YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697fa361d292c
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 0
Bugün : 49812
Dün : 56785
Bu ay : 49812
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48753125
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Şimdi Sn. Recai Kutan Bey’den asıl sorumuz şu olacaktı: Erbakan Hoca’nın vefatından sonra kendileri tarafından “Çok yakında ve noter huzurunda açıklanacağı” vurgulanan “Hoca’nın Vasiyeti” bunca yıldır niye halâ açıklanmamıştı? Bu durum Erbakan Hoca’ya vefasızlık, Onun emanetine hıyanet ve haksızlık mıydı, yoksa başka önemli gerekçeleri mi vardı? Evet bu vasiyet nerede kalmıştı ve niye rafa kaldırılmıştı? Ayrıca çocukları ve başta Fatih Erbakan, niye bu vasiyetin gizlenmesi üzerinde durmamışlardı? Yoksa karşılıklı gizli bir anlaşma mı yapılmıştı? Bu konudaki sorumluluklarımız Bakara Suresi 180-181. ayetlerinde şöyle hatırlatılmıştı:

“Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır(lı mal ve diğer imkânlar) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya (ve alakalı olanlara) bilinen (uygun, meşru) bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir hak olarak- size yazıldı (farz kılındı).

(Artık) Bundan böyle kim onu (vasiyeti) işittikten (ve kesinliğini bildikten) sonra değiştirirse, (veya gizlerse) günahı elbette onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allah Semi’ (her şeyi duyan) ve Alim (olan)dır.”

Seksene yaklaşmış yaşına ve hakkında birçok şaibeler dolaşmasına rağmen 1941 Maraş doğumlu ve Üzeyir oğlu Temel Karamollaoğlu SP’ye Genel Başkan yapıldı. Böylece aslı ve amacı malum Oğuzhan Asiltürk’ün “Partideki görüntü değişikliği” dediği şeyin, Mustafa Kamalak’ın yerine Temel Beyi oturtmak olduğu anlaşıldı. Sn. Kamalak biraz cesaretli ve metanetli olsaydı ve birlikte rahat çalışacağı bir liste ile seçime katılsaydı kazanacaktı, ama maalesef bunu yapamayacak kadar dirayet ve direnç fukarasıydı.

Temel Karamollaoğlu’nun karanlık tarafları!

Bizim Temel Bey üzerindeki şüphelerimiz oğlunun ve kızının 28 Şubat sürecinin figüranlarından sahte şeyh Ali Kalkancı’ya mürit olmaları ve onun vakfının Ankara temsilciliğini açıp fedakârane hizmetlere koşturmaları üzerine yoğunlaşmıştı. Öyle ya, Milli Görüş sayesinde 3 dönem milletvekilliği, iki dönem Sivas Belediye reisliği kazandığı halde; ●MGV gibi partimizin gençlik teşkilatlarında ve diğer yan kuruluşlarımızda hiçbir gayretlerine rastlanmayan, ●Bir tek gün bir Milli Gazete alıp bir yere bıraktıklarına ve abone çalışması yaptıklarına şahit olunmayan, ●Partinin Miting ve konferanslarında, hatta babasının seçim çalışmalarında hiçbir faaliyete katılmayan ve görev almayan bu Zahid Karamollaoğlu ve Zeynep Karamollaoğlu, Ali Kalkancı gibi bir tarikat istismarcısı sahtekârın, ne maksatla ve hangi vasıtalarla sadık ve fedakâr müritleri olup çıkmışlardı? SP’ye Genel Başkan olan bu muhterem ve mücahit insan öz evlatlarına nasıl bir şuur aşılamıştı ve kendi öz çocuklarına sahip olamayan birinden camiamız ne fayda sağlayacaktı? Yoksa 28 Şubat sürecinde Erbakan’ın aleyhinde kullanılmak üzere hazırlanan senaryolardan birisi olan Ali Kalkancı tezgâhında bilerek ve isteyerek ve ailelerin de izni ve bilgisi dahilinde ve tabi Erbakan’a zarar vermek ve Milli Görüş’e fatura edilmek üzere, kasıtlı olarak mı görev almışlardı?

Karamollaoğlu’nun: “Kızım bir-iki kez gitti ama oğlum Ali Kalkancı’nın müridiydi” itirafı!

O Süreçte RP Sivas Milletvekili Temel Karamollaoğlu, Ali Kalkancı’nın dergâhına kızının birkaç defa arkadaşlarının telkiniyle gittiğini hatırlatmıştı. Karamollaoğlu’nun, RP Grup toplantısından sonra yaptığı yazılı açıklamada:

“Son günlerde Ali Kalkancı isimli bir şahısla ilgili olarak basın ve televizyonlarda yapılan yayınlarda, benim ve çocuklarımın da ismi geçmeye başlamıştır. Mezkûr şahısla ilgili hiçbir özel alakam yoktur. Bildiğime göre, çocuklarımın da dergâh tabir edilen bu yere birkaç defa (arkadaşlarının telkiniyle) gitmekten başka ilgileri olmamıştır” dese de; yakın çevresine iddialarla ilgili bilgi sunan Temel Karamollaoğlu’nun Kızım birkaç kez gitti ama oğlum mürididir dediği ortaya çıkmıştı.[1]

Erbakan’ı karalama ve yıkma amaçlı 28 Şubat sürecinde Fadime Şahin, gazeteler için güzel malzeme yapılmıştı. Fadime Şahin başından geçenleri basın mensuplarına şöyle anlatmıştı: “Dindardım, liseyi bitirince, Fatih’teki Ali Kalkancı Hocanın dergâhına gittim. Kalkancı güzel bulduğu kızları nikâhına alıyor. Beni de zorla nikâhına aldı. Müslüm Gündüz’ü 4 ay önce ablamın evinde gördüm. Bana, bir sahtekâra rast gelmişsin dedikten sonra, üzerimdeki büyüyü çözmemiz için nikâh yapmamızı istedi.”

Fadime Şahin’in bu açıklamalarından sonra dikkatler Ali Kalkancı üzerine yoğunlaşmıştı. Fatih’te dergâh açan ve “Cinci Ali Hoca” olarak adlandırılan Ali Kalkancı, gazete manşetlerine tırmanmıştı. Ali Kalkancı’nın 8 şirket sahibi bir işadamı olduğu ortaya çıkmıştı. Kalkancı’yı polis yakalamış; sakalını kesip bırakmıştı. Kalkancı, “Biz seyidiz, şeyh değiliz. Bu hanım belki sohbetlerimize katılmıştır ama kendisini tanımıyorum” şeklinde yalanlara sığınmıştı. Tabiî Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı sebebiyle, gazeteler, tarikatların iç yüzünü ve şeyhlerin sömürüsünü yazmaya ve bu bahaneyle Refah-Yol iktidarına sataşmaya başlamıştı. Fadime Şahin de konuştukça coşmaktaydı. O bir tarikat kurbanıydı. Ali Kalkancı kendisiyle ilişki kurarken, onu “Sen artık Hz. Fatıma oldun” diye kandırmıştı. Fadime Şahin, TV’deki şok itiraflarıyla Türkiye’yi esir almıştı. Ağlıyor, kızıyor, bağırıyor, zaman zaman oturduğu masayı yumrukluyordu. Ve tabi bu fırsatı kaçırmayan CHP’li kadınlar ona sahip çıkmıştı.

Bu sırada birdenbire ortaya Ali Kalkancı’nın eşi Emire Ersoy Kalkancı çıkmış ve Refah Partili Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’ın da, Ali Kalkancı’ya ihale torpili yaptığını ortaya atmıştı. Tayyip Erdoğan ise, Ali Kalkancı ile sadece birkaç kez görüştüğünü açıklamıştı. Emire Kalkancı, Tayyip Erdoğan’ı yalancılıkla suçlamış, Tayyip Erdoğan’ı Ali Kalkancı’ya ruhsatsız benzin istasyonu açmasına göz yumduklarını, Halk Ekmek’in un ihalesi ve belediye personelinin gömlek ihalesini kocasına aktardıklarını hatırlatmıştı. Emire Kalkancı’nın üslûbu da yenir yutulur gibi değildi ve aynen şunları vurgulamıştı:

“Bakın Recep Bey. Sizinle görüştüğü kadar hiçbir politikacıyla görüşme yapmamıştır. 65 milyonun gözünün içine baka baka yalan söylüyor, 10 yaşında bir çocuk gibi davranıyorsunuz. Tuncay Küpeoğlu ile Kalkancı’nın ortak bir benzin istasyonları vardır. Bunu belediyeden izinsiz açmışlardı. Ve sizin zabıta müdürünüz, ruhsatsız olduğu için kapatmak istiyordu. Zabıta müdürünüzü tehdit ettiniz ve “Bu insanlar benim torpilli adamlarımdır. Buraya dokunulmayacak” diye uyardınız. Kalkancı’ya Halk Ekmeğin ununun bütün ihalesini verdiniz ve bunun için akitleştiniz. Bu yüzden Babaeski’den un fabrikası satın aldı. Ayrıca Kalkancı’nın gömlek fabrikasına, İstanbul Belediyesi’nin bütün gömlek işini siz verdiniz. Önünüze ne ihale çıkarsa, Ali Kalkancı’ya pas etmeye söz verdiniz. Bu görüşmelerinizde, sürekli (Temel Karamollaoğlu’nun oğlu) Zahid Karamollaoğlu da yanınızdaydı. Başka şahitler de var. Siz yaptığınızdan utanacaksınız.”

Temel Karamollaoğlu Kim Olmaktadır?

1941 yılında dünyaya gelen Temel Karamollaoğlu (Üzeyir ve Münire’nin çocukları olup) aslen Sivas’ın Gürün kazasındandır. Manchester Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümü mezunu olan Temel Karamollaoğlu aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Bir süre DPT Uzmanlığı, Sanayi Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğü, Müsteşar Muavinliği yapan Temel Karamollaoğlu Refah Partisi Belediye Başkanlığı döneminde yaşanan Sivas Katliamı sırasındaki tavrından dolayı yoğun eleştirilere maruz kalmış ancak hakkında hiçbir dava açılmamıştır. Daha sonra ise Refah Partisi’nden milletvekili seçilip Meclise taşınmıştır. Son olarak büyük kongrede tek aday gösterilerek Saadet Partisine Genel Başkan yapılmıştır.” Onunla ilgili bütün biyografi yazılarında her nedense çok kısa ve kapalı bilgiler yer almakta, sanki bazı sırlar ve sorular toplumdan gizlenmeye çalışılmaktadır.

Örneğin:

• Ortaokul ve Liseyi nerede tamamlamıştır?

• İngiltere Manchester Üniversitesine hangi bursla, hangi iltimasla ve ne maksatla yollanmıştır?

• Orada İngiliz asıllı eşiyle nasıl tanışmış ve yuva kurmuşlardır?

Başka hangi kardeşleri vardır? Tamer Karamollaoğlu (Ülker’in eski ağır topu) nesi olmaktadır? Bursa Eski Emniyet Müdürlerinden, sonra 1975 CHP Bursa senatörlerinden Şebip Karamullaoğlu gibi dayıları ve diğer yakın akrabaları niye özenle saklanmaktadır?

Çocukları ve yakınları AKP iktidarıyla hangi tür irtibat ve ittifaklar kurmuşlardır?

Erbakan Hoca’yla kimlerin vasıtasıyla tanışmış ve Milli Görüş’e nasıl katılmışlardı?

Manchester’daki bazı Yahudi ailelerle münasebetlerini kim sağlamıştır?

Neden Karamollaoğlu ailesinin 400 yıllık soyağacı tutulmaktadır? Oysa Müslüman Türklerde böyle şecere tutmak adetine pek rastlamamakta ve buna ihtiyaç duyulmamaktadır. Sadece Yahudi ve Ermeni dönmelerinde ve ailelerinde bu soyağacı kütükleri yazılmakta, 7 değil 77 sülalelerinin kaydı tutulmaktadır.

Bir de Seyyid=Hz. Peygamber Efendimizin Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (Şerif) neslinin kısmen kaydı vardır; ama bunu da Bağdat, Musul ve Halep’ten kaçıp gelen ve Arapça bilen bazı gözü açık Yahudi ve Kürt aileler uyduruk şecerelerle kendilerini Seyyid gösterip dindar ve Ehli Beyte hürmetkâr halkımızı istismara kalkışmışlardır. Öyle ise acaba Karamollaoğullarının ta 1500’lere ulaşan şecereleri, acaba ne maksatla yazılmış, saklanmış ve günümüze taşınmıştır?

Temel Karamollaoğlu’nun Manchester macerası!

Manchester İngiltere’nin bir üniversite eğitim şehri olarak tanınır. 2011/12 akademik yılında Manchester’da bulunan yüksek eğitim kurumları olan Manchester Üniversitesi, Manchester Metropolitan Üniversitesi ve Kraliyet Northern Müzik Koleji’nde diploma öğrencisi ve diploma üstü eğitim öğrencisi olarak 76,095 öğrenci bulunmaktadır.

2001 Nüfus Sayımı ile 2011 Nüfus Sayımı arasından kendilerini Hıristiyan dinsel inancı olduğunu kabul edenlerin sayısı toplam nüfusta %63’den 54’e düşmüş durumdadır. Kendini hiçbir dine inanmadığını kabul edenlerin toplam nüfusa yüzdesi %16’dan %26’ya çıkmıştır. Kendini Müslüman olarak kabul edenlerin, toplam nüfusa göre oranı %9.1’den %15.8’e yükselmiş bulunmaktadır. “Büyük Manchester”da bulunan Yahudi inançlı kişiler Londra dışında en yüksek oranda Manchester’da yaşamaktadır.

Manchester’da İngiltere’nin tümüne nispetle daha büyük oranda “gay ve lezbiyen” cinsel yönelimi olan kişiler barınmaktadır. 2011’de İngiltere’nin tümünde aynı cinsten sivil törenle evlenmiş çiftler oranı toplama göre %0.16 iken Manchester’de bu oranın %0.23 olduğu saptanmıştır. 1260’taki Moğol istilasında Maraş, Antep, Halep ve Suriye Yahudilerinin çoğunun Manchester’a göç ettiği tarihi belgelerde kayıtlıdır!

Şehir mimarlık, kültür, müzik sahnesi, medya, bilimsel çalışmalar, Mühendislik, spor kulüpleri ve sosyal etkinlikler gibi alanlarda başarıları ile tanınmaktadır. Manchester bilimsel bakımdan çok ileri konumdadır. Atomun parçalandığı ilk yerdir burası ve dünyadaki ilk demiryolu burada yapılmıştır. Ayrıca Birleşik Krallık da kapitalizmin ve komünizmin başlatıldığı mekandır. Karl Marx ve Friedrich Engels Komünist Beyannamesi adlı kitaplarını İngilizce konuşan ülkeler arasında en tarihî mekân olan Chatham Kütüphanesi’nde yazmışlardır.

Siyonist Yahudi güdümlü Komünizmin de Kapitalizmin de doğuş kenti Manchester olması bir tesadüf sanılmamalıdır!

Evet Temel Bey Manchester Üniversitesi UMIST Tekstil Mühendisliği Bölümü’nü tamamlayıp, aynı Üniversitede yüksek lisans yapmıştır. Bu Üniversitenin en dikkat çekici özelliği Siyonist baronlar tarafından İngiltere’de kurulan ilk üniversitelerden birisi olmasıdır! Bazı azılı Siyonist önderleri eğitimlerini Manchester Üniversitesinde almıştır. Bu Siyonistlerden en önemlisi ise İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı olan Chaim Weizmann’dır! Chaim Weizmann uzunca bir süre Manchester Üniversitesi’nde kimya profesörlüğü yapmıştır. Ayrıca 1920-31 ve 1935-46 yılları arasında Dünya Siyonist Hareket Başkanlığını yürüten insandır. Weizmann, 1948 yılında İsrail Cumhurbaşkanlığına taşınmıştır. “Biz Yahudiler 20. yüzyılda Ortadoğu’da yıkılmaz denen devleti yıkıp 2 tane devlet kurduk. Onlara öyle güzel sistem inşa ettik ki Türkler bize Filistin’i vermeyen Abdülhamit’e en az 200 sene daha söverler!” sözlerini Chaim Weizmann kusmuşlardır. Bugün koyu AKP yandaşları da küstahça bir Abdülhamit Han düşmanlığına başlamışlardır.

Aynı zamanda İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı olan Chaim Weizmannn’ın da yeğeni olan Ezer Weizman ise İsrail’in 7. Cumhurbaşkanıdır. İsrail devletine Cumhurbaşkanı olacak kadar önemli Siyonistleri yetiştirmiş olan Manchester Üniversitesi mezunlarından birisinin de Temel Karamollaoğlu olması önemli bir ayrıntıdır.

Tekoğlu (Karamollaoğlu) Ailesinin Tarihi Soyağaçları

Karamolla – (1644 – 1744)

Karamollaoğlu – (1674 – 1754)

Karamollaoğlu Abdulhalim Efendi – (1726-1803)

Karamollaoğlu Karacamolla Ömer Efendi – (1776 – 1867)

Karamollaoğlu Mehmet Efendi – (1823 – 1843)

Karamollaoğlu İsmail Efendi – (1840 – 1916)

Karamollaoğlu Ömer Efendi – (1878 – 1911)

Mehmet Efendi (Tekoğlu) – (1909 – 1991)

Temel Karamollaoğlu ailesi, Sivas ili Gürün Kazası Fazlıağa Köyü nüfusuna kayıtlıdır. Doğu Anadolu haritasına baktığınızda, Kemaliye (Erzincan – Eğin), Hekimhan (Malatya) ve Gürün – Darende (Sivas) ilçelerinin birbirlerine yakın olduğu ve aynı bölgede bulunduğu anlaşılacaktır. Bu yörelerde Pakradunilerin (Kafkaslardan, Suriye ve Irak’tan Anadolu’ya gelip, Ermeniliğe giren, sonra da Müslüman görünen Yahudiler) yoğun olarak yaşamışlardır. Babasının adı Üzeyir olup bu isim Müslümanlardan ziyade İbraniler arasında yaygındır. Eşi Ayşe Yasemin Hanım İngiltere Manchester doğumlu olup annesi Marjoriye, babası Thomas Henry ismini taşımaktadır. Partiye girdiği ilk günden beri her konuda ve her durumda Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk’le birlikte davranan Temel Bey, bunlarla kız alıp vermek suretiyle akrabalık da kurmuşlardır.

Bir ara Şevket Kazan “Numan Kurtulmuş olayı beni çok yıprattı, artık kılıcım kesmez, bundan böyle Oğuzhan Beyin kılıcı kesecek” buyurmuşlardı. Dediğini yaptı, kendi sahne gerisine çekilerek Oğuzhan Asiltürk’ü öne çıkardı. “Cihat paralarını mala yatırıp üstüne tapuladı, bunları da çocuklarına bıraktı” iftiraları ve Fatih Erbakan’a karşı tavırları da O. Asiltürk’ü bayağı yıprattı. Artık onun da kılıcı paslanmıştı ki kendi yerine Temel Karamollaoğlu’nu Genel Başkanlığa taşıdı. Çünkü bunların gizli ve sinsi görevi; Milli Görüş zihniyet ve hareketinin kökünü kurutmaktı.

Son uyarı: Saadet Partisi’ni AKP’nin payandası yapamazsınız, yapamayacaksınız!

2015 Eylül’ünde Partisinin İstanbul İl Divanı’nda konuşan Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Temel Karamollaoğlu’nun: “Biz bu seçime giderken kendimize yeni politikalar çizmek zorundayız. Ankara’da geniş istişare toplantıları yapacağız ve bir hafta içinde kararı açıklayacağız” sözleri “1 Kasım 2015 seçimlerinde tek başına iktidar olsun diye AKP’ye payanda olacağız, birkaç kişinin milletvekili olma hevesine AKP’nin günah ve tahribatlarını sırtlayacağız” mesajıydı. Ama Milli Çözüm’ün camiayı uyarmasıyla vazgeçmek zorunda kalmışlardı.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Birol Aydın’ın, “Saadet Partisi sadece bizim partimiz değil, Saadet Partisi’ne oy vermeyenlerin de partisidir. Saadet Partisi; AKP’ye, MHP’ye ve CHP’ye oy verenlerin de partisidir” sözleri de buna hazırlık mıydı?

Temel Karamollaoğlu’nun: “Saadet Partisi kadroları Meclis’te bulunmadan faydalı çalışmaların çıkması imkânsızdır. Partiler ülkenin problemlerini çözmek için vardır. Bölgemiz yanıyor. Etrafımızda bizimle dost olan kalmadı. Her yerde kan ve gözyaşı var. Dünya ayrı bir gerginliğin içine sürükleniyor. Buna ‘durun’ diyecek bir sese ihtiyaç vardır” ifadeleri AKP ile gizli ve kirli pazarlıkların bir kılıfı mıydı? Teşkilat ve tabanımızın samimiyet ve teslimiyetini defalarca istismar eden bu kafalara hatırlatmak lazımdı: Bu gerçek dışı gerekçelerle AKP’nin tahribatına ve tek başına iktidarına ortak olmaya kalkışırsanız, yanınızda birkaç dalkavuk dışında tek bir sadık Milli Görüşçü bulamayacaksınız. Şahsi hesaplarınız ve çıkarlarınız için bu davayı ve camiayı satamayacaksınız! Zerre vicdanı ve izanı olan hiç kimseyi Saadet amblemi dışında ve hele zulüm ve günah odağı AKP altına mühür bastırmaya muvaffak olamayacaksınız. Öyle “biat, itaat, teşkilat” gibi kavramları kullanıp, bu şuurlu ve onurlu camiayı şahsi heves ve hedeflerinizin peşinde koşturamayacaksınız.. Ama elbette, çaresi yok, Allah içinizi dışa kusturacak ve gerçek niyetinizi ve mahiyetinizi de ortaya koyacaksınız! Çıkışları hamdolsun geri adım attırmıştı, çünkü bu konuda Genel Merkeze büyük tepkiler yağmıştı.

Bugün halâ SP’yi AKP’ye payanda yapma, önümüzdeki seçim ortamında ve Başkanlık referandumunda, bazı şahsi çıkarları ve sinsi Siyonist amaçları uğruna, Milli Görüş oylarını bir dış proje olan AKP’ye aktarıp, fikren ve fiilen ortadan kaldırma operasyonlarına hazırlık yapılmaktadır ve Temel Karamollaoğlu’nun Genel Başkanlığına bu açıdan bakılmalıdır.

Peki Hoca niye bunları partiye almış ve hep yanında tutmuşlardı?

Daha önce defalarca açıkladık, tekrar hatırlatalım. Kendileri için asıl tehlikenin Erbakan olduğunu anlayan Siyonist odaklar Amerika’dan özel bir temsilcilerini Hoca’ya gönderip:

1- Siyonizm ve İsrail aleyhtarlığını bırakmasını,

2- Parti Tüzüğünden “Masonlar üye olamaz” kaydının çıkartılmasını,

3- Kendi adamları olan ama mücahit ve muttaki Müslüman rolü oynayan şahısların teşkilata alınıp önemli görevlere atanmasını…

Bunlar yapılmadığı takdirde partisinin kapatılacağı uyarısında bulunmuşlardı. Erbakan Hoca bu teklif ve tehditleri kabul etmediğini söyleyip adamı eli boş yollamış, ancak kısa bir süre sonra Milli Nizam Partisi aleyhine Yargıtay Baş Savcılığınca kapatma davası açılmıştı. Bu olay 3. Maddedeki teklif hariç Süleyman Arif Emre’nin “Siyasette 35 yıl” kitabında da aynen aktarılmaktadır.

Ancak yeni kurulan Milli Selamet Partisine Oğuzhan Asiltürk, Şevket Kazan ve ekipleri alınmış “Erbakan’ın en yakın ve sadık adamları” rolüyle pek çok tahribatlar yapmışlardı, Hocamız da bunlara katlanmışlardı. Ancak ülkemizde ve İslam Aleminde Milli Görüş davasını tanıtmak, tarihi inkılabın alt yapısını hazırlamak, Adil Düzen programlarının ve İslam Birliği kurumlarının temellerini atmak üzere, partinin yeterli bir süre açık tutulması, seçimlere katılması, Belediye Başkanlıkları kazanması ve nihayet 1. parti olup Refah-Yol iktidarını kurarak “Havuz Sistemi” ve “D-8’ler” gibi tarihi projeleri uygulama fırsatı kazanmıştı. Yani bu ekibi partiye alıp önemli yetkiler sağlaması bazı tahribatlara yol açsa da, sonuçta Hoca çok daha kârlı çıkmıştı.

Aşağıdaki yazı neredeyse on yıl önce yazılmış ve haber3.com’da yayınlanmıştı. (Elektronik kopyası haber3.com arşivlerinde duruyor. 4 Aralık 2002).

İlk önce anekdot: Ben ve Erhan (Göksel), Fazilet Partisi’nin Maltepe’deki binasına sıcak bir Temmuz ayında, elimizde büyük büyük kartonlarla bir öğleden hemen sonra ulaştık. Elimizdeki kartonlarda, ben ve Erhan’ın stratejisini ve copy’lerini hazırladığımız; Panajans’ın Yaratıcı Direktörü Ali Haydar Kurt’un da grafik çalışmalarını yaptığı, “Fazilet AB’ye Nasıl Bakıyor?” konulu bir Kamusal-Politik İletişim Kampanyasının taslakları vardı. Fazilet Partisi Genel İdare Kurulu’nun birkaç eksiği ile hazır olduğu salona alındık. İçerde, Recai Kutan, Veysel Candan, Cevat Ayhan, Temel Karamollaoğlu gibi Fazilet’in ağır topları ve şu anda AKP’ye geçmiş bulunan, adlarını pek çıkaramadığım 15 kadar Fazilet’li üst düzey yöneticisi bulunmaktaydı. Yıl 2000. Sunuşu yaptık. Kampanya, Anadolu Kaplanları’nın ve Fazilet tabanının önemli bir kısmının zaten Avrupalı olduğunu; ve Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yılında, 2023’de, Türkiye’nin Avrupalı olarak durumunu Fazilet açısından anlatıyordu. (Bu kampanya Erbakan’a rağmen yapılıyordu ve Onun rızası alınmıyordu.)

Salondaki, şu anda Saadet Partisi’nde kalmış (Erbakan dışındaki) olan tüm yöneticiler, Kampanyamızı hararetle destekleyip tebrik ediyordu. Temel Karamollaoğlu, eşinin yabancı olmasının verdiği bir güvenle, “doğru biz zaten Avrupa ile akrabayız bile diyerek espri yapıyordu. Şu anda AKP’ye geçmiş bulunan tüm üyeler ise, “Bu AB işini, biz tabanımıza anlatamayız” diyerek o zaman kampanyaya karşı çıkıyordu. Ama şimdi hepsi koyu haçlı AB hayranı kesiliyordu.

Fazilet’in ABD ziyaretini Erbakan Hoca planlamamıştı. Ancak Recai Kutan ve ekibi ısrarlı davranınca Hoca da karşı çıkmamıştı.

Fazilet Partisi’nin Genel Başkanı Recai Kutan’la birlikte FP milletvekillerinden oluşan 7 kişilik bir heyet ABD ziyaretine çıkmıştı. FP heyetinin 30 Ekim 1999 tarihinde başlayan ABD ziyareti 6 Kasım 1999 tarihinde son bulacaktı. Heyet Genel Başkan Recai Kutan’la birlikte milletvekilleri Abdullah Gül, Ali Coşkun, Temel Karamollaoğlu, Oya Akgönenç, Ertan Yülek ve Nazlı Ilıcak’tan oluşmaktaydı. Fazilet’in Amerika’ya “Buzları kırma seferi” yapılmaktaydı.

FP’liler sabah kahvaltısında kaldıkları Pentagon City’deki Ritz Carlton otelinde, Milli Güvenlik Kurulu (NSC)’nin Avrupa Direktörü Nicholas Kass ile bir araya toplanmıştı. Amerika’da Milli Güvenlik Kurulu, Başkan’ın “danışmanlar kurulu” konumundaydı ve başkanlık sistemi geçerli olduğu için neredeyse hükümet kadar önemli sayılmaktaydı. Türkiye, Kass’ın sorumluluk alanındaydı.

Resmi programda yer almayan sabah toplantısının ardından, Recai Kutan başkanlığındaki FP heyeti, Amerika’nın İnsan Hakları’ndan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Harold Koh ile görüşme yapmışlardı. Amerikan Yönetimi’nin bu üst düzey iki yetkilisiyle görüşmelerin ardından Recai Kutan, Wilson Center adlı Washington’daki en itibarlı “entelektüel forum”lardan birinde, “Biz Kimiz: İslamcı mı, Demokrat mı?” başlıklı bir konferans sunmuşlardı. Amerikan başkentindeki siyaset ve fikir çevrelerinden çok sayıda kişinin izlediği konferansta, Kutan, partisinin “demokrat kimliği”ne vurgu yapmış ve “Amerika’daki laikliğin aynısının Türkiye’de uygulanmasından yana olduklarını” hatırlatmıştı.

Bu temasların dışında, Kutan, Karamollaoğlu ve arkadaşları, Amerika’nın Avrupa ve Kanada’dan sorumlu ve Türkiye ile yakından ilgili Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman, ayrıca “ambassador-at-large” sıfatı ile dünyadaki din özgürlüklerin uygulamasını izleyen ve Amerikan yönetimine rapor sunmakla görevli bulunan Robert Seiple ile de görüşmeye katılacaklardı. FP heyeti, daha sonra New York’a geçerek orada Amerika’nın en nüfuzlu dış politika kuruluşu olan Council on Foreign Relations’da (Dış İlişkiler Konseyi-CFR) ve ayrıca Foreign Policy Association’da (Dış Politika Derneği) konferanslar sunmuşlardı.

New York temaslarının Fazilet Partisi ve Türkiye’deki İslami çevreler açısından en ilginç ayağında, Türkevi’nde Amerikan Yahudi kuruluşlarıyla yapılacak görüşme vardı. Bu görüşmede, American Jewish Committee, Bna’i Brith, Presidents of Conference of American Jewish Organizations ve resmi İsrail lobi kuruluşu AIPAC (American-Israeli Public Affairs Committee) temsilcileri bulunmuşlardı. Böylece, Türkiye’de “İslami kökenlere sahip bir siyasi” örgüt ile etkili Amerikan Yahudi kuruluşları arasında ilk kez doğrudan bir temas sağlanmıştı.[2] Yani Erbakan’sız Fazilet Partisi falso yapmaya başlamıştı.

Sn. Recai Kutan, Amerika gezisi dönüşünde havaalanında yaptığı konuşmada: “Şu Musevi düşmanlığına artık bir son vermeliyiz” buyurmuşlardı. Bu imalı sözleriyle dolaylı olarak Erbakan Hoca’yı “Musevi düşmanlığıyla” suçlamışlardı. Oysa Erbakan Hoca ve Milli Görüş camiası Musevilere değil, Siyonist Yahudilerin zulümlerine karşıydı. Recai Kutan Beyin bunu bilmiyor olması şaşırtıcıydı. Yoksa Amerikalı Rockefeller gibi Siyonist Yahudilerin etkisinde mi kalmışlardı? Dünyanın en zengin adamlarından Rockefeller, Recai Kutan’a İran, Refah, Erbakan, Çiller ve Kışlalı suikastını sormuşlardı. FP’lilerin ABD’de Sheraton Oteli’ndeki kahvaltıda yükselen kahkahaları gazetecileri meraklandırmıştı. FP lideri Recai Kutan’ın, dünyanın en zengin adamlarından ve ABD Dış İlişkiler Konseyi Şeref Başkanı David Rockefeller ve arkadaşlarına verdiği kahvaltı, konukların isteği üzerine yapılmıştı. Gülüşme ise Sivas Milletvekilliği Temel Karamollaoğlu’nun tercümeyi üslenerek, Türkçe değil de İngilizceyi, İngilizce açıklamasına karşıydı.

Şimdi Sn. Recai Kutan Bey’den asıl sorumuz şu olacaktı: Erbakan Hoca’nın vefatından sonra kendileri tarafından “Çok yakında ve noter huzurunda açıklanacağı” vurgulanan “Hoca’nın Vasiyeti” bunca yıldır niye halâ açıklanmamıştı? Bu durum Erbakan Hoca’ya vefasızlık, Onun emanetine hıyanet ve haksızlık mıydı, yoksa başka önemli gerekçeleri mi vardı? Evet bu vasiyet nerede kalmıştı ve niye rafa kaldırılmıştı? Ayrıca çocukları ve başta Fatih Erbakan, niye bu vasiyetin gizlenmesi üzerinde durmamışlardı? Yoksa karşılıklı gizli bir anlaşma mı yapılmıştı? Bu konudaki sorumluluklarımız Bakara Suresi 180-181. ayetlerinde şöyle hatırlatılmıştı:

“Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır(lı mal ve diğer imkânlar) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya (ve alakalı olanlara) bilinen (uygun, meşru) bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir hak olarak- size yazıldı (farz kılındı).

(Artık) Bundan böyle kim onu (vasiyeti) işittikten (ve kesinliğini bildikten) sonra değiştirirse, (veya gizlerse) günahı elbette onu değiştirenlerin üzerinedir. Şüphesiz Allah Semi’ (her şeyi duyan) ve Alim (olan)dır.”

Fatih Erbakan Temel Beyin yardımcısı olacak mıydı?

Bu arada Fatih Erbakan’ın Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla Temel Bey’in ekibinde yer alması, umarız hayırlara vesile olacaktır. Yıllardır savunageldiği icraatların yapılmasına ve özellikle Aziz Hocamıza yönelik Oğuzhan Asiltürk kaynaklı iftiraların açığa çıkarılıp camiamızın rahatlatılmasına çaba harcayacak ve inşallah başaracaklardır. Aksi halde bu sinsi ve mekirli çarkın içerisinde kendisini körletmeye ve kirletmeye çalışacaklardır. Partide Milli Görüş kurallarını ve Adil Düzen programlarını gündeme taşıma ve camiamıza yeni bir şuur ve heyecan aşılama açısından bunu önemli bir fırsat olarak değerlendirmeyip, basit hevesler ve fasit (nefsi) hedefler peşinde koşulması ise; kendisi için de ümit besleyenler için de bir kayıp olacaktır ve yazıktır. Çünkü bu durumda kendisi de töhmet altında kalacak ve “Erbakan cihat paralarını mala çevirip üstüne tapuladı ve hepsini çocuklarına bıraktı” iftirasının suç ortağı gibi algılanacaktır. Üstelik Haber 7’nin yazdığına göre, Temel Karamollaoğlu’nun adaylığını tebrike giden ve göreve hazır olduğunu söyleyen de bizzat kendisi olmuşlardı.

Ama maalesef kongreye sunulan listede Fatih Bey’in ismine rastlanmamıştı. Ya haber 7’nin yazdıkları uydurmaydı, veya bizzat kendileri Temel Bey’e gidip barış elini uzatmasına ve birlikte çalışma arzularını hatırlatmasına rağmen dışlanmıştı.

10 Ekim 2016 Tarihinde gördüğümüz ilginç bir rüya.

Erbakan Hocam Saadet Partisi’nin bugünkü yöneticileri ile bir toplantı yapıyor. SP’den sadece Temel Karamollaoğlu’nu hatırlıyorum diğerleri bugünkü Genel Merkez yöneticileri. Toplantıda Ahmet Hocam, Nail Kızılkan ve ben bulunuyoruz. Biz toplantıyı sadece izliyoruz. Erbakan Hocam SP yöneticileri ile muhatap oluyor ve bir konuyu tartışıyorlar (tartışılan konuyu hatırlamıyorum) ve Hocamdan o konuda bir şey yapmasını istiyorlar. Hocam bize doğru dönerek ve onların bu isteğine cevap olarak: “Bu konuda Ahmet bir yazı yazar, Milli Çözüm’de Osman adına yayınlar” diyor. Ben; “Hocam Milli Gazete demedi, demek ki Milli Görüşün yayın organı artık tamamen Milli Çözüm olmuş. Bana da ilk defa ismimle hitap etti” diye seviniyorum.

Toplantıdan ayrılıyoruz Ahmet Hocam; “Ben bu konuda bir yazı hazırlayacağım ama o konuyu bir yazı ile daha takviye etmemiz lazım, sizlere iki yazıyı da ayarlayıp göndereceğim, sizler de son şeklini verip Erbakan Hocama götürürsünüz” diyor. Ben Erbakan Hocama gideceğiz diye, bir takım elbise almışım ve Orhan Atay ile beraber Ankara’ya Hocama yazıları elden teslim etmek için yola çıkacakmışız. O ara Ali Çağıl geliyor, “Abi elbise çok yakışmışdeyip elbiseyi inceliyor. Elbise koyu gri ve siyah ince çizgili renkte ve kırmızı-bordo karışımı bir gömlek var üzerimde. Elbise meşhur bir markanınmış ve fiyatı yüksekmiş. (Normalde benim bir elbiseyi o parayı verip almayacağım miktarda) Etiketine bakıyoruz 140 TL. yazıyor ama fiyatı 4-5 defa indirime girmiş normalde elbise çok daha pahalı imiş. Sonra Orhan’la Ankara’ya yola çıkıyoruz ve Erbakan Hocamın Balgat’taki evinin önünde oluyoruz ve yazıları bizzat Hocama elden teslim etmemiz gerekiyor, ben Orhan’a; “bak şimdi içerden biri çıkar, siz yazıları bize verin Hocamız müsait değil, biz kendisine iletiriz der, vermeyeceğiz o şekilde. Bizzat Hocamla görüşmek istiyoruz diyeceğiz ve gerekirse birkaç gün bekleyeceğizdiyorum ve o şekilde uyandım.

Not: Bu Rüya Görüldükten 14 Gün Sonra;

24.10.2016 Tarihinde Orhan Atay ve Nail Kızılkan’la Ankara’ya “Bir Darbe Analizi” kitabımızı önemli makamlara takdim etmek üzere yola çıktığımız sabah, arabamla buluşma yerine giderken sola dönmek için ışıklarda durduğumda ve camların açık olduğu sırada yanımdan geçen bir araba orada birikmiş çamurlu suyu arabama doğru fırlattı ve açık olan camdan içeriye giren su beyaz gömleğimi tamamen kirletti. Gömleği değiştirmek için geri dönüp eve gitmek zaman kaybı olacağından gömlek istemek için Nail’i aradım ama “Evden çıktım yolda bekliyorum” deyince, (Nail’in de eve gidip gelmesi) zaman kaybı olur düşüncesi ile “otoban kenarında bulunan bir yerden gömlek alırız” deyip yola koyulduk. Otobanda Berceste denilen yerde KIĞILI çadır mağaza açmış. “Ya burada da gömlek fiyatları 100-150 TL. ama bakalım” dedik. İndirimden dolayı 49 TL’ye gömlek aldık. Çıkarken mağaza çalışanı “abi burada satış fiyatı 400 küsur TL. olan montlar (yarım pardösü ve mont karışımı bir model) var yazlık ve kışlık giyilebilir” deyip montu gösterdi. “Ama bakın aynısını defolu diye ayırdık ama 140 TL. arasanız bile defosunu bulamazsınız bir bakın” deyip giymemizi istedi. İstediğim rengi giydik ve tam üzerimize göreydi. Ve montun bir alt ve üst bedeni de defolu olarak yoktu. (140 TL. olan mont vade farkı olmadan 140 / 6 = 23,33 TL. taksitle idi) İstediğin rengin (bana olmaması halinde) alt ve üst bedeni olanlar ise 400 küsur TL. civarındaydı. Montu ve gömleği alıp yola çıktık. Ve hayret, tam da o gün Temel Karamollaoğlu’nun SP’ye Genel Başkan adaylığı açıklanmıştı. İşte bu yazının hazırlanmasına bu rüya bir işaret sayılmıştı.

 


[1] Arşiv.sabah.com.tr/199701/08/f01.html

[2] Amerika ile barışma gezisi / 02 11 1999 / Sabah

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Osman ERAYDIN

Osman ERAYDIN

Subscribe
Bildir
9 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Şevket Kazan’a 28 Şubatta yapılanlardan dolayı hesap sorabilmelerinin önü açılmış her ne hikmetse Meral Akşener ve Şevket Kazan şikayetlerini geri almışlar ellerine geçen bu tarihi fırsatı değerlendirmemeleri beni çok düşündürmüş ve Şevket Kazan’a sizden ziyade 28 Şubatta vatandaş eziyet çekmiştir ve sizler onlar adına hesap sorma fırsatı geçmesine rağmen niçin elinizle ittiniz kendiniz için değilse bile vatandaşa yapılanların hesabını sormanız gerekmez miydi diye bana verilen cevap o kadar mantıksız ve saçmaydı ki efendim tekrar suç duyurusunda bulunacaklarmış halbuki vazgeçtiğiniz bir dava 2. kez açamazsınız adeta milletin aklıyla alay ettiler ve o günden beri her siyasi için acabalarım var buna Fatih Erbakan da dahil Adnan Oktar’a arka çıkması en önemli soru işareti ve Temel Karamollaoğlu’nun zamanında her türlü iftirayı atan dinimizi aşağılayanlarla müttefik olması

Yine Haklı Çıkacak Bir Yazı
Yakından takip eden biri olarak şimdiye kadar Allah’ın bir lütfu olarak bu sitede yapılan iddiaların hiçbirinin asılsız çıktığını görmedim. Bu sizlerin doğru yolda olduğunuzun en açık işaretidir.

Şimdiye kadar Milli Görüş hareketlerinde fitnenin merkezi Oğuzhan Asiltürk olmuş ama öyle usta oyunlar oynamışki kendisini kamufle edebilmiştir. Ya Korkut Özal’ı, ya Turgut Özal’ı, ya Tayyip Erdoğan’ı ya da Numan Kurtulmuş’u kullanıp Milli Görüşü bitirmek hatta üzerine sürekli bölünme hareketlerini organize etmiştir. Aslında unların hepsi danışıklı dövüştü çünkü bu şahıslarla oğuzhanın yuları aynı siyonist merkezlerdeydi.

Şimdi Milli Çözüm birşey söylüyor TEMEL KARAMOLLAOĞLU OĞUZHAN ASİLTÜRK İLE AYNI SİYONİST MERKEZLERE BAĞLIDIR diyor. ey MİLLİ GÖRÜŞÇÜLER kulak verin bu sese. Koyun olmayın. Şimdiye kadar yukarıda isimleri zikredilen şahısların hepsini davayı bölmeden önce ifşa etmiş olan Milli Çözüm Dergisi bu sefer de haklı çıkacaktır.

İnsaf ehli Mİlli Görüşçülerin ise yapması gereken Temel Karamollaoğlundan bu bilgilerin doğru olmadığına dair tekzib yayınlamasıdır. Eğer yapamıyorsa desteğini kesmelidir…

sahte kahramanlar
Bu kadar sinsice Milli Görüşün Kilit noktalarını ele geçirmiş , kendi amaçları doğrultusunda ömürlerini tüketmiş bu zevat son çıkışını da yaptı . AKP nin kuruluşunuda bunlar hazırladılar .Perde arkasında nasıl görüşüp kimleri listeler halinde önemli yerlere görevlendirdikleri bilinmiyor zannedilmesin . Topyekün sistemleri ile birlikte yok olacakları günler uzak değil .Bunların hainliklerini görüpte hala itaat bahanesi mazeretlerine sığınanlar Allaha nasıl hesap verecekler .Ey…! Milli görüşcüler bu gerçekler karşısında susmanız ve sessiz kalmanız neyin hesabı yapılmakta.

Gerçeğe direnç!
Olaylara Kur’an ve Sünnet penceresinden bakınca değişmez ölçüler ve yanılmaz düşünceleri elde etmek zor değil. Ancak nefsani ve şahsi fikriyatlarını öne sürenler için durum sürekli dönmekten baş dönmesi şikayetleri ortaya çıkarak kadar vahimdir. Yıllarca siyasi çalışmalar yapmış, teşkilatların pek çok kademesinde görev almış kişilerin özellikle 28 şubat sonrası sürekli yanılma ve kandırılma nöbetlerine girmeleri artık gına getirmiştir.
28 şubat sonrası partimizi bölen ilk grup ortaya çıktığında ısrarla teşkilatları uyaran ve fitneye karşı uyanık olunmasını söyleyen, ardından gn. başkanlık koltuğunu işgal eden kişilerin art niyetlerini haykıran, daha sonra haspa hareketini ve numan ekibinin tıynetlerini ortaya koyan ve son tahlilde oğuzhan ve ekibinin Milli Görüş üzerine beton dökme hareketini yürüttüğünü söyleyen Muhterem Ahmet Akgül Hocamızdan ve Milli Çözüm’den başkası değildi. Evet bunca sefer yanılmadan gerçeği isabetle işaretleyen bir kişiye karşı en azından saygı gösterilmesi gerekmez miydi? Bu kadar uyuşukluk, gaflet uykusuna bu denli dalış nedendi? Gerçeklere karşı kulakları tıkayıp hala susmak, ölümüne direnmek, özel sohbetlerde ağzına geleni söyleyip, bu gerçekler Milli Çözüm tarafından ifade edilince toptan hücum etmek hangi damarın ürünüydü?

Emanet, ehil, ihanet
Ahmet Akgül Hocamız ve Milli Çözüm Milli Görüşçüleri hiç yanıltmamıştı..

Özal, Gül, Arınç, Erdoğan, Şevki, Numan.. ve diğerlerini palazlandırıp Milli Görüş hareketine bela eden Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan gibilerin ipliğini pazara çıkartmıştı. Ümmeti fitneye karşı hep uyarmıştı. Dün milli görüş hareketinde bölen olan bu isimler hakkında ne dediyse çıkmıştır. Bugün işkembeden muhalefet edenler sabretsindi, çok yakında dava büyüğü rolü oynayanların akıbetlerini göreceklerdi.

Bugün çelikleştirmeme görevini başarıyla yürüten ve bir avuç elde kalan Milli Görüşçü’yü ötekileştirip Akp’ye kaçırmaya çalışan Oğuzhan ve avanesi yine kendi meşreplerinden olan ve Abdullah Gül, Ekmelettin İhsanoğlu, Mehmet Şimşek, Fehmi Koru gibi İngiltere’de yetiştirilenlerden biri olan Karamollaoğlu’nu istişaresiz ve dayatma ile başa geçirmiştir. Bu hareketin heyecan bekleyen tebanın hevesinin kırılmasına, milli görüşe beton dökmeye çalışmanın en bariz göstergesi olduğunu okuyamamak feraset yoksunluğundan başka birşey değildir. Nasılsanız öyle yönetilirsiniz şiarının Milli Görüşçüleri de kapsadığını tekrar hatırlatmakla birlikte bütün bu yaşanan süreçlerin Allah’ın bir takdiri olduğunu, herkesin kendi imtihanını verdiğini bilmekteyiz.

Son olarak, bir milli görüşçü olarak yeni yönetimden talebimiz olacaktı:

Madem Saadet Partimizin delegeleri tarafından ehil görüldü,

Oğuzhan Asiltürk ve Temel Karamollaoğlu İstanbul’un en büyük salonunda

Adil Düzen’in Genel Esaslarını,
Ekonomik Adil Düzen Prensiplerini, ekonomi ve ticareti.. bankacılık düzenini..
Adil Düzende siyaset ve hükümet modelini,
Adil Düzende Hukuk ve Adalet Sistemini,
Adil Ahlaki Düzeni,
Adil Sosyal Düzeni,
Adil İlim ve Eğitim Düzeni ve Sistemini
En önemlisi kapitalizmden Adil Düzen’e geçiş sürecini ayrıntılarıyla

Gelsin de anlatsınlardı!!

Emanet..
Ehil..
Sorumluluk..

İçiniz Dışa Çıkmadan mı Can Vereceğinizi Sanıyorsunuz Ey Münafıklar!
Sağa sola kıvırmanın sonu olmadığı gibi, bu ayarsızlıkla yaşamanın da sonu yoktur. Evet artık son çırpınışlarınız ve son şovlarınız. Çünkü çok yakında içiniz dışa dökülecek, gerçek ayarınız ortaya çıkacak ve alçalklıklarınızın hesabını bir bir vereceksiniz. Az kaldı inşallah.

FERASET’İN ( Hak dava içindeki batıl unsurları görerek özüne sahip çıkma yetisi’nin) KARARMASI
FERASET’İN (Hak Dava içindeki Batıl unsurları görerek, özüne sahip olma yetisi’nin) KARARMASI

Biz Milli Görüşçüler hep bir “HİDAYET KARARMASI”ndan bahsederiz ama bunun içini doldurabildiğimizden emin değilim.
Evet; “Emr-i bi’l Ma’ruf ve Nehy-i an’il Münker” yani iyiliği emredecek güce ulaşabilmeyi ve kötülükten alıkoyacak yaptırımları uygulayabilmeyi hedef tutan… Bugüne kadar da; Aziz Erbakan Hocamızın tabiriyle “hayra motor, şerre fren” olmanın mücadesini veren… Erbakan’ın insanlığa en büyük mirası ve insanlığın tek kurtuluş reçetesi olan Adil Düzen programını uygulayabilmek için, “laftan anlamayan zulüm ve sömürü düzeni ırkçı emperyalizm’in (Siyonizm) burnunu kırıp tarihin karanlık çöplüğüne atmak için” geliştirdiği stratejik yönden üstün silah teknolojilerine sahip çıkması gereken ama ne hikmetse görmezden gelen… Buna rağmen Milli Görüşün tek siyasi temsilcisi Saadet Partisine taraf olmak HİDAYET’tir.

Başta AKP olmak üzere diğer tüm muhalefet partileri de; mevcut zalim sömürü düzeni Siyonizm’e karşı tedbirler geliştirmek bir tarafa; bu düzenin bizzat uygulayıcısıdırlar ve ABD’yi stratejik müttefik, AB’yi ulaşılacak hedef, NATO’yu da adaletin kılıcı olarak görürler. Hele şu AKP şimdilerde İsrail’e muhtaç olduğumuzu beyan edecek kadar ileri giderek tam anlamıyla bir HİDAYET KARARMASI nasıl olur bizlere göstermiştir.
Evet bugün AKP’nin hidayet kararması sonucu bir çok vatana ihanet sayılacak örnekleri olmakla beraber, en uç bariz olan bazıları şunlardır;
Pkk’nın lider bozuntusu Apo’yu Kürt kardeşlerimizin lideri lans etme alçaklığıyla milli vicdanı kanatmak… Yürüttükleri Kürt açılımıyla devletin güneydoğudaki kontrolünü Pkk’ya bırakmak… Bu yüzden Askerimizi kışlaya hapsetmek… Savcılarımızın dahi kimlik kontrolüne tabi tutulduğu bir sürecin sonunda da nerdeyse her gün en az 3-5 şehidlerimizin gelmesini sebep olmak…
Ve 12 yıl boyunca en büyük Din tahripçisi, papa hizmetkârı Gülen Cemaati ile birlikte; hem Erbakan’ı ve Milli Görüş’ü devre dışı bırakmak için; hem de TSK’yı yıpratmak için Ergenekon Balyoz gibi düzmece davalarla da; birinin siyasi parsa elde ettiği, diğerinin adeta kanser uru gibi devletin tüm birimlerine sızarak en sonunda da 15 Temmuz kalkışmasının asıl müsebbibi olarak devleti tahrip etmek…

Hidayet Allah vergisidir. Çalışarak elde edilemez. Allah’ın kullarına en büyük bir lütfudur. Hidayet sahibinin feraset ve dirayeti ise kulun gayretine bağlıdır.
FERASET ise Hakkın içinde de Hakkı aramaktır. “Biz Milli Görüşçüyüz HİDAYET üzereyiz” demek yetmiyor. Yetiyor olsaydı eğer, bugün Saadet Partisi bugünkü durumunda olmazdı.
Nasıl insan ruhunun: a) vicdan (Hak üzere olma yetisi) b) nefis (zulme yönelme güdüsü) olarak iki yönü var ise; tarih boyunca Hak Dava içinde de gerek Peygamberler, gerek takipçileri olan Hak hareketler bünyesinde de, Hak davanın özüne sahip çıkan sadıklar (vicdan yönü) ve yaşanılan çağlardaki zalim sistemlerle işbirliği yapıp Hak davaları yolundan saptırmaya çalışan münafıklar (nefs yönü) hep olagelmiştir.
Davulun Mustafa Kamalak’ta (artık Karamollaoğlu’nda); tokmağın Oğuzhan Asiltürk’te olduğu Saadet Partisi; yeni anayasa için sunum isteyen hükümete Milli Görüşün ana gayesi olan Adil Düzen programını sunmak bir tarafa, bunu diğer platformlarda da gündeme getirmemek hangi ferasetin ürünüdür?! Ki Allah razı olsun Ahmet Akgül ve Milli Çözüm ekibi; Adil Düzeni uygulanır bir reçete olarak hükümete sunmuş, samimi Milli Görüşçü kardeşlerimizi bu vebalden kurtarmış ve aynı zamanda Adil Düzeni teferruatlı olarak kitaplaştırmış ve Milli Çözüm ekibiyle beraber birçok dillere çevrisini yaparak değil Türkiye’ye bütün dünyaya deklare etmiştir.
Aziz Erbakan Hocamız ömrü boyunca her hangi bir kişiyi Milli Görüş teşkilatlarından atma vebaline asla girmez iken, kongrenin sonucuna etki etme hilekarlığına gitmek için bir çok delege üyelerin el altından silinerek atılması hangi ferasetin ürünüdür?!
Erbakan vakfında görev almış kardeşlerimizin Saadet Partisinden atılması hangi ferasetin ürünüdür?!
Ve yıllar öncesinde de Milli Görüşün özüne sahip çıkan Ahmet Akgül ve Milli Çözüm ekibini asılsız iftira ve propagandayla diğer Milli Görüşçü kardeşlerimizle aralarının açılmasına sebep olmak hangi ferasetin ürünüdür?!…
Ve hele ki Erbakan teşkilat mallarını zimmetine geçirerek evlatlarına miras bıraktı iftirasını umuma açık toplantılarda televizyonlarda en iğrenç manada dillendirmek hangi ferasetin ürünüdür?!,
Erbakan Hocamızın: “AKP’yi iş başında tutmak ırkçı emperyalizmin (Siyonizmin) ana vazifesidir” buyurmasına rağmen, AKP’nin başı sıkıştığı bir süreçte AKP ile ittifak kurmaya yeltenilmesi hangi ferasetin üründür?!
Bunlar bir Milli Görüşçünün kanına dokunacak konular değil de nedir?!
Bugün Akp’nin milli söylemlere sığınmak zorunda kalarak düne kadar aşna fişne içinde olduğu HDP’yi hedef tuttuğu bir süreçte; Saadet Partisi yetkililerinin HDP’ye bayramlaşma ziyaretinde bulunması hangi ferasetin ürünüdür?!
Bu açıkça FERASET’İN (Hak dava içindeki batıl unsurları görerek özüne sahip çıkma yetisinin) KARARMASI değil de nedir?!
Bir Atasözü “Kişinin işi aynasıdır, ne dediğine bakılmaz” denilir. Bütün bunlara rağmen önümüzdeki kongrede Saadet Partimizi Oğuzhan Asiltürk ve ihanet ekibine bırakmak; ülkemizin uçurumun kenarına getirilmesinde, İslam dünyasını kan ve gözyaşı içinde bırakılmasında, insanlığın sömürülmesinde ana gövde olarak rol alan AKP’ye taraf olmaktan daha alçak konumda bulunmak değil de nedir?!

Evet HİDAYET; Hak ile batılı ayırt edip Hakka taraf olmak, ama aynı zamanda Hakkın içinde de Hakkı arayıp batıl yapıları FERASET ile görüp temizleyerek, Milli Görüşün özü olan Adil Düzen medeniyetini DİRAYET ile hakim kılıp muhafaza etmektir.
Milli Çözüm yazarı Nevzat Gündüz beyin kaleme aldığı “MİLLİ GÖRÜŞÇÜLERİN SON İMTİHANI VE DERİN GÜÇLERİN OĞUZHANI” makalesindeki şu paragraf çok önemlidir.

“Ve ey Milli Görüş’ün hem imani onurlu hem de tarihi sorumlu kahramanları! Siz bu günden itibaren; a) Kur’an ve Sünnet çizgisinde sadık ve donanımlı, b) Erbakan Hocamızın Adil Düzen projelerine ve Cihad prensiplerine vâkıf ve bağlı, c) Milli Görüş’e çöreklenmiş “parazit yapı”ya karşı da tutarlı ve oturaklı şahsiyetleri öne çıkarıp, aday yapılmaları için çalışınız… Netice Allah’a aittir, boş kuruntulara kulak asmayınız.. Ha, “Böyle bir ZAT hiç yok ki!?” diyorsanız -ki o takdirde yanılmaktasınız- öyle ise zaten peşinen bitip tükendiğinizi açığa vurmaktasınız!…
Lâkin; “Görenedir görene, Nasipsize ne çare? … Köre nedir, köre ne, Bakar görmez biçare!”

Sürecin Doğru Okunması
Son üçyüzyıldır maddi gücü eline geçiren siyonizm, dünya çapında kurduğu küresel egemenlikle tarihin en örgütlü kötülüğünü sergilemektedir.Hayatın neredeyse tüm safhalarını kuşatacak şekilde organize olan bu yapının,gerçek bir alternatif-muhalif bir sese-oluşuma tahammülü olmadığından, en büyük düşmanlık ve kumpasları;kurduğu köle düzeninin gercek alternatifi olan,Milli Görüş ve Aziz Lideri Erbakan Hocaya yönelik sergilemistir!..

Makalede yüksek bir şuur ve geniş bir ilimle ele alındığı üzre;taa en baştan itibaren siyonizme rağmen başlatılarak,onun zalim-kirli düzeninin köküne kibrit suyu dökerek ADİL DÜZEN kurmak isteyen Milli Görüş ,dış etki ve baskıların yanı sıra sürekli olarak İÇTEN tahrip edilmek,hedeften saptırılmak yoldan çıkarılmak istenmiştir!..

Bu saptırıcı unsurların başında ,sinsice içimize yerleştirdikleri KRİPTO’lar gelmektedir!Ayrıca makam,imkan vb..ile ayarttıkları tipler ve bu unsurlara alet olan hastalıklı-safdil takımı da bu tahribata alet edilmişlerdir!

Şer güçler son hamleleriyle;ku kadar imtihandan geçtiği balde hala saglam kalabilmiş ,toplumu HAK-HAKİKAT DAVASI’na mayalayabilecek bilinçteki bu topluluğu topyekün çürütmek,her türlü ümit ve heyecanını bitirmek ,camiayı büsbütün DAGITMAK veya İşbirlikçi unsurlara yamayarak bu işi bitirmek istemektedirler!…

Ancak,yegane kuvvet kudret sahibi Cenab-ı Hakk’tır!..Bakalım her yönden hedefine yaklaştığını zanneden şeytan uşağı siyonistler ve uşakları,nereden yakalanacak,oyunları nasıl bozulacaktır!..Değişmez kanununda Rabbimiz buyurmuş:
“Öyle ise, sinsice ‘kötülüğü örgütleyip düzenleyenler’, Allah’ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?”Nahl 45

Sürecin doğru okunması,dogru istikamet tutulması ve hayırlı sonuçlara ulaşmak adına Milli Çözümün izlenmesinde büyük yarar hatta gereklilik vardır!…

Yeni başkan
[fv]yeni başkan[/fv]ve iç yüzü ne imiş öğren

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
9
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...