YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69804758773bf
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 3
Bugün : 12093
Dün : 57744
Bu ay : 69837
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48773150
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Önce AKP'ye verilen oylar, bilinçli ve istençli tercih değil; CHP'ye ve Müslüman halkımıza hep yukarıdan bakan ve onları dışlayan masonik elistist seçkinlere bir tepki neticesidir. Yani doğal ve doğru sonuçlar olmayıp, sanal ve suni bir resimdir. Kalıcı değil, geçicidir. Bu durum, demokrasinin değil, "Demon-Krasi"nin yani şeytani güçlerin bir marifetidir.

Laisizm ve Kemalizm istismarıyla geçinen ve hiç ilgisi olmadığı halde, AKP'nin şahsında İslamiyet'e ve Milli Görüşe hakarete yeltenen kesimlere duyulan huzursuzluğun bir göstergesidir.

Bu oylar, küreselleşme ve AB ile bütünleşip sözde demokrasi ve refaha erişme havasını estiren marazlı medyanın yönlendirmesiyle, gözleri körlenen ve düşünceleri kirletilen halkımızın AKP'ye mecbur ve mahkum edilmesi hadisesidir.

 

Tabi bu sonuçları; sadece dış güçlerin ve özellikle de ABD'nin manipülasyonlarına bağlamak, onları haddinden fazla büyütmek ve halkın mesajından ders almayıp, gerçekleri hala görmemektir. Çünkü Amerika bile resmen yanıldığını ilan etmiştir.

Ancak, maalesef çoğunun göremediği veya dillendirmediği gerçek şudur:

Bu seçimlerden çözüm yerine kriz çıkmıştır ve Türkiye seçim öncesinden daha kaotik bir sürece itilmiştir.

Toplum, samimi dindarlığını, muhafazakârlığını ve İslam'a bağlılığını, bu konularda hücuma uğradığına ve haksızlık yapıldığına aldandığı, AKP'ye oy vererek göstermiştir.

Ve şuur altında vicdani bir sorumlulukla, Türkiye çapında Erbakan Hocaya duyulan itimat ve itibarın, hala danışıklı dövüş hikayesine inandırıldığı, AKP'nin şahsında tezahür etmesidir.

Bu arada sadece CHP değil Haydar Başçılar da -her halde Siyonist patronlarından aldıkları talimatla- güya iktidarın aleyhindeymiş ve milli tavır sergilermiş gibi davranarak, ama ısrarla ve tekrarla "AKP, Milli Görüşün devamıdır, hatta aynısıdır" yalanını yayarak, Erbakan Hoca'ya beslenen güven ve sevginin AKP'ye yönelmesine hizmet etmişlerdir.

Hatta sahte profesör ve yalancı şeyh Haydar Baş Yahudi babalarına yaranmak için, bir zamanlar il başkanlığını üstlendiği ve elini öpmek için sıra beklediği Erbakan Hoca için, değil bir siyasi liderin veya sözde bilge kişinin, sokak süprüntülerinin bile ağzına alamayacağı edepsiz ve erdemsiz laflar söylemekten haya etmemiştir.

AKP'nin bu zaferine(!) sevinenlerden birisi de "El-aziz"cilerdir. İddiaları (daha doğrusu iftiraları) şöyledir:

"Evet, Erbakan'ın çabaları sonucu AKP oyları zirveye yükselmiştir.

Diyebilirsiniz ki: Böyle demek istedi de ne oldu? Aldığı oy ortada; % 2 küsur. Bu oyla bu dediğini nah yapar!

Ama kazın ayağı pek öyle değil…

Biz Osmanlı'yı kurtaracağız diye yola çıkanlar, Samsun'dan başlayıp Müslüman Türk milletini arkalarına aldılar ama, düşmanı denize dökmek yerine Osmanlı hanedanını sürgüne yollamadılar mı? Demek ki takiye yaptılar!

O halde Erbakan da takiye yapıyor olamaz mı? Yani Erbakan'ın asıl iş yaptığı AKP iktidarı olamaz mı?"4[1] denilerek hem kendi hayalleri hakikat gibi gösterilmekte, "…nah yapar!…" gibi sözler kullanarak Hoca'ya saygısız bir tavır sergilemekte, hem de bütün Atatürkçüler Hoca'ya düşmanlığa sevk edilmektedir.

"Bakınız, Tayyip'in TBMM'ye kazandırdığı muhterem tipler, daha Meclis kapısından içeri girmeden neler yumurtluyor:

"Kemalizm Anayasa'dan çıkarılsın"

Dakka bir gol bir!..

Başbakan Bey, seçimlerden önce adaylarını tanıtırken bu muhtereme "Anayasa hazırlatacağını" müjdelemişti.. Meğerse "müjde" Kemalizm'in yok edilmesi üzerineymiş!.. Bu tür profesörlerin, hem de Kemalizm'i kaldırmak üzere TBMM çatısı altında bulunması muhteşem bir demokrasi zaferi sayılıyor.

"Sivil ve renksiz anayasa" için kolları sıvayan Prof Bey, "Atatürk milliyetçiliği" ve "Atatürk ilke ve inkılapları" gibi kavramların yer almasının gereksiz olduğunu açıklıyor!.. Kime?..Tayyip'in el koydurup resmi yayın organı haline getirdiği gazeteye. Rahatsızlıklara bakınız!..

Yani ha Atatürkçülük, ha Apoculuk… İkisi de olacak farklılık gereği!.. İkisi de aynı şeymiş!

Hem AB de durum böyleymiş, hem de "patron öyle" istiyor."5[2] Hiç karşı gelinir miymiş?!.

İki Cumhurbaşkanı mı Olacak?

Bir yandan da Referandum takvimi işlemeye devam ediyor. YSK, topu Meclis'e attı…

Seçim sonrası da kriz noktasına gelen Cumhurbaşkanı seçimi tartışmaları sürerken, referandum takvimi işlemeye devam ediyor.

TBMM'de 11. Cumhurbaşkanı'nın seçilmesi halinde 21 Ekim'de yapılacak referandumda oylanacak Anayasa değişiklik paketi yeni tartışmaları da beraberinde getirecek.

Anayasa değişiklik paketinin 6. maddesiyle getirilmesi öngörülen geçici 19. maddesi hukukçular arasında tartışma konusu oldu. Referandumda değişikliğin kabul edilmesi kararının çıkması halinde, Geçici 19. maddenin, "11. Cumhurbaşkanının" halk tarafından seçilmesine yönelik düzenleme içermesi, TBMM'nin seçtiği 11. cumhurbaşkanı görevde olacağı için yeni düzenlemeler yapılmasını gerektirecek.

YSK Başkanı Aydın, "Referanduma elimizdeki Anayasa değişiklik paketini sunacağız. Geçici 19. maddeden doğacak sorunu Meclis çözecek. Bizim yapacağımız bir şey yok" dedi.

Yargı ve siyasi arenada şimdiden tartışılmaya başlanan geçici 19. madde şöyle: "Onbirinci Cumhurbaşkanı seçiminin ilk tur oylaması, bu kanunun Resmi Gazetede yayımını takip eden kırkıncı günden sonraki ilk Pazar günü, ikinci tur oylaması ise ilk tur oylamayı takip eden ikinci Pazar günü yapılır".

Yaşanan sıkıntıların aşılıp cumhurbaşkanı seçiminin yapılması halinde 11. Cumhurbaşkanı TBMM'de yemin ederek görevine başlayacak.

Öte yandan işlemeye devam eden referandum takvimi gereği 21 Ekim'de cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören anayasa değişikliği halkoylaması yapılacak.

Değişikliğin kabul edilmesi halinde ilgili geçici madde gereği referandum sonuçlarının Resmi Gazete"de yayınlanmasını takip eden kırkıncı günden sonraki ilk Pazar günü ilk tur oylaması yapılacak. Ancak bu oylama 11. cumhurbaşkanı seçimi için yapılacak. Böylece yeni seçilmiş hem de 11. cumhurbaşkanı görevdeyken, YSK yeni 11. cumhurbaşkanı seçimi için halk sandık başına gidecek.6[3]

Muhtemel Krizler Nelerdir?

a) Cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili soru işaretleri devam etmektedir.

Cumhurbaşkanı seçiminde ilk oturumda 367 sayısına ulaşma şartı hala geçerlidir.

Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilmeyeceği mesajını vermiştir.

Hatırlanırsa, İsmet İnönü hem CHP Genel Başkanı idi, hem de Cumhurbaşkanlığını yürütmekteydi.

Celal Bayar, DP Genel Başkanlığından sözde istifa edip ayrılmıştı ama, kullandığı bastonun üzerine DP'nin amblemi olan kıratı işleyecek kadar taraflı hareket etmekteydi.

İşte bu deneyimlerden dolayı, 1961 anayasası ve onu pekiştiren 1982 anayasası; tarafsızlık ve uzlaşmacılık oluşması için 367 şartını getirmiştir.

Peki Abdullah Gül gibi, BOP'un eşbaşkan yardımcısının, aynı zamanda Cumhurbaşkanı olması, hangi sorunları ve sonuçları getirecektir.

Ülkemizin çıkarlarını değil, dış güçlerin hesaplarına taşeron olanlardan bu millete nasıl hayır beklenir?

Cumhurbaşkanlığı adaylığı AKP'yi karıştıracağa benziyor

Başbakan Danışmanlarından birisi olan dolaylı biçimde Abdullah Gül'ü çekilmesi için şöyle uyarıyor:

"AK Parti'nin önümüzdeki dönemde sergileyeceği tutumun, eylem ve söylemlerin asgari şartı bu istikrar beklentisini gözetmek olmalıdır.

Bunun doğal sonucu ise sorumlu, duyarlı ve uzlaşmacı bir tavır içinde olmaktır. (09.08.2007 / Yeni Şafak / Yasin Doğan)

Ahmet Taşgetiren ise: "Ben korktum!" başlıklı yazısında, böyle giderse AKP'nin parçalanacağını hatırlatıyor:

 "Gül olmasın"cıların Başbakan Erdoğan'a atfen verdikleri te'yid edilmemiş yaklaşım, Başbakan'ın danışmanının kaleminden te'yid ediliyor.

 Başbakan danışmanının bu ifadelerinden, ya da topu kalenin ağzına getirmesinden sonra Ertuğrul Özkök'ün yazıyı tamamlaması, ya da golü atması gerekiyor:

"Abdullah Gül şövalyelik yapsın, feragat etsin!"

Bana göre Ak Parti çok hayati bir sınav veriyor.

Demirel'in bir sözü vardır:

-Siyasi hayatımda en büyük hatayı, Demokratik Parti'nin oluşmasına yol açan gerilimi önleyememekle yaptım, der.

Ak Parti liderliği, "istikrarsızlık, gerilim" ihtimalinden tedirgin. Bu yanlış değil. Kurumlar arası ilişkiyi sağlıklı götürmek lazım. Buna da itirazım olamaz.

Ama, Ak Parti bünyesinde meydana gelecek ya da, tabanla ilişkide ortaya çıkacak bir istikrarsızlığı göz ardı edenler veya bunun, daha az önemli olduğunu söyleyenler, bence gerçeği görmeyenlerdir.

Hadi o sloganı hatırlayalım:

-Tehlikenin farkında mısınız? (09.08.2007)

Bazıları ise: "Gerekirse 2. aday gösterileceğini ve sonunda anlaşamayıp halk oyuna gidileceğini" öngörüyor:

Sizbakmayın gazetelerdeki ikili-üçlü AKP zirvesi haberlerine… Seçim sonuçları Tayyip Erdoğan'ı tek seçici haline getirdi. AKP Meclis Başkan vekilleri, grup başkan vekilleri bu yeni güç dengesine göre değişti. Kabine'de sürpriz değişiklikler bekleniyor.

Başbakan Köşk için de Meclis Başkanlığı'nda olduğu gibi uzlaşma ve istikrar istiyor, CHP ile MHP uygun isim beklendiği sinyali veriyor. Bu açıdan Erdoğan'ın pazartesi veya salı günü açıklayacağı karar Gül dahil herkesi bağlayacak. Ama ya Erdoğan'ın tercihi partiden başka bir adaya yönelirse ve buna rağmen Gül şansını denerse… O zaman AKP'den iki adaylı bir Çankaya yarışı (Gül ve Mehmet Aydın veya Vecdi Gönül arasında) bile ihtimal dahilinde sayılıyor.(10.08.2007 / Enis Berberoğlu / Hürriyet) Bütün bunlar Cumhurbaşkanı seçiminin halk oyuna bırakılması ile de sonuçlanabilir.

b) PKK'nın uzantısı, Barzani'nin uşakları artık grup kurarak meclise girmiştir.

"Bir yandan yumuşama mesajları veren DTP'lilerin yoğun bir Kürtçülük yaptıkları ve yapmaya da devam edecekleri açıktır. Daha ilk günden yabancı dil hanesine "Türkçe" yazdıklarına dair haberleri bir başlangıçtır. ("Yabancı dilimiz Türkçedir. PKK'ya terör örgütü denilmeyecektir" diyen DTP'lilerin asıl mesajı: Bizim için Türkiye yabancı bir ülkedir. Kıbrıs gibi Kürdistan'ı da işgal etmiştir. Zavallı Devlet Bahçeli ve Muhsin Yazıcıoğlu ise hala bunların bölücülük yapmasını beklemektedir.)

23 Temmuz günü etekleri zil çalar bir vaziyette kutlama mesajları gönderen AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in bir açıklaması Türkçe lisanında yayın yapan yaygın medya unsurlarında yeterince yer almadı. Olli Rehn AKP'nin seçimleri kazanmış olmasından duyduğu memnuniyeti ifade açıklamalarının ardından, yeni hükümetin daha önce AB'ye Kıbrıs konusunda verdiği taahhütleri yerine getirmesini beklediklerini açıklayıverdi.

Bunun Türkçeye tercümesi ‘bir an evvel Ek Protokolü Meclis'te onaylatarak uygulamaya koyunuz' demektir. Zaten son günlerde iki muvazzaf büyükelçinin söz konusu Protokol'ün Meclis tarafından onaylanarak uygulamaya konulmasının Kıbrıs Rum tarafını tanımak anlamına gelmeyeceği söylemeye başlamaları hayra alamet değildi. Demek ki, böyle bir hazırlık var.

Irak gündemi de oldukça yoğun hatta daha acil ve daha tehlikeli konuları barındırıyor. Barzani-Talabani ikilisi AKP'nin tekrar iktidara gelmesinin kendi gelecekleri için çok olumlu bir gelişme olduğunu resmen ilan ettiler. Zaten AKP kazansın diye ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı. Şimdi nüfus yapısını zorla değiştirdikleri Kerkük şehrine zorla el koymaya çalışıyorlar ve muhtemelen Kasım-Aralık aylarında Kerkük'te sonucu önceden bilinen bir referandum yapacaklar.

Bu arada Türkmenler ve Araplara karşı etnik temizlik uygulamaya hız vermiş durumdalar. İkinci bir İsrail olması için kurulması istenilen bu devlet yapısı PKK'ya doğrudan destek veriyor; çünkü, PKK yoluyla Türkiye'yi meşgul etmeye çalışıyorlar. Bütün bu senaryolara, hızlandığı intibaı veren İran'ın havadan bombalanmasını da eklersek, dış politika gündemi kabus gibi üzerimizde olacağa benziyor.7[4]

c) Kürt Kökenli AKP'liler istifa ederek DTP'ye geçmek için fırsat gözetmektedir. AKP'nin Kuzey Irak'a müdahale kararı buna bahane edilecektir. Zaten daha önce Kuzey Irak'a müdahalenin Diyarbakır'a yapılmış sayılacağını söylemişlerdir.

Bu arada Org. Başer'den garip bir açıklama gelmiştir.

İtalya'daki günlük gazetelerden La Repubblica, 24 Temmuz 2007 sayısında, Türkiye'deki genel seçimler sonrasında oluşan siyasi atmosferle ilgili olarak ılımlı ve dolaylı Amerikancı Emekli Orgeneral Edip Başer'le yapılmış bir söyleşiyi aktarmıştı.

Başer, "Askerlerden Uyarı: Müdahaleye Her An Hazırlar" başlığıyla sunulan söyleşide, Türkiye'de gerekirse ordunun müdahalesinin de söz konusu olabileceğini ileri sürerek, "Cumhurbaşkanını belirlemede durum raydan çıkarsa ordu yine müdahale edebilir. Bunu, Nisan sonunda internette bildiri yayımlamaya oranla farklı bir şekilde de yapabilir. Ama Başbakan Erdoğan'ın işi böyle kritik bir noktaya taşıyacağını sanmıyorum. Askerler, kendisinin seçim sonrasında verdiği uzlaşı mesajlarından memnundurlar ve sandıktan çıkan net sonuca saygı göstereceklerdir" ifadesini kullanmıştı.

Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığı

Emekli Orgeneral Başer, AKP'nin cumhurbaşkanlığı için Abdullah Gül'ü yeniden aday göstermesine ihtimal vermediğini belirterek, "Ben, Erdoğan'ın da Gül'ün de, partinin adayının kamuoyunda yol açtığı tepki neticesinde milyonlarca insanın protesto için meydanlara döküldüğünün bilincinde olduklarını düşünüyorum" diyerek şöyle akıl veriyor; ve Meclis dışından bir kişinin cumhurbaşkanı yapılmasından yana olduğunu da belirtiyordu: "On'larca aday var. Şu an aklıma mesela, Hikmet Çetin geliyor. Ama daha pek çok aday da var. En iyisi, partiler dışından bir isim bulmak." Bunların ardından Genel Kurmay; "Edip Başer'in sözlerinin sadece kendisini bağladığını, askerin görüşünü yansıtmadığını" açıklamıştı.

Kuzey Irak'a askeri müdahale olasılığı

Emekli Orgeneral Başer, Kuzey Irak'ta terör örgütü PKK'ya yönelik bir askeri operasyona olasılığına ilişkin soruya yanıtlarken, bunun ihtimal dışı olmadığını belirtti. Başer, "Bu, Türkiye'nin her an başvurabileceği seçenektir. İnsanlarımızı öldürenlere karşı bunu yapmaya hakkımız var. Bunun için kimseden izin almamız gerekmiyor" diyerek:

Başbakan Erdoğan'ın söz konusu sorunun çözümü için diplomatik girişimlere önem vermesini beklediğini söylüyordu." 8[5]           

d) Açıkça ordu düşmanlığı yapılmakta ve asker tahrik edilmektedir.

  • 23 Temmuz Akşam: "Üçüncü Halk İhtilali"
  • 23 Temmuz Radikal: "Bu da halkın muhtırası"
  • Finansal Times: "Bu sonuç orduya darbedir!"
  • Karanlıklar Prensi ve eski Ankara Büyükelçisi Siyonist Yahudi Marc Perris: Bu seçimi Türk Ordusu kaybetmiştir!

Bu ne çirkin bir sorumsuzluk ve soysuzluktur!

Bu ne biçim bir şuursuzluktur!

Sanki Amerika ve Avrupa ile Türkiye savaşmış ve bu savaşı Siyonist Haçlılar kazanmış ta, azınlık mütareke basını Türk ordusunun yenilgisine bayram ediyor gibi, talihsiz ve haysiyetsiz bir tavır sergileniyor! 

Ama Adnan Menderesin de 2. seçiminde daha büyük bir oyla kazandırılmasının sonuçları unutuluyor.

Halbuki: Amerika-Washington'daki PEW Uluslar arası araştırma Merkezinin 24 Temmuz 2007 tarihinde yayınladığı Küresel Eğilimler Raporu sonuçlarına göre Türkiye'de;

En büyük tehdit olarak ABD'yi görenlerin oranı %78

En büyük sorun olarak terörü görenlerin oranı % 76

En güvendikleri kurum olarak "Ordu"yu görenlerin oranı: %85'tir.9

[6]

e) Terör ve PKK sıkıntısı artarak sürmektedir:

ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Wexler, Washington-Ankara ilişkilerindeki en büyük sınavın Kuzey Irak ve PKK konusunda verileceğini belirterek, "Washington, PKK'ya karşı etkin önlem almalı" diyerek, hala hoş ama boş vaatlerle Türkiye'yi oyalayacaklarını düşünmektedir.

ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Demokrat Robert Wexler, terör örgütü PKK'nın 2004 yılından bu yana Türkiye'de düzenlediği saldırılarda yaklaşık 1500 kişiyi öldürdüğünü belirterek, ABD yönetimi, Bağdat hükümeti ve Iraklı Kürtlerden PKK'ya karşı daha etkili önlemler almalarını istemiştir. Türkiye'deki seçimler ve bölgedeki gelişmeler, Temsilciler Meclisi'nin Helsinki Komisyonu tarafından düzenlenen oturumda tartışıldı.

Burada konuşan Wexler, seçim sonrasında Türk-ABD ilişkilerinin önündeki en büyük sınavın Kuzey Irak ve PKK konusunda ortaya çıkacağını söylemiştir. Wexler, "PKK, 2004'ten bu yana 1500 kişi öldürdü. ABD, PKK'ya karşı gerekeni yapmıyor dediğinde, Türk halkının haklı olduğu bir nokta var. ABD, Irak ve Kürt liderlerin PKK'ya karşı daha fazlasını yapması kritik önem taşıyor'' demiştir.

PKK artık Meclistedir. Kürt kardeşlerimizin değil, Kürtçülerin ve terörist işbirlikçilerinin dağdan ovaya, hatta Ankara'ya taşınması nasıl sindirilecektir?

Böylece TBM Meclisinde AB ve İsrail'in eli güçlenmiş ve Lozan tehlikeye girmiştir!

f) Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahalesi durumunda, yabancı sıcak para ülkeyi terk edecek, ekonomik dengeler devrilecek, petrolün varil fiyatı 100 doları geçecek ve kaçınılmaz bir kriz dalgası, tsunami gibi yükselecektir.

g) Şimdi merak ediyoruz:

Bir zamanlar Bingöl'de "Siz hala Türkçe bile öğretmediğiniz bir köy okulunda her sabah "Türküm, doğruyum, çalışkanım.." gibi, Kürt kardeşlerimizin asabiyet damarlarını tahrik edecek, birlik ve dirliğimize gölge düşürecek basmakalıp ve yararsız söylemlerde inat ederseniz, bu insanlarımızı PKK'nın tuzağına itersiniz" anlamında haklı ve hayırlı uyarılarda bulunduğu için  Erbakan Hoca hakkında soruşturma açan ve cezalandıran savcılar ve yargıçlar, şimdi Abdullah Öcalan ve Barzani'yi liderleri kabul eden terör destekçisi bölücülerin Meclise taşınmasına karşı nasıl bir tepki verecektir?

O gün hiç utanmadan bu samimi ve birleştirici sözleri yüzünden Erbakan Hoca'yı haftalarca suçlayan ve saçmalayan, kiralık yazar ve yorumcu bozuntuları, bu gün DTP'nin grup kurmasını, hangi yüzle "Demokrasinin zaferi" olarak övebilmektedir!

Ermeni asıllı oldukları yazılıp söylenen DTP Başkanı Ahmet Türk'le, bacanağı ve MHP Adıyaman 1. sıra adayı Mehmet Toprak'ın birinin Kürtçülük, ötekinin Türkçülük yapması, herhalde pek çok şeyi izah etmektedir!

Oysa Saadet Partisi en gerekli ve gerçekçi bir Milli ve siyasi hizmet üstlenmişlerdir.

Siyaset sadece oy alıp iktidar nimetlerinden yarar sağlamak değil, ülke sorunlarını ve çözüm yollarını ortaya koymak ve halkımızı uyarmak görevidir.

Seçimin hemen ardından, Saadet partisini Erbakan Hoca'nın güdümünden ve asli çizgisinden koparma gayretleri de yine İsrail ve masonik destekli bir girişimdir.

Ve Milli Görüş'ün sağlam ve çekirdek kadrosunu eritme ve etkisizleştirme niyetidir.

DTP'den AKP'ye ve Türkiye'ye tehdit yükselmektedir!

DTP Genel Merkezi açıklamada, Başbakan Erdoğan'ın, "DTP'lilere randevu vermem" açıklamasına tepki gösterilerek, "Bizim böyle bir talebimiz olmamıştır. Kaldı ki, 22 Temmuz seçimlerinden sonra büyük olasılıkla biz değil, kendisi randevu isteyecektir. Yakın zamanda ciddi bir tutarsızlığa düşmemek açısından herkese söylemlerinde daha dikkatli ve hassas olmasını tavsiye ederiz" yanıtı verilmiştir.

DTP, Türkiye'de ciddi bir sorun olan Kürt sorununun demokratik çözümünde Kürt halkının iradesiyle muhatap durumuna geldiğini iddia ettiği açıklamada: "Kürt sorununu DTP ile çözmem, randevu vermem" demek, "Kürt sorununu görmezden gelmekte ısrar ederim ve kan akmaya devam eder" demekle eş değer olduğunu söyleyerek AKP'yi ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini tehdit etmiştir.

Zaman Gazetesinde Bejan Matur'un küstahça itirafları ilginçtir:

"Kürt seçmenini Mecliste: Kürtlüğe dayalı siyasetiyle sistem dışına itilen DTP ile dinî hassasiyetleri nedeniyle sistemden dışlanmak istenen AKP temsil edecektir.

Sistemin, Kürt seçmene, siyasal kültürümüzün o manidar ifadesiyle 'bölge insanına' bakış açısının ne kadar sorunlu olduğuna dair son; ama belki de en tehlikeli örnek Genelkurmay Başkanı'nın açıklamalarıydı. Büyükanıt Paşa, basın toplantılarının birinde, bölgede teröre verilen desteğin ne boyutlarda olduğunu anlatırken 'işbirlikçiler' kavramını kullandı. Bildiğim kadarıyla PKK'nın bölgede bulduğu desteğin 'yardım ve yataklık' değil de işbirlikçilik kavramıyla değerlendirilmesine ilk kez şahit oluyoruz. Yine bildiğim kadarıyla Türk hukuk sisteminde 'işbirlikçilik' diye bir suç tanımı da yok. İşbirlikçilik hukuki bir niteliği olmayan, sol ideoloji kökenli bir jargon. Hukuki ve sosyal bilimsel bir kavram değil. Ama ne gam… Siyaset dünyamız, ülkenin temel siyasal ve toplumsal sorunlarını böylesi tehlikeli kavramlarla tartışabiliyor. İşin tuhafı pek kimseden de soruna bu kavram çerçevesinde yaklaşılmasına tepki gelmiyor. İşbirlikçi olmaktan korktuğumuz için mi?"10[7]

Erbakan Hocanın:

"Bu seçim değil, ülkemizin ve devletimizin var olma ve yok olma meselesidir" dediği kaotik ve kritik süreç daha da derinleşmektedir.

Talabani'nin Irak'ın başına geçirilmesi, Kuzey Irak'ın Barzani'ye teslim edilmesi ile tescilli teröristlerin Türkiye Büyük Millet Meclisine girmesi ve Leyla Zana'nın Kürdistan eyaletini istemesi aynı şeydir. Milletimizin ve Milli Güçlerin artık harekete geçmesi gerekir.

Beyin yıkama metotlarına bir örnektir:

Atom fizikiyle ilgili çok önemli sırlara ve formüllere sahip bir Rus bilim adamını, Amerikalılar kaçırıyor.. Ancak bir türlü o bilgileri ondan alınamıyor! İşkence ve rüşvet para etmiyor.

Bunun üzerine Onun odası sanal bir stüdyoya çevriliyor. Sürekli radyo haberleri ve televizyon görüntüleriyle, Almanya ile Rusya arasında bir savaş çıktığı, Rusya'nın ve o kendi kasabasının tamamen yakılıp yıkıldığı ve artık bu bilgileri saklamanın bir anlamı kalmadığı kanaati Onun kafasına yerleştiriliyor ve sonunda kendi rızasıyla gidip yetkililere bu sırları teslim ediyor.

Bu nasıl bir çelişkidir?

AKP'nin kazanmasından dolayı:

  • ABD ve Yahudi Lobileri seviniyor.
  • Türkiye ve İslam düşmanı Avrupa Ülkeleri bayram ediyor.
  • IMF, Dünya Bankası gibi Küresel sömürü merkezleri alkışlıyor.
  • Barzani arayıp tebrik ediyor. İmralı'dan selam geliyor.
  • TÜSİAD gibi tefeci ve rantiyeci baronların dernekleri davul zurna çaldırıyor.
  • Ve dahi dindar ve muhafazakar vatandaş kutlama törenleri yapıyor!?

Bu tablodaki tezat ve eşyanın tabiatına aykırılık açıkça sırıtıyor!…

Recep T. Erdoğan Barbar Batı ile Katolik nikâhı kıymaya hazırlanıyor ve maalesef narkozlanmış, hipnotizma ile bayıltılmış milyonlar da kutlamaya katılıyor!

Bizim orada bir düğünü seyreden köyün delisi:

"Yahu evlenen iki kişi, ama boşuna sevinip eğlenen bin kişi! Birde bana deli deniyor" sözleriyle hayretini belirtiyor.

MHP'ye biçilen misyon nedir?

Siyonist güçler, ABD'de olduğu gibi, iki partili bir sistemi daha rahat kontrol edebildikleri için, Türkiye'de de böyle bir düzenlemeyi tezgâhlamıştır.

MHP ise, ülkenin felakete sürüklenmesine karşı çıkacak Milli duyarlılıkları bastırmak üzere, Meclise taşınmıştır.

  • Türkiye'yi 40 milyar dolarlık tahkim davaları bekliyor
  • Tüm Milli ve stratejik kurumlarımız elden çıkarılıyor
  • Maliye bakanı "Ya hu ne komünist bir devletmişiz. KİT'leri satıyoruz, satıyoruz bitmiyor" diye sırıtıyor.
  • İç ve dış borç toplamı 500 milyar dolara yaklaşıyor.
  • Ailevi çözülüş ve ahlaki çöküş süreci yaşanıyor.
  • Türkiye AB'ye eyalet, İsrail'e vilayet yapılmak üzere, Sevr'in tatbikatı yürütülüyor!

Yani "Türkiye'nin var olma veya yok olma" tehlikesi devam ediyor.

Ve: "Sensiz olmuyor.. Bu böyle gitmez.." çığlıkları hala yankılanıyor.

Kuzey Irak Müdahalesi ve Siyonist Avivi'nin sözleri:

a) TSK'nın ve Milli Savunma ve strateji uzmanlarının Kuzey Irak'a mutlaka müdahale gereği ve gerekçeleri ve hükümetten talepleri devam etmektedir.

b) Ve maalesef, üstelik Kürt aşiret reisleri ve kukla Irak yönetimi Türkiye'ye nota üstüne nota vermektedir. Kuzey Irak bitti şimdi Kerkük elden gitmek üzeredir.

  • İsrail Dışişleri Bakanı Müsteşarlığına atanıp Türkiye'den ayrılan Ankara Büyükelçisi Pinhas Avivi; Milliyet Gazetesine verdiği demeçte: "AKP ile aynı çıkarları savunuyoruz" diyor. Ve zaten Recep T. Erdoğan BOP'un eş başkanlığını yürütüyor.
  • ü Avivi; "Başlangıçta AKP ile ilişkimiz bir 'aşk hikâyesi' değildi. Zaman içinde 'sevgi'yi yakaladık. Birçok konuda aynı anda, aynı çıkarları savunuyoruz. Hükümetlerin değişmesiyle, ülkelerin uluslararası çıkarları değişmez. 23 Temmuz'da başbakanlık koltuğuna oturacak her lider İsrail'le ilişkinin önemini kavrayacaktır" ifadelerini kullanıyor. Avivi, "Suriye ile mesajlaşmamızda Türkiye çok yardımcı oldu. Gazetelerde pek yer almadı, ama, en hayati anlarda bir mesaj gönderileceği ya da alınacağı durumlarda Türkiye devreye girdi" diye konuşuyor. Avivi, İran'a yönelik tehdit dolu açıklamalar yapıyor. "İran'ın şu anda kimseden destek almaması gerekir. Nükleer silah yapma bilgisine aylarla ölçülebilecek bir sürede erişecekler. Onlara yapılacak en iyi yardım, bir an önce nükleer silahtan vazgeçmeleri gerektiğini anlatmak. Nükleer silah sadece bizi değil, Avrupa'yı ve Türkiye'yi de tehdit eder. Yapılanların artık yeterli olmadığı bir an gelecek ve dünya yaptırımla olmazsa, başka yollarla onları durdurmak zorunda kalacak" diyerek yeni hükümetin kulağını çekiyor.

Sonuç: AKP eliyle yeni Meclise; 23 PKK yanlısı, 26 Barzani kuklası, 125 Rantiyeci ve devlet dolandırıcısı, 105 tane de Fetullahçı, Amerikan İslamcısı ve tarikat istismarcısı girmiştir.

Behiç Kılıç'ın hatırlattığı gibi:

Atatürk diyor ki: "Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi, gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir. Ve bu despotluk; bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclisler öyle kararlar alabilir ki; bu kararlar, ulusun yaşamına, giderilmesi imkansız zararlar verebilir"

Mustafa Kemal Atatürk böyle demiştir ve mutlaka bu sözleri bilerek sarf etmiştir.

Özetle, 22 Temmuz seçimleri Türkiye'yi Ilımlı İslam'a dönüştürme gayretleri için bir milattır. Seçim sonuçları, ABD çıkarları açısından bir devrim(!) olarak ta tanımlanacak bir başarıdır.

Kırgızistan'daki, Ukrayna'daki, Gürcistan'daki gibi bir devrim niteliği taşımaktadır. Ancak, amacı Türkiye'de sosyal dokuyu değiştirmek, Türkiye'yi Ilımlı İslam'a dönüştürmek olan bu sinsi Siyonist devrim tutmayacaktır. Adını koymak gerekirse, demokratik yöntemlerle gerçekleştirilmiş ve Türkiye'yi Büyük İsrail'e eyalet yapmayı hedeflemiş olan bu hainlerin hezimetiyle sonuçlanacaktır.

Erbakan Hoca'nın Altınoluk'taki Cuma Sohbeti oldukça önemliydi ve bu seçimin manipilasyon şifrelerini çözmekteydi.

"AKP rüzgârı beş olaydan kaynaklandı"

Milletin estirilen suni bir rüzgâra kapılarak AKP'yi tekrar iktidara getirdiğini ifade eden Erbakan Hoca: "Bu rüzgâr seçimden önceki 5 olaydan meydana gelmiştir: Birincisi. Cumhurbaşkanının davranışları. Halk sesini çıkartmıyor ama; bu davranışları da kabul etmiyor. Yok, kamusal alanmış, başörtüsüyle girilmezmiş. ‘Halk içinden: yahu sizin başka işiniz gücünüz yok mu?' diyor. Diğer bazı tavırları da milleti kızdırıyor, bu kızgınlıklar birikiyor birikiyor ve millet buna karşı patlama noktasına geliyor. İkincisi, Genelkurmay'ın gece yarısı yapmış olduğu açıklama. Ne açıklaması bu? Bir müddet evvel kutlu doğum haftası münasebetiyle; ilkokul çocuklarının bazıları başlarını örtmüşler, ilahiler söyleyerek Kutlu Doğum'a katılmışlar. Ne var bunda? Kıbrıs elden gitmiş Avrupa'ya girmiş. Terör almış yürümüş, ülke parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş. Siz Genelkurmaysınız, bu meselelerle meşgul olacağınıza bunların hiç birini dert edinmeyip, çocukların ilahi okuduğundan, başörtüsü taktığından bahsederseniz; o takdirde köy kahvesinde oturan Ahmet bunun karşısında belki bir şey yapmaz, amma yutkunur ve içinde isyan duygusu uyanır. Üçüncüsü, bu YÖK"ün ikide bir yaptığı çıkışları. (İmam Hatiplileri ve başörtülüleri hedef alan tavırları halkımızdan asla rağbet görmüyor, nefret topluyor.) Ama bir yandan halk bunun birikimi karşısında yavaş yavaş patlama noktasına geliyor. Dördüncüsü, bu CHP genel Başkanı Deniz Baykal"ın abuk sabuk konuşmaları (halkımızı üzüp ürküterek AKP'ye mecbur ve mahkum hale getiriyor) ve beşinci olay ise, şu bildiğimiz Laiklik mitingleri. (bahanesiyle milletin inancına hakaret edilmeye kalkışılıyor.) O televizyonda halk 2 sene evvel Endenozya'daki, Filipinlerdeki Tsunamileri gördü. Unutmuyor. Denizden dalgalar gelmiş, adamın evini sürüklüyor, arabasını sürüklüyor, kendisini sürükleyip götürüyor; binlerce, yüz binlerce insan ölüyor! Halk Bunları televizyondan seyrediyor, kahvede oturan Ahmet'in hafızasından silinmiyor. Dalgaları unutmuyor. (Yani sosyal gafletlerin, doğal felaketlere dönüşüp; depremler ve dalgalar şeklinde bizi kuşattığını düşünüyor) İşte bu 5 olaydan dolayı halk bunların etkisiyle kendisini koruyacak bir kalkan aradı." 11[8]

Ve o şaşkınlıkla yanlış bir adrese; AKP'ye sığındı.


[1] 25.07.2007 / Sh:4 / Hakan Gülyüz

[2] 28.07.2007 / Tercüman / Behiç Kılıç

[3] http://www.internethaber.com/ / 05.08.2007

[4] 31.07.2007 / Hasan Ünal / Milli Gazete

[5] (aa)

[6] 25.07.2005 / NTV 13.00 Haberleri

[7] 08.07.2007 / Zaman

[8] Milli Gazete / 05.08.2007

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...