Pragmatizm: Bir düşünce ve davranışın, bireylere veya birimlere yarar ve çıkar sağladığı… Dünyevi heves ve hedeflere ulaştırdığı ölçüde “doğru ve değerli” sayıldığı; bencil ve beleşçi bir felsefedir.
Her türlü girişim ve gelişmenin peşin ve pratik getirisini, hayatın ve hakikatin ölçüsü kabul eden… Manevi ve ahlaki değerleri ve ahiret düşüncesini “ahmakların avuntusu” gören bir öğretidir.
Pragmatistlere göre: Her şey, dünyalık amaçlarımıza araç olduğu kadar gerekli ve değerlidir. Kendilerine yarar sağlayan ve keyiflerine yardımcı olan doğru kabul edilir. “Akla ve vicdana göre doğru olan, faydalıdır” yaklaşımı reddedilir.
Bu maddeci ve materyalist düşüncenin sistemleşmesi, Batıda ve özellikle Amerika’da, “fert ahlakı ve devlet politikası” haline getirilmesi Charles S. Pierce, William James ve John Dewey gibi Siyonistlerin sayesindedir.
John Dewey Türk eğitim sisteminin Milli ve Manevi temellerden koparılıp, materyalist bir çizgiye taşınmasında da önemli etkisi olan birisidir ve bu amaçla Türkiye’ye de gelmiştir.
Pragmatizm: Kendilerini üstün ve seçkin ırk, başka insanları ise, köle ve hizmetçi olarak gören Siyonist Yahudi inancının yeni bir ifadesidir. Bu şeytani inanç ve idealleri için her şey mübah görülmektedir.
Ülkeleri işgal etmek, isyan ve ihtilalleri körüklemek, anarşi ve terörü desteklemek, savaş ve saldırılar düzenlemek, faiz ve borç kıskacında ezip sömürmek, fuhşu ve uyuşturucuyu yaygın hale getirmek, dostlarına ihanet etmek ve anlaşmaları çiğnemek, pragmatizmin kutsal prensipleridir ve Amerika’nın egemenlik felsefesidir.
Ele geçirdikleri eğitim sistemleri ve medya tekelleriyle, bütün insanları manevi ve ahlaki doğrulardan, Milli ve insani duyarlılıklardan koparıp, egoist ve pragmatist hale getiren küresel çete (Siyonist çevreler) böylece; yüksek bürokratlardan ülke yöneticilerine… Siyasi liderlerden din rehberlerine… Sivil toplum önderlerinden, profesörlere, herkesi ve her kesimi kendi şeytani amaçları doğrultusunda kiralayıp kullanma imkanını elde etmiştir.
Makam ve menfaat için… Şöhret ve etiket için… Servet ve Şehvet için; Ülkesini ve Milletini satan insanlar türetilmiştir.
Ülkenin bütün gelirini ve Milletin alın terini IMF hortumuyla Amerika’daki Siyonist merkezlere aktaran… Ve AB talimatlarıyla geleceğimizi ve güvenliğimizi karartan Başbakanları… Meclisin açılış konuşmasında: Amerikanın Irak’ı işgal vahşetini ve işlediği cinayet ve rezaletleri “Yönetimin diktatörden alınıp, doğrudan halka devreden demokratik bir gelişme” olarak anlatan cumhurbaşkanlarını kolaylıkla bulabilmektedir.
Amerikan halkının geçmişi ve kişilik özellikleri de, pragmatist felsefeye oldukça uygun düşmektedir. Çünkü zaten Amerikalılar; yerli halkını katledip kıtanın zenginlik kaynaklarını yağmalamak üzere oraya koşuşan Avrupalı çapulcuların neslidir… Tarihsiz ve töresiz kalabalık bir eşkıya çetesidir. Evet, Amerikan kimliği: Bir soyguna karışan kişilerin ortak dayanışması ve vurgundan pay alması kültürünün genişletilmiş şeklidir.
Bugün Amerika’nın devlet çarkından, polislerin halka ve özellikle zencilere ve Asya kökenlilere davranışlarına… Fiili sokak yaşamlarından film konularına kadar, her yerde bu pragmatist şiddet yöntemi ve kovboyluk zihniyeti kendisini göstermektedir. Siyonist güdümlü ABD dış politikası ve Bush’un “Dünya ülkeleri ya uşağımızdır, ya düşmanımızdır” parolası da bu pragmatist düşüncenin bir gereği ve neticesidir.
Bu yüzden: Karısını satmak, kızına sarkıntılıkta bulunmak… Komşusuna kazık atmak… Çocuklara ve tutuklulara işkence yapmak… Kiralık gangsterlik, paralı askerlik yapmak bunların yaygın özellikleridir. Bunların kilise papazından mahalle pazarlamacısına, ordu subaylarından pavyon karılarına hepsi bu pragmatist düşüncenin esiridir. İşte Filistin, Irak, Afganistan, Sudan… Bunların eseridir. Medenilik, münevverlik sadece birer maskedir ve göstermeliktir. Ve tabi Yahudi lobileri, böyle bir toplumu daha rahat yönetmekte ve yönlendirmektedir. Ebu Garip işkenceleri, Guentemala hapishaneleri Amerika’nın ruh röntgenidir. İşte bu yüzden Amerika fırsatlar ülkesi, fırsatçılar cennetidir… Bu düzende büyük balığın küçük balığı yutması, gözü açıkların alıkları aldatması, güçlü olanın garibanın malına, canına ve namusuna sataşması gayet normaldir. “Gücü yeten yetene!” pragmatizmin prensibidir. Bunun gereği: Güçlü olana tapınma, zayıf olanı tepelemedir.
Siyonizmin sersemleştirdiği Amerikan halkı nazarında; katiller, gangsterler, işkenceciler “ulusal kahramanlar” yerindedir…
Pragmatizm; kapitalist ve emperyalist sistemin dinidir. Ekonomik, politik, psikolojik ve ideolojik yönden insanları sömüren Siyonist sermaye tekelinin temelidir. Kendi güdümlerindeki “devlet otoritesi ve kanun hakimiyeti” dirlik ve düzenin vazgeçilmezidir. Bu otoritenin sağlanması için şiddet kullanmak yararlı ve kaçınılmaz görülmektedir. Emperyalizme karşıt fikirleri ve bağımsız faaliyetleri susturmak ve sindirmek için, savaş ve saldırı caizdir… Ve barışın gereğidir!…
İşte bu nedenle, Amerika, İsrail’in Filistin halkına yönelik saldırı ve katliamlarını “barış süreci” olarak değerlendirmektedir.
Türkiye’de; AB direktifleriyle ve AKP hükümeti eliyle hala yürütülen “Başörtülülere ve İmam-Hatiplilere zulüm ve hakaret uygulamaları… Ama Alevilere ve Kürtlere azınlık statüsü, özerklik ve daha geniş hürriyet dayatmaları da pragmatist batının çifte standart örnekleridir.
ABD’nin sömürü sistemine ve siyonizmin dünya hâkimiyetine boyun eğen kimselerin “artık neye inandıkları ve nasıl yaşadıkları” önemli değildir. Çünkü bunlar “ehlileştirilmiş” kabul edilir. Hazır dünya düzeninin bir parçası olduktan sonra, zahirde hangi dine veya mezhebe bağlı bulunduğu, solcu mu, sağcı mı olduğu, artık aksesuar cinsindendir. Aslolan ABD’nin üstünlüğüne ve Batı medeniyetine ve siyonizmin hakimiyetine iman etmektir.
Pragmatizm ve kapitalizm; bir avuç güçlü canavarla, onların artığıyla geçinen bir sürü tilki-çakal sistemidir.
AKP’yi kurma aşamasında Yahudi lobilerinden icazet almak üzere Amerika’ya giden Abdullah Gül: “Sen eski Milli Görüşçü değilmisin… Ne oldu da böyle değiştin?” diye soranlara şu fıkrayı nakletmişti:
Bir aslan, bir kurt ve bir tilki arkadaş olup ormana çıkmışlar… Bir geyik, bir dağ keçisi ve bir keklik avlamışlar. Aslan kurda “Haydi bunları bölüştür de yiyelim” demiş Kurt ise: “Sultanım, zaten Allah bölecek şekilde adaletli yaratmış… Geyik senin, keçi benim, keklik tilkinin…” cevabını vermiş… Buna sinirlenen ve avların hepsine göz diken aslan bir pençe darbesiyle kurdu yere sermiş… Bu sefer “sen bunları böl bakalım” diye tilkiye seslenmiş. Tilki: “Efendimiz, geyik sabah kahvaltınız, keçi öğlen sofranız keklik ise akşam tadımlığınızdır” deyince bundan çok hoşlanan aslan: “aferin, sen bu dersi kimden öğrendin” diye sorunca tilki: “şu yerde kıvranıp yatan kurttan” demiş… Ve tabi aslanın artıklarından da nasiplenmiş…
Evet, pragmatist bir yaklaşımla, Abdullah Gül, ABD’yi ve Yahudi lobilerini aslan, Refah-yolu kurt, AKP’yi ise tilki yerine koyuvermiş ve ABD’nin artığına ve hükümranlığına razı oldukları için iktidara taşınacaklarını itiraf etmişti…
Bediüzzamanın tespitiyle ” Başkaları çalışıp kazansın, ben rahatlık içinde yiyip keyif süreyim. Başkaları ezilsin ben yükseleyim” gibi bayağı ve barbar bir zihniyete sahip bulunan ve pragmatizm’in prensleri sayılan Siyonist Yahudilerin güdümündeki çok uluslu şirketler, kendi aralarında birleşerek dev karteller oluşturmuş ve dünya ekonomisine ve ticaretine de hâkim hale gelmiştir. 1997 yılında 24 bin şirket birleşmiş ve 1,5 trilyon dolarlık sermaye hacmine erişilmiştir. 1998 de, dünyanın en büyük petrol şirketlerinden Mobil ve Exxon, İngiltere’nin savunma sanayi şirketlerinden British Aerospace ile Marconi, dünyanın otomotiv devlerinden Fort ile Volvo ve yine Renault ile Nisan birleşmiştir. Bugün hemen hemen her temel malın üretim ve pazarlamasında 10 büyük firmanın payı %90 a erişmektedir.[1]
General motors, shell, pfizer, Exxon, Philip Morris, IBM gibi uluslar arası Siyonist sermaye tekelleri, artık neleri giyeceklerinden neleri yiyip içeceklerine… Televizyonda hangi diziyi izleyeceklerinden tatillerini nerede geçireceklerine… Hangi arabaya bineceklerinden hangi partiyi destekleyeceklerine kadar, bütün insanların hayatlarını kontrol etmekte ve yönlendirmektedir.
Ülkelerin bütün hammaddeleri, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ve tüm ürettikleri ve emekleri yok pahasına sömürülerek, küreselleşme perdesi altında korkunç bir köleleştirme politikası acımasızca sürdürülmektedir.
Bütün dünya bir avuç Yahudi patronun eline ve emrine verilmektedir. Bakınız otomotiv sanayinde Chrysler, Mitsubishi Motorsun %24 üne sahiptir. Mitsubishi ise Güney Koreli Hyundai şirketinin ortaklarından birisidir. Fort Mazda’nın %25 ine hakimdir. Ve her ikisi Kore’nin Kia Motorsuna müşterektir. Genaral Motors Isuzu’nun %41 ini ele geçirmiştir. Subaru’nun sahiplerinden biride Nissan şirketidir.[2]
Dünyayı böylesine sömüren ve kültür emperyalizmi ve medya hipnotizma ile insanlığı sersemleştiren bu kapitalist sistemin… Bu pragmatist zihniyetin ve bu Siyonist hakimiyetin, Türkiye merkezli yeni bir devrim ve değişim dalgasıyla çözülüp çökmesi artık yakın görülmektedir. Yoksa Türkiye parçalanmak üzeredir.
Evet; AB’nin Türkiye ile müzakereye başlama karşılığı dayattığı şartlar niyetlerin göstergesidir:
- 1- Kürtlere özerklik tanıyın
- 2- Alevileri dini azınlık sayın
- 3- Ermeni katliamını kabullenin ve tazminat ödemeye hazırlanın
- 4- Dicle ve Fırat sularını uluslar arası bir yönetime bırakın
- 5- Ege ve Kıbrıs sorunlarını çözüp, askerinizi çekip Yunanistan’ı rahatlatın.
- 6- Silahlı Kuvvetleri her yönden zayıflatın!
- 7- Barbar batının pragmatist AKP’ye dayattığı gizli şartlardan biriside “ezan sesini kısın”
Çünkü ezan; bir dinin reklamı ve dolaylı yönden başkalarını etkileme aracı imiş!… Çan ise sadece duyuru içinmiş…
AKP’nin Diyanet Reisleri şimdi ezanı kısmak, hatta Kur’anda Batılıları rahatsız eden ayetleri yeniden yorumlamak ve “eskimiş manaları!” ayıklamak için bahaneler üretiyor…
İşte menfaati için maneviyatını dünyası için davasını satan pragmatistlerin psikolojisi böyledir.
Bunların akıl hocası olan Amerika’nın, kendi halkını ve bütün insanlığı tehdit eden nükleer denemeleri… Irak ve Filistin’de seyreltilmiş uranyum taşıyan füzeleri ateşlemeleri de bu pragmatizmin en çarpıcı örneğidir.
ABD, dünyaya nükleer savaş uyguluyor!
American Free Press (AFP)’nin 24 Ağustos’taki haberine göre, ABD, uzun süreden beri dünyanın birçok yerinde ‘Nükleer Savaş’ uyguluyor. Uranyum’un, ‘Atom Bombası’ olarak bilinen etkileri yanında, onun ‘Biyolojik Savaş Elemanı’ etkisi de yaptığı, havadan ve topraktan bulaşıp, tüm koruyucu malzemeleri de aşarak deriden veya soluma yoluyla vücuda sızdığı ve bu suretle canlıların DNA’larını bozarak çok karmaşık ve tedavisi olanaksız hastalıklara sebep olduğu, 1960’lardan beri biliniyordu.
Buna karşın, aynı tarihlerde, silah sanayiinde, özellikle zırha ve betona karşı daha etkili mermi ve roketler oluşturma çalışmalarında, ‘Seyreltilmiş Uranyum (DU)’un mermi başlıklarında kullanılmasının çok iyi sonuçlar verdiği saptandı. Bu tarzda güçlendirilmiş mermiler ilk defa 1967’de Yom Kippur Savaşı’nda, Amerikalıların gözetiminde, İsraillilerce Araplara karşı kullanıldı ve çok etkili sonuçlar alındı. Bunun üzerine, bu uygulama, geniş şekilde yaygınlaştırıldı ve 1991’deki 1’nci ve 2003’teki II’nci Irak Savaşları’nda bu tip başlık taşıyan mermi ve roketlerden milyonlarcası kullanıldı. Bugün, dünyada 42 ülkenin, seyreltilmiş uranyumlu mermi başlıklarının, üretimi, depolanması, denenmesi ve kullanılması yüzünden ciddi radyoaktif kirlenmeye maruz bulundukları tespit edilmiş durumda.
I’inci Irak Harbi’nden hemen sonra, harekâta katılan ABD askerlerinin yarısından fazlasında (580 bin askerden 325 bininde), sebebi anlaşılamayan ve tedavi yolları da bulunamayan kalıcı hastalıklar görüldü ve bunların topuna birden, ‘Körfez Sendromu’ adı verildi. Oysa bu askerler, savaşa gönderilirken, bilinen tüm hastalıklara karşı itinayla aşılanmışlardı. Hastalıkların, askerlerin DNA’larını etkilediği tespit edilince, hastalık kaynağının, savaşta ABD tarafından yoğun şekilde kullanılmış olan, seyreltilmiş uranyum başlıklı mermilerden yayılan radyoaktif maddeler olduğu anlaşıldı. Ayrıca, bu hastalıkların sadece askerlerin bedenlerinde kalmayıp, eşlerini ve çocuklarını da etkilediği görüldü. Askerlerin spermlerinden eşlerine geçen DNA bozuklukları, onlarda da çok ciddi sağlık sorunları yaratırken, doğan çocuklarının % 67’sinde doğuştan sakatlıklara sebep olduğu tespit edildi. Bağımsız ve tarafsız tıp ve ilim kuruluşlarınca oluşturulan gerçeklere karşın, ABD hükümetleri, bu durumla ilgili sorumluluklarını ısrarla reddettiler. Şimdi ise, 2003’te uygulanan II’nci Irak Savaşı’na katılan ABD askerlerinin % 40’ında, aynı hastalıkların oluştuğu ve her 20 askerden 8’inde habis urlar teşhis edildiği görüldü. Bu durum, yukarıdaki gerçekleri, artık ABD hükümetlerince reddedilemeyecek bir noktaya taşımış oluyor.
Bu, olayın, silahları kullanan ABD cephesi. Ya silahların üzerlerine yöneltilip, kullanıldığı insanlar ne durumda? Bu, bilinmiyor. Ama yine de bilinen bir gerçek var: Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in başını çektiği bir grup siyasetçi ve bürokrat, ABD’nin, kritik coğrafyalara egemen olabilmek için, Ortadoğu ve Orta Asya’daki Müslüman Arap ve Türklerin genetik yapılarını bozarak, geleceklerini tahrip etmeyi, bir proje olarak oluşturmuş ve savunmuş oldukları. Bu projenin, gerçekleştirilmesinin hangi boyutlara vardığı ise henüz bilinmiyor.
Bu mermi başlıklarında, bugüne kadar 800 ton seyreltilmiş uranyum kullanıldığının hesaplandığı açıklanıyor. Bu miktar uranyum, ABD’nin 9 Ağustos 1945’te Nagasaki’ye atarak savaşı sonlandırdığı atom bombasında kullanılan uranyumdan tam 83 bin kat fazla. Bu rakam, tüm dünyanın (Tabii, özelikle geri kalmış ve kalkınmaya çalışan ülkelerin) ve hem bugünün ve hem de geleceğin (Zira, uranyumun topraktaki etkisi çok uzun yıllar kaybolmuyor ve gelecek nesilleri de etkiliyor) insanların nasıl bir tehlikeye maruz bırakıldığının en açık göstergesi.[3]
[1] Geleceği yakalamak Onur Öymen Remzi Kitabevi İST.2000 Sh.43-44
[2] Ulusal Egemenliğin sonu Çev. Mehmet Harmancı Sh.74 İST. 1994
[3] AKŞAM / 13.10.2004 / Kemal YAVUZ

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…
ÜLKEMİZİN HER VATANDAŞINI (hain olmadıkça) SEVERİZ ANCAK "TOPRAK KAYIYOR TOPRAK" GERÇEĞİNDEN HAREKETLE VATANIMIZI DAHA ÇOK…
Nadir element rezevlerinin özellikle Bor madenlerinin tamamına yakınını, IMF üzerinden Yahudi iradesindeki sermayeye devretmek.. Sadece…
Makam mevki aşıklarının, para sevdalılarının odağı olmuş Cumhur ittifakı artık milletimiz için tam manasıyla bir…
Milli Çözüm, tarihi bir çağrı yapıyordu: “Sn. Bahçeli’nin Tarihi Sorumluluğu; Cumhur İttifakı’ndan ayrılmasıdır!” İngiliz haber…
İran'ın ABD ve İsrail tarafından vurulmasında,cılız tepki hatta hiç denecek kadarken Müslüman ülkelerdeki vurulan ABD…