ATA ET, İTE OT VERİLMEZ!
Herkese layıkını, vermeli dostlar
Atlara et ve itlere ot gerekmez!
Ahmaklık eder isek, delinir postlar
Köksüze ahlâk, öküze bot gerekmez!
Düze çıksa tanımaz, birader peder
Ayağı yer tutarsa, bak neler eder
Hak dava dönekleri, kahpeden beter
Yalama kıça şalvar, ve şort gerekmez!
Gör İbni Sebe hâlâ, dava içinde
Lavrens’ten daha usta, takva içinde
Feraset fakiri saf; hava içinde
Fark etmez haini, ona spot gerekmez!
Lider ülke Türkiye, gözümde tüter
Batı’dan borç dilenmek, ölümden beter
Yerli Devrim otomobil, bizlere yeter
Gâvurun olsun BMW, Ford gerekmez!
Kuvay-ı Milliye’yim, olmaz oynaşım
Vicdanım rahat olsun, ağrısın başım
Ülkem kurtulsun; hanım, alsın maaşım
Meramım anlaşıldı, fazla pot gerekmez!
Gel Ahmedim sen söyle, vicdanlar anlar
Allah diye Avrpa’ya, hep hüsnü zanlar
Dayan ve diren, yakın; kutlu zamanlar
Kefen bezi kâfi, Coni kot gerekmez!

Herkese ayarında verilmeli
Herkese kendi taşıya bileceği yük yüklenmeli ve ona göre bir karşılık beklenmeli hocamın dediği ata et, ite’de ot verirsek ata’da ite’de kendimize de yazık ederiz o yüzden herkese lazım olan verilmeli fazla bilgi ve malumat bazen insanlara zulüm olabilir dikkat edilmeli.
Feraset fakiri insanın gözünün içinede soksanız anlamaz…
Kendi öz kaynaklarımızla yapacağımız eski de olsa bize aittir ve herşeyden kıymetlidir az kaldı bekleriz lider ülkem Türkiye’yi fethi mubin bekler bu gözler
Oyun oynaşla işimiz olmaz çünkü kuvvacıyız her daim canlar, vicdan rahat olduktan sonra başınız ağrısı ne olacak Allah razı olsun gerisi teferruat
Köklü Neslimiz!
Bizi bize bırakın gayrısı yalan
Kim kafirden fayda görmüş hep zarar ziyan!
Yıkılsın her türlü putunuz bu dünya yalan!
Coni den fayda olmaz ! Bize medeniyetimiz yeter…
Gayrı Gerekmez…
Sen kalbini hakikate, açarsan şayet
Nice hikmet-sır dolar,gayrı gerekmez
Lakin madeninde zerre,yok ise kıymet
Her gayret israf olur,gayrı bir söz gerekmez!..
Dersler: Nefsime
Hak emri vaki olsun, biraz daha gayret ha
Adil Düzen kurulsun, ümidini kesme ha
Yıkılsın siyonizm, vur canına taşı ha
Sadıklar tarafında, hep Haktan yana ol
Makam menfaat değil, sen Rızaya talip ol…
Ne kadar saklasan da, layığını bulursun
Niyet temiz olmalı, amel neyi kurtarsın
Hak biliyor özünü, üstün müsün kof musun
Dinle nefsim dersleri, mücahit-müstakim ol
Bu alemden ukbaya, imanlı bir yolcu ol..
KANTARLA MÜCEVHER TARTILMASA DA…
KANTARLA MÜCEVHER TARTILMAZ DA…
Kişi göründüğünün değil, olduğu ederiydi .
Çelikte metal, teneke de;
zırha hangin layıktı…
Hidayet, feraset, dirayet ve liyakatsize; kömür taşıtılsa da, mücevher emanet edilmezdi…
Nankörün zahiri tevbesi; hoşgörü damarıyla tedbirsizliğe itmesin,
derler ya alışmış, kudurmuştan beterdi…
Münafık hak davanın kaderidir; “olmazsa olmaz..”( Örn.İbni Sebe)
Zahir dava adamı görünse de, gönül merceğine feraset yüklenmemişler ayrıntıyı göremez. (Poloroid gözlük camı misali) Göremeyene de siyasetli davranmak gerekirdi.
Sultan Hamit Padişahtı, Batılılarca hediye edilen arabayı kabul etmemiş ve binmemişti…
Şimdiki Cumhuri Krallar en büyüğünden Katar uçağı hediye alırlar “acep ne işti.”
Asıl namus İslam’dı, vatandı..Bu yoldaki dost ve işbirliği kutsaldı.
Mal, aş ve eş bile
hukuki sahiplik süresince kutsallık ve mükellefiyet yüklerdi…
Sahibi olduğum yerli patiska bezi, düşmanın hediye atlasından rahat ve de onurluydu..
Kuvay-ı Milliye’yim, olmaz oynaşım Vicdanım rahat olsun, ağrısın başım Ülkem kurtulsun; hanım, alsın maaşım Meramım anlaşıldı, fazla pot gerekmez!
Zehirlenen vurulmaz, çün sabaha sağ çıkmaz
Kömür kolye yapılmaz, ıspanaktan yağ çıkmaz
Kabaktan tokmak olmaz, çalı diksen bağ çıkmaz
“Ne doğrarsan aşına, o gelir kaşığına”
Uğrayan iflah olmaz, mazlumun kargışına!
Medyanın hipnozuyla, beyinleri yıkanmış
Aynen “bakar-kör” olmuş, basireti tıkanmış
Sürü kalabalıklar, ruhsuz yola çıkanmış
“Ne doğrarsan aşına, o gelir kaşığına”
Armut aşılanır mı, üzümün arışına?!
Bir gram altın çıkar, bir ton maden molozdan
Savaş atı olur mu, güzel öten horozdan
Vaaz verip ağlıyor, organize SOROS’dan
Sen evliya bakarsın, salata turşusuna
Tiyatro oyuncusu, Holywood çarşısına!
Altın suyuna batmış, ayarı düşük bakır
İman vicdan çürümüş; kafatası tam takır
Hidayeti kararmış; duymazlar, boşa haykır
“Ne doğrarsan aşına, o gelir kaşığına”
Münafıklar aldanır, gavurun barışına!..
Muhakkak herkes hakettiğini bulacaktır
[b]
Zahir farklı da olsa hakikatte herkese ve her şeye ederi ve layığıyla muamele edilir. Cenab-ı Hak adildir ve kimseye zulmetmez.
Zahirin bazen hakikatten farklı olması ise yine hikmete binaendir.
Kâfirlerin ve hainlerin hem dünya hem dava içinde bazı imtiyaz, mal, makam gibi nimetlere sahip olmaları ve bu imkânların kendi bozuk tıynetleri yüzünden tedricen azaplarını arttırmaya vesile olması istidraçtır.
Günahlarda ısrara rağmen kişinin dünya hayatında isteklerinin olması, çeşitli cihetlerden yükselmesi istidraçtır.
Hatta bazı rivayetlerde Deccalin de birtakım üstün meziyetlere sahip olacağı zikredilir.
Velhasıl, ister dünyada, ister davada, ister mal, ister makam yönünden olsun, hatta birtakım kerametler yönünden dahi de olsa; bunlar hakikatte neyin alâmetidir bilmek için feraset sahibi olmak ve Kur’an’daki insan paradigmalarını iyi bilmek gerekir.
Yoksa her tatlı dil samimiyet, her hacı hoca, her sakallı mübarek, her makam sahibi yüksek şahsiyet, her iktidar da muktedir sanılırdı…
[/b]
KÂFİRLER VE MÜNAFIKLARA KARŞI SERT VE CAYDIRICI DAVRANMAK, OLGUN BİR İMANIN GEREĞİDİR!
Herkese layıkını, vermeli dostlar
Atlara et ve itlere ot gerekmez!
Ahmaklık eder isek, delinir postlar
Köksüze ahlâk, öküze bot gerekmez!
Rabbimiz, sonsuz merhametinin yanında, aynı zamanda sonsuz adalet sahibidir. Elbette bir çok hata bağışlanabilir, görmezden gelinebilir. Ancak Hakka başkaldırarak ve Bâtıla İŞBİRLİKÇİLİK yaparak kendilerine ve diğer insanlara zulmedenler, en sert eleştiriyi ve muameleyi hak ederler.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Ey Nebi(m, Hakk hâkim olsun, Müslümanlar ve mazlumlar huzur bulsun diye) kâfirlerle (askeri ve fiili) ve münafıklarla (siyasi ve fikrî) cihad et, onlara karşı şiddetli ‘sert ve caydırıcı’ davran. (Tıynetleri ve niyetleri bozuk olduğundan, saldırgan kâfir ve münafıklar, sizin yumuşak yaklaşımınızı, yağcılık ve zayıflık zannedebilirler.) Onların varacakları son durakları cehennemdir ve orası, ne kötü ve kahredici bir dönüş yeridir.”
Tevbe Suresi 73. Ayet
https://www.mealikerim.com/9/tevbe/73
Üstünlük saplantısı seytan ahlakı yazısı
Davanın içinde en özel ve en yakın da olduğunu zannedenler üstünlük saplantısına kapılmıstır. Herkesten en akıllı basarılı olduğunu zannedenlerde aynı olur. Hep ayrıcalık istiyen de aynı durumdur. Allah korusun
“Ya zenginliğine, ya zekâvetine veya diğer dünyalık nimet ve ziynetlerine, ya da ibadet ve hizmetlerine aldanarak kibirlenen ve başkalarını küçük gören kimseler, şeytanın boş kuruntulara düşürdüğü gafillerdir. “(Şeytan) Onlara (çeşitli) va’adler ediyor, onları olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan onlara bir aldanıştan başka bir şey va’ad etmez.”[2] ayeti bunların durumunu haber vermektedir.
İşte bunlardan birisi olan, mal varlığı ve Firavun’a yakınlığı ile şımaran Karun şöyle diyordu: “(Bütün bunlar) Bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir.”[3]Yani kendisine verilen nimetlerin, Allah’ın bir ihsanı ve imtihanı olduğunu unutup, kendisindeki özel bilgi ve beceriler sayesinde her şeyi kazandığını zannederek sapıtanlardan birisidir. Oysa bu düşünce şahsi zannından ve zırvasından başka bir şey değildir. “Siz ancak zanna uymakta ve sadece tahmin ve yalan uydurmaktasınız.”[4] “Gerçekte zan ise, Hakk’tan hiçbir şeyi sağlamaz (ve doğruya ulaştırmaz).”[5] ayetleri bu gerçeği açıkça haber vermektedir.
Ve yine, Hz. Musa Tur-i Sina’ya çıktıktan sonra, Beni İsrail’i saptıran ve altından bir buzağı heykeli yaparak ona taptıran Samiri de, kendisinde çok gizli yetenek ve özellikler vehmeden birisidir.
“Hz. Musa sorup dedi ki: ‘Ey Samiri, senin amacın nedir, (bu sapkınlığı niçin işledin?’ Samiri:) ‘Ben onların görmediklerini gördüm. Böylece elçinin (Cebrail’in) izinden bir avuç (toprak) alıp atıverdim…”[6] ayetlerinde de bildirdiği gibi, Samiri’nin fesat çıkarmasına neden olan düşünce, kendisinin herkesten bilgili, sezgili ve önemli olduğunu zannetmesidir. “Ben tarikat ve maneviyat ehliyim. Bana gizli işaretler ve keşifler gelmektedir” diyerek böbürlenen ve Kur’an ahlâkına aykırı düşünce ve davranışlar sergileyen kimseler de bu şaşkınlığın içerisindedir. Bu aldanış, “farklı şeyler yaparak, ilgi ve sevgi toplamak ve liderliğe oynamak” hevesinin birleşmesiyle ve şeytanın da şişirmesiyle insanı sapkınlığa sürüklemektedir.”
Dayan ve diren, yakın; kutlu zamanlar
[b]Mâide 52
(Bu İlahi ikazlarımıza rağmen) Kalbinde maraz bulunan (şuursuz Müslüman)ları görürsün ki, hâlâ (Yahudi ve Hristiyanlarla ve onlara ait bâtıl kural ve kurumlarla dostluk hususunda) onların arasına koşuşturup yarışırlar (kâfirlere yaranmaya çalışırlar ve bu münafıklıklarına bahane olarak da); “aleyhimize gelişen ve değişen zaman içinde, başımıza bir felaket gelmesinden (ve Müslümanların mağlup olmasından) korkuyoruz. (Bari hiç değilse, Yahudi ve Hristiyanların yardımını kaçırmayalım, diye düşünüyoruz)” diyerek (sahte mazeretlere sığınırlar). Fakat pek yakında Allah (Müslümanlara) umulmadık bir zaferi veya Kendi katından mutlu bir emri (ve haberi) gönderecek de (o münafıklar) kendi içlerinde gizledikleri (şeytani heves ve hesaplarına) bin pişman (ve perişan) olacaklardır.
[/b]
[b]Furkan 55
(Zavallı şaşkınlar ve sapkınlar) Allah’ı bırakıp kendilerine (gerçek anlamda) yarar ve zarar sağlayamayacak olan şeylere (zalim kişilere ve ülkelere) kulluk (ve hizmet) ediyorlar. İşte (asıl tehlikeli ve gizli) kâfir olan; kendi Rabbine (ve sadık mü’minlere) karşı (şeytani güçlere) arka çıkandır (veya; asıl kâfir, Rabbine karşı gelenlere destek olandır).
https://www.mealikerim.com/25/furkan/55%5B/b%5D
[b]Âl-i İmran 179
Allah, murdar (ve münafık) olanı, temiz ve mübarek olandan ayırt edinceye (sadıklarla, sahtekârları belirleyinceye) kadar, (ey münafıklar) mü’minleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz (ikili oynamak, fesatçılık ve fırsatçılık yapmak, Dini ve davayı kullanmak gibi) durumda (ve onlarla bir arada) bırakacak değildir. Ve tabi Allah size gaybı da bildirecek değildir. (Hatta pis tıynetli ve çirkef niyetli HABİSLERİ; temiz ve halis mü’minlerden ayırıncaya kadar bu imtihan sürecektir.) Lâkin Allah, elbette elçilerinden dilediğini seçip (bazı sırlarından haberdar kılmaktadır.) Öyleyse siz de Allah’a ve elçilerine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.
[/b]
İblis karakterliye, hürmet gerekmez…
Gözleri nemsiz, İbadeti kabuk
Yüreği gamsız, haysiyeti kopuk
Edası mahkum, şahsiyeti bozuk
İblis karakterliye, hürmet gerekmez…
Mümine Mert…
Kâfire Çetin…
Münafığa Siyasetli…
Mümine çetin olmak zulüm…
Kâfire ve Münafığa mert olmak ise ahmaklıktır …
Siyonist şeytanlar okuyup tedbir almasınlar
[quote name=”bayraktar”]
“Onları sana bakar görürsün. Oysa onlar görmezler!” Ayetinde haber verildiği gibi, yıllarca büyük zatların yanında ve yakınında bulundukları halde, ama sadece makam ve menfaat peşinde koştukları için; ferasetsiz, basiretsiz ve nasipsiz kalan insanlara, İslami ve siyasi sırları söylemedikleri bilinen bir gerçektir ve böyle olması zaten gereklidir.
Çünkü “kedilerin boynuna altın kolye takıldığı” görülmemiştir.[/b][/i]
[/quote]
Aynı şekilde Milli Çözüm dergisinde yazılan makaleler ve Üstadımızın hazırladığı 80 kitabı/eseri avam için ise, kim bilir daha ne altın ve pırlantaları vardır ancak siyonist şeytanlar okuyup tedbir almasınlar diye yayınlanmamaktadır diye düşünüyorum.
Gelmez dediğimiz İslam’ın zaferi geldiği gün, mü’minin sevinci kahrolmanıza yeter… İnan tekerlekli sandalyeden, yağlı urgandan beter!
Yan çizer davadan, dil uzatır hocaya
Allah tan korkmaz, bağlı siyon locaya
Gavurdan dost edindi, oldu domuz uşağğ
Kafirden beter münafık, yeri daha aşağğ
Rabbim her daim hakkı hak batılı batıl olarak görebilmemizi nasip etsin.
Bizi yaratan Rabbimiz Bakara suresi 256. Ayette şöyle buyuruyor:
(İnsanları İslam’a sokmak için de, ibadetleri yaptırmak için de) Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapkınlık ve azgınlıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu (İslam dışı sistemleri ve zalim kişileri terk ve inkâr ederek onları) tanımayıp Allah’a inanırsa (İslam nizamına tâbi olursa); artık o, şüphesiz sapasağlam bir kulpa yapışmıştır ki; bunun kopması yoktur (Kur’an’a tutunanların mahrum ve mahcup olma endişesi kalmamıştır). Allah, İşitendir, Bilendir.
https://www.mealikerim.com/2/bakara/256
[b]Bu ayetten aslında İslam’ın ne kadar asil bir din olduğunu, samimi niyetle arayışa girildiğinde hakikatin kendini gösterdiğini, sapkınlık ile doğruluğu birbirinden apaçık ayırt etmek için Kur’an ölçüsünde yaşamaya çalışmanın yeterli olacağını, bu şekilde yaşayanların Allah’ın koruması altında olduğunu anlıyoruz.
Şiirin muhtevası bana bu ayeti hatırlattı. Gerçekten de eğer çok kıymetli bir şey; bu bilgi de olabilir herhangi bir varlık da olabilir; kıymetini ve önemini bilmeyen bir kişiye zorla kabul ettirilmeye çalışılıyorsa bu hem bizim açımızdan boşuna uğraş ve zaman israfıdır hem de elimizdeki o kıymetli şeyi değersizleştirmeye sebep olmaktır. Bunun yerine kıymetini bilen kişilerle onu paylaşmak veya o kişilerle ilgilenmek daha isabetli olacaktır.
Çağımızda Erbakan Hocamızın bizlere bıraktığı D-8’ler varken AB’ye girmeye çalışmak, İslam Birleşmiş Milletleri aktifleşmesi gerekirken siyonist güdümlü BM’den medet ummak, Türkiye gibi lider, potansiyel gücü olan, stratejik, jeopolitik vs. özellikleri hasebiyle çok önemli bir değere sahip olduğumuz halde kendi kıymetimizi değerlendirmeyip dışa bağımlı yaşamaya çalışmak, faiz, fuhuş,kumar, içki Kuran’da açıkça yasaklanmışken bunlara türlü türlü fetvalar uyduranlara destek vermek açıkça bir hidayet kararmasıdır.
Çok şükür ki Milli Çözüm penceresinden olaylara baktığımızda hakikati daha iyi anlayabiliyoruz. Rabbim her daim hakkı hak batılı batıl olarak görmemizi ve hakikatin kıymetini bilip ona göre yaşayan insanlarla beraber olmamızı nasip etsin inşallah. Amin.
[/b]