HEM “MİLLİ GAZETE” EDEBİYATÇISI
HEM “MİLLİ GÖRÜŞ” TAHRİBATÇISI
“Ailede Cihad” konulu bir konferans için çağrılmıştı… Hem İlahiyatçı, hem Milli Gazete yazarıydı. Millî Görüşçü ağzıyla konuşmaktaydı, ama Fetullah Gülenvari çözümler sunmaktaydı. “Siyasi Cihad ve Erbakan” konularını ya bilmiyorlardı veya bozmaya, yozlaştırmaya uğraşıyorlardı… Aynen Oğuzhan Asiltürk gibi davranıyorlardı. Yani dünya çapında program ve projeleri olan bir davayı 3. sınıf bir tarikat ayarına sokmaya çalışıyorlardı. Oysa bir ibadetin makbul olması ve ibadet hüviyeti kazanması için, onunla ilgili İLMİHAL bilgilerine ihtiyaç vardır. Bu nedenle örneğin; NAMAZI tavsiye edenlerin, namazın ilmihalini bilmeleri lazımdır. Farzları, vacipleri, sünnetleri, mekruhları, müfsitleri bilinmeyen bir ibadetin doğru anlatılması da, uygulanması da imkânsızdır.
Bunun gibi, CİHAD da bir ibadettir ve ilmihaline göre yapılması şarttır. Siyasi ve askeri olmak üzere genelde iki türlü yapılan CİHAD’ın Türkiye’mizdeki şekli elbette siyasi cihaddır. Siyonizm’in zulüm ve sömürü çarkını anlatıp, Erbakan’ın Siyonizm’le ilgili tarihi tespit ve tahlillerini hatırlatıp, sonra kurtuluş çare ve çözüm reçetesi olarak Fetullahvari öneriler ve tavsiyeler sıralamak nasıl bir tavırdır, nasıl bir tahribattır? Üstelik Siyonizm’i “asla baş edilmez ve karşı gelinmez” bir güç gibi aktarıp, bir avuç HAMAS karşısındaki çaresizliğini hiç hatırlatmamak nasıl yorumlanmalıdır?
Söze cihad kavramıyla başlamak, ama siyasi şuur ve oy sorumluluğuna bir kelime olsun dokunmamak nasıl bir yaklaşım, nasıl bir yozlaştırmadır? Hem Milli Gazete yazarı, hem İlahiyatçı olup, hem de cihadın ilmihalini bilmemek veya bu kutlu kavramı dejenere etmek nasıl bir suiistimalcilik ve istismarcılıktır?
Erbakan Hocamızın öğretileri ve öğütleri üzerine; ilgili sarih ayetleri, sahih hadisleri, konu üzerinde icma hasıl olmuş prensipleri ve çağdaş gereksinimleri esas alarak tarihte ilk defa Üstad Ahmet Akgül tarafından hazırlanan ve Avrupa Milli Görüş Teşkilatlarında yıllarca ders kitapçığı olarak okutulan… Ve şu anda Milli Çözüm Dergisi internet sitesinden de rahatlıkla ulaşılan CİHAD İLMİHALİ’ni bile merak edip okumayan bilgiç takımıyla ve Milli Görüş istismarcılarıyla nereye varılacaktır?
CİHAD diye söze başlayıp:
1- Cebinizdeki kredi kartlarını atın…
2- Televizyon ve internet tahribatından sakının.
3- İslam’ı siyasallaştırmayın!.. gibi tavsiyelerle toplumu ve hele Milli Görüşçü bir topluluğu oyalayıp avutmak, şayet kasıtlı ve hesaplı bir Milli Görüş’ü anlamından ve amacından saptırma ve Erbakan Hoca’nın ısrarla vurguladığı siyasi şuurdan uzaklaştırma planı değilse, bu denli gaflet ve cehaletin altında neler yatmaktaydı? “İslam’ı siyasallaştırmak” ithamını malum ve mel’un kesimler ilk olarak Rahmetli Erbakan Hocamız için kullanmışlardı. Fetullah Gülen’in İzmir’deki vaizlik dönemindeki bir sohbet bandını, onu takdir etmemiz ve kendilerine destek vermemiz için bize izletmişlerdi. Orada “göz zinasından korunmak ve kalbi haramdan sakındırmak için” şu tavsiyede bulunmaktaydı ve zavallı takipçileri de bunları büyük bir hikmet ve keramet sanmaktalardı. Neymiş efendim; “Gündelik bütün ihtiyaçlar önceden tespit edilmeli ve hepsinin temini için evden bir sefer dışarı çıkılmalıymış… Yoksa, defalarca çarşı-pazara çıkılması göz temasını ve günahı artıracakmış!..”
O arkadaşa sormuştuk; “Yahu talebesi, işçisi, memuru, pazarcısı, esnafı, yani halkın büyük kısmı mecburen dışarı çıkmak zorundalardı!.. Hatta bu Fetullah Hocanıza söyleyin, beş vakit namazı da gece yarısına aldırıp toptan bir seferde kıldırsınlardı ki, her namaza gidiş gelişte gözler harama bulaşmasındı!?.” Oysa bütün bu sorunların temel çözümü, bâtıl ve bozuk sistemin ıslahı, Adil bir Düzen’in kurulması… Ve bu sonuca ulaşmak için halkımızın siyasi Cihad olgunluğuna ve oy vermenin sorumluluk şuuruna kavuşturulmasıydı…
Ve hele “İslam’ın siyasallaştırılmasından…” yakınmak, yani bâtıl siyasi hesaplar için istismar aracı yapılmasından sakındırmak doğrudur… Ancak bunu Milli Görüş Camiasına aşılamak, kasıtlı olmasa da, dolaylı biçimde İsrail ağzıyla konuşmak ve Erbakan hareketinin içini boşaltmaktır. Elbette Müslüman, siyasi gayret ve feraset ehli olmalıdır. Çünkü İslam’da; siyaset, devlet ve hükümet temel kurumlardır, Kur’ani ve Nebevi kurallar ancak Adil bir Devlet eliyle uygulanır. Bu nedenle Hz. Peygamber Efendimiz en örnek ve en yüksek bir siyaset tarzı ortaya koymuşlardır.
FAİZ belasından kurtulmak için de, siyasi iktidarın Adil Düzencilerin elinde olması şarttır. Yoksa “Banka kredi kartlarını atın… Evinize faizli para sokmayın!..” gibi tavsiyeler, şeytanın bile güleceği bir şarlatanlıktır… Ekonominin bütün kurum ve kuralları FAİZ’e göre uyarlanmış… Ticaretten kredi teminine hepsi faize bulaştırılmış bir ülkede “İlk işimiz ve gayemiz faizsiz bir düzene kavuşmak ve bunun için de faize karşı olan ve faizsiz sistem programları hazırlayan Milli Görüş’ü iktidara taşımak için, ailemizden ve yakın çevremizden başlayarak oy verme sorumluluğuna ve siyasi gayret şuuruna kavuşmaktır!..” diyemeyen hem de İlahiyatçı bir Milli Gazete yazarını bu duyarsız ve tutarsız yaklaşımına hazırlayanlar, herhalde Yahudi kafalı cıfıtlardır!
İsveç’te bile bütün okullarda akıllı telefon yasağı başladığı halde, bizdeki güya dindar ve kahraman Cumhur İttifakı’nın bu konudaki vurdumduymazlığını ve bundan kurtuluş yollarını, yani sandık sorumluluklarını anlatmadan cihad yapılamazdı. Erbakan Hoca bir sohbet sonrası şöyle buyurmuşlardı:
“Güya Din, Dava ve Cihad adına yaldızlı laflar sıraladıktan sonra, o konuşmaları dinleyip dağılanlar; ‘Artık nasıl çalışmalıyım ve çırpınmalıyım ki, ailemdeki ve çevremdeki insanlar, bundan sonra mutlaka Milli Görüş’e oy versinler!..’ şuuru ve çabasıyla oradan ayrılmıyorlarsa, o dakikalarca edebiyat yapanlar, dolaylı biçimde işbirlikçi partilere, yani İsrail’e çalışmışlardır!..”
Aile ocağının ve özellikle çocukların internet ve medya tahribatından ve tuzak TV yayınlarından elbette korunması lazımdı… Ama bunun asıl ve köklü çaresi de, yine Adil Düzen İktidarının kurulması için, toplumun siyasi tercih ve oy verme şuuruna kavuşturulmasıydı… Yani; zehir ve mikrop saçan sivrisinekleri öldürmek veya onlardan korunma tedbirlerini öğütlemek yerine, sivrisinek üreten bataklığın kurutulmasıydı.
Evet, devamlı cinsellik düşünenlerin ve izleyenlerin, dinsel duyarlılık ve değerlerinin… Akli ve ahlâki yeteneklerinin çürümeye başlaması kaçınılmazdır.
Böylesi şuursuz bağımlılıkları aşabilenler ve ruhsuz alışkanlıkları terk edebilenler… Hatta temelsiz gelenek ve göreneklerle ilgili taassupları çiğneyebilenler, tarihi değişim ve devrimlere öncülük yapacaklardır.
Evet;
“Dil söylerse, kulak dinleyecek, ama Dıl (Gönül) söylerse, kâinat dinleyecektir. Ancak, hem Dil hem Dıl (kalp) Allah’ın rızasına ve sevdasına ve cihad davasına sahip olmalıdır!..”
Gazze Cihad Mektebi ve Hamas’ın Gazze Sorumlusu Halil el-Hayye’nin Çağrı Mektubu
Sabırlı ve tertemiz halkımıza, Gazze Kahramanlarına selam olsun. Sizin önünüzde bütün sözler susar, anlamını yitirir; çünkü siz öyle dehşetler yaşadınız, öyle yükler taşıdınız ki bir ümmetin tamamı buna dayanamazdı. Herkesin, dünyalık çıkarı ve rahatı için, kutsallarından taviz verip küçüldüğü bir zamanda siz onurun timsali oldunuz. Tüm dünyanın derin bir sessizlik ve ihanete gömüldüğü anlarda siz yüceldiniz, yükseldiniz. Size olan borcumuzu kelimelerle ifade etmem mümkün değil. Çığlıklarınız, acılarınız, inleyişleriniz bizim boynumuzda bir emanettir. Yaşadığımız sürece bu emanete sahip çıkacağız. Tüm bunlara rağmen asla umutsuzluğa kapılmayın; Allah sizinle beraberdir!.. Siz öldürülürken, sürgün edilirken, aç bırakılırken bile: “Bize Allah yeter!” dediniz… Allah şahidimizdir… Ne yücesiniz siz! Siz başımızın tacı, izzetin ve direnişin simgesisiniz.
Ey Kassam Tugayları, Kudüs Seriyyeleri ve direnişin tüm yiğitleri! Yaptığınız kahramanca eylemler her türlü hayalin ötesine geçti. Sadece Siyonist kuduzları değil, tüm dünyayı şaşkınlığa uğrattınız. “Hacerat Davud / Davud’un Taşları” operasyonlarınızla bu zalim düşmana hak ettiği cezayı tattırdınız. Düşmanın sözde en büyük askeri harekâtı olan “Gidyon Zırhlıları Operasyonu”nu kahramanlığınız ve ateşinizle boşa çıkardınız. İşgal ordusunun Genelkurmay Başkanı artık kendi terör hükümetinden Gazze’den çekilmek için izin istiyor. Siyonist kuduzlar başarısızlığını halkımıza yönelik soykırımla, aç bırakmayla ve çocuklarımızı katletmekle örtbas etmeye çalışıyor!..
Ey aziz ve mücahit halkımız; sabrınızın ve direnişinizin yanında, 22 aydır elinizdeki tüm imkânları ve fırsatları Gazze’ye yönelik saldırıları durdurmak için seferber ettiniz, HAMAS’a destek verdiniz. Çok zorlu müzakerelere girdik. Halkımızın çıkarlarını ve yaşama hakkını ön planda tuttuk. Bu uğurda halkımızın ilkelerine ve emniyetine zarar vermeyecek her türlü esnekliği gösterdik ve sunulan tüm önerilerde halkımızın çıkarlarını önceledik. Son müzakere turunda özellikle işgalcilerin çekilmesine, esirlerin salıverilmesine ve yardımların girişine dair konularda önemli ilerleme sağladık ve arabulucularla büyük ölçüde mutabık kaldık. Hatta işgalci taraftan bile bazı olumlu yanıtlar iletildi. Ancak bir anda işgal tarafı müzakerelerden çekildi ve aynı şekilde ABD’nin Orta Doğu temsilcisi Brett McGurk da geri adım attı.
Bu tutumun amacı gayet açık: Zamanı tüketmek, halkımıza yönelik soykırımı sürdürmek ve ardından da ulaştığımız uzlaşıya dair yardımların dağıtımı konusuna itirazlar üretmektir. Bu da BM ve yerel kurumların rolünü budama girişimidir. Düşman, halkımızdan binlercesinin yok olmasına ve yaralanmasına yol açan ölüm tuzaklarına dönüşmüş yardımları engelleme mekanizmasını sürdürmekte ısrarcı davranıyor. Ayrıca Refah’ın geniş bir kısmını “güvenli bölge” kisvesiyle yurdumuzdan ayırmak istiyor. Bu ise ya Mısır’a ya da deniz yoluyla başka topraklara halkımızı zorla göç ettirmeyi hedefleyen açık bir etnik temizlik sürecidir. Siyonist işgalcinin, son müzakere turunun sonuçlarını reddetmesi, oyalama ve şantajı sürdürmesi, müzakereleri açlığa ve kuşatmaya kılıf yapması; savaş, öldürme ve terör yoluyla başaramadıklarını siyasi baskıyla elde etmeye çalıştığının açık göstergesidir.
Sözde “hava yoluyla yardım indirme” gösterilerine karşıyız. Bunlar trajediyi gizlemeye yönelik propaganda faaliyetlerinden ibarettir. Gerçek şu ki, her 5 hava indirmesi yalnızca bir kamyon yardım kadar bile değildir. Gerçek ve ciddi adım, sınır kapılarının açılması ve yardımların halkımıza onurlu biçimde ulaştırılmasıdır. Bu, uluslararası hukukla güvence altına alınmış bir haktır – savaş zamanında bile böyle olması gerekir.
Arap ve İslam dünyasına sesleniyoruz: Halkımız, hayal bile edilemeyecek bir kıyım ve açlıkla karşı karşıyayken, çocuklar açlıktan ölürken, erkekler ayakta duramayacak hâle gelmişken, kadınlar acizce ağlarken, ümmetimizin bu duruma karşı çaresiz kalmasını anlamakta zorlanıyoruz. Oysa bu ümmetin elinde büyük imkânlar var. Yardım ulaştırmak, su ve ilaç sokmak neden bu kadar zor olsun? Biraz cesaret ve dirayet bu sorunu çözmeye yetecektir. Halkımız canlı yayında, gözler önünde boğazlanıyor, aç bırakılıyor, yok ediliyor. Tüm bunlar karşısında Arap ve İslam dünyasının sessizliği ve tepkisizliği bizleri kahrediyor! Bu, çağdaş tarihin en acımasız soykırımlarından biridir. Artık ümmet harekete geçmelidir. Gazze ablukasını kırmak için, yiyecek, su ve ilaç ulaştırmak için sahaya inme vakti gelmedi mi? Suçlu işgalciye sınırsız destek sağlanırken, halkımıza bir lokma ekmek bile ulaştırılmaması yürek yakıcı değil midir?
Tüm Arap ve İslam ülkelerini, Siyonist rejimle olan her türlü siyasi, diplomatik ve ticari ilişkiyi kesmeye davet ediyoruz. Halklarımızı da yaşananlara öfkelerini her yolla ve her yerde ortaya koymaya çağırıyoruz. Bu kadarını bile yapmayanlara hakkımızı helal etmiyoruz!
Özellikle, Filistin’e komşu ülkelerdeki inançlı ve vicdanlı insanları denizden ve karadan Filistin’e yürümeye, büyükelçilikleri kuşatmaya, ekonomik ve turistik boykotları etkinleştirmeye ve düşmanı her alanda yalnızlaştırmaya çağırıyoruz. İşgalcileri ve suçlularını hukuki platformlarda yargılatmak da boynumuzun borcudur. Filistin sizi çağırıyor. Gazze ve halkı, insanlık onuru ve İslam sorumluluğu adına sizden adım bekliyor. Bugün susmak veya sürekli kınayıp durmak sadece bir zayıflık değil; utanılacak bir suçtur!..
Bu ümmetin âlimlerine ve özgürlerine sesleniyorum:
Gazze’nin kadınları sizden yardım istiyor. Şehitlerin eşleri, anneleri, kız kardeşleri ellerinde boş kaplarla çocuklarına birkaç lokma yiyecek bulmaya çalışıyor. Bu uğurda her türlü acıya ve aşağılanmaya göğüs geriyorlar, hatta ölüme bile meydan okuyorlar… Zalim düşman onları katlederken, aşağılamaya devam ederken, bu feryatları duymuyor musunuz? Ümmetin âlimlerinin omzundaki sorumluluk büyüktür. Bu nedenle onlara çağrımızdır: Halkları ayağa kaldırmak, bu zalim düşmana ve işbirlikçi hain iktidarlara karşı toplumları uyandırmak sizin vazifenizdir.[1]

Bu ümmetin âlimlerine ve özgürlerine sesleniyorum:
Gazze’nin kadınları sizden yardım istiyor. Şehitlerin eşleri, anneleri, kız kardeşleri ellerinde boş kaplarla çocuklarına birkaç lokma yiyecek bulmaya çalışıyor. Bu uğurda her türlü acıya ve aşağılanmaya göğüs geriyorlar, hatta ölüme bile meydan okuyorlar… Zalim düşman onları katlederken, aşağılamaya devam ederken, bu feryatları duymuyor musunuz? Ümmetin âlimlerinin omzundaki sorumluluk büyüktür. Bu nedenle onlara çağrımızdır: Halkları ayağa kaldırmak, bu zalim düşmana ve işbirlikçi hain iktidarlara karşı toplumları uyandırmak sizin vazifenizdir.
“Ya Rabbi, nurunu ve vaadini tamamla; siyonizmi yıkıp adil düzeni yeryüzünde hâkim eyle. Âmîn.”
https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/hem-milli-gazete-edebiyatcisi-hem-milli-gorus-tahribatcisi-2/
Din tahribatcısı belam tipli insanların ve münafıkların asıl amacı Hak davaya ait olan kelime ve kavramlarını yozlaştırıp içini boşaltmak, bu kavramların içine kendi sinsi ve tehlikeli fikirlerini sokmalarıdır.
Aynı zamanda bulundukları ekip ve teşkilatları yani cihat karargahlarını tarikatlare çevirmeye çalışmalarıda işi özünden koparıp hedefinden saptırmaktır.
Bu konuyu Aziz Erbakan Hocamızın bir örneği ile açıklayalım: Partililerin daha çok çalışmasını isterken, “Zeki Müren” göndermesi yapmıştı. Müren’in bir filmde el bombasını, “Kahrol düşman, al sana bomba” diyerek atmasını örnek gösteren Erbakan Hocamız , “Herkesin çok çalışması lazım. Zeki Müren askere gitmiş biliyorsunuz. Müren’in yaptığı gibi ‘kahrol düşman’ diye atarsan el bombası ayağının dibinde patlar. Saadet’i iktidara getiremeyiz” demişti.Şimdi siyasi cihadın Zeki Müren tarzıyla yapılmasını isteyen güruh toplumu Cihadın mücadeleci ruhundan uzaklaştırıp Fetö tarzı “ılımlı islam safsatalı” bir anlayışa bilinçli olarak yönlendirmekteydi. Milli Çözüm şahsi manevisi Üstad Ahmet Akgül tarafından kaleme alınan Cihad İlmihali , cihadın edasının şartları mükemmel bir şekilde anlatılmıştır. Eğri cetvel ile düzgün ölçüm yapılamayacağı gibi yanlış cihad anlayışı ile doğru cihad yapılamazdı eksik kalırdı.
ilmihalde yazan Cihad ibadetini şartları şöyle sıralanmıştır.
Bu şartlar beş tanedir: Bunlar aynı zamanda cihadın farzlarıdır.
1- Cihad, mutlaka organizeli bir teşkilat ve disiplinli bir cemaat şuuruyla yürütülecektir.
2- Bu hizmetlerin başındaki yetkililere ve yöneticilere her mü’min -Hakkı ve hayrı emrettiği müddetçeona itaat edecektir.
3- Her mümin (mücahid) bu hayırlı oluşum içindeki hizmet birimini ve şahsi görevini bilecek, nöbet ve hizmet yerini asla terk etmeyecektir. Yani “şuurlu” insan haline gelecektir.
4- a- Canıyla cihad etmek: Ömrünü, zamanını, fırsatını adalet nizamının kurulması ve korunması yolunda harcamak. Bizzat, bedeniyle cihad ve teşkilat hizmetlerine katılıp bu yolda yorulmak ve bu gaye ve gayret üzerinde iken Mevla’ya kavuşmak. b- Malıyla cihad etmek: Parasını, makamını ve imkanlarını hakkın hakimiyeti için seferber etmek… Hayırlı hizmetlerin ve dava erlerinin maddi ihtiyaçlarını karşılamak…
5- Teşkilat içinde fitne ve tefrika çıkarmamak. Kur’an, sünnet, icma ve içtihat gibi temel İslami ölçülerle sabit olan bu beş şart yerine getirilmeden yapılacak hiçbir hizmet ve hareket, gerçek manada cihat mertebesine çıkamayacaktır.
Bu makale aynı zamanda; Aziz Erbakan Hocamızın en Sadık Talebesi ve Takipçisi ve aynı zamanda Milli Görüş’ün tek temsilcisi Milli Çözüm ve Şahsi Manevisi Üstad Ahmet AKGÜL Hoca’dır denilmesinin sebeplerinden biri olduğu gerçeğini anlatan bir makale niteliğindedir. Çünkü Milli Çözüm şu inanç ve anlayışla yola çıkmıştır:
Bu ilk 3 özelliğe matuf gayret ve çabalar zaten yaratılış gayemizin-hizmetlerimizin-görevlerimizin, zaten %90’ını kaplamaktadır. Dördüncü madde ise zaferi ummak beklemek inanmanın gereğini ifade etmekte bu da kalan %10’a karşılık gelmekte. Ancak bu %10 da şu önemli hususu unutmamak gerek. Zaferin %10’un %90’ı da, gayemizin hizmetlerimizin görevlerimizin yapılması sonucu elde edilecek zafer için de zaferin gereklerini yani işbaşına geldikten sonra uygulanacak olan ve sahip olunan ilmi ciddi Kur’ani program ve projeleri hayata geçirme adına harcanacak gayret ve çabaları içermekte. Zaferin kalan %10’un %10’u da yani %1 ise zaferi gözlemek beklemek ümit etmek karşılığına denk gelmekte.
Allah’ın yeryüzündeki ne büyük nimetisin sen bize Milli Çözüm…! Rabbim böylesi bir nimete layık olmak bir tarafa (çünkü bu nimete layık olmak için ne yapsak az ve mümkün olmayacağından) , Rabbim bizleri bu nimete nankörlük eden ve hain olanlardan eylemesin ..!
Amin.
Makalede bahsi geçen istismarcı şahsın karakterindeki tiplerin hepsi benzer davranışlar sergilemekte yıllardır toplumumuzu uyuşturmaktadırlar. Erbakan Hocamız bütün insanlığın saadeti için kilit projeler üretip uygulamaya koyarken bunlar sohbet masalarında edebiyat simsarlığı yapmakta, felsefe zırvaları kusmakta, bir de bunlar çok büyük işlermiş gibi toplumumuz içinde kibirle dolaşmaktadırlar. İslam ümmetini aşağılamaktan başka hiçbir “güya öz eleştiri” metodunu benimseyemeyen bu tipler hiç bir proje üretmedikleri gibi bir de Erbakan hocamıza olan kinlerini ve kıskançlıklarını da giderek arttırmaktadırlar.
Fatır Suresi 42. ayet ;
“(Kitap ehli olan dini cemaatlerle, biz de Allah’a inanıyoruz diyen putçu müşrikler) En güçlü yeminleriyle Allah’a kasem ettiler, şayet kendilerine bir nezir (uyarıcı ve Hakka çağırıcı) gelirse, herhangi bir ümmetten (ve kesimlerden) daha fazla (ve sadakatle Hakka ve) hidayete tâbi olacaklarına (ve O Elçiye sahip çıkacaklarına dair söz verdiler). Ancak, (o ısrarla istedikleri ve bekledikleri kurtarıcı ve) uyarıcı Zat kendilerine gelince (bu durum) onların nefretlerini artırmaktan (ve Hakk’tan uzaklaşmalarından) başka işe yaramamıştı.”
MİLLİ GAZETE’DE YAZI YAZAN EKİBİN ŞUURLU KİMSELERDEN SEÇİLMESİ GEREKİR Kİ OKUYUCULARINI DOĞRU BESLEYEBİLSİN. TÜM MİLLİ GÖRÜŞ CAMİASININ DOĞRU VE YETERLİ BESLENMESİ İÇİN HEPSİNİN MUTLAKA MİLLİ ÇÖZÜM’Ü, ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZI TAKİP ETMELERİ GEREKİR. YANİ ÜSTADIMIZIN MAKALE VE ŞİİRLERİNİ OKUYUP, VİDEOLARINI İZLEMELERİ MUTLAKA GEREKLİDİR. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN PLAN PROGRAM VE PROJELERİNE SAHİP ÇIKAN YERYÜZÜNE HAKİM OLMASI İÇİN ÇALIŞAN TEK EKİP MİLLİ ÇÖZÜM EKİBİDİR. NE YAZIK Kİ MİLLİ GÖRÜŞÇÜ KARDEŞLERİMİZİN AĞIZLARINDA GÜNDEMLERİNDE ADİL DÜZEN YER ALMAMAKTA, ADİL DÜZEN KONUŞULMAMAKTA KONFERANSLARI TERTİP EDİLMEMMEKTE, AZİZ ERBAKAN HOCAMIZA DÜŞMANLIK EDEN EDEN ŞAHISLARA SESLERİ ÇIKMAMAKTA, O KİŞİLERİN AĞZININ PAYINI MİLLİ ÇÖZÜM VERİRKEN MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERİN BİR KISMI ONLARIN SÖZLERİNİ AFİŞ EDİP PAYLAŞMAKTALAR. BUGÜN MİLLİ GÖRÜŞÜN ÖZÜNÜ MİLLİ ÇÖZÜM TEMSİL ETMEKTEDİR.
TÜRKİYE VE DÜNYA GÜNDEMİNDEKİ OLAYLARI DOĞRU OKUYUP SORUMLULUKLARI KUŞANMAK İÇİN MUTLAKA MİLLİ ÇÖZÜMÜ ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZI HERKESİN TAKİP ETMESİ ÜLKEMİZ VE İNSANLIĞIN SAADETİ İÇİN GEREKLİDİR. DEĞİLSE HAYRA ÇALIŞIYORUM DİYEREK ŞERRE HİZMET EDERLER ALLAH MUHAFAZA.
AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ YILLAR ÖNCESİNDEN BUNU GÖRMÜŞ VE SEZMİŞ VE ŞU CÜMLELERİ TRT EKRANLARINDA SÖYLEMİŞTİ;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
DİĞER SÖZLERİ NASIL BİR BİR GERÇEKLEŞTİ İSE BU SÖZ DE GERÇEKLEŞECEK, TÜRKİYE VE BÜTÜN İNSANLIĞIN SAADETİ MİLLİ ÇÖZÜM ÖNCÜLÜĞÜNDE ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ ÖNCÜLÜĞÜNDE GERÇEKLEŞECEKTİR İNŞALLAH. RABBİM BİZLERİ AZİZ ERBAKAN HOCAMIZA VE ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZA LAYIK TALEBE OLMAYI NASİP EYLESİN, ADİL DÜZENİ YERYÜZÜNE HAKİM KILAN O KUTLU EKİBİN İÇERİSİNDE YER ALMAYI NASİP EYLESİN AMİN.
“Tadı bozuk, adını n’apacaksın! ?”
“Ailede cihad” konferansı veren şahsın ismi lazım değil! Tadı bozuk…
Bu makale; Erbakan gerçeğini ve davasını kasıtlı şekilde yozlaştırmak isteyen, bunu da takva ve tarikat hatta Milli Görüş kılıfında yapan, fakaaat Erbakan’ın tek bir Projesinden dahi nasipsiz olan kimselere bir “Erbakan şamarı” niteliğindedir!
Erbakan Hoca bir sohbet sonrası şöyle buyurmuşlardı:
“Güya Din, Dava ve Cihad adına yaldızlı laflar sıraladıktan sonra, o konuşmaları dinleyip dağılanlar; ‘Artık nasıl çalışmalıyım ve çırpınmalıyım ki, ailemdeki ve çevremdeki insanlar, bundan sonra mutlaka Milli Görüş’e oy versinler!..’ şuuru ve çabasıyla oradan ayrılmıyorlarsa, o dakikalarca edebiyat yapanlar, dolaylı biçimde işbirlikçi partilere, yani İsrail’e çalışmışlardır!..”
Bir insanin Hakkı görüyor ve biliyor olması, hakkı savunabilir dirayette olacağını göstermiyor. Kısaca bilmek yetmiyor.
Yoksa cahiliye doneminde hz. Peygamberi anlıyorlar ve tanıyorlardi. Ama iman hepsine nasip olmadı.
Gazze ise insanlığın turnusol kağıdı olmustu.
Bu kadar açıktan her şey ortaya dökülemezdi.
12 nisan 2020 de cumhurbaskanligi sozcusu olan ibrahim kalın, Anadolu ajansına açıklama yapmış, Korona ile ilgili yardım yaptığımız ülkeler içerisinde isarili de saymış.
Uçaklar dolusu tıbbi malzeme gönderilmiş. Ve insanlığımızın gereği olduğunu hem iktidar hem muhalefet savunmuştu.
Şimdi sormak lazımdı
Bu insanlık nasıl bisey ki zalime karşı merhametli, mazluma karşı duyarsizdi ?
“Dil söylerse, kulak dinleyecek, ama Dıl (Gönül) söylerse, kâinat dinleyecektir. Ancak, hem Dil hem Dıl (kalp) Allah’ın rızasına ve sevdasına ve cihad davasına sahip olmalıdır!..”
Milli Görüş Tahribatçılarının Düzenbazlığı!
“Düzenbazlık”; Siyonist Yahudilerin kurduğu zulüm ve ahlaksızlık düzeni içerisinde yaşamayı tercih edip, Siyonist Düzenin müsaade ettiği kadar dindarlık rolü yapmayı “Müslümanlık” diye yutturmaya çalışmaktır.
Sözde Milli Görüş’ü anlatıyormuş gibi yapıp, Adil Düzen İktidarının kurulması ve toplumun siyasi tercih ve oy verme şuuruna kavuşturulması için söylenenler dışındaki tüm sözler ve eylemler tam bir düzenbazlıktır.
Düzenbazlar, toplumu siyasi tercih ve oy verme şuuruna kavuşturmak ve Adil Düzen İktidarının kurulması için çalışmak yerine; düzenin müsaade ettiği kadar Dini, işine geldiği zaman ise Düzenlerini idare eden, yani “hem Dindar, hem Düzenbaz” geçinip münafıklaşan insanlar yapmaya çalışmaktadırlar.
Aziz Erbakan Hocamızın buyurdukları gibi; toplumu, Siyonist Yahudilerin “biz efendi olacağız, siz köle olacaksınız” inançları gereği, bütün dünyaya hükmetmesine ve kurduğu düzenle insanlığı sömürmesine karışmayan “Namaz kılan Yahudi kölesi!” yapma şeytanlığı yapmaktadırlar.
Oğuzhan Asiltürk gibi davranılıp düzenbazlık yapılmaktadır!
Milli Çözüm sitesinden de rahatlıkla ulaşılan CİHAD İLMİHALİ’ni bile merak edip okumayan…
Hem Milli Gazete yazarı, hem İlahiyatçı olup, hem de Cihadın İlmihalini bilmeyen bilgiçler;
Siyonizm’in zulüm ve sömürü çarkını anlatmakta…
Erbakan Hocamızın Siyonizm’le ilgili tarihi tespit ve tahlillerini hatırlatmakta…
Sonra kurtuluş çare ve çözüm reçetesi olarak Fetullahvari öneriler ve tavsiyeler sıralamaktadırlar.
Siyasi şuur ve oy sorumluluğuna ait bir kelime olsun bahsetmemektedirler.
Siyonizm’i “asla baş edilmez ve karşı gelinmez” bir güç gibi aktarıp, bir avuç HAMAS karşısındaki çaresizliğini hiç hatırlatmamaktadırlar.
Siyaseti batıl siyasi hesaplar için istismar aracı yapanları bahane ederek “İslam’ın siyasallaştırılmasından…” yakınmak, bunu Milli Görüş Camiasına aşılamak, kasıtlı olmasa da, dolaylı biçimde İsrail ağzıyla konuşmak ve Erbakan hareketinin içini boşaltmaktır.
Aziz Erbakan Hocamız düzenbazlarla ilgili olarak;
“Güya Din, Dava ve Cihad adına yaldızlı laflar sıraladıktan sonra, o konuşmaları dinleyip dağılanlar; ‘Artık nasıl çalışmalıyım ve çırpınmalıyım ki, ailemdeki ve çevremdeki insanlar, bundan sonra mutlaka Milli Görüş’e oy versinler!..’ şuuru ve çabasıyla oradan ayrılmıyorlarsa, o dakikalarca edebiyat yapanlar, dolaylı biçimde işbirlikçi partilere, yani İsrail’e çalışmışlardır!..” buyurmuşlardı.
Evet, Ahmet Akgül üstadımızın buyurdukları gibi;
Bir Müslüman toplumun DİN’i ile DÜZEN’i uyuşmazsa, orada inanan insanlar:
1- Ya Dinin gereklerine uyacak, ama sistemle çatışacak ve birçok devlet imkânlarından mahrum kalacaktır. Örneğin; faizli kredi ile ev ve araba sahibi olamayacak, mevcut banka ve kefalet kurumu nedeniyle ticaret ve şirket kuramayacaktır.
2- Veya Düzen’e uyum sağlayacak, Dini duyarlılıkları ve vicdani ayarları laçkalaşıp bozulacak ve giderek yozlaşacaktır.
3- Ya da; bazen Dinine, bazen Düzenine uyacak, uydurma fetvalarla haramlara bulaşacak, her iki tarafı da idare ettiğini sanacak ve giderek münafıklaşacaktır.
Müslüman, siyasi gayret ve feraset ehli olmalıdır.
Çünkü İslam’da siyaset, devlet ve hükümet temel kurumlardır; Kur’ani ve Nebevi kurallar ancak Adil bir Devlet eliyle uygulanır. Bu nedenle Hz. Peygamber Efendimiz en örnek ve en yüksek bir siyaset tarzı ortaya koymuşlardır.
FAİZ belasından kurtulmak için de, siyasi iktidarın Adil Düzencilerin elinde olması şarttır. Yoksa “Banka kredi kartlarını atın… Evinize faizli para sokmayın!..” gibi tavsiyeler, şeytanın bile güleceği bir şarlatanlıktır…
MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ DIŞINDA; HAKKI HAYKIRAN SES KALMIŞ MIYDI?
Bugün sözde aktivist Greta Thunberg gibi küreselcilerin aparatı, işbirlikçi AKP’ye tek kelime edememiş Ayçin Kantoğlu gibi Filistin edebiyatçısı ve benzeri daha nice kullanışlı aparatları ve Saadet Partisi’nin de Erbakan Hocamızın adını kullanarak katıldıkları Sumud filosu tiyatrosu sergilenirken, DEVLET gücü olmadan, ADİL DÜZEN kurulmadan, İsrail’e bir taş bile atılamayacağını bütün dünya yeniden görmüş oldu. (Ama itiraf edelim ki, oyuncular rollerini çok iyi oynuyorlardı, çünkü henüz kimse bunun bir tiyatro olduğunun farkına
varmamış görünüyordu.)
Ama ne Milli Gazete yazarları, ne Saadet Partisi yetkilileri, ne de Erbakan Hocamızın devamı geçinen YRP ve ABD-AB ve İSRAİL işbirlikçisi AKP şaşırtmıyordu.
Gerçi Aziz Erbakan Hocamız bunlara çoluk çocuk takımı demişti. E haliyle çoluk çocuk takımının, bu işleri çocuk oyuncağı zannetmeleri de doğaldı.
Çünkü bunların hiçbirinde feraset yok, basiret yok, dirayet ise hak getire…
Velhasıl; bugün “Milli Görüşçü”lük iddiasındaki her kurum, ahir zamanın çerçöp ümmet kervanına katılmış bulunuyordu.
Sevban’dan (RA) rivayet edildiğine göre Rasulullah (SAV) şöyle buyurmuştur:
“Yakında milletler, yemek yiyenlerin (başkalarını) çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi, size karşı (savaşmak için) birbirlerini davet edecekler.”
Birisi: “Bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” dedi.
Rasûlullah (SAV), “Hayır, aksine siz o gün kalabalık, fakat selin önündeki çer çöp gibi zayıf olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden sizden korkma hissini soyup alacak, sizin gönlünüze de vehn atacak.” buyurdu.
Yine bir adam: “Vehn nedir ya Rasûlullah?” diye sorunca:
“Vehn, dünyayı (fazlaca) sevmek ve ölümü kerih görmektir.” buyurdu. (Ebu Davud)
Velhasıl; Erbakan Hocamızın davasını kimin temsil ettiği ayan beyan ortada iken, hâlâ sağa sola yalpalamanın bedeli bu ümmete hem dünyada hem de ahirette çok ağır olacaktı.
“ERBAKAN’ı gömmek yetmez, üstüne beton dökmeli” diyen zihniyete hatırlatmak boynumuzun borcuydu.
Yahu sizler, Güneş’i balçıkla sıvayacağını zanneden nasipsiz zavallı AHMAK takımı olduğunuzun ne zaman farkına varacaksınız?
Sahi; ÜSTADIMIZ AHMET AKGÜL, MİLLİ ÇÖZÜM DERGİSİ DIŞINDA; ADİL DÜZEN’İ SAVUNAN… ERBAKAN HOCAMIZIN PRENSİP VE PROJELERİNE SAHİP ÇIKAN VE HAKKI HAYKIRAN SES KALMIŞ MIYDI?