15 Eylül 2017 tarihli Aydınlık gazetesinde, Şahin Filiz imzalı ve “Siyasal İslamcılıkta İnsan-Tanrı Kavgası ve Çelişkiler” başlıklı, talihsiz ve terbiyesiz bir yazı yayınlanmıştı. Hegel gavurunun, kasıtlı ve asılsız bir ithamla “Muhammedilik-Muhammed’in uydurduğu Din” şeklindeki safsata ve sataşmalarını, “bilimsel bir gerçek” gibi sunmaya ve İslam’ı, haşa, çağdışı ve bilim karşıtı gibi tanıtmaya çalışan bu zavallı zırvacı, hızını ve hıncını alamayıp, Erbakan Hoca’ya ve Adil Düzen programlarına da sataşmaya kalkışmıştı. Zalim ve ahlaksız Haçlı Batıyı İLERİCİ, “Muhammedi Doğu” diye hakarete kalkıştığı İslam’ı ise GERİCİLİK ve SEFİLLİĞİN kaynağı gösterme sahtekârlık ve küstahlığına soyunan Şahin Filiz isimli karanlık kafalı sözde Aydınlık yazarı, şu iftiraları yumurtlamıştı:
Kuşkusuz tarikat ve cemaatlerin kolektif gücünün bileşkelerinin yetiştirdiği siyasal İslamcı liderlerden birisi Necmettin Erbakan’dır. İnsan-Tanrı kavgasını ve bunun İslam’da yarattığı dış çelişkileri, Erbakan’ın “Davam” adlı kitabının çoğu yerinde saptamak mümkündür. Erbakan “doğru İslam”ı tarif ederken diyor ki: “Son zamanlarda fikir kirlenmesi olarak; modern Müslüman, ılımlı İslam, light İslam, çağdaşlık diye birtakım kavramlar kullanılıyor… Bu kavramlarla İslam’ı Protestanlaştırmaya çalışıyorlar… İslam, İslam’dır. Çünkü İslam dini, Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tastamamdır. Haşa zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona haktır, hayırdır ve herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslam dünya ve ahiret saadetinin tek anahtarıdır.”
Erbakan, bu kitabının birkaç sayfa sonrasında bu söylediklerini büsbütün tekzip eder ve İslamcıların kafa karışıklığının lider profilinde nasıl zirveye çıktığını ispat edercesine der ki: “İslam demek; ilim, çağdaşlık, sosyal adalet ve adil düzen demektir. İlim Çin’de dahi olsa alınız hadisi İslam’da ilmin ne kadar önemsendiğini ortaya koymaktadır… “İki günü denk olan ziyandadır” buyuruyor Efendimiz. Ne olacak o zaman? Her gün daha ileriye gideceğiz. Yani ilericilik ve çağdaşlık asıl İslam’ın bir sıfatıdır…”
Şahin Filiz, şu saptırmalarını “Bilimsel saptama” diye yutturmaya çalışmaktaydı:
Oysa, ilericilik, çağdaşlık, sürekli ilerleme gibi kavramlar, İslam’da olmayan, ona sonradan Siyasal İslamcıların Batı ile rekabetin araçları olarak ekledikleri algısız kavramlardır. Bunların İslam tarihinde deneysel bir karşılığı yoktur; Erbakan’ın dediği gibi, tam da Batı’ya karşı İslam’ı Batı’nın kavramlarıyla savunurken, itiraf edilemeyen, üstelik karşı olunan protestanlaşmanın örneklerini oluşturur. Siyasal İslamcılık, Batı’da bilim ve teknolojinin gelişmesine koşut olarak üretilen bu kavramları, algı ve deneysel içeriklerini paranteze alıp salt savunma aracı olarak kullanmaktadır. İslamcıların kullandıkları kavramlar algısız bir bilimi, algıları ise kavramsız bir dini resmetmektedir. Siyasal İslam, algısız modern kavramlar uğruna insan kültürünü atlamıştır. Din, tanrısallık iddiasında bulunmakla birlikte, içinde daha çok insana, onun yapıp-etmelerine, yarattığı kültür ve tarihsel eserlere yer ayırarak sürekli mitosun tarihsel belge ile karşılaşmasına açık kapı bırakır. Ancak insan yapımı bilgi ve kültür, İslamcılık’ta dinin insanla ve doğa ile temasını sağlayan yaşamsal bağlar olmaktan çıkarılır.
Şahin Filiz, dinsizlik ve cahilliğine, bilgiçlik kılıfı sarıp şu safsataları yazmıştı:
Ancak İslamcılık, en zıt unsurların; aralarında anlamlı bir ilişkinin dahi kurulması kolay olmayan şeylerin tümünün bir arada ve aynı anda İslam’da benzersiz bir şekilde içerildiğini ileri sürerek Hegel’in deyimiyle “soyut kapsamlılık” söylemi geliştirir. Bu söylem, siyasal düzen iddialarına yansıyarak -Erbakan’ın İslami Adil Düzen iddiası gibi- keyfi ve rastlantısal genellemelere doğru evrilir. Hegel’e göre, “Muhammedi Doğu’nun coşkusu soyuttur, soyut olduğu için de her şeyi kapsayıcıdır. Hiçbir şeyin durduramadığı ve kendisini hiçbir şeyle sınırlamayan, hiçbir şey gereksemeyen bir coşkudur. Hegel, fanatizm yatıştıktan sonra geriye gönüllerde yer eden hiçbir töresel ilke kalmadığını ileri sürer. Ona göre coşku zamanla yok olunca “Doğu” en büyük sefilliğe batmıştır…”[1]
Halbuki İslam, hayat ve muamelatla ilgili genel esasları ve temel yasaları ortaya koymaktadır. Evrensel insan haklarına ve çağın ihtiyaçlarına uygun hukuk kurallarını yapmayı ise; Kur’an ve sünnet bağlamında, akli, ilmi ve vicdani dayanaklara bırakır. Dalgaların tesadüfen mantarlara, mantarların kendiliğinden maymunlara… Maymunların ise birdenbire ve rastgele insana dönüştüğüne inanacak kadar süper manyakların, Kur’an’ı ve Erbakan’ı anlayamamaları normaldir. Örneğin; doğal depremler sonucu dağların yarılması, kayaların kopması, rüzgarların çarpışması sonucu, çeşitli madenlerin tesadüfen birbirine karışması üzerine, mükemmel bir bilgisayarın ortaya çıktığını iddia etmek nasıl bir ahmaklık ve şarlatanlık ise; atomların, moleküllerin, hücrelerin, bitki ve hayvan organizmalarının ve hele bir insanın böyle tesadüfler sonucu oluştuğunu söylemek bundan daha büyük bir ahmaklıktır. Bu Darwinist devrimcilerin lideri Doğu Perinçek 1974 Şanlı Kıbrıs Çıkarmamızdan dolayı, kahraman ve kararlı TSK’mızı İŞGALCİ, rahmetli Rauf Denktaş’ı ve Kıbrıslı Milli Direniş kadrolarını ise İŞBİRLİKÇİ sayacak kadar aşağı ve bayağı bir tavır sergilerken, Erbakan tüm emperyalist Batı’nın baskılarına rağmen, bu barış harekâtının başlatılmasının mimarıydı. Erbakan Adil Düzen Projelerini hazırlarken de:
1- Akli selimi
2- Müsbet bilimi
3- Tarihi deneyim ve birikimleri
4- Vicdani kanaat ve tatmini
5- İlahi Dini (Kur’an-ı Kerim’i ve Hadis-i Şerifleri) esas almıştır.
Bu 5 temel ölçüye göre hepsinin ittifakla; iyi, güzel, yararlı ve gerekli gördüğü şeyler DOĞRU; ve yine bu 5 temel ölçünün ittifakla; kötü, çirkin, zararlı ve gereksiz gördükleri ise YANLIŞ sayılmıştır. Filiz Şahin’in iddia ettiği gibi, Erbakan Hoca’nın o alıntı yapılan ilmi tespit ve tahlilleri arasında da asla bir çelişki bulunmamaktadır; tam aksine birbirini açıklayan ve tamamlayan yorumlardır. İslam Düşmanlığına ve şeytanlık damarına “bilimsellik” kılıfı takıp halkımıza yutturacağını sananların marjinal konumları ortadadır ve bu marazlı tavırları yüzünden toplum nezdinde asla saygınlık ve ağırlık kazanmamışlardır, kazanamayacaklardır.
Hak Din bilimin kaynağı ve dayanağıdır!
İslam dini akıl ve vicdan dinidir. İnsan, aklı ile Allah’ın bildirdiği gerçekleri görecek ve vicdanını kullanarak gördüklerinden sonuç çıkarabilecek yetenekle var edilmiştir. Örneğin akıl ve vicdan sahibi bir insan kendisine hiçbir bilgi verilmese bile evrendeki herhangi bir varlığın özelliklerini incelediğinde bunu üstün bir Akıl, İlim ve Güç sahibinin yarattığını anlayıverir. Veya dünyada yaşamın meydana gelebilmesi için gereken binlerce koşuldan sadece birkaçını görmesi bile, dünyanın insanların yaşayabilmeleri için özel olarak yaratılmış bir gezegen olduğunu anlaması için yeterlidir. Akıl ve vicdan sahibi bu insan, dünyanın tesadüfen oluştuğu gibi bir iddianın akıl dışı olduğunu ise kolaylıkla anlar. Kısacası aklını ve vicdanını kullanarak düşünen her insan Allah’ın varlığının delillerini tüm açıklığı ile görebilir.
Bu nedenle Allah, Kur’an’da insanları çevrelerindeki yaratılış delillerini düşünmeye ve incelemeye davet etmektedir. Tüm evrende var olan mükemmel ve muhteşem sistemleri, canlı ve cansız varlıklardaki harika sanat eserlerini inceleyen, gördükleri üzerinde düşünen ve araştırmaya yönelen her insan Allah’ın üstün aklını, ilmini ve sonsuz gücünü hemen sezecektir. Allah insanları, gökyüzü ve yıldızlar, yağmurlar, bitkiler ve hayvanlar, doğal ve sosyal olaylar, coğrafi farklılıklar gibi konularda araştırma ve inceleme yapmaya yöneltmektedir. Tüm bu varlıkları incelemenin ve araştırmanın yollarından biri ise başta da belirttiğimiz gibi bilimdir. Bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler; insanlara yaratılışın sırlarını, Allah’ın sonsuz ilmini, aklını ve gücünü tanıtmaya vesiledir. Ve tarih boyunca insanlığa büyük hizmetler veren bilim adamlarının önemli bir bölümünün Allah’a inanan dindar kimseler olmasının nedeni de budur; bilimin Allah’ın kudretini takdir edebilmenin bir yolu olması…
Allah inancı bilim adamlarına büyük bir huzur ve heyecan kazandırır
Evet din, bilimi teşvik eder ve bilimle uğraşan akıl ve vicdan sahibi insanlar Allah’ın varlığının delillerine çok yakından şahit oldukları için, aynı zamanda güçlü bir imana da sahip olurlar. Çünkü bu insanlar yaptıkları her incelemede, her yeni buluşta Allah’ın yarattığı mükemmel bir sistem, kusursuz bir detay ile karşılaşırlar. Örneğin, gözler üzerinde inceleme yapan bir bilim adamı, yalnızca insan gözündeki kompleks sistemi gördüğünde bile bunun asla tesadüflerle ve aşamalı geçişlerle meydana gelemeyeceğini anlayacaktır. Biraz daha incelediğinde, gözün oluşumundaki her detayın mucizevi bir yaratılışı olduğuna şahit olacaktır. Gözün birbiriyle tam bir uyum içinde çalışan onlarca ayrı parçadan oluştuğunu fark edip onu yaratmış olan Allah’a olan hayranlığı kat kat artacaktır.
Aynı şekilde evreni inceleyen bir bilim adamı, kendini bir anda binlerce mucizevi dengeyle karşı karşıya bulacaktır. Sınırlarını belirlemenin mümkün olmadığı uçsuz bucaksız uzayda yer alan milyarlarca galaksi ve bu galaksilerdeki milyarlarca yıldızın büyük bir uyum içinde varlıklarını sürdürebilmesi ona büyük bir araştırma şevki kazandıracaktır. Bunlardan dolayı, iman sahibi bir insan bilimsel araştırmalar yapmak ve evrenin sırlarını öğrenmek konusunda, son derece istekli ve kararlı olacaktır. Çağımızın en büyük dehası olarak kabul edilen Albert Einstein bir yazısında iman eden bilim adamlarının dinden aldıkları bu ateşleyici gücü şöyle açıklamıştır:
“Evrenle ilgili dini duygunun bilimsel araştırmaların en güçlü ve en soylu nedeni olduğu kanaatindeyim. Şüphesiz ki bu duyguyu, bilimsel zihniyeti ile ilk kuranlar en kuvvetli sezmişlerdi. Evrenin yapısını, bilimsel ve akılcı bir şekilde anlamak, insana en derin iman duygusu verir. Yıllarca mesai sonunda kavradıkları evren anlayışı, Kepler ve Newton’a böyle derin duygular vermiştir. Bilimsel araştırmaların yalnız pratik alanında kalanlar, bu konuda her zaman her yerde yanlış açıklamalara düşmüşlerdir. Ancak hayatlarını tamamen bilimsel araştırmalara vermiş olanlarındır ki, bu seziş ve ilham, kalplerine dolar ve ancak bu çapta adamlardır ki, binbir güçlüğe rağmen bu aramalarına devam ederler. Onlar bu kuvveti din duygusundan alırlar. Bir çağdaşımız pek doğru olarak şöyle demiştir: Bizim materyalist çağımızda en derin din duygusunu, pozitif bilim yolunun ilk arayıcıları sezmişlerdir.”[2]
Johannes Kepler ise: Yaratıcı’nın eserlerindeki lezzeti tatmak için bilimle ilgilendiğini söylerken, tarihin en büyük bilim adamlarından biri olan Isaac Newton, bilimsel araştırmalarını yapma çabasının ardındaki sebebin Allah’ı bulup tanımak isteği olduğunu ifade etmiştir. Bu sözler dünya tarihinin en önemli bilim adamlarından sadece birkaçına aittir. Bu kişiler ve – ileriki bölümlerde inceleyeceğimiz – bunlar gibi daha yüzlerce bilim adamı evreni inceleyerek Allah’ın varlığına iman eden, Allah’ın ihtişamla yarattığı kanunlardan ve olaylardan etkilenerek, daha fazlasını keşfetme isteği duyan kimselerdir.
Görüldüğü gibi, Allah’ın evreni nasıl bir yaratılışla var ettiğini görebilme isteği, tarihte pek çok bilim adamının en büyük motivasyon kaynağıdır. Çünkü evrenin ve canlıların yaratılmış olduklarını kavrayan bir insan, aynı zamanda bu yaratılışta bir amaç olduğunu da kavrayacaktır. Amaç ise doğal olarak bir anlam oluşturacaktır. Bu anlamı kavrayabilmek, delillerini bulmak, detaylarını incelemek isteği, bilimsel çalışmalara büyük bir güç kazandıracaktır. Ancak eğer evrenin ve canlıların yaratılmış oldukları gerçeği reddedilirse, bu anlam ve amaç da ortadan kalkacaktır. Örneğin materyalist felsefeye ve Darwinizm’e inanan bir bilim adamı, evrende hiçbir amaç olmadığını, her şeyin kör tesadüflerin sonucu ortaya çıktığını savunmaktadır. Bu durumda evreni ve canlıları araştırmanın da gerçek bir anlamı kalmamaktadır. Einstein bu gerçeği, “Din duygusu ne zaman kaybolsa bilim, ilhamı olmayan bir deneyciliğe dönüyor”[3] sözüyle anlatmaktadır.
Darwinist ve dinsiz yaklaşımla, Dini inkâr eden bir bilim adamının hedefleyebileceği yegâne amaç ise; yaptığı bir buluşla ünlü olmak, tarihe ün salmak, ya da çok para kazanmak dışında ne olacaktı? Bu hedefler ise onu samimiyetten ve bilimsel dürüstlükten ayıracaktır. Örneğin bilimsel bulgulara dayanarak vardığı bir sonucu, bu sonuç bilim dünyasında hâkim olan yaygın kanıya ters düştüğü durumda; ününden ve unvanından olmak, kınanmak, küçük düşürülüp aşağılanmak gibi endişelerle ilmi gerçekleri gizlemek durumunda kalacaktır.
İşte akılsız ve asılsız Evrim teorisinin uzun bir zamandır bilim dünyasında kabul görmüş olması, bu samimiyetsizliğin bir ispatıdır. Gerçekte bilimsel verilerle yüz yüze kalan çok sayıda bilim adamı, evrim teorisinin canlılığı ve harika yaratılışı açıklamaktan çok uzak olduğunu görmekte, ama sırf tepki çekmemek için buna sahip çıkmamaktadır. İngiliz fizikçi H. S. Lipson bu konuda şu itirafı yapmaktadır:
“Canlılar hakkında Darwin’in bildiğinden çok daha fazlasını biliyoruz. Örneğin sinirlerin nasıl çalıştığını biliyoruz ve bence her sinir elektrik mühendisliği yönünden bir şaheserdir. Ve bizim vücudumuzda bunlardan milyarlarcası vardır… Bu durumda benim aklıma gelen kelime “İlahi tasarım”dır. Ama biyolog meslektaşlarım bu kelimeden hiç hoşlanmamaktadır.”[4]
Bu yüzden yaratılışı ifade eden “tasarım” kelimesi, sırf bu kelimeden hoşlanılmadığı için bilimsel literatürün dışında tutulmakta, çok sayıda bilim adamı da bu dogmatik ve despotik tutuma boyun eğmek zorunda kalmaktadır. Lipson, bu gerçeği şöyle açıklar:
“Aslında evrim bir anlamda sözde bilimsel bir din haline geldi; hemen hemen bütün bilim adamları bunu kabul etti ve birçoğu onunla uyumlu olması için gözlemlerini eğip bükmeye mecburiyet hissetti.”[5]
Bu çarpık durum, 19. yüzyılın ortalarından itibaren bilim dünyasına hâkim olmaya başlayan “dinsiz bilim” aldanışının bir sonucu olmaktadır. Einstein’in belirttiği gibi “Dinsiz bir bilim topaldır.”[6] Bu yüzden de bu aldanış, hem bilim dünyasını yanlış hedeflere kaydırmış, hem de bu hedeflerin yanlışlığını görmelerine rağmen kayıtsız kalan korkak ve uysal bilim adamları ortaya çıkarmıştır.
Samimi bir Müslüman ve makine ve teknoloji alanında çağımızın en önemli bilim adamlarından olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın; İlmi, insani, Milli ve İslami projelerini anlamaya beyin kapasiteleri yeterli olmayan Darwinist zırvacılar, veya Adil Düzen projelerinin, Siyonist sömürü düzenlerini, Kapitalist ve Komünist sistemlerini yıkıp insanlığı kölelikten kurtaracağını fark eden barbarlık baronları, bütün şeytani planlarını Erbakan düşmanlığı üzerine kurgulamışlardır. Şahin Filiz zavallısının ve Darwinist-Ulusalcı Aydınlık’ın da bu şeytani şebekenin kiralık kuklası oldukları böylece ortaya çıkmaktadır. Erbakan’a hıyanet ve evrensel projelerini kösteklemek karşılığı iktidara taşınan ve çok çiğ ve çirkin bir din istismarıyla Milli ve manevi değerlerimizi tahribata çalışan AKP iktidarına ve Sn. Erdoğan’a şimdi sahip çıkan Aydınlıkçıların, niye halâ Erbakan’a sataşıp durduklarını ise, iz’an ve vicdan sahipleri herhalde anlayacaklardır.
[1] Şahin Filiz / Aydınlık / 15.9.2017
[2] Albert Einstein, Ideas and Opinions, Crown Publishers, New York, 1954
[3] Letter to Maurice Solovine, 1 Ocak 1951; Einstein Archive 21-174, 80-871, Letters to Solovine’de yayınlandı, s. 119
[4] H. S. Lipson, A Physicist’s View of Darwin’s Theory, Evolutionary Trends in Plants, vol. 2, no. 1, 1988, s. 6
[5] H. S. Lipson, A Physicist Looks at Evolution. Physics Bulletin, vol. 31 (1980) s. 138
[6] Albert Einstein, Science, Philosophy, And Religion: A Symposium,- 1941, ch1.3

Erbakan Hocamızın en sadık takipçileri Milli Çözüm bendeleridir. Örnek sadakatin lideri ve Erbakan Hocamızın davasını en iyi anlayan ve insanlığa tarif edebilecek olan kutlu şahsiyet ise Üstat Ahmet Akgül Hocamızdı.
Allah aşkına söyler misiniz Erbakan Hocamızın kurduğu partide çalışan, Erbakan’ın ekmeğini yiyen, Erbakan isminden dolayı değer ve saygı gören ve resmiyette Erbakan Hocamıza sahiplik yapan(!) parti yetkilileri; ERBAKAN Hocamıza karşı yapılan hakaret ve iftiralara, resmi bir dille cevap verme sorumluluğu ilk olarak sizde değil mi? SP’nin ve Milli Görüşün yayın organlarının en önemli vazifelerinden değil mi? Sözde davasını sahiplendiğiniz Erbakan Hocamıza karşı yapılan iftira ve hakaretlere cevap vermemek; Ya bu iftiralara cevap verecek kadar Erbakan Hocamızı tanıma seviyeniz-dava şuurunuz yok. Ya da tüm iftiralara sesiz kalarak, iftiraları tasdik ediyor yeni iftiraların önünü açmak istiyorsunuz. Bir gerçek var ki Sp’nin bu sessizliği ve tüm Milli Görüş üyelerinin bu sessizliğe tepkisizliği tarihi bir vefasızlık örneğiydi.
Erbakan vakfı; Milletimize, Erbakan Hocamız hakkında söylenen yalanların, yanlış tanıtmaların doğrusunu söyleyerek Aziz Erbakan Hocamızın doğru tanıtılmasını sağlamak değil mi? Tüm iftira ve hakaretlere sessiz kalarak mı Erbakan vakfı bunu sağlıyor? Sayın Fatih bey en azından “Erbakan Hocam babamdır” deyip, iftiralara cevap vermesi gerekmiyor mu? Aziz liderimize yapılan tüm iftiralara Erbakan vâkıfı tarafından sessiz kalınmasına rağmen, Prof. Dr. Necmettin Erbakan isminin kullanmanızın sebebi bir yerlere gelmek mi? Ya da Erbakan Hocamız sayesinde hürmet-muhabbet gördüğünüzden mi Erbakan ismini kullanıyorsunuz? Her ne olursa olsun Erbakan vakfının, Erbakan iftiracılarına bir kere olsun donanımlı cevap verip iftiracıların yüzünü karartıp sadıkların yüreklerini ferahlatmadılar maalesef.
Yukarda saydığımız kurumlar Erbakan Hocamıza yapılan iftiralara cevap vermede birinci derecede sorumlu oldukları halde sus pus olundu.
“Erbakan Hocamızın en sadık takipçileri Milli Çözüm bendeleridir. Örnek sadakatin lideri ve Erbakan Hocamızın davasını en iyi anlayan ve insanlığa tarif edebilecek olan kutlu şahsiyet ise Üstat Ahmet Akgül Hocamızdır.” sözünün en basit ispatı ise;
FETÖ
Ulusal Kanal’da Gülgün Feyman
HAYDAR BAŞ’CILARA
Mehmet Metiner
Şevki Yılmaz’a
Haydar Baş’ın müritlerinden Yusuf Karaca
Orhan Birgit
Aydın Doğan
Yakın çevresindeki seçme Sabataist ve Pakradunler
Oğuzhan Asiltürk
Cübbeli
Aydınlık gazetesinde, Şahin Filiz
Numan
Kadir Mısıroğlu …
Ve daha nice Aziz Lider Erbakan Hocamıza karşı hücuma geçen eniklere karşı hiç vakit kaybetmeden en mükemmel cevapları vermesiydi.
Darwin’in Ampülleri ve Perinçek’in hezeyanları
Ahir zaman gerçekten acayip özellikleri ile birlikte cereyan ediyor. Öyle ki bu dönemde yaşayanlar ve yaşananlar aslında yaptıkları işlerin tersi kavramlar ile anılmak istiyorlar. Mayfalar sosyal yardımlaşma derneği, yolsuzluk yapan hırsızlar hayır sever iş adamı, yalancılar dürüst, liyakat sahibi olmayan görevliler karizmatik lider, örümcek ağına bulanmış karanlık beyin sahipleri aydınlıkçı! oluveriyor da, herkes bu uyuşturucu hapı yutmuş oluyor. İşin daha ilginci ise bu tipler organize bir şekilde, zahiri tüm farklılıklarına rağmen bir araya geliyor, Hak karşısında cephe alıyor ve ellerindeki tüm imkanlar ile canhıraş bir şekilde gerçekleri örtmeye çalışıyorlar.
Dolayısıyla ahir zamanın Hakkı haykıran sesi olarak Aziz Erbakan hocamızın bu saldırılardan muaf olmasını beklememek gerekiyor.
Şer cephesinin figüranlarından olan bu darwinist ampüller yani aydınlıkçılar mal bulmuş mağribi heyecanıyla güya bir şey söylediler ancak ilkokul çocuklarının anlayacağı bir gerçeği saptırma hevesi kursaklarında kaldı. Elhamdulillah ki Milli Çözüm’den başka da bunların çirkefliklerini yüzlerine vuran olmadı.
İkinci bir husus ise, aydınlık grubunun dönek önderi d. perinçek ulusal bir haber kanalında katıldığı programda 28 şubat darbesinin ordu tarafından fetöcü yapıya karşı yapıldığı yalanını ortaya atıyor ancak akp’li katılımcılar bile nasıl güleceklerini şaşırıyordu. Güya vatanperver perinçek sağır sultanca bile bilinen gerçekleri saptırmaya ve Erbakan düşmanlığına devam ediyor ancak programda kıvırarak suçu dönemin başbakan yrd. Tansu Çiller’e atıyordu. İşte bu gelişmeler de gösteriyordu ki 28 şubat’tan hesap sorulmamasının nedeni siyonizmin ve onun alçak uşaklarının canını Erbakan hocamız iyi yakmıştı.
İzim’cilerin saptırmaları
Çözümü zor olan bir problemin sonucuna nasıl ki, belli formüller kullanarak kolayca ulaşırsanız.
Nereden bakarsanız bakın, Rahmetli Erbakan Hocamızın ortaya koyduğu fikirler-yaptığı icraatlar, sömürücü zalim siyonist düzenin def edilmesi, adaletli bir düzenin kurulması ve yaşanabilir bir dünyanın oluşması içindir.
Bu dinsiz-donsuz-soysuz takımının, Erbakan Hoca’ya ve kutlu davasına saldırışları, kendi tağuti, şehevi ve hayvani sistemlerinin dağılacağını ve yeni bir Adil Düzen’in kurulacağını kabullenemedikleri içindir.
“Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla (kuru laf kalabalığıyla) söndürmek istemektedir. Oysa Allah, Kendi nurunu tamama (başarıya) eriştirecektir; kâfirler hoş görmese bile (Kur’an’ın Adil Düzenini getirecektir).”
Saf Suresi:8
Göreceğiz
İnkacı zihniyet herhangi bir mantık örgüsüne sahip değildir! Evrendeki harlkulade tasarım, herşeye hakim olan sonsuz bir akıl, hakimiyet ve kudret,basit bir tefekkürle çok rahatlıkla anlaşılabileceği halde,şeytansı bir büyüklük gururu ve Allah’ın kudretini hakkıyla takdir edememe-etmeme saplantıları,insanları bu tür sapkınlığa sürüklemektedir.Makalede anlatıldığı üzre,Allah’a iman eden bir bilim anlayışı doğru bir noktadan çıkması nedeniyle tarih boyunca,çok büyük keşifler,faydalı buluşlar ortaya koymuşlardır.Araştırmaların en büyük tetikleyici gücü olan “Yaratıcıya yakınlaşma,O’nun kusursuz sanatını tanıma,haz ve şuuru”bilim dünyasının ufkunu açmış,teknik gelişmeleride tetikleyerek insanlığın iyiliğine katkı sunmuştur.
Gerçekte akıl ve vicdanları yattığı halde çeşitli köksüz,nefsani nedenler ve seytani dürtülerle,”Materyalizm”i dogmatik bir din haline getiren,varlığın kökenini hiçbir bilimsel veriye dayanmayan saçma sapan idaalarla açıkladığını zanneden sözde bilimsel çevreler;hayatın amacıyla ilgili de çok büyük bir buhrana sürüklenmişler,iç dünyalarında cehennemi bir azaba sürüklenmişlerdir!
Perde arkasında tüm dünyayı köleleştirmek isteyen siyonist merkezlerin,dünyalık ikbal-şöhret vaadleri, tehdit ve şantajları, bu bilim çevrelerinin davranışlarının şekillenmesinde belki en büyük nedenlerdendir.Siyonist mahfillerin “İnkarcı bilim anlayışı”nı ayakta tutma çabası,kendi varlığını devam ettirebilmesi açısından vazgeçilmez bir koşuldur.Gerçek Allah inancı ve maneviyat düşüncesinin vaz geçilmez rotası İslam Dini’dir.İslamın doğru anlaşılması ise siyonizmin sonu demektir!..
Dünyanın materyalizmin karanlığında boğulduğu bir dönemde ,Aziz Erbakan Hocanın 60’lı yıllarda başlattıkları” İslam ve İlim Konferansları” bilim dünyasında köklü pozitif depremler meydana getirmiştir.Sonrasında ise”Harun Yahya”ismiyle organize ettikleri çalışmalarla Darvinizm ve Materyalizmi tam olarak susturmuşlardır.
Siyonist merkezlerin ve yerli uşaklarının Erbakan korkuları çaresi olmayan,haklı bir korkudur.Fikri planda topyekun maglup olan iç-dış mahfillerin,fiili ve fiziki planda da nasıl bir akıbete uğrayacaklarını,insallah hep beraber ve pek yakında göreceğiz!..
Kirli Şile bezi
Yazıkki dünyada bile her geçen gün önemini yitiren bu Darwinizm sapıklığı bizim ülkemizde yaşayan,kendilerini Aydın,entellektüel,çağdaş,uygar ve ilerici zanneden garibelerce yaşatılmaktadır,darwin gebermeden evvel,hadi diyelimki bu dünya bir eczane bir fırtına çıkmış olsun ve bütün ilaçlar ve elementler bir birine karışsın ve tek hüçreli çanlılar oluşsun ama yinede hayatın devamı için dünyaya ilk hareketi verecek bir güç gerek diyerek geberip gitmiştir.Şimdi bu adı Filiz ama fikri güdük zavallılar bu hegel’di darwin’di vesaire sapık örneklerle kendilerine kaçış yolu aramaktadırlar.Bu tipler çilalı taş devri insanlarından daha ilkel malı malla değişelim kadın özgürdür (yani orta malıdır herkes onu kullanır) kimse ona hesap soramaz,yani koç la koyun,ineklerle Boğa lar karışık yaşasın diyen,entellik olsun salaşlık adı altında nerede ucuz mezbelelik sokak başı meyhaneleri,Art ve resim galerileri,kadın ve erkeğin izzet ve şerefinin ayaklar altı olduğu rezil ortamlardır, İstanbul’da İstiklal cad ve arka sokaklarında Nev-i zade sokak, han içlerinde dernek vakıf ve ucuz Türkü barlardır bunların tutunduğu yaşamaya çalıştığı yerler.Etraflarında her zaman bunlara iltifat eden gazlayan ve yol veren tipler vardır,bunlarda bu gazla konuya başlarken içtikleri alkolünde etkisiyle,Darwin’den başlayıp hegel le devam edip oradan bir Rusya turu yapıp Mao,lenin,Stalin ,Engels seviciliği yapıp tam gazı almış dümdüz devam ederken, karşılarına Erbakan ve Adil düzen çıkıyor.Davam kitabından örnek veren bu kadıncağız kaldıki bu kitap hocamın hayatı ile bir parağraflık özet bile olamaz.Ahmet Hocam 170 sayı dergi 70 kitapta bitiremedi Adil Düzen ve Erbakan hocamı ,bu kirli Şile bezi ve bulicin artığı tipler hemen bir kaç satırda çözmüşler işi.Aynı kitapta Oysa İslam ve ilim’i anlatıyor Erbakan hocam.Oysa ondan hiç bahsetmiyor neden çünkü orada hırsız batılı ilim adamlarından bahsediyor kimden bunların örnek aldığı haşa tapındıklarından.Sonuçta Aydınlıkçı Doğu Perinçek’in yazar takımı,Recep Bey’in de belinin sol tarafına taktığı yedek jarşörlü silahı bunlar.Peki bunlar kim ? Siyonizim’in has elemanları. İhdas edilmiş görev ne bunlara.Erbakan’a Milli Görüş ve Adil Düzen var gücünüzle saldırın yani İslama savaş açın denmiştir bunlar,sahibinin sağ ve sol belindeki silahlar böyle zamanlı zamansız patlamaktadırlar. Yazık ki onlarla aramızda Dağlar kadar fark var diyemiyorum zira aramızda, öleceğiz bu dünyada yok olup gideceğiz diyen bu zavallı tipler,birde bizler varız öldüğümüz gün uyanacağız ve sonsuz bir hayatta Cehennemde yada Cennet ‘te olacağız. Aramızdaki fark bu , buna fark bile denmez zira onlar fikir ve sapıklıkları ile yok hükmündedirler.Hasabın Sahibi Allah bunun hesabını muhakkak soracak.Yazarımızın eline diline kalemine,İman ına sağlık.Allah’a emanet olun.Amin
HAKLA BATILIN BÜYÜK MÜCADELESÎ
Kur’an Bilime-Însanliga Yol Gösterir!.
Erbakan’a Satasan Siyonizme Eniktir!
$ahin Filiz vb karanlîk ve kiralîk kafalarîn $eytani misyon ve görevleri geregi zîrvalamalarînî yadîrgamîyorum bunlara akletmeden kananlarî yadîrgîyorum. Ey Batîl ne yapsan bo$ her türden eniklerini salsan bo$. Rahmetli Erbakan Hocam Siyonist Saltanatinizin yikilamaz sandiginiz korunakli Suruna öyle bir gedik a$tiki kahbece estirdiginiz hiçbir rüzgar yîkîlî$înîza engel olamayak!
Erbakan Anlayî$i hakim olmasîn diye Dindar görünümlü Akp ile Darvinist Ulusalcî!lara yaptîrdîgînîz ittifak da Adil Düzen’in kurulu$una engel olamayacak!
Milli Görüş’ün Tek Temsilcisi MİLLİ ÇÖZÜM ve O’nun şahsi Manevisi Ahmet AKGÜL’dür!…
[b]Milli Görüş’ün Tek Temsilcisi MİLLİ ÇÖZÜM ve O’nun şahsi Manevisi Ahmet AKGÜL’dür!…[/b]
Yazarımıza sonsuz teşekkür etmeyi vazife sayıyorum. Allah razı olsun.
[b]Muhterem Üstadımız Ahmet Akgül’den bir dörtlük:[/b]
Yüzleri dost, özü düşmandan usandım
Dili Mü’ min, kalbi şeytandan usandım
Bu dünyada herkes hoş görülür amma
Dertsiz davasız Müslümandan usandım
İslamcı kılıklı yazarlardan, İslamcı kılıklı hocalardan tarikat şeylerinden, İslamcı kılıklı akademisyenlerden din istismarcılarından tutun da, devrim istismarcısı olan yazar, çizer, akademisyen kimselere varıncaya kadar ne hikmetse hepsi anlaşmışlar gibi , bu insanlığı madden – manen müspet manada dönüştüren, römorkör gibi aslına taşımış taşımaya da devam eden projeleri ve sadıkları eliyle bunları gerçekleştirmek için can hıraşane gayret gösterilmesine rağmen ERBAKAN DÜŞMANLIĞI devam ediyor ve ettiriliyor. Bu kendiliğinden olan plansız yapılan bir eylem olmadığı çok aşikar. Çünkü işin kökeninden temelinden alınmış olan bu insanlığı madden-manen sömürüsü altına hapseden tüm kötülüğün , ahlaksızlığın, zulmün, terörün, adaletsizliğin bilumum kirli işlerin arkasında Siyonizm olduğu gerçeğini hayatı boyunca deşifre etmiş tek isim Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ dır. Erbakan hoca bu Siyonist (samimiyetsiz) Yahudilere öyle bir çomak sokmuş ki hala acısından inlemeleri kesilmiyor, o acılarını biran olsun unutmak için , acılarının hafiflemesi için ‘’O’NUN ÖLMESİ YETMEZ ÜZERİNE BETON DÖKMEMİZ GEREKİR’’ diyerek aslında bu din istismarcılarıyla ve devrim istismarcıları eliyle bu görev ifa ediliyor. Ama ne yapsalar boş!!!!! Bunlar böyle beton dökmeye çalışırlarken o kutlu insanın sadık bağlıları da o betonu etkisiz hale getirerek ve o betonu kendilerinin üzerine dökülmesini sağlayarak hem böylesi bir şereften nasipkar olunuyor hem de bu zulüm düzenini yürütenleri fikir ve icraatlarını kuşa çevriliyor.
Ama şu soruyu da sormadan geçemeyeceğim: Milli Görüş’e , Adil Düzen’ e ve Muhterem ERBAKAN Hocamıza atılan iftiraları hakaretleri çamurları temizleme şerefini Saadet Partisinin Temsilcileri , Erbakan Vakfının Temsilcileri üzerlerine vazife edinmezler. Her seferinde Milli Çözüm ve şahsı manevisi Muhterem Ahmet AKGÜL HOCAMIZ bunu vazife addediyor ve elhamdülillah o şereften payını alıyor…
Ilımlı İslamcılarla, katı laikler
Neden Erbakan Hocayı, duysa panikler
Makam için davasından, dönen enikler
Sanıyorlar ki, güç; kalpte değil, kastadır!
(Ahmet Akgül)
Hadi Oradan !
Aslında Erbakan Hocanın gölgesi altında sadece bir hiç olduklarını,O nun Cesaret,metanet,Şuur,İman,İrade ve Azamet sahibi olarak ne kadar büyük bir öncü olduğunu bal gibi biliyorlar…Böylesi büyük ve eşsiz hasletlerin binde birine sahip olamamanın verdiği ezikliğin ve hiçliğin ötesinde;Allaha olan kin ve düşmanlıklarının dolaylı bir şekilde Erbakan Hocamızın ortaya koyduğu ilmi ve imani evrensel hak ve adalet nizamına karşı yansımasıdır…!!
İnsana,topluma ve devlete dair tek bir faydası ve ilham kaynağı olmayan beş para etmez,vizyon ve derinlikten yoksun bir yazının batıl ve geçersiz olması ,bu cevap ile otaya çıkmıştır..