtulmak için neden hiçbir adım atmadınız?
Ahlâksız yayınlar ve programlarla, yetmez zinayı suç olmaktan çıkarmakla… Daha da beteri İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayıp eşcinsellik ve lezbiyenlik sapkınlarına meşruiyet kazandırmakla bu milleti yozlaştıracak tahribatları ne zaman durduracaksınız?
Bizi asla aralarına almayacaklarını defalarca ve aşağılayıcı bir küstahlıkla açığa vurmalarına rağmen, hâlâ ne zaman AB kapısında kıvranmayı bırakıp Erbakan Hocamızın tarihi D-8 girişimini canlandıracak ve İslam Birliği’ni kurmaya yoğunlaşacaksınız?” diye niye sormamışlar ve tebliğ görevini yapmamışlardı!? Aradan haftalar geçmesine rağmen, Oğuzhan Asiltürk’ün Sn. Erdoğan’a bu tür teklif ve tavsiyelerde bulunduğuna dair tek bir ifadesine rastlanmamıştı… Milli Çözüm’ün bu uyarılarından sonra bu yönde beyanları olursa, bunların da yalan ve uydurma olduğu zaten sırıtacaktı.” diye uyarmıştık.
Bu yazımızdaki sorularımızın ardından; Oğuzhan Asiltürk, Erdoğan’ın kendisine yaptığı ziyaret sonrası katıldığı bir televizyon programında şu ifadeleri kullanmıştı:
“AK Parti’nin yetkilileri bana geldi ve bu sözleşmenin (İstanbul Sözleşmesi) kesinlikle kalkacağını söyledi. Lütfen siz bizi destekleyecek şekilde konuşun da bize yardımcı olun demişlerdi. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da görüşü kalkması yönündedir. Ben de biliyorum bunları ifade ettiğini, kesinlikle kalkacağını söyledi. Ama (İstanbul Sözleşmesi) kalkarken onların içerisindeki bazı cahiller, kadın hakları, madın hakları falan diye karşı çıkacaklardır. Onların hepsi zaten Türk Ceza Kanunu’nda da var diye ifade ediyor Cumhurbaşkanı. Ondan dolayı boşuna rahatsızlık duyuyorlar, ama kaldıracaklarını kesin olarak kendisi de ifade etti.”
Kuşkularımız ve Uyarılarımız!
Cumhurbaşkanı’nın İstanbul Sözleşmesi’ni feshettiklerini açıklaması elbette sevindirici ve ümitlendirici bir karardı. Ancak Sn. Erdoğan’ın geçmiş karnesine ve siyasi karakterine bakınca bazı kuşkularımız vardı. Bizim kaygımız; İstanbul Sözleşmesi’ndeki sinsi ve tahrip edici içeriklerin yaldızlı kılıflara sarılarak, hazırlanan Hukuk Reformunda yeni kanun maddeleri şeklinde tekrar yürürlüğe konulmasıydı. Böylece hem halkımız avutulup oyalanarak Tayyip Bey oy toplayacak, hem de Haçlı Batı’nın ahlâksız dayatmaları resmiyet kazanacaktı.
Zaten, Milli Çözüm Dergimizin ciddi ve sürekli uyarılarının da etkisiyle HDP’nin kapatılması girişimlerinde de böyle bir oyun tezgâhlanacağı tartışılmakta, yeni sivil PKK’nın altyapısının önceden hazırlandığı konuşulmaktaydı. Üstelik Sn. Erdoğan’ın ZİNA’yı suç sayılmaktan ve ceza almaktan çıkardığı ve serbest bırakıp boşanmaları ve evden kaçmaları 10 kat azdırdığı kanun maddesi hâlâ yerinde durmaktaydı.
AKP’den İstanbul Sözleşmesi yerine Ankara Mutabakatı çıkışı!
Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmıştı. Ancak, Türkiye’nin gündemine oturan kararla ilgili açıklama yapan AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, “İstanbul Sözleşmesi’nin yerine Ankara Mutabakatı hazırladıklarını” açıklaması kafamızı karıştırmıştı.
Fatma B. Kaya, şiddetin her türlüsünün insanlık suçu olduğunu vurgulayarak, “Kadın haklarının teminatı için İstanbul Sözleşmesi’ne ihtiyacımız olmadığını görüyoruz. Türkiye kendi hukukuyla, iç mevzuatıyla, anayasal düzenlemeleriyle kadınların hakkını koruyacak güce sahiptir. Bu konuda aslolan İstanbul Sözleşmesi değil, bizim kendi hukukumuz ve bu konuda yapmış olduğumuz düzenlemelerdir. Kadına karşı şiddetle mücadele noktasında kararlılık olduğu müddetçe bu konuda hiçbir şekilde geri adım atılmayacaktır.”
“Yine vurgulamak istiyorum. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve CEDAW Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, aynı kararlılıkla uygulanmaya devam ediyor. Yeni uygulamaya geçirdiğimiz İnsan Hakları Eylem Planımız’da büyük reformlar vardır. Kadınların güçlendirilmesi ve korunmasına dair de çok ciddi reform planlarımız İnsan Hakları Eylem Planı’nda da mevcuttur. Biz ANKARA MUTABAKATI denilen yeni bir çalışmayla; herkesin hukukunun garanti altına alınacağı yeni düzenlemeler yapacağız!” Yani İstanbul Sözleşmesi’nin aile yapımızı ve ahlâkımızı tahrip eden içeriğini yeni yapacağımız Ankara Mutabakatına aktaracağız!..
Bayan Bakan Selçuk’un: “Kararlılıkla Sürdüreceğiz!” mesajı!
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, bu karar hakkında açıklama yapmıştı. Bakan Selçuk açıklamasında, “Kadına yönelik şiddet her şeyden önce bir insanlık suçudur ve bu suçla mücadele bir insan hakları meselesidir. Aslolan ilkelerdir. Bu doğrultuda şiddetle mücadelemizi dün olduğu gibi bugün de yarın da sıfır tolerans ilkesi ile kararlılıkla sürdüreceğiz” sözleri bizim kuşkularımızı haklı çıkarmıştı.
Kasıtlı Tepkiler Büyüdü Eylem Kararı Açıklandı
Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekileceğine dair haberlerin 20 Mart 2021 Cuma gecesi ortaya çıkması üzerine kadın hakları örgütleri “#AklınızdanBileGeçirmeyin” etiketiyle sosyal medyada tepkilerini ortaya koymuşlardı. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, “İstanbul Sözleşmesi’ni kaldıranlara karşı topyekûn mücadeleye çağırıyoruz” tweetini paylaşarak eylem kararı almışlardı.
“Size ve Tüm Kötülüklerinize Rağmen Biz Yaşayacağız” çıkışları!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “TBMM’nin açık iradesini yok sayan ve İstanbul Sözleşmesi’ni hukuksuzca fesheden bu mantığın Türkçesi: ‘Kadınlar ikinci sınıf vatandaş olmaya devam etsin ve hatta öldürülsün.’ Size ve tüm kötülüklerinize rağmen biz yaşayacağız ve Sözleşmeyi geri getireceğiz!” ifadelerini kullanmıştı.
“Diyeceksiniz ki, Hukuk mu Kaldı?”
CHP Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Avukat Tuba Torun, Twitter’dan sözleşmenin kaldırılma yöntemine ilişkin şöyle bir açıklamada bulunmuşlardı: “İstanbul Sözleşmesi’nin 80. Maddesi Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne yapacağı bildirimle Sözleşme’nin feshedilebileceğini belirtir. Kural olarak, bir uluslararası sözleşme nasıl yürürlüğe girdiyse aynı usulle feshedilir. İstanbul Sözleşmesi TBMM onayıyla yürürlüğe girdi, dolayısıyla aynı iradeyle, yani TBMM onayıyla Sözleşme’den çıkılabilir. Cumhurbaşkanı ‘Ben bu Sözleşme’den çıkıyorum, oldu’ diyemez. Kararnameyle de olmaz. Diyeceksiniz ki, hukuk mu kaldı?”
Ahmet Davutoğlu’nun Davul Tozları!
ABD Başkanı Biden, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemizi “cesaret kırıcı” bularak hayal kırıklığına uğramıştı. Hayal kırıklığına uğrayanlardan biri de Ahmet Davutoğlu olmaktaydı. Davutoğlu duygu ve düşüncelerini Twitter hesabı üzerinden şöyle ifade etmiş: “…amacı genelde aile bireylerine, özelde kadınlara karşı şiddeti engellemek olan ve bizzat Sayın Erdoğan’ın kendi imzasıyla yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’nden anayasaya aykırı olarak TBMM’nin onayı olmadan çekilmek (…) Bunların hepsi Türkiye’nin sadece ve sadece kendini düşünen bir zihniyetle yönetildiğini ortaya koyuyor. Sayın Erdoğan için amaç artık millete hizmet değil, herkesi ve her şeyi gerektiğinde istismar ve feda etmek pahasına iktidarda kalmaktır…”
Oysa 2020 Ağustos ayında Akit gazetesi yazarlarından Abdurrahman Dilipak şu açıklamayı yapmıştı: “Ben Ahmet Davutoğlu’na sordum, İstanbul Sözleşmesi’ne nasıl imza attın diye. ‘Okumadım’ dedi…” diye yazmıştı. O günlerde İstanbul Sözleşmesi hakkında “muhafazakâr cenahta” yoğun eleştiriler yükselmeye başlayınca Davutoğlu “Okumadım!” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışmakla kalmamış, “muhafazakârların” eleştirilerine katıldığını ihsas ederek söz konusu tepkinin “hasılatını” toplamaya çalışmıştı.
Meral Akşener, hangi milliyetçilikle İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmaktaydı?..
Meral Akşener’in savunduğu İstanbul Sözleşmesi’nin 12. Maddesini herhalde okumamıştı:
“Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde ‘namus’ gibi kavramların bu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir.”
Bu sözleşmeye göre işlenmesi suç olan başka eylemler de vardı: Mesela karınız sizi aldatıyor ve siz buna karşılık ona yüksek sesle küfrediyorsunuz. Artık karınızın sizi polis eşliğinde evden aldırıp, en az üç ay evden ve çocuklarınızdan uzaklaştırma hakkı ve dahası aldattığı kişiyle de yaşama hakkı doğmaktaydı. Ya da kızınızın evlilik öncesi cinsel birliktelik yaşamasını istemiyorsunuz ve bu noktada ısrarcı oluyorsunuz. Fiziksel şiddet uygulamamış olsanız bile kızınızın sizi yine polis eşliğinde adi bir suçlu gibi evden uzaklaştırma hakkı söz konusu olmaktaydı.
Yani İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına karşı çıkan Meral Akşener’e, Ahmet Davutoğlu’na ve CHP kanadına göre: Haçlı Batı’nın ahlâksız dayatmaları DİN kurumundan ve NAMUS kavramından daha önemli ve öncelikli sayılmaktaydı! İstismarcı Erdoğan ise yıllarca bu mel’aneti uygulamış, sonunda çark etmek zorunda kalmıştı.
Prof. Adem Sözüer, Anayasa’nın 90. Maddesine işaret ederek: “İstanbul Sözleşmesi yürütme tasarrufuyla feshedilemez, yetki gaspıyla TBMM devre dışı bırakılamaz!” diye çıkışmıştı.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Sözüer, Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına ilişkin olarak Anayasa’nın 90. maddesine atıfta bulunmuşlardı.
Anayasa’daki, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz” satırlarını paylaşan Prof. Sözüer, “İstanbul Sözleşmesi yürütme tasarrufuyla feshedilemez. Yetki gaspıyla TBMM devre dışı bırakılamaz” yorumunu yapmışlardı.
Avukat Kerem Altıparmak: İstanbul Sözleşmesi’ni kaldıran CB kararı ancak yasayla yapılabilecek bir işlem olduğu için yok hükmünde sayılır!..
Avukat Kerem Altıparmak da İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına ilişkin kararı eleştirdi. Altıparmak, “Bu gece feshedilen sadece #İstanbulSözleşmesi değil TBMM’nin iradesi ve yasama yetkisi kapsamındadır. Bunu en son 12 Eylül 1980’de Kenan Evren yapmıştı. Cumhurbaşkanı’nın Meclis yerine geçip yasama işlemi yapması durumunda ‘fonksiyon gaspı’ vardır” diyen Altıparmak, şunları vurgulamıştı:
“Bu işlemin yaptırımı ‘yok hükmünde olması’dır. İstanbul Sözleşmesi’ni kaldıran CB kararı ancak yasayla yapılabilecek bir işlem olduğu için yoklukla malüldür. Sözleşme de yürürlüktedir.”
Anayasa’nın 90. Maddesi: D. Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma Şartı!
Türkiye Cumhuriyeti adına Yabancı Devletlerle ve Milletlerarası Kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, devlet maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.
Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticari veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Erdoğan ise tek başına niye bu kararı almıştı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılma kararını, 15 Temmuz 2018’de yürürlüğe giren 9 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. Maddesiyle kendisine tanınan yetki doğrultusunda almıştı. Söz konusu kararnameyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bir iptal kararı bulunmamaktaydı. Erdoğan, kararnamedeki şu madde uyarınca bu kararı almışlardı:
MADDE 3- (1) Milletlerarası andlaşmaların onaylanması, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlayan bir milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tespit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme, Cumhurbaşkanı kararı ile olur.”
Milli Çözüm Dergisi ilk günden beri bu İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkmış ve mutlaka feshedilmesi gereğini ısrarla hatırlatmıştı.
EN REZİL İTTİFAKLAR ve İstanbul Sözleşmesi’ni İmzalayanlar!
“Sözde ‘Dindar Nesil’ türküleri çağıran AKP iktidarı, 2004 yılında Avrupa’ya uyum yasaları çerçevesinde; ‘Eşcinsellere özgürlük tanıyan, 18 yaşından küçüklerin kendi rızasıyla bu rezaleti işleyenlere verilen cezayı kaldıran’ ve, ‘Eşcinselleri kınayan ve karşı çıkanları: ‘Ayrımcılık ve özgürlükleri kısıtlayıcı zorbalık’ suçundan 1 yıl ağır hapis cezasına çarptıran’ yeni kanuni düzenlemeleri hemen yapıvermişti… Eee… Domuz eti yemeden ve eşcinselliğe hürriyet verilmeden AB’ye girilir miydi?” (Milli Çözüm Dergisi 3. Sayı Mart 2004)
AKP; 2002’den 2011’e kadar aşama aşama İstanbul Sözleşmesi’ni şöyle imzalayıp uygulamıştı!
2002 yılında özgürlükçü söylemleri ve AB’ye tam üyelik hedefi ile iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, Medeni Yasa ve Ceza Yasasındaki eşitliğe aykırı hükümlerin değiştirilmesini kabul etmiş, 2002 yılında yeni Medeni Yasa ve 2005 yılında da yeni Ceza Yasası yürürlüğe girmiştir. 2004 ve 2010 yıllarında Anayasanın 10. maddesinde yapılan değişikliklerle de kadın-erkek eşitliği ilkesi ve devletin bu eşitliği yaşama geçirme yükümlülükleri bahane edilmiştir. 2009 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye aleyhine verdiği, devletlerin kadına yönelik şiddetin önlenmesindeki pozitif yükümlülüğüne dikkat çeken Opuz v. Türkiye kararı ise hem Türkiye açısından hem de Avrupa açısından bir dönüm noktası gibidir. Avrupa Konseyi (AK) tarafından 2010 yılında kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında hukuksal bağlayıcılığı olacak standartları barındıran bir sözleşme taslağı hazırlanıvermiştir. “Avrupa Konseyi (AK) ile olan ilişkilerin en ileri noktasına ulaştığı” bu dönemde feministlerin kadına yönelik şiddetle mücadelesinin de etkisiyle hazırlanmış olan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (İstanbul Sözleşmesi) 2011 yılında imzalanmasına kadar devam etmiştir.
İstanbul Sözleşmesi aleyhinde sürdürülen yoğun kampanya son olarak Türkiye’nin 34 yıldır tarafı olduğu CEDAW’a (Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi) kadar gitmiştir. Çünkü asıl ailenin altına dinamiti koyan CEDAW Sözleşmesi’dir. Belli ki bu kesimler için sadece İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması da yeterli olmayacaktır.
Gerçekten CEDAW ile İstanbul Sözleşmesi arasında sıkı bir ilişki olduğu görülecektir. Güya kadının insan hakları sistemi bakımından BM CEDAW Sözleşmesi ile AK İstanbul Sözleşmesi bir bütünün parçaları gibidir. İstanbul Sözleşmesi’nin Giriş kısmında diğer önemli uluslararası standartlarla beraber CEDAW’ın, İhtiyari Protokol’ünün ve CEDAW Komitesi’nin 19 no’lu Tavsiye Kararının göz önüne alındığı özellikle belirtilir. CEDAW Komitesi’nin 19 sayılı tavsiye kararını güncellediği ve 2017 yılında çıkardığı 35 no’lu tavsiye kararı ile de güçlendirilen bu bağ karşısında İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmanın CEDAW Sisteminden de çıkmak anlamına geleceği ileri sürülmektedir. 18 yaş altında ama “rıza yaşında” bulunan çocukların kendi aralarında ve karşılıklı istek doğrultusunda her türlü cinsi ilişkiye izin veren Lanzarote Anlaşması’nın bu iptal kararında niye bulunmadığı ise ayrı bir soru işaretidir.
AKP Seçim Planını Devreye mi Almıştı?
Kimi çevrelere göre AKP Kabinesinde 6 Bakanın değişeceği köklü bir “Kabine revizyonu” yapılacağı Ankara kulislerinde konuşulmakta, “yeni kabine listeleri” havalarda uçuşmaktaydı. Son yaşanan HDP’yi kapatma davası, Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanlığı görevinden alınması ve İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı belki de bir erken genel seçim hazırlığıydı. Bu gelişmeleri Türkiye’de yaşanan son dönemdeki olaylar ile bir bütün olarak ele almak lazımdı. Öncelikle son 6 aydır gerçekleştirilen anketlerde ortaya çıkan bir gerçeklik vardı: AKP-MHP bloğunun oluşturduğu CUMHUR İTTİFAKI oylarındaki erimeyi durduramıyorlardı. AKP-MHP bloğu en “İyimser” anketlerde dahi totalde %40-45 bandı arasına sıkışmış kalmış durumdaydı ve bu konjonktürde %50+1’i geçmesi de imkânsızdı. Tüm bunlar yaşanırken AKP Büyük Kongresi’nde açıklayacağı manifesto ile 2023 seçimlerine start vereceğini ve bu kongre sonrasında seçim sürecinin başlayacağını bekleyenler vardı. Peki AKP bu kadar sıkıntılı bir süreçte neye güvenerek “Seçim süreci” başlatacaktı? İşte bu sorunun cevabı aslında ülkede son dönemde yaşanan siyasal gelişmelere bir bütün olarak bakıldığında AKP’nin sinsi bir “Stratejisinin” olduğunu açığa vurmaktaydı. Ama ne yaparsa yapsın AKP mukadder akıbetinden kurtulamayacaktı. DEVA Partisi Başkanı Ali Babacan’ın iddialarına göre; Merkez Bankası eski Başkanı Naci Ağbal, ilgili bürokratlarına: “(Berat Albayrak döneminde) Kaybolan 130 milyar doları bakıp araştırın, nereye harcandığını anlayalım!” talimatı üzerine; “Araştırdık, ama yerinde bulamadık” cevabı alınca ve bu konu Saraya ulaşınca Başkan hemen görevinden alınmıştı!?
Haçlı AB sevdası hainlerin sonunu hazırlayacaktı!
Bugün erkek erkeğe, kadın kadına cinsel ilişki rezaletini normal sayan ve özgürlükler kapsamına alıp kutsayan ahlâksız Batı’nın, yarın insanlarla hayvanların, hayvanlarla insanların sapık ve çarpık cinsel ilişki iğrençliklerini doğal karşıladığını ve yine özgürlük icabı olarak sunmaya başladığını görmemiz bile bize sürpriz olmayacaktır. Çünkü Haçlı Batı’nın bâtıl ve bozulup bayatlamış Dininde ve şehvet şirretliği geleneğinde, bu tür çirkin ve çirkef davranışlara zaten asırlar öncesinden rastlanmaktadır ve tahrip edilmiş İncil ve Tevrat nüshalarının toplandığı ve “Kitab-ı Mukaddes” adıyla toplumların yozlaştırılıp soysuzlaştırıldığı uydurma metinlerde “Dul kadınların köpeklerle ilişkiye girip kendilerini tatmin etmelerinin caiz olduğunu” söyleyen ve hâşâ bunu da Allah kelâmı olarak gösteren ibareler vardır.
Porno yayınlarının ve her türlü cinsi sapıklık ve ahlâksızlığın kaynağı, Yahudi ve Hristiyanların KİTAB-I MUKADDES dediği, kendi elleriyle yazıp yozlaştırıp Allah kelâmı diye insanlara yutturulan tahrif edilmiş TEVRAT ve İNCİL nüshalarıdır. İşte Kitab-ı Mukaddes Şirketi tarafından bastırılıp dağıtılan (Yalçın Ofset. İST. 1993) tarihli, Tevrat-ı Şerif (Eski Ahit Kitabından porno hikâyeler ve öğütler) hikâyeleri:
• (Hâşâ) Kızlarının şarap içirip sarhoş ederek Hz. Lut ile cima etme hikâyeleri…[1]
• Kız kardeşleriyle sevişme ve aşk şiirleri.[2]
• En büyük din adamının kendi geliniyle zina etmesi.[3]
Kethuboth Talmutu (1936 The Son-cine Pres baskısı)
• Küçük kız ve erkek çocuklarla zina yapmanın ve kendi karısına dübüründen yaklaşmanın usulleri.[4]
• Karşılıklı rıza ile yapılmak şartıyla, kız ve erkek kardeşlerin cinsi ilişkilerinin caizliği.
• Dul kalan annesiyle cinsi ilişkide bulunup onu tatmin etmesinin, erkek evladına görev olarak verilmesi.
• Yahudi bir dul kadının, kendini tatmin için her yola başvurabileceği ve her türlü hayvanla ilişkiye girebileceği.[5]
Gizli yapmak ve suç kanıtı bırakmamak şartıyla;
a- Her türlü günahın yapılması için Yahudilere ruhsat verildiği,
b- Yahudilerin galibiyet ve hâkimiyeti uğrunda her çeşit haksızlık ve ahlâksızlığın işlenebileceği,
c- Yahudi olmayan bütün herkese karşı “onlardan görünmenin, riyakârlık etmenin, onları aldatıp yalan söylemenin, aralarında fitne fesat yürütmenin” ibadet hükmüne geçeceği,
d- Sadece Yahudilerin insan görüleceği, başka din ve kavimlere hayvan muamelesi yapmak gerektiği.[6]
Oysa aynı Kitab-ı Mukaddes Levililer Bölümü BAB: 18 sh: 117 ve 118’de bu safsata ve sapıklıkların tam aksine; aile efradıyla, yakın akrabalarıyla ve nikâhsız başka kadınlarla zina yapılamayacağı öğütlenmekte, böylece kendi içinde açıkça çelişkiye düşülmektedir. Bu durum Tevrat ve İncil’de hâlâ aslına uygun bazı kısımlar bulunsa da, sonradan akıl ve ahlâkla bağdaşmayan konuların katıldığını göstermektedir.
[1] Bak: TEKVİN, BAB: 19, Ayet: 30-38 sh: 17
[2] Bak: Neşideler Neşidesi BAB: 8 Ayet: 1-10 sh: 672 BAB: 4 Ayet: 8-12 sh: 669
[3] Bak: TEKVİN BAB: 38 Ayet: 13-19 sh: 39
[4] Bak: BAB: 11
[5] Bak: Yebamoth Talmut’u 56-a ve 59-b
[6] Bak: Talmut Hoşem Hamişpat 369 Şultan Aruh sh: 117

Bu iktidardan milli bir duruş görmedik…
Sn Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP den iktidarda oldukları süre boyunca milli bir duruş görmedik. Ne zaman her hangi bir konuda görünüşte milli gibi duran bir eylem yaptılarsa arkasından ya bunu boşa çıkartan bir dalavere, ya yerini daha kirli ile dolduran bir eylem, ya 180 derece “U” döşü, ya da kendileriyle çelişecek bir konuşma ve kandırıldım zırvaları.
Hasılı makalede de zikredildiği üzere 6284 nolu kanun, Lanzarote anlaşması ve Ankara mutabakatı yürürlükte olduktan sonra RTE ve AKP’nin amacı AB ve ABD’ye büyük hizmetlerde bulunmak veya hakikatleri gizlemek olacaktır. İstanbul sözleşmesinden çekilip içeriğini bir hukuk reform paketine dahil etmek gibi mesela.
Bozuk Düzene Hizmetçiler
Size söylenecek söz kalmadı artık :
Hiçbir işe yaramaz nasipsizsiniz …
İstanbul sözleşmesi ‘yle aileleri dağıtan ;
İnsanlıktan uzak , Ab sevdalısı nankörlersiniz…
Sahtekarlık Arsızları
İktidara geldiğinden beri resmen ondan (10) fazla yerde “kandırıldım” diyen AKP yetkilileri, dışarıda yedikleri zokaları millete yutturmakta da mahirler. Yol yaptık, köprü yaptık diyerek hizmeti hezimete çeviren ve milletin parasını özel kanunlarla cebine dolduran bu tayfa, melanetlerine özel fetvaları ve fetvacıları ile yaşamlarına devam ediyorlar. Toplumun temeline dinamit koyan özel kanunlar ve uygulamaların banisi olan AKP, şartlar gereği bazı düzenlemeler yapınca bir kısım “ruhban” tipli adamlar hemen büyük bir başarı varmış gibi konuşuyor. Oysa İstanbul Sözleşmesi özelinde 10 yıldır melanetler ortada iken neden sustukları sorusunu hiç soran olmuyor. Hal böyleyken, kanmaya ve kandırmaya kurulu bir grubun üç kağıtları karşısında Milli Çözüm sayesinde uyanık kalıyoruz.
Zehir altın tas içinde
Kadına şiddet gibi haklı bir gerekçe kılıf yapılarak tüm aile ve kültürel yapımızı bozacak kararlara nasıl imza atılıyor bunu bir sorgulamak gerekir. Zehir altın tas içinde sunuluyor. Bir de oy verenlerin hepsinin ağzında “okumadan imzaladık, oy verdik” demeleri yok mu? kendi işleri için olsa bir kağıdı okumadan imza atarlar mı? Ama dini, milletin örfü adeti zarar görmüş bunların umurunda mı?
Öncelikle şiddetin kadını erkeğimi olur? Şiddet bir zulümdür ve mutlak cezalandırılması gerekir. Kadim devlet geleneklerine sahip milletimiz, kadına şiddet ile ilgili ceza kanunu üretmek için her türlü melanetin serbest edildiği kokmuş AB medeniyetinden ödev almak durumunda kaldıysa vay halimize. AB sevdası mı yoksa güç ellerinde kalsın diye hiç bir kutsalın öneminin kalmaması mı bu kadar melanetleri serbest eden sözleşmeyi imzalamanın nedeni? Cenab Hakk bir gün bunları da ortaya çıkaracaktır. Bir de Milli Çözüm İstanbul Sözleşmesini ilk günden itibaren eleştirirken, uyarılarını yaparken iktidar destekçileri de dahil kimseden ses yoktu. Şimdi ne oldu da sanki yıllardır karşıymış gibi aslan kesiliyorlar?
AB SEVDALILARININ CESARETİ VE AŞKI!
AB sevdalıları zinayı serbest etti, arsızlığa cesaret, ,zinaya aşk dediler!
Anlayın artık!
Erkek erkeğe, kadın kadına cinsel ilişki rezaletini normal sayan ve özgürlükler kapsamına alıp kutsayan AB sevdalılarının cesaretini ve aşkını anlayın artık!
AB sevdalılarının cesareti de aşkı da Haçlı AB’ye yeterli gelmemiş olacak ki, eşcinsellere özgürlük yanında gün yüzü görmemiş ahlaksızlıkları AB sevdalılarından talep etmektedirler.
İşbirlikçilerin AB sevdaları bildiğiniz sevdaların ötesinde bir sevdadır!
İşbirlikçi hainleri cesaretlendiren bir sevdadır!
İşbirlikçi hainleri aşka getiren bir sevdadır!
Milli Çözüm’ün uyarılarıyla, Avrupa sevdalılarının cesaretini ve aşkını millet görmeye başlayınca, İstanbul Sözleşmesi’nden ayrıldıklarını ilan ettiler! Ettiler etmesine, ama Avrupa sevdalarından, cesaretlerinden ve aşklarından hala vazgeçmediler! Hala zina serbest! Hale TV’lerde cesur pozlar verilip durulmakta!
Ey millet işbirlikçi hainler ne AB sevdasından vazgeçerler, ne cesaretlerinden vazgeçerler, ne de aşklarından vazgeçmezler! Görmek isteyen hemen çevresine bir baksın!
Öyle ise aklınızı başınıza alın da sizler bu AB sevdalılarından vazgeçin!
Önce Ahlak Ve Maneviyat
Aziz Erbakan hocamızın defaatle dile getirdiği ve sloganlaşan “Önce ahlak ve maneviyat sözü” günümüzde önemi ve değeri daha iyi anlaşılmaktadır. Çünkü manevi değerlerine bağlı olan bu millet Avrupa Birliği uyum yasaları ile yozlaştırmak suretiyle Haçlı zihniyeti tarafından tahrip edilip yıkılmaya çalışılmaktadır.Dindar gözüken toplum içeriğini bilmediği yasanın savunucusu konumuna sokulmuştur. Herbir maddesine karşı çıkmak için bırakın dindar olmayı vicdanlı ve duyurlı insan olmak karşı çıkmayı gerekmektedir. Muhterem Ahmet Hocamızın şiiri ile noktalayalım.
ÖNCE AHLÂK VE MANEVİYAT
Edepsiz erdemsiz, ayarsız insan
Gezer mi başıboş, mü’min asalak…
Hayâsız hayırsız, duyarsız insan
Riyakâr münafık, sözleri muğlak
İslam’ın esası, dürüstlük ahlâk…
Gurur kibir haset, huyun fesatçı
Dosta ayak takar, hain fırsatçı
Tesbihle dolaşır, gizli pusatçı
Elinden usanmış, komşular ve halk
Saygı duyulur mu, yok ise ahlâk …
Kimseyi beğenmez, sanki kusursuz
Çevresi rahatsız, kendi huzursuz
Kötü huylarıyla, bitik onursuz
Sûreti insan ya, sîreti malak
Ne üstün meziyet, her güzel ahlak
Hatır gönül sayman, kalmamış saygın
Sonun düşünmezsin, hiç yok mu kaygın
Nasihat edilse, bakarsın baygın
Boş kulak dinlersin, gezersin aylak
İnsanlıktan çıkar, bozuksa ahlâk …
Saygıdır insana, şeref şan katan
Hayâ imandandır, fücur şeytandan
Utanmaz arlanmaz, rezil şarlatan
Bak ensende patlar, İlahi şaplak
Kimseler acımaz, yok ise ahlâk …
İslam’ a uymayan, kılıfa uydurulmak istenen herşey yalnızca tahribat.
Milli olmayan sistemler, milletimize tuzak
İslam’a uymayan her şey, insanlıktan da uzak
Dünyaya tapan kişiler, şeytan elinde tutsak
Hak safıdır benim hizam, tek çare Adil Düzen!
Dindar Akp nin ailemize yaptığı tahribatlar…
Dindar AKP nin imzaladığı ve aile yapımızın altına dinamit koyduğu, İstanbul sözleşmesi Batı’ya verilmiş bir tavizdir. Bu tâvizin neticesi “cinsiyet eşitliği adı altında ve kadının beyanıyla ailenin “özgürleştirilmesi” yâni Amerikalılaştırılması ve Hollandalılaştırılmasıdır.
Avrupa Birliği’nin modern-laik sömürge statüsüne sahip ülkelere dayatmalarından biri olan ve Sevr Anlaşması’nın sözde “medenî” cephesini ifade eden bu sözleşme Müslüman Türk aile yapısını parçalama plânıdır. Bu plânın en üst merkezi olan Birleşmiş Milletler Kadın Birimi Konseyi, Türkiye de dâhil, bütün ülkelere “aileye ilişkin hukuki düzenlemeler” konusunda tahakküm ediyor ve baskı yapıyor.
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin 25 Haziran 2019’da yayınladığı “Değişen Dünyada Aile” başlıklı raporu, kadını aileden koparıp, evin dışına çıkarmayı talep ediyor. Aileyi parçalayıcı bu raporun Türk aile yapısına teklif edilmesi gaflet ve ihanettir.
Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin 1985’de imzaladığı “Kadına Karşı Her Türlü Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (CEDAW)’ın “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kavramı” da İstanbul Sözleşmesi kadar Türk toplum yapısına aykırıdır. Birbirini tamamlayan iki tehlikeyle karşı karşıyayız. “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği projesi” cinsî kimlikleri yozlaştırıcı ve aile yapısını yok edici bir projedir. Bu proje Müslüman Türkiye’de Batılılaşmanın, yâni modernleşmenin, hâsılı Tanzimat Fermanı’nın devam ettiğinin bir vesikasıdır.Bu projenin tatbikinden sonra Avrupa’nın rezil ve insanlık dışı hâli ortada… Batı’da aile bitmiştir. Çocuk ve gençler, kanserden daha tehlikeli bu projenin uygulanmasıyla hâşâ huzurdan kız erkek cinsiyeti kalmamış, üçüncü bir cinsiyet tercih edenler çığ gibi büyümeye başlamıştır. Daha kötüsü, hâşâ huzurdan Lbgt gibi Lut kavmi benzeri topluluklar zuhur etmeye başladı.
BİZE NE AVRUPA BİRLİĞİ MEVZUATLARINDAN!
Bu gerçekleri gündeme getiren Milli Çözüm e çok teşekkür ediyorum.
Akp de muhalefet de güven vermiyor!..
AKP hakkında kuşkulanmak çok doğaldır!
Felsefeleri milleti kandırıp çok oy almaktır
Zaten dış güçlerin projesi ile iktidardalar!
Hatırla Bop’a Arap Baharına ortak oldular
Ülkeyi faize dövize rantiyeye soydurdular!
Şahıslarını yandaşı akrabayı çok kayırdılar
AB adına helaklık günahları yasalaştırdılar
Ahlak maneviyatı ekini nesli aileyi yıktılar!
Sağcısı solcusu hep siyonizm tarafındalar
Ne ahlak maneviyatçılar ne faize karşılar!.
Çok şükür aziz milletimizin şanlı tarihi var!
Uyanırsa bu millet küllerinden tekrar doğar
Uyarıyor uyandırıyor iyi ki Milli Çözüm var!.
Bu millet bir uyanırsa çağ kapatır çağ açar!
İktidarı muhalefeti iş yapamaz durumdalar
Bunlar Abd-Ab’ye İsrail’e Faizcilere bağlılar
Ümitli ol Adil Bir Düzeni kuracak olan var!.
Erbakan’a sadık Milli Çözüm yarenleri var!.
AMAN YA RABBİ…
En rezil tahribatlar ,yapar da üste çıkar
Yılların veballeri, söyle nasıl ödenecek
Pis işleri koruyan, kanunlar durur ,o bakar
Milli Çözüm duymayan,yarın dizin dövecek
Hala batılı öven,sonsuz pişman gidecek!..
“Zalim (ve kâfir) olan kimse(ler) o gün; ellerini (hınçla) ısırarak: “Ah keşke, (ne olaydı, dünyada Hakk) elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım (da bugün cehenneme atılmasaydım)” diyeceklerdir.
“Eyvah bana! Ne olurdu, keşke ben filan (fasık ve facir kişileri) dost edinmeyeydim (hainlerin ve zalimlerin peşlerine gitmeyeydim).”
“Çünkü o, gerçekten bana (Rabbimden) gelen Zikir’den (Kur’an’dan) sonra, beni (aldatıp) saptırmış oldu. (Ve zaten) Şeytan da insanı ‘yapayalnız ve yardımsız’ bırakandır” (diye pişmanlık göstereceklerdir).”
Furkan 27-28-29
“Biz onları (inkâr ve isyanları nedeniyle) ateşe çağıran (zulüm ve kötülük) önderleri kıldık; kıyamet günü ise (ne kendileri ne de peşlerinden sürükledikleri) yardım görmeyeceklerdir”
Kasas 41
Hak ile Bâtılı, mü’minle münafıkı en net ve mert şekilde ortaya koyan Milli Çözüm, hikmet ve hakikat aynasıdır!
Nüfusunun %99 u Müslüman olan bir ülkede [u][b]”Mü’min aynı delikten iki defa ısırılmaz.”[/b][/u] hadisinin hiç eseri görülmemesi çok manidar değil mi? Kur’an “hiç akletmez misiniz – hiç düşünmez misiniz – …. ” gibi yüzlerce ayetle Müslümanları uyarmakta iken gelinen nokta hiç de iç açıcı değil!!! Demek ki Kur’an’dan, özümüzden, Allah’ın sesi olan vicdanımızın sesini dinlemekten ne kadar uzak kaldığımız – saptığımız veya saptırıldığımız ortada. İstanbul Sözleşmesi – Lanzarote Sözleşmesi – Avrupa Birliği Uyum Sözleşmeleri – … gibi bir çok sözleşme ve uygulamalarla insanlığın saadeti yok edilmekte ve Siyonizme köle ve uşak ruhlu insanlar oluşturulmakta.
Hakka ve Hayra; ancak Kur’an’ın ve Resulüllah’ın emrettiği ve Erbakan Hocamızın öğrettiği yol ve yöntemle ve kulluk ve sorumluluk bilinci aşılayan MİLLİ ÇÖZÜM makale ve şiirleriyle ulaşılır.
Milli Çözüm ; pirincin içindeki beyaz taşı görmemize öncülük eden, problemler sıkıntılar oluşmadan önce olabilecekleri haber eden ve çare üreten sahasında TEK olan bir yayın organıdır.
Bilgi sahibi olmak ve bilge sahibi olmak her ikisine de sahip olmak herkesin harcı değil. İşte bu her ikisine de sahip olan Milli Çözüm ve Şahsi Manevisi Üstad Ahmet AKGÜL Hocamız HEM BİLGE OLMASI, HEM BİLGİ SAHİBİ HEMDE YİĞİTLİĞİ ile Hakkın rızası ve halkın hatırını rahatını konforunu saadetini ön planda tutmaktadır. Makale yine her makale gibi Hidayetin Ferasetin ve Dirayetin hakim olduğu , kandırmacalara yanıltılmalara karşı insanlığı uyaran ve düşülebilecek yanlışlardan eylemlerden insanlığı korumaya ve insanlığın saadetine yönelik temiz bilgilerin önümüze hazırlanıp sunulduğu muhteşem bir makale …
Doğru ile yanlışı, faydalıyla zararlıyı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, adil olan ile zulümü en net ve mert şekilde ortaya koyan MİLLİ ÇÖZÜM, hikmet ve hakikat aynasıdır!
Ya rabbi , nurunu ve va’di’ni tamamla, siyonizmi yıkıp ADİL DÜZEN’İ hakim eyle!… Amin.
Ayeti Kerimenin Işığında..
Artık vaki gelmiştir. Ayan beyan ortada ki; bataklıktaki sinekler avlanmakla temizlenemiyor. Milli Çözüm Dergimizin gündeme getirip hep acil ve sıcak tuttuğu ihanet derecesindeki mel’un istanbul Sözleşmesi iptal edilse de, benzer diğer sözleşme ve anlaşmalar hala hastalık üretmeye devam edecektir. Yetmez hazırlanan yeni yasaların kimler tarafından dayatılıp hangi tehlikeleri içereceği de daha gizemini korumaktadır. Küresel güç denilen Siyonizmin imanı ve mücadele esasları olan Kabala ve muharref tevratın ahlaka aykırı hükümlerinin insanlığın ifsadına proje yapılıp uygulandığı güçle nihayi hesaplaşma yaşanmadan insanlığın huzura ermesi mümkün değildi.
Tabi asıl mesele 8 milyar insanlık aleminin kurtuluşunun 80 milyonluk “Altın” rakamın kendini bu girdaptan kurtarıp Siyonizme meydan okumasından geçmekteyAyeti kerimede “sizden 20 kişi onların 200üne galip gelir” hükmü bu altın rakamın önemini belirtmekteydi.
Mili görüşün yaklaşık %20lik oy potansiyeli Aziz Erbakan Hocamızın meşhur kualisyonunda nasıl iş görüp destanlar yazdıysa, işte 80 milyonluk bir Türkiye’nin emin, metin ellerde insanlığı huzura taşıyacağı da kesindi.
Enfal suresinde;
“Ey Nebi(m), Sana ve Seni izleyen mü’minlere Allah kâfidir. (Allah’ın koruyup desteklediğine hiç kimse zarar veremeyecektir.)
Ey Nebi(m, hesap edilmeyen tehlikeleri önlemek, muhtemel sıkıntı ve saldırıları engellemek üzere) mü’minleri savaşa hazırlıklı olmaya (sürekli ve sistemli olarak) teşvik et. Sizden sabırlı (eğitimli, kararlı ve cesur) yirmi kişi(lik özel bir ekip oluşursa,) iki yüz kâfire galip gelirler. Sizden (sadık ve sağlam) yüz kişi(lik özel bir birlik hazırlanırsa; bunlar; iman sözleşmesindeki taahhütlerini unutanlardan, yani Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar ile) küfre sapanlardan bin kişiye galip gelirler. Bu, onların (Kur’an davetini ve akıbetlerini düşünmeyen) kavrayışı kıt ve anlayışsız bir toplum olmaları nedeniyledir.
Şimdi, Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi(ği için sayı oranını değiştirdi. Artık) Sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratabilir; eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah’ın izniyle (onların) iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir.”
(Enfal/64:65:66)
Bu rakamlar mü’minlerin önderleri, ve küfrün önderlerinin sayılarına da bir işaret olabilir.
Hak-Batıl mücadelesinde ki bu altın rakamların önemi ve bu mücadeledeki mes’ullerin gayretinin önemi açıktır.
Sonuç:80 milyonluk Türkiyemizin idare zihniyeti, 8 milyar insanlık aleminin geleceğiyle ilişkilidir.
Milli Çözüm şuurunun önemi bu ayetlerle de bağlantılıdır.
Herşeyin en doğrusu Allah katındadır.
Asım’ın Nesli
Mehmet Akif Ersoy’un ” Asım’ın nesli demiştimya nesilmiş gerçek, işte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek” diye tarif ettiği İnancı dini davası vatanı ve namusu için beşikteki bebeğini gerekirse feda ederken, Erbakan Hocamızın da ısrarla uyardığı haim nahum doktrini ile milletimiz ne hale getirildi. Bu iğrençlikleri savunur hale geldi maalesef. Milli Çözüm haricinde bu gerçekleri eğip bükmeden ve hiçbir merkezden etkilenmeden yazan çizen toplumu uyaran da kalmadı. İnşallah Milli Çözüm bu ahlaksızlıkların yayılıp çoğalmasından dolayı başımıza gelecek felaketlere karşı paratoner olur ve milletimiz acilen bu oyunların farkına vararak tarihte olduğu gibi siyonizm ve onun işbirlikçilerinin oyunlarını bozar
İBADET VE HARAMLAR YANYANA YAŞANIR OLDU.NORMALLEŞTİK!!
Şekle dayalı ibadet tarzıyla, haramların tamamını yanyana yürütme münafıklığını, son onsekiz yılda bu iktidar döneminde öğrenip görmüş olduk..!!
İslamın yasakladığı ne kadar şer ve şekavet varsa hepsini hem kanunla hem de normalleşme yöntemi ile Müslüman kitleyi itikadi açıdan iğdiş etme yöntemi ile ifsad eden bu düzen ve bu düzenin uşakları bu kadar isyan ve hıyanete dayalı yönetim tarzıyla asla kurtulaşa ereceklerini zannetmesinler..
Kurtuluşun tek bir adresi var oda “Milli Görüş-Adil Düzen-Yeni Bir Dünya” bu kapıyı da Milli Çözüm tutmuştur.
Dünyayı yöneten güç odakların inancını oluşturan; Yahudi ve Hristiyanların KİTAB-I MUKADDES dediği, kendi elleriyle yazıp yozlaştırıp Allah kelâmı diye insanlara yutturulan tahrif edilmiş Tevrat ve İncil’in sapkın içeriği makalemizde görülmektedir. İnançlarının temelini oluşturan sapkınlığı yeryüzüne hakim kılmak için her yönden çalışıyorlar. Zamanında imzalan, İstanbul sözleşmesi ve Lanzarote Anlaşması gibi anlaşmalara bakıldığında, halkı Müslüman ülkelerde bile ne kadar etkin-iktidar oldukları da aşikar olmakta.
Dünyanın zalimler elinde yönetilmesinden, rahatsız olan aynı zamanda ilmin, aklın, vicdanın, tarihimizin, Yüce Kitabımızın onaylayacağı bir düzen-çözüm yolu sunan “Milli Çözümden-Üstad Ahmet Akgül Hocamızdan” başka ne bir; Şeyh, molla, yazar, aydın, parti lideri, kendini yüce makamda gören zatlar çıkıp bir çözüm sundu, nede bir; Prof., İlahiyat Prof.’u, devlet başkanı çözüm yolu sunabilmekte.