İSLAM “SÜFYAN”I,
DİNDAR KAHRAMAN ROLÜYLE TAHRİBAT YAPACAKTIR!
Yardımcıları ise Yalancı ve Yalaka Dalkavuklardan Oluşacaktır!
Yalan; pek çok kötülüğün kılıfı ve nice zulmün kaynağı büyük bir günah olduğu için dinimizde şiddetle yasaklanmış; hatta Hadis-i Şerif’lerde; “Yalan konuşmak, va’adinden caymak (sözünü tutmamak) ve emanete hıyanette bulunmak (yönetimle ilgili görev ve yetkileri kötüye kullanmak)”, münafıklık sayılmıştır. Özellikle amirlerin, âlimlerin ve ticaret ehlinin yalan söyleyip halkı avutması daha ağır bir suç olarak haram kılınmış ve Hz. Peygamber Efendimiz, “Bizi aldatan bizden değildir!” buyurmuşlardır. “…Öyle ise iğrenç bir pislik olan putlara (ve tağutlara tapınmaktan) sakının ve yalan söz söylemekten de (kesinlikle) kaçının (ki rızama ve huzura erişesiniz.)” (Hac: 30 son kısım) ayetinde Cenab-ı Hak yalancılıkla puta tapıcılığı bir tutmuşlardır. Yalanı bir sığınma aracı ve zorlukları kolaylaştırıcı sananları da Kur’an: “Ey iman edenler, Allah’tan korkun (kendinize çekidüzen verin) ve (her konuda mutlaka) doğru ve uygun söz söyleyin. Ki (Allah) amellerinizi (karşılıklı muamelelerinizi) ıslah etsin (iyileştirip düzeltsin) ve günahlarınızı bağışlayıp (kötülüklerinizi gidersin)” (Ahzab: 70-71) şeklinde uyarmıştır.
Hz. Peygamber Efendimiz: “(Ey Resulüm!) Emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Seninle beraber (küfür ve kötülükten) tevbe edenler de (böyle davransın). Ve (sakın) azıtıp (haddinizi aşmayın). Çünkü O, yaptıklarınızı Görendir.” (Hud: 112) ayetinin geçtiği “Hud Suresi beni sarsıp ihtiyarlattı!” buyurmuşlardır.
“Ey iman edenler! (Kendiniz yapmadığınız ve) Yapamayacağınız şeyi niçin (boşuna hava atmak kastiyle başkasına) söylersiniz? (Böyle) Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük bir buğuz ve kızgınlığa (sebebiyet verecek ve aleyhinize bir suç teşkil edecektir).” (Saff: 2-3) ayetlerinin ikazları asla unutulmamalıdır.
Atatürk’e İslam Süfyan’ı gözüyle bakılması hem Hadis-i Şerif’lere hem de yaşanan hakikate aykırıdır. Çünkü:
1- Mustafa Kemal asla dindarlığa, din istismarına ve riyakârlığa kalkışmamıştır. Hatta içki gibi bazı şahsi kötü alışkanlıklarını halktan gizleme gereği bile duymamıştır.
2- Diyanet İşleri Başkanlığını kurmak, dönemin en büyük âlimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır’a Kur’an-ı Kerim’in Türkçe tefsirini yaptırmak, Askere Din Kitabı yazdırıp okutmak suretiyle İslam’ın temel kurum ve kurallarını korumaya almıştır.
3- İslam’ın aslına değil, softalığa ve hurafeci anlayışa karşı çıkmıştır.
Bütün bunlara rağmen, üstelik dindar kahraman bilinen bazı şahısların, her başı sıkıştıkça yalana başvurmaları ve verdiği sözlerin tam aksine davranmaları kafaları karıştırmaktadır. Ve yandaş yalakaları bile bu masiyetlere hikmet ve mazeret uydurmaktan bıkmışlardır.
İşte bunların bazı tutarsız beyanları!
Önce; “Terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, hiçbir zaman da oturmayacağız, biz buyuz. Bunlarla görüştüğümüzü söyleyenler, bu alçakça iftirada bulunanlar şerefsizdir” buyrulmuş, sonra devlet ve hükümet olarak terörist başıyla masaya oturulmuş, hatta onun sekreteri ve posta eri gibi, Kandil’e mektupları taşınır olmuştu.
Önce; TBMM tutanaklarına geçtiği şekilde; “Benim milletimin dili tektir, o resmi dil Türkçedir” diye konuşmuş; sonra “Ben ne tek dil dedim, ne tek din dedim, hiçbir yerde böyle bir ifadem yok, bunlar yalan makinesi” sözleriyle geri adım atıp kendini savunmuştu.
Önce; “NATO’nun ne işi var Libya’da? Böyle saçmalık olabilir mi yahu? Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez” diye duyurmuştu; sonra barbar Haçlılarla bir olup Libya vurulmuş ve AKP’nin resmi internet sitesinde yazdığı gibi: “NATO, Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tespit ve tescil için oraya gitmelidir” şeklinde bahaneler uydurulmuştu.
Önce; “NATO’dan Patriot talebimiz olmadı, iddialar tamamen asılsız, savunma icra konseyinin başkanı benim, karar verici biziz, benim bundan haberimin olması lazım, benim böyle bir şeyden haberim yok, herhâlde sağır duymaz uydurur cinsinden bir haber” diyerek gazetecileri susturmuştu; ama sonrasında, acaba hangi mahfiller bunlara: “Türkiye NATO toprağıdır. Patriotlar Adana, Gaziantep, Kahramanmaraş’a yerleştirilecek” itiraflarını kusturmuştu?
Önce; Malatya Kürecik’teki füze kalkanının kontrolü için: “Komuta kesinlikle bize verilmeli, aksi takdirde böyle bir şeyin kabulü mümkün değil” diye hava atıp durmuştu; sonra, “Buranın komuta sisteminin tamamıyla NATO’da olması gerektiğini söyledik” diyerek kendi akıllarınca herkes uyutulmuştu!..
Önce; “Biz, geniş Ortadoğu projesinin eş başkanlarından bir tanesiyiz.”, “Şu anda Amerika’nın da düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi var ya, genişletilmiş Ortadoğu projesi, yani bu proje içerisinde Diyarbakır yıldız olabilir” diyerek işbirliğini ortaya koymuştu; sonra “Ellerine bir kâğıt almışlar dolaşıyorlar, Amerika’nın projesidir diyorlar, bunu ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar” şeklinde hakaretler savrulmuştu!..
Önce; Miting kürsüsünden, “İçeride sanal tehditler, dışarıda düşman ürettiler, milleti korkuttular, Türkiye’nin üç tarafı denizle, dört tarafı düşmanla çevrili dediler, biz ne yaptık, bu anlayışı yıktık, Esad kardeşimle oturduk, iki dost, iki kardeş olduk” şeklinde havalar savurmuştu. Sonra; “Suriye giderek artan bir tehdit oluşturmaktadır, ülkemiz bu tehdidi her geçen gün biraz daha fazla ve yakından hissetmektedir” şeklinde savaş çığırtkanlığı tutturulmuştu!
Önce; “Demokratikleşme paketinde anadilde eğitimin önü açılıyor mu?” diye sorulunca, “Hayır, yok, özel okullarda da yok, neyi getirir götürür kimse düşünmüyor, biz ülkemizi bölecek konular üzerinde adım atamayız, güzelim ülkemize yazık edersiniz, anadilde eğitimin önünü açarsanız, resmi dili zedelersiniz” diye savuşturmuştu, sonra; “Özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünü açıyoruz, özel kurs imkânı getirmiştik, seçmeli ders olarak öğretilmesinin önünü açmıştık, şimdi de özel okullarda mümkün hale getiriyoruz” diyerek millet avutulmuştu!..
Şimdi merak edip soruyoruz ve elbette doğru ve doyurucu yanıtlarını bekliyoruz:
1. Acaba bu şahıslar, bu oldukça hayati konularda, kasten ve bilerek yalan söylüyor ve halkımızı avutup oyalamaya mı çalışıyordu?
2. Yoksa, önce samimiyetle konuşuyor, doğru söylüyor; ama sonradan haksız ve yanlış işler yapmaya mecbur kalıyor ve geri adım atmak ve yalana sığınmak zorunda mı bırakılıyordu?
3. Bu zevatı, önceden ilgisi ve bilgisi bulunmayan, kendisinin imani ve vicdani kanaatiyle de uyuşmayan; üstelik ülkemizin ve milletimizin aleyhine olan birtakım yanlış ve yararsız kararları almaya ve önceki sözlerini yalayıp yalama olmaya mecbur ve mahkûm eden mahfiller ve merkezler mi bulunuyordu?
4. Eğer bu sonuncusu doğru ise, Türkiye’yi gerçekte perde gerisinde kimler yönetiyordu ve “Demokratik seçimler” bu gizli diktatörlüğe kılıf mı yapılıyordu?
İslam Kahramanı Sanılan “Deccal-i Süfyan”ın sıfatları!
Bediüzzaman’a göre Süfyan: İslamlar içinde merkez-i hükümet-i Hilafet olan Osmanlı’nın varisi Türkiye’de ortaya çıkarak dindarlık rolüyle din tahribatı yapan, ülkeyi Avrupa’ya; Milleti, Hristiyan ahlâkına ve kurumlarına bağlamaya çalışan ve siyasi şöhreti olan bir şahıstır. İslam düşmanlarının Müslüman ülkeleri işgal etmesine sebep ve destek olacak ve bu karışıklıktan istifade ederek demokrasiyi kutsallaştırıp İslam’ın özünü bozacak ve Müslümanların dini gayretini yozlaştıracaktır. Ayrıca şeytani zekâvetiyle birçok din adamını kendine hizmet ettirip etrafında fetvacı olarak yararlanacak, üniversite öğretim elemanlarına da dünyalık imkânlar sağlayıp reklamını yaptıracaktır. (Bak: Şualar, 585) Ama ne var ki akılları ve vicdanları kararmış ve deccalın kendilerine sağladığı imkânlarla dünyaya dalmış yarı bilgin “Ulema-i Sû” (kötü ve menfaat düşkünü ilim adamları) lakabını hak etmiş kimseler tarafından onun bu tahribatı “dine hizmet” olarak halka anlatılır. Hatta bir kısım meddahlar onu “mehdi” olarak takdime çalışır. Hz. Ali (R.A) İslam deccalına “Süfyan” namını takmış ve kendisinden kaynaklanan bütün rivayetlerde bu İslam deccalına karşı ümmeti uyarmıştır.
İslam Deccal’inin (Süfyan) “eli delik olacak” yani israf ve borç ekonomisi uygulayacaktır.
Hz. Peygamber (SAV) Süfyan’ın tanınması için bazı alâmetlerini sıralamışlardır. Mesela hadiste; “Ahir zamanın mühim şahıslarından olan Süfyan’ın eli delinecek” buyrulmaktadır. Bu gibi rivayetlerde de yine benzetme yapılmıştır. Çünkü atalarımız israf ile elinde mal durmayan kişiler için “filan adamın eli deliktir” ifadesini kullanmışlardır. Demek “Süfyan” denilen o dehşetli şahıs, çok müsrif olacak ve insanları israfa, (lüks yaşama ve faizli bankacılığa) teşvik edecektir. İsraf edenler de, onun (faizli banka kredisi tuzağına ve ülke borç batağına) kapılacaktır. Hz. Peygamber (SAV) ahir zamanda gelecek ümmetini, onun tuzağından korumak için, bu özelliğini hatırlatmıştır. (Şualar, 583)
O Süfyan devlet imkânlarını kendi şahsının ve yandaşlarının çıkarları doğrultusunda kullandığı ve kadrolaştığı için rivayetlerde “Ahir zamanda gelecek olan Süfyan’ın eli delik olacak” (Hâkim, Müstedrek, 4:520; Aliyyu’l-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 11:125) şeklinde yorumlanmıştır.
Süfyan, İslami bir hizmet ve hizip arasından ayrılıp ortaya çıkacaktır!
Rivayetlerde, “Süfyani’nin Horasan taraflarından zuhur edeceği kayıtlıdır.” Bediüzzaman bu konuda şöyle bir açıklama yapmaktadır: “Bunun bir te’vili şudur ki: Türkler, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu’yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal’in onların içinde zuhur edeceğine işaret olunmaktadır.” (5. Şua)
Başka bir hadiste geçen, “Bütün şark ülkelerini dolaşacak.” (Kıyamet Alametleri,168) cümlesi de Süfyan fitnesinin ve öğretisinin bütün ümmete yayılacağına ve onun bir kurtarıcı kahraman sanılacağına işaret sayılmıştır.
Bediüzzaman bir hadisi açıklarken şunları anlatmıştır: “(Onun) Başka padişahlar gibi; ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanatı olmadığı halde, (şeytani) zekâvetiyle ve siyasî tecrübe ve desisesiyle o mevkii kazanır, hilekâr ve riyakâr tavrıyla çok âlimlerin akıllarını teshir (etkileyip kendi hedefine hizmetçi) eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri (öğretim üyelerini) kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden (mecburi din dersine son veren) maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır, demektir.” (Şualar, s. 461)
Süfyan tıynetli kişiler; faizi yaygınlaştırdığı, zinayı ceza almaktan çıkardığı, domuzu kesimlik hayvan saydığı, Kur’an’ın kısas (idam) hükmünü resmen kaldırdığı, İslam Birliği’nin ve Adil Düzen’in önünü tıkamaya ve Haçlı Birliği’ne katılmaya çalıştığı halde, dünya çıkarını ve rahatını önceleyen kimselerce İslam kahramanı sanılacak ve alkışlanacaktır. Oysa Süfyan’ın asıl amacı, Mehdiyet hareketini dağıtmak, İslami şuuru dejenere edip bozmak ve dindarlık görüntüsüyle Müslümanları avutup uyuşturmaktır. Onun yardımcıları ve şakşakçıları da kendi ayarında olacaktır. İşte dünyası için davasını satan, riyakârlık ve sahtekârlığı her tavrında sırıtan bir yalakanın konuştukları:
“Bir grup toplantısı için girdik içeri, rahmetli Erbakan Hocam konuyu açtı. “Arkadaşlar, hükümeti yıktırmamak için bu sekiz yıllık kesintisiz eğitimi meclise indiriyoruz!” dedi. “Sizden ricam DYP’li birer milletvekili ikna edin, bunu mecliste reddettirin!” dedi. “Yani topu avuta atın” dedi. Oradan baktım bir ses, bizim Tayyip Erdoğan kardeşimizin sesi, görmemiştim onu, ilk defa gruba katılıyor. Söz aldı dedi ki: “Muhterem Hocam, demek doğruymuş duyduğum. Ben Büyükşehir Belediye Başkanlığında yoğun işlerimi bırakarak grubunuza ilk defa katılıyorum. Eğer bu sekiz yıllık İmam Hatip ve Kur’an Kurslarını kapatan kararnameye imza attığınız zaman tabanda bitersiniz Hocam. Ben futbolcuyum, bu avuta gitmez, doksandan girer” dedi. Hocam ona; “Kabadayılığa gerek yok!” dedi. Baktım bu sefer Halil İbrahim Çelik, “Tayyip Erdoğan haklıdır!” dedi. Sonra baktım Hoca zor durumda. Hocamı kurtarmam lazım. Söz aldım, dedim ki; “Tayyip bey kardeşim haklıdır muhterem Hocam. Biz, 1973 af kanununda yazarlara fikir düşünceleri affettiğimiz halde komünistleri affettik diye yirmi beş sene bunu kimseye anlatamadım. Kur’an Kursu ve İmam Hatibi kapatan kararnamedeki imzanızı ben seksen yaşındaki anama anlatamadım” dedim. Erbakan Hoca dedi ki: “Şevki Yılmaz kardeşimi tanıyorum. Edebinden hayâsından kalbindekini bize söyleyemiyor. Bize hükümeti bırak git diyor”. Bir daha söz aldık. Dedik; “Evet, hükümet olmaya mecbur değiliz. Ana karnını zorlamayın, doğum zamanında olsun… Sizi dünyada tanıtan, sevdirenlerden biri, kardeşiniz olarak söylüyorum. Bu kararnameye imzayı attığınız an ben Refah Partisi’nden istifa ederim. Çünkü Rizelilere ihanet edemem, onlar beni seçerken İmam Hatip, Kur’an Kursu kapatacam diye söz vermedim. Ahiretin büyük mahkemesinde de beni kurtaramazsınız.” Hocam demek böyle cevap bekliyordu. Meşhur şeyi buradan (Aziz Hocamızın mübarek alınlarını işaret ederek) ter boşaldı. “Hıııımmm” dedi. “Şimdi anlaşıldı arkadaşlar biz bu kararnamelere imza atmıyoruz!” dedi.”[1]
Bu zavallı zırvacı, hem eksik anlatarak, hem kendi uydurmalarını katarak, güya Erbakan Hoca’yı uyarıp yanlıştan kurtaran adam rolü oynamakta, hem de Haçlı Avrupa Birlikçisi, BOP hizmetçisi, faiz, fuhuş ve kumar sisteminin takipçisi, gâvurlarla bir olup Libya ve Suriye’nin tahripçisi ve 700 bin mazlum Müslümanın katlinin suç iştirakçisi şahıslara yaranmak ve onları kahramanlaştırmak çabasıyla çırpınmaktadır.
Süfyanilerin desteklediği çetelerin ve terörist birliklerin, “insanları acımasızca katledecekleri, öldürülen kimselerin karınlarını deşeceklerini…” şeklindeki rivayetler; hem “Barış Süreci” safsatasıyla azdırılan PKK’nin, hem de ABD’nin ve işbirlikçi yönetimlerin kışkırttığı, Suriye muhalefeti içindeki sapık Vehhabi-Selefi itikatlı El-Kaide ve IŞİD militanlarının vahşet ve rezaletlerini hatırlatmaktadır.
Süfyani’nin ortaya çıkışı birçok rivayette anlatılmış ve Melheme-i Kübra’nın (tarihi büyük hesaplaşmanın) zuhur alâmetlerinden olduğu vurgulanmıştır. Süfyani, kuru kahramanlık adına savaş çığırtkanlığı yapacak ve çok sayıda masum insanın kanının akıtılmasına sebep olacaktır. Irak’ta, Libya’da ve Suriye’deki karışıklık ve katliamlarda barbar Batılı güçlere bahane hazırlayacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca Süfyani’nin, Recep ayında ortaya çıkacağının, Irak ve Suriye’deki kanlı çatışmaları kışkırtacağının bildirilmesi de önemli bir ayrıntıdır.
Bediüzzaman İstismarı ve gerçeklerin saptırılması!
Mü’minlerin birlik ve dirliğini, ümmetin vahdet ve şevketini temin edecek:
• İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı,
• İslam Ortak Pazarı,
• İslam Dinarı,
• İslam Savunma Paktı,
• Ve Ortak İslam Bilimsel Araştırma ve Yardımlaşma Programı gibi oluşumların mutlaka gerekliliğini, bunların ayrıntılı plan ve projelerini dahi bilmeyen kişi ve kesimlerin “İttihad-ı İslam” hevesleri ve “Türk İslam Birliği” hedefleri, sadece hamasi ve hayali bir slogandır ve istismar amaçlıdır. Küfrün ve zulmün, bütün dehşet ve vahşetiyle hâkimiyetine ve İslam âleminin perişaniyetine rağmen, Bediüzzaman Hz.lerini hâlâ “Beklenen Büyük Mehdi” sanma saflığı ve saplantısı da, sadece kuru zan ve kuruntulardır. Hâlbuki zan ve kanaat başkadır, hakikat ve vukuat (oluşan mevcut durum) başkadır. “Onların (bu konuda doğru ve geçerli) hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zan ve tahminle yalan-yanlış konuşup duruyorlar” (Zuhruf: 20) ayetinin uyarılarına kulak asmalıdır.
Bediüzzaman’ın eserlerinde yüzlerce sayfa içinde anlattığı bilgiler ve gerçekler, kendisinin Hz. Mehdi olmadığını delilleriyle birlikte ortaya koymaktadır. Buna rağmen bazıları; “Bediüzzaman’ın beklenen Mehdiyet vazifesini yapıp tamamladığını ve dünyanın huzur ve refaha ulaştığını” söyleyecek kadar olayı çarpıtmaktadır. Oysa:
1- Bediüzzaman, “Hz. Mehdi’nin seyyidlerden çıkacağını; kendisinin ise seyyid değil Kürt olduklarını…” (Emirdağ Lâhikası, s. 266), (Tenvir, Şualar, s. 365) (Münazarat, s. 84; Tarihçe-i Hayat, s. 228; Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaları, s.18);
2- “Kendisinin Hz. Mehdi’nin bir öncü komutanı ve pişdarı (hazırlık yapıcısı) konumunda bulunduklarını…” (Barla Lâhikası, s. 162);
3- “Eserleri ve hizmetleri ile Hz. Mehdi’ye zemin hazırladığını…” (Sikke-i Tasdik-ı Gaybî, s. 189);
4- “Hz. Mehdi’nin kendi yaşadığı dönemden bir asır sonra çıkacağını…” (Kastamonu Lâhikası, s. 57)
5- “Hz. Mehdi geldiğinde kendisinin vefat etmiş olacağını…” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 172)
6- “Kendisinin ve Risale-i Nur’un Mehdi sanılmasının bir hata ve karıştırmaya (iltibas) sayıldığını…” (Emirdağ Lahikası, s. 266) açıklayarak Mehdi olmadığını anlatmıştır.
7- “Hz. Mehdi’nin siyaset, saltanat ve diyanet âleminde üç büyük vazifeyi bir arada yerine getirip” Adil bir Düzeni uygulayacağını… (Şualar, s. 456), (Şualar, s. 590), (Emirdağ Lahikası, s. 259-260) belirtmiştir; ancak kendisi bu üç görevi bir arada yapamamıştır ve hele Hz. Mehdi’ye ait olan SİYASET (parti ile hizmet ve hükümet) işlerinden mümkün mertebe uzak kalmış, ama siyasete bulaştığı dönemlerde ise; Sultan Abdülhamid Han’a istibdatla suçlayıp sataşmak, mason ve dönme hainlerin güdümündeki İttihat ve Terakki Partisi’ne arka çıkmak, “Namaz kılmayan merduttur!” diye birilerini şiddetle kınarken, hayatı boyunca bir Cuma namazına gittiği bile tespit edilememiş olan diğer birilerini “İslam kahramanı” diye haddinden fazla yüceltip alkışlamak gibi hata ve tezatlardan da kurtulamamıştır..
8- Üstad, “Hz. Mehdi’nin ‘Materyalizm, Ateizm ve Darwinizm, Kominizm, Kapitalizm’ gibi temeli Allah’ı inkar etme üzerine kurulmuş olan dinsiz akımları ‘tam anlamıyla’ etkisiz hale getirerek insanların imanını kurtaracağını” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9), (Emirdağ Lahikası, s. 259) söylemiştir; ancak bu dinsiz akımların ortadan kalkması Bediüzzaman hayattayken “tam anlamıyla” başarılamamıştır.
9- “Hz. Mehdi’nin, “Peygamberimiz (S.A.V)’in halifesi ve tüm Müslümanların fikri ve fiili lideri” ünvanını taşıyarak İslam ahlâkının esaslarını yeniden canlandıracağını” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9), açıklamıştır; ancak kendisi tüm inananların halifesi (dini ve dünyevi lideri) vasfını taşımamıştır.
10- “Hz. Mehdi’nin tüm dünyaya barış, adalet ve hakkaniyet sağlayacağını ve İslam âlemi üzerindeki zulmü kaldıracağını” (Emirdağ Lahikası, s. 259), (Mektubat, s. 411-412), (Mektubat, s. 440), (Şualar, s. 456) bildirmiş; ancak bu durum Bediüzzaman hayattayken oluşmamıştır.
11- “Hz. Mehdi’nin ‘Müceddid-i Ekber’ yani ‘en büyük müceddid’ vasfını taşıyacağını” (Tılsımlar Mecmuası, s. 168) bildirmiştir; ancak Bediüzzaman bu ünvana sahip olmamış, Kur’an ve Sünnet kaynaklı ve asrımızın ihtiyaçlarını karşılayıcı, ilmi ve İslami bir düzen taslağı ortaya koymamıştır.
12- “Hz. Mehdi’nin tüm mezhepleri kaldıracağını ve “en büyük müçtehid” (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam âlimi ve önderi) olarak içtihad yapacağını (Tılsımlar Mecmuası, s. 168), (Mektubat, s. 411-412) belirtmiştir; ancak Bediüzzaman mezhepleri kaldırmamış, amelde Şafi mezhebine bağlı kalmıştır. (Emirdağ Lahikası, s. 38), (Büyük Tarihçe-i Hayat, s.202), (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 206) (Emirdağ Lahikası, s. 573)
13- “Hz. Mehdi’nin İslam Birliği’ni sağlayacağını” (Emirdağ Lahikası, s. 260) yazmıştır; ancak Bediüzzaman yaşadığı dönemde tüm dünya Müslümanlarını ortak bir çatı altında toplayarak İslam Birliği’ni kuramamıştır.
14- “Hz. Mehdi’nin, tüm İslam âlimlerinin, Peygamberimiz (S.A.V)’in soyundan gelen seyyidlerin ve tüm Müslümanların desteğini alacağını” (Emirdağ Lahikası, s. 260) açıklamıştır; ancak Bediüzzaman yaşadığı dönemde böyle geniş bir kesimin desteğini bulamamıştır.
15- “Hz. Mehdi’nin “üç büyük vazifesini” yerine getirirken çok büyük bir maddi güç ve hâkimiyet sahibi olacağını” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9 – ve orduyu arkasına alacağını) defalarca vurgulamış; ancak Bediüzzaman böyle büyük bir maddi kuvvet ve hâkimiyete kavuşamamıştır.
16- “Hz. Mehdi’nin Hristiyanların samimi ve ruhani tabakasıyla irtibat ve ittifak yapacağını” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9) bildirmiştir; ancak Bediüzzaman’a böyle bir girişim nasip olmamıştır.
17- “Hz. Mehdi’nin Hz. İsa’yla birlikte namaz kılacaklarını” (Şualar, s. 493) belirtmiştir; ancak Bediüzzaman yaşadığı süre içerisinde Hz. İsa’yla birlikte olmamış ve beraber namaz kılmamıştır.
18- “Hz. Mehdi’nin Kur’an ahkâmını ve İslam ahlâkını tüm dünyaya yerleştireceğini ve bütün insanları doğru yola sevk edeceğini” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9) (Mektubat, s. 473) söylemiştir; ancak Kur’an ahkâmının ve İslam ahlâkının dünya hâkimiyetine Bediüzzaman hayattayken ulaşılamamıştır.
19- “Hz. Mehdi’nin, Hz. İsa ile birlikte Süfyaniyet ve Deccaliyet’in fikir sistemini ve zulüm düzenini etkisiz hale getireceklerini” açıklamıştır; ancak Bediüzzaman Hz. İsa ile bir araya gelip buluşmamış, Siyonist ve emperyalist zalimlerin bâtıl düşünceleri ve barbar düzenleri yıkılıp ortadan kaldırılamamıştır.
Bediüzzaman’ın sözleri açıktır; tüm bunların “bâtıni tefsir” adı altında farklı şekillerde yorumlanması gerektiği mantığı, Bediüzzaman’ın beyanlarına aykırıdır.
Bir kimsenin Hz. Mehdi olabileceğinden bahsedebilmek için Bediüzzaman’ın yukarıda sayılan sözlerindeki tüm özelliklerin “tek bir şahıs” üzerinde görülmesi lazımdır. Evet Bediüzzaman hayatını iman esaslarının ve İslam ahlâkının tebliğine adamış, bu doğrultuda çok büyük ve şerefli bir mücadele başlatmış ve bu uğurda nice saldırı ve sıkıntılara katlanmış büyük bir zattır. Ancak Hz. Mehdi’nin haber verilen özelliklerine sahip olmamış, dünya çapındaki büyük inkılap ve iktidara ulaşamamıştır. Maalesef bu gerçek, zaman zaman çeşitli şekillerde te’vil edilmeye çalışılmakta; Bediüzzaman’ın sözlerine gerçek anlamlarının dışında birtakım yorumlar eklenerek farklı düşünceler gündeme taşınmaktadır. Hatta bu yanlış bakış açısı o dereceye varmaktadır ki, Bediüzzaman’a büyük bir sevgi ve saygı duyan kimseler dahi, onun söylediklerinin anlaşılabilmesi için “risalelerdeki ifadelerin yeterli olmayacağını” ortaya atmaktadır. Onun sözlerini, yalnızca özel sırlara vakıf, özel tefsir gücü olan, özel yeteneklere ve hislere sahip bazı özel kişilerin “bâtıni tefsir” yaparak anlayabileceği savunulmaktadır. Oysa bu gibi iddialar, böylesine değerli bir müceddidin kaleme aldığı risalelerin tümünü şüpheli hale getirecek son derece tehlikeli safsatalardır.
“Bediüzzaman Hz.leri böyle bir tefsir anlayışına gidilecek olunursa, bunun nasıl suiistimale açık hale geleceğini ve bu yolla risalelerde anlatılan hakikatlerin nasıl aslından uzaklaşıp değişeceğini” şöyle hatırlatmıştır:
“Nur’un metni, izaha ihtiyacı olsa, ya satırın üstünde, ya kenarda hâşiyecikler (açıklamalar) yazılsa daha münasiptir (uygundur). Çünkü metin içine girse, teksir edilen nüshalar ayrı ayrı olur, tashih (düzeltme) lazım gelir. Hem su-İ İstİ’male kapI açIlIr, muarIzlar (bu durumdan) istifade (ve istismar) ederler. Hem herkes senin gibi muhakkik (hakikati araştırıp inceleyip bulan) müdakkik (inceden inceye tetkik eden, en ufak gizli şeyleri bile görmeye çalışan) olmaz, yanlIŞ mana verİr, bİr kelİme İlave eder, ehemmİyetlİ bİr hakİkatI kaybetmeye sebeb olur. Ben tashihatımda (düzeltmelerimde) böyle zararlı ilaveleri çok gördüm…” (Emirdağ Lâhikası Elyazma, s. 661)
Yaşadığı yüzyılın müceddidi olan ve siyaset dairesinde çıkacak Zat’a hazırlık yaptığını defalarca vurgulayan böyle mübarek bir şahsın, tüm dünya Müslümanlarını yakından ilgilendiren Mehdiyet konusundaki önemli açıklamalarının da bâtıni tefsir adı altında yanlış yorumlanması son derece sakıncalıdır. Böyle bir bakış açısı, Risalelerin orijinal halinden uzaklaşmasına ve Müslümanların yanlış yollara kaydırılmasına neden olacaktır.
[1] Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=i-qtEQbQ_DU Konu: A Politik Şevki Yılmaz Söyleşisi Kanal A 24.02.2016 tarihli yayın. 1 saat 48 dakikalık konuşmanın 26:11 ile 32:08 dakikaları arasındaki beyanları.

Ne mutlu
Bitecek bir gün bu zillet, gelecek kutlu zafer elbet, bekler sadıklar müjdeli bir haber, O haber geldimi ne deccali kalır ne süfyan-ı , Hak geldimi zaten batıl yok olur gider, kurulur Adil Düzen biter zulum ve zillet dünya huzur ve refah dolar. Ne mutlu bu kutlu hedef için çabalayan sadıklara
yenilikçilik
Bu dünyada insanlığa verecek bir faydası kalmayanlar, bu durumlarının farkında oldukları için mazeret bulmaları ve yaptıkları gereksiz işlere bir kılıf uydurmak zorundadırlar. Bu yüzden de geçmişe takılıp kalırlar, geçmişten kendilerine düşman üretirler ki konuşacak bir şeyler bulsunlar. Bu tipleri yönlendirenlerin bir özelliği de aslında başımıza rahmet olarak gönderilen liderleri çok iyi tanımaları, fakat hasetlerinden dolayı gönderilen liderin yanında yer almamaktadırlar. Kur’an’da kitap ehlinin Peygamberimizi (sav) öz oğullarından daha iyi tanıdıklarını bildiriliyor, fakat buna rağmen iman etmiyorlar. Ayrıca yenilikçi olmadıkları için yeni nesillere yeni dönemlere sağlayacakları bir fayda da yoktur. Erbakan Hocamız gibi yüzyıllar ve hatta binyıllar içerisinde bir çıkacak yenilikçi bir lider geldiği zaman, O’nun hedeflerine bu tiplerin hayalleri yetmez, çünkü ufukları kapalıdır, yenilikçi değillerdir. Bu sebeple Kur’an’da aveneleriyle birlikte İslam’ın emirlerine zıt ne kadar iş varsa bunları yapan ve yaygınlaştıranlara hikmet uydururlar. Yanlış tarafta yer alırlar.
Halbuki Rabbimiz Kur’an’da “O her an yaratma halindedir” buyurmuyor mu?….Bu durum her an yenilik demek değil mi? İşte Rabbimizin bize rahmet olarak gönderdiği liderlerin en önemli özelliği de yenilikçi olmaları, yüzyıllar, bin yıllar ötesine uzanan ufka sahip olmalarıdır.
YALANCININ MUMU
Yalancının mumu yatsı ya kadar yanarmış.
Akşam geçeli çok oldu. Müezzinin eli kulağında yatsı okunmak üzere.
Süfyan ve tebası ne türden iftira ve yalanlarla insanlığı kandırmaya çalışsalar da sonları geldi, tutunacak dalları kalmadı, vesselam…
OYUN BİTTİ!..
Bir dediğini asla,öbür dediği tutmaz ki
Buna rağmen doğru adam,sayar ayar Kaçıklar
Mal makamı hırsı için,hiç bir kutsal saymaz ki
Mümin muttaki kılıfı,takar çakma alimler!..
Oysa siyon sisteminde,o sadece figüran
Kutsal Dava içinde,iblis namına iş tutan
Kullanılıp atılacak,Mehdi Resul kin tutan
Kaypakları kahraman,sunar sinsi şebekler!..
Devlet millet borca battı,hiç görülmemiş soygun
Öne gidenler ardından,atlar halkım bir koyun
Hangi piyon oynarsanız,oynayın bitti oyun
Deccal-Süfyan defterini,dürer ‘Kamil Bilge’ler!..
Mazlumları Güldür Allah’ım
Fenalıklar kapısı, yıkılsın zalim sistem
Kör olsun şaşı gözü, çekilsin önümüzden
Yesinler birbirini doysunlar iğrençlikten
Süfyanın ve deccalın başını ez Allah’ım!
Kurdur Adil Düzen’i, güldür yüzler Allah’ım!
İşi gücü yalandır ve zalime ortaklık
Utanmaymış.. Nerede.. Terse çevir Allah’ım!
Hanları hamamları kapladı memleketi
Karuna ibret olsun, Hak yiyenler Allah’ım!
Kurdur Adil Düzen’i, güldür yüzler Allah’ım!
Hey hat sineler kör beyinler kira, sözde dindar kahramanlar,
1:1
Euzübillahi-mineşŞeytanir-Racim Yüce Rabbimizin rahmet ve inayetinden kovulmuş, şerrin ve şekavetin rehberi olmuş Şeytanın vesvesesinden, Onun Kur’an’ı okuma ve anlama konusunda bizi gaflete ve tembelliğe sürüklemesinden ve Allah’ın kelâmına itiraz ve isyan etme düşüncesinden, Allah’ın hıfzu himayesine sığınırım. (Bak: Nahl: 98) Bismillah’ir-Rahman’ir-Rahim (Dünyada, yarattığı her varlığını ve tüm kullarını esirgeyip koruyan, isyan ve kusurlarına bakmayıp yine ihtiyaçlarını karşılayan ve düzelmesi için mühlet sunan) “RAHMAN” (olan); ve (ahirette sadece iman ve itaat ehlini bağışlayıp, sonsuz rahmet ve nimetlerine kavuşturacak;) “RAHiM” (olan)** ALLAH’ın adıyla… •Bu işe, ibadet ve imtihan niyetiyle başlamaktayım. •O’nun emir ve hükümleri doğrultusunda bu işi yapıp tamamlayacağım, asla harama ve hilekârlığa sapmayacağım. •Bu işte sadece Allah’ın rızasını, kullarının hatırını ve insanların rahatını ve menfaatini amaçlayacağım. •Bu işi ancak Allah’ın inayetiyle başaracağıma inanmaktayım.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… [Not: Rahman, sonsuz şefkat ve inayeti; Rahim ise sınırsız merhamet ve mağfireti anlatır.]**
1:2
Her türlü hamd, şükür ve övgü, (canlı ve cansız bütün varlıkları ve özellikle insanı; atom altı enerji zerreciklerinden moleküllere, protein hücrelerinden, sinir, sindirim, dolaşım ve boşaltım gibi yüzlerce sistemlere kadar: Her saniye milyarlarca harika bileşim ve iletişim halinde yaratan… Şehirler büyüklüğündeki en gelişmiş bilgisayarların bile bunların milyonda birini başaramayacağı şartları oluşturup, her şeyin ve herkesin bütün ihtiyaçlarını karşılayan, bizim ve) âlemlerin Rabbi olan Allah’adır (minnet ve hizmet O’na yakışır, ve O’na layıktır).
1:3
(Ki) O dünyada her şeye ve herkese acıyıp kollayan RAHMAN’dır, ahirette mü’min ve müstakim kullarını bağışlayıp sonsuz rahmetine kavuşturacak RAHİM (olan Allah’tır).
1:4
(O) Din gününün (ahirette kesin hesap, ceza ve ödülün karara bağlanacağı büyük mahkemenin) tek ve gerçek Maliki (Hâkimi ve Sahib-i mutlakıdır).
1:5
(Bu nedenlerle Ey Rabbimiz!) Biz (bütün mü’minler) ancak ve yalnız Sana ibadet eder (Senin buyruklarını uygular ve Yüce rızanı ararız) ve (her konuda) sadece Senden yardım diler (ve Senin avn-ü inâyetine sığınırız).
1:6
(Ne olur) Bizi Sırât-ı Mustakîme (dosdoğru Din çerçevesine ve istikamet çizgisine) hidayet buyurup (Hakka ve hayra ulaştır).
1:7
(Daha önce) Kendilerine nimet verdiğin (hidayet ve hakikate erdirdiğin) kimselerin (Nebilerin, Sıddıkların, Şehitlerin ve Salihlerin) doğrultusuna (bizi yönlendirip yollandır; ama ne olur Yarabbi, Yahudilerin azgın Siyonist kesimleri ve işbirlikçileri gibi bütün) ğadabına uğrayanların ve (Hristiyanların emperyalist kesimleri, müşrik takipçileri ve Batı ahlâksızlığının taklitçileri gibi her türlü Hakk’tan) sapıtanların yoluna (kaymamıza fırsat tanıma! Bizleri bütün bâtıl yollardan) gayrı (ve ayrı olan İslam’da sabit kıl). Amin!
Refah partisi döneminde Mehdinin askeri 313 kişi olacak diye duyduğumda deşmiştim allahım hakkı haykıran bunca hatip dava erleri varken biz mehdiye asker olamayız düşüncesine sahiptim,ama ne yazık ki nice sadık hatip diye bildiklerimiz hocamıza davamıza öyle ihanetler ettiler vede etmeye devam ediyorlar ,bu ihanetlerin sebebi sadece dünyalık heves ve hesaplar. Milli çözüm ayarınızı ortaya koyuyor ,hemde ispatıyla gorenedir görene, nasipsizse kör gözüne,
Hakikat akıl ve mantıkla çelişmez…
Şimdiye kadar birçok kaynakta Mehdi, Deccal, Süfyan vd. ahir zaman karakterlerini araştırmış biri olarak şu hususu çok net olarak söyleyebilirim ki ahir zaman ayetlerini ve mütevatir ve müteşabih olan ahir zaman hadisi şeriflerini bu kadar tutarlı tefsir ve te’vil eden Mili Çözüm haricinde başka bir kaynak görmedim.
Nur cemaatinin önde gelen tanışlara bile yukarıda süfyan için zikredilen ifadeleri kendi gözleriyle okutmama rağmen, sığ bir saplantıyla tek gözü gaza sırasında yara aldı diye süfyan Atatürk’tür deyip durmaktalar.
Birgün Bitlis’te yaşayan nur talebesi bir genci, bulanan aklını temizlemesi için bazı izahlara ihtiyacı olduğunu sezerek, şimdi ben söylersem inanmaz ancak kendi cemaatinden vicdanlı birileri gerçekleri anlatırsa ikna olacaktır ümidiyle, Bitlis’te Bediüzzaman’ın o zaman yaşayan talebelerinden ismini hatırlayamadığım zata yönlendirerek, kendisine Atatürk ve Fetullah Gülen kimdir diye sormasını istemiştim. O vicdanlı zatın sözleri aynen şu şekilde bana ulalmıştı: “evlat, ben Bediüzzaman’ın yazıcılarından idim, hatta Atatürk ile ilgili hususları yazan kişi benim. Üstad kesinlikle kendisine kötü söz etmemiş aksine hep dua etmiştir. Şimdi Atatürk’ü kimler süfyan diye ilan eden gerçek süfyanlar kendilerini mehdi ilan etme peşindedir.Atatürk ile ilgili Risalei Nur’da yazılanların çoğu yeni basılan risalelerde (sadeleştirilirken) tahrif edilmiştir.”
Herşey gün gibi ortadadır. Süfyan insanları din ile kandıracak yani asıl nefislerinin istediği dünyalık makam, güç ve imkan ile onları din kılıfı altında kandıracak ve sahte altınçağ yaşatacak şeklindeki işaretleri bugün üzerinde taşıyanlar malesef devletin en tepesindedir. Ancak bu hadislerin birde süfyanın sonunu anlatan kısımları vardırki tüm sadıkların beklediği de işte o andır.
AKP’yi işbaşında tutmak Siyonizm’in 20. Haçlı seferini hedefine ulaştırmak için ana vazifesidir.
Sayısız palavraya, gafa, u dönüşüne, başarısızlığa rağmen iktidarda kalmalarının sırrı Aziz Erbakan Hocamız tarafından yıllar öncesinden ifşa edilmiş.
Sayısız başarısızlıklara imza atan hükümetin, dış politikası da sıfır. Tüm kardeş ülkeleri işgal edilirken AKP hükümeti ise bu işgallere çanak tutmuştur. Ve sonunda sınırımıza kadar gelen tehlikeleri masa başında def etme ihtimali varken AKP hükümetinin her seferinde masada kaybederek Kahraman Türk Ordusunu cepheye sürmesi ve duruma istikrarla devam etmesi Siyonizm’in, Haçlı Batının işine gelmez mi? Cephede savaş kazanan ve anlının akıyla çıkan Ordumuzu her seferinde tehlikeye atmak ihanet değilse tam bir beceriksizliğin göstergesidir.
SAHTEKÂR SÜFYAN, YAPMAYACAĞINI SÖYLER, SÖYLEDİKLERİNİ YAPMAZ!
Sahtekâr Süfyan, İslam’a hasımdır ve Müslümanlara haindir!
Sahtekâr Süfyan, kahramanlık gösterileri, başarılı girişimleri, kolaycı ve çıkarcı projeler ile Müslümanları aldatmaya çalışır!
Sahtekâr Süfyan, münafıktır!
Sahtekâr Süfyan, menfaatçidir!
Sahtekâr Süfyan, yeminler ederek dine ve davaya sadık ve samimi olduğunu belirtir!
Sahtekâr Süfyan, gizli ve tehlikeli azılı bir düşmandır!
Sahtekâr Süfyan, Hakk davaya döneklik ederek sırtını çevirip gider!
Sahtekâr Süfyan, nifak ehlinin başına geçip iktidar geçtiği zaman;
İslâm’ın temel esaslarının tahribine çalışır!
Ülkemizde ve yeryüzünde barış kılıflı bozgunculuk yapar, ekini ve nesli helak etmeye çaba gösterir!
Sahtekâr Süfyan’a bu hıyanet ve tahribatlarından vazgeç dendiğinde; büyüklük gururu ve sapkınlık durumu onu daha da kuşatıp günaha sürükler!
(Bakınız: Bakara Süresi 204, 205, 206. Ayetleri)
Yalancı ve Yalaka Dalkavuklar ise; Sahtekâr Süfyan’ın peşinden giderek onun yaptığı bütün hile ve hıyanetlerine mazeret üretirler!
Dindarlık numaraları ile dinsizliği teşvik edip, Milletimizin bağlı olduğu İslâmiyet esaslarını yıkmaya ve ebedî saadetlerini mahvetmeye çalışan Sahtekâr Süfyan’ın yaptığı bu alçak tahribat ve yıkımları alkışlayan yalancı ve yalaka dalkavuklara yazıklar olsun!
Milli Çözüm; Sahtekâr Süfyan ve avenesi yalancı ve yalaka dalkavukların bütün foyalarını ortaya dökmekte, fikir sistemlerini ve zulüm düzenlerini etkisiz hale getirmektedir!
Yalan-İman-Yönetici-Tebaa İlişkisi
Yöneticinin söylemlerine değil, eylemlerine bakılır. “Yalanla iman bir arada olmaz” Müslüman yalan söylemez. Namazda Allah’a söz verip selam verince aksini yapmaz. Müslüman bir yönetici ekonomik programını faize dayalı yürütmez, faizli yönetimde ısrar etmez. Devletin malını israf etmez. Yönettiği halkın ahlakını bozacak kanunların çıkmasına öncülük etmez. Batıl medeniyetlerin ahlakı yozlaştıran uluslararası anlaşmalarına taraf olamaz. Halkı aldatmak için sürekli yalanlar uydurmaz. Haksız kazançla, hele ki devlet malıyla zenginleşemez. Bunu yapan savaşta ölse murdar gider. Rüşvet düzenini yaygınlaştırmaz, yasaklanması için emir verir. Halkı kin ve nefret söylemleriyle kutuplaştırmaz, tam tersine halk arasında kardeşlik ve sevgi bağlarını güçlendirir. Kendi konumunun siyasi ve ekonomik olarak güçlenmesi için devlet malını ve makamlarını akraba ve yakınlarına peşkeş çekmez. İslam’a düşmanlık yapan devlet başkanlarıyla dost ve müttefik olmaz, onların gölgesinde yaşayamaz. Yakın çevresi sürekli zengin olurken, fahiş vergiyle halkı fakirleştirerek zulmetmez. Bunları yapıyorsa yapana müslüman yönetici denmez. Bu gibi yöneticilere destek çıkanların da ayarı aynı olduğundan “nasıllarsa öyle yönetilirler.!”
Zuhruf 54
(Firavun) Böylece kendi kavmini küçümseyip hafife aldı (onları basit ve haysiyetsiz ayak takımı kimseler saydı). Buna rağmen, yine onlar kendisine (hürmet ve) itaatini (artırdı). Gerçekten onlar fasık (duyarsız, davasız ve bayağı insanlardan oluşan) bir kavim olmuşlardı. (Çünkü Firavun kendilerini hakir gördükçe, ona daha çok yanaşmışlardı.)
Ra’d 11
(İnsanın) Onun önünden ve arkasından (devamlı) izleyenleri, takipçileri vardır. Onu Allah’ın emriyle gözetip korumaktadır. Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirip bozmayacaktır. Allah da bir kavme (İslam’dan ve insanlıktan uzaklaştıkları için ceza olarak bela ve musibetler gönderip çeşitli) sıkıntı ve kötülükler diledi mi, artık onu önleyecek ve geri çevirecek (bir güç) de (yoktur,) bulunmayacaktır. Onların Allah’tan başka velileri (ve sahipleri de yoktur) çıkmayacaktır.
AH ŞU DÖNEMİN MÜSLÜMANLARI
İslam şekil dini değil, şuur dinidir, derdi Cennet Mekân Merhum Erbakan Hocamız. Ozaman şimdiki müslümanım diye yangında kül bırakmayan süslümanlar cevap versin bakalım;
1- Gerçek manada Mümin olmanın şuurundamıyız, yoksa yaşadığı gibi inananların arasındamıyız?
2- Olaylara, yaşananlara ve dünyadaki gelişmelere karşı şuurlu bir bakış açısıylamı yaklaşıyoruz, yoksa kuru kalabalıkların ve güç odaklarının yaklaşımıyla mı safımızı ortaya koyuyoruz?
3- Gündüz mücahit, gece abidmiyiz, yoksa gündüzü ve gecesi birbirine denk gelenlerdenmiyiz?
4- Zengine, mal mülk, makam, şan ve şöhret sahiplerine mi daha yakınız, yoksa garibanın, gerçek ilim ehli alim zatların, dava kardeşlerimizin ve mazlumların mı yanında yer almaya gayret gösteriyoruz?
5- Yediğimiz, içtiğimiz, giyindiğimiz, aldığımız zaruri veya keyfi ihtiyaçları kimseye yansıtmadan ve reklam yapmadan gizlimi karşılayıp yapıyoruz, yoksa sosyal medyada, sanal alemde ve her türlü teknoloji ortamımda paylaşarak egomuzu tatmin etmeye mi yöneliyoruz?
6- Akraba, yakın eş dost, arkadaş ve aynı yolda yürüdüğümüz gönül insanları ve dava kardeşlerimizi, sık sık ziyaret edip, telefonla arayıp varsa dertleri ve sıkıntıları onlarla hemhal olup hal hatır sorup gönüllerini alıyormuyuz, Yoksa yalnızca işimiz düştüğünde ve menfaatimiz icabımı arıyoruz?
7- Hak davada eş dost pazarda görsün diyemi bulunuyoruz, yoksa tüm insanlık zulüm sisteminin ve Şeytan siyonizmin pençesinden kurtulsun, Adil bir Düzenle Yeni bir dünya kurulsun diye mi bulunup mücadele ediyoruz?
HAYDİ SİZİ GÖRELİM
Gelin gücünüz yetiyorsa bu sefer Milli Çözüm’ü haklı çıkarmayın.
Yaptığınız ve açıkladığınız yanlışlarınızı terk edin.
AB Sevdasından ve uyum yasalarından vazgeçin.
Hey sözüm ona Prof, Hoca, Şeyh, bürokrat takımı; ilmi ve islami delillerinizle bu gömlek bizim değil deyin! Reddiye yazın. Bu dilekçenizi vasiyetle kabrinize taşıyın.
“Erbakan yanlış yapmıştı ya…” Siz doğrularınızı açıklayın. Hem onlarca siteniz ve Tv kanalınız daha neleriniz varken…
Ey Risale i Nur yazanlar! Sizler de bu hakikatleri kaynağından okuyup anlatıyorsunuz.
Konunun siyasi ve dini kanat hakikatini bilirken, dini kanadını kim oluşturuyor. Yorumlarnızı bekliyoruz.
Ayarı bozuklar…
Kendilerine kitap verdiklerimiz, O’nu ( Kur’an-ı ve Resullullah’ı) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıyıp bilirlerdi. ( Hz. Peygamberin özelliklerini ve güzelliklerini kitaplarında okurlardı ve gelişini beklerlerdi.) Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile gerçekleri gizlerlerdi. (Bakara 146)
Hz. Peygamber Efendimize kitap ehlinin, müşriklerin ve yakınlarının yaptıklarının, her asırda, bir benzerini, O’nun yolunda ve davasını devam ettirmekte olanların karşılaştıkları bir gerçektir.
Makalede açıkca özellikleri yazılan, Hz Mehdi (AS)mı. Bir takım ilim erbabı, cemaat ve tarikatların, bildiği ve işine gelmediği için, O’na düşmanca tavırlar takındıkları ve karşı çıktıkları anlaşılmaktadır.
Ama; İslamı yozlaştıran, ABD ve AB gibi güçlerin güdümüne giren yöneticileri ilahlaştıran ve her türlü ihanetine hikmet uydurmaya çalışan şarlatan ve yalaka İslamcı yazar ve cemaatlar, bu ihanetlerinin cezalarını hem dünyada, hemde ahirette çekeceklerini unutmasınlar.
Aziz Erbakan Hocamız’a ( islam davasına) ihanet eden ve kahramanlık edalarıyla akıl veren, şarlatanlar!.. Şimdi R.T. Erdoğan’ın ve hükümetinin ihanet ve yolsuzluklarına sesiz kalmaları kendilerinin ayarını ortaya koymaktadır.
Firavun ve Sihirbazlar.
İnsan ömrü gelip geçiyor, amma Allah insana bir çok şeye de şahid lik etme görme imkanı veriyor Elhamdülillah. Bu son zamanın iktidarına yaranmak adına, dünya malına tamah arzularını yıllarca saklamalarına, makam ve ben hırslarını tatmin etme imkanına ne kadar aşık, ne kadar siyonizme ve şeytana uşak imişler bunu da bir vesile ile gördük çok şükür. Göya Rizelilere laf anlatamayan Şevki bey Rizelilere, İzmit’te Mehmet Ali Paşa da dışının sıvası bile olmayan bir evde otururken şimdi binlerce dönüm araziyi ve bunca malı ve serveti nasıl anlatacak acaba. İslamı ve müslümanlığı sadece Rize den ibaret görmek ise daha sakat ve zeka özrünün iman eksikliğinin ifadesi idi. Erbakan hocam bu millet büyülenmiş derdi, anlamak zor geldi bu millete ama bu gün, her halde Ülkenin geldiği hale gören biraz aklı olan her halde anlamıştır Süfyan’ın kim olduğunu, ama bu milletin böyle olması için gerekli bütün tedbirler alınmış ve millet büyülenmişti. Firavun Hz. Musa nın karşısına çağırdığı sihirbazlar, Derken (Ülkenin her tarafından toplanıp gelen seçkin) Sihirbazlar Firavun’a gelip derlerki: Eğer biz galip olursak, her halde bize bir karşılık( armağan) var, değilmi ?'(‘A’raf suresi.113 Ayet). Hoş bir çoğu Hz. Musa nın karşısında Allah’ın emri ve lütfu ile yenilince birçoğu Firavuna rağmen Allah’a iman ettiler. Süfyan bu yüz yılda etrafına topladığı bir çok (zalim) alimler eliyle, TV kanalları ile, delik olan eliyle dağıttığı rant ile, Şevki Yılmaz gibi niceleri ile bu milleti büyülediler. Uyanış canlar yanmaya, maddi ve manevi kayıplar artmaya başlayınca değil, İnsanlığa anlatılmayan, öğrenilmesin diye uğraşılan, Bu iktidarı da Hocanı devamı diye yutturanların oyun ve entrikaları bozulunca, yeni bir Dünya Adil Düzen kurulunca anlaşılacak uyanılacak. Ne kötü bir huy ne kötü bir analayış ne büyük bir istismar ve münafıklık ve riyakarlık, Abdülhamid Cennet mekan üzerinden istismar ederek Osmanlıcılık yapmak. Ne büyük riyakarlık Kemalizim adı altında Atatürk’ü istismar etmek, ne büyük bir Cinnet Erbakan’ın devamıyız diyerek istismar ederek, münafıklık ederek, açıkça düşmanlık ederek bu Ümmeti, bu Milleti bu hale düşürmek. Dünyada üç günlük hayat için siyasi, ahlaki, İman-i ötenazi yapabilirsiniz. Ya bu Ümmetin hali, ya bu milletin hali, size sorulmadan her halde Cennete gire bileceğinizi zannediyorsunuz. Allah imhal eder ama İhmal etmem diyor. Bekleyip görelim Mevlam neyler neylerse güzel eyler.
O ‘ NU İŞARET EDİYOR!
Bediüzzaman yetişemedi bu kutlu zafere!
Tesbitleri doğruydu ve O sahsı söylüyordu!
Biliyoruz ve anlıyoruz ki Ya Rab !
Bu kutlu değişim hep O ‘nunla olacaktı !
Yalancı ve palavracılar haddini bilecekler!
Güneş doğuyor ,yarasalar mecburen kaçacaklar!
Kurban olduğum Rabbim !bizlere nasip et neolur!
Bu kutlu Fetih ancak O’na nasip olurdu !
Kelimeler ve cümleler kifayetsiz kalırken!
Zulümün azdığı zamanda,Hakkı tutup kaldırdınız!
Size düşmanlarınız bile Hoca diye hitap ederdi !
Çün Hoca kelimesi en çok size yakışmıştır !
Rabbim şeytanın ve nefsimizin vesvesinden koru bizi!
Bu kadar müjde varken , haramlardan koru bizi!
Şu yalan dünyanın geçici helvası çok boşken !
Bizleri ve Ümmeti Feth-i Mübine ulaştır …
AMİN AMIN MİN
İnsanları
Bu asırda, ” Dindarlık” ve sözde “Kahramanlık” görüntüsü ve rolüyle insanları kandırmak, uyutmak ve arkasından adım adım sonu hüsran olan bir yola çekip sürüklemek, müslüman görünümlü islam “Süfyan”ı ve onun tüm şeytanlıklarına kılıf uyduran soysuzların işidir. Ve bunlar rollerini çok iyi oynamakta, medya yoluyla ve algı operasyonuyla milleti uyutmayı başarabiliyorlar. Toplumda maalesef kalabalık psikolojisi ile bunlara dört kolla sarılıyor. Araştırmayan, okumayan ve olayları çòzümlemekten uzak bir toplumu istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz. Dünya siyonizminin tamda istediği böylesi şeytani bir yapı olsada, sonunda şeytaniler kendi kazdıkları kuyularda boğulacak ve Rahmaniler kazanacakt, tüm insanlık huzura kavuşacaktır.
Kuran’a Göre İnananların Sinsi Düşmanları Münafıklar
Düşmanlık, Arapça “ADÜVV” kelimesi ve türevlerinden:
● Bir kişiyi veya ekibi geçip geride bırakmak ve onlara üstünlük sağlamak için kötü niyetle koşup çabalamak.
● Birisine zarar ulaştırmak veya hayrına-başarısına engel olmak üzere saldırmak veya tuzak hazırlamak.
● Böbürlenip kibirlenip haddini aşmak, itaatten çıkıp isyana kalkışmak.
● Nimet ve inayet gördüğü birisini, hile ve hıyanetle aşıp büyüklük taslamaya ve nankörlük yapmaya çalışmak.
● Hasımlık ve haset damarıyla hakaret ve haksızlık planlamak, zulme ve tecavüze başlamak anlamlarına gelir.
Düşmanlık, genel olarak;
1- Maddi ve dünyevi düşmanlık: Birilerinin yurduna, bağımsızlığına, canına, namusuna, huzur ve onuruna ve diğer insan haklarına yönelik, gizli ve açık saldırı ve sınırlamalar bu türdendir.
2- Manevi ve uhrevi düşmanlık: Kişilerin veya kesimlerin dinine, ahlaki değerlerine, milli ve manevi dinamiklerine, imani ve uhrevi geleceklerine yönelik tahribat ve tecavüzler ise bu sınıfa dâhildir.
Yani; insanları Rabbini tanıyıp tabi olmaktan, Kur’an’ı anlayıp uygulamaktan, hayırlı ve yararlı hizmet ve ibadetlerle uğraşmaktan ve Fisebilillah=Allah yolunda, hak hâkim olsun diye bütün gücüyle çalışıp çabalamaktan (yani CİHAD’dan):
a) Geri koymaya çalışan,
b) Bunları yaptığı için başına bela açan,
c) İnsanı çeşitli haksızlık ve ahlaksızlıklara bulaştıran her şey ve herkes, bir nevi DÜŞMAN yerindedir.
Hz. İbrahim (A.S) dilinden:
“İşte bunlar (Beni Allah’a kulluktan ve hayır-hizmet yolunda ahiret yurduna çalışmaktan geri koyanlar) gerçekten benim düşmanımdır; sadece Âlemlerin Rabbi hariç (ki O her zaman gerekli olan yegâne DOST ve sahip makamındadır)” (Şuara: 77) ayeti de bu gerçeği ifade etmektedir…
Dünya hayatı bir imtihan ortamı ve sonsuz saadeti kazanma fırsatı olduğu için; insanın eğitilmesi, denenip elenmesi, iyilerin seçilip kötülerin dökülmesi gayesiyle, çeşitli düşmanların insana musallat edilmesi Allah’ın adaleti ve imtihanın hikmeti gereğidir.
“İnsanlar (sadece ağızda kalan bir sözle) “Biz iman ettik” diyerek, sınanıp denenmeden (bir fitne ve imtihana çekilmeden, gerekli ve yeterli puana erişmeden) bırakılıp kurtulacaklarını mı zannetmektedir?
Yemin olsun (Biz) onlardan önceki (kavimleri) de (çeşitli) imtihan ve ibtilalardan geçirdik. (Böylece) Allah, kesinlikle (dininde ve davasında) sadıkları da bilmekte ve gerçekten yalancı sahtekârları da bilip (belirlemektedir).
Yoksa (her türlü) kötülük (ve nankörlükleri) yapıp duranlar (ama görünüşte mümin ve muttaki rolü oynayanlar) Bizi (aldatıp) atlatacaklarını mı sanıvermektedir? Ne kötü hükümler (yürütülmekte ve ne köksüz kanaatler güdülmekte)dir” (Ankebut: 2-4) ayetleri bu durumu açıkça bildirmektedir.
“İşte böyle; Biz, her peygambere suçlu-günahkârlardan (cinni ve insani şeytanlardan) bir düşman kılıp (ona musallat ettik). Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeterlidir” (Furkan: 31) ayeti, elçiler dâhil hiç kimsenin bu imtihanın dışında tutulmadığını göstermektedir.
Bir hadisi şerifinde, Hz. Peygamber Efendimiz: “Cenabı Hak her Nebisine mutlaka bir şeytan musallat etmiştir. Ama ben kendi şeytanımı Müslüman ettim” diye haber vermektedir. Şeytanların asla iman etmeyecekleri bilindiğine göre, herhalde Hz. Peygamberimizin şeytanı, zahiren Müslüman görünmek mecburiyetini hissetmiş, yani münafıklık ederek Müslüman görünmeyi tercih etmiş olabilir…
Zaten: “Bedeviler (her asırdaki cahil, gafil, taklitçi ve menfaatçi kesimler) dedi ki: “Biz iman ettik”. De ki “Hayır, siz iman etmediniz. Sadece İslam olduk, (Müslüman görünmek zorunda kaldık)” deyiniz. Çünkü henüz iman kalplerinize girmiş değildir” (Hucurat: 14) ayeti de bu duruma işarettir.
Bundan anlaşılıyor ki, her asırdaki Hak dava elçisinin yakın çevresine; zahiren mümin, muttaki ve mücahit rolü oynayan, insan suretli ama şeytan siretli münafık kimseler ve özellikle Yahudi dönmesi Sabataistler girebilmekte ve birbirlerini idare yoluna gidilebilmektedir.
“Ey iman edenler, Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları (İslam’la savaşanları) veliler (yöneticiler, dost ve müttefikler) edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar Haktan size geleni inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah’a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmış (zalim ve hain kimselerdir). Eğer siz, Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızama erişmek amacıyla (yola) çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hâlâ gizli sevgi besliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa (İslam ve insanlık düşmanlarına taraf çıkarsa) artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp sapmış (imandan ve Kur’an’dan uzaklaşmış) olur…” (Mümtehine: 1)
“Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli (en güvenilir sahip ve yol gösteren yönetici) olarak Allah yeterlidir, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir” (Nisa: 45) ayeti ise:
1- Dostunuzu ve düşmanınızı belirleyip ve önem sırasına koyarken, Kur’an’ın öğretilerini ölçü edinin,
2- Allah’ın bildirdiklerine güvenin ve gereğini yerine getirin,
3- Ayetlerin size “düşman” olarak tanıttıklarını, alevli ateşten ve zehirli haşereden daha tehlikeli görüp, devamlı diri ve tedbirli hareket etmedikçe felaket ve rezaletten kurtulamayacağınızı bilin, demektir.
“Onlara (zalim ve hain odaklara) karşı gücünüzün yettiği kadar (her türlü) kuvvet ve besili atlar (tanklar, uçaklar, filolar ve teknolojik silahlar) hazırlayın ki, bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız… Allah yolunda (Hak hâkim olsun ve Adil bir düzen kurulsun diye) her ne infak ederseniz, size ‘eksiksiz olarak ödenir’ ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal: 60)
Münafık Kesimler (Sinsi Düşmanlar)
“Onları (Münafıkları) gördüğün zaman cüsseli yapıları (ve gösterişli tavırları) beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler. (Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar. Asıl düşman onlardır, bu yüzden onlardan kaçınıp sakının. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” (Münafikun: 4)
“Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için (İslam ve insanlık adına) yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak” (En’am: 112) ayetleri münafık tipleri ve onları tanıyıp sakınmamız gerektiğini haber vermektedir.
“İbrahim ve onunla birlikte olanlardan sizin için güzel bir örnek vardır… Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: ‘Biz, sizlerden ve Allah’ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkâr ettik. (Her türlü şirkten, zalim ve kâfir güçlerin himayesine girmekten vazgeçip) Allah’a bir olarak iman edinceye kadar, sizinle aramızda ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.” (Mümtehine: 4) ayeti de, münafıkları düşman edinmeden dünyevi ve uhrevi selamete erişilmeyeceğini bildirmektedir.
“De ki: ‘Cibril’e kim düşman ise, (bilsin ki) gerçekten onu (Kitabı), Allah’ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve müminler için hidayet ve müjde verici olarak Senin kalbine indiren O’dur. Her kim Allah’a, meleklerine, elçilerine, Cibril’e ve Mikail’e düşman ise, artık şüphesiz Allah da kâfirlerin düşmanıdır” (Bakara: 97–98) ayeti de bize: “Siyasete öylesine karşı ve uzağım ki, hatta gökten Cebrail bile inip parti kursa yine de peşine gitmem” diyen kişiyi hatırlatmıştı. Biraz zihninizi yorarsanız ve Allah için gerçeği arıyorsanız; çevrenizde, ülkenizde hatta tüm yeryüzünde malum ve meşhur bu tür münafıkları hatırlamakta zorlanmayacaksınız. Bu münafık tipleri tanıyıp, oyunlarını bozmadıkça da beladan kurtulamayacaksınız?
Şimdi kurulduğu günden bugüne AKP ve icraatlarına baktığımızda;
– Avrupa Birliğine girmek ve gerekliklerini yerine getirmek için ;
-İslami ve insan-i tüm ahlaki değerleri yok sayarcasına Zinanın suç olmaktan çıkarılması ve İstanbul Sözleşmesinin imzalanması ile kadına şiddeti önlemek kılıfıyla Gay-Lezbiyenlik-Homoseksüellik’in önünün açılması
-Lanzarote Sözleşmesinin imzalanmasıyla Küçük yaştaki çocukların cinsel istismarı yasallaştırılması!
-Büyük Ortadoğu Projesine Eş başkanlık yapılarak tüm Ortadoğu’nun Siyonist emellere göre tekrar yeniden dizaynına yardımcı olunması
-Dış politikada önce milli bir tavırla Libya, Suriye ve Irak için toprak bütünlüğüne vurgu yapılıp dışardan yapılacak tüm müdahalelere karşı çıkılması ama ne hikmetse bir müddet sonra demokrasi-insan hakları kılıfıyla bu bölgelerin işgaline çanak tutulması
-İçerde Milli Ekonomi ve kalkınma planları yapılacağına geldikleri günden bugüne tüm kar eden etmeyen Kit’lerin ve fabrikaların arsa maliyetlerine satılıp özelleştirilmeleri; sanayi ve yatırıma kaynak ayrılacağına sürekli inşaat yol-köprülere devasa kaynaklar ayırıp kendi rantiyeci ekiplerini oluşturup beslemeleri; her yıl bütçeden 50 milyar dolar faiz ödemeleri ve özel sektörün borçlarıyla birlikte iç ve dış borçlanmanın 1 trilyon dolara yaklaşması-Öz kaynakların tam bir müsriflikle talan edilmesi
vb…sayacağımız bir çok madde ile her alanda
Erbakan Hocamızın sadece ismini istismar ederek diğer bütün kazanımlarını yok etmeye çalışan Milli Görüş kaçkını bu zihniyet aynen hadislerde de işaret buyrulduğu gibi gizli sinsi gerçek mahiyetlerinin ortaya çıkmaması için de insanları aldatacak ve uyutacak işler de yapacaklardır;
– Başörtüsüne serbestlik getirilmesi
– Ayasofya’nın ibadete açılması gibi….
Kur’anı Kerim’in Bakara Suresi’nde ilk beş ayet müminlerin ; sonrasında iki ayet kafirlerin ; devamında 13 ayetle münafıkların özeliklerini tarif edip anlatır…Yani Münafıklar Sinsi Düşman oldukları için özellikle üzerinde durulmuştur…
Bilinen meşhur hadiste Hz. Peygamber (sav) ” Münafıkın alameti üçtür ;
-Konuştuğunda (sürekli) yalan söylemesi
-Emanete hıyanet etmesi
-Vaatlerinden ve söz verince sözünden cayması
Allah aşkına 20 yıllık iktidar dönemlerini ilk gününden bugüne söylemlerini-vaat ettiklerini ve eylemlerini alt alta sıralayın bakalım sonuç ne çıkacaktır!..
Artık ” لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيٰى مَنْ حَيَّ عَنْ بَيِّنَةٍۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَسَم۪يعٌ عَل۪يمٌۙ”
“Böylece helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra (“bilmedim, ikaz edilmedim” gibi bir mazerete sığınma imkânı kalmadan) belaya ve cezaya uğrasındı; (manevi olarak ve karakter bakımından) diri kalacak (dünya ve ahirette izzet ve saadete ulaşacak) kişi de, yine apaçık bir delil ve bilgiyle hayatta kalıp (huzura ulaşsındı) . Şüphesiz Allah, gerçekten İşitendir, Bilendir.
Söylediğin kime yarıyor?
Ayeti Kerime de ehli kitap için “onlar O’nu (peygamberimiz sav) öz oğullarından iyi tanırlar” buyurulmaktadır. Buna rağmen kabul etmemişlerdir. Bediüzzaman hz.nin Mehdilikle ilgili açıklamalarından çok güzel bir tanım rahatça çıkarılabilir fakat kendilerini Bediüzzaman hz.nin takipçisi olduğunu iddia edenler kimbilir hangi nefsani dürtülerle yazıda geçen yorumları getiriyorlar düşünmek gerekir. Kendilerine verilen iltimaslar uğruna Hakkın tarafını terk etmek nasıl bir haldir. Ayrıca Atatürk’e sufyan yakıştırması yapmakla güya kahramanlık yapıp etraflarına adam topluyorlar ama asıl bunları dürtükleyen siyonist güçler bunların aracılığıyla sağ siyaset adı altında öne sürdüğü siyasi merkezlere oy devşiriyorlar. Yaptıkları iş siyonizmin hükmünün yürümesine yarıyor.