YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ccbda952f70
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 3
Bugün : 11565
Dün : 56731
Bu ay : 11565
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52156623
IP'niz : 216.73.216.63

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

RÜ’YALAR VE YORUMLARI

        

Rüyalar:

1- Ya doğrudan Rahmani kaynaklı mesajların,

2- Ya Şeytani amaçlı kuruntu ve kâbusların,

3- Veya şuur altına saklanmış duyguların, arzuların ve bastırılmış korkuların ve kuşkuların dışa vurumu şeklinde tezahür etse de hepsinin yaratıcısı Cenab-ı Hak’tır.

Allah’a, Kur’an’a ve Resulûllah’a tam ve sağlam inanmadan… İnsanın RUH dünyasına ve maneviyat boyutuna aklı yatmadan… Ve İlahi-Ezeli kader hakikatini kavramadan, rüyaları birbirinden ayırmak ve doğru yorumlamak imkânsızdır. Çünkü kâinatı, hayatı ve ruhları yaratan Allah, aynı zamanda rüyaların da Hâlık’ıdır ve O’ndan başka yaratıcı bulunmamaktadır.

Sakarya Ü. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Abdulvahit İMAMOĞLU, “Rüyanın insan hayatındaki rolü” üzerine, Fakülte dergisinde bir araştırma yayınlamıştı. Önemli ve değerli saptamalar yanında; sanki bilimsellik kaygısıyla birtakım kuşkular ve dolaylı baskılar sonucu, bazı gerçekleri net olarak ortaya koymaktan sakınır bir tavır takınılmıştı. Bunları tek tek ele almak bir kitap hacmini bulacağından, gerekli düzeltme ve eklemelerle aktarmayı yeterli saydık.

Rüya, insan hayatında daima var olan psikolojik (ruhani) bir olaydır. Rüyalar, insanın iç dünyasını belli semboller ve kendine has yöntemlerle yansıtmaktadır. Ayrıca, fertlerin günlük yaşantısına zaman zaman yön vermekte ya da dolaylı olarak fertleri etkilemiş olmaktadır.

Rüyalar, bugün elimizde var olan bilgi ve bulguların ve yapılan yorumların ötesinde, insan hayatının derin boyutlarını ve sırlarını yansıtan önemli psikolojik veriler sayılmaktadır. Zira rüyalar, doğru tanımlanabildikleri ve kişiyle bağlantılı yorumlanabildikleri ölçüde, kişinin karakterini ve hayallerini de ifade eden veriler ortaya koymaktadır. Rüyaların uykuda ortaya çıkması, görüldükten sonra unutulma riskinden arta kalanların objektif bir veri olmalarına gölge düşürse de elde kalanların, etkili psikolojik tahlilleri, insanı anlamada çok önemli fırsatlar sunmaktadır. Daha da önemlisi, rüyalarla ilgili zaman zaman yapılan değerlendirmelerde, onların sadece bireysel bir anlam taşımadığı, aynı zamanda sosyal yönlerinin ve işaretlerinin bulunduğu da vurgulanmaktadır. Özellikle dini kaynaklarda karşımıza çıkan rüyalarda ve onların yorumlarında, sosyal içerikli dünya hayatının izleri oldukça önemli yer tutmaktadır.

Bu konuyu ele almamızın amacı, psikanalist bir bakışla; rüyanın insan hayatındaki anlamını ve bilinçaltının rüyalarla dışa nasıl yansıdığını açıklamaktır. Konuyu, genelden ziyade bazı İslam âlimlerinin ve çağdaş psikanalistlerin rüya hakkındaki görüşlerini ve değerlendirmelerini dikkate alarak irdelemeye çalıştık. Rüya, en basit manasıyla uykuda görülen şey anlamındadır. Rüya, hakikat âlemine açılan pencerelerden, olmuş ve olacak hadiselerin aynen veya bir kısım sembollerle müşahede edilmesinden ibaret kader yansımalarıdır. Rüyayı, Batılı bilginlerin; “gün içerisinde karşılaşılan olayların bilinçaltında büründüğü hâl” olarak tanımlamalarına karşılık, Doğulu bilginler ise daha çok; “İlahi ve uyarıcı bir mesaj olarak” tanımlamışlardır. Rüyalar çok farklı şekillerde anlamlandırılmıştır. Rüya; REM uykusu sırasında, ancak diğer zamanlarda da gözlenen öykümsü imajlar, hisler, algılar dizisi olduğu kadar, uyku sırasındaki zihinsel etkinliklerin, uykuda kurulan hayallerin ve bilinçdışı dürtülerin uyku sırasındaki sembolik dışavurumlarıdır. Demek ki, rüya hadisesinde; çok yönlü ve yerine göre karmaşık görüntüler, bu görüntülerin farklı tasvirlerinin, film şeridi gibi bir yerden bir yere nakli ve değişimi söz konusu olmaktadır.

Rüyalarımızın bizi etkilediği açıktır. Çünkü onlar, uyanıkken yaşadığımız dünyanın tüm yasalarına aykırıdır. Dileklerimizi gerçeğe dönüştürme, bizi öykülerin tam ortasına götürme yollarına rüyalarda sıkça rastlanır. Rüya görmemizin temel işlevlerinden birisi de; şuuraltımızın uyanıklık durumunda çözemediği bazı yaşamsal sorunlar üzerinde aralıksız çalışmasına yol açmaktır. Bu tür bir zaman olmasaydı, bizlerde ağır zihinsel gerilimler ortaya çıkardı. Zor şartlarda yaşadıktan sonra, daha fazla uykuya ihtiyaç duyduğumuz bir hakikattir. Bir anlamda; “uyku zamanlarımız, sorunlardan kaçmaktan çok, şuuraltımızın o sorunu çözme zamanıdır” diyebilme imkânı da vardır.

Rüyalar, gelecekle ilgili alâmetler olarak da kullanılmaktadır. Bunun en saf hali, ilkçağdaki incubatio yöntemine benzeyen, istihare geleneğinde de karşımıza çıkmaktadır.

İstihare, Hz. Peygamberimizin tavsiye ve talimatıyla; kişi, dua ettikten sonra, halis bir niyetle ve Rabbine yönelerek yatağına uzanması ve “hayırlı olanı” araması; kişi bu yolla, bir sorunun cevabını, bir ikilemin çözümünü öğrenmeyi ummasıdır. İrşat edici rüyalarda da benzer şeyler yaşanır; bu tür alâmetler, sufilerin manevi talimat aldıkları rüyalarda doruğa ulaşır. Ama rüyaların; kıssadan hisse çıkartmayı, ihtidayı, gizli günahların açığa vurulmasını ve eziyet çektiren sırların gün yüzüne çıkmasını sağladığı da olmaktadır. Telepatik rüyalar ise çeşitli insanlar arasındaki sıkı bağı ortaya koymaktadır. Rüyalar; geleceği şimdiden ve kısmen -Allah’ın izni çerçevesinde- okudukları, insanı çok yüksek ruhsal aydınlanmaya ulaştırdıkları gibi, basit gündelik kaygılarla ilgili de olmaktadır.

Esasen kişilerin iç dünyasının tespiti ve tahlilinde, özellikle rahatsız olan ve bu rahatsızlığı dışa yansıyan kişiler üzerinde, tedavi amaçlı araştırmalar yapan psikanalistlerin rolü giderek artmaktadır. Onlar bu rahatsızlığın kaynağına inerken, rüyalardan ve onların tahlillerinden hareketle yeni bilgilere ulaşmışlardır. Günümüzde rüyaların, iç yaşantıdaki etkilerinin, dışa yansıması ve günlük hayatı etkileyip insanı olgunlaştırması yolunda, bu çalışmalar büyük önem kazanmıştır. Bu nedenle rüyaların; fertlerin derunî dünyasından dışa taşma ve hayatı farklı algılama veya algılatma özelliğini psikanalistlerin yaklaşımlarıyla değerlendirmekte fayda vardır.

Rüyalar; ilk insan ile birlikte var olmaya devam etmiş olsa da modern aydınlanma çağı bunları “saçma ve önemsenmez” olarak göstermeye çalışmıştır. Ancak Freud’un çalışmaları; rüyanın ciddiye alınması gereken, hem sağlıklı hem de hasta insanları ilgilendiren bir gerçeklik olduğuna katkı sağlamıştır. Freud’un ifadesiyle; “Rüyalar, bilinçaltına giden ana yoldur.” Bilinçaltının tezahürleri olarak rüyalar, bireyin en gizemli ve en karmaşık tecrübelerinden birini oluşturmaktadırlar. Zamanımızın büyük bölümünü uykuda geçirmemizden dolayı, günlük hayatımızda sürekli olarak yaşadığımız en önemli bilinçaltı tecrübesi rüyalar olmaktadır. Uyku, kişiyi adeta başka dünyalara götüren bir zihin olayının, ruh ekranında yaşanmasıdır. Freud’a göre; düşlerin asıl amacı, bizi bu dünyanın sevinçleri, acıları gibi gündelik hayata ait olan şeylerden uzaklaştırmaktır. Ancak düşler kişiye ne sunarsa sunsun, malzemelerini gerçeklikten ve bu gerçeklik çevresinde dönen zihinsel yaşamdan ve ruh dünyamızdan aktarmaktadır. Özellikle Rahmani düşler, malzemesini İlahi gerçeklikten ve kader projesinden almaktadır. Ancak her zaman rüyalarda görülen imgelerin kaynağını hatırlayamayız. İşte Freud, bu durumun bizi şaşırttığını ve rüyaların bağımsız bir üretim gücü olduğuna inanmaya zorladığını hatırlatır.

Freud, düşlerin; kaynağının biz farkında olsak da olmasak da belleğimizdeki bilgilerden, gerçeklikten ve hayat serüvenimizden kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Onun ifadesiyle düşler; uyanıklık durumunda ulaşılamayan anıları ve algıları emirlerinde bulundurmaktadırlar. Rüyaların yeniden üretmek için kullandığı önemli malzemelerden biri de çocukluk yaşantılarıdır. Çocukluk yaşantısının yanında gündelik olayların da rüyalarda görüldüğüne sıkça rastlanır. Fakat bilinçaltının yani çocukluğa ait anıların öneminin daima ağır bastığı anlaşılmaktadır. Rüyalar her zaman net şekilde kendilerini göstermekten uzaktır. Bazen şekil değiştiren bu rüyaların kaynağını bulmak öyle kolay olmamaktadır. Batılı araştırmacıların, rüyaların uyaranlarını ve kaynaklarını açıklamak için yer verdiği kurama göre; rüya uyku sırasında rahatsız edici şeylere karşı bir tepki olarak da yorumlanmaktadır.

Rüyayı oluşturduğu düşünülen uyarılma kaynakları dörde ayrılır: 1- Dış (Nesnel) uyarılmalar. 2- İç (Öznel) duyusal uyarılmalar. 3- İç (Organsal) uyaranlar. 4- Saf ruhsal uyarılma kaynakları.

Bazıları bu uyaranların rüyaları başlatabileceğine inanmıştır. Günümüzde ise rüyaların sadece merkezi sinir sisteminin bir işlevi olduğu ve uyku süresinde belirli aralıklarla ortaya çıktığını kabul edenler yanılmaktadır. Freud’un, uykuyu başlattığına dair yer verdiği çevresel ya da bedensel uyaranların da gerçekte uykuyu başlatmadığı, ancak rüyanın içeriğine geçişerek rüya konularını etkilediği sanılmaktadır. Buna göre; açlık, ağrı, susuzluk ve idrar kesesinin dolması gibi uyaranlar, bazı sıkıntılı rüyaların içeriğinin şekillenmesine yol açmaktadır. Bu tür rüyaların içeriğini etkileyen önemli bir etmen de rüyanın görüldüğü geceden önceki gün boyunca yaşanan duygu ve düşüncelerin kalıntılarıdır. Bu kalıntılar bilinç dışında etkinliklerini sürdürdükleri için, fiziksel uyaranlarda olduğu gibi, rüya içeriğinin bir parçası durumuna gelme ihtimali de vardır. Batılı yorumculara göre rüyalar; insanın uyanık hayatında arka plana atılmış, sosyal ve etik değerlerle kontrol altına alınmış veya bastırılmış düşünce ve duygularının, uykuda bilincin rahatlamasıyla görsel açıdan ön plana çıkmasıdır.

Rüyayı bir ruhsal, zihinsel faaliyet olarak kabul etmeyen kuru bilimsel rüya kuramcıları, onları yorumlamak gibi bir yola hiç başvurmamışlardır. Oysa Freud’un hedefi rüyaların yorumlanabileceğini ispatlamaktır. Bu rüya yorumlamada en çok kullanılan iki yöntem olarak; 1- Simgesel rüya yorumlarını, 2- Şifre çözme metotlarını açıklamaktadır. Aslında simgesel rüya yorumu, düşleri açıklamada yeterli olmamaktadır, bilimsel sayılmamaktadır ve genel prensipler olarak esas alınmamaktadır. Bu nedenle Freud, rüyaların yorumlanmasında ikinci yöntemi, yani şifre çözmeyi tercih edip öne çıkarmıştır. Bu yöntem sadece düşün içeriğini değil, düş görenin kişiliğini ve koşullarını da göz önüne almaktadır. Yorumlamaya başlamadan kişiye özel bu koşulları önceden sorup araştırmak, rüyadaki şifreleri kırmak için gerekli bulunmaktadır. Çünkü aynı rüya öğesi zengin ve fakir için farklı, evli ve bekâr için ayrı, bir rahip ya da tüccar için farklı anlamlar taşıyacaktır. Bunun yanında rüya, bir bütün olarak değil, parça parça ele alınmalıdır. Her parçanın ve ayrıntının farklı bir olayı, durumu veya duyguyu anlattığı hesaba katılmalıdır.

Freud’a göre rüyalar, aynı zamanda bir dileğin gerçekleşmiş olması ve bir isteğin doyurulmasıdır. O bu görüşünü kanıtlamak için çocukların rüyalarını örnek olarak aktarır. Ona göre küçük çocukların rüyaları genellikle istek doyurmalardır. Çözüm için sorun oluşturmazlar. Ama öte yandan temel doğaları açısından rüyalar, isteklerin doyurulmasını temsil etmede son derece önemli sayılmıştır. Bazıları yalnızca isteklerin doyurulması olarak anlaşılabilen ve anlamlarını kılık değiştirmeden gösteren rüyaların, çok sık rastlanan ve çok değişik koşullarda olabileceğini kanıtlayan örnekler sunmuşlardır. Örneğin çok susayan birinin rüyasında su içtiğine ve çeşme başlarında gezindiğine sıkça rastlanmıştır.

Bazıları, rüyaların istek doyurma olduğu hakkındaki kuramını “kazlar rüyasında mısır görür” atasözüyle açıklamaya çalışsa da her düşün içeriği açık değildir. Bazen düşler sansürlenmiş bir şekilde meydana gelmektedir. Bu durumda düşlerin aslında bir istek doyurma olduğunun nasıl ispatlanacağı sorusu akla gelmektedir. Freud, rüyanın bir istek doyurma olduğunu doğrudan gösteremediği durumları “rüyalarda çarpıtma görüngüsü” diye izah etmektedir. Bu çarpıtma durumu, bilincin rüyalara uyguladığı bir çeşit sansür kabul edilmektedir. Bu çarpıtılmış rüyaların aslında nasıl birer dilek gerçekleştirmesi olduğunu söyleyenlerin yaklaşımı, doğruyu tam olarak ifade etmemektedir; çünkü iman ve maneviyat boyutu eksiktir. Freud ve benzerlerinin rüyalar hakkındaki görüşlerinin özeti: “Rüya (baskı altında tutulmuş) bir dileğin (başka bir kılıkta) gerçekleşmesidir” derken, bu inanç zafiyetlerini de dile getirmektedirler. Bunlar, “düşlerin istek doyurması olduğunu göstermek için çocuk rüyalarından bahsetmektedir. Çocukluğun ilk dönemlerinde görülen rüyalarda istekler olduğu gibi canlandırılabildikleri halde, daha sonraki dönemlerde istekler bilinç dışında tutulduklarından, rüyalara ancak maskelenmiş bir biçimde yansıyıvermektedir. Her rüya bilinç dışı istek, dürtü, korku ve çatışmaları temsil etmektedir.” yorumları eksiktir ve rüya gerçeğini tam olarak ifade ve izah etmemektedir. Çünkü bunlar inanç yokluğundan, Rahmani ve Şeytani rüyaların farkında değillerdir. Açık İçerik ve Kapalı İçerik olmak üzere rüyanın iki niteliği vardır. Yetişkin bir insanın rüyasının görünür içeriğine bakarak, o rüyanın gizli içeriğini anlayabilmek oldukça güçtür. Rüyanın açık içeriği, hatırlanan ve anlatılabilen biçimi ile rüyadır. Gizli içerik ise rüyadaki görüntülerin altında yatan dürtüler, istekler, duygular, karmaşalar ve korkulardır.[1]

Rüyada simgeleştirme; yoğunlaştırıverme, kılık değiştirme ve yer değiştirme süreçlerinin işlemesi ile gizli içerik açık içeriğe dönüşebilir durumdadır.

Evet, rüyalarda olguların ve olayların yer değiştirmesine ve temsille farklı bir görünüme bürünmesine rağmen, duyguların aynı kaldığı bir gerçektir. Bununla ilgili olarak; bir rüyada yaşanan bir duygunun, uyanıklık halinde aynı yoğunlukta yaşanan bir duygudan hiçbir şekilde daha aşağı olmadığı bilinmektedir. Örneğin; rüyada görülen haydutlar gerçek olmasa bile, hissettiğimiz korkular gerçektir ve kişi gerçek hayatta haydutlarla kalmışçasına korkup irkilmektedir. Ancak, bazen rüyada görülen düşünce ile hissedilen duygu arasında bir paralellik olmayabilir. Freud’a göre; rüyalarda düşünsel içeriğe, uyanıklık halindeki düşüncelerinde kaçınılmaz saydığımız duygusal sonuçların eşlik etmemesi, her zaman bir şaşkınlık konusu olagelmiştir. Bu durumu; rüyadaki düşünsel malzemenin sansürlenmesine, yer değiştirmelerine bağlayıp yorumlasalar da asıl çıkmazları ve tıkanıklık noktaları, Allah’ın varlığına ve kudretine ve Ruh gerçeğine olan iman zafiyetleridir.

Özetle:

a- Kur’an-ı Kerim’in sarih (çok net ve açık) hüküm ve haberlerine uygun olan,

b- Sahih Hadis-i Şeriflerin öğütlerine ve öğretilerine muvafık bulunan,

c- Ehl-i Sünnet Ulemasının itikat ve ittifakına münasip sayılan mesajları içeren rüyalar,

d- Müstakim hayatı, örnek cihadı ve yüksek ahlâkıyla temayüz etmiş önder şahsiyetlerin, ruhaniyetleriyle temessül edip konuştukları ve tavsiye buyurdukları rüyalar…

e- Ve yine salih ve müstakim mü’minlerin, mücahit ve muttaki kimselerin gördükleri ve farklı şahsiyetlerin, farklı zaman ve mekânlarda aynı konuda, aynı işaretleri gördükleri rüyalar…

f- Selim akla, genel ahlâka, temel insan haklarına uygun mana ve mesajlar çıkarılacak rüyalar…

g- Ümmetin hayrına, bütün mazlumların huzuruna yarayacak işaret ve beşaretler taşıyan rüyalar RAHMANİ’dir, sahih ve salih rüyalardır. Bunların doğru ve uygun yorumları ufuk açıcı ve ruhları ferahlatıcıdır. İnanmayan ve önemsiz sayanlar ise bu huzur ve doyumdan mahrum kalır.

Salih ve sahih rüyalarla, insanların karakter ve kabiliyetleri, psikolojik problemleri ve derinlikleri arasında önemli bir ilişki bulunduğu tarihi ve bilimsel bir vâkıadır. Ruhsal ve sosyal sorunların aşılması, çeşitli sıkıntı ve zorluklardan çıkış yollarının bulunması… Ve özellikle inançlı insanlara umut, heyecan ve kararlılık aşılanması konusunda Rahmani rüyalar, çok önemli ve etkili bir şuur ve huzur kaynağıdır.

Rüya konusuyla ilgili İdris Cevahir’in önemli tespit ve tahlilleri vardı:

“Hakikatten neden kaçarız? Neden hakikati söylemekte zorlanır ve niçin hakikat için bedel ödemeyi göze alamayız? Bu sorulara birçok açıklama getirilebilir; ancak öncelikle bizim kaçtığımızın, söylemekte zorlandığımız ve bedel ödeme noktasında göze alamadığımızın hakikat olup olmadığını bilmemiz gerekiyor. İnsanın vehmi (belirsiz düşünceleri, müphem endişeleri ve cüz’i idrak yeteneği) öyle etkin ve kuşatıcıdır ki klasik filozoflar bütün bilgilenme süreçlerini vehimden kurtulma gayreti olarak açıklamaktadır. Bu yüzdendir ki insanın “gerçek” zannettiği birçok şey gerçek değil kurgusaldır. Hakikat zannına kapıldığı birçok şey ise hakikat değil yanılsama yahut yalandır.

İnsanın bir konuda ikna olması ve bir şeyi hakikat sanması; esasında gündelik deneyimlerine dayanıyor. Bir şeyin gerçek olabilmesi için gündelik olarak tecrübe edilmesi, sanki bir üst hakikat seviyesini ifade ediyor. Örneğin, ateşin yaktığının bilgisinin sizde olması böyle bir şeydir. Bir çocuk düşünün, yanma fiiline dair hiçbir şey bilmeden, duymadan ve tecrübe etmeden inanmış… Yani ne canı yanmış, ne eli yanmış ne de yanma kavramını duymuş. Bu çocuğun yanmaya dair bilgisi esasında bir kabuldür. Bu kabulün gerçek bilgiye dönüşmesi ise gerçekten ve fiilen bir yanma olayının yaşanmasını gerekli kılar.

Bu “deneyimlerimiz” kısmına modern dönem öncesi, rüya görmek de dâhildi. Ancak “rüya” bu anlamını modern dönemde kaybetti. Ulvi âlemde bulunan hakikatin yahut hakikatlerin insana uyku halinde görünmesi teorisi, kendisini bilinçaltında var olan bastırılmış duyguların gün yüzüne çıkması olarak değiştirildi. Ancak gelecek hakkındaki tikel rüyalarımızın kaynağı hâlâ açıklanabilmiş değildi. Yani ben haftaya borsanın 107.361’e düşeceğini yahut doların 5.97 TL olacağını rüyamda görüyor isem ve bu aynen tahakkuk ediyor ise, bunun bilinçaltı ile açıklanması eksik ve çarpıtılmış bilgidir ve bir kandırmaca cinsindendir. Ancak itiraz edenler buna sadece “canım o bir tesadüf” diyebilir… Ancak, eğer ben bunu birçok olayda yaşıyor isem, bu sefer meselenin tesadüf olarak açıklanması da anlamını kaybedecektir.

Klasik düşüncede rüya; bir üst âlemden gelen, insanın kendi durumuyla alâkalı bir bilgi kaynağıdır. Ancak bilgi rüyanın kendisi değildir. Bilgi rüyanın tabiri ile ortaya çıkar ki bu noktada tabircilik bir bilim dalı ve bilgi kaynağına dönüşür.

Evet klasik idrakten modern idrake geçişte insanlık birçok imkânı kazanmış bulunuyor. Örneğin tıp ve iletişimde olan ilerlemeler insanın hayatını oldukça kolaylaştırıyor. Yani Batı’nın en güçlü düşmanları dahi hastanelerde Batılı firmalar tarafından icat edilmiş teknik ve aletlerle ameliyat olmayı reddetmiyor. “Batı her yönüyle bâtıldır ve tümüyle zararlıdır” diye yazı yazanların, yazıyı yazarken kullandıkları bilgisayarların Batılı bir şey olduğunu görmezden gelmeleri bir çelişki oluşturmaktadır. Ancak Batı; fizik âlemimizi büyütse de fizik imkânımızı yüceltse de bunun yanında kozmik âlem tasavvurumuzu maalesef daraltmıştır. “Üst âlem” fikrinin terk edilmesi bizleri fizik âleme kapamıştır.

Bu şahsen ruhumun çırpınışının ve ıstırabının birinci gerekçesidir. Kapalı bir âlem ve sadece fizikten ibaret bir evren, sınırları milyonlarca km. olan hapishaneler demek değil midir? Bilim dünyasının “üst âlem” fikrini reddetmesine birinci itiraz “bir paralel evrenin olabileceği” fikri ile geldi. Yani üst âlemi kabul etmeyen bilimsel zihin fiziki âlemle aynı şartlarda paralel evrenler olabileceği fikri ile çoklu hapishaneler denemesine girişti. Yatay düzlemde oluşan bu genişleme insana üst âlem fikrinin verdiği özgürlüğü verir mi, verebildi mi? Vermese gerek.

“Üst âlem fikrinin terki değil, ancak ulaşılmaz olarak kabul edilmesi” fikri ise Vahhabilik ve taşranın din yorumu ile ortaya çıkmış sakat görüşlerdir. Yani; bunlara göre insanın ölmeksizin diğer âlemle irtibat kurabilmesi mümkün değildi! Esasında bu fikir, üst âlemi kabul etse de, bilinmez kılarak üst âlemi yaşayanlar için asılsız bir efsaneye dönüştürmektedir. İslam dünyasındaki düşüncenin seyri dikkate alındığında Vahhabiliğin ve dinin taşra yorumunun ortaya koyduğu bu anlayış, İslam dünyasının asırlardır ortaya koyduğu “üst idrak” biçimlerinin ve “üst âlem” kozmolojisinin reddi anlamına geliyordu. Modern dönemde bu yaklaşıma cevap veren bir akım çıkmıyordu. Tasavvuf çevreleri kendisine bu itirazı dile getiriyor ancak onların da bir cevap verme derdi yoktu. Derdi olanın ise tasavvuf ile alâkası bulunmuyordu.

Peki, “üst âlem” fikri neden terk ediliyordu? Bilim açısından bakıldığında eğer “üst âlem” fikrini kabul ederseniz, iş üstlerin üstünü yani “ilk üstünü” ve mutlak üstün olanı kabul etmeye varıyordu. (Münkirlerin ve münafık kesimlerin korkusu) Sanırım bundan kaynaklanıyordu.

Vahhabilik ve dinin taşra yorumu dikkate alındığında; cahillik, eğitimsizlik, hadsizlik ve kalitesizlik sırıtıyordu.

Modern dönemde tasavvuf teorisinde var olan “işin yokluğa ulaşması ve yoklukta varlığın bulunması” meselesine biraz daha odaklanmamız gerekiyordu. Bilhassa vahdet-i vücut teorilerinin yeniden yorumlanması ve yeniden bilimsel olanla izahı bizlere, “kozmik evrenimizde bir üst âlem” imkânı ve yeni düşünce ufukları sunacaktır. Çünkü insan (vicdanı her türlü esaret) bağlarından tamamı ile kurtulmak istiyordu. Ve insan kendisi olarak, mahza kendisi olarak var olmanın derdine düşmüşe benziyordu. Yani özgürlükten bahsediyorum; ancak siyasi ya da fikri özgürlük değil, ontolojik özgürlük. “İnsanın bedeninin dahi bir hapishane olduğunu” ortaya çıkaracak mutlak özgürlük. (Gerçek huzurun ve yüksek şuurun kaynağı oluyordu)”[2]

 

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

{mp3}ruyalaryorumlar{/mp3}


[1] Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: XII, Sayı: 22 (2010/2)

[2] Rüya ve üst âlem fikri / İdris Cevahir / 19 Aralık 2019 / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Fatma Betül ERİŞKİN

Fatma Betül ERİŞKİN

Subscribe
Bildir
14 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Uyku-Rüya-Ölüm
Uyku, Allah’ın insana lütfettiği bir nimettir ve yerini başka hiçbir şeyin tutmayacağı bir dinlenme aracıdır. Uyku hali insanın şuurunun gittiği bir ölüm hali gibidir. Ama zihin faaliyeti uykudayken de devam etmektedir. Rüya ise uyku halinde görülür.
Her dönemde ve medeniyette, geçmişten günümüze rüya insanlar için bir öneme sahip olmuştur. Hatta gördüğümüz rüyaların anlamını merak etmişizdir. Rüyalar, sadece insanların geçmiş yaşantılarını yansıtmaz, gelecekleri hakkında bir takım işaretler verme niteliği de bulunmaktadır. Rüya ile ilgili birçok hadis bulunmaktadır. Hadislerde Resulüllah’ın (SAV) rüyaları üç guruba ayırdığı ifade edilmektedir. Bunlar da; Allah tarafından ilham edilen sadık rüyalar, şeytanın vesvese ve korkutmalarından doğan ahlâm ve bir de nefsin hayal ve kuruntuları şeklinde vukua gelen rüyalardan ibarettir.[9] Nitekim bir hadisinde Hz. Peygamberimiz “Rüyası en doğru olanınız, en doğru sözlü olanınızdır”[10] buyurarak rüyada görülenlerin kalp temizliği ile doğru orantılı olarak gerçeğe dönüştüğünü açıklamıştır.

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulüllah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Zaman yaklaşınca (kıyamet öncesi fitne asrında), mü’minin rüyası, neredeyse yalan söylemeyecek (derecede önem kazanacaktır). Esasen mü’minin rüyası, Peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzdür.” Buharî’nin rivayetinde şu ziyade var: “Peygamberlikten cüz olan şey yalan olamaz.”[1]
Ebu Katâde (radıyallahu anh)’nin anlattığına göre: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle söylediğini işitmiştir: “Rüya Allah’tandır. Hulm (sıkıntılı rüya) şeytandandır. Öyle ise, sizden biri, hoşuna gitmeyen kötü bir rüya (hulm) görecek olursa sol tarafına tükürsün ve ondan Allah’a istiâze etsin (sığınsın). (Böyle yaparsa şeytan) kendisine asla zarar edemiyecektir.”[2]
Buhârî’nin bir rivayetinde Resulüllah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurur: “Beni rüyada gören, gerçekten Beni görmüştür, çünkü şeytan Benim suretime giremez.”[3]
Ebu Rezîn el-Ukeylî Lakît İbnu Amir İbni Sabire (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulüllah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Mü’minin rüyası, nübüvvetin kırk cüzünden bir cüzdür. Bu rüya, anlatılmadığı müddetçe bir kuşun ayağında (takılı vaziyette) durur. Anlatılacak (ve yorumlanacak) olursa hemen düşer (hakikati zuhura gelir).”[4]
Tirmizî’de Ebu Saîd’den şu rivayet kaydedilmiştir: “En sadık rüya seher vakitlerinde görülen rüyadır.”[5]
Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulüllah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle demişti: “Benden sonra, Peygamberlikten sâdece mübeşşirat (müjdeciler) kalacaktır!” Yanındakiler sordu: “Mübeşşirât da nedir`? “Efendimiz (SAV): “Sâlih rüyadırl” diye cevap verdi.” Muvatta’nın rivayetinde şu ziyade var: “Sâlih rüyayı sâlih kişi görür veya ona gösterilir.”[6] Rüya’nın manevi işaret ve beşaret (müjde ve mesaj) alma aracı olduğu konusundaki önemi, Hz. Peygamber Efendimizin; bazı girişimlerin yararlı mı zararlı mı olduğunu anlamak için rüya görmek üzere istihare namazını ümmetine tavsiye etmesidir.
Kuran-ı Kerimde Yusuf Suresi dahil olmak üzere birçok surede rüyaların geleceğe dair mesajlar verdiği ayetlerle delil olmuştur. Hz. İbrahim, Hz. Yusuf ve Mısır hükümdarının gördüğü rüyalardan söz edilmekte (Yusuf 12/5, 43, 100; el-İsrâ 17/60; es-Sâffât 37/105), Hz. Peygamber’in gördüğü bir rüyanın Yüce Allah tarafından doğru çıkarıldığı belirtilmektedir. (Feth 48/27).
Rüyaları tabir etmek için Allah vergisi bir ilim gerekmektedir. Ve ilimle tabir edilen salih rüyalara uymanın önemini kavramak üzere Saffat Suresinde Hz. İbrahim rüyasına sadakat gösterdiği için Allah c.c tarafından ödüllendirildiğini akılda tutmak gerekir.
Milli Çözümün sadıklarının salih rüyalarının ve kendisine verilen ilim üzere Muhterem Ahmet Hocamın tabir ve talimatlarına uyarsak Allah c.c bizleri de dünya ve ahirette ödüllendirecektir inşallah.

Asıl hayatımızın rüyasını gördüğümüz, sorulduğunda bir gün gibi gelecek bir algıyı yaşıyoruz aslında hepimiz. “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. “ hadis-i şerif i tamda bunu ifade ediyor bence. Uyandığımızda umduğumuzu bulmak ve umduğumuzda samimi olmak duası ile.

Yorumlayan (ilim sahibi) için görülmüş rüyalar
[quote name=”N. Gündüz”]
Rüya tabir etmek Allah vergisidir. Herkes rüya tabir edemez. Akıl ve mantık bu iş için yeterli değildir.
İmam Malik’e ”Herkes rüya tabir eder mi?” diye sorulmuş. ”Nübüvetle oynanır mı?”demiştir.
Rüya görmek ilim değildir. Fakat yorumlamak ilimdir.[/quote] Çok doğru. Hatta Hz. Yusuf Sûresinde olduğu gibi bu Rahmanî rüyalar, asıl rüyayı yorumlayan kişi için görülmüş olabilir.

Sadık Rüyalar
Yusuf Suresi baştan aşağı rüyalar ve gerçek hayata yansımaları ile alâkalıdır. İbrahim a.s. kıssası ve daha fazlası da var elbette… Ayet ve hadislere, İslam alimlerinin görüşlerine aykırı olmayan; imanımızı takviye edip kötülüklerimizden vazgeçmemizi sağlayan rüyalar rahmani rüyalardır. Bunları sadece günlük yaşantıların ve duyguların bir yansıması şeklinde düşünenler, sadık rüyaların sağlayacağı faydalardan mahrum kalırlar.

Rahmani rüyalar
Materyalizmin kulu kölesi olmuş tiplere, gel bu cenderenin içinden çık, bedene hapsolma, insan olmanın gereği olarak yüksek ve üstün özelliklerini fark et dediğinizde alaycı ve samimiyetsiz bir sırıtma hali beliriyor yüzlerinde. Oysa bu tiplerin namaz kılanı, kılmayanı, ahireti kabul edeni veyahut etmeyeni de mevcutken ne hikmetse ortak bir yolda buluşabiliyorlar. Ancak şöyle de bir tezat var ki, şeytani vesveseden ibaret saçma sapan rüya gördüklerinde onu herkese ifşa etmek, ondan bir anlam çıkartmak peşinde koştukları da çokça oluyor. Tabi burada sorulması gereken soru; acaba bu zevat rüyayı mı tasvip etmiyor yoksa içinde geçen ve onu bir sorumluluğa iten ve de Kurana ve Sünnete uygun gerçeklerden mi kaçıyor. Evet bizleri ibadet ve hilafet için yaratan Rabbimizin, rahmani bir lütufla bize rehber olacak gerçekleri bizlere sunması bizler açısından büyük bir fırsat ve imtihan sürecinde bir nefes olmaktadır. Mevlam Sn. Yazarımız Necati Akgül beyin ifade ettiği gibi bu gerçeklere sadık olmayı nasip etsin. Amin.

TARİH YAZACAK
Dünya tanık olacak, tarih yazacak
Yakındır, gerçekler bir bir anlaşılacak
“Bunlar hayalci” diyenler, şaşırıp utanacak
Tüm insanlık o gün, huzura kavuşacak

Hakka bağlı olanlara müjdeler olsun
Cihat kervanıdır, kurtuluşun
Hep mert ve net olsun duruşun
Kalpler imanla ve şuurla dolsun

Rüyaların Psikolojik Yorumu…
Sadık olan her rüyanın dünyevi ve uhrevi mesajları olduğu gibi psikolojik analizi de olduğuna dikkat çeken bu makalenin özellikle Psikoloji Bilimine katkı sunduğunu düşünüyorum. Daha önce akademisyenler tarafından değerlendirilmiş olsa da bu değerlendirmelere İslami yaklaşımla bir üst değerlendirme gerekmekteydi ve bu makale bu açıdan önemlidir.

Makalede de belirtildiği üzere, Ruhsal ve sosyal sorunların aşılması ve çeşitli sıkıntı ve zorluklardan çıkış yollarının bulunması açısından önemli olan rüyaların psikolojik değerlendirilmesi hususu bakir olan bir alandır ve bu alanda yapılacak çalışmalar toplumlara katkı sunacaktır.

Bununla birlikte, birçok keşfin rüyalar yoluyla geldiği, birçok kişisel ve ruhi eğitimlerin rüyalar yoluyla yapıldığı, ve büyük devrimlerin rüyalarla müjdelenegeldiği gerçeğinden dolayı, siyonizmin bir taraftan rüya çalma çalışmaları yanısıra diğer taraftan özellikle bu alanı yozlaştırma ve itibarsızlaştırma gayretleri; makalede de geçen “mutlak üstün olanı kabul etme” gerçeğini örtmek içindir. Zira siyonizmin dini dinsizliktir, satanizmdir…

Salih rüyalar inanmak
Rüyalar çağlar boyunca bütün toplumlarda büyük önem görmüştür. Tarihte bazı toplumlarda rüyaya büyük önem verilmiştir. Bazen bu rüyalar tabirleri kitap halinde toplanmıştır.
Müslümanların dışındaki bir takım çevreler de bu konuda tutarsız ve reddedilmeye mahkum bir sürü şeyler söylemişlerdir. Ancak sağlıklı görüş sahibi alimlerin ve imamların görüşü makbuldür. Allah (C.C) uyanık insanın kalbinde, bir takım itikadlar yarattığı gibi, uyuyan insanın kalbinde de bazı itikadlar yaratır.
Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde rüyadan söz edilmiştir. Hz. İbrahim (a.s), oğlu İsmail (a.s)’i rüyada boğazlama emri almış ve bu rüyayı uygulamaya teşebbüs etmiştir.
Yusuf (a.s)’ da rüyasında on bir yıldızla, ay’ın kendisine secde ettiğini görmüş.
Mısır hükümdarının ve hapishanedeki iki kişinin gördükleri rüyayı tabir etmiştir.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber Efendimizin görmüş olduğu rüyalardan söz edilmektedir.
Peygamber Efendimiz bir Hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: Ey insanlar! Peygamberliğin belirtilerinden yanlız güzel rüya kaldı. O rüyayı müslüman kişi görür veya onun için başkası tarafından görülür. ( İbni Hacer el Askalani, Fethül- Bari Şerhu Sahihil- Buhari- kitabül -Ta’bir).
Müslümanın gördüğü rüyanın peygamberliğin özelliğinin parçalara bölünmesi veya takva sahibi olan bir müslümanın peygamberlik hasletinden bir parçayı kazanabilmesi demek değildir.
Maksat şudur: Peygamberlikte zaman zaman gaybtan haberdar olma özelliği vardır. Yüce Allah dilediği zaman bir peygamberi gaybtan haberdar eder. Bu itibarla, gaybtan haberdar olmak, peygamberliğin alametlerindendir. Peygamberlik görevi kalıcı değildir. Fakat alametleri kalıcıdır. Müslüman bir kimse bazen Allah’ın takdir ve dilemesi ile rüya aleminde bir gaybtan haber edilebilir. Bu itibarla kişinin rüyada gördüğü bir şey aynen gerçekleşebilir.
Ayrıca doğru rüya görmek sadece mü’minlere mahsus değildir. Müslüman olmayanlar da görebilirler. Mısır hükümdarı ve zindandaki iki kişinin gördüğü rüyalar gibi.
Rüya tabir etmek Allah vergisidir. Herkes rüya tabir edemez. Akıl ve mantık bu iş için yeterli değildir.
İmam Malike ”Herkes rüya tabir edermi?” Diye sorulmuş. ”Nübüvetle oynanırmı?”demiştir.
Rüya görmek ilim değildir. Fakat yorumlamak ilimdir.

Şeytanizmin Kaleleri Bir Bir Milli Çözüm Tarafından Yıkılırken!
Kur’an-ı Kerim’in rüya ile ilgili bölümleri incelendiğinde; Rüyaların, ileride olacak büyük olaylarla ilgili kişileri-toplumları hazırladığı da görülmektedir. Hz. Yusuf, Hz. Musa Aleyhiselam gibi birçok peygamberimizin, yaşadığı önemli olayların-zaferlerin öncesinde, rüyalar yoluyla da önemli bir hazırlığın yapıldığı tarihi bir gerçek.
Rüyaların Kitabımızda, Sünnette, İtikadımızda yeri olduğu halde; Şeytanizmin tarafından “değersiz, gereksiz, bilinçaltı görüntüler, tarikatçıların istismar yolu” gibi algılatma çabası, bu yolla Müslümanlara gelecek olan önemli faydanın önüne geçme girişimleriydi.
Şükürler olsun Milli Çözüm’ün rüyalar ile ilgili ilmi yaklaşımları ve sayısız gelen rahmani rüyalara ilmi yorumları sayesinde; Son dönemlerde görülen rüyalar beklenen tarihi dönüşümle ilgili hem Müslümanlara umut-heyecan-iman olmuş hem de Siyonizmin-Şeytanizmin oluşturdu rüyalarla ilgili yanlış algı ve yaklaşımlar yıkılmaya mahkum edilmiştir.

Ancak Milli Çözüm Hükümeti Şeytanizmi Yenebilir. Yerine Adil Düzen Kurabilir.
Batıl, tüm imkan ve gücüyle hakka saldırıyor ve yok etmek için çalışıyor.
Batıl zaman zaman kendi arasında çatışıyor gibi görünse de gerektiğinde, hakkın karşısında bir ve beraber olup saldırı gücünü artıra biliyorlar.
Son gelişen olayları değerlendiren makalemizden bu gerçeği öğreniyoruz.
Böylesine büyük bir tehlikeyle karşı karşıya iken, ülkemizin; “Feto darbe girişimini”(ülkemizin başına gelen en büyük belayı) bile “bıçak iliğe dayandığında” fark eden “feraset kıtlığıyla” tavan yapmış bir idareyle yönetilmesi, karşılaştığımız tehlikeleri katmerli hale getiriyordu.
Her yönden( sağlık, nükleer, ekonomi, medya, internet, ajanlar, kimyasal silahlar, idarecilere şantaj gibi birçok) gücü elinde bulunduran dünya güçleri, dünya tarihinin hiç görmediği kadar güçlü ve kabiliyet sahibi. Şeytanın şaheseriyle ancak ve ancak; bilgelik, marifet, zirve feraset, tarihi tecrübe gibi birçok vasfa sahip “Milli Çözüm Hükumeti” baş edebilir, “şeytanizmi” yenebilir. Yerine tüm insanlığın saadetini sağlayacak Adil Düzen Kurabilir.

PAK RÜYALAR
Şah Sultanım, himmet eder
Manen imdat,hak rüyalar
Safi gönül,rağbet eder
Şafi ilaç,hak rüyalar…

Şuur altı,filmi sanır
Meşguliyet,yüzden sanır
Kader kare,arif tanır
Ders-i edep,pak rüyalar…

İlmin yüksek, zirvesidir
En Sevgili ,cilvesidir
Müminlerin,müjdesidir
Umut verir,hak rüyalar…

Siyon-şeytan,kuduruyor
Rahmaniler, haz alıyor
Nefse uyan,kıskanıyor
Nasip işi,hak rüyalar…

Kısır aklı,yatmayınca
Hasbilikle,tartmayınca
Temiz gözle,bakmayınca
Tadın bilmez,pak rüyalar…

Hallerimiz,görülüyor
Harşey kaydın,alınıyor
Edep nefsim,Hak görüyor
Tevhid dersi,bak rüyalar

Rüya yorum,hikmet işi
Haddin bilir,akil kişi
Mehdi Resul,sırlar işi
Mesih müjde-ler rüyalar!..

SADIK RÜYAYA SADAKAT!
Muhsinler sadık rüyalara muhatap olma şerefine kavuşur ve sadık rüyalara sadakat gösterirler.
Sadık rüyaya muhatap olup sadakat gösteren Muhsinler, büyük zaferlere erişip bayram yapar, böylelikle tarif edilemez neşe ve sevinç yaşarlar.
Sadık rüyaya muhatap olmak ve sadık rüyaya sadakat göstermek hususunda Kur’an-ı Kerim:
[i][b]“Biz ona: “Ey İbrahim!” diye seslendik.”
“Gerçekten sen, rüyana sadakat gösterdin (Allah’a va’adini yerine getirdin). Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz” dedik.”
“Doğrusu bu, apaçık bir ibtila idi (ve Hz. İbrahim imtihanı geçmişti).” [/b][/i](Sâffât Suresi: 104,105,106)
[b]Sadık rüyaya sadakat;[/b] Allah’a itaat ve teslimiyetle, gerektiğinde malını, canını ve bütün varlığını Allah yolunda feda etmenin kararlılık ve ciddiyetidir.
[b]Sadık rüyaya sadakat;[/b] yapabileceğinin en iyisini yaparak görevlerini eksiksiz yerine getirmeğe çalışmaktır.
[b]Sadık rüyaya sadakat; [/b]hayatının her anını Allah’ın murakabesi altında bulunuyor olmanın huzuru, özellikle İslam davasına hizmet ve teşkilatla ilgili kendi görevlerini en iyi şekilde başarmanın şuuru içinde davranabilmektir.
Selam olsun sadık rüyaya sadakat gösteren Muhsinlere!

Kuran’da ve Sünnette Sadık Rüyaya yer vardır! Yusuf Suresi ve Hadisler buna delildir.
Hikmetli hakikatli
Bir o kadar bereketli
Ötelerden haberci
Ahirzaman sadık rüyaları

Eskiden ve şimdi aynıydı
İftira: uydurma zannıydı
Hepsinin soyu ve sonu belliydi
Firavun, Ebu Cehil, bugün de çocukları

Rahmani Rüyalar
[b]”Salih ve sahih rüyalarla, insanların karakter ve kabiliyetleri, psikolojik problemleri ve derinlikleri arasında önemli bir ilişki bulunduğu tarihi ve bilimsel bir vakıadır. Ruhsal ve sosyal sorunların aşılması, çeşitli sıkıntı ve zorluklardan çıkış yollarının bulunması… Ve özellikle inançlı insanlara umut, heyecan ve kararlılık aşılanması konusunda Rahmani rüyalar, çok önemli ve etkili bir şuur ve huzur kaynağıdır.”[/b]

Yani rüyalar; bazen çapımızı ve kaç kuruşluk/kaç gramlık adam olduğumuzu açığa vuran “sırlı” ruh röntgenimizdir.

Bazen sağdan okunur, bazen soldan okunur, bazen baştan bazen de sondan okunur. Her okuyuşta farklı sırlar açığa çıkar.

Gafiller, genelde rüyaların te’villerinden de gafildirler.

Kâmil Mürşid ise rüyalarımızdan, bizleri, kitap okur gibi okurlar. Ama her gördüklerini bildirmezler.

Bazen görene ikaz ve müjdedir. Bazen de dinleyene…

[b]Hadis-i Şerife göre: “İnsanlar uykudadır ve ölünce uyanırlar.”

Yine başka bir Hadis-i Şerife göre: “Uyku (bir nevi) ölümdür.” [/b]

Öyleyse esas uyku ve rüya, bu dünya hayatıdır. Rüya zannettiğimiz şey de, hayatın ve hakikatin ta kendisidir.

Buna inanmayanlar ise, nasılsa ölünce uyanacak ve hakikati apaçık görecek ve bileceklerdir.

Baklava Misali
Bunları “baklava” örneği ile anlatmaya çalışalım:

Hayatında hiç şehre ve ilçeye inmemiş, baklavayı hiç görmemiş, ama sadece işitmiş olan birisini düşünelim. Biri çıkıp bu adama, “Yahu, aslında baklava diye bir tatlı çeşidi yoktur, sadece lezzetli şeyler için kullanılan bir deyimdir” dese, onu ikna edebilir ve baklavanın varlığına olan inancından caydırabilir. Bu taklidi iman mertebesidir, delilsiz ve temelsiz bir inanma halidir.

Ama birileri bu adama; baklavanın varlığını, nasıl yapıldığını, has undan hamurun nasıl açıldığını, yufkaların arasına neler katıldığını, nasıl pişirilip hazırlandığını ve şerbetinin üzerine akıtıldığını detaylıca anlatsa, o kişinin baklavanın varlığına inancı sağlamlaşır. Bu İlm-el Yakin bilme halidir… Ama bu adamı alıp baklavanın yapıldığı mutfağa götürseler ve hazırlanışının her aşamasını bizzat gösterseler, bu da Ayn-el Yakin görme halidir ve inancı daha da kuvvetlenir.

Ancak bu adamı masaya oturtup ve baklava tepsisinden tabağına koyup eline çatalı vererek yedirirseniz, bu da Hakk-el Yakin’e erişme halidir. Ve artık hiç kimse ve hiçbir vesvese bu kişiye baklavayı inkâr ettiremeyecektir.

Peki, “üst âlem” fikri neden terk ediliyordu? Bilim açısından bakıldığında eğer “üst âlem” fikrini kabul ederseniz, iş üstlerin üstünü yani “ilk üstünü” ve mutlak üstün olanı kabul etmeye varıyordu. (Münkirlerin ve münafık kesimlerin korkusu) Sanırım bundan kaynaklanıyordu.

Tespitleri oldukça yerindeydi.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
14
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...