ERBAKAN HOCAMIZIN MEKKE FETHİ
YORUMLARI VE UYARILARI [1]
Rüyamda; Aziz Erbakan Hocamızla birlikte Medine’de bulunmaktayız. Mekke’nin Fethi kutlamaları için oradaymışız. Erbakan Hocamız Mekke’nin Fethi’nin sebeplerini, ön hazırlıklarını, planlarını, kuşatma anını ve İslam ordusunun muazzam galibiyet safhalarını anlatacak ve fethin dersini yapacaklarmış. Erbakan Hocamız çok heyecanlılar ve yerlerinde duramıyorlar. Sanki o saadet dolu günlere gitmişiz de az sonra fetih hazırlıkları başlayacakmış ve Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, iki göz kerpiç evlerinden çıkacaklar ve gelip bize selam buyuracaklarmış gibi bir maneviyat ortamı varmış… Aziz Erbakan Hocamız: “Mekke; şehirlerin anası, vahyin ilk merkezidir. Efendimiz 11 Ocak’ta, bir Ramazan ayının 20’nci günü Mekke’ye fetih için girmişlerdir. Ammaa nasıl bir fetih, nasıl muazzam bir güç gösterisi… Evvelinde ve sonrasında görülmeyecek bir fetih! Bu kutlu beldenin fethi sıradan bir olay değildir. Öncesi ve sonrasında yaşananlar, aradan yıllar, hatta asırlar bile geçse sonradan gelen sadık takipçiler açısından çok önemlidir. Ecdadımız bütün fetih hareketlerinde, Mekke’nin Fethi’ni, fethin öncesindeki, fetih esnasındaki ve fethin sonrasındaki kodları esas almışlardır. Buna en güzel örneklerden biri de İstanbul’un Fethi’dir! ‘Daha yakın dönemden örnek verir misiniz Hocam?’ dersen, 74 Kıbrıs Çıkarması’dır. Plan, program, hazırlık vesaire her aşamasında Mekke’nin Fethi örnek ve esas alınmıştır.
Öncelikle, bir defa belirtmeliyim ki; bir şehri, bir beldeyi fethetmek kolaydır. Zor olan ve yapılması gereken şey, Fetih sırasında ve sonrasında gönüllerin fethedilmesidir. Ancak bu şekilde büyük kurtarışlardan ve başarılardan bahsedilebilir. Hudeybiye Antlaşması’nın Mekkeliler tarafından bozulması üzerine, Ebu Süfyan’ı Müslümanların bu anlaşmanın bozulması ile alâkalı tutumlarını gözlemlemesi ve bozulan durumu düzeltmesi için Medine’ye gönderdiler. Ebu Süfyan, anlaşmayı kendi tarafları bozduğu için yeni bir anlaşma yapmak, Efendimizi (SAV) yumuşatmak ve herhangi bir savaş kararı var ise bu karardan vazgeçirmek; vazgeçiremiyorsa geri gelip Kureyşlilere bunu haber vermek üzere görevlendirilmişti. Fakat bu kez Efendimiz herhangi bir sulh veya anlaşmanın artık Mekke’nin fethinin engellenmesine… Allah’ın izniyle İslam’ın büyük zaferinin veya bu fethin geciktirilmesine sebep olunmasına izin vermeyecekti. Allah’ın Resulünün talimatları üzerine, Medine’de örgütlenen ve devlet haline gelen inananlar; artık birlik, beraberlik, kardeşlik ve sarsılmaz imanla beraber, fiziki olarak da öyle kolayca yenilemeyecek bir güce sahip olduklarını Ebu Süfyan’ın gözüne gözüne sokmuşlar; kalbinin büyük bir korku ve endişe ile dolmasına sebep olmuşlardı. Böyle bir ortamda Ebu Süfyan, Âlemlerin Efendisinin huzurlarına gelerek: ‘Şimdi Muhammed’in (SAV) Mekke eşrafından istediği nedir? Dilersen yeni bir anlaşma ile elimizi-kolumuzu bağlayabilir, bütün malımızı-mülkümüzü elimizden alabilir, Sana ve arkadaşlarına işkence ile hayatı dar eden bu halkı kılıçtan geçirebilirsin!’ demiş, fakat Efendimiz tüm cihanı aydınlatan mütebessim yüzleri ile bir nevi; ‘Gör bak, Allah’ın ordusu neler yapacak! Gör bak, bir damla kanınız akıtılmadan nasıl varlığınız, şirk ve zulüm saltanatınız son bulacak! Gör bak, Allah’ın Azamet ve eksilmez gücü sizi ve tüm dünyayı nasıl kuşatacak! Gör bak neler olacak, gör bak nasıl olacak!’ buyurmuşlardı…
Sonuç olarak; evet Ebu Süfyan, Efendimizi konu ile ilgili ikna edemeden Mekke’ye geri döndüler… Hemen müşrikler Ebu Süfyan’ın etrafını çevirdiler. ‘Medine’de durumun ne olduğunu ve Müslümanların hangi seviyede olduklarını’ soruverdiler… Ebu Süfyan: ‘Müslümanlar tek bir vücut gibi olmuşlar, kalpleri bir olmuş; aynı şeyi düşünen, aynı şeye üzülen, aynı merkezden beslenen böyle bir topluluğu daha evvel hiç görmedim. Sizler en ufak bir kavgada birbirinizin boğazına bıçak dayayıp canınızın derdine düşerken, onlar birbirlerinin gözyaşı için tüm dünyayı kuşatacak ve kurtaracak kardeşliğe ve muhabbete sahip vaziyetteler. Eğer anlaşmayı bozduğumuz için üzerimize gelecek olurlarsa, net bir şekilde ifade ediyorum ki, en ufak bir şansımız dahi yoktur. Zira ben hangi Müslümanla karşılaştıysam, gözlerinde hepimizi yakacak bir ışık gördüm!’ diye cevap vermişti. Artık tüm müşriklerin kalbini dehşetli bir korku sarmıştı. Onlara göre akla hayale gelmeyecek işkence ve eziyetlerle hicret etmeye mecbur bıraktıkları Müslümanların; daha güçlü, daha kalabalık ve daha azimli bir şekilde geri gelip kendilerinden intikam almaları kaçınılmazdı ve zaten bunu da hak etmişlerdi. Buna karşılık Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz, Mekke müşriklerinden intikam almaktan ziyade, Mekke’nin Fethi’ne niyetlenmeden önce hem önderi olduğu Medine halkının, hem de can kardeşi olarak gördükleri Mekke’den gelen inananların birlik, beraberlik ve kaynaşmalarını sağlayıp gönüllerin bir olmasını tesis etmeyi niyet etmiş ve bunu da başarmıştı.
O halde gelelim konumuzaa; Efendimizin Mekke’nin Fethi’ni başlıklar halinde bir ele alalım bakalıım:
1- Mahremiyet ve gizlilik kuralı…
2- Maddi ve manevi hazırlık, yani gerekli ve yeterli tedbir kuralı…
3- Kutlu gaye, olumlu ve sorumlu gayret ve şuurlu özveri kuralı…
Demek ki, bir işte, bir faaliyette başarı elde etmek istiyorsak, evvela çalışmalarımızı sadece o çalışmayı birlikte yapacağımız güvenilir kişilerle, yani ancak o konuyu bilmesinin fayda sağlayacağı kimselerle paylaşacak, yalnızca bu isimlerle plan-program yapılacak, bu isimlerin dışında hiç kimse, en son aşamaya veya onların dâhil olacakları noktaya kadar bu çalışmayı bilmeyecekler. Ne zaman ki bilmeleri ve çalışmaya dâhil olmaları gerekiyor, ancak o zaman haberdar edilecekler. Zaten lüzumundan fazla şey bilmesi insana eziyettir!
Şimdi üstün teknolojik silah ve programlarımızı, niçin kimsenin bilmediğini, vakti geldikçe açıkladığımız basit birkaç ürünün dışında, hâlâ birçoğunun niçin gizlendiğini ve bunların ancak en yetkili kişilerin elinde ve Feth-i Mübin için kullanılacağını anladınız mı?
Birinci madde; gizlilik dedik. Efendimiz iftar edip akşam namazını kıldırdıktan sonra: ‘Ey ashabım, yarın büyük bir sefere çıkacağız, onun hazırlıklarını yapınız!’ buyurdular. Sahabelerden hiçbirisi: ‘Ya Resulüllah, nereye gidiyoruz, niçin gidiyoruz, nasıl gidiyoruz, ne kadar sürecek, yanımıza neler alacağız?’ diye soramamıştır. Çünkü teşkilat metodu budur. Lidere asla ‘ne, niçin, nasıl, ne zaman?’ soruları sorulmaz, sorulamaz! Herkes derhal büyük bir heyecanla evine koşmuş, hazırlıklara başlamışlar. Buradan anlıyoruz ki; Efendimiz tüm fetih planını yapmışlar, program halinde hazırlamışlar, olgunlaştırıp uygulamaya koymuşlaar ve bunu plan aşamasında hiç kimse ile paylaşmamışlardı. Demek ki fetih organizesi, Allah ile Efendimiz arasında planlanmış ve programlanmıştır. Hz. Ebubekir Efendimiz, Hz. Aişe Annemizin yanına giderek: ‘Ey kızım, Efendimiz bize ‘Sefere hazırlanın’ buyurdular, ama nereye gideceğimizi söylemediler. Sen babana nereye gidileceğini söylesen de babacığın ona göre yanına malzeme alıp hazırlık yapsa!’ dedi. Aişe Annemiz: ‘Vallahi Allah’ın Resulü nereye gidileceğini söylemediyse, bunun gizli kalması içindir!’ dedi. Bunun üzerine babası kızını alnından öperek, en doğru cevabı verdiğini söylemişti. Elbette bize buradan da alınacak dersler vardı. Diyoruz ya; Mekke’nin Fethi’nde her aşaması, her maddesi ile alacağımız sayısız dersler bulunmaktadır. Efendimiz en yakını ile dahi (Hz. Ebu Bekir Efendimizle) bu fetih sürecini ve planlarını paylaşmamışlardı. Hatta belki bu konuda mübarek eşlerinin dahi bilgisi yoktu. Belki de mübarek eşleri birtakım çalışma ve plandan haberdardı, ama bunu babası ile dahi paylaşmamıştı!.. Bunun sebebi neydi? Bir casusun Mekke’ye haber göndermesi ve Kureyşlilerin yapılacak fetih kuşatması için hazırlık yapması durumunda; Fethe mani olunması ve karşılık verilmeye kalkışılmasıydı. Efendimiz sonuçta başarının net olması için bu çalışma planlarını gizli tutmuşlardı!
İkincisi; maddi-manevi hazırlıktır. Elbette tüm bu çalışmaları ortaya koyarken yalnızca kalbinizin ve beyninizin değil, elinizin yani cebinizin de rahat olması, çalışmalarınızı yaparken maddi sıkıntılara ve engellere takılıp kalınmaması gerekir. Bunun için de kişisel harcamalarınızı akıllıca ve Allah’a hesabını verebileceğiniz tarzda yapmalı ve Hakk davaya muhakkak bütçe ayırmalısınız! Maddi hazırlığı anladık, manevi olarak da hazırlanmalı, kendinizi Kur’an-ı Kerim’e ve Meal-i Kerim’e vermeli, okumalı, anlamalı, yaşamaya gayret etmelisiniz. Gizlilik, maddi ve manevi hazırlık, başarı ve fetih için yeter mi? Yetmeez!..
Üçüncü madde, yani gayret ve özveri… Gücünüzün sonuna kadar gayret etmek gerekmektedir. Unutmayınız ki; sizler Allah’ın katında gayretiniz kadar değerlisiniz. Bakın, gayret diyorum! Yalandan iki sohbete katılmaktan bahsetmiyorum. Samimi gayretten bahsediyorum. Dava noktasında nerede, hangi hizmet, hangi görev, hangi iş verilmişse onu yapmak, oraya koşmaktan bahsediyorum. Koşulan işi ve hizmeti de en güzel şekilde yaparak Allah’ı memnun etmekten bahsediyorum. ‘İyi de Hocam, şimdi bizim hizmetimiz ne olabilir? Haftalık sohbetin dışında yapacağımız hiçbir şey yok ki!’ Öyle mi? Demek yapacağınız, gayret edeceğiniz hiçbir şey yok! Meal-i Kerim’i günlük okuyor musunuz? Siteye girilen makaleleri, şiirleri, gruplarda verilen rüyaları günü gününe okuyor musunuz? Elinize bir kâğıt kalem alıp, her maddeyi not edip, eksiklerinizi kırmızı, yapmaya gayret gösterdiklerinizi yeşil ile işaretliyor musunuz? ‘Yok Hocam’ haa! Bir de gözünüzü devirip üzgün havası veriyorsunuz hatta! Peki, siz kendinizi nasıl yetiştireceksiniz? Siz kendinizi nasıl geliştireceksiniz?
Mekke’nin Fethi dedik, daha evvelki AGD programına katılıp da yaptığımız Mekke’nin Fethi konulu yirmi dakikalık bir konuşmamız var, onu hiç izlediniz mi?” buyurdular. Ben: ‘Evet Aziz Hocam, hem de birkaç defa izledim. En son dün akşam izledim. Hatta oğluma, konuşmada bahsettiğiniz John Davenport’un İZZÜ SACİDE isimli kitabını netten bulup istemesini söyledim, ama bulamadı!’ dedim. Erbakan Hocamız: “Bak, bu söylediğin, senin bu konuşmayı tam dinlemediğini gösterir. Dinlemek nasıl olmalı? ‘Bulaşık yıkarken, evi toplarken, çamaşırı sererken, araç kullanırken, gece yatıp da uyku beklerken açtım, Erbakan Hocam konuştular ben izledim, Hocam konuştular ben dinledim!’ Yook, öyle dinleme olmaz. Sen Bizi geçiştirmişsin! Ya nasıl olacak? Evin sakinleştiği bir vakit seçeceksin. Bu sizin evinizde sabah erken saatlerde mi oluyor, gece geç saatlerde mi? Ona sen karar vereceksin. Eline bir kâğıt kalem alacaksın, kulaklığı takacaksın, konuşmayı açacaksın. Durdurup durdurup her cümleyi yazacak, not alacaksın. Sen böyle dinledin mi hiç? Hayır! Eğer bu şekilde, yani gerçekten dinleseydin, eski İngiliz Lordu John Davenport’un İzzü Sacide ismiyle Arapçaya tercüme edilmiş kitabının Türkçeye çevrilmiş halinin olmadığını söylediğimizi duyardın. Ne yapalım, zararın neresinden dönerseniz kârdır! Demek istiyorum ki; öyle basit değil bu işler. Bu işleri, hizmetleri yaparken şuurla, milli ve manevi değerlere sahip olarak bu hizmetlere koşmak gerekmektedir.
Bunu neyle anlatabiliriz? Her zaman yaptığımız “füze ve açı benzetmesiyle” anlatabiliriz. İki tane füze alın, bu iki füzeyi ateşleyin. Bir de bakıyorsunuz ki, aynı anda ve aynı rampada ateşlendiği halde füzelerden biri Ay’a giderken diğeri Merih’e gidiyoor. Baktığınız zaman bunlar birbirleriyle aynı gibidir. Ne oluyor da biri Ay’a giderken diğeri Merih’e sapıyor? İncelediğimiz zaman görüyoruz ki; meğer bunlar rampaya yerleştirildikleri zaman birisi tam 90 derece doğru açıyla dururken, diğerinin açısı yarım derece kaymış! ‘İyi de, bu yarım derece kaymadan da bir şey olur mu?’ Oluur!.. Bu yarım derecelik açı farkı, hava şartlarından ve yüz binlerce kilometrelik uzak yolculuktan dolayı uzaya doğru yol aldığı zaman yavaş yavaş kayıyor ve hedeften on binlerce km uzaklaşıyor!.. Ne demek istiyoruz? İnanç tecezzi kabul etmez! İnancın dosdoğru inanç olması lazımdır. Yanlış açı, çok acı ve alçaltıcı sonuçlara yol açacaktır!.. İman, çelişki kabul etmez!.. Bu sebeple yalan-yanlış insanlarla, davalarını dünyalarına basamak yapan kafalarla hareket edecek olursanız, milletimizin istediği, özlediği evlatlar, insanlar; ecdadımıza, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselama layık evlatlar olamazsınız! Ya ne olacak? İnancınız tam, net ve sapasağlam olacak. Bakış ve çıkış açılarınız düzgün olacak. Şayet ufak bir açı farkını önemseyip dikkate almazsanız, sonunda uzaya açıldığı zaman az önce de dediğimiz gibi sizi Ay’a götüreceğine Merih’e taşır!.. O halde inançlarınızda açı hatası olmaması çok önemlidir. Hepinizin gerçek manada Milli Çözüm görüşüne sahip olması gerekmektedir. Bu görüşü benimsemek, yerleştirmek için yapılan çalışmalar, okunan makaleler, şiirler, yazılan yorumlaar, vallahi kişinin alnını hiç kaldırmadan bir ömür secde etmesinden, hiç ara vermeden bir ömür oruç tutmasından çok daha önemli ve çok daha kıymetlidir!..
Mekke’nin Fethi tarihin en mühim olaylarından birisidir diye hatırlattık… Fethin hazırlığından yapılışına ve sonuçlarına kadar alınacak sonsuz dersler vardır. Bunu kutlamak, bunu anlamak başlı başına bir ders, başlı başına bir olaydır. Bu sebepten dolayıdır ki, faaliyetler arasında (sağlığımız boyunca) her yıl Mekke’nin Fethi’ne özel ve önemli bir yer ayırdık; bunu Türkiye’nin, yetmez tüm dünyanın gündeminde tutmak, her yerde bu haklı zaferi kutlamak, akıllara kazımak, ilgi ve merak uyandırmak için çabaladık. Çünkü Mekke’nin Fethi’nde, almamız gereken çok önemli ve hayati dersler vardır.
Evet, Mekke’nin Fethi’nin özelliği nedir? Önce, bu muhteşem Fethin Kutlu Kumandanı bizzat Allah’ın Sevgilisidir! Askerleri ise Ashab-ı Kiram Efendilerimizdir… Bu mükemmel Kumandan ve Efendimizin gökteki yıldızlara benzettiği kutlu askerler, tüm dünyaya saadet nizamını hazırlamış ve İslam fevc fevc tüm dünyaya yayılmıştır. Bu muhteşem ordu ne yapmış? Kararlılıkla ve umutla çıkıp gelmiş, hiç kılıç kullanmadan, kan dökmeden Mekke’yi fethetmişlerdir… Kılıç kullanmadan, ok kullanmadan (karşı koyan 7 kişi hariç) kan dökmeden, bir tane evi yıkmadan, bir adet ağacı kesmeden Mekke’ye girmiş ve fethetmiş oldular. Mekke’nin Fethi’nde sayısız dersler vardır dedik… Bu dersleri kendine rehber alan, faaliyetlerine bu derslerle yön veren kuruluşlardan birisi de işte Kahraman Ordumuzdur! Kendilerini ‘Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’ yani ‘Muhammed’in Yardımcı Kuvvetleri’ unvanıyla tanıtan, birbirinden kahraman binlerce Mehmetçikle dolu olan Ordumuzun en son girdiği ve halkını zulümden kurtardığı Suriye Afrin şehrinin, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz girdikten sonra yayınlanan fotoğraflarına bir bakın!.. Şehir hâlâ yemyeşildir. Bir tane ağaç kesilmemiş, yakılıp yok edilmemiştir. Binalar yıkılmamıştır; dimdik yerindedir. Yerleşim alanlarına zarar verilmemiştir. Tabiata zarar verilmemiştir. Dereler çağlamaya devam etmektedir. Bu yüzden insanlar Mehmetçiği; saygı, hürmet ve muhabbetle karşılamışlardır; çünkü bir tane bile sivile zarar verilmemiştir.
Efendimiz akşam namazında Ashabına: “Sefere çıkacağız, hazırlanın!” emrini verdikten sonra, sabah namazını kılıp büyük bir ordu şeklinde yola çıktılar. Tekbirlerle, ayetlerle, hadislerle başladı yolculuk… Efendimiz; bu kutlu seferlerine karşılık müşriklerin savaş hazırlığı yapmalarından veya sulh oyunları ile fethin geciktirilmesine çabalamalarından endişe ederek tüm Medine yollarını tutuvermiş, Mekke’ye hiçbir haber ve casusun gitmesine imkân vermemiş ve mübarek ellerini açıp şöyle dua etmiştir: “Ya Rabbi, yurtlarına ansızın varıncaya kadar, Kureyş’in casus ve habercilerini tut. Onları; görmez, duymaz, anlamaz kıl. Kureyşlilerin gözlerini ve basiretlerini bağla ki, bizi birdenbire karşılarında bulsunlar. Sulh-anlaşma yoluna giremesinler ki, artık fetih gerçekleşsin. Kutlu sıla, vatan ve Kâbe hasretimiz dinsin!” Şimdi Habibi dua eder, Rabbinden ister de, Rabbi o isteği geri çevirir mi? Elbette geri çevirmemiş.
Sefer esnasında dinlenmek için mübarek başlarını bir taşa dayayıp uyuyakaldıkları bir anda, rüyalarında saçları kıvır kıvır yapılmış casus bir kadının saçlarının kıvrımları arasında Kureyşlilere, İslam Ordusunun kuşatma için yola çıktığını haber eden bir not taşıdığını görür. Hemen uyanır ve Hz. Ali Efendimizle birlikte üç sahabeye emir verir. Notu Peygamberimizin sevdiği insanlardan birisi olan Hâtıb bin Ebu Beltea göndermiştir. Mekkelilere, Efendimizin harekâtını deşifre eden bir nottur bu. Bu notu gizli bir şekilde götürsün diye görevlendirilen kadın da Ümmü Sare isimli oyuncu bir kadındır. Bu mektuptan hiç kimsenin haberi yoktur. Zaten Ümmü Sare de yola çıkmış ve ‘Hah Bostanı’ denilen yere kadar gelmiştir. Rabbimiz, rüya yolu ile bu gelişmeyi Efendimize haber verir. Efendimiz hemen Hz. Ali, Zübeyr ve Mikdad’ı (RA) çağırıp onlara görev verdi. Şöyle buyurdu: “Hah Bostanı yakınlarında bir kadın Mekke’ye doğru gidiyor. Bu kadının üzerinde gizli bir mektup var. Bu mektubu alıp bana getirin, kadını serbest bırakın!” Üç sahabe hızlı bir şekilde hareket ederek, bahsedilen bölgeye ulaştılar. Efendimizin tanımladığı yerdeki kadını buldular. Kadından mektubu istediler. Ancak kadın böyle bir mektubun olmadığına dair yemin ediyor, ‘haberim yok’ diyordu. Hz. Zübeyr ve Mikdad bir an için kadına güvenip, ‘demek ki yanılmışız, geri dönelim’ dediler fakat Hz. Ali şiddetle tepki gösterdi ve kadına şöyle dedi: “Biz yalan söylemeyiz, ve hele Allah’ın Resulü hiç söylemez. Peygamberimiz bizi buraya boşuna göndermedi. Ya mektubu çıkarırsın ya da sonucuna katlanır, Medine’ye geri götürülürsün!” Kadın, Hz. Ali’den kurtulamayacağını anlayınca dürülmüş olan mektubu saçlarının arasından çıkardı. Mektubu alan Hz. Ali kadını serbest bıraktı. Zaten bu kadın okuma-yazma bilmiyordu. Mektup Efendimize teslim edildi. Peygamberimiz mektubu açtı, mektupta şöyle deniyordu: “Ey Kureyş cemaati. Vallahi Resulüllah size karşı mühim bir kuvvet ile geliyor. Korkunç bir ordu ile… Sel gibi geliyorlar. Allah’a yemin olsun ki; Resulüllah tek başına gelse dahi, Allah yine de O’nu galip kılardı. Bu ihtişamlı orduya karşı sizin yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Direnmeye, karşı durmaya çalışmayın ki canınız bağışlansın. Artık başınızın çaresine bakınız!”
Mektubun altındaki isim okunduğunda Peygamberimiz ve yanındaki sahabeler derin bir sessizliğe bürünmüşlerdi. Zira bu gizli mektubu, Peygamberimizle beraber Bedir’e katılmış ve imanında zerre kadar şüphe olmayan Hâtıb göndermişti. Gizli olan askeri bir harekât, bir anlamda deşifre ediliyordu. Hz. Peygamber (SAV): “Bana Hâtıb’ı çağırın!” buyurdular. Hâtıb huzura geldi. Hz. Peygamber her zamanki vakur haliyle, ama sitem eder tarzda Hz. Hâtıb’a sordu: “Hâtıb! Nedir bu mektup? Niye yaptın bunu? Seni bu mektubu yazmaya ne zorladı?” Hz. Hâtıb başını önüne eğdi ve kendini şöyle savundu: “Ey Allah’ın Resulü! Vallahi ben mü’minim. İmanımda zerre kadar sarsıntı yoktur. Ancak iman edip Hicret’ten kaçınarak Mekke’de kalan aile fertlerim savunmasız ve kimsesizler. Bu harekâta başladığınızda müşrikler tarafından tümünün kılıçtan geçirileceğinden korktum. Buna engel olmak ve Mekkelilere hoş görünmek için bu mektubu yazdım!” dedi. Hâtıb pişmandı. Özür diliyor, başını kaldırıp Resulüllah’a bakamıyordu. Orada bulunan Hz. Ömer ayağa kalkarak: “Ey Allah’ın Resulü, müsaade buyurun bu münafığın boynunu vurayım!” dedi, fakat Hz. Peygamber (SAV) kabul etmedi. Hz. Ömer ısrarını sürdürdü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurdu: “Hayır Ömer! Hâtıb Bedir ehlindendir. Belki Allah, Bedir’e katılanların işledikleri bütün günahlarını affederim!’ demiştir.” Hz. Ömer gözlerinden yaşlar boşalarak oturdu. Hz. Hâtıb bu olaydan sonra kendisini bir direğe bağlayıp yemeden-içmeden kesildi. Kendini böyle cezalandırmak istedi. Nihayet bu olay üzerine Mümtehine Suresi’nin ilk ayetleri indi.
Hz. Hâtıb olayı son derece manidardır. Davada yola çıkanların örnek alacakları mesajlarla yüklüdür. En yakınınızdakiler yanlış yapabilirler, savrulabilirler. O esnada yanınızda olanlar sert müdahalede bulunmak isteyebilirler. Ama olayları kontrol edebilen, olaylara hâkim olan gerçek bir lider, öfkeye kapılıp ortalığı dağıtmaz. Sadık ve kadim arkadaşlarını harcamaz, arkadaşlarını arkadaşlarına harcatmaz. Vakur durur, vefalı hareket eder. Birlikte yola çıktıklarını asla terk etmez. Yolda bulduklarını, yola çıktıklarına tercih etmez. Yolu iyi bilir, yolcuları da, en çok da kendini bilir. Bundan dolayı da hep zirvede durur. Hz. Hâtıb (RA) olayı Bizce birçok şifreyi çözen bir anahtar gibidir. Hepimizin ders alacağı ibret dolu bir hadisedir.
Fetih yolculuğu büyük bir azim ve ihtişamla devam etmektedir. Efendimiz Medine’den hareket ettiklerinde, yine Kureyşlileri şaşırtmak için aksi istikametteki müttefik kabileleri ziyaret etmiş, daire biçiminde bir yol takip ederek hedeflerinin ne ve neresi olduğuna dair belirsizliği iyice artırmışlardır. Her uğradıkları kavim: “Bizler de bu kutlu seferde Allah’ın ordusuna katılmak istiyoruz!” diyerek orduya katılmış ve İslam Ordusu önüne geçilemez bir kalabalığa ve olgunluğa ulaşmıştır.
Bu büyük yolculuk sürerken ordunun önüne, yavrularının üzerine kapanmış bir anne köpek çıkıverir. Minik yavrular, annelerinden süt emmektedirler. Zavallı anne köpekçiğin yerinden kıpırdayacak hali yoktur. Efendimiz (SAV), köpeğin ezilmesinden endişe duyarlar. Hemen Cuayl b. Suraka adlı sahabeyi yanlarına çağırarak: “Köpeğin önünde dur! Ona ve yavrularına kimse ilişmesin. Bilerek veya bilmeyerek bir zarar verilmesin!” buyururlar. Emir hemen yerine getirildi, ordunun yolu köpeklere zarar vermeyecek bir şekilde yana kaydırıldı. Efendimiz, böylesine büyük bir seferde bile, bu kadarcık bir ayrıntıyı görebiliyor ve hayvanların zarar görmemesine dikkat ediyordu. Kendisindeki merhamet ve şefkat tariflere sığmayacak kadar büyüktü. Efendimizin ümmetine yakışan da, O’nun gösterdiği bu adil ve zarif yoldan gidip, yaşayan her canlıya karşı saygılı, merhametli ve koruyucu olmaktır. Gördüğünüz gibi Fetih yolculuğundan almanız gereken dersler hiç bitmiyor!
Artık Mekke yakınlarına kadar gelinmiş, tüm ashabın içini büyük fethin coşkusu kaplamıştı. O dönem savaş veya kuşatma esnasında her on asker bir ateş yakar, böylece karşı taraf savaşacağı ordunun sayısını az çok tahmine çalışır, ona göre savunmaya geçer veya teslim olurdu. Fakat Efendimiz (SAV) farklı bir strateji uyguladı ve her askerin ayrı bir ateş yakmasını emrettiler. Böylece Kureyş, zaten kalabalık olan İslam Ordusunun, kesinlikle karşı koyulamayacak bir sayı ve güçte olduğunu düşünecek, psikolojik bir yıkım ve yılgınlığa düşeceklerdi. Sabahın ilk ışıklarına kadar korku içinde bekleyen Kureyşliler, Ebu Süfyan’ı Efendimize (SAV) sulh için, hatta teslim olmak, canlarının bağışlanmasını dilemek için gönderdiler. Ebu Süfyan, Efendimizi (SAV) görebilmek için, yine Efendimizin talimatları ile İslam Ordusunun en görkemli komutanlarına tek tek uğrayıp izin aldı. En son nihayet Efendimize ulaştı. Hem çok yorulmuş hem çok korkmuştu. Efendimize: “Artık iyice emin oldum ki, size karşı koymamız mümkün değil. Şimdi bizimle ilgili hükmün nedir?” diye sordu. Fakat Efendimiz, İslam’ın Ordusunun Ebu Süfyan’ın iyice beynine yerleşmesini istiyordu. Ebu Süfyan’ı da alarak büyükçe bir kayanın üzerine çıktılar. Talimatları üzere bütün ordu bölük bölük Efendimizi selamlayarak önlerinden geçtiler. Geçen her bölük dağın arkasına varınca kıyafetini, teçhizatını değiştirerek yeniden resmi geçide katılıyordu. Artık bu muhteşem Ordu, Ebu Süfyan’ın bacaklarına da, kalbine de ağır gelmişti. Korku içinde yere kapanmış ve iman etmişti. Efendimiz: “Git, seni gönderenlere söyle. Bize karşı koyulmadıkça onlarla savaşmayacağız. Evine sığınan güvendedir. Kâbe’ye sığınan güvendedir. Ebu Süfyan’ın evine sığınan güvendedir!” buyurdular.
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ordusuna: ‘Size direnen, kılıç çeken veya okla karşı duran olmadığı müddetçe saldırmayacak, kan dökmeyeceksiniz. Kadınlardan ve çocuklardan size karşı koyup direnmek isteyen olsa bile karşılık vermeyecek, onların zarar görmesine sebep olmayacaksınız!’ buyurdular. Ve İslam Ordusu 4 koldan Mekke’ye girdi. Yalnızca Halid Bin Velid komutasındaki kol, direnişle karşılaştı. Direniş bastırıldı, bu arbede esnasında yedi müşrik öldürüldü. Efendimiz ve Ashab-ı Güzin, karşısındakiler kâfir dahi olsa öldürmek için değil; kurtarmak, yaşatmak için çabalıyorlardı. Bu sebepledir ki; bütün Asr-ı Saadet boyunca verilen ölü sayısı yalnızca 450 adettir. Bunların 200 kadarı İslam şehidi, 250 kadarı ise müşriklerdendir.
Efendimiz, Fetih Suresi’ni okuyarak, ordusu arkalarında Mekke’ye giriyordu… Tüm Kureyş şaşkınlık ve korku ile kendilerini izliyordu. Efendimiz Mekke’ye girişinde genel af ilan ettiler. Hiç kimseye dokunulmayacağı garantisini verdiler. “Bugün sizler azarlanıp kınanmayacaksınız, gidiniz, hepiniz serbestsiniz!” buyurdular. Ardından gözyaşları ve büyük bir mutluluk içerisinde develerinin üzerinde secde eder vaziyette Mekke’ye girdiler. Ardından putlarla dolu Kâbe’ye yöneldiler, İsrâ Suresi’nin 81’inci ayetini okuyarak putları birer birer devirdiler. Daha sonra secde edip dua ettiler. Kâbe’yi, Ashabı ile tavaf ettiler.
“De ki: ‘(Artık) Hakk geldi, bâtıl zail oldu. Hiç şüphesiz bâtıl yok olucudur. (Çünkü Hakk gelince bâtıl batacak, Güneş doğunca karanlık kaybolacaktır.)’” (İsrâ Suresi: 81)
Evet, Hz. Peygamber Efendimiz inançla, umutla ve elbette özel plan ve programla yola çıkıp gelmişler, silah kullanmadan Mekke’yi fethetmişlerdi. Bu ne büyük bir olaydır!.. Müslümanların Mekke’de çektikleri zulümleri bir düşünün. Acıları bir düşünün, müşrikler tarafından yapılan her türlü muameleyi bir düşünün. İnsanlık dışı bütün bu muamele yıllarca yapılmıştı. Hicret etmeye mecbur bırakılmış, fakat arkasından Cenab-ı Allah Mekke’nin Fethi’ni nasip buyurmuşlardı. Aman Ya Rabbi, bu ne müthiş bir olaydır, tarihin en parlak sayfasıdır. Mekke’nin Fethi, insanlık tarihinin en kutlu ve en mutlu safhasıdır!.. Ve bu fethin tamamını incelediğimiz zaman sonsuz dersler sıralanır. Önce bir defa en büyük ders: Efendimizin muhteşem tevazuudur. Allah’ın Sevgilisine, Peygamberlerin Sultanına yakışan bir davranıştır. Niçin? Mekke teslim olmuş, Efendimiz (SAV) Mekke’ye girerken devesinin üzerinde secdeye kapanmış olarak giriyor. Tarihi inceleyiniz, buna benzer fetihlerde bir sürü basit insan, kahramanlar gibi görülmemiş merasimler düzenlemişlerdir. Efendimiz (SAV) bunların hiçbirine itibar etmemiştir. Çünkü büyüklük Kendisinde, Kendisi büyüklüğün tarifi için yetiyor zaten. Başka suni büyüklük gösterilerine ihtiyacı yok. Devesinin üzerinde secdede Mekke’ye girmiştir. Ne güzel ve ne mükemmel örnektir; hepimize en büyük derstir.
Peki, girdikten sonra ne yapmış? Yıllarca kendisine ve arkadaşlarına zulmeden insanların hepsini affetmiş ve bütün bu insanların hepsine insan hakkı tanımıştır. Böylece insanlığa yol göstermiş, çağ açmış, çığır açmış, en büyük devrimi yapmıştır. Nedir insanlara tanıdığı haklar? Beş tane temel insan hakkı:
1- Bütün insanların yaşama hakkını teminat altına almış, kan dökmemiş, dökülmemesi için özel talimat buyurmuşlardır.
2- Bütün insanların ırz, namus ve nesebinin korunması hakkını teminat altına almıştır.
3- Mülkiyet hakkını teminat altına almıştır. Yani adam çalışmış, çabalamış, kazanmış; onların malına dokunmamıştır. Fırsatçılık ve yağmacılık yaptırmamıştır.
4- Aklın korunmasını teminat altına almıştır. Çünkü akıl, insanın kurtuluşu için en son can simididir. Onun korunmasına İslam son derece büyük bir önem vermiştir. Aklın tahribatını her zaman önlemiş, aklın korunmasına da çok büyük önem vermiştir. Bu nedenle Efendimiz, doğru düşünme ve özgürce karar verme ortamını hazırlamıştır.
5- İnandığı gibi yaşamak, huzur içinde ibadetlerini yapma hürriyetini sağlamıştır. Bu beşinci insan hakkının ayrılmaz 4 tane unsuru vardır. ‘Bir yerde inanç hakkı vardır’ denmesi için, o yerde insanların rahatlıkla ‘ben böyle inanıyorum’ diyebilmeleri lazımdır. Buna inanç hakkının ifade hürriyeti diyoruz.
A- İnanç hakkını ifade etme hürriyeti.
B- İnancını, isteyen insanlara öğretebilme hakkı. Buna öğretim hürriyeti diyoruz.
C- Aynı şekilde inanan insanların bir araya gelerek örgüt halinde inançları yolunda el birliğiyle çalışabilme hakkına sahip olmaları. Buna da örgütlenme hakkı diyoruz.
D- İnandığı gibi yaşama ve ibadet etme hakkıdır, bu da insanların en büyük hakkıdır. Bir ülkede bu haklardan herhangi birisinde noksanlık oldu mu, o ülkede inanç hürriyetinin varlığından bahsedilemez. Bu hakların hepsi Mekke’nin Fethi’nde örnek olarak verilmiş ve ondan sonraki bütün fetihlere ve insanlığa en canlı örnekle, en güzel, en mühim dersler verilmiştir.
İngiliz Lordu John Davenport, kendisi bir tarihçidir. “İzzü Sacide” isimli Arapçaya tercüme edilmiş olan kitabında, “nasıl Müslüman olduğunu” anlatır. İzzü Sacide; Secdedeki İzzet, şeref, büyüklük anlamındadır. Burada özet olarak: Efendimizin Mekke’yi fethinde, Mekke’ye girerken devesinin üzerinde secde ile girmesi kastedilmiştir. O secdedeki büyük izzeti, kitabına isim olarak koymuş. Kaç kez anlattık? Diyor ki kendisi; “Ben tarihçiyim. Olayları ilim adamı olarak araştırırım. Her şeyin tarih olayını incelediğim gibi tarihin en mühim olayı olan İslam’ı da ilmi esaslara dayalı olarak inceledim ve Efendimizi de aynı şekilde her şeyiyle öğrenmeye, incelemeye çalıştım. Bu çalışmalarım esnasında baktım ki; çocukluğunda tertemiz, en güzel nesepten gelmiş bir ailenin çocuğu. Kendi kendime dedim ki: ‘Bu çocuk Allah’ın sevdiği peygamberi olabilir de olmayabilir de…’ Bu araştırmam sırasında şeytan içime daima bir şüphe koydu. Gençliğini inceledim. Gençliğinde herkese örnek olmuş, herkesin itimadını kazanmış. Hayran kaldım. Savaşlarını inceledim. Hendek Harbi’ni, Uhud Harbi’ni, diğer muharebeleri inceledim. Buradaki dâhiyane hareketlerini gördüm. Bir büyük insan olarak Kendisine hayran kaldım. Fakat her seferinde hep “Allah’ın Sevgilisi, Peygamberi olabilir de olmayabilir de” şüphesini şeytan içimden hiç uzaklaştırmadı. Ammaa, ne zaman ki iş Mekke’nin Fethi’ne geldi, orada dayanamadım; yıllarca zulüm gördüğü, fethettiği Mekke’ye çok büyük bir tevazuuyla girdi, bütün insanlar mecbur ve mahcup vaziyette O’na teslim oldukları halde hepsini affetti, hepsine insan hakları tanıdı. Ardından bu büyük fetihten sonra da Kâbe’ye girdi, Cenab-ı Allah’a şükretti, dua etti ve bu büyük fethin arkasından tekrar Medine-i Münevvere’deki iki odalı kerpiç evine döndü. İşte “bunu ancak; Allah’ın Sevgilisi, en büyük insan, Peygamberlerin Sultanı yapabilir” kanaatine vardım ve gözyaşları içinde Kelime-i Şehadet getirdim, koştum, secdeye kapandım ve böylece Müslüman oldum!”
Mekke’nin Fethi’ni incelemek suretiyle Mekke’nin Fethi’nden alınacak sonsuz dersler vardır ve işte John Davenport’un kitabında yazdıkları da bunlardan sadece bir nebzesi, bir noktasıdır. Bu Fetih, insanlık tarihinin en büyük olayıdır. Şimdi fetihten alacağımız dersleri uzun uzun konuşmamız mümkün değil. Sizden istediğimiz; bu olayları anlamanız, Milli ve manevi değerlerimizi böylece muntazam açılar üzerine oturtmanızdır. Efendimizi tanımanız, O’nu örnek almanız, O’nun en büyük aksiyonlarından birisi olan Mekke’nin Fethi’ni yaşamaya hazırlanmanız ve bu amaçla canla başla çalışmanızdır! Sözlerimizi duayla bitirelim: “Ya Rabbi; Sen bizi Mekke’nin Fethi’nden alınacak dersleri alabilen kullarından eyle! Bir dahaki Mekke’nin Fethi’ni kutlarken bütün İslam âleminin zulümlerden kurtulmuş olduğunu, Milli Çözüm inancının tüm Türkiye’ye hâkim olduğunu, Yaşanabilir Türkiye’nin, Yeniden Büyük Türkiye’nin ve zulüm dünyası yerine Yeni bir Saadet Dünyasının kurulduğunu, tüm insanlığın kurtulduğu, rahata ve huzura kavuştuğu günleri bizlere göster! Ve bu saadet dünyasının kurulmasında bizleri de canla-başla çalışanlardan et! Amiinn” buyurdular. O esnada uyandım.
- Konya – 30.12.2021

Çıkarımlar…
Muazzam bir eğitim metodu, elhamdülillah. Sadık rüyaların nübüvvetten bir parça olmasının hikmeti bu olsa gerek, yani eğitim ve manevi tekamül…
Rüyadan yola çıkarak ve hikmet nazarıyla düşünülerek, Mekke’nin fethinin sır olarak saklanmasındaki sebepler hususunda şu sonuçlar çıkarılmıştır;
1. Savaş stratejidir, en büyük strateji tarihi değiştirecek ölçekli kutlu dönüşüm hazırlıklarını gizli tutmaktır. Bu davranışın, tarihte kendinden sonraki tüm köklü fetihlere metod olarak örnek olması için,
2. Düşmanı hazırlıksız kılacak, ansızın yakalayacak ve böylece bir direnmenin önüne geçerek ‘silm” barış ve huzur medeniyeti nasıl kansız bir fetih ile tesis edilir bu hususun ders olması için,
3. Beş temel insan hakkını yani; yaşama hakkı, ırz-namus-nesebin korunma hakkı, mülkiyet hakkı, aklın korunması yani doğru düşünme ve özgürce karar verme hakkı ve inanç hakkını tesis edecek ve böylece tarihe hak medeniyetin temel ilkelerini miras bırakacak bir sonuç oluşması için,
4. İslam savaş hukukunda amacın kan dökmek, intikam almak ve ganimet devşirmek değil; insan haklarını eksiksiz tesis etmek ve İslam’ın barış ve adalet dini olduğunu gönülleri fethederek, gönülleri İslam’a hazırlamayı icraatla göstermek ve böylece asıl fethin insanların ahiretini kazandıracak bir eylem, mücadele ve sonunda adil bir sistem inşası olduğunu öğretmek hususunun tarih boyunca tüm sadık Mücahitlere rehber olması için,
5. Ve savaşların akıl ve strateji ile kurgulandığı ama stratejinin; ketum kalarak veya sürecin gidişatına göre susarak, sessiz kalarak, farklı anlama gelen kelimeler kullanıp niyeti belirsiz hale getirmek suretiyle gizleyerek başarıya ermesi için ve bunun bir ders olması için Mekke’nin fethi bir sır olarak saklanmıştır. Allahualem…
Gönüllerin Fethi
Mekke’nin fethi gerekliydi ama herhangi bir şehir gibi yakılarak,yıkılarak,yok edilerek değil. Mekke’ nin fethi, hudeybiye antlaşması ile atılan barış adımlarını sekteye uğratan insanlara karşı, tekrar bir anlaşma imzalanmasına gerek kalmaksızın bütün insanlığın saadeti için özellikle gönüllerin fethi, İslama ısındırılması için yapılan bir fetihti. O yüzden bu fetih kararı Allah ( c.c.) ve Rasuli Kibriyası Hazreti Muhammet Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesellem arasında alınmıştı. Elbette gizli olmalıydı. Elbette stratejik olmalıydı. Elbette büyük hedefi olmalıydı. Elbette bütün insanlığı kapsamalıydı .Bu fetihle İslam güneşi bütün insanlığı aydınlatacak huzura ve refaha ulaştıracaktı. İnsanlar fevc fevc İslam’a koşacaktı ki Elhamdülillah öyle de oldu.
Bugünün Fetihleri
Bugün tarihin gördüğü, en zalim en ceberut İslam ve insanlık düşmanlarının yanında; yine tarihin gördüğü en hain ve en münafık işbirlikçilerin de olması ve bunların her anlamda tam bir şeytani zekavetle organize olup etrafımızı kuşatmaları; bugünün fetihlerinde de muhakkak Mekke’nin fethinde olduğu gibi bir strateji izlenmesi gerektiğinin ispatıdır. Çünkü bugün zalimlere destek olanlar arasında pek çok mazlum da vardır. Çünkü bugün her yanı sarmış bir şer ittifakı mevcuttur. İşte bu yüzden hepsinin belini kıracak hamle aniden ve tek seferde yapılmalı, zulme uğrayan mazlumların da kurtuluşa ikna edilmiş olmaları gereklidir.
AÇIK SÖYLEM GİZLİ STRATEJİ
Psikolojik üstünlük sağlar.
Hainlerin hıyanetini engeller.
Dostlarınızı ve düşmanlarınızı tanıma fırsatı tanır.
Düşmanlarınızın açık hedefi olmaktan korur.
Yapacağınız hamlelere karşı düşmanlarınıza hazırlık yapma fırsatı tanımaz.
İnananların zaferi…
Resûlullâh güç ve kuvveti elde ettikten sonra, bu gücü insanları öldürüp ülkelerini fethetmek için değil, onların gönüllerini Allâh’a açmak, gerçek saâdete, yâni hidâyete kavuşmalarını sağlamak için kullanmıştır. Zîrâ O, âlemlere rahmet ve hidâyet olarak gönderilen bir “Rahmet Peygamberi” idi.
Allâh Teâlâ Müslümanların savaş ve barış husûsundaki bu anlayışlarını, âyet-i kerîmede şöyle ifâde buyurmaktadır:
O (mü’minler) ki, eğer yeryüzünde kendilerini yerleştirip iktidar imkânı verirsek; namazı dosdoğru ikame eder (şuurla ve huzurla yerine getirirler), zekâtı verirler, iyiliği emreder (yürütürler), kötülüğü yasaklayıp önlerlerdi. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir.
Bu
Dünyadaki mazlumların imdadına yetişeceğimiz, Adil Düzen Medeniyetinin bir an evvel gerçekleşmesi için, gayret gösterenlerden olmayı Rabim bizlere nasip etsin inşallah.
Gör bak Allah’ın ordusu neler yapacak!
Aziz Erbakan Hocamızın hazırlamış olduğu teknolojik silahlardan açıklanan ve kullanılan “pilotsuz uçaklar” sadece “basit birkaç üründü.” Bu açıklanan “basit birkaç ürün” bile “günümüzün, geleneksel savaş yöntemlerini kökünden değiştirmeye yetti.”[1]
Aziz Erbakan Hocamızın icat ettiği (dengeleri değiştiren silahlar) Mekke’nin Fetih kararı gibi gizlikle yürütülmüştür. Öylesine bir gizlik ki Üstadımızın yıllarca müjdelemesine ve yıllar sonra en yetkililerden gelen pilotsuz uçakların “ilk defa Aziz Erbakan Hocamız tarafında yapılandığına” dair itiraf ve resmi açıklamalara rağmen SP’nin en yetkililerinin hatta evladı bugün bile tam manası ile bu gerçeklere sahiplik edebilmiş değil.
Mekke’yi feth eden nasıl ki Peygamber Efendimiz (sav)nin ruhu, üstün akılı, gizli hazırlıkları ise “Yeni Bir Dünya”nın kurulması da Mekke Fethinin kodlarına uygun olan, Aziz Erbakan Hocamızın gizli-açık bir çok hazırlıkları, teknolojik silahları ve Aziz Erbakan Hocamızın temsil eden Üstad Ahmet Akgül Hocamız öncülüğünde, Erbakan Hocamızın aklı, ruhu “Yeni Bir Dünya” kurulacaktır inşallah.
[1] https://www.milliyet.com.tr/galeri/abdli-kurulus-turk-sihalari-oyunun-kurallarini-degistirdi-6385688/1
HAMD-TESBİH-MAĞFİRET
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
1-Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman (ki Allah’ın va’adi Hakk’tır.)
2-Ve (o güne kadar Hakk’tan kaçan) insanların dalga dalga Allah’ın dinine (ve adalet düzenine) girdiklerini gördüğün an (ne kutlu ve mutlu bir zamandır.)
3-Hemen Rabbini hamd ile tesbih et (çünkü zafer Allah’tandır) ve O’ndan mağfiret dile (çünkü cihad ve itaat konusunda eksikleriniz vardır ve zaferi kendinizden bilme gafletinden Allah’a sığınmalıdır). Şüphesiz O, (pişmanlık ve istiğfarı çokça kabul buyuran) Tevvab olandır.
Nasr Suresi
ERBAKAN HOCAMIZIN DUASI
“Ya Rabbi; Sen bizi Mekke’nin Fethi’nden alınacak dersleri alabilen kullarından eyle! Bir dahaki Mekke’nin Fethi’ni kutlarken bütün İslam âleminin zulümlerden kurtulmuş olduğunu, Milli Çözüm inancının tüm Türkiye’ye hâkim olduğunu, Yaşanabilir Türkiye’nin, Yeniden Büyük Türkiye’nin ve zulüm dünyası yerine Yeni bir Saadet Dünyasının kurulduğunu, tüm insanlığın kurtulduğu, rahata ve huzura kavuştuğu günleri bizlere göster! Ve bu saadet dünyasının kurulmasında bizleri de canla-başla çalışanlardan et! Amiinn”
Şükürler Olsun
Şükürler olsun Rabbimin va’adine, şükürler olsun, Allah’ın sevgilisi Peygamber efendimizin Mekke Fethini bizlere Aziz Erbakan Hocam yoluyla ibretlik dersler halinde iletene, Şükürler olsun Milli Çözümle tanışmamıza vesile olana, Şükürler olsun Ahmet Hocamızdan eğitim almanızı sağlayana… Her bir cümlesi hikmet dolu olan bu kutlu rüyada en çok benim etkileyen cümle;
“Şimdi üstün teknolojik silah ve programlarımızı, niçin kimsenin bilmediğini, vakti geldikçe açıkladığımız basit birkaç ürünün dışında, hâlâ birçoğunun niçin gizlendiğini ve bunların ancak en yetkili kişilerin elinde ve Feth-i Mübin için kullanılacağını anladınız mı?”
Hocamızın bir kaç basit ürün olarak adlandırdığı teknolojik silah ve programları, bütün dünyada ki siyonist ve emperyalist güçleri titreten, Suriye’de ki bütün başarılı harekatların yapılmasın da baş rol oynayan iha/siha/tihalar. rusların, Türkmenlere attığı füzeleri pyd’nin başında patlatan, Suriye’de abd’nin attığı füzeleri müttefiklerinin üzerinde patlatan. Karadağ zaferinde baş rol oynayan, Doğu Akdeniz de fransız gemisinin bütün elektronik sistemlerini devre dışı bırakan teknolojik ürünler sadece basit ve fragman (:
Allah’ın vaadi gelip çattı, hazırlıklar tamam İnşallah. Amerika yaptırmaz diyenlere Allah öyle bir gösterecek ki nurunu nasıl tamamladığını bütün dünya hayretle izleyecek İnşallah. Allah’ım Fethi Mübin-i ve Adil Düzeni görmeyi nasip et. Bizleri hakkıyla hizmet edenlerden eyle, ilmimizle amel edenlerden eyle. İmanımızı kurtarmadan canlarımızı alma, ömrümüz boyunca hakkı hakk olarak görüp, hakka hizmet etmeyi batılı batıl olarak görüp, batılla savaşmayı nasip et. Hakk dava da ayaklarımızı sabit tut, cihad yolunda ki eksiklerimiz için bizleri bağışla ve en sonunda şehadet şerbeti içmeyi nasip et amin.
Ya Rabbi; Sen bizi Mekke’nin Fethi’nden alınacak dersleri alabilen kullarından eyle! Amin
1-“ Ebu Süfyan, Efendimizi konu ile ilgili ikna edemeden Mekke’ye geri döndü. Hemen müşrikler Ebu Süfyan’ın etrafını çevirdiler. ‘Medine’de durumun ne olduğunu ve Müslümanların hangi seviyede olduklarını’ sordular. Ebu Süfyan: ‘Müslümanlar tek bir kişi gibi olmuşlar, kalpleri bir olmuş; aynı şeyi düşünen, aynı şeye üzülen, aynı merkezden beslenen böyle bir topluluğu daha evvel hiç görmedim. Sizler en ufak bir kavgada birbirinizin boğazına bıçak dayayıp canınızın derdine düşerken, onlar birbirlerinin gözyaşı için tüm dünyayı kuşatacak ve kurtaracak kardeşliğe ve muhabbete sahip olmuşlar.”
BİZ DE MİLLİ ÇÖZÜM EKİBİ OLARAK BÖYLE OLABİLMELİYİZ
2- FETHİN KODLARI
1-Mahremiyet Ve Gizlilik Kuralı
2-Maddi Ve Manevi Hazırlık
3-Gayret Ve Özveri
3- İnanç tecezzi kabul etmez inancın dosdoğru inanç olması lazımdır. Bakış ve çıkış açılarımız tam ve düzgün olacak. AÇISI TAM MÜMİN OLACAĞIZ. Hepimizin gerçek manada Milli Çözüm görüşüne sahip olmamız gerekir.
4- Hz Hatip olayı:
Bu olaydan ben iki ders çıkardım birincisi:
Efendimizin tanımladığı yerdeki kadını buldular. Kadından mektubu istediler. Ancak kadın böyle bir mektubun olmadığına dair yemin ediyor, ‘haberim yok’ diyordu. Hz. Zübeyr ve Mikdad bir an için kadına güvenip, ‘demek ki yanılmışız, geri dönelim’ dediler fakat Hz. Ali şiddetle tepki gösterdi ve kadına şöyle dedi: “Biz yalan söylemeyiz, Allah’ın Resulü hiç söylemez. Peygamberimiz bizi buraya boşuna göndermedi. Ya mektubu çıkarırsın ya da sonucuna katlanır, Medine’ye geri götürülürsün!” Kadın, Hz. Ali’den kurtulamayacağını anlayınca dürülmüş olan mektubu saçlarının arasından çıkardı.
Burada bizim HZ. Ali RA. gibi davranmamız lazım, diğer iki sahabe efendilerimiz gibi olursak amaçlara hedeflere gayelere erişilemeyebilinir. Kan dökmeden elde edilecek zafer belki kan dökülmesine Mekke’nin savunma yapıp savaşılmasına veya zaferin gecikmesine sebebiyet verebilirdi. Hz Ali’nin GÖSTERDİĞİ TUTUMU DAVRANIŞI SERGİLEMEMİZ LAZIM.
İKİNCİ ÇIKARDIĞIM DERS İSE;
Hz. Hatib olayı son derece manidardır. Davada yola çıkanların örnek alacakları mesajlarla yüklüdür. En yakınınızdakiler yanlış yapabilirler, savrulabilirler. O esnada yanınızda olanlar sert müdahalede bulunmak isteyebilirler. Ama olayları kontrol edebilen, olaylara hâkim olan gerçek bir lider, öfkeye kapılıp ortalığı dağıtmaz. Arkadaşlarını harcamaz, arkadaşlarını arkadaşlarına harcatmaz. Vakur durur, vefalı hareket eder. Yola çıktıklarını asla terk etmez. Yolda bulduklarını, yola çıktıklarına tercih etmez. Yolu iyi bilir, yolcuları da, en çok da kendini bilir. Bundan dolayı da hep zirvede durur. Hz. Hatib (r.a.) olayı bizce birçok şifreyi çözen bir anahtar gibidir. Hepimizin ders alacağı ibret dolu bir hadisedir.
5- İSLAMIN ÖZÜ Halikı tazim, mahlûkata şefkat OLDUĞUNUN BÜTÜN İNSANLIĞA TEBLİĞİ.
Gör Bak Nasıl olacak
“De ki: “(Artık) Hakk geldi, bâtıl zail oldu. Hiç şüphesiz bâtıl yok olucudur. (Çünkü Hakk gelince bâtıl batacak, Güneş doğunca karanlık kaybolacaktır.)” (İsra Suresi: 81)
Gör bak Allah’ın ordusu neler yapacak! Gör bak bir damla kanınız akıtılmadan nasıl varlığınıza son verilecek! Gör bak Allah’ın Azamet ve eksilmez gücü sizi ve tüm dünyayı nasıl kuşatacak! Gör bak neler olacak, gör bak nasıl olacak!’ buyurmuşlardı…
Hakk geldi batıl zail oldu…
Şimdi üstün teknolojik silah ve programlarımızı, niçin kimsenin bilmediğini, vakti geldikçe açıkladığımız basit birkaç ürünün dışında, hâlâ birçoğunun niçin gizlendiğini ve bunların ancak en yetkili kişilerin elinde ve Feth-i Mübin için kullanılacağını anladınız mı?
Hocamızın “basit bir kaç ürün” dediği, iha, siha, tiha ve koral gibi sistemler, Suriye’de; Fırat Kalkanı Harekatı, Zeytin Dalı Harekatı, Barış Pınarı Harekatı, Barış Kalkanı Harekatı ve Karabağ zaferi ile sonuçlanmış. Ayrıca koral sistemi sayesin de Rusya Türkemlere atmış olduğu füzeleri yanlışlıkla pyd yi vurmuş, Amerika’da yanlışıkla pyd yi vurmuş. Doğu Akdeniz de Fransız fırkateyninin bütün dijital sistemleri çökmüş ve arkasına bakmadan kaçmak zorunda kalmışlardır. Kısacası hakk ve batılın savaşın da Milli Türkiye siyonist ve emperyalistlerin burnunu kırmıştır en önemlisi bunlar sadece fragman dır. Allah’ın sevgilisinin Mekke Fethini, Cennet Mekan Aziz Erbakan Hocamız bizlere rüya aleminde anlatmış ve bizi şereflendirmişlerdir. Bizlere yakışan en güzel şekilde okumak, anlamak ve yaşamaktır. Şimdi durun, görün bakalım Allah vaadini nasıl tamamlayacak? Hepimiz hayretler içerisin de izleyeceğiz. İslam nasıl galip gelecek, İslam’ın ordusu neler yapacak, Erbakan kimmiş? Davası neymiş görün bakalım! Ey siyonistler, ey işbirlikçileri, ey münafıklar, ey bu düzenden razı olanlar ve çıkarı olanlar. Sihalardan dizleri titreyenler, sonunuz geldi çattı! Allah nurunu tamamlayacak! Hakk geldi, batıl zail oldu! Elhamdülillah
Teşekkürler
Bu sadık rüyalar vesilesiyle Mekkenin fethinden örnek alınarak “VÂKIA (büyük olay) vuku bulduğu zaman!.. (Va’ad edilen büyük devrim ve değişimle, dünya ve insanlık tarihinin en önemli olayı ve daha sonra kıyamet sabahı koptuğu an; kâfirlerin, zalimlerin ve işbirlikçi hainlerin durumu nasıl olacaktır?)” (Vakıa 1. Ayet;)
O büyük ve kutlu güne nasıl ulaşılması, neler yapılması, neler yapılmaması gerektiğini biz sadık Milli Çözümcülere anlatan, fethi kodlarını ve şifrelerini anlatan Aziz Hocamıza ne kadar şükretsek azdır. Almamız gereken sayısız örnek vardır ama sefer sırasında dahi hayvanlar gösterilmesi şevkat ve merhameti, ama islamın ve Hak davanın sinsi ve şerli düşmanlarına da hangi şartlar altında olursa olsun merhamet edilmemesi gerektiğini bizlere öğreten Efendimiz’e (S.A.V) sonsuz kere şükranlar.
Efendimiz (SAV) Mekke’nin Fethi’ni Neden Gizli Tuttular?[b]Mekke Fethi asker çokluğu ve silah üstünlüğüyle değil, “Nübüvvet Siyaseti ve Harp Hilesi”yle kazanılmıştır. Aziz Erbakan Hocamız rüyada üç kural sayıyorlar. 1-Mahremiyet ve gizlilik kuralı…2-Maddi ve manevi hazırlık, yani gerekli ve yeterli tedbir kuralı…3-Gayret… Kutlu gaye, olumlu ve sorumlu gayret ve şuurlu özveri kuralı… Ama eğer ilk kural uygulanmazsa, diğer iki kural da geçersiz hale gelip boşa çıkabiliyor. Bu sebepten dolayı, Mekke Fethi’ni örnek alan Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul Fethi’nin planlarını yaparken, sefer planını nereye yaptığını soran birisine: ‘Sefer planını sakalının bir teli dahi duysa, onu yolup atacağını’ söylemiştir. Kur’an’a göre, aslında fetih, Hudeybiye Anlaşması ile zaten gerçekleşmişti. “Doğrusu Biz Sana (zafer yollarını) açtık; apaçık bir fetih ihsan ettik.” (Fetih Suresi 1. Ayet) Bunu Rabbimiz, apaçık fetih, şeklinde ifade buyuruyorlar. İşte Hudeybiye Anlaşması; fethin başlangıç noktasıydı ve Mekkeli müşriklerin zihnen teslim alınmasıydı. Mekke’nin 12 Ocak’ta fiilen teslim alınması yani ZAFER ise Hudeybiye’nin sonucuydu. Hudeybiye’de manen ve moralmen çözülen küfür cephesi nihayet Mekke’nin fethiyle tamamen çökertiliyor ve teslime mecbur ediliyordu. “Ve Allah (bu sürecin sonunda), Sana ‘üstün ve onurlu’ bir zaferle yardım etsin (istedik).” (Fetih Suresi 3. Ayet) Mekke’nin kansız teslim alınması, Hudeybiye’deki üstün diplomasi ve ilm-i siyasetle gerçekleşmiştir. Ama bu üstün diplomasi bilgisi, kesbi değil vehbi bir bilgidir. Yani; Peygamberler, Mürşid-i Kâmiller ve her devirde, Hak Davanın Şahs-ı Manevisine özel bir bilgidir. Asıl en önemlisi: Fetih Suresi 4 ve 5. Ayet: “… Göklerin ve yerin orduları (elbette) Allah’ındır. Allah (CC) her şeyi (nasıl yapacağını en iyi) Bilendir; Hüküm ve Hikmet sahibidir. (Her şeye gücü yeten, göklerdeki ve yerdeki ordularıyla işlerini yürüten Cenab-ı Hakkın ayrıca cihadı emretmesi; bu hizmet ve gayretleri sebebiyle) Mü’min erkek ve kadınları, altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan ve içinde ebedi kalacakları cennetlere sokması ve onların günahlarını örtüp bağışlaması içindir. İşte Allah katında gerçek kurtuluş ve büyük mutluluk budur (ve sonsuz huzura bu sayede erişilir).” Bu ayeti kerimelerde ise, Müslümanlara düşen asıl vazifenin, Allah’a ve Rasulüne şeksiz şüphesiz ve şeriksiz iman edip güvenmek olduğu bildiriliyor. Göklerin ve yerin ordularının Allah’ın olduğu, zahiri sebep şirkinden arınmak gerektiği öğretiliyor. Bu bağlamda, Mekke’nin fethinin kodlarını esasen Hudeybiye Anlaşması’nda aramak gerekiyor. Ve zaten Fetih Suresi de bu kodları bize açık açık bildiriyor. Böylece savaşların kazanılmasının asıl psikolojik üstünlükle elde edildiğini de görüyoruz. Nitekim Hz. Osman’ın Mekke’ye elçi olarak gönderilişinin ardından, onun öldürüldüğü haberinin Müslümanlara ulaşması üzerine, Bey’atü’r-rıdvan hadisesinde, Müslümanların Efendimiz Aleyhisselama ölümüne yemin ettikleri bilgisi Mekkeli müşriklere ulaşınca, bu korku ile antlaşmayı imzalamışlar ve zihnen teslim alınmışlardı. Ve zaten Efendimiz (SAV)’in de istediği netice tam olarak bu idi. Yani Hz. Peygamber Efendimiz, Mekke’nin fetih planını, öyle yolda giderken değil, 23 sene boyunca sabırla ve en ince detaylarıyla yapmıştır. Dergimizde bu konu şöyle işlenmişti: Fransız düşünür Maxim Rodinson’un, Hz. Peygamber Efendimizle ilgili yazdığı kitabında çok önemli bir tespiti vardır: Hz. Muhammed’in en çarpıcı özelliği, “SÖYLEMİNİN AÇIK, STRATEJİSİNİN GİZLİ” olmasıdır. Evet, Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin dini, davası ve daveti, ta başından itibaren gayet açık ve net olmakla beraber, düşmanlarını etkisiz bırakmak ve mânialarını aşıp hedefine ulaşmak için yürüttüğü siyaset ve stratejisini genellikle gizlemiş ve en yakınlarından bile saklamıştır. Efendimizin izinden giden ve zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına göre hareket eden, tedbir ve temkin sahibi liderler bazen korkaklıkla suçlanmışlardır. Oysa “Harp hiledir” hükmüne ve hikmetine aykırı olarak ucuz kahramanlıklara ve kuru kabadayılıklara tenezzül edenler, sıradan ve sorumsuz insanlardır. Hak-Bâtıl mücadelesi, günümüzde “stratejik güçlerin, gizli muharebesine” dönüşmüş bulunmaktadır. Yani, sadece halkın senin yanında olması, kalabalıkların his ve heyecanlarının coşturulması ve tatmin edilmesi, netice almak için yeterli olmamaktadır. Şayet;• Ekonomik gücünüz ve yeterliliğiniz yoksa…• Askeri kuvvet ve desteğiniz yoksa…• Teknolojik beceriniz ve birikiminiz yoksa…• Kültürel, siyasal ve sosyolojik etkinliğiniz yoksa…Ve hepsinden önemlisi, bütün bu “hayati hazırlıklarınızı”, özellikle oluşum safhasında düşmanların hedefi yapılıp, heba ve heder olmaktan koruyacak ve zamanı gelince, en canlı ve caydırıcı bir şekilde kullanacak “gizli ve etkili stratejiniz” yoksa sizin kurusıkı tehdit ve tepkilerinize kimse aldırmayacaktır.Üstelik muharebede kamuflaj çok önemlidir.• Güç merkezleriniz nerededir ve ne kadardır?• Açık düşman-gizli dostlarınız kimlerdir ve hangi makamlardadır?• Zayıf olduğunuz halde güçlü görünmeniz veya güçlü olduğunuz halde zayıf görünmeniz ve düşmanları üzerinize çekmeniz gereken hangi durumlardır?• Hangi sözler, hangi ortamda ve hangi oranda konuşulacak, nerede ve niçin susulacaktır?• Nerede atağa geçilecek ve nerede savunmada kalınacaktır?Bu soruların cevabını bilmeyenler ve gereğini yerine getiremeyenler, Dünya Siyonizm’ine karşı savaş açamayacakları gibi karanlık güçlerle de başa çıkamazlar. Ve bu davanın lideri de olamazlar. Yani Mekke’nin fethinin gizli tutulmasının başlıca sebepleri arasında: -İnsanoğlunun genel fıtratı sebebiyledi. İnsan duygusal zaafları olan bir varlıktı. Hâtıb bin Ebu Beltea hadisesi buna örnekti; yani kişilerin illa da hain veya münafık olmaları gerekmiyordu. -Allah’ın va’adine ve Rasulullah’ın müjdesine tam iman ve itimat eden sadık mü’minlerle münafıkların bilinip açığa çıkması içindi. -Münafıkların ve hainlerin zararlarından korunmak içindi. -Psikolojik üstünlük için de gizlilik şartı esastı. -Algı yönetimi, hedef saptırma gibi harp hileleri de gizlilik şartları içinde idi. Erbakan Hocamızın; Fetih planının Allah ile Rasulü arasında olmasını ifade buyurmaları ise; fetih planının vahiyle vehbi olarak Efendimize bildirildiğini, bugünkü Fethin de, ancak bu vehbi ilimle gerçekleşeceği gerçeğine işarettir. Ve; buradan şu sonucu çıkarabiliriz: “Tek Kişilik Ordu” gerçeği… Nitekim; Kızıldeniz’in kenarına geldiklerinde kavmi: “Eyvah şimdi gerçekten yakalandık” diye telaşlandıkarında; Hz. Musa’nın (AS): “Hayır ve asla! Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir; bana (kurtuluşa ulaştıracak bir) yol gösterecektir” demesi, yani “bize” değil de “bana” demesi, bir nevi, kavminin içinde Allah’ın yardım ve nusretine inananın sadece kendisi olduğuna ve Tek Kişilik Ordu gerçeğine bir işarettir. Fetih Suresi 1. ayette: “Doğrusu Biz Sana (zafer yollarını) açtık; apaçık bir fetih ihsan ettik.” yani “size” değil de, “Sana” buyurulması da Tek Kişilik Ordu gerçeğine işarettir. Fatih Sultan Mehmed’in, İstanbul muhasarası sıralarında, neredeyse tüm vezirlerinin fethin imkânsızlığına inanarak kendisini vazgeçirmeye çalışmaları da bunun örneklerindendir. Yine Erbakan Hocamızın, Kıbrıs Çıkarması planlarına da karşı çıkılması en yakın örneğimizdir. Mesela Bey’atü’r-rıdvan hadisesinde, Sahabelerden alınan ölümüne söz ile, Kıbrıs Çıkarması’nda pilotlarımızdan ABD’nin 6. Filosuna kamizake dalışı istenmesi aynı siyasettir ve sonuçları da aynıdır. Bey’atü’r-rıdvan ile korkan müşrikler anlaşmaya mecbur kalmışlar, kamizaze dalışı olayında da 6. Filo olduğu yere demirleyip kalmış ve Kıbrıs Fethi gerçekleşmiştir. Yine Dergimizde yazdığımız gibi; Hudeybiye Anlaşması şu hikmetlere dayanıyordu: 1- Hudeybiye Anlaşması ile Efendimiz (SAV) “Müslümanların artık siyasi bir güç olduğunu” resmen ve fiilen müşriklere kabul ve tasdik ettirmiş oluyordu. Nasıl ki hicretten sonra yapılan vatandaşlık anlaşması ile İslam devletinin varlığını Yahudilere tescil ettirdiği gibi, bu da siyasi bir zafer sayılıyordu.Böylece müşriklerle Müslümanlar aynı haklara sahip iki toplum haline getiriliyor, Müslümanlar “Kaçak, sığıntı, esir ve köle” gibi ikinci ve üçüncü sınıf insan muamelesi görmekten kurtarılmış oluyordu. 2- Mekkelilerle Müslümanların devamlı savaşmaları ve düşmanlık içinde bulunmaları, müşriklerin Müslümanlarla ilişki kurmalarına ve İslamı yakından tanımalarına engel oluyordu. Bu kin ve düşmanlık duvarını yıkmak için bir barış ortamına şiddetle ihtiyaç duyuluyordu. Nitekim Hudeybiye Anlaşması sonucu Müslümanlarla Mekkeliler ve diğer kabileler arasında, ticaret ve ziyaret maksadıyla yapılan seyahatler sonucu İslam hızla yayılmaya başlıyordu. 3- Hudeybiye Anlaşması Mekke fethine kapı açıyor ve o büyük zafere zemin hazırlıyordu. Hem Mekke fethinin zorla ve savaşla değil, siyaset ve ferasetle yürütülen bir barış ortamı sayesinde gerçekleşeceği hususunu öğretiyordu.Bununla ilgili Fetih suresi 27. Ayeti kerimesi mealen şöyledir: “Yemin olsun ki Allah, Resûlünün rüyasını hak ve gerçek olarak doğruladı. Allah’ın izniyle yakında, emniyet içinde ve korkmadan mutlaka Mescidi Haram’a gireceksiniz. Fakat Allah sizin bilmediğiniz şeyleri bildiğinden (Mekke) fethinden önce (Hudeybiye Anlaşmasını) size yakın bir fetih ve (gizli bir zafer) yaptı” 4- Resûlullah, kıyamete kadar savaş-barış, biat ve itaat konularında nasıl davranılması gerektiğini ümmetine fiilen gösteriyor ve Hudeybiye Anlaşması birçok İslami hüküm ve prensiplere delil ve senet teşkil ediyordu. 5- Kalıcı ve kapsayıcı yararlar elde etmek için, gerekirse geçici ve basit tavizler verilmesinin caiz ve lazım olduğu bu anlaşma ile ortaya koyulmuştu.“Şerr-i Kalil için hayr-ı kesir terk edilmez” (Mecelle) İslâm’da bir kaide-i külliyedir. “Yani küçük bir zarara uğramak korkusuyla büyük faydalar terk edilemez” ölçüsü konuyordu. 6- İnsanları Müslümanların kendilerine hayat hakkı tanımayacakları yolunda endişelere sevk eden ve İslam’ın iktidarından ürküten bir takım yanlış kanaatleri yıkmak zorunda olduğumuzu da Resûlullah’ın Urve bin Mes’ud’a verdiği cevaptan öğrenmiş oluyoruz. Zira İslam bağış ve barış dinidir. Merhamet ve muhabbet erleri olan Müslümanların zulüm ve intikama tenezzül etmeyeceklerine herkesi inandırmamız gereğini anlıyoruz. 7- Zahirde taviz gibi görünen anlaşma maddelerinin, ileride tek tek Müslümanların lehine döndüğünü ve hatta bunların çoğunun iptalini istemeye müşriklerin mecbur kaldıklarını hayret ve ibretle görüyoruz.Nitekim “Müşriklerden birisinin Müslüman olarak Medine’ye sığınması halinde, Mekke’ye iade edilmesi gerektiği” şeklindeki maddenin kabulüne şiddetle itiraz eden sahabeyi Resûl-i Ekrem Efendimiz: “Bizden (dinden dönerek) onlara gidecek kimseleri Allah bizden bir an evvel uzaklaştırsın. Onlardan bize gelecek kimseleri ise Allah nice kurtuluş yolları açacaktır” buyurarak teselli ediyordu ve aynen öyle gelişiyordu. Hudeybiye günü müşriklere teslim edilen Ebu Cendel, Mekke’ye kaçtıktan sonra anlaşma gereği geri verilen Ebu Basir ve onlar gibi 300 Müslüman bu sefer kaçıp Mekke-Şam ticaret yolu üzerinde mevzilenerek Kureyş kervanlarını vurmaya başlıyordu.Müşrikler bu durumu Peygamberimize şikâyet ettiklerinde “Ne yapalım, anlaşmamız gereği biz onları Medine’ye kabul edemediğimiz gibi müdahale de edemiyoruz” cevabını alıyor, sonunda çaresiz kalarak bu maddenin iptalini istiyordu. Sonuç olarak; Sahabenin zillet zannettiği Hudeybiye Barışını Kur’an zafer olarak nitelendirmişti. Güçlü ve güvenilir liderlerin tavizi azizlik, zayıf ve çaresiz liderlerin tavizi ise acizlikti. Ancak büyük oynayan ve tedbirini sağlam alan liderler büyük tavizleri göze alabilirdi!.. Muhammed Gulam: “Erbakan, Hudeybiye’yi çağımızda ilk uygulayan lider konumundaydı” Moritanya Tawassoul Partisi Genel Başkan Yardımcısı Muhammed Gulam: “Erbakan’ın… Read more »
FETİH VE HUZUR
Muhtesem Mekke ‘nin Fethi nin gizemine Rabbimiz vakıf eylesin…Şüpesiz gizlilik şartı,ön hazırlıklar ,tedbirler,kan dökülmeden girilme şartı( ki Efendimizi çok üzüp yıprattıkları halde) ne kadar önemli dersler
içermektedir…Evet dünyaya huzur ve refah getirecek bir dunya sisteminin hayat bulmuş hali evet ancak bu kadar güzel olabilirdi…
Evet bugünde yine adil ve yaşanabilr bir Adil Dünya düzeni için bu zalim düzenin hiçkimsenin zarar görmeden yapılandırılası şart olmuştur…Hainlerde insaAllah cezaları ile başbaşa kalacaklardır…
Binlerce yıl geçmesine rağmen bu kadar muazzam bir fethi insanlık bir de yeni bir çağ açılmasına sebep olan İstanbul’un Fethi nde görmekteydi…Hristiyanlar bile güller atarak karşılamışlardı…DEMEK Kİ ADALET SUNAR VE YAŞATIRSAN ZALİM ZALİMLİĞİNİ BIRAKIR VE SENİN EMRİNE GİRER VE ZULÜM BİTER….YA RABBİ BİZLERİ YENİ DÜNYA DÜZENİNE HİZMETKAR EYLE…SONSUZ AMİN
Amin
Ne güzel ve ne mükemmel örnektir Efendimiz; hepimize en büyük derstir. İnşAllah Mekkenin
Fethinden alınabilecek tüm dersleri almayı nasip etsin Rabbim.
Yeryüzünde sadece MİLLİ ÇÖZÜM , ADİL DÜZEN kurulsun insanlık saadet bulsun diye hedefi olan çalışan gayret ve çaba sarfeden TEK HAREKET olduğunu bir kez daha tescilleyen ötelerin ötesinden duyurulan bu haberlerin gereğini yapmamız duasıyla…!
[b]”Demek ki fetih organizesi Allah ile Efendimiz arasında planlanmış ve programlanmıştır.”[/b]
Yazıda da ifade buyurulduğu üzere sayısız derslerle dolu bir Fetih…
[b]”Mekke’nin Fethi’nde sayısız dersler vardır dedik… Bu dersleri kendine rehber alan, faaliyetlerine bu derslerle yön veren kuruluşlardan birisi de işte [/b][b]Kahraman Ordumuzdur![/b] Kendilerini ‘Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’ yani ‘Muhammedin Yardımcı Kuvvetleri’ unvanıyla tanıtan, birbirinden kahraman binlerce Mehmetçikle dolu olan ordumuzun en son girdiği ve halkını zulümden kurtardığı [b]Suriye Afrin şehrinin, TSK girdikten sonra yayınlanan fotoğraflarına bir bakın!..[/b] [u][b]Şehir hâlâ yemyeşildir. Bir tane ağaç kesilmemiş, yakılıp yıkılmamıştır. Binalar yıkılmamıştır; dimdik yerindedir. Yerleşim alanlarına zarar verilmemiştir. Tabiata zarar verilmemiştir. Dereler çağlamaya devam etmektedir. Bu yüzden insanlar Mehmetçiği; saygı, hürmet ve muhabbetle karşılamışlardır; çünkü bir tane bile sivile zarar verilmemiştir.
[/b][/u]
Buradan anlıyoruz ki, İNŞAALLAH 8 milyar insanlığın manen ve maddeten saadetine vesile olacak olan ERBAKAN’IN ÜSTÜN SAVAŞ TEKNOLOJİ HARİKALARI ile ve KAHRAMAN TSK’MIZIN vesilesiyle kan akıtılmadan oraya buraya zarar verilmeden Irkçı Emperyalistler ve İşbirlikçileri etkisiz çaresiz bırakılacağı, müjdelerini çıkartıyoruz…. İnşaallah …. Ve Milli Çözüm’ e inanan bir Cumhurbaşkanının , Milli Çözüm’e inananan bir hükümetin kurulacağı ve YENİ BİR DEVRİN KAN AKITILMADAN BAŞLAYACAĞINI ADİL DÜZENİN UYGULAMAYA GEÇECEĞİ BÜYÜK FETHİ anladığımız bu sadık ruyanın bir an evvel hayat bulduğu günlerin arefesinde olduğumuzu hissediyoruz rabbimizden lütfedilmesi duasıyla…!!!!
[u][b]MÜCADELE SURESİ 21. AYET[/b][/u]
(Unutmayınız ki) Allah, “muhakkak Ben ve Elçilerim galip geleceğiz” diye yazmış (ve kararlaştırmış)tır. (Allah’ın partisi ve Kur’an’ın takipçisi olanlar mutlaka kazanacak ve başarıya ulaşacaklardır.) Gerçekten Allah, en büyük Kuvvet sahibidir, Güçlü ve Üstün olandır.
KAYNAK: [url]www.mealikerim.com/58/mucadele/21[/url]
Millî çözüm ile Yeni fetihlere inşaallah
Ya Rabbi; Sen bizi Mekke’nin Fethi’nden alınacak dersleri alabilen kullarından eyle! Bir dahaki Mekke’nin Fethi’ni kutlarken bütün İslam âleminin zulümlerden kurtulmuş olduğunu, Milli Çözüm inancının tüm Türkiye’ye hâkim olduğunu, Yaşanabilir Türkiye’nin, Yeniden Büyük Türkiye’nin ve zulüm dünyası yerine Yeni bir Saadet Dünyasının kurulduğunu, tüm insanlığın kurtulduğu, rahata ve huzura kavuştuğu günleri bizlere göster! Ve bu saadet dünyasının kurulmasında bizleri de canla-başla çalışanlardan et amin.