YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980e67765d1b
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 6
Bugün : 39280
Dün : 57744
Bu ay : 97024
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48800337
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Türkiye’nin Maddi ve Manevi Kaynakları Kurutulmaktaydı

Ve

ACİL SORUN ERDOĞAN İKTİDARINDAN KURTULMAKTI![1]

      

Siyonist Trump’la, Siyonist Netanyahu, Yüzyılın Anlaşması diye, Kudüs’ün tamamını İsrail’in başkenti kabul eden, İsrail işgalini resmileştiren bir sözde anlaşmayı imzaladılar. Bu, Filistin’i tarihe gömme çabasıdır. AKP iktidarı kof palavralarla güya bu kararı kınıyor, yandaş yazar ve yorumcular güya karşı çıkıyor… Muhalefet de bunlara destek veriyordu. Oysa yapılacak ilk ve asgari tepki; İsrail’le imzalanan NORMALleşme anlaşmasını iptal ettiklerini derhal açıklamaktır. Gerisi laf-u güzaf ve boş palavradır. Suriye savaşı da, bu ülkeyi boşaltıp Büyük İsrail’e zemin hazırlama planıdır. Bu arada Sn. Erdoğan’ın güya diplomatik girişimleri, sadece göz boyamadır. Çünkü İdlib’te Rusya, Libya’da Hafter hâlâ masum Müslüman kanı akıtmaktadır.

Hem siz ne ile bu Siyonist dayatmaya karşı çıkacaksınız? NATO ile mi, BM ile mi, AB ile mi? “PKK terör örgütü sayılamaz ve eylemlerinden dolayı yargılanamaz” diyen Belçika ile mi? 19 yıldır, İslam Birliği Teşkilatını, İslam Savunma Paktını, İslam Ortak Pazarını niye kurmadınız? Hâlâ bir motor, bir araba bile yapamadınız? Çünkü siz BOP’un eşbaşkanı ve suç ortağı olmak üzere iktidara taşındınız?

Bu arada Suudi Arabistan, Umman, Abu Dabi ve Erdoğan’ın özel dostu Katar yönetimleri de Siyonistlerin bu Kudüs’ü ve Filistin’i işgal kararına destek çıkmışlardı. Çünkü kendileri de Yahudi asıllı kiralık münafıklardı. Dikkat buyurunuz; İngiltere Başbakanı Boris Johnson da Yahudi asıllıdır. Hatta Dedesi, Türkçü Mason İttihat Terakki iktidarının bir Bakanıydı ve koyu Türkçülük yapmaktaydı. Evet yanlış duymadınız, İngiltere Başbakanı Boris Johnson, İngiliz falan sanılmasındı; dedesi Mason İttihatçıların Milli Eğitim Bakanı Ali Kemal Bey isimli gizli Yahudi dönmezi olmaktaydı. Bu Siyonist İttihatçı hain, “Türk yazar, gazeteci ve siyaset adamı” olarak tanıtılmaktaydı. Oysa şanlı Kurtuluş Savaşı’mıza şiddetle karşı çıktığından, ayrıca Ermeni yanlısı ve koyu Abdülhamit düşmanlığı yaptığından “Artin Kemal” ismi takılmış ve bu hain, Milli Mücadele sonrası İzmit’te linç edilmekten kurtulamamıştı. Hayret her nedense; bizdeki ırkçı Türkçülerin de Kürtçülerin de, fikir babaları hep bu Siyonist hainler ve gizli Yahudiler olmaktaydı! Moiz Kohen Tekinalp de bunlardandı. Elbette müsbet Türk Milliyetçiliği farklıydı…

Libya Mutabakatı mı, İsrail Hizmetkârlığı mıydı?

Türkiye’nin Akdeniz’deki çıkarlarımızı korumak üzere Libya ile Mutabakat Muhtırası imzalaması doğru ve olumlu bir adımdı. Ancak, sonuçta bu girişimin İsrail’e yarayacağı ve Türkiye’nin başına yeni gaileler açacağı konusunda çok ciddi kuşkularımız vardı. Zaten daha önce Haçlı Batı ve NATO’yla bir olup Libya’yı harabeye çeviren ve on binlerce masum Müslümanın katledilmesine suç ortaklığı eden Erdoğan iktidarının her girişiminde bir bit yeniği aramak, aklın ve vicdanın icabıydı. Türkiye’nin şimdi Libya’da birlik ve bütünlüğü sağlayıcı… Libya’yı yeniden huzur ve refah ortamına hazırlayıcı girişimlerde bulunması gerekirken, oradaki iç savaşa dahil olması elbette yanlıştı ve çok vahim sonuçlara yol açardı. Haksız ve dayanaksız bahanelerle Libya’yı vuran, ardından emperyalist sömürü çarklarını kurarak petrol ve doğalgaz yataklarını paylaşan güçler, bu zulümlerinin devamı için, Libya’daki iç savaşın devamından yanaydı.

Libya Mutabakat Muhtırası İsrail’e gizli hizmet planı olmasındı?

İsrail resmi radyosu; “Türkiye’nin kendi toprakları üzerinden Avrupa’ya doğalgaz transferi için müzakerelere hazır olduğu yönünde Tel Aviv yönetimine mesaj ilettiğini” yayınlamıştı. Radyonun İbranice ve Arapça internet sitelerinde yer alan haberde, söz konusu mesajın, Türkiye’nin Enerji Bakanlığından üst düzey bir yetkili tarafından İsrail’e iletildiği ve “Türkiye’nin İsrail’de istikrarlı bir hükümet kurularak yeni Enerji Bakanının atanmasını beklediğinin ifade edildiği” vurgulanmıştı. Haberde söz konusu mesajın, İsrail’in Ankara Büyükelçiliğinde görevli Maslahatgüzar Roey Gilad üzerinden Tel Aviv’e iletildiği aktarılmıştı. İsrail’in en büyük doğalgaz sahası Leviathan ve Tamar’da toplamda yaklaşık 800 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunduğu konuşulmaktaydı. İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz, bu kaynaklara ek olarak bölgede yaklaşık 2.2 trilyon metreküp doğalgaz rezervinin daha keşfedilmeyi beklediğini açıklamıştı.

Tayyip Erdoğan İsrail ile gizlice anlaşmış mıydı?

“Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevini yürüten Tümamiral Cihat Yaycı, Türkiye’nin Libya ile yaptığı deniz anlaşmasının mimarı sayılmaktaydı. Sn. Yaycı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kameralar önünde adını vererek taltif ettiği bir insandı. Amiral Cihat Yaycı da Libya ile varılan mutabakatı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçekçiliği ve cesareti olarak açıklamıştı. İşte bu Cihat Yaycı, artık gayrı resmi iktidar yayın organı olan Hürriyet gazetesinin önemli yazarlarından Ertuğrul Özkök’e şunları açıklamıştı: “Libya ile yapılan deniz anlaşmasının aynısı, İsrail ile yapılmalıdır!”

Dikkat edin, bu açıklamayı sıradan bir siyasetçi değil, iktidarın sevdiği kurmay bir Amiral, yani geleceğin Deniz Kuvvetleri Komutanı yapmıştı. Bu beyanda gaza gelip konuşmak ve yanlış anlaşılmak söz konusu olamazdı. Bu sözler bilerek ve isteyerek kullanılmıştı ve içeriğinde çok önemli bir mesaj taşımaktaydı. Açıkça “İsrail’le tarihi bir anlaşma yapılması ve Akdeniz kaynaklarının birlikte paylaşılması” gerektiği vurgulanmıştı.

Cihat Yaycı’nın bu mesajı; İsrail nezdinde zemin yoklama ve hazırlama falan sayılamazdı, zira öyle bir şey olsa bunu sorumlu mevkide olan askerler yapmazdı. Lafı uzatmayalım, Amiral Yaycı’nın yaptığı bu sürpriz çıkışın okuması, Türkiye ile İsrail’in gizli anlaşmaya varmasıdır. Öyle olmasa sorumlu bir asker spekülasyonlara kendini niye malzeme yapsındı? Belli ki Amiral Cihat Yaycı, sorumlu mevkide olan bir asker olarak kendine verilen görevi aktarmıştı ve kamuoyuna İsrail ile yapılacak anlaşmayı haber vermiş olmaktaydı.

NATO fiilen İslam coğrafyasını işgale hazırlanmaktaydı!

ABD Başkanı Trump, İran’a karşı dünyanın bir araya gelmesi gerektiğini vurgulamış ve NATO’nun, Müslüman coğrafyasında daha etkili olması çağrısı yapmıştı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise işgalci ittifakın Ortadoğu’da “daha fazla rol” üstlenebileceği konusunda mutabık kalındığını açıklamıştı. NATO’nun DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Komisyonu’nun bir üyesi olduğu hatırlatılan açıklamada, Irak’ta ve Afganistan’daki misyonları ile uluslararası terörizmle mücadeleye kilit katkı sunduğu vurgulanmıştı. Trump, düzenlediği basın toplantısında İran’a karşı dünyanın bir araya gelmesi gerektiğini vurgulamış ve “NATO’nun bundan sonraki süreçte Ortadoğu’ya daha fazla müdahil olmasını isteyeceği” ifadesini kullanmıştı.

Siyonist ve emperyalist odaklar Müslümanlara neden sponsorluk yapmaktaydı?

Katar’da düzenlenen 19. Doha Forum’a, Yahudi-emperyalist sponsorlar damga vurmuşlardı. Müslüman bir ülkenin düzenlediği forumun stratejik ortakları olarak açıklanan Chatham House; içerik ortakları olan Brookings Enstitüsü, McCain Enstitüsü, RAND Corporation ve Roscongress Vakfı dikkatlerden kaçmamıştı. Kirli ve karanlık geçmişlere sahip olan bu kuruluşların, İslam coğrafyasındaki operasyonlarda aktif rol üstlenmesi, asla hayra yorulamazdı. Kendisini, diyalog için bir araya getiren küresel bir platform olarak tanıtan Doha Forum, bu yıl 19. oturumlarını yapmışlardı. 2000 yılında kurulan Doha Forum, bu yıl “trendler ve teknoloji”, “ticaret ve yatırım”, “insan sermayesi ve eşitsizlik”, “güvenlik, siber yönetim ve savunma”, “uluslararası örgütler”, “sivil toplum ve devlet dışı aktörler” ve “kültür ve kimlik” konularını ele almak üzere toplanmıştı. Ama bütün bunlar kılıftı; asıl amaç katılan İslam ülkelerini Siyonist sermayenin ve emperyalist çevrelerin güdümüne sokmaktı.

Katar’daki bu toplantıya, Türkiye’den ve dünyadan üst düzey isimler katılmıştı!

Türkiye’ye yönelik skandal açıklamalarıyla gündeme gelen ABD’li Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham da forumda yer aldı. Türkiye’den ise Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın katılmıştı. İngiltere merkezli Chatham House, bir diğer adı “Karanlık Masa” olan kuruluş, özellikle Afganistan ve Ortadoğu’da yaşananların tasarlandığı yer olarak tanınmıştı. İngiltere’nin Yahudi Lobisi ve Derin Devleti olarak da bilinen Chatham House, temelinde Siyonizm’in “Tek Dünya Devleti” tasarımının olduğu “Küresel Kraliyet” projesinin yürütücülerinin başındaydı.

Niye bunları hatırlatıyoruz; çünkü aynı Katar, şimdi Siyonist Netanyahu’nun ve Soytarı Trump’ın, Kudüs’ü ve Filistin’i resmen işgal planına hemen destek çıkmıştı. Yoksa, Chatham House ve RAND Corporation gibi Siyonist Yahudi kuruluşların ayarladığı 19. Doha Forum’unda, Katılımcı İslam Ülkeleri Başkanlarına: “Yakında ABD ve İsrail, Kudüs’ü ve Filistin’i ilhak kararını açıklayacaktır. Katar ve Mısır gibi İslam ülkeleri hemen bu kararı tanımayacaktır. Türkiye’deki Erdoğan yönetimi ise sözde karşı çıkacak, kurusıkı palavralar savuracak, böylece boş kuruntu ve umutlar sonrasında, Siyonist işgal planı resmiyet kazanacaktır!..” talimatını mı aktarmıştı? Çünkü bakınız, ABD’nin Siyonist güdümlü gazetesi The New York Times de, Trump’ın ve Netanyahu’nun bu kararına karşı çıkmakta ve “gündem değiştirmek ve oy devşirmek” için yapıldığını savunmaktaydı. Yani Siyonist Şeytanlar işte böyle davranmakta, sonunda, “oldu olan, Gitti Golan” ortaya çıkmaktaydı… Bütün bunlardan dolayı diyoruz ki; Türkiye’nin maddi ve manevi kaynakları kurutulmaktaydı ve acil sorun; Erdoğan iktidarından kurtulmaktı!..

İktidar-Muhalefet hepsi Chatham House konuklarıydı!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, İngiltere ziyareti kapsamında Siyonist düşünce kuruluşu Chatham House’un konuğu olmasını, yandaş yazar ve yorumcular topa tutmuşlardı.

Oysa Ekrem İmamoğlu’nun Chatham House’u ziyareti, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e verilen ödülü hatırlatmıştı. Chatham House, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e “kristal cam” ödülünü, “Türkiye, Gül’ün liderliği altında sivil demokrasiyi yerleştirmiş, siyasi ve hukuk reformlarını gerçekleştirmiştir” gerekçesi ile sunmuşlardı. Keza, İmamoğlu’nun Chatham House’da verdiği görüntünün arkasında, Abdullah Gül’ün fotoğrafı da yer almaktaydı. Öyle ki, Aydınlık gazetesi de İmamoğlu’nun Chatham House ziyaretini manşetten sadece Abdullah Gül fotoğrafı üzerinden aktarmıştı. AKP’ye verdiği destekle bilinen Aydınlık gazetesinin, 2018 yılının Mayıs ayında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti yetkililerinin Chatham House’daki ziyaretlerini hatırlatmamaları ve bunu saklamaya çalışmaları ayarlarını ve amaçlarını ortaya koymaktaydı.

Hükümete yakın isimler, AKP içinde henüz kavga başlamamışken Abdullah Gül’ün Chatham House’dan ödül almasına ses çıkarmamışlar, hatta bir sürü keramet uydurmuşlardı. Fakat aynı isimler, 2017 yılının Aralık ayında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Chatham House’da konuşma yapmasına karşı çıkmışlardı. Oysa Kılıçdaroğlu’nun bu ziyaretinden 5 ay sonra bu kez Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı Chatham House’da konuşma yapmıştı.

Chatham House İngiltere’nin CFR’si sayılmaktaydı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile devletin üst kademesinin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ziyaret edip konuşma yaptığı, Abdullah Gül’ün “Kristal Cam” ödülü aldığı Siyonist güdümlü Chatham House İngiltere’nin CFR’si sayılmaktaydı. Resmen 1920’de kurulsa da kökleri 1900’lere dayanmaktaydı. O zamanki adı “Yuvarlak Masacılar”dı. İsrail devletinin kuruluşuna öncülük eden, Osmanlı’yla, Orta Doğu’yu ilk parçalayan Sykes–Picot haritalarını çizen ve Sevr’i yapan bu masaydı. Sonradan resmi bir kuruma dönüştürülüp, “Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü” adını almıştı. O günden beri de dünyanın sorunları ve doğabilecek krizlerin tartışılıp, yönlendirildiği ilk adres konumundaydı. Yani Sağcı-Solcu, İktidar-Muhalefet aynı Siyonist odakların güdümünde bulunmaktaydı.

Hem Hükümetin Hem Muhalefetin Yolsuzluk Lağımları Deşilmeye Başlamıştı!

AKP’li eski Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve Bakanın Erdoğan aleyhine mal varlığı iddiaları Yüce Divan’a mı taşınırdı?

Yeni parti kuran Ahmet Davutoğlu’nun Erdoğan ve yakınları ile alâkalı “mal varlıkları açıklansın” şeklindeki çağrısına, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile parti kurma hazırlıklarını sürdüren Ali Babacan nedense şimdilik sessiz kalmışlardı. Yoksa “yakıcı ve yıkıcı bir koz” olarak mı saklanmaktaydı? Çünkü AKP’li eski Cumhurbaşkanı A. Gül’ün, eski Başbakan A. Davutoğlu’nun ve eski Bakan A. Babacan’ın Erdoğan aleyhine “Haksız mal varlığı edinme” iddiaları Yüce Divan yolunu açardı!..

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Erdoğan’a sahip çıkması ise enteresandı. Çünkü Bahçeli daha önce AKP Genel Başkanı Recep T. Erdoğan ve ailesinin mal varlıkları konusunda çok acı ithamlarda bulunmuşlardı.

Şimdi artık sormak lazımdı:

Sn. Erdoğan, Bahçeli ve Perinçek ittifakının asıl dayanağı; gerçekten ülkenin BEKA kaygısı ve ABD’ye-Emperyalizme karşı milli çıkarlarımızı koruma amacı mıydı?.. Yoksa, birtakım ortak siyasi rant hesapları ve karanlık dosyalarının saklanması maksatlı mıydı?

Şu tespitlerimizin iktidarı ve yargıyı derhal harekete geçirmesi gerekiyordu:

1994: İ. Melih Gökçek Ankara BBB seçiliyordu. Çok geçmeden kendi kadrosunu oluşturuyor ve rantiye şebekesiyle irtibata geçiliyordu. RP Genel Merkezi’nden bazı duyumlar üzerine yapılan uyarıları dikkate alır gibi davranıyor, ama Milli Görüş teşkilatını ve tabanını avutup oyalıyordu.

1996: Sinan Aygün Ankara Çayyolu Hekimköy bölgesinde 2 kat imarlı parselleri toplamaya başlıyor ve M. Gökçek’in desteği ile tevhit (arsa birleştirme) işlemleri yapılıyordu. Emsal 3 ve hmax serbest imar tadilatı Büyükşehir Belediyesince onaylanıyordu.

1997: Ankara Ticaret Odası Başkanı yenileniyordu. 1998: Ankara Rüzgârlı sokakta bir inşaat malzemesi mağazası olan ESKİ-HİSAR A.Ş. Rifat Hisarcıklıoğlu bir anda kentte öne çıkmaya başlıyordu. (Kendisi aynı zamanda NUH HOLDİNG ailesinden oluyordu.)

1999: Rifat Hisarcıklıoğlu TOBB Başkan Yardımcılığına, Zafer Çağlayan ise ASO (Ankara Sanayi Odası) Başkanlığına seçiliyordu.

2000: Ankara’da ÇAYYOLU YAŞAMKENT adıyla yeni bir bölge imara açılıyordu. En küçük emsal 2,5 hmax serbest imar tadilatı olarak ilan ediliyordu. Bölgenin en büyük gayrimenkul sahibi SALİH BEZCİ adında ağırlıklı olarak tefecilik yapan bir adam çıkıyordu.

2000: Ankara Söğütözü’nde ARMADA adıyla 200 bin m2’lik bir AVM inşaatı başlıyordu. Ortakları ise bu meşhur Oda Başkanları oluyordu.

2001: EXİMBANK’ın TOBB vasıtasıyla kullandıracağı 200 milyon dolarlık kredi yüzünden TOBB Yönetim Kurulunda tartışma çıkıyordu. FUAT MİRAS zorla istifa ettiriliyor ve RİFAT HİSARCIKLIOĞLU TOBB Başkanı yapılıyordu. Ardından 2002: ARMADA AVM açılıyordu.

2003: ATO Başkanı Sinan Aygün dev kongre merkezi inşaatına başlıyor ve inanılmaz paralar dönüyordu. Yediği önünde yemediği herkese yetiyordu.

2004: İ. MELİH GÖKÇEK yeniden AKP’den Belediye Başkanı seçiliyordu.

2005: NATO Yolu-MAMAK çöplüğü arasında DOĞUKENT adıyla yeni bir bölge imara açılıyor ve binlerce konut ve 3 adet AVM NATA-VEGA ortaklığıyla yükseliyordu. Ortaklar hep hısım, akraba, eş-dost oluyordu.

2006: Oran şehri TBMM lojmanları yıkılıyor, arazisi TOKİ’ye devrediliyordu. İ. MELİH araziyi almak için çok asılıyor, basın yoluyla hükümeti baskı altına alıyor, ama RTE vermiyordu. Erdoğan MESA şirketi ile kat karşılığı anlaşıyor ve 3000 konut inşaatı başlıyordu. Ama İ. MELİH yine de boş durmuyor, bu araziden 60 dönümlük bir parçayı koparıyordu. Bu arsa 2 milyon dolara, yanlış okumadınız 20 veya 200 değil sadece 2 milyon dolara bu Oda Başkanları ve ilaveten BESA A.Ş. SALİH BEZCİ’ye satılıyordu.

2007 yılında: 2 milyon dolara peşkeş çekilen bu arsa üzerinde Halkbank’tan alınan 200 milyon dolarla 150 bin m2’lik PANORA AVM yapılıyor. Tahmin edileceği gibi ortaklar hep aynı kişiler ve kesimler oluyordu. Bülent Arınç’ın; “M. Gökçek Ankara’yı FETÖ şebekesine parsel parsel dağıttı!” dediği süreç yaşanıyordu.

2007: Seçimleri öncesi Atatürk Bulvarı üzerindeki ASO binası yıkılıyor, yeni bina inşaatı adrese teslim şartname ile hükümet yanlısı ENDER inşaata veriliyor ve ZAFER ÇAĞLAYAN hem Milletvekili hem de Bakan oluyor, sonrasını ise herkes biliyordu.

2008: Eryaman SUSUZ projeleri devreye giriyordu. 2009: Eryaman ekibi ile bu meşhur ekip ÇAYYOLU girişindeki belediyeye ait arazi üzerinde GORDİON AVM’yi yapıyordu. 2009: TOBB, Söğütözü’ndeki arsası üzerinde Sanayi ve Ticaret Bakanı ZAFER ÇAĞLAYAN’ın kullanımı için bir çalışma ofisi ve maiyet binası ihalesi yapıyordu. İş yine ENDER inşaata peşkeş çekilecekken, İşgüzar bir MİMAR ihaleye girip işi bozuyor; mevzu büyüyor, bu işgüzar ve asabi mimara çekilmesi için baskı yapılıyor ama yemiyor ve mecburen iş iptal ediliyordu. Böylece 2007’de ASO BİNASI ihalesinde yediği kazığın karşılığını veriyordu.

2010: YAŞAMKENT altyapısı ve yolları belediyece tamamlanıyor, konutlar ve ticaret merkezleri yükseliyordu. Ama artık FETÖ baskısı canlarını yakmaya başlıyordu.

2011: İNCEK-AHLATLIBEL-ÇAYYOLU arasındaki araziler aynı ortaklar tarafından bedava sayılacak fiyatlara alınıyordu. İmarlar hmax. çıkarılıyor, bir kısmı SİNPAŞ gibi İSTANBULLU küresel firmalara çakılıyor, bir kısmı da elde tutuluyordu. Yeni açılan İNCEK Bulvarı üzerindeki iş merkezi ve konut projeleri de süratle tamamlanıyordu.

2012: RTE bu ekibe artık “Yeter, az geri durun bakiim!” diyor, ardından Ankara’nın rantını paylaşan yeni oyuncuları ortaya çıkıyordu: YDA A.Ş, KUZU A.Ş, RÖNESANS A.Ş.

Bu tarihten sonra ÇUKURAMBAR-SÖĞÜTÖZÜ bölgesi YDA’ya; ORAN ŞEHRİ bölgesi KUZU’ya peşkeş çekiliyordu. Bildiğiniz üzere hızla dev binalar yükseliyordu.

KÜLLİYE VE DEV MİT binaları da RÖNESANS’a kalıyordu. Toplam ihale bedeli 10 milyar TL’yi geçiyordu. Müteahhit her hakedişinde komisyon ödemekten bıkıyor, en sonunda “paramı verin arkadaş!” diye Ankara sokaklarında avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Bu iki işin de tek bir sorumlusu biliniyordu: Yetki onda, para onda bulunuyordu!.. Hesap soran ise çıkmıyordu. Bol keseden harcama gırla gidiyordu. Gerçek adıyla Milletvekili seçiliyor ama yakın çevresi ona MÜCAHİT diyordu.

2013: ARMADA AVM’nin yanına önceki büyüklükte YENİ ARMADA ekleniyordu.

2014: İ. MELİH GÖKÇEK FETÖ’nün desteğiyle MANSUR YAVAŞ’ın ayağına takoz koymaya uğraşıyor ve işte zurnanın zırt dediği nokta bundan sonra başlıyordu. Ve zaten onun da Beypazarı Belediye Başkanlığında çok ciddi kanunsuzluklar ve yolsuzluklarla ilgili iddialardan dolayı mahkemelik oldukları biliniyordu.

Ama Erdoğan iktidarları İ. Melih Gökçek’ten hesap soramıyor, yolsuzlukların üzerine gidemiyordu. Çünkü her iki taraf da birbirinin foyasını biliyordu. Anlaşılan ellerindeki bilgi ve belgelerin deşifre edilmesinden korkuluyordu… Ama her şeye rağmen CHP’li Sinan Aygün ile yeni Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın kapışmaları üzerine yolsuzluk lağımları deşilmeye başlıyordu!

Evet bütün bunlar birer iddia oluyordu. İşin gerçeğini araştırıp ortaya koymak ve sorumluları adalet önüne çıkarmak ise iktidara ve yargıya düşüyordu.

Erdoğan iktidarında bu tür vurgun ve soygun iddiaları o denli yoğunlaşıyordu ki; Başkent Gaz adlı şirketin ENSAR Vakfına bağışlayacağı 8 milyon dolar, Kızılay üzerinden transfer ediliyor, böylece milyonlarca dolar vergi kaçırılıyor ve kara para aklanıyordu. Hatta bu bağış paralarının, dolaylı şekilde Siyonist Manhattan’a aktarıldığı iddia ediliyordu. Manhattan, Küresel Yahudi Sermayesinin New-York’taki merkez bölgesi sayılıyordu ve meşhur Birleşmiş Milletler binası da bu bölgede bulunuyordu!

01.10.1991 tarihli Milli Gazete’de “Atalarının İzinden Gidenler” Başlığı ile “Peygamberimiz Medine’ye Hicret ettikten sonra nazil olan ayette, genelevlerinde çalışan kadınlar değil, onları fuhşa zorlayanlar ve zinayı meşrulaştıranlar kınanıp uyarılıyordu. Bugün ülkemizde zina serbestliğini ve eşcinselliği meşrulaştırmaya çalışan yöneticiler bu ahlâksızlığın suç ortağı oluyordu” diyen tefsir sahibi Sn. Yazar, şimdi mel’un İstanbul Sözleşmesi’yle ve zinayı ceza almaktan çıkarmasıyla aynı ahlâki ve ailevi tahribatları bin beter işleyen AKP ve Erdoğan iktidarına hiç ses çıkarmıyordu. Acaba, aynı kötülük ve tahribatı CHP yapsa günah, AKP ve Erdoğan yapsa mübah mı sayılıyordu?! Allah herkesin ayarını böylece ortaya çıkarıyordu.

Şu ayet böylelerinin durumunu haber veriyordu!

Gerçekten, apaçık belgelerden (ibaret emirler olarak) indirdiklerimizi (Kur’ani hüküm ve hakikatleri) ve insanlar için Kitapta açıkça belirttikten sonra hidayeti (şeriat ve istikamet prensiplerini) gizlemekte olanlar (güç odaklarının vereceği zarardan korkarak veya onlardan makam ve menfaat umarak, Kur’ani gerçekleri kısmen veya tamamen örtmeye çalışanlar); işte onlara, hem Allah lanet edecektir, hem de (bütün) lanet ediciler(in bedduası onların üzerinedir). (Bakara: 159)

Bu nedenle Milli Çözüm’ün, hem işgalci kâfirler ve zalimlerle, hem de içimizdeki işbirlikçi hainlerle mücadele etmesi ve bunları topluma göstermesi gerekiyordu.

“Ey Nebi(m), kâfirlerle ve münafıklarla cihad et, onlara karşı şiddetli ‘sert ve caydırıcı’ davran. (Tıynetleri ve niyetleri bozuk olduğundan, saldırgan kâfir ve münafıklar, sizin yumuşak yaklaşımınızı, yağcılık ve zayıflık zannedebilir). Onların (sonunda) varacakları son durakları cehennemdir ve orası, ne kötü ve kahredici bir dönüş yeridir. (Tevbe: 73)

“Ey iman edenler! (Dininizi ve davanızı) İnkâr edenlerden (ha dışarıdan, ha içeriden) size (zarar ve saldırı ihtimali) en yakın olan (düşman kâfirlerle) çarpışın ve onlar sizde ‘Ğılzet=Sert bir tavır, (güçlü bir kararlılık ve caydırıcılık)’ görsünler… Ve kesinlikle biliniz ki Allah (münkirler ve münafık kesimlerle değil) takva sahipleriyle beraberdir.” (Tevbe: 123)

Zalimlerle ve hainlerle mücadele sadık kulların sevabını artırmak ve onlara şeref kazandırmak için emrediliyordu:

“(Cenab-ı Hakk şunun için zahmet ve hizmet günlerini uzatıyor ve zaferi geciktiriyor;) Onlarla (inkârcılarla ve muzır münafıklarla) mücadele edin ve çarpışın ki, Allah sizin ellerinizle onların cezasını versin, onları rezil ve perişan etsin ve sizi onlara karşı üstün ve galip getirsin de (böylece iman ve cihad ehli olan mü’min bir kesimin) göğüslerine-gönüllerine (huzur ve) şifa eriştirsin.”

Ve (bu mücahit mü’minlerin) kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul edendir. Allah Alîm’dir (her şeyi hakkıyla Bilendir), Hüküm ve Hikmet sahibidir.” “Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri; Allah’tan, Resulünden ve mü’minlerden başkasını asla dost (rehber ve yönetici) edinmeyenleri (sadakat ehlini) bilmeden, (kahramanlarla korkakları, sadıklarla sahtekârları birbirinden ayırıp seçmeden) bırakılacağınızı mı sandınız? Allah (bütün niyet ve kasıtlarınızdan ve) yaptıklarınızdan Haberdardır.” (Tevbe: 14, 15, 16)

Bazılarının Hak davadan ayrılmasına ve Siyonistlerin safında yer almasına takılmamak gerekiyordu:

“(Sizden ayrıldıklarına üzüldükleriniz, eğer) Sizinle (kalıp) birlikte (yola) çıksalardı, size kötülük ve zarardan başka (faydaları dokunmaz, zannettiğiniz gibi gücünüzü de) artırmazlardı ve kesinlikle aranıza fitne-fesat sokmaya uğraşırlardı. (Hâlâ) İçinizde onlara haber taşıyanlar (bile) vardır. Allah zalimleri (ve hainleri) Bilendir (ve oyunlarını bozuverecektir).” “Andolsun, daha önce de onlar fitne (çıkarmak için fırsat) aramışlardı. Ve Sana karşı birtakım işler çevirip tezgâhlamışlardı. Sonunda onlar, istemedikleri halde Hakk geldi ve Allah’ın emri (Kur’an’ın müjdesi) ortaya çıkıp, üstünlük sağladı.” (Tevbe: 47, 48)

Kur’ani gerçekleri haykıran Milli Çözüm’ü suçlayıp saldıranlara karşı şu ayetler bizleri ferahlandırıyordu:

“Biz böylece; (bir sürü şöhret, servet ve etiket sahibi dururken, kala kala) ‘Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu.’ (Bu özel hikmet ve hizmetleri böylesi önemsiz kişilere mi layık buyurdu?) demeleri (ve hasetle içlerini dışa dökmeleri) için, onlardan bazısını bazısıyla fitneye uğratıp denemiş olacağız. Halbuki Allah şükredenleri (nimet ve fazileti kimlere vereceğini) daha iyi bilen değil midir? (Ki O’nun tayin ve taksimine itiraz ediyorsunuz.)(En’am: 53)

“(Hakkı hâkim kılmak, yurdunuzu ve onurunuzu korumak için yapılması emrolunan CİHAD yolunda uğranılan sıkıntılar) Allah’ın, iman edenleri (günahlardan) arındırıp temizlemesi ve inkâr edenleri yok etmesi için (bir imtihan)dır.” “Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden (ve herkesin gerçek ayarını kendisine ve âleme göstermeden) cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Al-i İmran: 141, 142)

Canlarım, müjdelenen Mesihiyet devrimi giderek yaklaşıyordu:

“Şüphesiz Bu (Kur’an), gerçek bir olayın (İsa’nın gelişinin, İslami dirilişin, kıyamet ve ahiretin) haberidir. Allah’tan başka ilah yoktur. Ve şüphesiz Allah, Üstün, Galip ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.” “(Ey Resulüm!) Eğer yüz çevirirlerse (Sen sabret ve bekle); elbette Allah fesat çıkaranları bilir (ve onların hakkından gelir).” (Al-i İmran: 62, 63)

“Gerçek şu ki, velev Biz onlara (inkârcılara, Yahudi, Hristiyan ve münafıklara) melekler indirip (uyarsaydık), onlara ölüler (dirilip) konuşsaydı ve (dile gelip varlığımıza ve buyruklarımıza şahitlik yapmak üzere) her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah’ın dilediği dışında (yine de) inanmayacaklardı. Çünkü onların çoğu ancak cahillik edip durmaktadır.” (Al-i İmran: 111)

Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

{mp3}turkiyeninmaddivemanevikaynaklari{/mp3}

 

 

 


[1] Ahmet Akgül Üstadımızın Gebze Konferansı notlarıdır.

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Erdoğan BİŞKİN

Erdoğan BİŞKİN

Subscribe
Bildir
9 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Zelil Olacaksınız!
Önce Amerika istedi kuruldu AKP!
Sonra şişirdi Türkiye’de makam sahibi olundu!
Heyhat geçti 15 yıl boşu boşuna !…
Ümmet ve Türkiye hep geriye götürüldü!
Toto ,Feto dediler, kandırdınız ümmeti…
Yazıklar olsun fena yaptınız rolünüzü!
Münafık cehennemde en alt derecede olacak…
Siz de göreceksiniz Allah’ın hesabı nasılmış,
Ey AKP bu kadar beddua almışken,
Sanmayın sakın bu hesap burada biter,
Rabbimizin vadi var, zelil rüsfa olacaksınız…
Hem bu dünyada, hem ahirette mahfolacaksınız!

Dünya lideri!
Ülkemizin siyasi iktidarı ve onun genel başkanı olan ve türlü jelatinle memleket sınırları içerisinde sözümona “dünya lideri” havası atan zat, bir zaman “Nato’nun ne işi var Lİbya’da” deyip, sonra “Nato, Libya’yı Libyalılara vermek için orada” diyerek bir zulme çanak tutmuştu. Perişan olan bir coğrafyanın güya barışa kavuşması için Almanya’da düzenlenen ateşkes görüşmelerine giden sn. Tayyip Erdoğan, aracından inerken, ajanslara bir fotoğraf düşmüştü. Kendisi bu toplantıya giderken, makam aracında Türkiye’de oyanan bir futbol maçını izliyordu. Evet, Erdoğan ve AKP iktidarı mazlumlarla ve müslüman coğrafyalarla ancak bu kadar ilgileniyor. Sıkılan kof palavraların tek başına ispatı olmaya sırf bu fotoğraf bile yeter. Tabi bunun için önce narkozdan sıyrılmak, Akıl, İman, Vicdan ve Ahlak gerekliydi ki bu olmayınca hiçbir kapı açılmıyor maalesef!

Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır şartlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda tek ve gerçek çare; bütün partilerin, etkin sivil örgütlerin ve devlet erkinin, mecburi bir mutabakat arayışına başlaması ve bu Meclis’ten bir Milli Çözüm iktidarının çıkarılmasıdır.
Biran evvel tüm partilerin biraraya gelip , tabi Hdp hariç, MİLLİ BİR MUTABAKAT hükümetinin kurulup AKP işbaşından indirilmelidir. Tek ve yeterli çare Akp’nin iktidardan indirilmesidir.
Artık dayanılacak derman insanlıkta kalmamıştır.

Partiler bunu yapmaya gayret ederken, ülkemizdeki tüm sivil topluk kuruluşları, tüm ilim ve ahlak dernekleri vakıfları, tüm akademisyenler, tüm insan grublarının önde gelen kimseleri de bir araya gelip veya getirilip MİLLİ BİR MUTABAKAT HÜKÜMETİNİN kurulmasının getekliliği üzerinde İCRAİ FAALİYETTE bulunmaları mecburi hal almıştır.

YENİDEN YENİDEN SESLENİYORUZ:

Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır şartlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda tek ve gerçek çare; bütün partilerin, etkin sivil örgütlerin ve devlet erkinin, mecburi bir mutabakat arayışına başlaması ve bu Meclis’ten bir Milli Çözüm iktidarının çıkarılmasıdır. Bu oluşum, hem mümkündür, hem münasiptir, hem de milli mecburiyet halini almıştır. Şuur ve sorumluluk sahibi hiçbir siyasi parti veya yetkili kişi ve kesim böyle bir Milli Mutabakat iktidarına karşı çıkmayacaktır, çıkmamalıdır, hatta oyunbozanlara bu fırsat asla tanınmamalıdır.

İŞBİRLİKÇİ YIKANLARIN YIKTIĞI VE İŞBİRLİKÇİ YAPANLARIN YAPTIĞI!
İşbirlikçi hainlerin yıkanları, Büyük İsrail kurulsun diye gâh BOP eşbakanı oluyor, gâh İsrail’le Normalleşme Anlaşmaları imzalıyor, gâh Libya Mutabakat Muhtırası dalavereleriyle İsrail’e gizli gizli hizmet ediyor, Sağcı oluyor, solcu oluyor, iktidarıyla muhalefetiyle Chatham House gibi Siyonist odaklara hizmetkârlık yapıyor!
İşbirlikçi hainlerin sözde yapanları ise, Cemaat oluyor, tarikat oluyor, “Yarabbi, kim haklı ise ona yardım et” diye dua seansları düzenleyip münafıklığı sergiliyor!
İşbirlikçi hainlerin yıkanları, Milletimizin alın teri olan yüz milyarlarca dolarını Siyonist Şeytanlara faiz olarak veriyor!
İşbirlikçi hainlerin sözde yapanları ise, faizci düzenin kendilerine sağladığı haram kazançlarından üç beş kuruşu gösteriş yaparak ve başa kakarak sahtekarlık sergiliyor.
Ey işbirlikçi hainler, sizler ihanet ettiğiniz andan itibaren hem dünyada ve hem de ahirette başınıza gelmesi mutlak olan acı ve alçaltıcı akıbetinizi kendi ellerinizle hazırlamış bulunmaktasınız ve bu akıbetten asla kaçamayacaksınız!
ÇÖZÜM:
Siyonist işbirlikçisi hainlerden acil olarak kurtulmak!
İslam Birliği Teşkilatı’nı, İslam Savunma Paktı’nı, İslam Ortak Pazarı’nı bir an evvel kurmak!
“… Ve kesinlikle biliniz ki Allah (münkirler ve münafık kesimlerle değil) takva sahipleriyle beraberdir.” (Tevbe: 123)
“Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.”

Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın seçilmesi ve Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması kaçınılmazdır.
Arabistan, Umman, Abu Dabi ve Erdoğan’ın özel dostu Katar yönetimleri Siyonistlerin bu Kudüs’ü ve Filistin’i işgal kararına destek çıkmışlardı. Çünkü kendileri de Yahudi asıllı kiralık münafıklardı… Evet geçekten de bu böyledir, inanmayanlar Tarih-i Âl-i Suud” (Suud Hanedanının Tarihi) kitabındaki belgeleri inceleyebilir.

Makalede de vurgulandığı üzere, Erdoğan iktidarının her girişiminde bir bit yeniği aramak, gerçekten aklın ve vicdanın icabıydı. Millet olarak özellikle her milli güvenlik ve dış politika hamlesinde büyük beklentilere girdikten sonra nedense süreçler israile yarayacak hale getirilmeye çalışıldığı anlaşılmaktaydı. Libya husunda gelişmeler bu meyanda seyrederken özellikle Suriye’de, ABD-Rusya gizli ittifakı ve AKP-ABD gizli ittifakı aşikar olmaya başlamıştı. Zira Astana mutabakatına ve Soçi anlaşmasına rağmen Nusra cephesi militanlarına Türk makamları tarafından gönderilen 50 zırhlı araçtan oluşan konvoya, Suriye savaş uçakları Rus hava desteğini de alarak menfur saldırıda bulundu ve şehitlerimizin haberlerini aldık. Türkiye’nin Nusra kuvvetlerine verdiği bu destek Astana sürecini kırılma noktasına getirdi. Bunun üzerine Sn. Cumhurbaşkanı herzaman ki gibi çıktı ve astana mastana takmayız devam edicez dedi. Tüm bunlar yaşanırken ABD suriye temsilcisi Türk kanallarında çıkıp Türkiye’yi savunma demeçleri verirken ABD askeri yetkilileri de TSK yetkilileriyle görüşme yapıyordu. Tüm bunları izlerken TV ‘lerde NATO ortadoğuda rol alma kararı aldı alt yazıları geçiyordu. Şimdi burdan ne anlamamız gerekiyordu? Çok net, Milli Çözüm’ün operasyonlar başladığından bu yana Milli Devlet aklının stratejilerini bozmak üzere, ABD-Rusya ve ABD-RTE gizli ittiffakları uygulamaya konulmuştu. Ülkemiz bir bataklığa çekilip, ittifaklarındna koparılıp, NATO’dan atılıp işgal edilme planları uygulanıyordu.

Diğer taraftan makalede de dikkat çekildiği üzere iç siyasette, Sağcı-Solcu, Komünist-Kapita list, Radikal-Liberal vb. ekipleri iş başına getiren ve muhalefet ettirenlerin siyonist merkezler olduğunu Aziz Erbakan Hocamız ve Üstad Ahmet Akgül Hocamız deşifre edeli çok oldu. Onların da belirttiği gibi İktidar-Muhalefet hepsi Chatham House konuklarıydı. Bu makale ve yakın süreçte bu çerçevede yazılan makaleler ve medyada çıkan haberler bana başka birşey düşündürüyor. O da şudur; ne oldu da birbirini muhalefetiyle besleyen veya birbirinin yedek lastiği olan kesimler bir araya gelmişti? Yoksa siyonizm tüm yumurtalarını tek sepete koyarak Türkiye’de kaybettiğini mi aşikar etmişti? Ve Milli Devlet buna mecbur bırakmış ve ellerine yeni piyeslerinin senaryosunu mu vermişti?

Yoksa bunların ayarını artık bilmeyen kalmamıştı. Akp muhafazakarlığı , MHP milliyetçiliği, aydınlıkçılar ise solculuğu fiilen bitirmişlerdi. Artık bu atmosferi toparlayacak tek çözüm Kuva-i milliye ruhuyla Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın seçilmesi ve Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulmasıdır ve artık bu kaçınılmazdır.

Erbakan Hocamızın “MİLLİ ÇÖZÜME İNANAN YENİ BİR HÜKÜMETİ ELBİRLİĞİ İLE KURALIM” sözlerin ehemmiyeti kavranmalıydı.
Milli Çözüm her daim;
ABD, İsrail, AB, NATO, BM gibi şer odakları ve ülkemiz üzerindeki sinsi planlarını açıklamıştır.
Kadim dostluk, stratejik müttefiklik naraları atılırken de, Milli Çözüm; işgalci ruha sahip güçlerle mücadele etmiş, topluma ehem gerçekleri anlatmıştır.
İçimizdeki işbirlikçi hainlere (Fetö ve tüm destekçilerine) karşı da en çetin mücadeleyi vermiş, toplumun her kademesine hain planları anlatmıştır.
Gece yarısı herkes uykuda iken yangın çıkan bir köyde, bir kişinin uyanık olması sonucu tüm hane halkının uyanması ve yangının durdurulması misali gibi; Milli Çözüm Fetö ve içimizdeki tüm işbirlikçileri, devletimizin her kademesine anlatmış bu tehlikeye karşı uyandırmıştır.
Zaman, Milli Çözümün bu mühim milli mücadeledeki öncülüğünü, yalnızlığını, cesaret, feraset ve haklılığını yalın bir şekilde haykırmaktadır.
Bundan dolayı Türkiye’nin Maddi ve Manevi Kaynakları Kurutulmadan, Erbakan Hocamızın “MİLLİ ÇÖZÜME İNANAN YENİ BİR HÜKÜMETİ ELBİRLİĞİ İLE KURALIM” sözlerin ehemmiyeti kavranmalıydı.

Ülkenin en büyük beka sorunu ve Milli Güvenlik tehdidi: Mal Varlığı Davası
Ağayla marabası, ağanın en güzel atının koşulduğu en süslü arabayla kasabaya inmektedirler. Ağa arabadadır, maraba ise arabanın yanında yürümektedir. Yerde taze bir tezek kümesi görürler. Üzerinde sineklerle etrafa koku salmaktadır. Ağa, marabasıyla alay etmek ister.

‘‘Maraba’’ der, ‘‘Şu tezeği ye, atla araba senin. Sen bineceksin, ben yürüyeceğim.’’

Maraba ata bakar, arabaya bakar. ağaya da zaten gıcıktır. Oturur, midesi bulana bulana tezeği yer. Ağa iner, maraba sahip olduğu arabaya biner. Ağa çok bozuktur. Durduk yerde en güzel atını, en güzel arabasını marabaya kaptırmıştır. Maraba da bozuktur. Durduk yerde tezeği yemiştir. Ağanın daha güzel atlar alacak parası, daha güzel arabalar alacak imkânı vardır. Üstelik ne ata, ne de arabaya bakacak parası vardır. Dönüş yolunda gördükleri tezek, her ikisinin de beklediği andır aslında.

Maraba, ağadan intikam almak için: ‘‘Ağa, ağa’’ der, ‘‘Sen şu tezeği ye, at ve arabayı geri al!’’

Ağanın beklediği de böyle bir fırsattır. O da oturur tezeği yer. Arabaya kurulur, atı kamçılar.

Köye girerlerken maraba, ağaya seslenir, ‘‘Köyden çıkarken araba senin, at senindi, yürüyen de bendim. Köye giriyoruz; at senin araba senin, yürüyen yine ben. Ağam öyleyse biz bu .oku niye yedik?’’

Suriye için, 8 yılda 40 milyar dolar harcandı; milyonlarca Suriyeli evinden oldu ve 4 milyonu Türkiye’ye geldi; şu an bazı şehirlerin, yarın Türkiye’nin demografisi problem; dış politikada en büyük kırmızı çizgilerimizden biri olan Kürdistan kurulmak üzere; bir gün Abd’yle, öbür gün Rusya’yla, bir küs bir barışıkız. Ve ikisine de gebeyiz, güzel tavizlerle… (bkz: S-400)(bkz: Şartlar yerine gelirse patriot alırız)

Henüz resmi makamlarca teyit edilmemiş bir habere göre: İdlib’de ateşkes anlaşmasına varıldı. Cumartesi itibariyle ateşkes yürürlüğe giriyor… deniliyor.

Söyleyin bakalım, daha hangi tavizleri verdiniz de; ABD lütuf üzerine lütufta bulunup, yaptırım kararlarını da bir anda kaldırıveriyor?!…

Madem anlaşacaktınız, bir haftada 13 şehit niye verdik yahu niye?!… Madem anlaşacaktınız, bu .oku niye yediniz arkadaş?!.. Bu nasıl bir gözü dönmüşlüktür, nasıl bir vicdansızlık, nasıl bir mal varlığı sorunsalıdır ki, milyonlarca insanı yerinden yurdundan ediyor, Mehmetçiği bu uğurda yem ediyor. İnsanların hayatını hiçe sayıyor.

Ama biz biliyoruz ki; hiçbir zalim zulmüyle abad olmamıştır. Hiçbir kul da ölümsüz değildir. Mehmetçiğe gelen ölüm, siz zalimlere uğramayacak mı sanırsınız?!… Ve yine biliyoruz ki; tarihte bütün zalimlere olduğu gibi; sizin için de ne gök, ne yer ağlamayacak ve azabınız da ertelenmeyecek (Duhan: 29)

Yandaş yalakalar, hâla utanmadan, “Erdoğan Erbakan’ın devamıdır” yalanını bir yandan parlatadursun, “Bir damla Mehmetçik kanını bütün ABD bütçesine değişmeyiz!” buyuran Aziz Erbakan Hocamız kiiim, siz kim?!…

Her şehit haberi geldiğinde, yüreklerine ateş düşen anaların ahında boğulacaksınız.

Velhasıl; Aziz Erbakan Hocamızı rahmetle, hasretle ve hürmetle anıyor ve O’nun Adil Düzen projelerinin hayata geçeceği aydınlık günleri iple çekiyoruz…

Yeni Dönem Yeni Proğram
İsrail inancının temel paradigmalarından olan Fırat ve Nil hattındaki Coğrafya havzasıdır ve Siyonizmin en temel varlık sahasıdır.. Binlerce yıla dayanan bu inançla yaklaşık 70 yıldır kendi varlık alanını güvenli kılmak amacıyla, etrafındaki İslamın etki ve irade alanını kırmak için her türlü askeri, siyasi, ekonomik entrikanın uygulamaya konmasından gözünü kırpmamaktadır… Hiç şüphesiz ki böylesi bir desise ve ifsat inancının mensubu olanların en temel ilgi sahası Türkiye Cumhuriyetidir.. Böylesi bir tehdit ve entrika politiği karşısında, Türkiye gibi insanlık için denge unsuru olacak, Doğu ve Batı nın barış ve adaletle birlikte yaşamasını sağlayacak bir devletin yönetim kadrosu derin bir dikkate, emsalsiz bir vizyon ve donanıma, hepsiden önemlisi sarsılmaz bir imana sahip olması gerekir… Tehdit unsurları çözmekten aciz olan, ülkenin güvenlik alanlarını koruma politikasına ciddiyetle yön vermekten aciz olan bir anlayışın yaşaması mümkün değildir.. Irak, Libya, Suriye, Mısır politikası başta olmak üzere, Kuzey Afrikadan, Mezopotamya sahasında ısrarla sürdürülen, teslimiyetçi dış politikası yaklaşımları, büyük bir hızla Akp iktidarının artık çözülüş sürecine adeta yuvarlanmaktadır..
Makalenin verdiği mesajdan da anlaşıldığı üzere, ivedilikle Dış Politika dan ekonomik proğrama, eğitim den hukuki alana kadar her alanda etkin ve yetkin olan bir inancın ve şuurun söz ve karar sahibi olması elzemdir… Ve kaçınılmaz bir durumdur..
İnancımız odur ki, Milli Görüşün şuur ve İman dili olan bir MİLLİ ÇÖZÜM PROĞRAMININ artık uygulanma dönemi kapıya dayanmıştır..
Mübarek olsun

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
9
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...