MEDET SULTANIM!
İnkâr cehennemdir, Sensizlik azap
Sana kulluk; kutlu, hirfet1 Sultanım…
İslam bir bütündür, nifak bir gazap
Hak-Bâtılı seçmek, marfet2 Sultanım…
Nasıl yaşıyorlar, İslamsız hayat
İmansız cihatsız, manasız bayat
Sarmış insanlığı, sapkınlık heyhat
Gaflet gurur; yaygın, afet Sultanım…
Nefsim; kendin başı, boş mu sanırsın
Rabbim; can içinde, ruhun canısın
Yanıldım şaşırdım, fırsat tanırsın
Günahım kusurum, affet Sultanım…
Kur’an programım, Erbakan rehber
Tecelli-i Hak’tır, Yüce Peygamber
O bize aktardı, Mevla’dan haber
Ver gönlüme huzur, saffet3 Sultanım…
Hepsin Sen yarattın, Kevnü mekânı
Huzur onur sunan, Dinin erkânı4
Rahmeten muhtacım, ey Kerem Kânı5
Kıl bu günahkâra, re’fet6 Sultanım…
Hiç kalmamış Milli, Görüş nisbeti7
Maymuna uyar mı, arslan kispeti8
Hem Adil Düzeni, Hakka hizmeti
Bak recepler sayar, külfet9 Sultanım…
Maksudumuz Hak’tır, Ey Dost kavuştur
Haini zalimi, bizden savuştur
Muhabbet bağını, kalpte oluştur
Dava sadıkıyla, ülfet10 Sultanım…
Ey nefsim ey Şeytan, bırak yakamı
Bu zorlu imtihan, oyun şaka mı
Hilafet Mevlâ’yı, temsil makamı
Nasip buyur izzet, iffet11 Sultanım…
İnsanlık bunalmış, ümmet perişan
Bize bayram yaşat, göster bir nişan
Sevdiğin kulların, cehdde yarışan
Hakk yolda zaferi, lütfet Sultanım…
1- Hirfet: El sanatları, ustalık.
2- Marifet: Anlayış, bilgelik.
3- Saffet: Safiyet, samimiyet, içtenlik.
4- Erkân: Temel kurallar, kutsal esaslar.
5- Kerem Kânı: İkram ve ihsan sahibi Allah (CC).
6- Re’fet: Acıma, şefkat, kolaylaştırma.
7- Nisbet: Münasebet, alâkadarlık.
8- Kispet: Özel kıyafet.
9- Külfet: Yararsız ve anlamsız uğraş, çaba.
10- Ülfet: Sevgi, ilgi, uyum hali.
11- İffet: Namus, hayâ, edep, şeref ve takva.

Müjdeler gelsin Rabbim
Kapında bekliyor kullar ümitle
Bırakma bizleri her an destekle
Pek çok kere haddi aşıp geçsek de
Bizi de kat kutlu kervana ya Rab
Müjdeni ulaştır kalplere ya Rab
Milli Çözüm Liva-ül Hamd Sancağı Bekçisi
Hak-Batıl savaşı imtihan gereği
Şehvet,şöhret,makam nefsin isteği
Takatin kadar Cihat, Din’in zirvesi
Rıza-i İlahiye ulaştır, Sultanım…
Mal,makam, evlat şeytanın büyük hilesi
Edep,haya,şeref iffetin nurlu göstergesi
Milli Çözüm; liva-ül hamd sancağı bekçisi
Mahşerde dostlarınla buluştur Sultanım…
GÜL SULTAN
Şu imtihan dünyasında ,nefsimi kırsam !
Senin yoluna bir ömür harcasam,
Resulüne layık bir ümmet olsam ,
Saadet iklimine erişsem Sultanım
Kulunum ,korkum layık olamamak !
Bunca nimete şükrün yapamamak !
Halbuki zaman az ,yol uzun bilsekte,
Sen bizim kusurlarımız setret Sultanım.
MEDET
Başka kapı yok ki..
Son ve tek sığınağımızsın
Medet Ey Yüce Sultanım rahmeyle, af eyle medet!
Kalbe Tutulan Mercek
Öncelikle tüm yazarlarımızdan, bu davanın her mertebesinde her görevinde bulunan ayrımsız tüm kardeşlerimizden, abla ve abilerimizden Rabbim razı olsun. Ve bizleri, neslimizi büyük fethin ve inkılabın kıtmiri, vesile kolu, mimarı olmakla nasip ve şereflendirsin.
Şiiri çok beğenmekle ve tüm dizelerden birçok ibret çıkarmakla beraber ilk satırı beni derin düşüncelere sevk etti. Tefekkür ırmağına daldırdı. Lisanım yettiğince paylaşmak istedim.
[u][i][b]İnkâr cehennemdir, Sensizlik azap…
[/b][/i][/u]
İnsanlarla olan muhabbetimiz araçlara bağlıdır; Dil, dudak, lisan, ses, jest ve mimikler, beş duyu organı…
Bu bağlılık hem iletişimimize hem de iletişimsizliğimize vesiledir.
Kabuğumuz yani dış bedenimiz bunca iletişim aracına sahipken kalbimiz sessiz, aracısız ve dilsizdir. Q
Oysa en çok konuşmayı isteyen de kalptir. En samimi duyguların meskeni de.
Anlaşılmayı, sevilmeyi bekleyen, sevinen, incinen, korkan da…
Kalp konuşmak, hissiyatına mukabele bulmak istese de bunu dış azalarla tam olarak yapamaz. Yapsa her an yapamaz. Herkesle yapamaz. Yahut karşıdakinin anlama kapasitesiyle sınırlanabilir.
Madem öyle bize verilmiş hiçbir lisan, âzâ, cihaz, araç kalbin sesini duyurmasına ve teskin olmasına neden yetmez?
Fıtratın en mükemmel ve insana Allah’ı buldurur vaziyette yaratıldığına inanıyoruz oysa.
Madem kalp dışarıya lisana kapalı, dil ne derse desin kalbin konuştuklarının yanında az kalıyor; madem kalp her hissiyatı evvela yaşıyor bazen çığlık atıyor ama sesi de duyulmuyor.
Demek ki kalbi yaratan kalbi yalnız kendine münhasır kılmış. Bir tek kendine derttaş etmiş.
Yalnız kendiyle konuşur, yalnız kendi duyar, yalnız kendi anlar kılmış ve yalnız kalplere bakacağını ferman buyurmuş.
Bu yüzdendir ki Yaratana muhabbetle ve kalp lisanıyla ona halimizi anlattığımızda yaşadığımız huzur ve emniyeti en iyi dostumuz, ailemiz, eşimiz, çocuğumuz bize vermez, veremez.
Ve insan bedenin lisanını bıraktığı nispette kalbin lisanı, hakk ile irtibat kurabilir.
Radyo frekans ayarı gibidir belki de.
Nefsi ve zahiri hasseleri şişirip çalıştırmak kalbi pasif bırakır.
Oysa insan maddiyattan uzaklaşıp içe döndükçe (odaya kapanıp insanlarla muhabbeti kesmek değil, demek istediğim beden nerede ne halde ve kiminle olursa olsun kalbi sahibiyle baş başa bırakmak ) kalbinin sesini ve dolayısıyla da sahibini bulur.
Ve O’nu bulduktan sonra kendinin ve hayatının düzenini O’na vermek, O’na göre yaşamak ister. Kalplerin sahibinin adaletini rahmet eserlerini de gördükçe her işini O’na teslim eder.
Bunun neticesinde de dünyanın her karışında O’nun adaletiyle hükmedilmesini kendine dert edinir ve kensine görev bilir. Yani kalpteki iman nisbetinde insan cihat edebilir. Büyük ilkeler ve davalar edinip büyük düşünebilir.
O yüzdendir, imanı bulan küçük Cennet’i bulmuştur kalbinde.
İnkâr’a düşenin, küçük cehennem çukuruna dönmüştür kalbi.
Bu yüzden şiirde de dendiği gibi;
İnkâr cehennemdir, sensizlik azap !
[i]Sensiz
Seninle muhabbetsiz
Kalbimi sessiz
Cihattan habersiz
Davamı ersiz
Dilimi yersiz
Elimi halsiz
Ömrü nasipsiz
Gönlü habibsiz
Kulu kardeşsiz
Koyma Allahım…
[/i]