Müminler için en etkili ve en tehlikeli “azdırıcı”lar, Nas suresinde bildirilen insan suretli şeytan vesvesecilerdir. Bunlar zahiren zekâvetli, ibadetli ve hizmet ehli kimselerdir. Ancak bunlar, aynen şeytan gibi, Allah’ın verdiği bazı meziyet ve marifetlerine gururlanarak ve “haklarını ve haddini aşarak cahiliye mantığıyla, Allah’a karşı (bozuk ve batıl) zanlara kapılıp: ” Bu işten (yaptığımız hizmet, gayret ve ibadetten) bize ne var? (Sonunda ne gibi bir makam ve çıkar sağlayacağız? Resulün varisi ve halifesi olacak mıyız?)[1] Saplantısı ve beklentisi içindedir.
Hizmet bahanesi, ama şöhret ve menfaat beklentisiyle bu tiplere tabi olanlar ise:
[1] Ali İmran: 154
“Sapıklığı hak etmiştir. Çünkü bunlar, Allah’ı bırakıp (cin ve insan) şeytanları veli (rehber ve lider) edinmişlerdir. Ve (bu kişilerin) gerçekten hidayet (ve hizmet) üzerinde oldukları zan ve hesap edilmektedir”[1]
” Şeytan, bunların temennilerine (talep ve beklentilerine bir nefsaniyet gururu ve sapıtma unsuru) katıp (vehim ve hayallere sevk etmiş),
Böylece kalplerinde maraz olanlarla, kalpleri duyarlılıktan mahrum kaskatı bulunanları; fitnelerin (ve manevi felaketlerin) içine çekmiştir”[2]
Böyleleri, her türlü şerefe ve özellikle insanları yönetmeye sadece kendilerini layık görmekte, hatta bunu, Allah’ın yerine getirmeye mecbur olduğu bir hak olarak düşünmekte ve şeytan gibi bir sürü batıl temenni ve tahminlere girişmektedir.
Kendi kabiliyetlerini ve dostların emeklerini israf etmektedir. Boş kuruntular ve şeytani gururlar peşinde ömür tüketmektedir.
Oysa böylesine şaşkınlık ve şımarıklık içinde olanların peşine gidilmemesi istenmiştir.
“Ve ölçüsüz (şımarık ve aşırı) davranıp (zamanını ve imkânlarını israf edenlerin) emrine itaat etmeyin.
Ki onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor, ıslaha çalışıp dirlik ve düzen kurmuyorlar”[3] ayetleri bu gibilerin durumuna işaret etmektedir.
“Doğrusu (kendilerine ve çevrelerine) zulmeden kimseler, hiçbir bilgi ve belgeleri olmadan, cahilce heva heveslerine tabi oldular”[4] ayeti bunların durumunu ne güzel ifade etmektedir.
Ve “Haram edilmesine rağmen, Allah’a karşı, asla bilmedikleri (Kur’ani kurallara göre öğrenip ölçmedikleri) şeyleri iddia etmektedirler”[5]
“Bunlar, bile bile, dünya hayatını ahirete tercih etmektedir. (Bunun için, etrafındakileri) Allah’ın hak yolundan çevirmekte ve (İslami gerçekleri) çarpıtmak istemektedir”[6]
Bunlar, dünyalık hayal ve hevesleri için her türlü günahı kendilerine mubah görmektedir. Hizmet ve bereket erbabı değil, lağviyat ve edebiyat ehlidir. Kendilerini seçilmiş ve cennet beratı peşinen verilmiş kabul etmektedir. Bu şeytani tiyniyetleri ve nefsanî niyetleri yüzünden kalpleri mühürlenmiştir. Dillerinden gelen, ellerinden gelmemektedir. Yazık, ıspanaktan yağ, kalbi hastalıktan sağ çıkılacağı zannedilmektedir… Harun rolüyle, Karun koltuğuna göz dikilmiştir.
“Kur’an okunduğu zaman, seninle ahirete inanmayan (ve Allah’ın rızasını öne almayan) kimseler arasında görünmez bir perde kıldık…
Ve onların kalpleri üzerine, Kur’ani gerçekleri kavrayıp anlamalarını engelleyen kapaklar, kulaklarına ise bir ağırlık (ve hakkı duymayacak bir sağırlık) bıraktık”[7] ayetleri bu gibileri haber vermektedir.
Kur’an ve hadisler, insanların arzusuna göre değil, Allah’ın rızasına uygun biçimde tefsir edilir. Ama insi şeytanlar kendilerini haklı göstermek ve keramet sergilemek için, Allah’ın ayetlerini ve elçilerin sözlerini, eğip bükmektedir.
“Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını, bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi. (Sen onların keyfine uyarsan) o zaman Seni de dost edineceklerdi.”[8] ayeti bunların bozuk psikolojisini bildirmekte ve hepimizi ikaz etmektedir.
Evet, fasit niyetlerle asil hedeflere, basit gayretlerle büyük mertebelere erişmek mümkün değildir. Darı unundan baklava, pamuk sapından oklava çıktığı görülmemiştir. Küçük suda büyük balık yetişmeyecektir.
Hakta inat ve hayırda sebat etmek ise, elbette gereklidir ve güzeldir. Bu, kendi vehimlerini vahiy zannetmekten başka bir şeydir. Dünya ve ahiret, bütün hayatının ve hâsılatının takdir, tanzim ve tayin edildiğine kesin inanan ve teslim olan ve sadece Allah’ın rızasını arayan salih ve halis kullarına Allah inam ve ikram etmektedir.
Bunların davaları Hak, iddiaları hakikattir. Ahlakları; doğruluk ve sadakattir. Yalnız da kalsalar inanç ve istikametlerinden, gayret ve ümitlerinden asla vazgeçmeyeceklerdir.
Hz.Yakub’a, en yakınlarının bile “Tallahi Sen, eski şaşkınlık ve saplantı içindesin”[9] dedikleri gibi, cahil ve gafil kimseler horlayıp hırlasa da, hak yolundan ve hayırlı yakarışından dönmeyeceklerdir.
Çünkü: “Elçilerin görevi, sadece uyarıp anlatmaktır. Ve her kavmin mutlaka bir hidayet önderi (Mehdisi) vardır.”[10]
İşte felaha kavuşanlar, bu hidayet rehberine yani kavmin mehdisine tabi ve teslim olanlardır.
“Allah’a tevekkül etmemek (ve teslimiyet göstermemek) için nasıl bir bahanemiz olabilir ki; O bize hidayet (rehberimizi) ve saadet yolumuzu göstermiştir. (Bundan sonra) herhalde bize yaptığınız zahmet ve hakaretlere sabredeceğiz.”[11] Diyenler bunlardır.
Bunlar, ayak oyunlarına, ucuz kahramanlıklara tenezzül ve tevessül etmedikleri gibi, yılgınlığa ve yamukluğa da uğramayanlardır.
Çünkü “Kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümitsiz olmayacaktır.”[12]
“Rabbin rahmetinden ümit kesmek ve yeise düşmek sapıklıktır”[13]
“(Hak ve hayır üzerinde) Sabret! Senin sabrında yine ancak Allah iledir. (Senden yüz çeviren ve hakarete yönelenler için ) sakın üzülme ve kurdukları hileli düzenlerden dolayı telaşlanıp sıkıntıya düşme…
Şüphesiz Allah, (kendisinden) korkup (kötülükten) sakınanlarla ve (devamlı iyilik ve) ihsan ehli olanlarla beraberdir.”[14] ayetleri bunlar için güvence kaynağıdır.
Zaten dinine sadık Rabbine aşık insanlar, hayır ve şer her şeyi O’ndan bildikleri ve her nimeti O’ndan bekledikleri için Hz.Yakup gibi:
“Ben dayanılmaz kahır ve kederlerimi ve bütün üzüntülerimi sadece Allah’a arz ediyorum. Ben Allah tarafından (lütfedilen özel bir ilhamat ile) sizin bilmediğiniz (bazı şeyleri de) biliyorum”[15]
“Çünkü Allah, dilediği kullarına özel nimet ve faziletler bahşediyor”[16] gerçeğinin farkındadır.
Bütün derdi ve davası dünya olan, şeytani duyguların ve nefsanî arzuların tuzağına kapılan, maneviyatını ve mukaddesatını makam ve menfaat karşılığı satanları artık Allah’a havale etmelidir.
“Onları bırak, yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel ve ümitler oyalaya dursun. İleride bilecekler”[17] ayetinin gereğini yerine getirmelidir.
Elçilerin ve davetçilerin en çaresiz ve başarısız göründükleri… Yalnız ve yardımcısız zannedildikleri durumlar, aslında ilahi nusretin yetişeceği ve zaferin gerçekleşeceği dönemlerdir.
“Nihayet elçiler, kendilerini yalanlayan kavimlerinden ümitlerini kesince, onlara yardımımız gelmiştir.”[18] Ahiret inancı, güzel ahlakı ve insanlara yararlı davranışları olan kimseler ise müjdelenmiştir. Zahiri sıfat ve sınıfları önemli değildir.
“Şüphesiz ki; iman edenlerle (Müslüman bilinenlerle) Yahudiler, Hrıstiyanlar ve Sabiilerden (Budistler ve diğer putperest din ve düşüncelerden) her kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa onların Allah katında ecirleri vardır… Onlara korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır”[19] ayetlerine dikkat etmelidir.
Buna karşılık
“Kendilerine apaçık ayetler geldiği ve elçinin hak olduğuna (ve hayır üzere bulunduğuna bizzat) şahitlik ettikleri halde, imanlarından sonra (dünyalık hesaplarla) nankörlüğe sapan topluluğun Allah hidayetlerini karartıp nasiplerini kesecektir.”[20]
Maalesef böylelerine;
“Allah’ın ahdini (hak dava için verdiğiniz sözleri) basit dünyalık çıkarlar karşılığı satmayın. Eğer bilirseniz Allah katında olan, sizin için daha hayırlıdır. (Çünkü);
Sizin yanınızda olan (dünyalık nimet ve etiketler geçicidir) tükenir. Allah’ın katındakiler ise kalıcıdır.
Sabreden (sadıkların) mükâfatını Biz, yaptıklarının en güzeliyle, muhakkak vereceğiz.”[21] Uyarıları da fayda vermemiştir.
Oysa Müminlere yakışan:
“Aralarında hükmedip (karar vermesi) için Allah’a ve elçisine çağrıldıkları zaman işittik (kabul ve) itaat ettik” demeleridir. İşte ancak böyle davrananlar kurtuluşa ereceklerdir.”[22]
Ve yine gerçek ve örnek müminler:
“Elçi ile birlikte toplumu (ve teşkilatı ilgilendiren) bir iş üzerinde (çalışıp çabalar) iken, asla izinsiz (ve mazeretsiz hizmet ve mesuliyetten) kaytarıp gitmezler.
Ve elçinin çağırmasını (ve emir buyurmasını), kendi aralarında birbirlerini çağırması gibi görmez (O’nun talimat ve tavsiyelerine önem ve öncelik verir)ler.
(Riskli ve zahmetli görevler için başkalarını öne sürüp) birbirini siper edinerek (hizmetten kaçmak üzere bahane üretmez, cemaati ve cepheyi) terk etmezler.”[23]
Müminler, mert ve metin kimselerdir. Kahbe, hain ve hilekâr değildir. Sevgi ve saygı ehlidir. Hakkını bildiği kadar, haddini de bilir.
Ama hain ve hilekâr tipler ve şeytan fıtratlı kimseler, bir düşünürün dediği gibi:
“İnsanları sevmekten korkar, samimi ve insani duygularını bile başkalarına vermekten kıskanır; hiç kimsenin önemsenmesine ve ileri geçmesine tahammül edemedikleri için…
Hep unutulmak endişesi içinde yaşar, suni ve sivri çıkışlarla gündemde kalmak ister; hayırlı ve yararlı şeyler üretemedikleri ve çevrelerine bir şeyler veremedikleri için…
Kendi durumlarını düşünüp değerlendirmekten korkar, nefis muhasebesine yanaşmaz; iç dünyalarındaki çıbanları ve cerehatları görmek istemedikleri için…
Ölümden korkar; dünyaya tapınıp ahirete bir şey göndermedikleri ve hayal üzerine kurdukları, bugün-yarın kavuşacaklarını sandıkları saltanat saraylarının yıkılacağını bildikleri için…
Dışarıda Firavunlar, fasıklar… İçeride münafıklar, marazlılar, hepsi birden samimiyet ve teslimiyet sahiplerini ezmek ve üzmek istese de,
“Allah (bulundukları) ülkede (ve hizmet mevkiinde) zayıf düşürülen (sadakat ve cihat ehline) in’am ve ikramda bulunmak, onları (devlet ve cemiyet) önderleri yapmak ve (mülkün ve memleketin) mirasçıları kılmak murad etmektedir.
Öyle ki bu (sabreden sadıkları) yeryüzünde iktidar sahibi olarak yerleştirsin, Firavunların, hamanların ve onların ordularının (ve kapı kullarının) korktuklarını başlarına getirsin ve (ezilen ama yan çizmeyen iman ehlinin zaferini onlara) göstersin, istemektedir.”[24]
[1] Ahzap: 30
[2] Hac: 52-53
[3] Şuara: 151-152
[4] Rum: 29
[5] Araf: 33
[6] İbrahim: 3
[7] İsra: 45-46
[8] İsra: 73
[9] Yusuf: 95
[10] Rad: 7
[11] İbrahim:12
[12] Yusuf: 87
[13] Hicr: 56
[14] Nahl: 127-128
[15] Yusuf: 86
[16] İbrahim: 11
[17] Hicr: 3
[18] Yusuf: 110
[19] Bakara: 62
[20] Ali İmran: 86
[21] Nahl: 95-96
[22] Nur: 51
[23] Nur: 62-63
[24] Kasas: 5-6

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…
ÜLKEMİZİN HER VATANDAŞINI (hain olmadıkça) SEVERİZ ANCAK "TOPRAK KAYIYOR TOPRAK" GERÇEĞİNDEN HAREKETLE VATANIMIZI DAHA ÇOK…
Nadir element rezevlerinin özellikle Bor madenlerinin tamamına yakınını, IMF üzerinden Yahudi iradesindeki sermayeye devretmek.. Sadece…
Makam mevki aşıklarının, para sevdalılarının odağı olmuş Cumhur ittifakı artık milletimiz için tam manasıyla bir…
Milli Çözüm, tarihi bir çağrı yapıyordu: “Sn. Bahçeli’nin Tarihi Sorumluluğu; Cumhur İttifakı’ndan ayrılmasıdır!” İngiliz haber…
İran'ın ABD ve İsrail tarafından vurulmasında,cılız tepki hatta hiç denecek kadarken Müslüman ülkelerdeki vurulan ABD…