Üstad Ahmet Akgül’e Göre:
SİYASET; HAYSİYET VE HÜRRİYET ŞUURU TAŞIMAKTIR!
Siyaset; hak ve adaletle toplumu yönetme olgusu, iman ve vicdan sorumluluğudur. Şeytani ve nefsani hesaplı basit ve fasit siyasetten elbette Allah’a sığınırız; ama İslam’ın ve insanlığın huzuru hatırına ve Allah rızasına dayanan siyaset şuuru, bir istikamet ve hizmet onurudur.
“Toplumu 1 saat adaletle yönetmeyi 70 yıl nafile ibadetten hayırlı” sayan bir Dinin mensubuyuz. Sahih hadis-i şeriflerle ve tarihi hakikatlerle sabittir ki “pek çok Peygamber, özellikle Beni İsrail Elçileri siyasetle uğraşmış”, hatta bizzat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin en önemli faziletlerinden birisi de ümmeti ve devleti yönetme mesleğidir ki, bu sünneti ve sistemi (yani siyaseti) Onun elbette Nübüvvet hususu ve hamiyet huzurudur.
“Siyaset bizi ilgilendirmiyor!” veya “Bizler çok daha önemli ve hayati hizmetlerle uğraştığımızdan, siyasetle ilgilenmeye vakit bulamıyoruz!” diyenler;
1- Ya riyakârlık ve sahtekârlıklarını, bu gibi “ihlas” kılıfı altında saklayan insanlardır. Çünkü, Masonların güdümündeki, ABD ve İsrail hizmetindeki partileri, hem de ibadet aşkıyla desteklemekten sakınmayanlardır.
2- Veya, ülkenin geleceğini, halk kesiminin huzur ve güvenliğini, yani milli birlik ve dirliğimizi dert edinmeyen… Kendimizin, ailemizin, yakın çevremizin ve tüm kesimlerin ekonomik ve sosyal sorunlarını hiç düşünmeyen iz’an ve vicdan yoksunlarıdır. Çünkü bütün sorunlarımızın en etkin ve yetkin çözüm ve çaresi, siyasete bağlıdır, devlet ve hükümetle alâkalıdır!..
Örneğin; 1,5 yıl boyunca Gazze katliamlarında 100 bin masum insana soykırım uygulayan, 200 bin Müslümanı sakat bırakan kuduz İsrail’i değil de, HAMAS’ı suçlayan sözde dindar kimselerin bu siyasi sapkınlıkları, aynı zamanda bir münafıklık ve şeytani güçlere uşaklıktır… Bunun gibi; hâlâ bu barbar İsrail’le “Normalleşme anlaşmasını” bile askıya almayan… Ve şimdi, güya Türkiye’nin kontrolündeki Suriye’ye saldırıp duran Siyonist Şeytan İsrail’le, uzlaşmak üzere teknik görüşmeler başlatmaktan utanmayan!.. İsrail’in en yakın dostu ve destekçisi İlham Aliyev’le “gardaş” olan… UCM’nin yakalama talimatına uymayıp katil Netanyahu’yu ülkesine çağırıp ağırlayan Macar Başbakan Orban’la en samimi irtibatlar kuran siyaset kahramanlarının Siyonist canavarlara atıp tutmaları nasıl yorumlanmalıydı?!
Şimdi ey insan! Bir yangın; nasıl ki o yangından kaçılarak söndürülemezse… Nasıl ki, kötülerden korkarak, onurlu ve huzurlu bir hayat sürdürülemezse… Nasıl ki, haksızlıklara susarak, haklı hakkını gözetemez ve ahlâksızlıkları umursamayarak, toplum Hakka ve hayra döndürülemezse… Siyasi şuur ve sorumluluk sahibi olmadan da küfür ve kötülüklerden kurtulmak imkânsızdır… Zalimlerin ve hainlerin güdümünde böyle zelil ve hakir yaşamaktansa, haklı ve hayırlı idealler uğrunda cesur ve gururlu bir ölüm çok daha evladır!.. Unutma; her kaçanın önü, gün gelir mutlaka bir uçuruma dayanır; korkaklık ve kaypaklıkla asla onur ve huzur kazanılmayacaktır!
Adil ve Asil Siyaset Farzdır; Adi ve Aksi Siyaset Marazdır!
Siyaset; iktidar tuvalinde[1], toplum tablosuna en uygun rengi hazırlayabilme sanatıdır.
Siyaset; siyasi alanda, rakiplerini kaba güç kullanmadan, gayrı hukuki ve gayrı ahlâki yollara başvurmadan; yanlış ve yararsız yolda olanları, stratejik metot ve manevralarla uzaktan mat edebilme sanatıdır.
Siyaset; vicdan terazisini eğip bükmeden her an akılla-dili, kalemle-yüreği uyumlu olarak kullanabilme sanatıdır.
Siyaset İlmi, Allah’ın ender kişilere lütfettiği önemli bir armağandır. Siyaset İlmi’ni imanla bütünleştirebilen bir siyasinin; hatta onurla ölüp gövdesi mezarda olsa bile, kutlu programları ve aziz hatırası dünyada kalacak ve insanlığa ışık saçacaktır.
Siyaset: Hem hazırlık ve hizmet sürecinde, hem hükümet döneminde, her halde planlı programlı davranmak, amaçlanan sonuca sabır ve kararlılıkla ulaşmaktır.
Siyaset: Muhalifleri zor kullanmadan, asla haksızlık ve ahlâksızlığa başvurmadan, onları ve sorunları mükemmelce aşmaktır.
Siyaset: Hakka ve halkın hayrına dayalı olarak çizilen doğru çizgi içine, farklı çizgileri de sokmak ve şeytanı şaşırtmaktır.
Siyaset: Her düşünceye tahammül edip, anarşiye bulaşmadıkça, her kesime ve görüşe adilce davranmak ve asilce yaşamaktır.
Siyaset: Bütün beşerî zaaflara gem vurmak, yakın çevresini ve halk kesimlerini de nefsi ve şeytani dürtülerden uzaklaştırmaktır.
Siyaset: Her konuda ve her koşulda bilgece düşünüp tartışmak, bilgece konuşmak ve bilgece yaklaşmaktır.
İşte bütün bunlardan dolayı; siyaset, ehil olmayanların elinde felaket, ehil olanların elinde ise selamet sebebi olmaktadır.
Siyasi hizmet ve mesuliyet sahipleri asla unutmasınlar ki;
Mazlum kanı bulaşmış hiçbir fikir; şu dünyada ebediyen pâyidar olmayacaktır. Siyaset ve strateji erbabı akıllı bir baş; doğru görüş ve önerileri, fikren çökertemeyen bozuk fikirlere, asla şiddetle payanda vurmayacaktır.
Tokların kahkahasını, açların ahından daha çok duyan iktidarlar ise ayakta duramayacaktır. Çünkü, yakında çıkacak İlahi bir fırtına, başta tacı, tahtta başı bırakmayacaktır.
Evet, açların çoğaldığı, emeklilerin çöplerden ekmek topladığı bir ülkede, tok gezen bir lider, açların sesini duyup, hâllerini yeterince anlamayacaktır. O sebepledir ki, açların çok olduğu ülkelerde liderler belki aç olmamalı, ama sürekli tok da dolaşmamalıdır! Aksi halde İlahi bir intikamla savrulacaklardır.
Açlık ve ahlâksızlık, toplumları çürüten ve iktidarları çökerten en tehlikeli sosyal vebadır!
İktisadın ve ahlâkın bozulmasını istemeyen bir lider, ülkede mutfak ve yatak odalarının kapısını örtülü tutmalıdır! Yani israftan ve ahlâki yozlaşmadan sakındırmalıdır!..
İktidarını güçlü ve uzun ömürlü kılmak isteyen bir lider, çevresini kompleksli ve menfaatçi kişilere karşı iyi kapatmalıdır!..
Toplumunu kolaylıkla ve başarıyla yönetmek isteyen bir lider, toplumunun yolunu mutlaka istikamet ve ideale açmalıdır…
Dünyada iyi nam ile anılıp, ebedileşmek isteyen bir lider; icraatında adalete, nefsinde kanaate uymalı, şehvet ve şatafattan kaçınmalıdır!..
Yetersiz ve yeteneksiz bir yönetici olmaktansa, vasıfsız bir yönetilen olmak daha hayırlıdır. Bugün, genel ve yerel yönetimlerdeki vurgun ve soygun çarkı, hain ve zalim siyasetçilerin, milletimizin başına sardıkları en büyük beladır!..
İnsanı Amaç değil, Araç gören sistem ve siyaset barbarlıktır!..
Ekonomik sarsıntıların durdurulabilmesi için artık bir gerçeği bilmek gerekir; insan mı ekonomi içindir, yoksa ekonomi mi insan içindir?
Bir ülkede halkın emeği azınlığın refahı için feda ediliyorsa… Ve yine azgınların ferahı için, halkın ekmeğine bile göz dikiliyorsa; bilin ki orada insanlar ekonomi içindir ve demokratik kölelerdir!..
En kötü ekonomik model, insanı malzeme gören modeldir; Komünist ve Kapitalist ekonomilerde halk, sömürü ekonomisi için birer malzemedir…
İstikrar isteniyorsa, çaba harcanmalı emekçi ve emeğinin değeri için; çünkü insan ekonomi için değil, ekonomi insan içindir!..
Ve tabi; ahlâkın sükût ettiği ve ahlâksızlığın moda haline geldiği bir ülkede, en mükemmel ekonomik model bile, kızgın çölde pazarlanan kürke benzeyecektir.
Şu ayetler üzerinde kafa yormalı, buna göre tedbirler alınmalıdır:
“(Dünyada Siyonist Yahudiler gibi ğadaba uğramış ve emperyalist Hristiyanlar gibi sapıtmış zihniyet ve şahsiyetlere ve bunların işbirlikçilerine ve diğer tüm zalim münkir ve müşriklere uyarak, İslam’ın özünden ve Kur’an’ın izinden uzaklaşarak, doğrudan veya dolaylı biçimde küfre ve kötülüğe bulaşanların, cehennemde) Yüzlerinin (ve tüm bedenlerinin) ateşte çevrildiği gün: ‘Eyvahlar-yazıklar olsun bize! Keşke Allah’a itaat etseydik. Ve Resulüne uyup peşine gitseydik’ diyerek (pişmanlık duyacaklardır).” (Ahzâb: 66)
“Ve diyecekler ki: ‘Ey Rabbimiz! Gerçekten biz ‘Sadat’ımıza (bazı kötü niyetli tarikat ve maneviyat rehberlerimize ve hoca efendilerimize) ve ‘Kübera’mıza (devlet, siyaset ve servet büyüklerimize ve hizmet ağabeylerimize aldanıp haksız ve ahlâksız işlerine) itaat ettik. (Bu iki sınıfın vaazlarına ve va’adlerine inanıp peşlerinden gittik. Onlar ise bizim iyi niyetimizi ve teslimiyetimizi istismar edip, bizleri kâfir ve zalim sistemlere peşkeş çekip aldatmışlardı.) Böylece onlar bizi Hakk yoldan saptırmışlardı.” (Ahzâb: 67)
“Ey Rabbimiz! Şimdi onlara (talebelerini ve tâbilerini hain ve zalim güçlere peşkeş çeken hoca efendilere ve dünyası için davasından dönen siyasetçilere, dünyamızı ve ahiretimizi mahveden bu din ve devlet büyüklerimize, bize vereceğin) azaptan iki katını ver ve onları büyük bir lanetle kahret’ (deyip kurtulmaya çalışacaklardır).” (Ahzâb: 68)
“(Ey kaypak ve kolaycı tipler!) Demek iş başına gelip (iktidar imkânıyla) yönetimi ele alırsanız; hemen yeryüzünde (ülkenizde, bölgenizde ve dünya genelinde) fesat çıkaracak, (zalim ve facir güçlerin arkasına takılacak, inanç esaslarınızla ve Hakk davanızla) tüm yakınlık bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız, öyle mi?! (Bu tavrınız sizin ayarınızı ve ahlâkınızı ortaya koyacaktır.)” (Muhammed: 22)
“İşte bunlar var ya; Allah onları lanetleyip (hidayetlerini karartmış), böylece (kulaklarını) sağırlaştırmış ve basiret (göz)lerini de kör edip (kapatmıştır ki, bu yüzden İslam’a ve Kur’an’a karşı bu denli ilgisiz kalınmaktadır).” (Muhammed: 23)
“(Acaba,) Onlar Kur’an’ı (hükümlerini anlamak ve uygulamak üzere hiç dikkatle okuyup) iyice düşünmüyorlar mıydı? (Niye hâlâ ihtiyaç duymuyor, Kur’an üzerinde ciddiyetle kafa yormuyor ve sırt çeviriyorlardı?) Yoksa birtakım kalplerin üzerine kilitler mi vurulmuş(tu ki, Kur’ani haber ve hakikatlere karşı böylesine ilgisiz ve isteksiz davranılmaktaydı? Veya bu bir hidayet kararması mıydı?)” (Muhammed: 24)
“Yoksa kalplerinde hastalık bulunan (münafık oldukları halde dindar tavrı takınan ve kendilerini makam ve menfaat karşılığı şeytani güç odaklarına kiralayan bu riyakârlar ve sahtekârlar; içlerinde sakladıkları hainliklerini ve) gizli kinlerini, Allah’ın hiç açığa çıkarmayacağını mı sanmışlardı?” (Muhammed: 29)
“Andolsun, Biz içinizden (gerçek) mücahit olanlarla (davasında) sabredip (dik duranları) bilip, (onları kaypaklardan) ayırıncaya (ve sadıkları belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, sizi imtihana tâbi tutacağız ve (İslam davası ve Allah rızası konusunda iddia edip) haber verdiklerinizin (doğruluk derecesini) sınayıp (herkesin ayarını ve amacını ortaya koyacağız).” (Muhammed: 31)
Ülkelerdeki terör ve anarşinin asıl suçlusu ve sorumlusu ise, en başta ehliyetsiz, beceriksiz ve hain siyasetçiler… Ve elbette zalim ve bâtıl sistemler olmaktadır!
Her türlü anarşi ve mafyavari yapılanmalar da işte bu sömürü çarkının ve Siyonist odakların kurguları ve kışkırtmalarıdır!
Anarşi; adaletsiz sistemin ve ahlâksız bünyenin acı veren bir çıbanıdır. Anarşi; bozuk sosyo-ekonomik dengelerin ve toplumsal çöküş ve çözülmenin bir ikaz alarmıdır.
Anarşinin; kesin tedavisi, ne hapishanelerde ranzaları çoğaltmak, ne de idam sehpaları kurmaktır.
Tek çare; açlara ekmek hazırlamak, insanlara değer kazandırmak ve Materyalist felsefelerin toptan ilgasıyla Adil bir Düzen’i kurmaktır!..
Çünkü, anarşi; manevi ve milli değerleri unutturulan, cinsî ve maddi arzularının tatmini peşinde koşturulan toplumların kaçınılmaz sonlarıdır ve Dış Güçler tarafından kışkırtılmaktadır.
Yaralayıcı değil, yararlı yönetim; karıştırıcı değil barıştırıcı siyaset, milli birlik ve dirliğin mayasıdır!..
Çünkü; kan ile açılan yol kan ile kapanır, o yolda kin bâkî kalır. Düşmanlık ve intikam dürtüleri bir müddet bastırılsa da, sonunda mutlaka deşilecek ve isyana kalkışılacaktır.
En akılcı metot iknadır, ikna ile açılan yol açık kalır. Farklı, hatta aykırı kesimlerin uyum ve uygarlık mutabakatı, milleti ve devleti ayağa kaldıracaktır.
Çünkü siyasette zorbalık, halkı itiraz ve isyana kışkırtmaktır. Zorbalara menzil yakın görünürse de aslında giderek uzaklaşır.
Oysa erdem ve efendilik bir delinmez zırhtır, efendi kişi efelenerek değil efendilikle yol alır.
Evet; şiddet amaca ulaşmada ilkel bir vasıtadır. Bu yolu hedefine vesile edinenin istikbâl güneşi tez batar, bahtı tez kararır.
Artık yeni bir nizam, yeni bir mizan kaçınılmazdır; ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde yaşanan sıkıntılar, asırlardır özlenen ve gözlenen kutlu devrim ve değişimin doğum sancılarıdır!..
Yaklaşmakta artık, dünyada galası[2] çok önceleri yapılıp, kötü sahnelenen şu oyunun finali.
Kapanırken bu karanlık ve kanlı çağın perdesi, salonda duyulmayacak, ne bir takdir ne de bir tek alkış sesi!..
Başlarken Hakk’ın beklenen eserinin ve Kur’an’ın kutlu müjdesinin prömiyeri[3], halkların göklere yükselecek Hakk’a şükran sesleri!..
Beğenilsinler ya da beğenilmesinler, oyunlar süresiz olarak sahnelenemezler. Bunun gibi bozuk sistemler ve siyasetçiler de iktidarlarını sürekli yürütemezler! Ya sahneleyenler ya da seyirciler bir zaman sonra oyunu mutlaka değiştirirler. Nasıl ki, yeni aktörler değişik oyunlar isterlerse, siyasi sahneye yeni gelecek liderler de, yeni rejimler isteyebilirler! İstemelidirler!.. Kim yeni ve Adil bir Düzen kurgulamışsa… Her din ve düşünceden, farklı kültür ve kökenden ama herkesin temel insan haklarına ve en doğal ihtiyaçlarına sahip ve saygın yaşayacağı şartları hazırlamışsa, bu sefer talih onlara gülecek ve tarihi onlar değiştirecektir… İnşaallah!..

“Toplumu 1 saat adaletle yönetmeyi 70 yıl nafile ibadetten hayırlı” sayan bir Dinin mensubuyuz. Sahih hadis-i şeriflerle ve tarihi hakikatlerle sabittir ki “pek çok Peygamber, özellikle Beni İsrail Elçileri siyasetle uğraşmış”, hatta bizzat Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin en önemli faziletlerinden birisi de ümmeti ve devleti yönetme mesleğidir ki, bu sünneti ve sistemi (yani siyaseti) Onun elbette Nübüvvet hususu ve hamiyet huzurudur.
Kim yeni ve Adil bir Düzen kurgulamışsa… Her din ve düşünceden, farklı kültür ve kökenden ama herkesin temel insan haklarına ve en doğal ihtiyaçlarına sahip ve saygın yaşayacağı şartları hazırlamışsa, bu sefer talih onlara gülecek ve tarihi onlar değiştirecektir… İnşaallah!..
(Makaleden Alıntı)
Adil Düzen medeniyetinden öncesinde ve medeniyetin devamı, bütün insaflı ve vicdanlı kişilerin hayatlarının her daim merkezinde bulundurması gereken rehber niteliğinde hatırlatmalardır. Bu hatırlatmalara kulak verir ve hayatımıza uygularsak işimiz çok ama çok rahat olur. Diğer türlü ise sonumuz iki dünyada da hüsran olur. Üstadımız heran bizlere hayat dersleri vermeye devam etmekte, bizleri devamlı yukarıya çekmeye çalışmaktadır. Rabbimizden dileğim O’nun emeklerini boşa çıkarmayız ve layık olmak haddimize değil ama nankörlerden olmayalım ve O’nu üzmeyelim bizlere fazlası ile yeterde artar inş.
“Siyaset: Muhalifleri zor kullanmadan, asla haksızlık ve ahlâksızlığa başvurmadan, onları ve sorunları mükemmelce aşmaktır.”
NEDEN ERBAKAN!!!
Gözümü açtığım günden bugüne Milli Görüş, Erbakan Hocamız ve Milli Çözüm hakikatleri ile yol yürüdüm ve Rabbim güç kuvvet verirse aynı yönde yoluma devam edeceğim inşallah.
Peki neden Erbakan;
1-Yanılmadı ve yanıltmadı.
2-Hakkaniyetli ve adaletliydi.
3-Her hali ve yaşantısı ile gerçek bir Mümin ve büyük dava adamıydı.
4-Bütün ilimleri üzerinde barındıran yüksek birikimli ilim ve bilim adamıydı.
5-Tüm ömrü boyunca Cihat yolunda, Maddi ve manevi olarak mücadele etmiş gerçek lider ve Mücahitti.
6-Siyonist Şeytan ve işbirlikçilerinin korkulu rüyasıydı.
7-Mazlumların, ümmetin ve insanlığın kurtuluşu için gece gündüz demeden son nefesine kadar çalışmış, çabalamış ve koşturmuş müstesna bir şahsiyetti.
8-Hazırlayıp devletin gerekli birimlerine teslim ettiği tüm projeleri ve Adil Düzenin hayata geçirilmesi ile Yeniden büyük Türkiye ve Yeni bir Dünyanın mimarı konumundaydı.
9-Vatanını, milletini ve ülkesini seven, Ülkemizin kalkınması, büyümesi ve gelişmesi için başta ağır sanayi hamlesi, havuz sistemi ve Milli savunma sanayi hamlelerini başlatan büyük devlet adamıydı.
10-Yüksek iman, şuur ve öngörüsüyle, yıllar öncesinden başta ülkemiz olmak üzere, Ortadoğu ve tüm dünyadaki yaşanmış ve yaşanmakta olan gelişmelerden haber vererek, Siyonist Şeytan ve işbirlikçi piyonlarına karşı dikkatli olunması hususunda tüm akıl sahiplerini ve insanlığı uyarmıştı.
İşte bu nedenle Erbakan Hocamız bizim için dünde, bugünde ve ömrümüzün sonuna kadar kalbimizde ve gönlümüzde olacak..
Marifet, Erbakan Hocamızın cisminin değil, fikir ve projelerinin takipçisi olmaktı! Siyaset ve stratejisini anlamaktı! Ütopik bir saplantı peşinde koşmak şizofrenliktir.
Kurtuluş şüphesiz Erbakan projelerindedir. Evet, Adil Düzen, harika savunma teknolojileri gibi hazırlıklarını bilen ise tek Bir Kutlu şahsiyet, tek bir adres vardı!
O’nu bilmeden Aziz Erbakan Hocamızı, projelerini ANLAYAMAZSIN! Anlayan başka bir kişi bugüne kadar da çıkmamıştı!..
100 maddelik kurtuluş reçetesi olan Adil Düzen davasının 3 maddesini tam izah edemeyen ve bunu da dert etmeyenlerin peşinden gitmek de yazıktır.
Öyleyse şuurlu müminlerin en büyük vazifesi; Türkiye ve insanlığın kurtuluşu için bu adresi tarif etmekti!
Bunun okulu da Milli Çözümdür ve
Şahsı manevisine de sadakat göstermek ve sorumlulukları kuşanmak ise en büyük şereftir. Erbakan Hocamıza, Adil Düzene, Hak davaya ise en büyük hizmettir.
Görmemezlikten gelmek, düşmanlık etmek, sinsi/açık düşmanlarına karşı Zeki Müren muhalefeti yapmak ise Yahudi’ye/şeytana hizmetkârlıktı!
HA BİR KERE DE SİYONİZMDEN ÖNCE SİZ ANLAYIN MİLLİ ÇÖZÜM’Ü !!??
” Siyaset: Hakka ve halkın hayrına dayalı olarak çizilen doğru çizgi içine, farklı çizgileri de sokmak ve şeytanı şaşırtmaktır.”
(Makaleden bir kesittir)
Günümüzde Milli Çözüm; ortasından azgın bir nehrin geçtiği, her iki yakasında yaşayanların birbirlerine düşman hale getirildiği bir şehirde, en gerekli ama en riskli ve zahmetli olan şey iki tarafı birbirine bağlayan bir köprü olmaktır. Böylece karşılıklı geçişlerle buluşmalarını, tanışıp yakınlaşmalarını ve sonunda kaynaşıp kucaklaşmalarını sağlamak lazımdır. Bir tarafta durup karşıya laf ve taş atmak, hakaretler yağdırıp kışkırtmak kolaydır. Zor olan; köprü kurmak, sırtından geçmelerine, tekmelemelerine, azgın ve taşkın sellere dayanmak, ama gereksiz düşmanlıkları törpüleyip dayanışmaya vesile olmaktır. İşte MİLLİ ÇÖZÜM bu kutlu amaç ve ihtiyaçla yola çıkmıştır ve aralarına uçurumlar açılmış toplum kesimlerinin birbirlerini anlamaları, ortak değerlerde ve asgari müştereklerde buluşup uzlaşmaları için çırpınmaktadır.
VAR MISINIZ ÖNCE İÇİMİZDE SONRA ÇEVREMİZDE BU KÖPRÜNÜN KURULMASI İÇİN MİLLİ ÇÖZÜM’E OMUZ VERMEYE ve ŞEYTANI ŞAŞIRTMAYA!.. YOKSANIZ EĞER LÜTFEN NE OLUR BU KÖPRÜNÜN KURULMASINA ENGEL OLMAYIN VEYA ENGEL OLUCU SÖZ DAVRANIŞ FİİLLERDEN KAÇININ.
Evet Nevzat bey, çok doğru ve isabetli tesbitler. Şimdi daha iyi anlıyoruz ki, Merhum Erbakan Hocamız iyiki varmış. O olmasaydı bugün yaşanmakta olan tüm gelişmeler karşısında yalpalıyor olacaktık. İyiki Onu tanıdık ve tabi olduk. Rabbimize sonsuz şükürler olsun.
TÜM MAZLUMLARIN VE BÜTÜN İNSANLIĞIN SAADETİNİN TEK ÇARESİ “ADİL DÜZEN”E DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR.
Artık yeni bir nizam, yeni bir mizan kaçınılmazdır; ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde yaşanan sıkıntılar, asırlardır özlenen ve gözlenen kutlu devrim ve değişimin doğum sancılarıdır!..
Yaklaşmakta artık, dünyada galası çok önceleri yapılıp, kötü sahnelenen şu oyunun finali.
Kapanırken bu karanlık ve kanlı çağın perdesi, salonda duyulmayacak, ne bir takdir ne de bir tek alkış sesi!..
Başlarken Hakk’ın beklenen eserinin ve Kur’an’ın kutlu müjdesinin prömiyeri, halkların göklere yükselecek Hakk’a şükran sesleri!..
.
Kim yeni ve Adil bir Düzen kurgulamışsa… Her din ve düşünceden, farklı kültür ve kökenden ama herkesin temel insan haklarına ve en doğal ihtiyaçlarına sahip ve saygın yaşayacağı şartları hazırlamışsa, bu sefer talih onlara gülecek ve tarihi onlar değiştirecektir… İnşaallah!..
AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN 1980 YILINDA İFADE ETTİKLERİ GİBİ;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980
HERŞEY ŞEREFLİ BİR ÖLÜM İÇİN !!!
Şimdi ey insan! Bir yangın; nasıl ki o yangından kaçılarak
söndürülemezse… Nasıl ki, kötülerden korkarak, onurlu ve huzurlu bir hayat sürdürülemezse… Nasıl ki, haksızlıklara susarak, haklı hakkını gözetemez ve ahlâksızlıkları umursamayarak, toplum Hakka ve hayra döndürülemezse… Siyasi şuur ve sorumluluk sahibi olmadan da küfür ve kötülüklerden kurtulmak imkânsızdır… Zalimlerin ve hainlerin güdümünde böyle zelil ve hakir yaşamaktansa, haklı ve hayırlı idealler uğrunda cesur ve gururlu bir ölüm çok daha evladır!.. Unutma; her kaçanın önü, gün gelir mutlaka bir uçuruma dayanır; korkaklık ve kaypaklıkla asla onur ve huzur kazanılmayacaktır!
MİLYONLARIN BAŞINDA Kİ “BİR”SİN!
Aziz Erbakan Hocamızdan sonra BİR kişi gerekiyordu, O’nu da yetiştirdi Elhamdülillah…
O BİR kişi de, bütün Erbakan düşmanlarının ve münafıklarının hakkın avuçlarına vermişti, veriyor, verecek!!!
O BİR‘i gör(e)meyenlerin, Erbakan’dan zerre nasipleri yoktu..
O BİR‘e şaşı bakanların ise, Erbakan sevgisi ancak bir istismardı!..
“Siyaset bizi ilgilendirmiyor” demek; “Kur’an’ın yarısı ve insanlığın sorunları bizi alakadar etmiyor” demekle aynı anlama gelir. Kur’an’ın prensipleri, Müslümanların ve insanlığın problemleri, kendilerini ilgilendirmeyen kimselerin: şefkat, merhamet, huzur ve hoş görüyle alakalı sözleri sahtedir. Böyleleri ya İslam’ı tam bilmeyen ve Kur’an’ı incelemeyen gafil ve cahil kesimlerdir. Veya bile bile gerçekleri ve kulluk görevlerini görmezlikten gelen kötü niyetli kimselerdir.”
PROF.DR. NECMETTİN ERBAKAN
Erbakan’dan İntikam Alanlar Ahmet Akgül
1974 de Ecevit in sağ kolu olan, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’i, ABD’ye yalvarmaya gönderir..
İhsan Sabri Çağlayangil diyor ki;
Bakın burası çok önemli..
“ilk kez ERBAKAN sayesinde Bakanlık zevkini tattım.”
Bundan sonrasını,
İhsan Sabri Çağlayangil’den dinleyelim…
Amerika’ya gittim, Başkan Jimmy Carter’dan 10 dakikalık bir randevu için 20 gün bekledim, nihayet randevu alabildim.
Odasından içeri girdiğimde Carter, odasında elleri arkasında, ayakta ve camdan dışarı bakıyordu, selam verdim, dönüp bakmadı bile anlaşılan azarlanacaktım, bana yüzünü bile dönmedi ve ben cesaretimi toplayarak daha önce ezberlediğim kısa metni konuşmaya başladım.
‘Sayın Carter malumunuz uyguladığınız ambargo ekonomik olarak bizleri son derce zor durumda bıraktı, bunun kaldırılmasını istiham ediyoruz, falan filan…
Carter hiç oralı değil, ve ben son derece tedirginim o sırada Carter’ın masasının üzerinde duran 10 kadar telefonun, kırmızı renkli olanı çaldı.
Telefonun kırmızı renkli olması önemli bir hat olduğunu düşündürdü.
Carter telefonu aldı, ahizeyi kulağına götürdü bir kaç saniye sonra yüzünde hayret ve endişe ifadesi belirdi.
Telefonu kapadı ve bana doğru dönerek,
‘Sayın Çağlayangil böyle önemli bir konu ayak üstü konuşulmaz, isterseniz bunu akşam yemeğinde görüşelim’ dedi ve zoraki gülümsedi.
Ben hemen anladım ki;
bizim lehimizde ve bunların aleyhinde bir durum gelişmişti.
Dedim ki;
– ne oldu sayın Carter demin hiç pas vermiyordun, beni adam yerine bile koymuyordun şimdi de akşam yemeğine davet ediyorsun..??
Carter dedi ki;
– sizin geçimsiz ortağınız Prof.Dr.Necmettin Erbakan ve arkadaşları bakanlar kuruluna baskı yaparak, ABD’nin Türkiye’deki tüm üslerine el koydular.
Bir anda kendimi Carter’dan üstün gördüm.
O ezik halimden hiç bir iz kalmamıştı.
Göğsüm kabarmıştı.
RAHMETLİ ERBAKAN BÖYLE BİR DEVLET ADAMIYDI..
ALLÂH (CC) Bizleri ERBAKAN’A sadık dava erlerinden eylesin.
Üsleri kapatma konusuna gelince..!!
Erbakan, 74’te Kıbrıs’a çıkartma yaptığı vakit tüm Cihan durdurmaya çalışmış, hatta NATO bile sert tedbirler almıştı,
lakin yine de durduramadılar hocayı
Durdurabildiklerinde ise,
Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs’ın yarısını almıştı..
bunun üzerine ceza olarak Türkiye’ye silah ambargosu uygulandı, bir tek mermi dahî satmadılar bize..
(Libya Devlet Başkanı) Muammer Kaddafi’nin dışında tabi,
bir tek o adamcağız bize silah desteği sağladı.
Türkiye Avrupa ve ABD ile çetin pazarlıklar etse de, hiçbir sonuca ulaşamadı..
Erbakan da restinize rest diyerek;
İncirlik dahil ülkemizde bulunan 5 ABD üssüne el koyarak kapatmıştır..
Ülkemizin ve dünyanın; Erbakan Hocamız ın yolunda ve O na sadık siyasetcilere ihtiyaç duyulmaktadır.
Şeytani ve nefsani hesaplı basit ve fasit (insanları-toplum kesimlerini birbirine düşüren, yalan iftira gıybetle rakiplerine tuzak kuran, kin öfke hırsla hakkı konuşanlara karşı şantaj ve tehditler yapan…) siyasetten Allah’a sığınırız.
Riyakârlık ve sahtekârlık ise bu gibi melanetleri “dava-İslam” kılıfı altında saklayan insanların tavrıdır. Çünkü şeytanların güdümünde; haksız-zulüm-davayı/lideri hedef alan girişimleri hizmet ibadet aşkıyla desteklemekten sakınmadınız. Haksızlık yapılırken susmak ise dilsiz şeytanlıktı!
Yılar boyu mümini, mücahidi hedef alan, masum insanları soykırım uğratan, 200 bin Müslümanı sakat bırakan kuduz İsrail’i değil de, Hakkı savunan HAMAS’ı suçlayan sözde dindar kimselerin bu siyasi sapkınlıkları, aynı zamanda bir münafıklık ve şeytani güçlere uşaklıktır…
Hâlâ bu barbarlarla “Normalleşme anlaşmasını” bile askıya almayan… katil Netanyahu’yu ülkesine çağırıp ağırlayan Orban’la en samimi irtibatlar kuran siyaset kahramanlarının sözde Siyonist canavarlara atıp tutmaları nasıl yorumlanmalıydı?!
“Yoksa kalplerinde hastalık bulunan (münafık oldukları halde dindar tavrı takınan ve kendilerini makam ve menfaat karşılığı şeytani güç odaklarına kiralayan bu riyakârlar ve sahtekârlar; içlerinde sakladıkları hainliklerini ve) gizli kinlerini, Allah’ın hiç açığa çıkarmayacağını mı sanmışlardı?” (Muhammed: 29)
Üstadımız Ahmet Akgül Hocamıza Göre: Siyaset; Haysiyet ve Hürriyet Şuuru Taşımaktır!
“Siyaset, ehil olmayanların elinde felaket, ehil olanların elinde ise selamet sebebi olmaktadır.”
Siyasi sapkınlık, güçlüden ve peşin ganimetten yana taraf olmaktır!
Siyasi sapkınlık; hak ve adalet ölçüleriyle değil, zalim ve bâtıl düzenlerin kurum ve kurallarıyla ve şeytan fikirli Yahudi ve Hristiyanların hükmü altında yaşamak isteyenlerin derin ve dönüşü olmayan sapkınlıklarıdır.
“Siyaset bizi ilgilendirmiyor!” demek, münafıklığın ve şeytani güçlere uşaklığın dışa vurulmasıdır!
“Siyaset bizi ilgilendirmiyor!” diyenler, ABD ve İsrail hizmetindeki ve Masonların güdümündeki partileri, hem de ibadet aşkıyla desteklemekten sakınmamakta, zalimlerin ve hainlerin güdümünde zelil ve hakir yaşamayı marifet saymaktadırlar.
Siyasi şuur, Haktan ve mazlumdan taraf olmaktır!
Siyaset; hak ve adaletle toplumu yönetme olgusu, iman ve vicdan sorumluluğudur.
Şeytani ve nefsani hesaplı basit ve fasit siyasetten elbette Allah’a sığınırız; ama İslam’ın ve insanlığın huzuru hatırına ve Allah rızasına dayanan siyaset şuuru, bir istikamet ve hizmet onurudur.
Kim yeni ve Adil bir Düzen kurgulamışsa… Her din ve düşünceden, farklı kültür ve kökenden ama herkesin temel insan haklarına ve en doğal ihtiyaçlarına sahip ve saygın yaşayacağı şartları hazırlamışsa…
Bu sefer talih onlara gülecek ve tarihi onlar değiştirecektir…
İnşaallah!..
“Artık yeni bir nizam, yeni bir mizan kaçınılmazdır; ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde yaşanan sıkıntılar, asırlardır özlenen ve gözlenen kutlu devrim ve değişimin doğum sancılarıdır!..”
Adalet, iktisat, ahlak ve siyaset kavramlarını birbirine bağlayarak, toplumsal kurtuluşun ancak bu dört temel üzerinden sağlanabileceğini savunan güçlü bir makale okudum.
Özetle;
Adalet, siyaset kurumunun meşruiyet temelidir; siyaset, ancak ahlaki bir vicdan ve ilahi bir sorumluluk bilinciyle yürütüldüğünde bir hizmet olur.
Ahlak, hem yönetenin hem toplumun pusulasıdır; yozlaşmış ahlak, yozlaşmış siyaseti doğurur.
İktisat, insan için vardır; ekonomi halkın refahı için değil de, bir azınlığın sömürüsü için çalışıyorsa bu bir zulümdür ve kaçınılmaz olarak sosyal çöküşe sebep olur.
Siyaset, bu düzeni ya düzeltir ya da felakete sürükler; bu nedenle adil, ehil ve ahlaki siyaset bir lüks değil, bir farzdır.
Bir devletin bekası ve insanlığın kurtuluşu için gerekli olan bu 4 ana kavramı hayatına düstur edinmiş iki şahıs tanımak nasip oldu.
Birincisi Aziz Erbakan Hocamız ki toplumun her kesimi ve dünyadaki dost düşman herkesçe rüştü ispat olmuştur.
İkincisi Üstad Ahmet Akgül Hocamızdır ki; O’da teorik olarak, ilmi ve fikirleriyle rüştünü çoktan ispat etmiş ve pratikte ise yakın zamanda inşallah Türkiye ve Dünya siyaset tarihine mührünü vuracaktır. Çünkü Üstad, problemlere sunduğu; barışçıl, adil, bütünleştirici ve çözüm odaklı fikirleriyle şu an yaşayan, siyaseti nebeviyi şiar edinmiş ve makale sonundaki şu sözlere muhatap tek liderdir:
“Kim yeni ve Adil bir Düzen kurgulamışsa… Her din ve düşünceden, farklı kültür ve kökenden ama herkesin temel insan haklarına ve en doğal ihtiyaçlarına sahip ve saygın yaşayacağı şartları hazırlamışsa, bu sefer talih onlara gülecek ve tarihi onlar değiştirecektir… İnşaallah!..”
Siyaset, erdemli ve özgür bireylerin işidir. Haysiyetini yitirmiş, esaret altına girmiş siyasetçiler; halka değil, çıkar odaklarına hizmet edecektir.
Erbakan Hocamız’ın “Önce Ahlak ve Maneviyat”diyerek siyasetçilerin temel duruşunun bu ilkeye göre olması gerektiğini söylemesini, şimdi daha iyi anlıyoruz.