Armegedon; Ahir zamanda müminlerle, Yahudiler ve işbirlikçisi emperyalistler arasında çıkacak ve inananların zaferiyle sonuçlanacak bir savaştır. Bu savaş, hem müslüman hem de Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında, detaylıca anlatılmaktadır.
Küresel ve bölgesel bütün gelişmeler, dünyanın Armegedon denen tarihi hesaplaşmaya doğru gittiğini hatırlatmaktadır.
Bu savaşın en önemli tetikleyicisi olarak, Mescid-i Aksa'nın 2006'da yıkılması, 2008'de Süleyman Mabedinin inşaatına başlanıp 2012'de tamamlanması için, yıllardır, "arkeolojik kazı" bahanesiyle, İsrail'in Mescidi Aksa'nın altını oyduğu zaten sürekli konuşulmakta ve yazılmaktadır.
Türkiye'nin bu aşamada "maşa"lık değil "paşa"lık yapması, uydu değil lider konumunda olması için, her şeyden önce başımızdaki hükümet ve zihniyetten kurtulması şarttır.
- "Eğer Süveyş Kanalını işgal etmeyeceksek, Kıbrıs'ın Türkiye için stratejik bir önemi yoktur"…
İsrail'in GAP Bölgemizi satın alma girişimlerine
- "Ne var bunda, adamlar modern tarım yapacak Türkiye'ye de katkı sağlayacak!" diyecek kadar "gaflet, dalalet hatta hıyanet içinde bulunan ve şahsi makam ve menfaatleri için istilacı güçlerle işbirliği yapan" bir iktidarla, bu badireyi atlatmak ve ülkemizi rahatlatmak imkânsızdır.
Evet, bu bir komplo teorisi veya kurgu film değildir.
İsrail, harıl harıl Armegedon'a yani, başta Türkiye ve tüm islam ülkelerine karşı topyekûn bir saldırıya hazırlanmaktadır.
Bazı derin kaynaklar; Bugünlerde İsrail'in Amerika'dan 1000 (Bin) adet F-16 1. serisi savaş uçağı alımı için anlaştığını ve hatta (400) dörtyüz adet ilk postanın teslim alındığını yazmaktadır.
İsrail'in elindeki onca yığınağa rağmen 1000 (bin) savaş uçağını daha, sadece taşlatan Filistinli çocuklara karşı aldığını söylemek ahmaklıktan da öte, alçaklıktır.
Milli Görüşten ayartıp AKP'yi iktidara taşıyan şartların her noktasında İsrail'in ve ABD'deki Yahudi lobilerinin açık desteği bulunan bugünkü başbakan'ın ara sıra; İsrail'e karşı kabadayılanması da yine bir siyonist senaryo icabıdır…
Böylece, hem; "Müslümanlara zulmeden İsrail'e haddini bildiren kahraman" rolüyle, tabanın ve teşkilatın havası alınmakta.
Hem de "Türkiye İsrail'e karşı, Suriye ve İran'la yakınlaşmalıdır" bahanesi ve hilesiyle: Suriye ve İran'ın hazırlıksız yakalanacağı ve stratejik bilgilerinin önceden İsrail'e aktarılacağı bir zemin oluşturulmaktadır.
İsrail hayranı Sömürü sermayesinden beslenen bazı medyanın ve yazar-yorumcu medyumların, birden bire İsrail aleyhine kabadayılanmaları da, bu şeytani planın bir parçasıdır.
Böylesine kritik bir aşama da Yargı, Mit, Hükümet gibi devlet aygıtları arasındaki tartışma ve tezatlaşma da oldukça can sıkıcıdır… Ve Çözülmeye doğru giden sistemin çürüyen bağırsaklarının dışa çıkmasıdır.
Amerika'da bile "devlet kurumlarını siyonist kuşatmadan kurtarma" mücadelesi yaşanırken, başımızdakilerin "AB'ye girmek ve İsrail'e güvenmek" politikası tam bir patavatsızlıktır.
İnsanlığı mahveden uyuşturucu üretim ve ticaretini uzun yıllar CIA ve MOSSAD eliyle ve onların güdümündeki Mafya örgütleriyle yürüten ve milyarlarca dolarlık kara parayı siyonist merkezlere akıtan… El Kaide'den PKK'ya… Kuzey Afrika'dan Kafkaslara bütün terör olaylarını kışkırtan…
Bizdeki Urfi Çetinkaya'dan, Alaattin Çakıcıya… Van'daki Mustafa Bayram'dan, nice asker ve sivil bürokratları da bu kirli işlerde kiralık olarak kullanan "Gizli Yahudi Diktatörlüğü"nün kıskancından kurtulmak için Amerika ve Rusya'da bile, büyük temizlik operasyonları başlatılmışken, bizim başımızdakilerin bu melun siyonist merkezlerden hala medet umması, elbette ki şaşkınlıktır.
27 Ağustos tarihinde Ankara'da, Kara Kuvvetleri Komutanlığımızın devir teslim töreni yapıldı. Komutanlık, Org. Sn. Aytaç Yalman'dan, Org. Sn. Yaşar Büyükanıt'a geçti. Org. Sn. Büyükanıt, iki yıl süre ile bu görevi yapacak ve normal olarak, 2006 Ağustos'unda Genelkurmay Başkanlığı görevini devralacak.
Bu törende, Org. Büyükanıt'ın yaptığı konuşmada belirtilen görüşler, çok önemli olmalarına karşın, medyamız tarafından kamuoyumuza gereğince yansıtılmadı.
"Silahlı Kuvvetler'in gücü, sadece sahip olduğu asker ve silah sistemleri ile değerlendirilemez. Türk Silahlı Kuvvetleri'ni güçlü kılan temel unsurları ben dört grupta topluyorum:
- 1- Bilgi, bilinç ve sarsılmaz bir inançla kavranmış ve benimsenmiş Atatürkçü Düşünce Sistemi,
- 2- Mutlak itaate dayalı geleneksel disiplin anlayışı,
- 3- Silah arkadaşlığı kavramında ifadesini bulan, sarsılmayan ve sarsılmayacak birlik ve beraberliğimiz,
- 4- Tabii, en önemlisi, yüce ulusumuzun bize duyduğu engin güven duygusudur.
Bu hususları vurgulamaya çalışmamın bir önemli sebebi var; Türkiye için farklı modeller arayışı içinde bulunan, içte ve dışta bazı çevreler önlerinde büyük bir engel olduğuna inandıkları Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmayı temel hedef olarak seçmişlerdir… Bu şekilde bir yaklaşım ve davranışın sonucunda ise, ihtiyaç duyulduğunda, beklenen silahlı kuvvetler bulunmayabilir. Diyerek Ordumuzun zayıflatılmak ve etkisiz bırakılmak istendiğine ve böylece Türkiye'nin daha rahat ele geçirilmek üzere şeytani planlar üretildiğine dikkat çeken Org. Sn. Büyükanıt, daha sonra "Güvenlik" kavramı içinde Türkiye'nin durumunu şöyle açıkladı:
"Yaşadığımız günlerde ve güvenlik kavramında; ülkemiz, ya kendisine biçilen rolün basit bir oyuncusu veya bölgesel bir belirleyicisi olacaktır. Türkiye, belirleyici politikalarla bu iki seçenekten birini ya seçecek veya Türkiye'ye seçtirilecektir. Belirtilen bu yol ayrımında belirleyici unsur şüphesiz ülkenin ve onu yönetenlerin tehdit algılamaları olacaktır."
Ancak, bu sosyal olguyu, etnik bölücü bir yapıya dönüştürmek ve bu hareketi siyasallaşma çizgisine çekmek ve bu harekete sempati duymak, Türkiye Cumhuriyeti'nin kendisini inkâr etmesi anlamına gelir. Unutmamalıdır ki, cumhuriyet anayasası, ırkdaşlık anayasası değil, yurttaşlık esasına dayandırılmıştır ve tüm vatandaşlarımız, etnik kökenleri ne olursa olsun, eşit haklara sahip vatandaşlarımızdır.
"Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ayrılmaz bir parçası olan Kara Kuvvetleri'nin, diğer kuvvetlerimizle birlikte; laik, demokratik, sosyal nitelikli Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerine sahip çıkması, bazı kesimlerin amaçlı olarak kendilerine göre yorumladıkları laiklik ilkesinin, Atatürkçü düşünce sisteminin çağdaş ve aydınlık rehberliğinde uygulanması kaçınılmaz bir görev ve sorumluluktur. Bu sorumluluğumuzu, her türlü kişisel çıkarlardan soyutlanmış olarak yerine getireceğimizden kimsenin şüphesi olmaması gerektiğini ifade etmek istiyorum ve hiç kimsenin, bu konudaki kararlılığımızı sınamamasını tavsiye ediyorum."
Bu görüşler, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, önümüzdeki yıllardaki tutum ve davranışlarını açıklamaktadır. Herkesin ve her kesimin bilgisine sunulur.[1]
Eski Özel Kuvvetler Komutanımız Emekli orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu gibi yetkili ve bilinçli bir şahsiyet; 1990'ların başında Boğaziçi Üniversitesindeki bir konferansında:
"Tokyo'dan Londra'ya uzanan uyuşturucu demokrasilerinin (ve mafya diktatörlüklerinin)" kurulduğunu söylemesi ve o yıllarda 1 trilyon doları aşan uyuşturucu pazarını gündeme getirmesi, Türkiye'de Milli, haysiyetçi ve cesaretli bir kadronun da varlığını ve bunların duyarlığını göstermesi bakımından, ferahlandırıcıdır ve elbette bu onurlu ve sorumlu kadrolar:
- Milli çıkarlarımızdan ziyade kirli hesaplarını düşünen medya ekipleri…
- Yabancı odaklarla işbirliği yapıp, birbirine ayak takan ve üste çıkmaya çalışan istihbarat birimleri.
- Kimisi masa Localarının, kimisi Moon Hocalarının hatırı için, ülkesini, ilkelerini ve ülkelerini tepeleyen bürokrat kesimi.
- Bağımsız düşünme yeteneğini, stratejik karar üretme ve yürütme cesaretini yitirmiş devlet ve hükümet yetkileriyle, Armegedon'a hazırlanmanın ve zaferle çıkıp özlenen huzura kavuşmanın mümkün olmadığının farkında ve şuurundadır.
Bir yabancı devlet başkanının ikili görüşme sırasında:
"Marmaray projesini bize vermezseniz, demiryollarını kontrol edemez hale gelirsiniz!?" tehdidine ve ardından yaşanan talihsizliklere boyun eğip Marmaray projesini, Japonlardan alıp, onlara veren, Japonlara da 3. Boğaz köprüsü ihalesini vereceğini söyleyip durumu idare eden bir kahraman başbakanla, nereye kadar gidileceği ve ülkenin hangi badirelere sürükleneceği, ortadadır.
İsrail'e el öpmeye ve özür dilemeye giden ve bu ayıplarını örtmek için Filistin tarafına da geçmek isteyen Tayibin temsilcilerine "Şaron, Arafat'la görüşmenize izin vermiyor ve üzülüyor" denilince, bu ziyaretten vazgeçecek kadar kahraman AKP kurmaylarıyla, Türkiye ayağa ve atağa kalkamayacaktır.
AKP heyeti, Neve Şalon Gazetesini bile hayretle bırakacak şekilde İsrail'e övgüler dizerken ve yağ çekerken, İsrail Savunma Bakanı Arafat için şu açıklamaları yapmıştır.
İsrail Savunma Bakanı Şaul Mofaz, Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat'ı, Filistin topraklarından sürmeye kararlı olduklarını açıkladı.
İsrail ordu radyosunda konuşan Mofaz, ''İsrail devletinin, Yaser Arafat'ın bölgeden sürülmesini sağlamak için doğru yer ve zamanı bulacağını'' vurguladı.
Mofaz, İsrail güvenlik kabinesinin geçen yıl Arafat'ın ''ortadan kaldırılması gerektiği'' yönündeki kararını hatırlatarak, bu kararın ''hâlâ uygun'' olduğunu tekrarladı.
İsrailli yetkililer, kabine kararının, Arafat'ın ''öldürülmesi'', ''sürgün edilmesi'' ya da ''tecrit edilmesi'' gibi anlamlara gelebileceğini söylemekten sakınmadı.[2]
Armagedon!..
Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında armagedon, İslam kaynaklarında ise Melaheme-i_Uzma olarak adlandırılan büyük savaş, ahir zamanda Mehdi ve Hz. Isa önderliğindeki Müslümanlar ile Mesih-i Deccal önderliğindeki Yahudiler arasında yaşanacaktır.
Aslında bugün İsrail tarafından yönetilen Anti-İslami Enternasyonal'in dünya Müslümanlarına karşı giriştiği savaşın Armagedonun bir ön safhası olduğunu düşünebiliriz. İsrailliler, büyük olasılıkla, Mesih geldiğinde Müslümanlarla savaşacaklarını bilmektedirler ve bugün dünyanın dört bir yanındaki anti-İslam güçleri örgütleyip-kışkırtıyor olmalarının bir açıklaması da bu uzun vadeli hesaptır. Başkan Reagan bile İsrail'in Armagedon için silahlandırılması gerektiğine inandığına göre, İsraillilerin kendilerini bu savaşa hazırlamaları ve dolayısıyla şimdiden düşmanı zayıflatmaya uğraşmaları son derece normaldir.
Bu noktada, İsrail'in sürekli genişlettiği nükleer kapasitesi "Armagedona hazırlık" açısından oldukça anlamlı. Bunun yanında bir de İsraillilerin son yıllarda Müslümanların nükleer güce ulaşmalarını engellemek için büyük bir çaba sarf ediyor olmaları da oldukça dikkat çekici. Batı basınında sık sık yer alan "İslami Bomba Tehlikesi" propagandası, bilindiği gibi asıl olarak Yahudi lobisi kaynaklıdır. İsrail Pakistan'ın atom bombası elde etmemesi için çok uğraşmıştı. Bunu başaramayınca da ABD'yi Pakistan'ı "terörist ülke" ilan etmeye ikna için çalışmaya başladı. Son bir kaç yılda İran'ın nükleer silah üretme çabasına da en büyük tepki bilindiği gibi İsrail ve onun Amerikalı uzantılarından gelmektedir. Kısacası Yahudi Devleti, kendi nükleer gücünü sürekli büyütürken, herhangi bir Müslüman ülkenin, özellikle de Müslümanlar tarafından yönetilen bir Müslüman ülkenin kesinlikle nükleer güç elde edememesi için çalışmaktadır. Burada bir Armagedon hazırlığı sezinlemek oldukça mantıklıdır.
Günümüzün siyasi ve sosyolojik göstergelerinin işaret ettiği bu büyük savaş, İslam kaynaklarında da haber verilir. Sahih hadis kaynaklarının çoğunda, ahir zamanda Müslümanlar ile Yahudiler arasında geçecek olan büyük bir savaşa değinilmektedir. Anlatılanlara göre savaş Müslümanlar tarafından kazanılacak, Yahudiler büyük bir bozguna uğrayacak ve savaşa katılan Yahudi'lerin büyük kısmı öldürülecektir.
Tirmizi'de yer alan bir hadis şöyledir: "Yahudiler size karşı savaşacaklar ve siz onların başına musallat edileceksiniz. Hatta taş bile "Ey Müslüman, şu arkamdaki Yahudi'dir, onu öldür!' diyecektir."
En önemli iki hadis kaynağı olan Müslim ve Buhari'nin her ikisinde birden yer alan bir diğer hadiste ise şöyle denir: "Siz Yahudilerle harb etmedikçe kıyamet kopmaz. Hatta taşlar bile arkasındaki Yahudi'yi, ‘Ey Müslüman, şu benim arkamdaki Yahudi'dir, onu öldür!' diye haber verecektir."
Hadisler, Müslümanların savaşı kazanacaklarını ve daha ötesi, karşı tarafı gizlendikleri yerlerden tek tek bulup çıkararak öldüreceğini haber veriyor. (Elbette, bu durum savaşa katılmamış olan sivil Yahudilerin öldürüleceği anlamında değildir. Söz konusu olay, savaşın içinde, dolayısıyla cephedeki ordular arasında geçecek bir olaydır).
Acaba bu büyük ve kanlı savaşın yeri neresi olacak? Hadisler bize bu konuda da açık bir adres gösteriyorlar: Ortadoğu. Savaşın bitimi de bugünkü İsrail topraklarında olacaktır (Yahudiler yenileceğine göre, bu son derece makuldür). Yahudilerin liderliğinin Mesih-i Deccal tarafından yürütüleceğini söylemiştik. Bir hadise göre, Mesih-i Deccal, Hz. İsa tarafından "Lud kapışı yanında" yakalanıp öldürülecektir." "Lud kapısı", Lud Gölü'nün (Ölü Deniz) yakınında ve dolayısıyla bugün İsrail işgali altındaki topraklarda yer alan bir bölgedir.
Mesih Deccal Lud Gölü civarında yakalanıp öldürülecek ve dolayısıyla Yahudi ordusu bozguna uğratılacaksa, biraz daha ilerleyip Kudüs'ü almak Müslümanlar için zor olmayacak demektir. Nitekim hadisler de böyle söylüyorlar. Tirmizi'de yer alan bir diğer hadis şöyledir: "Horasan'dan siyah sancaklar çıkacak, hiçbir kuvvet onları önleyemeyecek ve neticede bayrakları, İliya'da (Kudüs'te) dikilecektir."
Kudüs'ü ele geçirecek olan bu birlikler ise bir başka hadise göre, Mehdi ordusunun birlikleridir: "Yaşı küçük, sakalı hafif ve sarışın bir genç çıkar, Mehdi'nin bayrağını taşır ve karşısına dağlar bile çıksa onları ezerek İliya'ya (Kudüs) kadar ulaşır."
Bu hadislerin toplamından elde ettiğimiz sonuç, Mesih-i Deccal'irı Hz. İsa tarafından öldürülmesinin ardından, Mehdi komutasındaki İslam ordularının Kudüs'e kadar varacağı ve kendileriyle savaşan Yahudileri teker teker bulup öldürecekleridir.
Kudüs'e giren düşman kuvvetler tarafından Yahudilerin birer birer aranıp yakalanması… Bu tablo size bir yerden tanıdık geldi mi?[3]
Korkunç senaryo. Ya gerçek olursa?
Birinci gün: Çarşamba. Şafak vakti Negev çölündeki askeri üslerden kalkan İsrail savaş uçakları İran'ın Buşehr'deki nükleer tesislerini yok eder. İsrail ordusu, operasyonla ilgili hiçbir detay açıklamaz. Ancak İsrail savaş uçaklarının Ürdün, Suudi Arabistan'ın kuzeyi ve Irak üzerinden uçtuğuna inanılır. Gözlemciler, İsrail uçaklarının Irak'taki bir üste yakıt ikmali yaptıklarını söyler.
İran, bir saatlik saldırı sırasında 'birkaç' İsrail uçağının düşürüldüğünü açıklar. Televizyon İsrailli pilotların öfkeli kalabalık tarafından linç edilmesini gösterir. Saldırı Arap ve İslam dünyasını sarsar. Milyonlarca insan İsrail'e karşılık verilmesi için sokaklara dökülür.
İsrail, saldırıyı planlarken Arap ve İslam dünyasının tepkisini hesaplamıştır. İsrail için tek bir tehdit vardır: Nükleer güç Pakistan. Bu nedenle, Pakistan'ın nükleer tesislerini de vurmayı tasarlar. Fakat Hindistan istihbaratı, Pakistan'ın uzun menzilli savaş başlıklarının olmadığı konusunda İsrail'i bilgilendirir. Pakistan'ın vurabileceği en uzak hedef Bombay'dır. ABD istihbaratı da, Perviz Müşerref iktidarda kaldığı sürece Pakistan'ın İsrail için tehdit olmayacağı güvencesini verir. Bunun üzerine İsrail Pakistan'ı vurmaktan vazgeçer.
İkinci gün: Perşembe.
İsrail'in ABD desteği olmadan, en azından ABD'nin zımni onayı olmadan böyle bir saldırı yapamayacağına inanan İran misillemeye geçer. Binlerce devrim muhafızı, ABD askerlerine mümkün olan en fazla zayiatı verme amacıyla Irak topraklarına girer. ABD askerleriyle devrim muhafızları arasında şiddetli çatışmalar patlak verir. Birkaç saat içinde 400'den fazla Amerikan askeri ölür, yüzlercesi yaralanır. Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra Irak'a yerleşen İran hücreleri Iraklı Şiiler'i harekete geçirir. Şiiler başlıca karayollarını keser, işgal güçlerini saldırı altındaki birliklere yardımını engeller. Birkaç helikopter düşürülür.
Tahran, İsrail'in kuzeyine saldırması için Lübnan'daki Hizbullah'ı harekete geçirir. Hizbullah, İsrail kasabalarına ve Yahudi yerleşim birimlerine füze ve roket yağdırır. İki taraf da ağır kayıplar verir. Ortadoğu'da tansiyon kaynama noktasına gelir. Washington'da ise kabine olağanüstü toplanır. İslam dünyasında kitle gösterileri patlak verir. Dev kalabalıklar sokakları kaplar. Kahire, Amman ve Ankara'da İsrail büyükelçilikleri tahrip edilir. Bir çok başkentte ABD büyükelçilikleri ateşe verilir. Polis kalabalıkları kontrol altına alamaz ve ordu göreve çağrılır. Askerler kalabalıklara ateş açar, yüzlerce insan ölür, nefret tırmanır.
Üçüncü gün: Cuma:
İslam dünyasının her tarafında Cuma namazı sonrası kalabalıklar harekete geçirilir. Kazablanka'dan Karaçi'ye kadar sokakları kaplayan kalabalıklar o ana kadarki en büyük gösterileri yapar. Devlet binaları yağmalanır. Çatışmalar büyük zayiatla sona erer. Sıkıyönetim ilan edeilir ve sokağa çıkma yasağı uygulanır. Ancak bu önlem de kargaşa ve ayaklanmayı engelleyemez. İslamcı gruplar, iktidarların devrilmesi ve İsrail'e saldırı için çağrılar yapar.
Suudi Arabistan'ın birçok kentinde İslamcı gruplarla güvenlik güçleri arasında yaygın çatışmalar başlar. Suudi kraliyet ailesi ortadan kaybolur. Endonezya'da, Malezya'da, Mısır'da ve daha birçok ülkede, İsrail'e savaş açılmasını isteyen halk çılgına döner.
Dördüncü gün: Cumartesi.
Pakistan ordusunun İslami çevrelerle yakın işbirliği içindeki üst düzey yetkilileri uzun süredir planladıkları Müşerref'i devirme planını hareket geçirir. Darbe en üst düzey gizlilik içinde yürütülür.
Darbeci askerlerle işbirliği içinde olan Pakistan istihbarat servisi ISI, ülkenin nükleer tesislerinin ve kodlarının denetimini ele geçirir. Birkaç saat içinde, daha darbe haberi dışarı yansımadan, artık İslamcı güçler tarafından yönetilen Pakistan'da nükleer silah yüklenen iki uçak, gizli bir hava üssünden kalkar. Hedefleri Tel Aviv ve Ashdod'dur. Dolambaçlı bir yol izleyerek Doğu Afrika'da yakıt ikmali yapar. Kendilerini Güney Afrika uçakları olarak tanıtır. Kuyruk işaretleri de Güney Afrikalı olduklarına işaret etmektedir.
Yanıltıcı uçuş planlarıyla yüklü iki uçak intihar pilotları tarafından uçurulmaktadır. İsrail hava trafik kontrolünün kendilerine verdiği hattı izlerken aniden yön değiştirirler. İki kente dalıp nükleer yüklerini boşaltırlar.
İsrail Pakistan'a misilleme yapar. Milyonlarca insanı öldürür. Arap yönetimleri çöker. Günlerce süren gösterilere ve İsrail'e açık savaş açan İslami çevrelerin baskısına direnemeyen Suriye, Ürdün ve Mısır İsrail'e savaş açar. Savaş bütün Ortadoğu'yu kaplar. Yüz binlerce insan ölür. Zayıflayan İsrail ayakta kalma mücadelesi vermektedir ve nükleer silahlarla Arap başkentlerini vurur. Ortadoğu tam bir kaosa sürüklenir. ABD ateşkes için çabalamaktadır…"
Buraya kadar yazılanlar, UPI adına çalışan Claude Salhani'nin "The American Conservative" dergisinin son sayısında yayınlanan, "Four Day War" başlıklı yazısından bir bölüm.
Suriye askerlerinin Lübnan'dan çıkarılmasına yönelik İsrail planı için Güvenlik Konseyi'nden karar çıkartıldığı, hegemonya kavgasının Kafkaslar'ı karıştırdığı, Kuzey Irak'ın bölgesel kriz merkezi haline geldiği, Irak merkezli bunalıma karşı bölgede ülkelerinin farklı arayışlar içine girdiği, Ariel Şaron'un İran'ın nükleer tesislerini vurma amaçlı projelerinin açıkça tartışıldığı bir dönemde, İsrail'in İran'a saldırısının neye mal olacağına dair ürpertici bir senaryo… Böyle bir senaryo için bölgede şartlar neredeyse elverişli hale getirildi.
Pentagon'daki "İsrailli casus" soruşturması bu açıdan çok önemli. ABD'nin İran'ın istihbarat kodlarını çözmeye yönelik çalışmaları, Yahudi lobi kuruluşları kanalıyla İsrail'e rapor ediliyor. Casusların İsrail'le arası çok iyi olan Ahmed Çelebi'ye de bilgi aktardığı iddia ediliyor. ABD ise, Çelebi'yi bu raporları İran'a aktarmakla suçluyor. Bütün iddialar İran'ın nükleer çalışmasına odaklanıyor.
Böyle bir çılgınlık bütün bölgeyi ateşe atacaktır. Şaron ise bu çılgınlığı yapacak tek kişi. Ürkütücü değil mi?[4]
İşte Irak'taki vahşet ve dehşet saldırıları bu amaçla yapılmaktadır.
Ebu Garip hapishanelerinde, Bağdat caddelerinde, Necef camilerinde Haçlı histerileri yaşanmaktadır.
Felluce'deki facialara Çin ve Rusya bile isyan ederken AKP hükümeti sessiz ve tepkisiz kalmaktadır.
Yıllardır karargâh denen eski bir hapishanede mahkûm tutulan ve sonunda Siyonistlerce zehirlenip komaya sokulan İslam Mücahid'i Yaser Arafat'a, Tayyip Erdoğan bir geçmiş olsun mesajı yollamaktan bile aciz bulunmaktadır. Ama istismar için cenazesine koşmaktadır.
Bu bir Haçlı Savaşıdır ve Armegedon başlangıcıdır.
ABD askerleri moral eğlencesi adı altında Romalı Haçlı askerleri kılığına girerek; düşmanlarını (Müslümanları) öldürme provası yaparken ABD uçakları çoluk çocuk demeden Felluce'yi bombalamaktadır. Felluce'yi çembere alan ABD Deniz Piyadeleri'nin komutanı Korgeneral John Sattler ,"Vietnam'dan sonraki en büyük sınavlarını vereceklerini bu yüzden askerlerin tedirgin olduğunu" vurgulamaktadır. Amerikan savaş uçakları günlerdir 100 bin kişinin yaşadığı Felluce'ye bomba yağdırmaktadır. Askerleri korktuğu için karadan değil sadece havadan saldıran ABD güçlerinin, 250 kilogramlık, sığınak delen bombalar kullandığı saldırıların kurbanı yine Iraklı siviller olmaktadır ve maalesef AKP iktidarının desteğiyle bu zulümler artarak devam ediyor.
ABD'nin Irak'a müdahale için Yunanistan'dan da havaalanı ve liman üssü talebinde bulundu… "Ama Yunanistan bunu kabul etmedi. Biz bütün İslam aleminin hiç bitmeyen ebedi bir düşmanlığıyla karşı karşıya gelemeyiz." dedi. Ancak ABD'ye üstleri Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül açtılar.
Fakat sonlarını sezmiş olacaklar ki, Amerikan halkı kaçacak yer arıyor…
Ruters Haber Ajansı'nın geçtiği habere göre, Bush'un 4 yıl daha başkanlık yapmasına dayanamayacak olan on binlerce Amerikalı göç etmeye hazırlanıyor…
Öyle ki Kanada Göçmenlik Bürosu'nun İnternet sitesi ABD seçim sonuçları açıklandıktan sonra adeta kilitlenmiş… Normalde günde 20 bin kişinin tıkladığı İnternet sitesine günde 115 bin kişi girer olmuş…
Yeni Zelanda'nın İnternet sitesi de en çok tıklanan ülkelerin başında geliyormuş… Normalde 2 bin 500 kişinin girdiği siteye seçimlerden sonra 10 binden fazla kişi giriyormuş…
Demek ki, Bush yönetiminin saldırgan politikasına, Amerikan halkı bile artık katlanamıyor… İşin en ilginç tarafı ise; Amerika'dan kaçmak isteyenlerin çoğunluğunu Yahudiler teşkil ediyor!..
CIA'nın Ortadoğu'da kullandığı bir numaralı uzmanı… Türkiye'deki askeri darbelerin gizli komutanı Siyonist Yahudi Graham Fuller bile, geçtiğimiz günlerde Vatan Gazetesi'ne verdiği röportajda, Bush yönetimini yerden yere vuruyor. "Bush uluslar arası nizama (Siyonist sömürü saltanatına) büyük zarar verdi" diyen Fuller, "Amerikan çıkarları ve bizim güvenliğimiz uğruna tüm dünyaya bedel ödettiriliyor" ifadelerini kullanıyor…
Yehezkel Landua adındaki Havard'da eğitim görmüş insaflı bir Yahudi ise ABD'yi terk edip İsrail'e dönmüş… Onun da Zaman Gazetesi'ne yaptığı açıklamalar, İsrail'in gerçek yüzünü ortaya koyuyor…
Landua, Yahudilerin kendilerini "seçilmiş" olarak gördüklerini belirterek bu inanışın çarpıklığına dikkat çekiyor… Şaron'un politikalarını bir bakıma "putperestlik" olarak değerlendiren Landua, "benim kabilem, benim milletim, benim haklarım seninkilerden üstün ve değerlidir. Komşum olsan da bu böyledir", anlayışı yanlıştır. Filistinlilerin vatanlarını ellerinden almak, onlara eziyet etmek ve bunların hepsini de, benim güvenliğim ve hakkım gibi sebepler öne sürerek yapmak kabul edilemez" diyor…
Camiler şehri Felluce şimdi cani conilerin saldırısıyla yerle bir ediliyor. Camiler, hastaneler, okullar bombalanıp yıkılıyor… 300 bin kişilik Sünni müminler kalesi Felluce, artık bir hayalet kenti andırıyor!.. Siyonist ve emperyalist kuduzlar son sistem silahlarla saldırıyor ve maalesef bütün dünya sadece seyrediyor… AKP iktidarı ise maalesef, Amerikalı katillerin her türlü ihtiyacını, hala Tır'lar la Türkiye'den gönderiyor…
ABD emrindeki Haçlı vampirleri ve AKP gibi şaşkın işbirlikçileri taşeron olarak kullanan Siyonist İsrail, Afganistan ve Irak'tan sonra, şimdi İran, Suriye ve Suudi Arabistan'a saldırmaya ve en sonunda Türkiye ile savaşmaya hazırlanıyor.
Böylece şeytanın şartlandırdığı Arz-ı Mev'ud hayaline erişmek ve İsrail'in dünya hâkimiyetini gerçekleştirmek istiyor.
Azınlıklar bahanesiyle Türkiye parçalanmaya çalışılıyor. Hâlbuki: Yunanistan üyeliğe kabul edileceği zaman Batı Trakya'daki Müslüman nüfusla ilgili en küçük bir talepleri olmamıştı. İspanya ile müzakereler yapılırken bir zamanlar tamamı Müslüman olan bu ülkenin dini azınlıkları asla söz konusu yapılmamıştı.
Şimdi Türkiye bütün bu ülkeler arasında istisna bir konumda değerlendirilmekte; önüne hem azınlıklar dosyası, hem terör dosyası uzatılmaktadır.
Türkiye'nin 15-20 yıl süreyle başına sarılan terör belasından ekonomik kalkınmayla kurtulmak için varını yoğunu akıttığı GAP bölgesi AB'nin özel ilgi alanını oluşturmaktadır.
Türkiye'den açıkça istenen şudur:
"Biz sana 10-15 yıllık bir müzakere süreci öngörüyoruz. Eğer içimize girmek istiyorsan şu, şu şartların yanı sıra Güneydoğu meselesini de halletmen gerekir." Yine bu meselenin nasıl halledileceğini de kendisi belirlemektedir : "Eğer bu meseleyi çözmek istiyorsan, Fırat Havzasının yönetimini uluslar arası bir komisyona devredeceksin." Yani Güneydoğu'ya özerk bir statü tanıyacaksın."
AB bununla da kalmıyor, bu statünün neden gerekli görüldüğünü de çok açık ve anlaşılır bir küstahlıkla açıklıyor: "Bölgenin kaynaklarından (başta su olmak üzere) İsrail ve komşuları da istifade edecek." diyor… Dikkat edin, "komşularıyla birlikte İsrail"değil, İsrail'le birlikte diğerleri… Oysa İsrail, Türkiye'nin ne sınırdaşı, ne komşusu…
Bu şartın hiçbir mana ifade etmeyeceğini iddia eden ahmaklara geçmişi hatırlatmak isteriz…
1947 yılında yani Siyonistler henüz Filistin topraklarının tamamını işgal etmeden bir yıl önce, daha ikinci dünya savaşının ortaya yaydığı barut kokuları sürerken, BM'nin aldığı bir kararı hatırlayın… 1947 yılında İngilizlerin işgalindeki Osmanlı toprağının "uluslar arası yönetime devredilmesi" şeklinde bir karar alınmıştı. Bu karar aynı zamanda koca iki cihan harbinin neden yapıldığını da gözler önüne koymaktaydı. Nitekim bunu müteakiben 1948'de İngilizlerin çekileceği tarih olan 15 Mayıs'tan bir gün önce Siyonist İsrail Devleti'ni ilan ettiler. Sözde BM kararına aykırı olan bu kararın anında reddedilmesi gerekirken, tam tersine BM'de yapılan oylamayla Filistin Toprakları işgalci Siyonistlere aktarılmıştı.
Bugün AKP'lilerin gözü kapalı "olur" dedikleri ilerleme raporu bu sözünü ettiğimiz tarihi olaydan çok daha vahim bir sonuç öngörmektedir. Bunu anlamamak, görmemek için cahil olmak bile yetmez. Bakın BM, 1947 yılında aldığı kararda İsrail'i bir neden olarak bile zikretmeksizin, AB'nin bugün Fırat havzasıyla ilgili kararında açıkça ve öncelikli olarak İsrail'in menfaati kayıt ve garanti altına alınmaktadır. O zaman kurulacak olan "Küçük İsrail" olduğu için önceden adını zikretmeye bile gerek görmediler. Ama bugün kurmak üzere oldukları "Büyük İsrail" olduğu için adını zikretmekten artık çekinmiyorlar…
AB'nin Türkiye'ye dayattığı Güneydoğu, Doğu ve Ege gibi konulardan anlaşılıyor ki emperyalistler Birinci Cihan Harbi'nin sonunda uygulayamadıkları Sevr'i; şimdi yeniden, hem de sözde barış yoluyla uygulatmak istiyorlar.
Şimdilik bize düşen en acil ve en asil görev, artık kapımıza dayanan İsrail tehdidinden ve Siyonistlerin işbirlikçisi AKP hükümetinden kurtuluş yollarını aramaktadır.
10-Kasım-2002 tarihinde Bilkent Otel'de AKP galibiyetini kutlarken genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan, seçilen bütün milletvekillerine öğütler, nasihatler veriyordu… Cilalı kelimeler, yaldızlı cümleler çoğu ilk kez mazbata alan genç vekillerin kulaklarında çınlıyordu… peki, ne mi diyordu bugünün başbakanı iki yıl önce… Hatırlayalım:
"Millete söylediklerimizi, milletin bize söylediklerini, milletle sözleştiklerimizi unutmayacağız. Unutamayız!.. Şimdi verdiğimiz sözleri mermere kazıyıp kalıcı kılma zamanıdır. Evet, sözlerimizi icraatlarımızla mermere yazacağız…"
"… Her birinizden tek tek rica ediyorum. Bu toplumun halini hiç unutmayınız. Asgari ücretle geçinmek zorunda olanları, hastane kapılarında bekleyenleri, gecekondularda oturanları, şehre uzanamayanları unutmayınız…"
Toplumun vicdanını yaralayacak (başörtüsü ve Kur'an kursu zulümleri gibi) uygulamaların arkasında durmamalıyız… Evet, İnsanlar işlerini, aşlarını ve özgürlüklerini kaybettiler. Biz şimdi onları işlerine, aşlarına ve özgürlüklerine kavuşturacağız…"
Şeklinde hava atan, ama millete verdikleri sözlerin tamamını unutan bu iktidarla ve tüm AB'ci ve ABD'ci suç ortaklarıyla; milli ve haysiyetli bir hareket, imkânsızdır. Ve Türkiye'nin beklemekle kaybedecek vakti kalmamıştır…
[1] Akşam / 08 Eylül 2004 / K. Yavuz.
[2] Milli Gazete / 07 Eylül 2004 /
[3] Yeni Masonik Düzen / Harun Yahya /Sh:871-872
[4] Yeni Şafak / 07 Eylül 2004 / İ. Karagül

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…
ÜLKEMİZİN HER VATANDAŞINI (hain olmadıkça) SEVERİZ ANCAK "TOPRAK KAYIYOR TOPRAK" GERÇEĞİNDEN HAREKETLE VATANIMIZI DAHA ÇOK…
Nadir element rezevlerinin özellikle Bor madenlerinin tamamına yakınını, IMF üzerinden Yahudi iradesindeki sermayeye devretmek.. Sadece…
Makam mevki aşıklarının, para sevdalılarının odağı olmuş Cumhur ittifakı artık milletimiz için tam manasıyla bir…
Milli Çözüm, tarihi bir çağrı yapıyordu: “Sn. Bahçeli’nin Tarihi Sorumluluğu; Cumhur İttifakı’ndan ayrılmasıdır!” İngiliz haber…
İran'ın ABD ve İsrail tarafından vurulmasında,cılız tepki hatta hiç denecek kadarken Müslüman ülkelerdeki vurulan ABD…