BİZDEN HATIRLATMASI!..
Tam elli yıldır; nice masonlar, münafıklar ve marazlı takımları Üstad Ahmet Akgül’ü Hak bildiği yoldan alıkoymak, hayırlı davasından ve Erbakan sevdasından koparmak için çok uğraştılar, her türlü hıyanet ve hakarete başvurdular… Ama Allah’ın himayesi ve inayetiyle Onu korkutamadılar, caydıramadılar… Şimdi ey zavallılar, Onu karalamak ve yaralamak için sizler ayak takmaya ve asılsız ithamlarla sadıkları kandırıp ayartmaya çalışmaktasınız… Bakalım Siyonist şeytanlardan ve şer odaklarından “Aferin” madalyası alacak mısınız?!..
EY RASÜL, BIRAKMA SENSİZ!
İmanımı yoldaş, eylesin Rabbim
Gitmeyeyim en son, durağa Sensiz…
Efendim Sahibim, Tabip Habibim
Ayrı düşmeyeyim, ırağa1 Sensiz…
Dost izinden gayrı, yolları sildim
Uğrunda yaşlandı, buruştu cildim
Kapında Kıtmirlik, şerefim bildim
İstemem binmeyi, Burağa Sensiz…
Şefkat şefaatin, kesilse bir an
Hayat harab olur, yurtlarım viran
Hikmet yağdırmazsa, gönlüme Kur’an
Kuruyup dönecek, çorağa2 Sensiz…
Her iki cihanda, eylesen aziz
İnayet koparsa, gayretim aciz
Himmetin olmazsa, kuvvetim naçiz
Güç yetmez nefsimden, ferağa3 Sensiz…
Kutup Yıldızımı, ufkuma asar4
Ceryanım kesersen, karanlık basar
Sensizlik beynime, kalbime hasar
Erişemem Nura, çerağa5 Sensiz…
Bu seçkin sadıklar, nazım çekiyor
Çok yazık bazılar, fesat ekiyor
Kimi setrim6 yırtar, dostlar dikiyor
Hikmet hükmüm geçmez, çırağa Sensiz…
Şer odaklar hain, gafil solluyor
Nefis Şeytan daim, fırsat kolluyor
Ahmet salavatın, Sana yolluyor
Düşmem Dost arzuya, merağa7 Sensiz…
- Irak: Uzak.
- Çorak: Verimsiz arazi.
- Ferağ: Vazgeçme, bırakıp gitme (feragat etme).
- “Ve (Allah daha başka) alâmet ve işaretler de (var etmiştir ki örneğin;) onlar ‘Necmi’ ile (Din Yıldızı veya Resulüllah’ın izah ettiği Kur’an kuralları ile) hidayeti (Hakk Dini ve adalet düzenini) bulabileceklerdir. [Not: Bu ayette hem kutup yıldızı ile geceleri okyanuslarda ve çöl sahralarında yön tayinine dikkat çekilmekte, hem de Hz. Peygamber Efendimize ve Mehdiyet rehberliğine işaret edilmektedir.]” (Nahl: 16)
- Çerağ: Basit aydınlatma aracı, fitil, mum, çıra.
- Setr: Vücudu örten elbise.
- Merak: Bir şeyi anlama, iç yüzünü kavrama arzusu.

Kutup Yıldızımı, ufkuma asar4
Ceryanım kesersen, karanlık basar
Sensizlik beynime, kalbime hasar
Erişemem Nura, çerağa5 Sensiz…
Kutup yıldızı karanlıkta veya zor zamanlarda yolunu kaybedenlere ışık tutan umut kaynağı olarak görülür.Karanlık çağda cahiliye devrinde tüm insanlığı aydınlatan adeta bir güneş gibi doğan peygamber efendimiz tüm karanlığın üstünü örtmüştür. Her çağda Efendimizin misyonunu devam ettiren tebliğci Alim zatlar Hak davanın savunucusu olmuşlardır. Bu asırda Erbakan Hocamız bu bayrağı taşımış insanları batıl yoldon ve düzenden uzaklaşması için Adil Düzeni savunmuştur. Şimdi ise 50 yıldan fazladır Milli Çözüm şahsi manevisi Üstat Ahmet Akgül tüm kınayıcıların kınamasından korkmadan hakikatleri dile getirmiş ve bu uğurda türlü eza ve cefalara düçar olmuştur. Ancak üstadımız savunduğu Kur’ani hakikatlerin doğruluğu onu hep haklı çıkarmıştır. İnanıyoruz ve bekliyoruzki Efendimiz İslamı yeryüzüne hakim kıldığı gibi bir din yıldızı çıkacak ve bu asırda tekrar İslamın izzet ve şerefini yeniden yeryüzüne hakim kılacaktır. Onun yolunda gidenler ise dünyada da ahirettede şeref kazanacak kimseler olacaktır.
Necm 1
Çıkıp zuhur ettiği zaman (inmekte olan) Necm’e (kutlu Yıldız şahsiyete) yemin olsun ki; [Not: Necm: Bir konuyla ilgili inen toplu Kur’an ayetleri faslına; veya, yaratılış ve imtihan gayelerini açıklamak üzere çıkıp zuhur eden “Din Yıldızına” denir. “İza hevâ” kelimelerine “Battığı zaman” yerine; “Doğup aydınlattığı zaman” manası daha uygun düşmektedir. Burada zikredilen Necm; Hz. Peygamber Efendimizin zuhuruna ve tarihi medeniyet-Mehdiyet inkılâbına da işaret olabilir.]
https://www.mealikerim.com/53
Ahmet Akgül hocamız bugüne kadar hakk bildiğini söylemekten geri durmadığı gibi, samimiyetinden ve mertliğinden de ödün vermemiştir. Ama asıl Cenabı Hakk’a olan güveni, O’nu korkusuz hale getirmiştir. Bu tam bir imandır. O’na iftira atanlar veya O’nun üzerinde bir takım oyun oynamak isteyenler kendi açıkları, kötü karakterleri ve hiyanetleri ortaya çıkacak korkusuyla bu girişimlerini yapmaktadırlar. Ayrıca şiirden anladığımız; rehberimiz Kur’an ve Rasulullah (sav) efendimiz olursa insanda Kur’an ve Rasulullah (sav) efendimizden ayrı kalmak kaygısından başka bir kaygı kalmayacağıdır.
Kuran’ın Kerim’in ve Peygamber efendimizin nuru ile bir ömür Siyonizm ile mücadele eden, projeler üreten, nicel olarak 100 lerce, nitel olarak milyonlarca kitap yazan, yaşayışı ile bizlere örnek olmak için çabalayan ve Hikmeti Kurandan alan, bu Kuranı ve Peygamberimizi daha iyi anlamamız ve dava lezzetine varmamız için bir ömür çabalayan üstadımızdan Allah razı olsun. Allah bizleri sadakatten ve sadıklardan ayırmasın. İnşallah
Şefkat şefaatin, kesilse bir an
Hayat harab olur, yurtlarım viran
Hikmet yağdırmazsa, gönlüme Kur’an
Kuruyup dönecek, çorağa2 Sensiz…
Kınayıcının kınamasından, iftiracının iftirasından, yalancının yalanından korksaydık bu yola girmezdik.
Halkın rağbetini, kalabalıkların desteğini, milletin onayını takdirini arzulasaydık bu yola girmezdik.
Biz bu yola girdik; yalnızca Allah rızası için…
O rıza da elbette ucuz değil. Bedelsiz hiç değil.
Yoruluruz, yeniliriz, düşeriz… Ama biliriz; yorulanın da yenilenin de düşenin de sahibi ve yardımcısı sadece Allah’tır. Sahibi ve yardımcısı Allah olanın da kula ihtiyacı yoktur.
Yeter ki istikamette yürümeye, olmuyorsa emeklemeye, olmuyorsa sürünmeye devam edelim…
Siyonist şeytanlardan ve şer odaklarından “Aferin” madalyası genelde şu şekildedir.
Bütün pis işleri işbirlikçilerine yaptırıp, en sonunda tuvalet kâğıdı niyetine kullanılıp atılmak, onların ödül mekanizmasıdır.
Ha işbirlikçi hain bu durumu Şeytan rüyasından uyanınca, boğazına kadar pisliğe battığını ancak fark eder. Bu da zillet olarak hainlere dünyada yeterli bir cezadır, ahiret cezasının ise çok daha dehşetli olacağı kesindir.
AHİR ZAMAN KARANLIĞINDA BİR KUTUP YILDIZI VE SADAKATİN YARIM ASIRLIK ÖYKÜSÜ…
Ahir zamanın her türlü fırtınasına, fitnesine ve karanlığına karşı sarsılmaz güven ve ümit kaynağımız, şüphesiz ki Kutup Yıldızımız Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ve O’nun şefaatidir. O’nun izinden gitmek, O’na sığınmak, asla kaybolmamanın yegane garantisidir.
Fesat odaklarının kol gezdiği, nefsin ve Şeytan’ın fırsat kolladığı bu devirde, ruhunu korumak ve “Nura” erişmek isteyen her can, mutlak bir rehbere, şaşmaz bir yön göstericiye muhtaçtır. İşte çok kıymetli Ufuk Efe abimizin kaleminden dökülen naat, tam da bu muhtaçlığın ve o muhteşem sığınağın adını koymaktadır; Ey Rasül, Bırakma Sensiz!
“Kutup Yıldızımı, ufkuma asar
Ceryanım kesersen, karanlık basar
Sensizlik beynime, kalbime hasar
Erişemem Nura, çerağa Sensiz…”
Bu mısralarda tasvir edilen asıl “Kutup Yıldızı” ve sönmez nur kaynağı, şüphesiz ki Kainatın Efendisi Hz. Muhammed Mustafa’dır (s.a.v.). O, insanlığın her daim sığınacağı ana kaynaktır. Ancak Allah her devirde, o büyük güneşin ışığını kendi çağına yansıtan, yeryüzünün karanlığında insanlara yön gösteren “vârisler” ve “sadıklar” da var etmiştir. İşte Türkiye’nin ve İslam âleminin son asrına damgasını vurmuş merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocam, bu çağın insanı için o izi kaybolmaktan kurtaran müstesna bir rehber, varis ve çağımızın Kutup Yıldızı’dır.
Üstadım Ahmet Akgül’ün yarım asırdan fazla aynı çizgide, aynı şevkle ve eğilip bükülmeden ve rüzgara göre yön değiştirmeden daima şahsiyetini ve davasını anlatarak dikkat çektiği de “Erbakan Çağın Kutup Yıldızı” hakikatidir ve Erbakan Hocamı terk etmek demek, Kutup Yıldızı’nı kaybetmek ve karanlıkta rotasız kalmak demektir gerçeğinin haykırışıdır.
Üstadımın yarım asırlık çabası, aslında bir insanı putlaştırmak değil; o insanın şahsında tecelli eden Hak ve Adalet davasını diri tutma çabasıdır. Erbakan Hocam bir Kutup Yıldızı ise, üstadım Ahmet Akgül de O yıldıza bakarak gemisini ve tayfasını fırtınalı denizlerde güvenle yürüten ve arkasından gelenlere fener tutan sadık bir kaptandır.
Üstadımın dediği gibi, Erbakan Hocamı iyi tanımak için Hak davasını yürütürken karşılaştığı şartların zorluğunu anlamak ve tarihteki Hak-Batıl savaşlarıyla günümüzü kıyaslamak gerekirdi.
1. Yerel Krallıklardan Küresel Diktatörlüğe (BM, NATO, AB)
Geçmişte: Hz. Musa’nın karşısındaki Firavun veya Hz. İbrahim’in karşısındaki Nemrut bölgesel hükümdarlardı. Güçleri kendi krallık sınırlarıyla sınırlıydı.
Erbakan Hocam’ın Çağında: Karşısında sınırları aşan; BM, NATO ve Avrupa Birliği gibi tüm yeryüzünü askeri, siyasi ve ekonomik olarak tek merkezden yöneten organize bir küresel ahtapot ittifakı vardı.
2. Görünmez Kölelik: Faiz ve Borç Esaslı Para Sistemi
Geçmişte: Peygamberler döneminde sömürü fizikiydi (köle pazarları). Hz. Şuayb (a.s.) ölçü ve tartıda hile yapan yerel panayır tüccarlarıyla mücadele etmişti.
Erbakan’ın Çağında: Hocam, paranın basımını (Dolar hegemonyasını) ele geçirmiş küresel Siyonist bankerlerle karşılaştı. Tüm insanlığın cebindeki emeğin faiz çarklarıyla sömürüldüğü görünmez bir ekonomik hapishaneyle savaştı.
3. Modern İllüzyon: Medya ve Algı Operasyonları
Geçmişte: Firavun, Hz. Musa’yı halkın gözünde küçük düşürmek için meydanda sihirbazları topladı. Ebu Cehil, Mekke sokaklarında Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) için haşa “Mecnun” diyerek fısıltı gazetesi yaydı.
Erbakan Hocam’ın Çağında: Eski sihirbazların yerini modern televizyonlar, gazeteler ve küresel medya aldı. Hocam, saniyede milyonlarca insanı uyuşturan, 24 saat yalan üreten bir illüzyon makinesinin itibar suikastlarıyla boğuştu.
4. Kripto Yapılanmalar ve Din Maskeli “Münafık” Şebekeleri
Geçmişte: Medine’de Abdullah b. Übey b. Selül liderliğindeki münafıklar Mescid-i Dırar’ı açarak Müslümanları bölmeye çalıştı. Ancak kimlikleri vahiyle ifşa ediliyordu.
Erbakan Hocam’ın Çağında: Emperyalizmin kucağına oturduğu halde halka “hoca, dindar, vatansever” kisvesiyle yutturulan, dinler arası diyalog adı altında inancı tahrif eden küresel casusluk örgütleriyle (FETÖ vb.) mücadele etti. İçeriden hançerlenmek çok daha zordu.
5. Hukuk ve Yargı Terörü (Parti Kapatmalar)
Geçmişte: Ashab-ı Uhdud’da müminler hendeklere atıldı, Roma arenalarında aslanlara yem edildi. Zulüm fizikiydi.
Erbakan Hocam’ın Çağında: Batıl, kaba kuvvet yerine “demokrasi ve hukuk” maskesini kullandı. Tarihte hiçbir liderin dört meşru siyasi partisi (MNP, MSP, RP, FP) üst üste kapatılıp kendisine siyasi yasaklar konulmadı. Engizisyondan farksız bir yargı terörü uygulandı.
6. Askeri Muhtıralar ve Modern Darbeler
Geçmişte: Hz. İsa’yı çarmıha germek isteyen Romalı askerler veya Hz. Peygamber’i (s.a.v.) hicret gecesi öldürmek için kapısında bekleyen kılıçlı müşrikler vardı.
Erbakan’ın Çağında: Hocam ne zaman iktidara gelse; tanklarla, jetlerle, post-modern muhtıralarla (12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat) önü kesildi. İdamla yargılandı, hapislere atıldı ama sarsılmadı.
7. Teknolojinin Batılın Tekelinde Olması
Geçmişte: Bedir’de iki tarafın silahı aynıydı: Kılıç, ok, kalkan. Teknoloji farkı yoktu, yürek farkı vardı.
Erbakan Hocam’ın Çağında: Nükleer füzelerin, uyduların ve ağır sanayinin tamamen batılın elinde olduğu bir asırda mücadele etti. Bu yüzden Hocam, doğrudan “Ağır Sanayi Hamlesi” ve “ASELSAN” gibi kurumları açarak teknolojik bağımsızlık savaşı verdi.
8. Demokrasi ve Sandık Oyunu
Geçmişte: Mekke müşrikleri Efendimize (s.a.v.) “Başımıza geç ama davandan vazgeç” dediler. Efendimiz tek kalemde reddetti.
Erbakan Hocam’ın Çağında: Batıl, kuralını kendisinin yazdığı “parlamenter sistem” adlı bir oyun sahası kurdu. Hileli seçimler ve barajlarla Hak davasını meclis dışına itmeye çalıştılar. Hocam, bu labirentin içinde sistemin açıklarını kullanarak Hakk’ı iktidara taşıdı.
9. Sekülerleşmiş ve “Dünyevileşmiş” Kitleler
Geçmişte: Putperest kitleler cahildi ama fıtratları tamamen ölmemişti. Hakikati duyunca Hz. Ömer gibi kılıç çekenler, bir anda teslim olup sahabi olabiliyordu.
Erbakan Hocam’ın Çağında: Modernizmle, tüketim çılgınlığıyla ve konforuna köle edilmiş bir toplum vardı. İnsanlara “cihadı ve sömürüldüklerini” anlatmak, taştan putları kırmaktan daha zordu.
10. Ambargolar ve Ekonomik Kuşatmalar
Geçmişte: Mekke’de Müslümanlar Şi’b-i Ebi Talib mahallesinde üç yıl boyunca abluka altına alındı.
Erbakan Hocam’ın Çağında: Kıbrıs Barış Harekatı ve D-8 (İslam Birliği) hamlelerinden sonra tüm Batı dünyası Türkiye’ye ambargo uyguladı. Hocam, yokluklar yaşanan borçlu bir ülkeyi hem yerli üretimle ayağa kaldırmak hem de halkın cebini faizsiz sistemle (Havuz Sistemi ve Memur Zamları) doldurmak gibi iki mucizeyi aynı anda başardı.
11. Kendi Yetiştirdiği Talebelerinin “Dünyevileşme” İmtihanı
Geçmişte: Hz. Peygamberimin (s.a.v.) ashabı, O’nun vefatından sonra da canları pahasına davayı dünyanın dört bir yanına taşıdılar. Sadakat esastı.
Erbakan’ın Çağında: Hoca’mın en büyük çilesi, kendi tedrisatından geçen, beraber yürüdüğü bazı kadroların rüzgarın yönüne göre saf değiştirmesi, makam ve dünya hırsına yenik düşmesiydi. İçeriden gelen vefasızlık, dışarıdaki düşmandan daha çok yorucuydu.
Bu gibi örnekler yüzlerce sıralanabilirdi.
İşte Üstadımın yarım asırdan fazla süredir O’nu “Çağımızın Kutup Yıldızı” olarak haykırması, bu devasa karanlığa karşı yakılan sönmez ışıktan dolayıdır.
Tarihte çok az rastlanan bu yarım asırlık fikri mücadele; vefasızlıklar, saldırılar ve çıkarları için rotasını bozanlar karşısında bir “Kıtmir” (Sadık Bekçi) sadakatiyle sergilenmiştir. Üstadım Ahmet Akgül için Erbakan Hocam’ı ve davasını anlatmak; dünyevi bir siyaset değil, Hakk’ı üstün tutma ve Kur’an davasına hizmet etme şuurudur. Üstadım, Erbakan Hocamın vefatından sonra da çizgiyi sulandırmak isteyenlere karşı dimdik durarak, Kutup Yıldızı’nın ışığının sönmemesi için nöbet tutmaya devam etmektedir.
Meseleyi yüzeysel değerlendirenlerin veya fitne odaklarının konuyu çarpıtmaması için şu temel İslami kaideyi zikretmek farzdır. İslam akaidinde hiçbir kul, hiçbir beşer, hiçbir lider Hz. Peygamber Efendimizden (s.a.v.) daha üstün veya daha değerli görülemez. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kâinatın asıl güneşi ve sönmez kaynağıdır. Erbakan Hoca ve tüm Hak dostları ise o güneşin ışığını ahir zamanın zifiri karanlığına yansıtan sadık birer aynadır. Aynadaki parıltı, kaynağın büyüklüğünün ve ihtişamının ispatıdır.
Burada dikkat çekilmesi gereken husus, şahısların zatı değil; muhatap oldukları “düşmanın niteliği ve şartların karmaşıklığıdır.”
Peygamberlerin ve mürşid-i kâmillerin açtığı yolda yürüyen Erbakan Hocam, tarihin en teknolojik, en kurumsal ve en organize şer şebekesi Siyonizm ile savaşmak zorunda kalmıştır.
Şartların çetinliği, talebenin hocasından üstün olduğunu değil; talebenin çözmeye çalıştığı sorunun tarihin en karmaşık denklemi olduğunu gösterir.
Çok değerli Ufuk Efe abimizin duasıyla bitirelim.
“Rabbim bizi, en son durağa kadar O Kutup Yıldızı’nın ışığından ve şefaatinden ayrı bırakmasın. “
Selam ve dua ile…