HABERTÜRK’ÜN İSLAM DÜŞMANLIĞI
VE
TALHA HAKAN ALP’İN KÜSTAHLIĞI
AKP iktidarından nemalanan ve HAVAŞ’ın tamamına sahip kılınan Turgay Ciner Yayın Holding’e ait bulunan, Show TV ve Bloomberg HT’nin kardeş kuruluşu olan HABERTÜRK, çok sinsi ve tehlikeli bir İslam düşmanlığı yürütmektedir. Hatta Haçlı AB’nin Türkiye’ye resmen dayattığı ve Erdoğan iktidarının da çaktırmadan bu talimatı uygulamaya çalıştığı:
• “Yahudi ve Hristiyanları tanıtan ayetleri
• Cihatla ilgili emirleri
• Şeriat ve hukuk hükümlerini Kur’an’dan çıkarın… Veya en azından Diyanet teşkilatında, ders kitaplarında ve Dini programlarda, bunlar yokmuş gibi davranın!..” dayatmasına uygun bir tavır izlemektedir.
Bir ara, DİB eski İslam Coğrafyasından sorumlu Başkan Müşavirliği de yapan HABERTÜRK sunucusu Mehmet Akif Ersoy, İlahiyatçı ve Din araştırmacısı etiketli insanları ekrana çıkartıp, Talha Hakan Alp gibi sapkınların, açıkça ve küstahça, Kur’an’a, Resulüllah’a ve İslam’a yönelik, hâşâ: “İnsanları kutuplaştırıp birbirlerine kışkırtıcı ve kırdırıcı… Savaş, saldırı ve talan kültürünü meşrulaştırıcı bir rol oynamaktadırlar…” şeklindeki hakaret ve töhmetlerini kusmalarına ve Müslümanların kafalarına şüphe tohumları saçmalarına aracılık ve reklamcılık etmişlerdir.
Habertürk’te, 4 Ağustos 2022 akşamı Mehmet Akif Ersoy’un moderatörlüğündeki “Nedir, Ne Değildir?” programına katılan, güya ilahiyatçı Talha Hakan Alp, Şeytani bir cesaretle:
• “İslam Dini, insanlar ve toplumlar arası kutuplaşmayı ve düşmanlığı hazırlamıştır.
• Hz. Muhammed, bu ayrımcılığı ve savaşmayı kışkırtmış ve bizzat başlatmıştır…
• İslam; Devlet, siyaset ve hâkimiyet politikalarıyla bu gereksiz çatışmaları kurumlaştırmıştır…
• Kur’an’ın: “Dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla çarpışın!” (Enfal Suresi: 39) hükmü; toplumlar ve devletler arası saldırı ve savaşların ideolojik ve imani altyapısıdır!..” gibi saçmalık ve safsataları sıralayan bu adama, diğer İlahiyatçı, Araştırmacı, Prof. etiketli katılımcılar, gerekli ve yeterli yanıtları vermek yerine, bir nevi gol atması için pas vermişlerdir. Doç. Dr. Zafer Duygu ile Dr. Altay Cem Meriç ve Araştırmacı Bülent Şahin Erdeğer ise, Şeytan sofrasındaki maydanoz cinsinden, cılız ve cılk ifadelerle yetinmişlerdir.
Oysa, “(Ülkenizde ve yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya, (temel insan haklarına aykırı tüm fesat odakları kurutuluncaya ve böylece) Dinin (adalet düzeninin) hepsi Allah’ın (rızasına ve temel insan haklarına uygun) oluncaya kadar (zalim ve kâfirlerle) çarpışın (ve mücadeleyi bırakmayın). Şayet (zulüm ve fitneden) vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını Görendir (siz de onları kendi hallerine bırakın).” (Enfal: 39) ayeti öyle saptırılıp çarpıtıldığı gibi, bütün insanları ve dünyanın tamamını zorla ve savaşla Müslüman yapmayı değil; yeryüzünde farklı din ve kökenden bütün insanların temel hak ve hürriyetlerini sağlayacak bir ADİL DÜZEN kurulmasını istemektedir. “(Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; ‘Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi kurtar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver’ diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz kimseleri kurtarmak için Allah yolunda (çalışıp) çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Anadolu’muzdaki milyonlarca Suriyeli sığınmacının; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.]” (Nisa Suresi: 75) ayeti bize, tüm mazlumlara sahip çıkmamızı, emretmektedir: Zaten: “De ki: ‘O bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, bizimle Allah hakkında (sözde kanıtlarla) tartışmalara mı giriyorsunuz? (Oysa) Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz de sizindir. Biz, O’na gönülden bağlanmış (gösterişten ve art niyetten uzak, samimi) muhlis kimseleriz.’” (Bakara Suresi: 139) ayeti ve benzerleri bu durumu açıkça bildirmektedir.
İlahiyatçı kılıflı bu şarlatan; Şu Şeytani kanaati aşılamaya çalışıyor ve demek istiyor ki:
a) Savaşları ve düşmanlıkları körükleyen KUR’AN, Allah kelâmı olamaz!..
b) Elinde kılıç, insanları kamplaştırıp kan akıtan Hz. Muhammed, Peygamber olamaz!..
c) Yani, bu Kur’an Hz. Muhammed’in uydurmasıdır!..
ç) Yok eğer, bizzat Allah bunları emrediyorsa, -hâşâ- O da fitne ve fesatlığın başıdır!..
İman ve insaf esaslarına, ahlâk ve vicdan kurallarına, akla ve tarihi olgulara aykırı bu tür itham ve iddiaları, hem de bilgiçlik havasıyla TV ekranlarında saçmalayanlar ve bu şarlatanlara fırsat sunanlar; Siyonist-Haçlı odakların kiralık sünepeleri ve Şeytanın şakirtleri konumundadır.
Bu talihsiz ve terbiyesiz tavır, fikir özgürlüğü ve araştırmacı özelliği gibi bahanelerle de mazur sayılamazdı. Çünkü bu sataşmalar, Dinimize ve mü’min milletimize çok ağır hakaret ve açık bir nefret amacı taşımaktaydı. Doğrusu böyle bir kışkırtıcılığa değil Müslümanlar arasında, hatta gâvurlar arasında bile az rastlanırdı.
Prof. Dr. Caner Taslaman’ın; bu yalan ve iftiralara karşı gelmek ve cevap vermek yerine: “Mehdi beklentisi asılsızdır… Müceddit kavramı uydurmadır… Rüyaların hiçbirine itimat ve itibar olunmamalıdır!..” gibi, bizzat Kur’an’ın haber ve hükümlerine aykırı felsefi safsatalarla uğraşması da gerçek amacını ve ayarını ortaya koymaktadır.
Oysa: “Veli külli kavmin had=Her kavmin bir ‘hadi’si, yani yol gösterecek hidayet rehberleri vardır.” (Ra’d Suresi: 7 sonu) ayeti gayet açıktır. Müslümanlara sorumluluk ve umut aşılayan bu kavramlara niye düşmanlık yapılırdı?!.. Bizzat Hz. Peygamberimizin, Hz. İbrahim’in ve Hz. Yusuf’un değil, hatta Hz. Musa’nın annesi ve Meryem Hatun gibi saliha mü’minlerce ve hatta Mısır Kralı gibi sıradan kimselerce görülen ve Kur’an’da haber verilen rüyaları, bu zerzevat zevat nereye koyacaklardı?..
Bu şahsın: “Diyanet İşleri Başkanlığı, Tarikat ve Cemaatler, Dini hizmet vakıfları ve dernekler, sadece mevcut İSLAM PASTASINDAN pay almak telaşındadırlar. İslam’a, Kur’an’a ve Resulüllah’a yönelik sataşmalara, Allah’ın varlığına ve İslam’ın haklılığına yönelik itiraz ve sorulara yanıt vermek gibi bir gaye ve gayretleri bulunmamaktadır…” gibi bazı maalesef doğru tespit ve tenkitlerine bile, bizzat kendilerinin ters düştüklerinin farkına bile varamamışlardır. Çünkü Talha Hakan Alp şarlatanı, kendi karşısında Allah’a, Kur’an’a, Resulüllah’a ve topyekûn İslam’a sataşıp iftiralar atarken, susmaktan ve dolaylı destek sağlamaktan başka hiçbir şey yapmamışlardı. Bunlar, Hz. Peygamber Efendimizin, “Haksızlıklar karşısında susanların Dilsiz Şeytan sayıldığını” beyan ettiği hadisini bilmiyor olamazlardı.
Bu arada, kendi partilerine dokunan bazı yayınları nedeniyle, Habertürk’e ve Ciner Holding’e ateş püskürten Semih Yalçın gibi MHP kurmaylarının, aynı kansız kanalın İslam’a yönelik kahpe saldırıları karşısındaki duyarsız ve tutarsız tavırları da dikkatlerden kaçmamıştı!
Enfal Suresi, 39. Ayette; “O müşriklerle hiçbir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar savaşın.” Ayetin ikinci kısmının inanç hürriyetine uygun düşmediği iddiaları da tam bir safsata ve saptırmacaydı.
Öncelikle şunu özellikle vurgulayalım: İslam dininin, Müslümanlarla anlaşma yapan hariçteki kâfirlere ve yine bir İslam ülkesinde yaşayıp cizyesini (vergisini) veren gayrimüslimlere hayat hakkı tanıması ve Müslüman bir ülkede yaşayan farklı Dini kesimlere hukuki garantiler sağlaması gösteriyor ki, söz konusu ayet-i kerimeyi din hürriyetine bir engelmiş gibi yorumlamak gerçeğe aykırıdır. İslam’da, sözünü ettiğimiz bu iki grup gayrimüslim ile sulh içinde yaşamak esastır. Onlarla savaşılmaz, onların hakkı muhafaza altındadır.
Bu ayet-i kerime, aslında Müslümanlara iki büyük hedef koymaktadır:
1- Fitnenin (her türlü kaos ve kargaşanın) kökünü kazımak ve yeryüzünde huzur, hukuk ve refahı sağlamak.
2- Allah’ın dininin adalet ve saadet kurallarını hâkim kılmak. Çünkü İslam’ın inanç ve ibadet esasları sadece Müslümanları bağlamaktadır. Ama adalet ve insan hakları esasları tüm insanların huzur kaynağıdır.
Bunlardan birincisi, evrensel bir barış amaçlamaktadır. Yani, bütün insanların huzur ve emniyet içinde yaşayabileceği bir ortam oluşturmalıdır. Öyle ki; gayrimüslim bir devlet, başkasına zulüm etse, bu fitneyi def için mazlum devlete yardım edilebilme imkânına sahip olmalıdır.
Şu ayetler, bu manayı vurgulamaktadır:
“Sizinle (Dininiz, devletiniz, ülkeniz ve hürriyetiniz konusunda ve çeşitli yollarla) savaşanlara karşı, (siz de) Allah yolunda (ve geçerli olan silah ve metotlarla) çarpışın; (ancak) aşırılığa kaymayın! Kesinlikle Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bu nedenle haddi aşmayın ve haksızlığa sapmayın.)” (Bakara: 190)
“(Ey mü’minler!) Hoşunuza gitmediği (rahatına ve dünya hayatına düşkün nefislerinizin istemediği) halde, (imtihan sırrı, haysiyet ve hürriyetinizin korunması amacıyla) Kıtal (savaşıp vuruşmak) üzerinize yazıldı (farz kılındı). Aslında hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır; sevdiğiniz ve arzuladığınız bir şey de, olur ki sizin için şerli ve zararlıdır. (Her şeyin doğrusunu ve hayırlısını) Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara: 216)
“Ey iman edenler! (Düşmanlarınıza karşı uyanık bulunup her türlü) Korunma ve savunma tedbirlerinizi alın (ihtiyatlı ve hazırlıklı davranın) da bölük bölük, ya da (gerekirse) hep birlikte (cihada çıkıp, topyekûn düşman üzerine) gidin.” (Nisa: 71)
“Onlara (gizli, açık düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar (bütün imkânları kullanarak siyasi, askeri ve iktisadi her türlü) kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar, (bugün ise üretilip devamlı bakımı yapılan uçaklar, füzeler ve tanklar) hazırlayın. Ki bunlarla Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve Allah’ın bildiği (ama) sizin bilmediğiniz diğer (gizli şer ve nifak odaklarını) korkutasınız (ve caydırıcılık gücüne sahip olasınız. Bu konuda cimrilik ve tedbirsizlik yapmayasınız). Allah yolunda (cihad uğrunda ve milli savunma amacıyla) her ne harcarsanız, (nasıl bir katkı sunarsanız, o ahirette) size tam olarak ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız. (Allah adalet sahibidir.)” (Enfal: 60)
Peygamber Efendimiz kıyamet gününün o dehşetinde, arşın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf insanı bildirirken en önce “adil idarecileri’’ saymıştır. Bir ülkede adaletin yerini zulüm alırsa, o ülkede fitne, kaos başlar. İşte, bu tür fitneleri sona erdirmek Müslümanların en yüce hedeflerinden biri olarak sayılmıştır.
Kehf Suresi’nde kıssası anlatılan Zülkarneyn, bu mananın güzel bir örneği konumundadır. Bir dünya fatihi olan bu zat, arzın doğusuna-batısına seferler düzenlemiş, mazlumları zalimlerin baskısından kurtarmıştır. Günümüzde de Zülkarneyn gibi, insancıl ve insaflı dünya cihangirlerine ihtiyaç vardır.
“Allah’ın dinini hâkim kılmak” hükmünün ise, her din ve kavimden, herkesin huzur ve refah içinde yaşayacağı bir barış ve bereket ortamının hazırlanması hedefi vardır. Zira, bir başka ayette açıkça “Dinde zorlama yoktur.” buyrulmaktadır. (Bakara: 256) Dinde tebliğ vardır. Peygamberimiz hiçbir insanı zorla İslam’a sokmamıştır. Zaten öyle bir şey insan tabiatına aykırıdır. Silah zoruyla din değiştiren birisi gerçekte münafıklaşır. Hem Peygamberimiz devrinde hem de sonrasında Müslümanlar diğer dinlerin mensuplarına tam bir din ve inanç hürriyeti tanımışlardır. Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul’da kilise ve havraların günümüze kadar gelmesi, Balkanlarda 400 yıl süren Osmanlı idaresi zamanında Hristiyan halkın dinlerini rahatça yaşaması İslam’daki din ve inanç hürriyetini açıkça ortaya koymaktadır.
Tarih boyunca insanlar, kendi cinslerinden olan bazı insanlara veya bazı varlıklara kulluktan kurtulamamışlardır. Halbuki insan, Allah’tan başkasına ibadet yapmamalıdır. Bununla ilgili olarak Hz. Peygamberin hayatından birkaç tabloyu sunmak istiyoruz:
– Hz. Peygamberin yanına gelen bir elçi O’nun manevi azameti karşısında titremeye başlar. Hz. Peygamber şu sözleriyle elçiyi yatıştırır:
“Sakin ol, Ben kral değilim; kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” (İbn Mace, Et’ime, h. no: 3312; Kenzu’l-Ummal, h. no: 14965)
– Hz. Peygamberin ashabından olan Muaz bin Cebel, Şam’dan döndüğünde, Hz. Peygamberin önünde secdeye varır. Peygamber, “Ey Muaz, bu ne demek?” diye sorar. Muaz, “Şam’daki insanlar kendi reis ve ruhani liderlerine böyle yapıyorlar. Siz ise, onlardan daha büyüksünüz.” der. Resulüllah, Muaz’a; bunun doğru olmadığını, secdenin sadece Allah’a yapılması gerektiğini anlatır.
Ve yine; Adiy bin Hatem, Hristiyan iken İslam’a girer. Hz. Peygambere, Kur’an’daki,
“Onlar din bilginleri ve ruhbanlarını Allah’ın dışında rabler edindiler.” (Tevbe: 31) ayetinden sorar, “Biz onları rabler edinmiyorduk, ne demektir?” der. Resulüllah şu cevabı verir: “Onların helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kabul ediyor muydunuz?” Adiy bin Hatem, “Evet.” deyince Resulüllah, “İşte, der, bu onları rab edinmek demektir.” buyurmuşlardır.
Dünya İmtihan Meydanıdır; Hak ile Bâtılın Mücadele Sahasıdır!
Cenab-ı Hak, yeryüzünde Kendi Zatına halife-temsilci olabilecek ve kuracakları Adil Devlet düzeniyle, temel insan haklarına dayalı bir barış ve bereket sistemini yürütecek özellik ve kabiliyetlerle ve tabi imtihan mesuliyetiyle insanları yarattı.
İnsanları; hayvanlardan ayıran ve faziletli kılan 4 temel farklılıkla donattı.
1- İnsanlar; “doğru”yu “yanlış”tan ayırma yeteneğine sahip kılınmıştır.
2- İnsanlar; “güzeli çirkinden, iyiyi kötüden” ayırabilme kabiliyetiyle yaratılmıştır.
3- İnsanlar; “faydalı ile zararlıyı” ayırma yeteneğine sahip bulunmaktadır.
4- İnsanlar; “zulüm ile adaleti” birbirinden ayıracak yeteneklerle yaratılmıştır. Bu özellikler hayvanlarda bulunmamaktadır.
Örneğin, 2+2’nin 4 ettiğini bir çocuk dahi bilebilir, ama bir tavuk bilemez.
Bir parktaki güzel ve çirkin düzenlemeleri ve iyi-kötü projeleri insan fark edip bilir, ama kediler bilemez…
Hangi bitkilerin faydalı ve zararlı olacağını, ne kadar yenirse yararlı olacağını ve kış için hazırlık yapılacağını insanlar bilir, keçiler bilemez.
Ve yine kendi sahibinin bahçesinde otlamanın hak ve adalet, komşunun tarlasına zarar vermenin zulüm ve haksızlık olduğunu, insanlar bilir ama inekler bilemez…
Aziz Erbakan Hocamızın bu tespitlerinden şu nokta da anlaşılmaktadır ki; doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan, iyiyi kötüden ve adaleti zulümden ayıramayanlar henüz gerçek ve olgun insan olma vasfını kazanamamışlardır.
“Andolsun, cinn ve insanlardan (küfre, kötülüğe ve nankörlüğe sapan) birçoğunu cehennemlik (olarak) yetiştirip (ve fırsat verip) çıkardık ki; onların kalpleri vardır, bununla (gerçeği) kavrayıp anlamazlar. Gözleri vardır, onlarla (ibret alarak) görüp bakmazlar. Kulakları vardır, bununla işitip (hakikati) duymazlar. Bunlar, hayvanlar gibidirler, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar, (yaratılış amacından ve ahiret hazırlığından) gafil olanlardır.” (A’raf Suresi: 179)
A- Doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği AKIL‘dır, bu yetenekle “İLİM” ortaya çıkmıştır.
B- Faydalıyı zararlıdan ayırma, yararlı ve ihtiyaç karşılayıcı olanı hazırlama kabiliyeti NEFİS sahasındadır, bunlar “EKONOMİ”nin ilgi alanındadır.
C- Adaletle zulmü ayırma, herkesi hak ettiğine kavuşturma yeteneği VİCDAN sayesindedir ve bunlarla SİYASET ve HUKUK düzeni yapılandırılmıştır.
D- İyi ile kötüyü, güzel ile çirkini birbirinden ayırma, Hakka tâbi ve taraf olup bâtıldan uzak durma yeteneği HİSSİYAT ve MANEVİ DUYGULAR sayesindedir ve bu konu AHLÂKİ ve DİNİ KURUMLARIN konusu olmaktadır. İşte bu nedenle ADİL DÜZEN’de 4 ayrı, ama irtibatlı düzen bulunmaktadır. Bunlar:
1- Ekonomik Adil Düzen, 2- Adil Siyasi ve Hukuki Düzen, 3- Adil İlmi ve Eğitim Sistemi, 4- Adil Ahlâki Düzen olmaktadır.
Yeri gelmişken şu bilimsel gerçeği bir kez daha hatırlatmış olalım:
Artık kesinlikle biliyoruz ki, nebatat ve hayvanat dahil, bütün canlı varlıklar ve insanlar; dişi ve erkek iki hücrenin birleşmesinden oluşmaktadır. Bilimsel GEN araştırmaları ortaya koymuştur ki; canlıların temel yapı taşı olan o tek hücrenin etrafında bir zar bulunmaktadır, içerisinde plazma sıvısı vardır, bunun ortasında ise GEN dediğimiz asıl kromozom çekirdeği yer almaktadır. Ancak yapılan çok masraflı ve uzun zamanlı bilimsel araştırmalar şu gerçeği ispatlamıştır ki; bütün bitkilerin kromozomları-GEN’leri TEK boğumlu, bütün hayvanların kromozomları-GEN’leri ÇİFT boğumlu, ama insanların kromozomları-GEN’leri ise ÜÇ boğumlu olmaktadır. Bunların başkalaşması ve birbirine geçiş yapması bilimsel olarak imkânsızdır. Yani Darwinistlerin iddia ettikleri gibi, cansızların canlılara, bitkilerin hayvanlara ve maymun gibi hayvanların insanlara dönüşmesi olağan dışıdır.
İnsanları huzur ve refaha kavuşturmak, barış ve bereketi sağlamak için, Adil bir Düzen şarttır:
a- Adil Düzen, “doğru”ları esas alarak ve “yanlış”lardan sakınılarak hazırlanmıştır. 1- Aklı Selim, 2- Müspet İlim, 3- Tarihi Tecrübe ve Birikim, 4- Vicdani Kanaat ve Tatmin, 5- İlahi Din… Bu beş temel ölçüye göre, ittifakla “hayırlı, yararlı, iyi ve güzel” bulunan her şey DOĞRU sayılmıştır. Bu beş temel ölçüye göre ittifakla “zararlı, tahribatçı, fesat çıkarıcı ve çirkin” bulunan her şey de YANLIŞ sayılmıştır.
b- Adil Düzen: 1- Kafayı, 2- Kalbi, 3- Karnı, 4- Kişilik ve İtibarı doyuran ve sağlayan bir sistemdir.
Şu beş şey de olmadan, insan mutlu olamaz: 1- Huzur ve Barış, 2- Hürriyet, 3- Hukuk ve Adalet, 4- Hayat Kolaylığı ve Refah, 5- Haysiyet ve İtibar.
Yani toplumda; farklı din ve düşünceden, ayrı kültür ve kökenden ayrımsız herkes saygındır; can, mal ve namus emniyeti, din ve düşünce hürriyeti herkese sağlanmalıdır.
Yeryüzünde temel zihniyet olarak iki sistem vardır: 1- Bâtıl ve zalim sömürü sistemleri 2- Hakka dayalı Adil Düzen…
Komünizm ve kapitalizm, farklı ve aykırı sanılsa da aynı Siyonist ve emperyalist çarkın iki ağzıdır. Ne var ki; komünizmde ezen-sömüren güç siyasi iktidardır. Kapitalizmde ise ezen ve sömüren güç sermaye baronlarıdır.
İlim Adamlarının Sorumlulukları ve Günahları!
Fas’taki özel İspanyol bölgesine ulaşmak ve güya insanca yaşam şartlarına kavuşmak ümidiyle yüksek dikenli tel örgülere hücum edip tırmanmaya çalışırken, Fas ve İspanya güvenlik güçlerinin darbeleriyle ve binlerce insanın yığıldığı o sıkışıklık halinde can veren yüzlerce Müslümana; ne Siyonist zalimler, ne Haçlı kâfirler, ne de onların güdümündeki lider kılıflı hainler hiç acımamışlar ve sahip çıkmamışlardı. Ve hele, ilim adamı ve ilahiyatçı bilinenlerin duyarsızlığı daha da acıydı… Erbakan Hocamızın:
● İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı
● İslam Ortak Pazarı
● Müşterek İslam Dinarı
● İslam Savunma Paktı
● Ve İslam Ortak Bilim ve Kültür İşbirliği Vakfı
gibi tarihi ve talihli projelerini bırakıp, onca hakaret ve husumetlerine rağmen hâlâ Haçlı ve ahlâksız AB’ye girmek için çırpınanlar, bu uğursuz manzaralar karşısında rahatsızlık bile duymazlardı.
Ve bu arada, ilim adamı ve ilahiyatçı fikir erbabı geçinenlere de bir hatırlatmamız olacaktır: İslam Dini ve düzeni adına, insanların huzur ve refah hatırına ölümüne can attıkları Barbar ve Bâtıl Batı Medeniyetine karşı; her yönden Batı’da yaşayanların bile gıpta ve hayranlıkla bakıp örnek alacakları bir Bereket ve Merhamet Medeniyetini oluşturamadıktan sonra, öyle yaldızlı temenniler ve jelatin kılıflı tesellilerle oyalanmanız ve Müslümanları avutup uyutmanız, sizi utandırmalıdır. Aziz Erbakan Hocamızın hazırlatıp olgunlaştırdığı ve tüm insanlığa tanıttığı… Milli Çözüm Ekibinin de, noksan kısımlarını tamamlayıp 3-4 dile çevirerek yüzlerce devlet adamına ve ilim erbabına ulaştırdığı “ADİL DÜZEN ve YENİ BİR DÜNYA” kitabımızı okumaya, katkı sunmaya ve savunmaya ve bu ilmi, insani ve İslami programları gündeme taşıyıp toplumu aydınlatmaya bile gayret ve cesaret edemeyen ilim ve irfan sahipleri, Adil Düzen devriminde nereye saklanacaklar ve ahirette Allah’ın huzuruna nasıl çıkacaklardı?
Bizim inancımızda İNSAN AMAÇ’tır, İslam ise insanların olgunlaşması ve huzura kavuşması için bir ARAÇ’tır.
Bir insanın veya toplumun huzur bulması ve onurlu yaşaması, şu dört temel ihtiyacının doğru ve doyurucu şekilde karşılanmasına bağlıdır. “4-K” formülü dediğimiz bu doğal ihtiyaçların aksaması ise; çeşitli rahatsızlıklarının, hatta itiraz ve isyanlarının başlangıcıdır. Bunlar:
1- Kafa: Eğitim ve öğretimle, hür düşünce yeteneğini geliştirmekle, bilgi ve birikimle doyacak ve olgunlaşacaktır.
2- Kalp: İmanla, maneviyatla, güzel ahlâkla ve vicdani duygularla doyarak itminana kavuşacaktır.
3- Karın: Karınlar helâl ve yeterli gıdayla, ülkede milli sanayi ve tarımın kalkınmasıyla ve herkesin insanca yaşayacağı şartların oluşturulmasıyla doyacak ve huzura ulaşacaktır.
4- Kişilik (itibar): Her insan, doğuştan kazanılan ve temel insan haklarından sayılan; can, mal ve namus emniyetine, din ve düşünce hürriyetine sahip olarak yaratılmıştır. Bu nedenle herkes; dinine, kökenine, kültürüne, düşüncesine ve sosyal statüsüne bakılmaksızın “saygın bir varlıktır”, ve itibar görmek onun hakkıdır. Horlanmak ve dışlanmak ise; gizli bir esaret ve açık bir hakaret tavrıdır.
Bir çocuk dünyaya geldiğinde, önce karnının açlığını gidermek üzere ağlamakta ve kendisine gıda ve bedenine-karakterine maya olacak şifalı sütünden emmek üzere anne kucağına bırakılmaktadır. Yani doğal ve doğru olan, öncelikle KARNININ doyurulmasıdır. Ardından; şefkat, merhamet ve sevgiyle KALBİ; yavaş yavaş algılama seviyesine uygun, samimi ve gerçekçi bilgiler, ninniler ve hikâyelerle KAFASI doyuma ve doldurulmaya başlanacaktır. Çocuklara bebeklikten itibaren, sevginin yanında saygı duyulması, ciddiye alınması, itilip kakılmaması, suçlarından dolayı hemen hırpalanmaması… Yani ona bir insan gibi davranılması, kendisine bir kişilik ve onur kazandıracak, özgüveni ve girişim cesareti olan birisi olarak hayata hazırlanacaktır. Yani, İTİBAR ve İTİMAT sahibi olacaktır.
Bu “4-K” formülü; sadece fertler için değil, cemiyetler ve milletler için de gerekli ve geçerli kurallardır.
Erbakan Hocamız bir sohbetinde; “Bugün Hollanda’da bir inekten günde 50 kg süt alacak bir noktaya ulaşılmıştır. Hâlbuki bizim yerli ineğimizden hâlâ en fazla 5 kg süt alınmaktadır. Bu nedenle şayet biz, adalet adına kuracağımız bir düzende, kendi ineğimizden en az 50 kg süt alacak ilmi ve teknolojik şartları hazırlayamazsak, öyle topa tanka bile gerek yok, Hollanda gâvuru bizi sütle boğar ve peynirle kafamızı kırar!” buyurarak, her bakımdan üstün ve güçlü olmamız gerektiğini hatırlatmışlardı. İşte ilim adamı da, bu şartların bilimsel ve fikri altyapısını hazırlayanlardır.
Peygamber Efendimizin şu hadisi ne kadar anlamlı ve açıklayıcıdır: “(Anlamını ve ahkâmını bilip uygulamadan) Sadece tilavetle (okuyup tekrarlamakla) Kur’an olmaz. Sadece rivayetle (geçmişteki zevatın yazdıkları ve yaşadıkları şeyleri ezberleyip nakletmekle) de ilim olmaz. Kur’an, ancak, hidayetle (insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarına çözüm üretmek ve yol göstermekle amacına ulaşmış) olur. İlim ise, ancak dirayet (feraset, hikmet, marifet ve cesaretle) olur.” (Ramuz – el – El-Ehadis Deylemiden)
İlahiyatçı Prof. Dr. Talha Hakan Alp, Yaratılış Gayesinden ve insanın imtihan sürecinden habersiz ve ilgisiz yorumlar yapmaktaydı!
Soru: Bizler ve âlemler niçin yaratıldık?
Cevap: Bir Kudsi Hadiste Yüce Rabbimiz; “Ben gizli bir hazine idim. Aşikâr olup bilineyim (varlığımı, in’am ve ikramımı ve harika sanatımı kullarıma göstereyim) diye bütün mahlûkatı yaratmayı diledim” buyurmaktadır. Ama insan olmasaydı bu yaratılış amacına ulaşamayacaktı. Çünkü kedilerin, serçelerin, çiçeklerin bu harika varlıklara bakıp da bunların Yüce Yaratıcısını tanıyacak ve arayacak bir yetenekleri bulunmamaktaydı. Bu nedenle insan yeryüzünde Allah’ın Halifesi, yani bir nevi O’nun temsilcisi ve adaletinin tanzim ve tatbikçisi konumunda akıl ve yeteneklerle donatıldı.
Ama meleklere bile verilmeyen bu yüksek meziyet ve faziletlere kim layık, kim fasık? Bunun tespiti ve herkesin denenip elenmesi için Allah kullarını imtihan etmeye karar kıldı. Evet, her imtihanın bir eğitim süreci ve şartnamesi = öğretisi vardır. Öğretmeden imtihan adalete aykırıdır. Bizim imtihanımızın kitabı ise Kur’an-ı Azimüşşan, rehber ve örnek öğreticisi ise Hazreti Resulüllah’tır.
Bu imtihanın esası: Biz Hak’tan mı tarafız, bâtıldan mı? Doğrudan, hayırdan, ahlâktan ve adaletten mi yanayız, yoksa yanlıştan, hayâsızlıktan ve haksızlıktan mı? Biz Müslüman olarak, en büyük ve tek büyük olarak Allah’ı mı tanımaktayız, yoksa Amerika, Avrupa, Çin ve Rusya’yı mı? Zaten, örneğin Ramazan orucunun asıl amacı da; “…Size hidayet ve huzur yolunu gösteren Allah’ı en büyük tanımanız için”[1] buyrulmaktadır.
HAK ve AHLÂK: Akla, bilimsel kurallara, vicdana, tarihi olgulara, Evrensel hukuka ve Kur’an’a göre ittifakla; doğru, faydalı, iyi ve güzel sayılan davranışlardır.
BÂTIL ve HAYÂSIZLIK ise: Akla, bilimsel kurallara, vicdana, tarihi olgulara, Evrensel hukuka ve Kur’an’a göre yine ittifakla; yanlış, zararlı, kötü ve çirkin sayılan yaklaşımlardır.
İslam bu gerçeği ortaya koyunca; Şeytaniler ve şer güçler bu sefer Hak ile Bâtılı karıştırıp öyle yutturmaya başlamışlardır. Ve zaten Bakara Suresi 42. ayeti Hak ile Bâtılın karıştırılarak insanların aldatılmasına dikkat buyurmaktadır. Artık zalim ve hain odaklar, toplumun karşısına açıkça din karşıtı ve ahlâk dışı sistem ve hükümetlerle çıkmak yerine, Hak ile Bâtılı harmanlamak yoluna başvurmuşlardır. Bakınız bu AKP iktidarı, çok geç ve eksik de olsa, başörtü yasağını kaldırıp toplumu rahatlandırmışlardı. Ama ardından bir de baktık ki; bu başörtüsü serbestliği, Türkiye’de ZİNA’nın suç olmaktan çıkarılması ve eşcinsellik gibi hayâsızlıkların resmiyet kazanması için bir göz boyama, ahlâki ve ailevi tahribatlarına kılıf sarma hazırlığıymış… Anadolu irfanıyla “Kızlarımızın, kadınlarımızın, eteği ile başını örtme!?” çabasıymış. Peki, Din uleması ve İlahiyat Hocası geçinenler, akla, ilme, ahlâka, çağdaş ihtiyaçlara ve Kur’an’a uygun yeni bir anayasa taslağı ve medeniyet programı niye ortaya koymazlardı? Bunları hazırlamaya ilmi feraset, dirayet ve cesaretleri yetmiyorsa, hangi yüzle ilim adamı pozları takınırlardı?
Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:
{mp3}hbrturkislamdusmanligi{/mp3}
[1] Bakara: 185 son kısım

Ey ilahiyatçılar dilinizi mi yuttunuz?
Talha Hakan Alp gibi sapkınların, açıkça ve küstahça, Kur’an’a, Resulüllah’a ve İslam’a yönelik, hâşâ: “İnsanları kutuplaştırıp birbirlerine kışkırtıcı ve kırdırıcı… Savaş, saldırı ve talan kültürünü meşrulaştırıcı bir rol oynamaktadırlar…”Talha Hakan Alp ve buna sessiz kalan herkes gözünüz de mi görmüyor acaba yeryüzünde kan ağlayan coğrafyaların çoğu Müslüman toprakları değil mi,ölen bebekler,kadınlar müslüman değil mi madem bu Filistin,Suriye ,Irak ve sayamadığımız daha nice kardeşlerimiz hangi dine mensup,ya da en vahimi siz hangi dine mensupsunuz?
SABAH YAKIN DEGİL MI
Sizinle (Dininiz, devletiniz, ülkeniz ve hürriyetiniz konusunda ve çeşitli yollarla) savaşanlara karşı, (siz de) Allah yolunda (ve geçerli olan silah ve metotlarla) çarpışın; (ancak) aşırılığa kaymayın! Kesinlikle Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bu nedenle haddi aşmayın ve haksızlığa sapmayın.)” (Bakara: 190)
“(Ey mü’minler!) Hoşunuza gitmediği (rahatına ve dünya hayatına düşkün nefislerinizin istemediği) halde, (imtihan sırrı, haysiyet ve hürriyetinizin korunması amacıyla) Kıtal (savaşıp vuruşmak) üzerinize yazıldı (farz kılındı). Aslında hoşlanmadığınız bir şey, belki de sizin için hayırlıdır; sevdiğiniz ve arzuladığınız bir şey de, olur ki sizin için şerli ve zararlıdır. (Her şeyin doğrusunu ve hayırlısını) Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara: 216)
Amenna ve saddekna
Şu imtihan dünyasında herkes safını belirleyecek ve sonuçlarına katlanacak..
Allah CC yolundan ayırmasın
Amin
Yaşa Milli Çözüm! Bir tek sen varsın zaten.
Akp iktidarının her türlü melanetlerini sözde müslüman portresi altında yapması yüzünden günümüz gençlerinin malesef dinden soğuduğu, dehizm ve ataizm gibi sapkın fikirlerin artığı ve yaygınlaştığı bir ortamda, birde ilahiyatçı geçinen şarlatanların, çok izlenen böyle haber kanallarına çıkıp, ayetleri eksik ve yanıltıcı ifadelerle açıklaması ve insanların kafalarını karıştırması tam bir alçaklık ve şeytanın şakirtliğidir. Ama işte bu ortam da dahi, gerçekleri bütün açıklığı ile ve en gür seda ile haykıran yine bir tek Milli Çözüm’dür.
Yaşa Milli Çözüm bir tek sen varsın zaten…
Hakkı tutup kaldıran, batıl’a meydan okuyan Milli Çözüm Dergimiz var..
Çünkü Talha Hakan Alp şarlatanı, kendi karşısında Allah’a, Kur’an’a, Resulüllah’a ve topyekûn İslam’a sataşıp iftiralar atarken, susmaktan ve dolaylı destek sağlamaktan başka hiçbir şey yapmamışlardı. Bunlar, Hz. Peygamber Efendimizin, “Haksızlıklar karşısında susanların Dilsiz Şeytan sayıldığını” beyan ettiği hadisini bilmiyor olamazlardı.
Bu arada, kendi partilerine dokunan bazı yayınları nedeniyle, Habertürk’e ve Ciner Holding’e ateş püskürten Semih Yalçın gibi MHP kurmaylarının, aynı kansız kanalın İslam’a yönelik kahpe saldırıları karşısındaki duyarsız ve tutarsız tavırları da dikkatlerden kaçmamıştı!
Enfal Suresi, 39. Ayette; “O müşriklerle hiçbir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah’ın oluncaya kadar savaşın.” Ayetin ikinci kısmının inanç hürriyetine uygun düşmediği iddiaları da tam bir safsata ve saptırmacaydı.
Öncelikle şunu özellikle vurgulayalım: İslam dininin, Müslümanlarla anlaşma yapan hariçteki kâfirlere ve yine bir İslam ülkesinde yaşayıp cizyesini (vergisini) veren gayrimüslimlere hayat hakkı tanıması ve Müslüman bir ülkede yaşayan farklı Dini kesimlere hukuki garantiler sağlaması gösteriyor ki, söz konusu ayet-i kerimeyi din hürriyetine bir engelmiş gibi yorumlamak gerçeğe aykırıdır.
NİÇİN GERÇEKLERİ MİLLİ ÇÖZÜM YAZAR
Yüce Yaratıcıyı sezip fark etmeyen kimseler henüz insanlık mertebesine erişememiştir. Ama şekilperest kimseler hala, Harun’la Karun’un, Mahmut’la Nemrut’un, Ömerül Faruk’la Ebu Cehil Melunun, Mustafa Kemal’le Marx’ın veya Mao’nun farkını bilememiştir.
Ahlak; Hakla batılı, doğru ile yanlışı, faydalıyla zararlıyı, adaletle zulüm ve haksızlığı, güzel ile çirkin ve çirkef olanı ayırt edebilme, şerden uzaklaşıp hayra yönelmedir. Ahlak; kendisini başkalarının yerine koyabilme, karşısındakinin aynasında kendi özünü görüp okuyabilme, hiçbir karşılık beklemeden sevebilme, verebilme ve sıkıntılarını yüklenebilmedir. Ama bunun, imansız ve Kur’an’sız gerçekleşmesi sadece bir hayaldir. Çünkü İslâmsızlık inkârcılığı, inkârcılık çıkarcılığı, çıkarcılık insafsızlığı, insafsızlık ise insansızlığı, yani ahlaksızlığı netice verecektir.
Zamane Müslümanları
Kur’an’ı araştırmaz, uymuş kalabalığa
İmanı gelenektir, Dini ise görenek!..
Haramı karıştırmış; köfte, alabalığa
Adı Müslüman, yeter; öğrenmeye ne gerek!..
Yalan; idare yolu, biraz haram bişolmaz
Kalbur gibi kalpleri, yine iman boşalmaz
Tapındığı dünyadır, açıklasa hoş olmaz
Tavrı münafık gibi; dili ise engerek!..
Beş kuruşu kaybetse, üzülüp kederlenir
Manevi iflas etmiş; ne kızar ne dertlenir
Hayr işe isteksizdir, şerre hareketlenir
Utanmayı unutmuş; sırıtır gevrek gevrek!..
Gafil; bütün şerefi, apartmanı arsası
Makamı ve masası, arabanın markası
Namusundan kıymetli, hanımının hırkası
Kutsalını pazarlar; ver bir altın, ya çeyrek!..
Din davayı satarlar, insan postlu davarlar
Zulme karşı duyarsız, sanki taştan duvarlar
Zenginlere saygılı, fakirleri kovarlar
Doğruya dayanamaz, zoruna gider gerçek!..
Ma’budu Amerika, maksudu Avrupa’dır
Dilde “çok şükür!”; elde, şarap dolu kupadır
Yahudi şişirmeli, bir havalı hoppadır
Şöhret sarhoşu olmuş; kendisinden geçerek!..
“İslami Düzen” desen, seni kovar haşlarlar
AB yolu göstersen, oynamaya başlarlar
Hazreti Peygamber de, gelse O’nu taşlarlar
“Gerici, yobaz!” diye, ağız eğip bükerek!..
Faiz, fuhuş, kumar bol; sorsanız: “Allah Gafûr!”
Namaz zekât yok amma, kaçırılmaz hiç sahur
Dışları Müslüman ya, ahlâkı aynı gâvur
Haçlıya özenirler, hem de hasret çekerek!..
Ne ucuz Müslümanlık, sarık ve cübbe ile
Her hafta tur düzenler, ziyaret türbe ile
Başta türban kıçta tayt, dolaşır züppe ile
Kırıtarak gezerler, hayâsızca sekerek!..
Elbet iyi mü’minler, düzgün kimseler vardır
Ancak nicelerinde; ahlâk yok, aklı dardır
Riya takva sanılır, “riba” ticaret, kârdır
Elin mal ve ırzına, hainler göz dikerek!..
İşte çağdaşlaşmanın, meyvesi ve bedeli
Bin yıllık Müslümanı, nasıl bozmuş bu denli
Bu millet inançlıydı, edepli ve erdemli
Şimdi zillet kapladı, Batı’ya diz çökerek!..
Ey Tarikat Simsarları!..
Ey Medrese Mollaları!..
Ey İlahiyat Profları!..
Ey Diyanet Hocaları!..
Ey çeşitli Cemaat ve Dini teşkilat Mensupları!..
Ey koyu Milliyetçi ve Erdoğan destekçisi Mafya Babaları!..
Ve Ey, Milli Görüş dışındaki Muhalefet Parti Başkanları!..
Şu ayetlerin şiddetli ikazları karşısında, koflaşmış kafalarınızı hangi gaflet kumlarına sokacaksınız?.. Daha hangi bahanelere sığınacaksınız?.. Hâlâ susup saklanmakla “Dilsiz Şeytan!” olmaktan nasıl kurtulacaksınız?..
Bismillahirrahmanirrahim
“Sen onların milletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine ve zulüm düzenlerine) tâbi olmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar, kesinlikle Senden (ve Ümmet-i Muhammed’den) asla razı olacak (memnun kalacak) değillerdir. (Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmişlerdir.) De ki: Şüphesiz (tek) kurtuluş ve huzur yolu, Allah’ın yoludur (Peygamberin sünneti ve sistemidir). Eğer Sana gelen bunca ilimden (ve Kur’ani haber ve hükümlerden) sonra onların (yani Siyonist ve emperyalist odaklara yanaşanların) hevâlarına (ve şeytani arzularına) uyacak olursan, (artık) Senin için Allah (tarafın)dan ne bir dost, ne de bir yardımcı kalıverir.”
“Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, (ayetleri anlamaya ve uygulamaya çalışanlar, Siyonist ve emperyalist zalimlerden uzak duranlar var ya) Ona (gerçekten) iman edenler işte bu kimselerdir. Kim de Onu (Kur’an’ı) inkâr (ve itiraz) ederse, artık işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara: 120-121)
“(Mürşit, müttaki ve lider rolü oynayan bazı münafıklar) Eğer Allah’a, Nebisine ve Ona indirilen (Kur’an-ı Kerim’e, öyle göstermelik değil de gerçekten) inanmış olsalardı, asla onları (Siyonist Yahudileri ve Hristiyan emperyalistleri) evliya (himayelerine sığınılan güç merkezi ve rehber) edinmezlerdi. (Zalim güçlerin hizmetine girip siyasi ganimet devşirmeleri, bunların özde değil sözde iman eden, kalbi marazlı kimseler olduğunun alâmetidir.) Velâkin, onların çoğu zaten fasık kimselerdir.” (Maide: 81)
“Ey iman edenler, (sakın) Benim de düşmanım sizin de düşmanınız olan (kişileri, çevreleri ve ülkeleri) evliya (dost ve müttefik) edinmeyin. (Zalim ve kâfir güçlerin hükmüne ve himayesine girmeyin. Bu uyarılarıma rağmen hangi sebep ve beklentiyle) Siz hâlâ onlara karşı meveddet (yaranmak için muhabbet ve destek çağrısı) yöneltmekte (ve onlara yakınlık mesajı ve tavrı iletmekte)siniz; oysa onlar size Hakk’tan gelen (Kur’ani emir ve hükümleri) inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah’a imanınızdan dolayı, Elçiyi de, sizi de (ülkenizden, hak ve hürriyetlerinizden) çıkarmaya girişmişlerdir. Eğer siz, Benim uğrumda (Kur’an’ın adalet kurallarını hâkim kılmak ve herkese temel insan haklarını sağlamak üzere) CİHAD etmek ve Benim rızama erişmek (niyeti ve gayretiyle yola) çıkmış iseniz; (nasıl oluyor da hâlâ kalbinizin içinde zalim ve kâfir güruhuna) onlara karşı meveddet (sevgi ve destek) gizliyorsunuz? (Oysa) Ben sizin gizli tuttuklarınızı da açığa vurduklarınızı da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa (zalim ve kâfir güçlere yaranmaya ve sığınmaya çalışırsa), artık o kesinlikle (Hakk) yolun ortasından şaşırıp-sapmış birisidir.”
“Eğer onlar, sizi (her yönden zayıf ve çaresiz konumda) yakalayıp ele geçirirlerse, (kesinlikle) sizin düşmanınız gibi hareket (ve hakaret) edecekler ve size ellerini ve dillerini kötülük için uzatıp (zahmet ve eziyet vereceklerdir). Ve onlar (Hakkı ve hayırlı olanı terk ve) inkâr etmenizi arzu edip dayatmak üzere (çeşitli hile ve hıyanetler peşindedirler).” (Mümtehine: 1-2)[1]
(Tarihi kalıntılardan ve yaratılış harikalarından ibret almak üzere) Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki; böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Velâkin doğrusu şu ki; (gerçekleri görmeyenlerin ve akıl yürütmeyenlerin bedenlerindeki) gözler (kapanıp) kör olmaz; ancak sinelerindeki kalpler körleşip (hidayetleri kararmaktadır. Basiret ve maneviyat penceresi perdelenip kapanmakta ve artık bunlar gerçekleri göremez olmaktadırlar.)
https://www.mealikerim.com/22/hac/46
Gerçek şu ki; size Rabbinizden (O’nun kâinattaki zuhuratını ve Kur’an’ın hakikatini anlayıp kavrayacak) basiretler (yaratılış gerçeğini gösteren belgeler) gelmiştir. Kim (hikmet ve ibretle bakıp) basiretle görürse, kendi lehinedir; kim de (tabiat kanunlarındaki ve Kur’ani kurallardaki gerçeklere karşı) kör davranıp (görmek istemezse) bu da kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde bir bekçi (zorla imana getirici) değilim.
https://www.mealikerim.com/6/enam/104
Ve onlardan (şuursuz ve sorumsuz insanlardan) Sana (bön bön) bakıp duracak olanlar da vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- Sen mi doğru yola eriştireceksin?
https://www.mealikerim.com/10/yunus/43
SAHİ SİZ NERDESİNİZ ?
İyi ki Milli Çözüm var
Sözde ilahiyatçı geçinipde İslama en büyük kötülüğü edenler elbette gereken cevabınızı alacaksınız çünkü Milli Çözüm var. Bu nasıl bir dirayet ki içerideki hain ve işbirlikçilerede, dışarıdaki haçlı Siyonist batiya da gereken cevaplar verilmekte…
“Ve bu arada, ilim adamı ve ilahiyatçı fikir erbabı geçinenlere de bir hatırlatmamız olacaktır: İslam Dini ve düzeni adına, insanların huzur ve refah hatırına ölümüne can attıkları Barbar ve Bâtıl Batı Medeniyetine karşı; her yönden Batı’da yaşayanların bile gıpta ve hayranlıkla bakıp örnek alacakları bir Bereket ve Merhamet Medeniyetini oluşturamadıktan sonra, öyle yaldızlı temenniler ve jelatin kılıflı tesellilerle oyalanmanız ve Müslümanları avutup uyutmanız, sizi utandırmalıdır. Aziz Erbakan Hocamızın hazırlatıp olgunlaştırdığı ve tüm insanlığa tanıttığı… Milli Çözüm Ekibinin de, noksan kısımlarını tamamlayıp 3-4 dile çevirerek yüzlerce devlet adamına ve ilim erbabına ulaştırdığı “ADİL DÜZEN ve YENİ BİR DÜNYA” kitabımızı okumaya, katkı sunmaya ve savunmaya ve bu ilmi, insani ve İslami programları gündeme taşıyıp toplumu aydınlatmaya bile gayret ve cesaret edemeyen ilim ve irfan sahipleri, Adil Düzen devriminde nereye saklanacaklar ve ahirette Allah’ın huzuruna nasıl çıkacaklardı?”
Allah vardır, Kur’an’ın ve Resulüllah’ın her hükmü ve haberi haktır ve hayırdır, İslam ise bir bütün olarak ve tabi içtihat sistemiyle değişen ve gelişen şartların, ihtiyaçların gerektirdiği kurum ve kurallarla yaşanması gereken bir hayat nizamıdır!
Nasıl ki Ebrehe’nin filleri birbirini yediyse, yakın zamanda da şeytanların uşakları birbirini yiyecektir. Cenab-ı Hak ülkemizi de, bütün İslam alemini de, bütün insanlığı da bu fitne ateşinden kurtarsın inşallah.
SAFF 8
Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla (kuru laf kalabalığıyla) söndürmek istemektedirler. Oysa Allah, Kendi nurunu tamama (başarıya) eriştirecektir; kâfirler hoş görmese bile (Kur’an’ın Adil Düzenini yerleştirecektir).
DİYANET DE DÜŞÜNÜR MÜ?
Sahi bu Diyanet ne iş yapar?
İslam; “Lekum dinikum veliyedin”
“(Öyleyse) Sizin (bâtıl) dininiz size, Benim (Hakk) dinim Bana” (aittir. En azından, herkes birbirlerinin temel insan haklarına saygı göstermelidir.)
(Kafirun:6)
emriyle örnek bir din özgürlüğü çerçevesi çizmiştir. Bu anlamda Laiklik ilkesinin temel esaslarını barındıran islamın ve diğer inançların birbirlerine olan sınırlıdır da. Şimdi bunca zulmün temelini muharref tevrata dayandıran ve bu bağlamda uygulamada bir çok zulmün anayasası konumunda olan muharref (Tahrif edilmiş) tevrat ve onun Siyonist müntesiplerinin dünya çapında kurduğu lobi fayliyetleriyle haklı eleştirileri bile zorbaca susturan bir teşekkül eleştirilemezken, peki bu İslam düşmanı şahısların ve kurumların saldırılarına %99’u müslüman olan bir devletin Diyanet kurumu cevap vermesi gerekmez miydi? Buradaki Prof, Hoca takımı ne iş yapardı?
* Diyanetin kendi bünyesinde Rütük vari bir yapıyla medyada çıkan İslam aleyhine asılsız ithamlara anında cevap veren ve hukuki takibini yapan bir birim varmıydı?
*Din perdesi adında yapılan tahrifatlara cevap verilip doğru bilgi aktarılmazsa Diyanet görevini yapmış olur muydu?
Aylar önceki yapılan Diyaneti Masonlar mı yönetiyor sorusu haklı mı çıkmıştı?
Bir de bazı çevrelerin demogojik serzenişi olan “din kimsenin tekelinde değildir” sözüyle keşke bir de Dinin ve özellikle İslam dinine yapılan bu denli haksız ve alakasız ithamlara kendileri de karşı olsalar da, keşke dini birilerinin tekelinden kurtarsalardı değil mi?
Artık kime güvenelim
İnanın artık kime güveneceğimizi şaşırdık. En güvendiğimiz Sp bile çizgisinde değil artık. Fatih beyin durumu zaten içler acısı. Akp batının yolunda. Chp ve İyi parti dinle minle zaten alakaları yok. Şimdi Allah için söyleyin kime destek olalım. Yorumlara bakıyorumda genelde Milli Çözüm anlatılmış keşke siz olsaydınız aktif siyasette diyorum o da yok. Yani işimiz Allaha kalmış. O nedenle söyleyecek söz bulamıyorum.
Çağın çağdaş (bazı ilahiyat)Belğam’cılari
Bu durum Kur’an’da önemle dikkat çekilen her çağdaki Firavun Düzeni’nin tipik bir örneği idi.
Firavun: Siyonist Lobileri ve Masonik merkezleri gibi ülkelere ve hükümetlere yön veren Gizli Derin Devletleri temsil etmektedir.
Karun: Faiz, rantiye ve haksız ihale yoluyla aşırı zenginleşen, Siyonistlerle siyasiler arasında köprü rolü üstlenen haramzadelerdi. TÜSİAD’çılar gibi.
Haman: Liyakatine ve milli hassasiyetine göre değil, derin güçlere ve işbirlikçi hükümetlere hizmetine ve sadakatine göre yüksek bürokrasiye atanan kimselerdi.
Hatta sözde demokratik hilelerle ve toplumun yönlendirilmesiyle halka seçtirilen milletvekili ve hükümetler bile bu sınıfa dahildi.
Bel’am: Makam ve menfaat hatırına dini prensipleri ve ilmi gerçekleri eğip büken ve işbirlikçi iktidarların hıyanetlerine fetva üreten ilahiyatçılar, tarikatçılar ve üniversite hocaları Bel’am taifesidir.
Cünud: Milli ihtiyaçların ve ülke halkının değil, derin odakların çıkarlarını gözeten, komuta kademesi dış güçlerce eğitilip şekillenen asker ve polis gibi güvenlik güçleridir.
MİLLİ ÇÖZÜM HAKIN SESİDİR
Milli Çözüm, Hakka havlayan hadislzlere Hakkı haykırmakta ve haddini bildirmektedir.
Milli Çözüm, Hakka tabi ve taraf olanların kısılmaya çalışılan sesi ve nefesi olmaktadır.
Milli Çözüm, haksızlıklar karşında susup dilsiz şeytanlık yapan işbirlikçilerin ayarını da ortaya koymaktadır.
Elhamdülillah Milli Çözüm var.
HER DAİM HAKKI HAYKIRAN VE HER TÜRLÜ ŞERRE VE ŞİRRETE SAMİMİYETLE VE CESARETLE KARŞI KOYAN MİLLİ ÇÖZÜME SONSUZ TEŞEKKÜRLER!..
Milli Çözümün gerekliliğini ve ehemmiyetini, bu kin ve nefret dolu olaya karşı tavrından ve hakikati tüm açıklığıyla ortaya koyan bu duyarlı duruşundan bir kez daha anlamaktayız. Bizleri dedilsiz şeytan olmaktan ve zulme alet olup sessiz kalmak vebalinden kurtarmıştır elhamdülillah.
Bu vesileyle de bir çok hakikat, özet ve öz bilgilerle sunularak, gerçek bir ilim, İrfan ve vicdan ortaya konmuştur. Milli Çözüme sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. İyi ki Milli Çözüm var.
Peygamber Efendimizin şu hadisi ne kadar anlamlı ve açıklayıcıdır:
“(Anlamını ve ahkâmını bilip uygulamadan) Sadece TİLAVETLE (okuyup tekrarlamakla) KURAN olmaz. Sadece RİVAYETLE (geçmişteki zevatın yazdıkları ve yaşadıkları şeyleri ezberleyip nakletmekle) de İLİM olmaz. KURAN, ancak HİDAYETLE (insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarına çözüm üretmek ve yol göstermekle amacına ulaşmış) olur. İLİM ise, ancak DİRAYET (feraset, hikmet, marifet ve cesaretle) olur.” (Ramuz – el – El-Ehadis Deylemiden)
insan yeryüzünde Allah’ın Halifesi, yani bir nevi O’nun temsilcisi ve adaletinin tanzim ve tatbikçisi konumunda akıl ve yeteneklerle donatılmıştır.
Ama meleklere bile verilmeyen bu yüksek meziyet ve faziletlere kim layık, kim fasık? Bunun tespiti ve herkesin denenip elenmesi için Allah kullarını imtihan etmeye karar kıldı.
Evet, her imtihanın bir eğitim süreci ve şartnamesi = öğretisi vardır. Öğretmeden imtihan adalete aykırıdır. Bizim imtihanımızın kitabı ise Kur’an-ı Azimüşşan, rehber ve örnek öğreticisi ise Hazreti Resulüllah’tır.
Bu imtihanın esası: Biz Hak’tan mı tarafız, bâtıldan mı? Doğrudan, hayırdan, ahlâktan ve adaletten mi yanayız, yoksa yanlıştan, hayâsızlıktan ve haksızlıktan mı? Biz Müslüman olarak, en büyük ve tek büyük olarak Allah’ı mı tanımaktayız, yoksa Amerika, Avrupa, Çin ve Rusya’yı mı?
İFSAT HİZMETKÂRLARI
Prof. Dr. NECMETTİN ERBAKAN HOCAMIZ IN , SİYONİZM İFSAT PROJESİNİ ANLATIRKEN BAHSETTİĞİ TÜRK – ANADOLU İNSANINI ;
1. AÇ BIRAKMAK
2. BORCA ESİR ETMEK
3. DİNİNDEN UZAKLAŞTIRMAK
AŞAMALARININ 1.VE 2. MADDELERİNİ AKP HÜKÜMETİ BİLFİİL UYGULAMAKTAYDI.
DİĞER 3. MADDEYİ DE BİRÇOK UYGULAMALARLA BERABER BU TİP TV PROGRAMLARI İLE AYYUKA ÇIKMIŞ DURUMDADIR.
UNUTMAMALIDIR Kİ HER FİRAVUN’UN BİR MUSA SI; HER MUSA NIN DA BİR ASA SI BULUNACAKTI.
MİLLÎ ÇÖZÜM HER ZAMAN HAKSIZLIK VE AHLAKSIZLIK KARŞISINDA BİR YALINKILIÇ OLARAK DURMAKTADIR VE İLELEBET DURACAKTIR…
Aziz Erbakan Hocamız gibi Asrın Sahibine atılan iftiralara hakaretlere sessiz kalanlar, yarın İslam’a Kur’an’a ve Resulullaha da sessiz kalmanın kapısını aralıyormuş onu farkettik bu makalede bahsi geçen konuyla…!
Vay vay vay…. Yazıklar olsun sessiz kalanlara , müjdeler olsun bu alçaklığa sessiz kalmayıp dilsiz şeytan olmayan MİLLİ ÇÖZÜM’E…!
Aziz Erbakan Hocamız yaşadığı dönemde Hakkın Hakikatın Kur’an’ın Sünnetin takipçisi ve Asrının Sahibi olma özelliğine sahip bir kutlu lider idi. O kutlu lidere atılan iftiralara , hakaretlere kendi camiası başta olmak üzere diğer kimselerde sessiz kalıyorlardı ve hala da sessiz kalmaktalar.. Sadece Milli Çözüm sessiz kalmıyordu , hala da sessiz kalmamaya hakkı haykırmaya devam etmekte… Şimdi en çok izlenen bir tv kanalında İSLAM’A DÜŞMANLIK ALENEN SERGİLENDİĞİ HALDE , sanki hiç böylesi bir düşmanlık yaşanmamış gibi ölü toprağı serilmiş vaziyette bir sessizlik hakim… Emin olun öüslümanlığımdan değil insanlığımdan utandığım keşke toprak olsaydım dediğimiz günlerde yaşıyoruz , yav böylesi bir İslam düşmanlığını sergileyenleri duyduğu halde sessiz yığın kalmak nasıl bir hidayet kararmasıdır…
DEMEK Kİ; Aziz Erbakan Hoca gibi Kur’an’ın Ve Sünnetin temsilcilerine sahip çıkmayanlar , böylesi Zaatlara atılan iftira ve hakaretlere sessiz kalanlar , alenen İslam’a – Kur’an’a – Resulullaha atılan iftira ve hakaretlere de SESSİZ KALMALARI gibi bir SONA KAİM OLUYORLARMIŞ… Yani haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytan olmuş da farkında bile değil… Bu sessizlik ancak böyle tarif edilebilir malesef…
Milli Çözüm her daim HİDAYET ÜZERE ise işte bu iftira ve hakaretlere SESSİZ KALMAYIP , bu şarlatanlara ve zalimlere tabiri caizse havlamayladır… Hani demiş ya birisi BİZ NE BULDUYSAK BU KAPIDA HAKSIZLIKLAR KARŞISINDA HAVLAYARAK BULDUK… !!!!
Milli Çözüm işin temelini dikkate alan gözardı etmeyen önem ve önceliklere göre ve bir gayretin ibadet olması gereken şartlarına dikkat eden tek harekettir.
Milli Çözüm; temel konulara önem ve öncelik verdiğinin ispatı niteliğindeki bu makaleyi kaleme aldığı için saygıdeğer yazarımızı canı gönülden kucaklıyor tebrik ediyorum…
Muhterem Üstadımız Ahmet Akgül Hocamız Aziz Erbakan Hocamızın öğretileri ışığında elde ettiği çıkarımlarla şu hakikatleri dile getirmişlerdi: Bir hareketin bir hizmetin bir gayretin bir çalışmanın ibadet olması için gerekli 5 temel şart vardır:
1- Emredildiği İçin yapılmalı
2- Emredildiği şekilde yapılmalı
3- Emredildiği kadar yapılmalı
4-Emredildiği zaman ve mekanda yapılmalı
5- Önem ve Öncelik sırasına göre yapılmalı
İslam’a dinimize , Kur’an’a , Resulullaha karşı yapılan düşmanlığı körükleyen bir proğramı görmezden duymazdan gelen ey tarikat şeyhleri hocaları medrese mollaları, ey cemaatler ve bağlıları , ey prof geçinen alimler , ey diğer sivil toplum kuruluşları vb.leri böylesi İslam düşmanlığının sergilendiği bir tv kanalındaki alçaklığa karşı neden sessiz ve duyarsız davranmaktasınız.. Böylesi iftira ve haksızlıklara karşı gereğini yerine getirmemenizi CHP mi – AKP mi engelliyor neden vurdumduymazlıklar sergiliyorsınuz… İşin ilginci böylesi proğramlar yıllar önce ikibinli yıllardan önceki yıllarda dillendiriliyor tv de proğram şeklinde konuşuluyor olsaydı yer yerinden oynardı ama işte 20 yıllık “İSLAMCI AKP’NİN” ülkeyi getirdiği nokta bu işte… Bu “başarıyı” ne Chp ne bir başkası sağlayamazdı bu “başarıyı” ancak dindar İslamcı görünümlü din istismarcısı AKP elde ederdi ve başarılı olduklarını bu sessizlikten anlayabiliyoruz… Çok şükür herzaman olduğu gibi hakkın hakikatın tercümanlığını yürüten Milli Çözüm muhteşem bir makaleyle gereken cevabı vererek ibadetin gereğini yerine getirerek haksızlıklar karşısında susup dilsiz şeytan sınıfına girenlerden olmadığını da örnek olarak bizlere ve insanlığa birkez daha göstererek GÜNÜMÜZDE ASRIN VE İNSANLIĞIN GERÇEK SAHİBİNİN MİLLİ ÇÖZÜM OLDUĞUNU BİRKEZ DAHA TESCİLLEMİŞTİR. ..TEBRİKLER MİLLİ ÇÖZÜM.
Milli Çözümden Başka İslam’a Yönelik Sinsi Şeytani Girişimlere Karşı! Cevap Veren Kalmadı
AKP iktidarında önce açıkça ve küstahça, Kur’an’a, Resulüllah’a ve İslam’a yönelik, hâşâ: “İnsanları kutuplaştırıp birbirlerine kışkırtıcı ve kırdırıcı… Savaş, saldırı ve talan kültürünü meşrulaştırıcı bir rol oynamaktadırlar…” şeklindeki hakaret ve töhmetler kusulsaydı yer yerinden oynardı. AKP’nin en büyük tahribatların dan biride şeytanlıklara, ahlaksızlıklara, İslam yönelik saldırılara karşı “ilahiyat prof.larını, cemaatleri, dernekleri, şeyhleri, toplumu” susturmuş ve tepki veremeyecek İnaç seviyesine getirmiş olmasıdır.
Hamdolsun ki şeytanlığı yutmayan ve karşısında susmayan Milli Çözüm var. Başkada bu tür sinsi tahribatları gören, cevap veren kalmadı.
şüphe tohumları ekmekle görevliler
Bu tür programlarla milletimizin kafasına şüphe tohumları ekmek ve milletimizi inançlarından uzaklaştırmak istiyorlar. Bunun için de danışıklı dövüş içerisinde öyle güzel rol kesiyorlar ki asıl şüphe tohumlarını ekecek kişiyi “aslında doğru söylüyor” dedirtecek şekilde programı tasarlıyorlar. Fakat üzücü olan ne Diyanetten ne de ilahiyatlardaki hocalardan çıkıp ta bunlara hak ettikleri cevabı veren kimse çıkmıyor. İnsan sormadan edemiyor; siz ne işe yararsınız? Tabi programdaki İslam’ı ve Peygamberimizi (sav) tahkir edici ifadelerine karşı kanuni bir yaptırım da gözükmüyor.
GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ HAK HAKİM OLACAK BATIL ZAİL!..
GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ HAK HAKİM OLACAK BATIL ZAİL!..
Güneş balçıkla sıvanmaz cahillerin gayretleri boşuna
Hak hakim olacak gitmese de zalimin batılın hoşuna
Yasakladılar olmadı iftiralar zarar veremez dokusuna
Kurban olanlar oldukça tek bir hükmüne yüce Kur’an’a
Gerçek İslam’ı araştırmalı insanlık bakmalı Kitab’ına
Barış onda huzur onda refah izzet adalet onda okusana
Peygamber’i (sav) tanısan feda olursun ayağının tozuna
Günümüzde hayran olursun Adil Düzenci N.Erbakan’a!.
Be gafil!. Allah Adil-i mutlaktır zulmeder mi kullarına
Resul’ü alemlere rahmet adil müslüman hristiyanına
Şeytan’dır insana düşman dikkat et zulüm odaklarına
Dünya kan gölüne döndürülüyor hizmet Mesih Planına
Din hedefe alındı çıkardıkları yasalara bak Ab hatırına
Güya özgürlük adı altında tvlerde dine kin kusmalarına
Şaşma hakkı üstün tutmayanların buna susmalarına
Çok şükür Milli Çözüm yetiyor şeytanın tüm proflarına
ALİ’nin SELMAN’ı Gibi!..
Sözde ilahiyatçı ,aklı kaçıklar
Hak Dine sataşır,hor şeytan gibi
Çanak tutar-seyreder,çağdaş bel’amlar
Ayarları aynı,kancıklık gibi!..
Dinsizlik-densizlik,aldı yürüdü
Hükümet bu işe,gübre götürdü
Kendine yan bakan, suçlu görüldü
Kahpelik serbesttir,gavurlar gibi!..
Alem sussa sinse,O hep haykırır
Zalime haine,kazan kaldırır
Tam iman,cihatla,Fethe yol alır
Sadıklar bend olur,Selmanî gibi…
4 K .Formülü.
Bizim inancımızda İNSAN AMAÇ’tır, İslam ise insanların olgunlaşması ve huzura kavuşması için bir ARAÇ’tır.
Bir insanın veya toplumun huzur bulması ve onurlu yaşaması, şu dört temel ihtiyacının doğru ve doyurucu şekilde karşılanmasına bağlıdır. “4-K” formülü dediğimiz bu doğal ihtiyaçların aksaması ise; çeşitli rahatsızlıklarının, hatta itiraz ve isyanlarının başlangıcıdır. Bunlar:
1- Kafa: Eğitim ve öğretimle, hür düşünce yeteneğini geliştirmekle, bilgi ve birikimle doyacak ve olgunlaşacaktır.
2- Kalp: İmanla, maneviyatla, güzel ahlâkla ve vicdani duygularla doyarak itminana kavuşacaktır.
3- Karın: Karınlar helâl ve yeterli gıdayla, ülkede milli sanayi ve tarımın kalkınmasıyla ve herkesin insanca yaşayacağı şartların oluşturulmasıyla doyacak ve huzura ulaşacaktır.
4- Kişilik (itibar): Her insan, doğuştan kazanılan ve temel insan haklarından sayılan; can, mal ve namus emniyetine, din ve düşünce hürriyetine sahip olarak yaratılmıştır. Bu nedenle herkes; dinine, kökenine, kültürüne, düşüncesine ve sosyal statüsüne bakılmaksızın “saygın bir varlıktır”, ve itibar görmek onun hakkıdır. Horlanmak ve dışlanmak ise; gizli bir esaret ve açık bir hakaret tavrıdır.
Dilsiz Şeytan olmayanlara selam olsun!..
Maalesef devlet kanalı TRT’de bile kabir azabını inkâr eden şarlatanlar boy göstermekte.
Atatürk’ün kurduğu diyanet ise AKP döneminde bir kereliğine ev sahibi olmak için kredi çekilebilir diye fetva veriyor.
Fiyatları tayin eden Allah tır diyor.
Günümüzde hakkı konuşan, haksızlığa itiraz eden, halkı bilinçlendiren ne bir siyasi parti ne bir tarikat var maalesef.
Bel’am lar ise firavunun en büyük destekçileri.
İnsanlar evliyayı sakalda ve sarıklarda arıyor.
Sizin menfaatin dünyanız yirmi yıl sürerdi, bakın zaman ne çabuk geçti?!
Allah’ın rızasını arayanlar için hayat ne güzeldi..
Milli Çözüm her zaman hakka tâbi idi.
Allah’ım bizlere merhamet et, bizleri zulüm düzeninden biran önce kurtar.
Kahrolsun davasını az bir değer karşılığında dünya malına satana…
Allah nurunu tamamlayacak!
Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!
Susanlar, kusandan alçak!
[b]“Dilsiz Şeytan”, çok iğreti
Vicdan sönmüş, yok gayreti
Ne tepkisi, ne hayreti
Susanlar, kusandan alçak![/b]
[b]Nisâ 44
Kendilerine Kitaptan (İslami ve ilmi kaynaklardan) biraz nasip verilerek (bilgi sahibi edilen bazı kimselerin; şöhret, servet ve etiket peşinde din istismarına yönelip nasıl) sapkınlığı satın aldıklarını ve sizin de (Kur’an ve Sünnet) yolundan sapıtmanızı arzulayıp (çalıştıklarını) görmez (ve fark etmez) misin?
[/b]
[b]Tevbe 32
(Zavallılar) Allah’ın nurunu, ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, (ama Allah buna asla fırsat vermeyecektir. Ahmaklar, üfürmekle Güneş’i karartmaya çalışıyorlar;) halbuki kâfirler hoşlanmasa da, Allah mutlaka nurunu tamamlayıverecektir. (Çünkü Allah, dinini ve düzenini hâkim kılmayı murad etmiştir ve takdiri kesinleşmiştir. Bundan asla vazgeçmeyecek, Kur’an’ın hidayeti ve İslam’ın hakikatleri kıyamete kadar devam edecektir.)
[/b]
[b]Mücadele 20
Şu kesin bir gerçektir ki; (Hakkı ve hayrı tanıdıktan ve katıldıktan sonra, dünyalık hesaplarla) Allah’a ve Resulüne (muhalefet bayrağı açıp) karşı çıkarak (İslam davasına hıyanet edip ayrılanlar var ya) işte onlar mutlaka rezil ve zelil düşecek aşağılık kimseler arasındadırlar.
[/b]
İslam’a terör demek en büyük alçaklıktır…
Kur’an-ı Kerim’de, barışa, din ve vicdan özgürlüğüne, fikir özgürlüğüne büyük önem verilmiş ve bunları teminat altına alacak temel ilkeler önerilmiştir. Bu konudaki ayetler, iniş gerekçeleri dikkate alınarak incelendiğinde, korunması gereken temel ilkenin barış olduğu, savaşın ise insan temel hak ve hürriyetlenin tehlikeye düştüğü zorunlu ve kaçınılmaz durumlarda veya savunmak amacıyla yapılması gerektiği görülecektir.
İslâm barış dinidir, huzurun garantisi
Yürüyen Kur-an idi, yerin göyün incisi
Dini öcü gösterip, İslam’i terör demek
En büyük alçaklıktır, terörle ilintisi.
FİRAVUN’UN BEL’AMLARI
Zamanın şartları içerisinde insanlığın her alanda zuhur eden problemlerine Kurandan, ilimden akıldan tarihten vicdandan ve temel hukuk normlarından yararlanmak kaydıyla bir evrensel sistem hazırlama yetisi olmayan bir akademisyenden ilim adamı olmaz…
Faizin ve Hayasızlığı bütün toplumlar için bir yıkım sebebi olduğunu bildikleri halde böylesi bir düzenin kendilerine çizdiği çerçevede ilim adamı, akademisyen jelatini ile avunanlar, şeytanın uşağı olmaktan öte hiç bir marifetleri olmayacaktır…Zira İslamın Adil Düzeninde bu tipler adam hesabına bile alınmayacaktır..
Böylelerinin vasfı Aziz Peygambermizin mübarek sözleri ile Dilsiz şeytandır..
Cenabı Hakkın beyanı ile ise Firavunun hakaızlık ve hayâsızlık düzenine su taşıyan Bel’amlardır..
Makale son derece doyurucu iknaya namzet olmuş..
İman ve ihlas sahipleri için!
Hakkın sesi Milli Çözüm…
Yukarıda görüldüğü gibi, doğru olan hakkın mesajını, her mekânda ve her şartta korkmadan ve çekinmeden açıkça ifade edilmesi istenmektedir. Aksi takdirde hesabının sorulacağı bildirilmektedir.
Maalesef âlimlerin, hocaların, topluma yön veren cemaatlerin ve tarikatların büyük bir kısmı böyle İslam’a saldıran şarlatanlara cevap vermek yerine susmayı tercih ederler. Dindar Siyasiler ise bu konulara hiç değinmiyorlar. Çünkü o makamlara getirenlere hizmet etmekten başka bir işe yaramazlar.
Hakkın sesi Milli Çözüm iyiki varsın. Yoksa bu gerçeklerden habersiz olacaktık.