SN. ERDOĞAN; SÖZDE NEYE KARŞI ÇIKIYORSA,
ÖZDE ONUN HİZMETKÂRIYDI!
Erdoğan İktidarı ve Cumhur İttifakı; Kur’an yaktıran ve PKK’ya yardım sağlayan İsveç’in, Siyonizm’in güdümündeki NATO’ya girişini onaylamıştı!
İsveç’in NATO’ya katılım protokolünün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda AKP’li ve MHP’li vekillerin verdiği oylarla kabul edilmiş bulunmaktaydı. ABD’nin yönetip yönlendirdiği NATO’ya, İsveç’in üye yapılması en çok PKK/YPG destekçisi ülkeleri sevindirmiş durumdaydı. 23 Ocak 2024 tarihinde Meclis Genel Kurulu’nda, İsveç’in Kuzey Atlantik Antlaşması’na (NATO) katılmasına ilişkin protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi üzerindeki görüşmelerin sonunda teklif, oylamaya katılan 346 milletvekilinden 287’sinin oyuyla kabul edilerek yasalaştı. 55 milletvekili teklife “Ret” oyu verirken, 4 milletvekili “çekimser” oy kullandı. Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, X hesabından yaptığı paylaşımda; TBMM’de onaylanan kararın İsveç’i NATO’ya bir adım daha yaklaştırdığını belirterek, “İsveç’in katılımı Avrupa’nın güvenliğini güçlendirecek ve AB-NATO iş birliğini artıracaktır. Bundan sonraki adımları sabırsızlıkla bekliyorum” ifadelerini kullanmıştı. Unutmayınız, Erdoğan iktidarının, İsveç’in NATO’ya girişini onaylamasına sevinen ülkelerin tamamı, Filistin’de soykırım yapan İsrail’e resmen arka çıkıyorlardı!?
Kur’an-ı Kerim’in yakılmasından mutlu olan ülkeler Erdoğan’a tebrik yağdırmışlardı!
Belçika Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib ise X paylaşımında, ülkesinin TBMM’nin kararını memnuniyetle karşıladığını bildirerek, İsveç’in ittifaka katılımı yolunda önemli bir adım atıldığını vurguladı. Avrupa’nın güvenliğinin kolektif bir çaba olduğunu kaydeden Lahbib, “İsveç’in NATO’ya katılmasıyla Avrupa, daha güvenli ve ittifakımız daha güçlü hale gelecektir!” değerlendirmesinde bulunmuşlardı.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lökke Rasmussen de X’teki paylaşımında, TBMM’nin İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasından “büyük memnuniyet” duyduğunu belirterek, “İsveç’in NATO’da yer alması, ittifakı ve İskandinav bölgesinin güvenliğini güçlendirecektir. Süreç henüz tamamlanmadı, ancak İsveç’in üyeliğini çok yakında kutlamayı bekliyoruz!” sevincini paylaşmıştı.
Macaristan’a Çağrı Yapılmıştı!
NATO Parlamenter Asamblesi Başkanı Michal Szczerba, X mesajında, destekleri dolayısıyla NATO Parlamenter Asamblesi Türk Delegasyonu’na teşekkürlerini ileterek, “Macaristan Ulusal Meclisindeki meslektaşlarıma katılım sürecinin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasına yardımcı olmaları çağrımı yineliyorum” açıklamasını yapmıştı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise yazılı açıklamasında; TBMM’nin kararını memnuniyetle karşıladığını belirterek, onay sürecini en kısa sürede tamamlayacağı konusunda Macaristan’a güvendiğini belirterek, “Tüm NATO müttefikleri Vilnius’ta yapılan zirvede İsveç’i ittifakımıza katılmaya davet etme konusunda mutabık kaldı ve İsveç taahhütlerini yerine getirdi. İsveç’in üyeliği NATO’yu daha güçlü ve hepimizi daha güvenli kılacaktır!” ifadelerini kullanmıştı.
Biden, Türkiye’ye ‘İsveç’ hediyesi olarak, Kongre’ye F-16 mektubu yazmıştı!
ABD Başkanı Biden, İsveç’in NATO üyeliğinin Meclis’ten geçmesinin ardından Türkiye’ye 50 milyar dolarlık F-16 savaş uçağı satışının onayı için Kongre’ye mektup gönderip F-16 satışının onaylanması isteğini hatırlatmıştı. Oysa bu bir oyalamaca ve aldatmacaydı!.. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel yaptığı açıklamada, İsveç’in NATO üyeliğine Türkiye tarafından onay verilmesinin ABD tarafından memnuniyetle karşılandığını belirterek, Macaristan’ın da bu süreçte adım atmasını sabırsızlıkla beklediğini aktarmıştı. ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Türkiye’nin F-16 savaş uçağı filosunun modernizasyonunu desteklediğini belirten Patel, ancak ABD Kongresi’nin bu konuda kilit bir rol oynadığının farkında olduklarını, yani Kongre’ye baskı yapamayacaklarını vurgulamıştı.
Kur’an düşmanı ve PKK yandaşı İsveç artık NATO’daydı!
Erdoğan İktidarı, dış politikadaki ‘U’ dönüşlerine bir yenisini daha eklemiş olmaktaydı. İki yıl önce başlayan süreç dahilinde Avrupa ülkesi İsveç’in NATO üyeliğinin önünde en büyük engel olarak duran Erdoğan’ın sert sözleri, yerini teslimiyetçi bir tavra bırakmıştı. İktidar partisi AKP, ana muhalefet partisi CHP ve AKP’nin Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin kabul oylarıyla İsveç’in NATO üyeliği Meclis’te kabul edilip onaylanmıştı. Protokolün kabul edilmesiyle birlikte İsveç’in NATO’nun 32’nci üyesi olmasının yolu da açılmıştı. Türkiye’nin, İsveç’in NATO üyeliğine destek vermesi karşılığında Amerika Birleşik Devletleri’nden F-16 savaş uçaklarının teslimatını kolaylaştıracak bazı tavizler aldığı palavralarıyla toplum avutulurken, bu süreçte İsveç’in Türkiye’nin terörle mücadelesine olumlu katkı sunacak bir gelişme yaşanmaması dikkatlerden kaçmamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Bahçeli İsveç’i teröristlerin yuvası olarak tanımlarken, bu süreç içerisinde İsveç’ten Türkiye’ye ne bir terörist iadesi yapılmış ne de PKK/YPG terör örgütü aleyhine bir adım atılmıştı. Mevcut durumla ilgili görüşlerini beyan eden terörle mücadele uzmanları, İsveç’in NATO üyeliğini destekleyerek Türkiye’nin herhangi bir kazanım sağlamadığı konusunda hemfikir olmuşlardı.
ABD’den Teşekkürler Yağmıştı!
Erdoğan Hükümeti, tepki çeken bu tavrı sonucunda Amerika Birleşik Devletleri’nden aferin ve teşekkür almıştı. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Jeffry Flake, “Türkiye Parlamentosu’nun İsveç’in NATO’ya katılımına onay vermesini takdir ediyorum. İsveç’in NATO’ya katılımı ittifakı güçlendirmek için kritik bir adım. Türkiye’nin NATO ittifakına bağlılığı bizim sarsılmaz ortaklığımızı gösteriyor. Türkiye halkı ve hükümetine teşekkür ederim” açıklamasını yapmıştı. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan da açıklamasında, “Türk Parlamentosu’nun İsveç’in NATO’ya giriş başvurusunu onaylayan oylamasını memnuniyetle karşılıyoruz. Bu, Başkan Biden için önemli bir öncelikti” ifadelerini kullanmıştı.
Kemal Kılıçdaroğlu acı gerçeklere tercüman olmuşlardı:
(Sn. Erdoğan) Sen ne söylediysen değil, sana ne söyledilerse onu yaptın! Yalan söyledin, iftira attın, milleti aldattın, ama şunu iyi bil; sana ve sadık kaldığınız planınıza geçit yok! (Tükendin ve tıkandın!)
“Kılıçdaroğlu kazanırsa, İsveç’i NATO’ya alacak” dedin, SEN ALDIN! “Kılıçdaroğlu kazanırsa, Kudüs düşer!” dedin, FİLİSTİN’E BOMBALAR YAĞIYOR! (Sen İsrail’e 3 ay boyunca silah, malzeme ve gıda taşıdın!..) “Kılıçdaroğlu kazanırsa, faizleri arttırır, Nass var!” dedin, faizleri arttırdın, ekonomiyi batırdın! “Kılıçdaroğlu kazanırsa, 15 Temmuz’u unutur” dedin, BAE’nin ayağına gittin! (Ve hiç sıkılmadın!..) Türkiye’yi dünyanın mülteci kampına çevirdin! (Bir nevi FETÖ’nün yarım bıraktıklarını sen tamamladın!..)[1]
Cumhur İttifakı Liderleri 2023 yılı söylemlerini ne çabuk unutmuşlardı!?
Meclis’teki oylamada ‘Evet’ oyu kullanan Cumhur İttifakı partileri AKP ve MHP, yakın zamana kadar İsveç’in NATO üyeliği konusunda çok keskin bir ret tavrı almışlardı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan defaatle yaptığı açıklamalarda İsveç’in NATO üyeliğine destek vermeyeceklerini açıklamıştı. Erdoğan, “Biz bir kez sokulduğumuz delikten bir daha sokulmayı düşünmüyoruz. Yunanistan’da bunu yaşadık. Biliyoruz ki İsveç de Finlandiya da bize aynı numarayı çekecekler. Niye böyle bir gaflete düşelim ki? Kusura bakmasınlar. NATO’da tam ittifak gerekiyor. Bir ülke ‘hayır’ derse NATO ittifakı içerisinde ne yapamazlar, o ülkeyi alamazlar. Bizim de şu anda bu konuyla ilgili kesinlikle, bu iki ülke hakkında, hele hele İsveç, kesinlikle tam bir terör odağıdır, terör yuvası. Bunlar silah noktasında yaptırım da uyguladılar bize. Onun için de kararlı bir şekilde bu politikamızı sürdüreceğiz. NATO’ya Finlandiya ve İsveç’in girmesine ‘hayır’ diyeceğimizi ilgili arkadaşlarımıza söyledik. Yolumuza bu şekilde devam edeceğiz” ifadelerini kullanmıştı. Oysa bizim ısrarla vurguladığımız bir tespit vardı: “Sn. Erdoğan, hangi konuda sert tavırlar alıyor ve net palavralar sıkıyorsa, bilin ki o konuda tavizkâr davranacaktı!..”
Bahçeli: “İsveç’in NATO’ya Alınması İnsanlık Suçudur!” diye haykırmıştı!
Aynı şekilde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, “İsveç’in NATO’ya alınması demek; Ukrayna Savaşı’nın uzaması, hatta coğrafi olarak genişlemesi demektir ve bize göre böylesi bir niyet insanlık suçudur, uluslararası norm ve değer piramidinin yıkımı anlamına gelecektir. Bu itibarla, Milliyetçi Hareket Partisi, Finlandiya ile İsveç’in NATO üyeliğini zamansız, yersiz, gereksiz olarak değerlendirmekte ve soğuk bakmaktadır” diye konuşmuşlardı. Hani, bu kurusıkı çıkışlar nerede kalmıştı?
CHP de Cumhur İttifakı’nın Tarafındaydı!
Meclis’teki ana muhalefet partisi CHP, NATO’nun genişlemesini istediklerini söyleyerek oylamada kabul oyu kullanmıştı. İsveç’in NATO’ya kabul edilmesine karşı çıkan muhalefet partilerinden Saadet Partisi, İYİ Parti, Demokrat Parti, Yeniden Refah Partisi, HÜDA-PAR, Türkiye İşçi Partisi, Demokratik Sol Parti ile DEM Parti de “hayır” oyu kullanan partiler arasında yer almışlardı.[2]
Oysa Filistin’de “İnsanlığımız sınanmaktaydı!..”
Slovenya Dışişleri Bakanı Tanja Fajon, Gazze’de her gün insani durumun bozulduğunu ve vicdani krizle karşı karşıya olunduğunu belirterek, “Acilen ateşkese ihtiyacımız var” diye uyarmıştı. Fajon, New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) binasında AA muhabirinin sorularını yanıtlamıştı.
Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail’e karşı açtığı “soykırım” davasını yakından takip ettiklerini söyleyen Fajon, “Mahkeme karar verdiğinde, tüm tarafların karara uyması çağrısında bulunuyoruz” diyerek Slovenya’nın “hesap verilebilirlik” ilkesine büyük önem atfettiğini ve uluslararası mahkemelerin kararlarını desteklediğini vurgulamıştı. “Slovenya, UAD’de yasa dışı yerleşim yerlerinde İsrail’in faaliyetleri konusunda davada uzman görüşü sunma kararı aldı” değerlendirmesinde bulunan Fajon, Slovenya’nın mahkemenin kararlarına saygı duyacağını ve tüm tarafların da saygı duymasını beklediklerini hatırlatmıştı.
“On binlerce kadın ve çocuk öldürüldü, henüz İsrail’i durduran çıkmadı!”
“Avrupa Birliği’nin (AB) bir bütün olarak İsrail’e, Gazze’ye yönelik saldırıları karşısında yeterince güçlü bir tavır almadığı” ve “İsrail’e yönelik yaptırım uygulanmalı mı?” sorularına ise Fajon, kendi ülkesinin bu konuda çok güçlü bir sesle konuştuğunu belirterek: “Acilen ateşkese ihtiyacımız var” ifadesini kullanmıştı. Acilen insani yardım sağlanması ve bunun için de çatışmaların durması gerektiğinin altını çizen Fajon, “Her gün, insani durumun kötüleştiğini görüyoruz. Büyük bir insani krizle karşı karşıyayız. Binlerce kadın ve çocuk öldü. Bunun artık durması gerekiyor. Yeter artık!” diyerek, ateşkesin ardından siyasi çözüme odaklanılması gerektiğini vurgulamış ve “İki devletli çözüm konusunda ciddi olmamız gerekiyor” diye uyarmıştı.
İsrail ve Filistin halkının güvenliğini güvence altına alacak tek çözümün Filistin devletinin kurulması olduğunu belirten Fajon, bölgede barış için de siyasi çözüm müzakerelerinin başlaması gerektiğini aktarmıştı. Fajon, İsrail’e yaptırım konusunun ise AB’li mevkidaşlarıyla gündeme taşıdığını ancak üye ülkeler arasında farklı görüşler yaşandığını aktarmıştı. “AB ülkeleri iki devletli çözüm ve Filistin halkının Gazze ve Batı Şeria’dan zorla yerinden edilmesine karşı çıkma konusunda mutabık” şeklinde konuşan Fajon, çözüm için farklı görüşler bulunduğunu ancak Slovenya’nın tüm taraflara acilen ateşkes çağrısında bulunma konusunda kararlı olduğunu açıklamıştı.
“Zor bir sınamayla karşı karşıyayız”
Slovenya’nın 1 Ocak’tan itibaren BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) geçici üye olarak yerini almasını değerlendiren Fajon, şunları aktarmıştı: “Dürüst olmak gerekirse, Orta Doğu’daki felaket ve Gazze’deki insani kriz karşısında BMGK’nın temel görevi olan güvenlik ve barış sağlama misyonunu yerine getirmediğini düşünüyorum. Çok daha fazlasını yapmalıyız. BMGK’nın kolektif bir sorumluluğu bulunduğunu unutmamalıyız. Çünkü insanlığımız sınanıyor. Zor bir sınamayla karşı karşıyayız” ifadelerini kullanmıştı.[3]
Sn. Erdoğan’ın “NASS” İstismarı ve İflas Eden Faiz Politikası!
2023 yılında ne yaşadığımızı anlamak için “NASS var NASS!” diye haykıran Erdoğan’ın riyakârlığını çözmek lazımdı. 2023 Mayıs Seçimlerinin ardından Merkez Bankası her faiz artırdığında, mağdur halk kesimleri “NASS’a ne oldu?” diye sormaktaydı. Seçimlere %8,5 politika faiziyle giren Erdoğan, ne olmuştu da aralık ayına kadar politika faizinin %45’e çıkarılmasına göz yummuşlardı ve faiz %50’leri aşmıştı? Demek ki deniz tükenmiş ve Erdoğan lafla paçayı kurtaramayacağını anlamıştı.
Rasyonel; “akılcı, çıkarlarını gözeten” anlamını taşırdı. Tersi, irrasyonel; “çıkarlarını gözetmekten mahrum, akılsız” demek için kullanılırdı. Din karşıtları, komünist veya kapitalist takıntılı Siyonizm-Emperyalizm uşakları, İslam dışı her görüşe rasyonel diyorlardı. Sn. Erdoğan’ın: “Faiz haramdır, NASS vardır!” çıkışları ise gerçek inancını ve İslam’ın bakış açısını yansıtmamaktaydı. O, kendisini iktidara taşıyan odakların taşeronluğunu yapmaktaydı. Faizsiz bir düzen kurmak gibi ne amacı ne de çabası bulunmaktaydı. O, “NASS var, NASS” sözleriyle dindar oy tabanını aldatma ve avutma telaşındaydı!
Ekonomik kararların sonuçları üzerinden bu kararları eleştirmek son derece kolaydı. Nitekim, 2019 yılında başlayan, bazılarına göre “irrasyonel” faiz politikası Türkiye’yi “enflasyonla büyüme” patikasına mecbur bırakmış, dolar kuru son 4 yılda 6’ya katlanmış, enflasyon yüzde 85’e kadar tırmanmış ve kronikleşmiş durumdaydı. O halde, bu politika tümüyle yanlıştı ve Erdoğan’ın kasıtlı hatasıydı. 7 Ekim 2022’de dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, bu hakikati Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde: “Türkiye Ekonomi Modelimizi tasarlarken durgunluk ve yüksek işsizlik sorunlarıyla tekrar karşılaşmamak için üretim ve istihdamı önceledik” diye hava atması bir itiraftı. Düşük faiz politikasının sonucu, yüksek enflasyonla beraber yaşanan sözde yüksek büyüme, yalancı bahardı. Enflasyonu kabullenmek, halkın alım gücünü aşağı çekmek, büyümenin refahını emek kesimlerinden sermaye kesimlerine transfer etmek Erdoğan’ın Ekonomi Modeli’nin birinci tercihi olmaktaydı. Çünkü Erdoğan, tercih sonucu oluşan işsizliğin politik bedelini 2019 Yerel Seçimlerinde İstanbul ve Ankara’yı kaybederek ödemiş olduğunu unutmamıştı. İşsizlikte Cumhuriyet rekoru Şubat 2019’da kırılmış, İstanbul Seçimi hukuksuzca Haziran 2019’da tekrarlanmış, temmuzda ise yüksek faizi dayatan Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya “söz dinlemediği için” görevden alınmış, yerine getirilen Murat Uysal’ın ilk işi ise politika faizlerini indirmek olmuştu. Halbuki kurgulanan tezgâh bambaşkaydı.
NASS Edebiyatıyla, Faiz ve Borç Batağına Saplanmışlardı!
2020’deki Pandemiyle birlikte büyük bir durgunluk beklentisi ortaya çıkmış, borçların ödenememesi olasılığı hem KOBİ’leri hem de bankaları tedirgin etmeye başlamıştı. 2020 Mart ayı itibarıyla KOBİ’lerin bankalara olan toplam kredi borcu 101,3 milyar dolarla rekor kırmıştı. Üstelik bu borçların 20 milyar doları yabancı para cinsinden olmaktaydı. Dolar kurunun 2018’deki gibi bir şok yaşaması halinde KOBİ’ler iflasın kıyısına yanaşacaktı. Bu durum bankaların da hoşuna gitmeyen sonuçlar doğuracaktı. Dolar kurunu baskılamak için faizler artırılsa, bu sefer de TL cinsinden borçlar yapılandırılırken büyük bir finansman maliyetiyle karşılaşılacaktı. İktidara öğüt veren İslamcı danışmanların çaresi tutmamıştı; faizler azaltılacak, enflasyon azdırılacak ama döviz kurları Merkez’in rezervleri aracılığıyla sabit tutulacaktı. Böylece KOBİ’lerin borçları enflasyona eritilecek, aynı dönemde balon gibi büyümeye de devam edilecekti. Sonunda 2020 Mart’ta 101,3 milyar dolar olan KOBİ borçluluğu 2022 Mart’ta 86,8 milyar dolara kadar geriletildi. Borçlar azalmasına rağmen, aynı dönemde Türkiye ekonomisi yüzde 15’in üzerinde büyümüş sanıldı. TL cinsinden uzun vadeli borçlar, enflasyon sayesinde eriyordu. Halk kesimleri enflasyonla boğuşurken, faizci ve rantiyeci sermayenin borcu, enflasyon sayesinde eriyip kayboluyordu.
2020, 2021… Dünya pandemiyle boğuşurken, Türkiye’deki faizci ve rantiyeci sermaye çevreleri için her şey güzeldi. Yalancı bir bahar havası estirilmiş, istihdam kısmen devam etmiş, enflasyon sayesinde sermayenin borçları eritilmiş, halkın alım gücü sermayeye transfer edilmişti. Düşük faiz ortamında konut piyasası canlı tutulmuş, gayrimenkul fiyatlarındaki şişme sayesinde, konut baronları oluşmuştu. Yüzde 50’den fazlası ev sahibi olan Türk toplumu da bu vaziyetten memnundu. Ellerindeki mülkleri sürekli değer kazanıyordu, ah şu enflasyon da olmasaydı!?
Denizdeki kum gibi piyasada karşılıksız para vardı. Ama bu paraya ulaşamayanlar halkın yüzde 70’ini oluşturan sabit ücretliler olmaktaydı. Onlara da 6 ayda bir yapılan zamlarla “Elimizden geleni yapıyoruz, herkes zor durumda, görüyorsunuz” masalı anlatılmıştı. Halbuki zenginin milyonu, milyara dönüşürken, halkın maaşı, Erbakan Hoca’nın tabiriyle “buz para” gibi eriyip tükeniyordu… KOBİ’ler ile emek cephesi arasındaki uyumu da İslamcılık yani Din istismarıyla kapatmaya çalışıyorlardı. Tüm bunlar yaşanırken, aynı secdeye baş koyan işçi ve patron uyum içinde (!) çalışmışlardı, başını kaldıran işçiye polis copu ve grev yasakları hatırlatılmıştı. Emek cephesinde tezgâhın farkına varan kesimlerin itirazları “terörle mücadele konsepti” sayesinde susturulacaktı!?
İşsizlik, aynı AKP’ye oy veren işçi ile patronun arasındaki uyumu bozacaktı. Enflasyon ise tam tersine, işçi ile patronun dayanışmasını sağlayacaktı… Enflasyon sayesinde patron işçisine ağlayabiliyor, işçi de patronuna acıyordu. Erdoğan’ın arkasında hizalanan patron, işçisine öğütlüyordu; “İyi ki Erdoğan var, yoksa hepten batarız!..” safsataları işe yarıyordu. Fakat bu yalanlar, işten çıkarmalar yaşandığında anlaşılmıştı. İşte bu anlayışla 2023 Mayıs seçimlerine faizleri daha da düşürerek giren Erdoğan, “Faiz karşıtı kahraman (!)” diye oy toplamıştı. Kredi mekanizmasıyla piyasaya pompalanan paralar patronların cebine akıyor, Türkiye balon gibi büyüyor, zavallı emek cephesi ise kırıntılarla avunuyordu. Cemaatler ve tarikatlar, bu dönemde herkesin fedakârlık yapması gerektiğini anlatıyor, Diyanet’in cuma vaazları, bu konsepte uygun hazırlanıyordu.
Tüm senaryolar 14 ve 28 Mayıs için hazırlanmıştı. Seçimler atlatılmıştı, “Rasyonel Taşeron Erdoğan” için dere geçilmiş durumdaydı. KOBİ’ler semirmeye başlamış, borçları geniş kesimlerin sırtına yıkılmış, “Aç değiliz, buna da şükür” diyen halkın oyu avlanmıştı. Ama yerli ve milli ziyafetin de sonuna yaklaşılmıştı. Bu ziyafetin hesabı ise yine halk kesimlerinin sırtına yıkılacaktı.
Hafize Gaye Hanım’ı Kimler Atamıştı?
Hafize Gaye Erkan ile birlikte iktidar partisi AKP, nur topu gibi bir soruna daha sahip olmuş durumdaydı. Sürpriz bir isim olarak Merkez Bankasının başına getirilen Hafize Gaye Erkan, gerek banka içindeki icraatları ile gerekse annesi ve babasının tavırlarıyla tüm AKP’lileri dahi hayretlere düşüren işlere imza atmaya başlamışlardı. Şimdi tüm AKP’liler birbirlerine; “Bu hanımı Merkez Bankasının başına kim getirdi?” diye soruyorlardı.
“Kim getirdi bu hanımı?” sorusu ortaya çıkınca gözler faizci ekonominin dümeninde bulunan Mehmet Şimşek’i aramaktaydı. Ancak Mehmet Şimşek’e yakın isimler Hafize Gaye Erkan’ı Merkez Bankasının başına kendilerinin getirmediklerini gayet net bir dille ifade ediyorlardı. Peki Mehmet Şimşek tarafından getirilmediyse Hafize Gaye Hanım, böylesine önemli bir göreve kimin tavsiyesi ile atanmışlardı?
Bu hususta muhtelif rivayetler vardı!
Türkiye’nin ABD Büyükelçisi tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tavsiye edildiğini söyleyenler olduğu gibi bu göreve gelmesinde Mehmet Ağar ekibinin etkili olduğunu düşünenler de vardı. Böyle düşünenler Hafize Gaye Erkan’ın İYİ Parti ile temas halinde olduğunu da söylüyorlardı!.. Ve her an aktif siyasete atılabileceğinden söz ediyorlardı!.. Ayrıca AKP çatısı altında kimsenin sorumluluğunu kabullenmek istemediği bu sorunun çözümünün Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan beklendiği konuşulmaktaydı. Oldukça önemli tartışmalara neden olan Hafize Gaye Erkan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşeceğini ve kendisi hakkındaki nihai kararın burada verileceğini düşünenler yanılmaktaydı; çünkü bu hanımı, ABD’deki Siyonist sermaye baronlarının atadığı unutulmaktaydı…
Peki, Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ortaya çıkan bu sorunu nasıl çözüme kavuşturacaktı? Hafize Gaye Erkan’a “babanı da al git” mi buyururlardı? Yoksa “sen bunlara aldırma, görevine aynen devam et” diye destek mi çıkardı? Bunu şimdilik bilmiyoruz, bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey, AKP çatısı altında hiç kimsenin Hafize Gaye Erkan’a sahip çıkmadıklarıydı!.. Sanki kendilerine karşı hızlı bir muhalif siyasinin ortaya çıkması için kolları sıvamış gibi bakıyorlardı…[4]
Devlet de Toplum da Borç Batağındaydı!
Son zamanlarda medyada yer alan ve toplumun büyük bir kesiminin borçla hayatını sürdürdüğüne dair haberlerin boyutu her geçen gün daha da büyüyordu. İcra dairelerinde icra dosyalarının her geçen gün arttığı, dosya sayılarının milyonlarla ifade edildiği bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Toplumun borç batağına saplandığını anlatmakta kullanılan ikinci husus ise kredi kartlarının alarm vermeye başlamasıydı. İnsanların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kredi kartına yüklendiği haberleri, artık olağan bir hal almıştı. Medyaya yansıyan son bir habere göre bireysel kredi kartı borçları 1,3 trilyon liraya ulaşmıştı. Bununla birlikte, yüksek faizlerle ister istemez özellikle kredi kartı kullanımında ekonomi yönetiminin frene basmak zorunda kalacağı konuşuluyordu. Hemen belirtelim ki insanımızın borçlanması sadece kredi kartları yoluyla olmuyordu. Tüketici kredileri, taksitli satışlar ister istemez insanımızı borç batağına sürüklüyordu. Vatandaş borçlanıyor da devlet bu borç batağından yakasını kurtarabiliyor muydu? Kaldı ki, bankalar da milletten topladığı paraları ihtiyaç sahiplerine aktararak işlerini yürütüyordu. Bunun yanında devlet de her ay iç ve dış piyasaya borçlanıyordu. Söz gelimi, ocak ayında Hazine 140 milyar TL daha borçlanmıştı. Bunun yanında bir de dış borçlar vardı. Bunların toplamı 1,5 trilyon doları aşmıştı. Bütçenin içinde, ödenecek borç faizleri önemli bir yer tutuyordu. Kısacası, millet ve devlet olarak, boğazına kadar borçlu bir toplum haline gelmiş durumdaydık.
Bu yüzden iç ve dış borcumuz arttığı oranda küresel sermaye sahiplerine ödeyeceğimiz faiz miktarı da artıyordu. Bu arada vatandaşlardan ve küresel sermaye çevrelerinden borç temin edebilmek için Merkez Bankası faizi yüzde 45’e kadar çıkarıyordu. Ödediğimiz borç faizi arttığı oranda halkımızın refah seviyesi düşüyordu. Böyle olunca da ülke olarak tüm imkânlarımız, sermaye sahiplerine olan borcumuzu ödemeye tahsis ediliyordu. Buna rağmen, toplumda bir ekonomik rahatlama görülmüyor, aksine iç ve dış borçlarımız artmaya devam ediyordu. Tüm imkânlarımızla borçlarımızın faizini ödemeye çalışırken paramızın değer kaybetmesi sürüyordu. Enflasyonda ise geri çekilme söz konusu bile olmuyordu. Bu arada doların bu yıl içinde 40 lirayı görebileceği belirtiliyordu. Böyle olunca da özellikle ithal ürünlerde fiyatların artması süreceğe benziyordu. Söz gelimi akaryakıt ürünlerinde artış bile tek başına fiyatları fırlatmaya yetiyordu. Bu bakımdan bazı ürünlerdeki dışa bağımlılığın azaltılması şart olarak görülüyordu.[5]
Bunun tek ve gerçek çaresi olarak; bir an evvel Adil Düzen’e geçmek gerekiyordu!
AKP İktidarında Mafya Babaları İyice Azıtmıştı!
T24 yazarı Tolga Şardan, köşesinde suç örgütü liderliğinden tutuklu bulunan Ayhan Bora Kaplan’ın yargılandığı dava kapsamında hazırlanan iddianamede yer alan bir olayın detaylarını paylaşmıştı. Ayhan Bora Kaplan Suç Örgütü davasına ilişkin iddianamede, Kaplan hakkında, biri ağırlaştırılmış 2’şer kez müebbet ile 169 yıl 6 ay hapis istendiği anlaşılmıştı.
Gazeteci Tolga Şardan T24’teki köşesinde, suç örgütü lideri Ayhan Bora Kaplan’ın, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun da akrabası olan bürokrat Sadık Soylu’nun oğlu için 3 çalışanını ayaklarından vurduğunu yazmıştı. İddianamede “Olay-B” olarak adlandırılan “kasten adam yaralama” eyleminin detaylarını şöyle aktarmıştı: “…5 Şubat 2018’de, Ayhan Bora Kaplan’a ait Ankara’nın Gazi Osman Paşa semtindeki Albüm ve Tren adlı barında üç kişi ayaklarından vuruldu. Vurulanlar, aynı zamanda iş yerinde çalışan Berke Kırıcı, Serhat Tümer ve Serdar Hoşyiğit adlı üç personeldi… Savcılığın iddianamesindeki söz konusu olayın bir de mağdur tarafı yani Kaplan’ın üç adamının dövdüğü bir isim var kuşkusuz. Savcılık, bu ismi merak etmediği için iddianameye almamış olsa gerekti! Sürece katkısı olması nedeniyle artık bu ismin kim olduğunu açıklamak zorunlu hale geldi. Kaplan’ın adamlarının Albüm ve Tren adlı barda dövdüğü müşteri, ülkenin ünlü bürokratlarından Sadık Soylu’nun oğlu.
Olayın yaşandığı gece, Sadık Soylu’nun oğlunu tanımayan ve ‘patron nezdinde hatırlı müşteriyi’ döven bar personeli, sonrasında 15 Şubat 2018 gecesi Kaplan tarafından ‘kendi usulünce’ cezalandırıldı! Doğrusunu söylemek gerekirse; olayın yaşandığı günlerde emniyet kulislerinde hemen herkes bu ismi biliyordu. Ancak kayıtlara girmemişti. O günleri yakından izleyen bir gazeteci olarak ve artık zamanı geldiğini de düşündüğüm için, olayın asıl tarafının kim olduğunu kamuoyuna duyurmakta bir sakınca görmedim…“[6]
[1] 26 Ocak 2024 – Kemal Kılıçdaroğlu Resmi X Hesabı (Not: Parantez içi ifadeler bize aittir.)
[2] (25 Ocak 2024 – Milli Gazete)
[3] (https://www.milligazete.com.tr/haber/18999291/insanligimiz-sinaniyor)
[4] (https://www.milligazete.com.tr/makale/18998683/zeki-ceyhan/bu-hanimi-kim-getirdi)
[5] (abdulkadirozkan@milligazete.com.tr)
[6] (https://www.birgun.net/haber/ayhan-bora-kaplan-iddianamesinde-yeni-detay)

Ayetleri dillerine dolayanlar, hükümlerini ayaklar altına alıyorlar!
Erbakan, Din ve Milliyetçilik istismarı yapan Cumhur İttifakının İsveç’i NATO’ya alacağını Milli Çözüm zaten yazmıştı!
Filistin’e sahip çıkan, mülteci konusunda önce Türkiye diyen Kılıçdaroğlu’nun yerine Hamas’a ”terörist” diyen Özgür Özel getirilmiş ve muhalefetin halkı, Cumhur İttifakının kucağına itme projesi kaldığı yerden devam etmektedir!
Üstad Ahmet Akgül, CFR Üyesi olan Hafize Gaye Erkan’ı daha işbaşına gelmeden ABD tarafından atandığı yazmıştı! Hafize Gaye Erkan istifa etti!
Milli Çözüm, Ayhan Bora Kaplan’ın kimlere hizmet ettiğini, kimlerle birlikte neler yaptığını yazmıştı!,
İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, suç örgütü lideri olmakla suçlanan ve tutuklu bulunan Ayhan Bora Kaplan’a bir kamu bankası tarafından 700 milyon lira kredi verildiği iddia etmişti.
Çömez, söz konusu iddiayı da soru önergesi haline getirerek Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e sordu.
Bakan Şimşek ise soru önergesine ‘ticari sır’ olduğu gerekçesi ile yanıt vermedi.
Şimşek, İYİ Partili Çömez’in soru önergesine verdiği yanıtta “Soru önergesinde talep edilen bilgiler, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 73’üncü ve 159’uncu maddeleri uyarınca banka ve müşteri sırrı kapsamına girdiğinden paylaşılması mümkün bulunmamaktadır” dedi.
Daha önce RTE’ın ”Halk Bankasını kimler soydu, halkım bunu bilsin!” diyerek Mehmet Şimşek’in ismini vermişti!
Halk Bankasını soyan Mehmet Şimşek, nasıl Maliye Bakanı olmuştu?!
Kaynak: https://www.yenimesaj.com.tr/ayhan-bora-kaplana-kamu-bankasindan-verilen-700-milyonluk-kredi-sir-sayildi-H1508236.htm
Siyonistlerle, işbirlikçilerin çöküşü ardı ardına olacak ve bu kirli düzen yıkılacaktı!
Tarihte ve devlet zalim ve işbirlikçilerden çok yakında hesap soracak İnşallah!
ALLAH NURUNU TAMAMLAYACAK!
Kemal Kılıçdaroğlu acı gerçeklere tercüman olmuşlardı:
(Sn. Erdoğan) Sen ne söylediysen değil, sana ne söyledilerse onu yaptın! Yalan söyledin, iftira attın, milleti aldattın, ama şunu iyi bil; sana ve sadık kaldığınız planınıza geçit yok! (Tükendin ve tıkandın!)
“Kılıçdaroğlu kazanırsa, İsveç’i NATO’ya alacak” dedin,SEN ALDIN!
“Kılıçdaroğlu kazanırsa, Kudüs düşer!” dedin, FİLİSTİN’E BOMBALAR YAĞIYOR! (Sen İsrail’e 3 ay boyunca silah, malzeme ve gıda taşıdın!..)
“Kılıçdaroğlu kazanırsa, faizleri arttırır, Nass var!” dedin, faizleri arttırdın, ekonomiyi batırdın!
“Kılıçdaroğlu kazanırsa, 15 Temmuz’u unutur” dedin, BAE’nin ayağına gittin! (Ve hiç sıkılmadın!..)
Türkiye’yi dünyanın mülteci kampına çevirdin! (Bir nevi FETÖ’nün yarım bıraktıklarını sen tamamladın!..)
20 yıldır bu hep böyle oldu, bu hakikat tek bir cümleyle muhteşem bir şekilde özetlenmiş,
SN. ERDOĞAN; SÖZDE NEYE KARŞI ÇIKIYORSA,ÖZDE ONUN HİZMETKÂRIYDI!
Peki bu ne demek, halka konuşma yaparken başka, işin gereğini yaparken başka. işte bu münafıklığın ta kendisi değildir de nedir Allah aşkına. Bu yanlarına kar kalmayacak elbette. Rabbimiz bunlara bu kadar müsade ettiğine göre intikamı da ağır olacak. Halkın da bu gerçekler karşısında kör sağır dilsizi oynuyor, hala dindar bir iktidarın var olduğunu zannediyor yada menfaati gereği geri dönemiyor yada yanlış yaptığını kabul edip geri adım atamıyor, peşlerinden gidiyor. Allah hem zalimlere, hem zalimlerle işbirliği yapanlara hem de zalimlerle işbirliği yapanlara destek verenlerin hesabını görecektir. Allah imhal eder, ama ihmal etmez. Sebe suresi 31 32 33 ayetlerde durumları şu şekilde anlatılıyor.
Sebe 31
(Gerçekten) İnkâr eden ve küfre giren kimseler (şunlardır ki) onlar şöyle derler: “(İşimize gelmediği ve sıkıntıya sevk ettiği için) Biz (kesinlikle ve hiçbir şekilde) bu Kur’an’a da, ondan önce gelen kitaplara da inanmayacağız. (Çünkü biz gerçeği değil, keyfimizi ve dünyamıza gerekeni aramaktayız.” Bu şeytani inatları ve bozuk fıtratları yüzünden akılları yattığı halde, bile bile Kur’an’ın adalet hükümlerini ve ahlâki prensiplerini inkâr ve itiraz eden) Zalimleri, Sen Rableri huzurunda (yaptıklarının hesabını vermek üzere) tutuklanmış vaziyette (iken) eğer bir görsen (ki o zalimler: a- İmkân ve iktidarlarıyla kibirlenip büyüklük taslayan yönetici tabakası, b- Ezilen, sömürülen ve sindirilerek zayıf ve çaresiz bırakılan, ama gaflet ve cehaletle yine de zalim yöneticilerin peşine takılan halk tabakası olarak iki kısımdır.) Bunlar birbirlerini (suçlayıp) karşılıklı söz döndürüp laf dalaşı yaparak; müstaz’af zalimler, müstekbir zalimlere derler ki; “Eğer siz (başımızda) olmasaydınız (iktidar konumunda iken adil ve ahlâki esaslara göre davransaydınız,) herhalde bizler de (Hakka inanan ve hayra uyan) mü’min kimseler olacaktık. (Hain güçlerden ve şeytani çevrelerden de destek alarak; faiz ve sömürüye dayanan ekonomik sisteminizle… Ahlâki ve manevi değerlerden yoksun eğitim düzeninizle… Baskıcı ve barbar yönetim ve yöntemlerinizle bizleri yoldan çıkardınız. Ey Rabbimiz, asıl suçlu ve sorumlu olan bu gaddar ve hilekâr idarecilerimizdir!” deyip kurtulmaya çalışacaklardır.)
Sebe32
(Bunun üzerine) Müstekbir (ve mücrim yöneticiler), müstaz’af (halk kesimine dönerek) şöyle diyecekler: “Size hidayet (rehberi Kur’an ve hakikat önderi Peygamber) geldikten (Hakka ve hayra davet edildikten) sonra, biz mi sizi ondan (İslam’ın adalet nizamından zorla) çevirip alıkoyduk? Hayır! (Fikirlerimizin ve fiillerimizin bâtıl ve bozuk olduğunu bile bile, hidayet yolunu değil, bizi tercih edip seçtiniz, sevdiniz ve desteklediniz…) Aslında siz mücrim (suçlu ve hain) kimselerdiniz!..”
Sebe 33
(Bu sefer zayıf bırakılan ve baskı altında tutulan) Müstaz’af (halk kesimi, imkân ve iktidar sahibi olan kibirli ve yetkili) müstekbirlere (dönüp) diyecekler ki: “Hayır! Sizler gece-gündüz (basın-yayın, televizyon ve internet yoluyla, kanun ve karakol zoruyla) hileli (ve tehlikeli) düzenler kurup, bizim Allah’ı (Kitabını ve bazı kanunlarını terk ve) inkâr etmemizi, (haksızlık ve ahlâksızlığa yönelmemizi ve hatta, düşünce ve davranışlarımızı yozlaştırıp ve sizleri putlaştırıp) O’na eş ve denk (kimseler) kılmamızı emrediyor (devlet ve hükümet gücüyle bizi sapkınlığa sürüklüyor)dunuz!.. (Evet, zulüm ve zorbalığa karşı çıkan şuurlu ve onurlu bir Müslüman olmamızı istemiyordunuz.” diyeceklerdir. İşte bu müstekbir yöneticiler ve müstaz’af halk kesimleri ortak oldukları zulüm ve günahlarının karşılığı olarak girecekleri cehennem) Azabını gördüklerinde; pişmanlık (ve perişanlık)larını içlerine atarlar. (Sonsuz ve kahredici bir nedamet ve hasret içinde kıvranıp dururlar.) Biz de inkâr (ve isyan eden zalimlerin ve onları seçip seven hainlerin) boyunlarına halkalar geçirip (cehenneme sokarız. Böylece dünyadaki küfür ve kötülüklerinin, haksızlık ve ahlâksızlığı desteklemelerinin karşılığı olarak hak ettikleri cezaya çarptırırız. İşte bu İlahi adaletin gereğidir.) Yoksa onlar (dünyada) yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (Hayır, herkes akıbetini ve ahiretini kendi eliyle hazırlamakta, küfre ve zulme taraf olanlar cehennemi, İslamiyet ve istikamete tâbi olanlar ise cenneti elde etmektedir.)
https://www.mealikerim.com/34/sebe
Erbakan Hocamız akp yi iş başında tutmak siyonizmin ana vazifesidir derdi.
https://www.youtube.com/watch?v=zJNTv07Jmbs
Münafikun suresi 4.Ayet
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla(Ey Nebim!) Sen onları (münafıkları) gördüğün zaman, (düzgün ve bakımlı) endamları (zahiri kalıpları ve tavırları) Senin hoşuna gidip beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlemeye (değer sanırsın. Oysa bunlar sözlerine, kıyafetlerine ve zahir görünüşlerine aşırı dikkat gösterip, suni ve sahte davranışlarla takva ve tarafsızlık numarası yapmakta ustalaşmışlardır. Aslında) Onlar sanki (sütun misali) dayandırılmış düzgün ahşap-kütükler gibi (şuursuz ve vicdansızdırlar. Bu kofluklarından ve korkularından dolayı da) Her çıkışı ve çağrıyı (her yaygarayı ve konuşulanı) kendileri aleyhlerine sanırlar. Onlar (sinsi ve tehlikeli) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının (münafıkları tanımaya çalışın ve onlara karşı tedbirli ve dikkatli olun). Allah onları kahretsin; nasıl da (Hakk’tan) çevriliyorlar ve dönekleşip duruyorlar.
Bir gün bir gün yaralı bir kuşHz. Süleyman’a gelerek kendisinin bir öğrencisinin (veya dervişinin) haksız yere kanadını kırdığını” söyleyip şikayetçi olmuşlar. Hz Süleyman hemen o talebesine dervişin huzura çağırıp:
“Bu kuş senden şikayetçi, onun kanadını niçin kırdın?” diye sormuşlar.
Derviş “sultanım ben bu kuşa öyle sinsice oyunla ve hile ile yaklaşıp aniden zarar vermeye çalışmadım. Ona yavaş yavaş yaklaştım, beni gördüğü halde kaçmadı. Biraz bekledim yeniden yürüdüm üzerine doğru yine kaçmadı. Ne zaman ki yakalamak için ona hamle yaptım, kanadından tuttum o durumda kaçmaya çalıştı, kanadı o esnada kırıldı. Benim bu olayla hiçbir suçum yok”! diye savunma yapar.
HZ. Süleyman kuşa dönüp “Bu adam haklı sen bu adamın sana yaklaştığını gördüğün halde niçin kaçıp da kendini kurtarmadın?Fırsatın varken kaçmamışsın şimdi şikayetçi oluyorsun!” buyurdular.
Kuş: Efendim, ben bu adamı derviş kıyafeti ile gördüğüm için kendimi savunma gereği duymadım, bu merhametli ve adaletli birisidir, ondan bana zarar gelmez diye düşündüm ve kaçmadım. Avcı kıyafetinde veya normal bir insan vaziyetinde olsaydı kaçar kendimi savunurdum ! şeklinde savunma yapmış ve HZ. Süleyman kuşun savunmasını Hakkı bulmuşlar. Kuş haklı, derhal dervişin kolunu kırın!” diye talimat buyurmuşlar.
fakat Yaralı kuş atılmış: “Efendim sakın öyle bir şey yaptırmayın!” diye yalvarmış
Hz Süleyman: “Nedenden onu cezalandırmamı istemiyorsun? “Diye sorunca, kuş hemen sebebini açıklamış: Sultanım bu dervişin kolunu kırarsanız iyileşir iyileşmez aynı haksızlık ve yanlışlıkların yine yapar: Ama siz onun üzerindeki derviş hırkasını çıkarın ve bir daha mümin ve müstakim rolü oynamasını yasaklayın ki, benim gibi kuşlar bunun hırkasına cübbesine ve mümin tavrına aldanıp tuzağına kapılmasın!. demiş.
Yıllardır. Dindar rolü oynayarak halkını kandıran Allah’a inanan ve onun Emir ve yasaklarına teslim olduğu iddiasında bulunan, Derviş hırkası giyenler .. ve bu hainleri hala taniyamayanlar .. Doğruyu görebilmek için Doğruyu hissedebilmek. Doğruyu hissedebilmek için de doğru yaşamak gerekir…
Yalanda 1numara .
Takkiye de 10 numara.
Münafıklık 10 numara.
Yaşlı bunak 2 hancı
Kim acaba bil bakalım ?
Ülkemize incir ağacı, yabancıya ballı yalı.
Mayfa patron içli dışlı.
Hakk Ettik mi bilemedim ,böyle yaşam şartlarını.
SÜFYAN, namı diğer “KANDIRIKÇI”
Süfyan; Müslümanların arasından çıkacak, en büyük silahı kandırmak olacak, hile ve desise ile iş görecek, sözde âlimler de Süfyana tâbi olacak, Siyonist Deccal’in işbirlikçisi olacak, Siyonist Deccal da Süfyan’a destek verecektir.
Süfyan’ın en tehlikeli icraatı ise; sözde İslam’dan taraf gözüküp istismar edecek, özde ise İslâmiyet’in temel esaslarını değiştirmeye çalışacak ve Müslümanların imanını çalmak için türlü numaralar yapacaktır.
Süfyan; Sözde haramdan, helalden bahsedecek ve “NASS” diyerek din istismarı yapacak, özde ise her türlü cinsi sapkınlığın meşrulaştırılması, ahlaki ve ailevi temellerin yıkılıp yozlaştırılması ve yaygınlaştırılması için; zinanın, kumarın ve faizin serbest olduğu düzen kurup uygulayacaktır!
Süfyan; sözde Siyonistlerin yaptığı zulüm ve ahlaksızlıklara karşı çıkacak, özde ise Siyonist şeytanların en gözde işbirlikçisi olup, İsrail ile suç ortaklığı yapacaktır!
Özetle Süfyan; Sözde MÜSLÜMAN, özde ise MÜNAFIK olacaktır!
Milli Çözüm’ün Kur’ân ışığıyla gösterdiği hakikatlerin bir an evvel görülmesi, Devletimizin ve Milletimizin özü sözü bir olmayan “KANDIRIKÇI”nın elinden kurtarılması gerekmektedir!
“Geliyor gelmekte olan!..”
Ya da “Ya Ahmet gelirse?!..”
İsveç’e onay: PKK,PYD ye destek ve Türkiye’nin Haçlı batı tarafından kuşatılması demek.
Onayın karşılığı: F-16 alacaktık, maalesef Biden’ den tavsiye mektubu aldık.
Devlet Bahçeli’ni tavrı: “Karakolda doğru söyler, mahkeme de şaşar.”
Ve KILIÇDAROĞLU özetlemişti;
(Sn. Erdoğan) Sen ne söylediysen değil, sana ne söyledilerse onu yaptın! Yalan söyledin, iftira attın, milleti aldattın, ama şunu iyi bil; sana ve sadık kaldığınız planınıza geçit yok! (Tükendin ve tıkandın!)
“Kılıçdaroğlu kazanırsa, İsveç’i NATO’ya alacak” dedin, SEN ALDIN! “Kılıçdaroğlu kazanırsa, Kudüs düşer!” dedin, FİLİSTİN’E BOMBALAR YAĞIYOR! (Sen İsrail’e 3 ay boyunca silah, malzeme ve gıda taşıdın!..) “Kılıçdaroğlu kazanırsa, faizleri arttırır, Nass var!” dedin, faizleri arttırdın, ekonomiyi batırdın! “Kılıçdaroğlu kazanırsa, 15 Temmuz’u unutur” dedin, BAE’nin ayağına gittin! (Ve hiç sıkılmadın!..) Türkiye’yi dünyanın mülteci kampına çevirdin! (Bir nevi FETÖ’nün yarım bıraktıklarını sen tamamladın!..)
Mukadder son: “Geliyor gelmekte olan!..”
Ya da “Ya Ahmet gelirse?!..”
Gelinen son nokta da , Biden yönetimi Erdoğan’ın NATO kartını geçersiz kılmak için F-16 siparişini başarılı bir şekilde kullandı. İsveç’e karşılık F-16 oyunu tuttu. “F-16 olmuyorsa Eurofighter olur” hamlesi de sökmedi. Erdoğan efelene efelene bu birkaç yıla yayılan hezimeti kabullendi.
Erdoğan Akp sinin sonu getirilemeyen öngörüsüz oyunları, iyi düşünülmemiş hamleleri ve çapsız hesapları Türkiye’yi çaptan düşürdü! Yine de yol açtıkları hezimetlerden gurur kırıntıları çıkarmakta mahirler. Bir hamlenin başarısı önceden ilan edilen hedefler ile elde edilen sonuçlar arasındaki tutarlılığa bağlıdır. Böyle bir tutarlılık yok. Erdoğan her başarısızlıktan sonra üste çıkabilmesini siyaset erbabının omurgasızlığına, muhalefetin hafızasızlığına ve yaslandığı kitlelerin çıkarcılığına borçlu.
Şahsiyetli dış politika iddiasıyla geliştirdikleri ne kadar argüman ya da hamle varsa sonuçları “U” dönüşleri yapmak oldu. Bir kez daha ABD ve AB hegemonyasının kendileri için uygun gördüğü yere ilişiyorlar. Erdoğan’ın tutarsız politika ve tercihleri sadece kendisini değil ülkeyi rehine haline getiriyor. Bu badireden kurtulmak için acilen Akp ve Erdoğan yönetiminden ülkenin kurtulması gerekmektedir.
İsveç’in NATO’ya alınmasına sevinen ülkelere baktığımız zaman hepsinin de Siyonist İşgal Şebekesi İsrail’in Gazze katliamlarına destek veren ülkeler olduğunu görüyoruz. Ayrıca 7 Ekim 2023 tarihinden bugüne, işbirlikçi AKP Hükümetinin neredeyse günde 10 gemi ile başta askeri teçhizat malzemeleri olmak üzere bir çok noktada İsrail’e yardımlar gönderdiği TÜİK raporlarına yansımıştı. Zaten, adeta Siyonist şebekelere istihbarat sağlamak için çalışan ABD ve NATO’nun Ülkemizde bulunan üstlerinin kapatılmaması da eklendiğinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın, “AKP’ye oy vermek İsrail’e oy vermektir” sözlerinin ne kadar da doğru olduğunu çok net bir şekilde anlamış oluyoruz.
Oysa bizim ısrarla vurguladığımız bir tespit vardı: “Sn. Erdoğan, hangi konuda sert tavırlar alıyor ve net palavralar sıkıyorsa, bilin ki o konuda tavizkâr davranacaktı!..”
alıntı
“Nass” var denildi, enflasyona millet boğduruldu. Faiz dünya gerçeği denildi, ülke yabancı sermayeye teslim edildi. En sonunda da nerden geldiği bile belli olmayan Sn MB Başkanı H. Gaye Erkan affını istedi. Peki, iktidar kimden af dileyecek? Tüm dünyada mazlumlar ezilirken, Gazze’de taş üstünde taş kalmamışken, Doğu Türkistan’da zulüm arşa çıkmışken, zina serbest; domuz kasaplık hayvan olmuşken, toplum ekonomik darboğazda cinnet getirirken, sokaklarda keyfe keder adam öldürülürken!… İktidar kimden af dileyecekti. İnsanın aklıyla dalga geçercesine sürekli bir laf salatasıyla toplumu uyutan iktidar ve avaneleri, makalenin başlığında olduğu üzere ne karşı çıkıyorsa onun uygulayıcısı ve hizmetkarı olmaktan utanmıyordu ve ne yazık ki milletimiz de halâ bu numarayı yutuyordu.
Evet sayın Erdoğan kameralar karşısında kime atıp tutuyorsa en fazla onun işine yarayacak icraatlar yapıyordu. Son dönem maalesef gazze olayları ile en fazla israile yükleniyor ama arka taraftan israilin gıda ihtiyacından tutunda uçaklarının yakıtina kadar Türkiyeden gönderiyordu. Israilli bakan ve bürokratlar dahi şunu rahat bir şekilde paylaşıyordu; Erdoğan bizim düşman görünümlü dostumuz diyorlardı o bize atar tutar bizde ona yeri geldiğinde atar tutarız diyorlardı ama en fazlada Erdoğanla işbirliği yaparlardı.
Ülkem nerede ise iflasın eşiğine gelmişti. Bununda tabiki bunada bir günah keçisi lazımdı. İşte size müminin feraseti bu makale yayına alındıktan kısa süre sonra Merkez bankasi başkası Gaye hanım istifa ediyordu işte iflasın sorumlusuda hazırdı. Faizleri düşüren sayın Erdoğandı ama yükselten merkez bankasi başkanı idi, diye halkı oyalamaya devam edip önümüzdeki yerel seçimlere yatırım yapılıyordu. Ama artık mızrağın çuvala sığacak hali kalmamıştı ve vakit daralmakta idi.