YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69f1f2179b2ec
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 3 4
Bugün : 28410
Dün : 51201
Bu ay : 1643851
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53788909
IP'niz : 216.73.217.47

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

NELER ETTİN, NEFSİM BANA!

Hayat çetin, bir imtihan
Neler ettin, nefsim bana…
Kur’an’la buldum itminan
Neler ettin, nefsim bana…

Tehlikeymiş, cahil nefis
Ne hainmiş, gafil nefis
Hem zalimmiş, kâfir nefis
Neler ettin, nefsim bana…

Riyakârsın, münafıksın
Şeytan ile, muvafıksın
Zevke tapan bir sapıksın
Neler ettin, nefsim bana…

Aldanıp sana kandıkça
Utanırım her andıkça
Mahcup ve mahzun yandıkça
Neler ettin, nefsim bana…

Hayr deyip şerre gidersin
Şeytandan alırsın dersin
Hesap gününde nedersin
Neler ettin, nefsim bana…

Utançtan yüzüm kasarım
Aşikâr olsa asarım
Kur’an’a elim basarım
Neler ettin, nefsim bana…

Zulmedip aldım kargışlar
Suçuma şaşar yargıçlar
Ya Rab gayrı, kim bağışlar
Neler ettin, nefsim bana…

Halt işlettin, neden niçin
Çok pişmanım, yanar içim
Lütfun kessen, Ey Dost hiçim
Neler ettin, nefsim bana…

Her an farklı, biçimdeymiş
Baş düşmanım, içimdeymiş
İman; doğru seçimdeymiş
Neler ettin, nefsim bana…

Gazap gurur, hata kusur
Gönül kırdım, bozdum huzur
Hakka asi, halka muzur
Neler ettin, nefsim bana…

Kaç defa şaştım Kâbe’mi
Bin kere bozdum tevbemi
Affedip Rabbim, sev beni
Neler ettin, nefsim bana…

Yalan kattım, dediğime
Haram kattım, yediğime
Zarar açtım, sevdiğime
Neler ettin, nefsim bana…

Bâtıl peşinde koşturdun
Çıkar makamla coşturdun
Gece yatıp, gün boş durdun
Neler ettin, nefsim bana…

Ne Kerimsin, Ulu Şahım
Settar Gaffar, Padişahım
Kurban Sana, baş Allah’ım
Neler ettin, nefsim bana…

Şimdi koca, ömrüm kayıp
Şerre uydum, Hak’tan cayıp
Yeter artık, utan ayıp
Neler ettin, nefsim bana… 

Hidayet duyur Allah’ım
İnayet buyur Allah’ım
Su uyur Şeytan külahım
Neler ettin, nefsim bana…

5 14 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Rahmet PAKGÜL

Rahmet PAKGÜL

Subscribe
Bildir
4 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Bu dünya hayatı, kısa bir imtihan yeridir. Nefsini terbiye edip, Kur’an-ı rehber ve Resulullahı örnek edinene, ahiret için münbit bir tarla konumundadır.
.

İnsan, cenneti de cehennemi de kendi seçer. Baş düşmanımız olan şeytana ve olmadık kuruntularla vesvese verdiği nefsimize karşı galip gelirsek ve bilinçli bir tercih ile tahkiki imana ulaşırsak, dünya ve ahiret saadetine nail oluruz.
.

Mümin ne aldatan ne de aldanandır. O daima şerre fren, hayra motordur.
.

Bizim için cehalet, gaflet ve de özellikle hıyanet, en büyük tehlikedir. Nankörlük, en başta kendi nefsimize yapılan büyük bir zulümdür.
.

Bizi felakete sürükleyecek olan; gurur, kibir ve hakka karşı asiliktir. Fitne ve fücurla vicdanımızı karartmaktır.
.

Bizim en büyük şansımız; her ne günah işlersek işleyelim, samimi bir pişmanlıkla tevbe edince, sonsuz bağışlama sahibi olan Rabbimizin merhametidir.
.

Bizi huzura kavuşturacak olan, şeytanın ve nefsimizin hilelerine karşı uyanık bir şekilde, Rabbimizin rızası doğrultusunda ihlas ile yapacağımız ibadet ve hizmetlerdir.

İçsel Devletin Anatomisi. Ruhun Sürgünü ve Nefsin İhtilali…

İnsan ruhu, farklı birimlerin çalıştığı devasa bir “içsel devlet” gibidir. Bu devletin huzuru, birimlerin hiyerarşisine bağlıdır. Şiirde dile getirilen sitem, aslında bu devletin yönetiminde yaşanan bir otorite kaybının feryadıdır. 

Bu içsel devleti bir yönetim şeması gibi ele aldığımızda; şiirdeki her sitem, aslında sistemdeki bir birimin görevini kötüye kullanması üzerine yazılmış bir “Manevi Muhasebe Raporu” niteliği kazanır

Devletin Asıl Hükümdarı; Ruh

Bu içsel devletin başındaki meşru hükümdar Ruhtur. Kur’an’da “Ona (insana) şekil verip ruhumdan üflediğim zaman…” (Hicr, 29) ayetiyle belirtildiği üzere; ruh, insanın biyolojik yapısını aşan, doğrudan İlahi kaynağa bağlı olan “Sistem Kurucu” cevherdir. 

Devletin diğer tüm birimleri (akıl, kalp, nefis), Ruh’un bu dünya imtihanını başarıyla tamamlayabilmesi için ona verilmiş teçhizat ve hizmet birimleridir. 

Şiirdeki o derin sızlanış, asıl hükümdar olan Ruh’un, kendi veziri (Nefis) tarafından yetkilerinin gasp edilip esir düşürülmesinin acı bir feryadıdır. İnsanın huzuru, ancak Ruh’un yönetimi tekrar ele alıp nefsi, hakikate hizmet eden bir “kul” seviyesine indirmesiyle mümkündür.

“Neler ettin nefsim bana” feryadı, tahtı gasp edilmiş meşru hükümdarın, zindandan yükselen İstifade ve İtiraz Raporudur.

1-Dış Odaklar ve İstihbarat; Şeytan

İnsanın manevi imtihanı, statik bir durum değil, saniyeler içinde binlerce kararın verildiği dinamik bir yönetim sürecidir. Bu sürecin en dış halkasında, sisteme ilk sızıntıyı yapan, tabiri caizse “Yabancı İstihbarat Servisi” gibi çalışan odak Şeytan’dır. Ancak Şeytan’ı sadece korkutucu bir figür olarak değil, içsel hükümetin dengelerini bozan bir “Vesvese ve İllüzyon Merkezi” olarak okumak gerekir.

Kur’an-ı Kerim de İbrahim Suresi 22. ayette, mahşer günü Şeytan’ın yapacağı o meşhur savunma, içsel hükümetin işleyişine dair en büyük sırrı verir “Benim sizin üzerinizde bir hakimiyetim (zorlayıcı gücüm) yoktu; ben sadece sizi çağırdım, siz de bana uydunuz.” Bu ifade, Şeytan’ın hükümet içindeki rolünün bir “yürütme” değil, bir “teklif ve propaganda” rolü olduğunu kanıtlar. 

Şeytan’ın en büyük başarısı, varlığını ve oyunlarını unutturmasıdır. İnsan, “Bunu ben düşündüm” dediği an, Şeytan’ın fısıltısını kendi sesi sanmaya başlamış demektir.
Şeytan, insan sisteminin dışındaki bir “radyo vericisi” gibidir; sürekli fısıldar (vesvese verir). Ancak şeytanın doğrudan insan üzerinde bir yaptırım gücü yoktur. 

Şeytanın başarısı, içerideki Nefis adlı “alıcıyı” uyandırmasındandır. Dışarıdaki düşman ancak içerideki zayıflıkları kullanarak sızabilir.

2- İcraat ve İştah Bakanlığı; Nefis

Nefis, insanın varlığını ayakta tutan hayati bir enerji kaynağı iken, denetimsiz kaldığında tüm içsel sistemi kendi bencil arzularının kölesi haline getiren bir “hükümet içi muhalefet”ten daha fazlasıdır; o, sistemin yönetimini ele geçirmeye çalışan, kendi ilahlığını ilan eden bir “gölge hükümet”tir.

Kur’an-ı Kerim, Yusuf Suresi 53. ayette nefsin bu tehlikeli karakterini şu ifadeyle tanımlar: “…Şüphesiz nefis, şiddetle kötülüğü emreder.” Burada nefsin “emreden” vasfı, onun sadece bir istek mekanizması değil, bir irade gaspçısı olduğunu gösterir. 

Nefis, bir bakanlık gibi görevini yapmakla yetinmez; aklın, iradenin ve kalbin kürsüsüne oturarak “Ben ne dersem o olur” diyen otoriter bir yönetim tarzı benimser. Nefsin en büyük yalanı, insanın ihtiyaçlarını “mutlak hak” gibi göstermesi ve bu hakların önündeki her türlü ahlaki engeli (vicdanı, kanunları, ilahi sınırları) “özgürlüğe vurulan pranga” olarak etiketlemesidir.

3-Propaganda ve Medya Bürosu; Hayal ve Vehim

İçsel hükümetin işleyişinde kararlar sadece kuru mantıkla alınmaz; kararların rengini, kokusunu ve çekiciliğini belirleyen bir “Propaganda ve Medya Bürosu” vardır. Burası Hayal ve Vehim dairesidir. 

Bu büronun en tehlikeli özelliği, “Geçiciyi Ebedi Gösterme” hilesidir. Nefis, hayal gücünü kullanarak insanın ölüm gerçeğini unutmasını sağlar. Gençliği hiç bitmeyecek, makamı hiç sarsılmayacak, günahı hiç fark edilmeyecekmiş gibi bir illüzyon yaratır. 

İnsan, “Neler ettin nefsim bana” diye sızlanırken aslında bu büronun çektiği sahte “mutluluk filmlerine” nasıl kandığını, o pembe yalanların arkasındaki gri uçurumu nasıl göremediğini itiraf etmektedir.

İçsel hükümetin selameti için bu “Propaganda Bürosu”nun denetlenmesi şarttır. Hayal, eğer Vahiy ve Akıl rehberliğinde kullanılırsa, insanı “Cennet özlemi” gibi yüce hedeflere taşır. Ancak nefsin emrine girerse, sadece seraplar üretir. 

Unutulmamalıdır ki; nefis, bu büronun ürettiği sahte görsellerle aklı uyuşturur ve iradeyi yanlış yöne sevk eder.

4-Savunma Avukatlığı ve Lojistik; Zekâ

Eğer nefis hükümetin iştahı, hayal ise o iştahın reklam ajansıysa; zekâ da o arzuya ulaşmak için gereken yol haritasını çizen mühendis ve yakalandığında suçsuz olduğunu kanıtlamaya çalışan kurnaz avukattır.

Zekânın hükümet içindeki ilk görevi Lojistiktir. Nefis bir hedef belirlediğinde (makam, para, haz), zekâ hemen devreye girer: “Ona nasıl ulaşırız? Hangi yolları kullanmalıyız? Kimleri aracı kılmalıyız? Nasıl yaparım?” sorularına en hızlı ve pratik cevapları üretir. 

Zekâ, ahlaki sınırları gözetmeksizin sadece hedefe kilitlenir. Eğer bu zeka vicdanın denetiminde değilse, insanı “başarı” uğruna her türlü ilkesizliğe sürükleyen bir motora dönüşür.

5-Denetleme ve Muhakeme Kurulu; Akıl

Kur’an-ı Kerim’in sürekli “Hiç akletmez misiniz?” diyerek işaret ettiği Akıl, hükümetin en üst düzey “Denetleme ve Muhakeme Kurulu”dur. 

Zekâ “nasıl yaparım?” sorusunun peşindeyken, akıl “neden yapmalıyım?” ve “bunun sonu ne olur?” sorularını masaya yatırır.

Rahmetli Erbakan Hocamın dediği gibi “akıl bir işin sonunu düşünmektir”.

Akıl, sadece dünyevi sonuçları değil, manevi sonuçları da hesaplar. Kur’an’ın bize öğrettiği “Hikmet”, aklın ulaştığı en üst mertebedir. Hikmet sahibi bir akıl, hayatı tek bir anlık hazdan ibaret görmez; onu bir bütünlük içinde, başlangıcıyla ve sonuyla (ebediyetle) değerlendirir. 

Nefis, “Dünya bir oyun ve eğlenceden ibarettir” derken; Akıl, “Dünya bir tarla ve imtihan meydanıdır” diyerek hükmü verir.

6-Kurucu Anayasa; Fıtrat

İçsel hükümetin işleyişinde Fıtrat, hükümetin kuruluş amacını ve çalışma esaslarını belirleyen “Değişmez Temel Anayasa”dır. 

Kur’an-ı Kerim’in “O halde sen yüzünü, bir hanif olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir” (Rum, 30) ayeti, bu anayasanın insan ruhuna işlenmiş asli kodlar olduğunu ilan eder. Fıtrat, insanın “nasıl yaşaması gerektiğini” belirleyen, dışarıdan öğrenilen değil, içeriden fışkıran o saf hakikat bilgisidir.

Fıtrat, insanın yaratılışındaki saf iyiliğe, adalete ve hakikate olan o derin özlemdir. Bir insan günah işlediğinde duyduğu o açıklanamaz huzursuzluk, aslında fıtratın “Anayasaya Aykırı Eylem” raporudur. Nefis, zekâyı kullanarak “Bu suç değil, bu bir ihtiyaç” diye kendini savunsa da, fıtratın o sessiz ve derin sesi, yapılan eylemin yaratılış kodlarına aykırı olduğunu fısıldar.

7-Anayasa Mahkemesi; Vicdan

İçsel hükümetin işleyişinde Vicdan, nefsin arzularını, zekânın mazeretlerini ve aklın muhakemelerini bir terazide tartıp nihai hükmü veren “İlahi Adalet Odaklı Yargı Birimi”dir. 

Vicdan, hükümetin hem “Denetim” hem de “Yargılama” makamıdır. Bir eylem henüz gerçekleşmeden önce “İhtar” mekanizmasını çalıştırır; eylem gerçekleştikten sonra ise “Hüküm ve Ceza” (vicdan azabı) mekanizmasını devreye sokar. 

İnsan, vicdanın sesini duymazdan geldiğinde veya nefsin dayattığı “anlık çıkarlar” uğruna onu susturduğunda, sistemdeki yargı birimi “devre dışı” kalmış demektir. Kur’an-ı Kerim’de “…kalpleri mühürlenmiş” (Bakara, 7) ifadesi, aslında vicdanın o ihtar mekanizmasının artık işlevsiz hale geldiği bir durumu betimler. 

Nefis, hükümetin başına geçtiğinde ilk iş olarak “Anayasa Mahkemesi”ni (Vicdan) işlevsiz kılmak için ona “Gaflet ve Ülfet” narkozu verir. İnsan artık yanlış yaparken huzursuzluk duymamaya başladığında, içsel hükümetin en büyük koruyucusunu kaybetmiş demektir.

8- Narkoz ve Uyuşturucu Birimi; Ülfet ve Gaflet

Nefis ve Şeytan, aklın mizanını ve vicdanın yargı yetkisini doğrudan yok edemezler; bunun yerine sistemi yavaş yavaş “uyuşturarak” direncini kırarlar.

Ülfet, bir yanlışı sürekli yaparak onu “normal” kabul etme halidir. İnsan bir günahı veya yanlış bir kararı ilk kez verdiğinde, vicdanı (Anayasa Mahkemesi) ayağa kalkar, ihtar verir, huzursuz eder. Ancak nefis, aynı hatayı tekrarlatarak ülfet perdesini indirir. Zamanla o “yanlış”, hükümetin “rutin işleyişi” haline gelir.

Gaflet ise, insanın “Ebedi bir yolcu” olduğunu unutup, sanki dünya hayatının sonu yokmuşçasına yaşamasıdır. Gaflet içindeki bir hükümet, “Vakit” kavramını yitirir. İnsan, kendi içsel dünyasının sorumluluğunu unutup, dış dünyanın karmaşasında kaybolur. Gaflet, aklın “hakikat” üzerine odaklanmasını engelleyen bir sis tabakasıdır.

9- Enerji ve Yakıt Bakanlığı; Muhabbet

İçsel hükümetin işleyişinde Muhabbet (Sevgi), sistemin tüm çarklarını döndüren tek temel enerjidir. Nefis, akıl ve vicdan birer mekanizma olsa da, onları “harekete geçiren” şey kuru bir mantık değil, kalbin “neyi sevdiği”dir. 

Muhabbet, hükümetin hangi yöne evrileceğini belirleyen “Duygusal Tayin Birimi”dir. İnsan, neye muhabbet beslerse, bütün içsel bürokrasiyi onun hizmetine adar.

Eğer kalp, Nefse ve dünyaya karşı bir muhabbet besliyorsa; zekâ derhal o arzulara kılıf uydurmaya başlar, hayal bürosu o arzuları süsler, irade de o yöne koşar. Yani, bir insanın neyi sevdiği, onun içsel hükümetinin “dış politikasını” ve “iç önceliklerini” tayin eder. 

Muhabbetin yönü değiştiğinde, tüm hükümetin hiyerarşisi yerle bir olur ve yeniden kurulur.

10- Sultanlık Makamı (Başkent); Kalp

Kur’an-ı Kerim’de kalp, biyolojik bir pompanın ötesinde; idrak eden, fıkheden (derinlemesine anlayan), mutmain olan veya mühürlenen bir “manevi cevher” olarak tanımlanır. Bu makam, bir yanıyla süfli aleme (nefse), diğer yanıyla ulvi aleme (ruha) bakar. 

Eğer bu hükümette akıl bir vezir, vicdan bir yargıç ise; kalp, son sözü söyleyen ve iradeye “infaz” emrini veren sultandır.

Kalp bazen “Selim” (tertemiz, kusursuz) bir haldedir ki bu, hükümetin en ideal yönetim biçimidir. Bazen de “Marazlı” (hastalık) içindedir.

Nefis, hükümetin merkezine sızmak için kalbi “şüphe, şehvet ve dünya sevgisi” ile hastalandırmaya çalışır.

Kalp, hükümetin “Anlamlandırma Bürosu”dur. Bir eylemin sadece şekline değil, ruhuna (niyetine) o karar verir. Bu yüzden, amellerin değeri hükümetin dış görünüşünde değil, kalbin o amale yüklediği gizli “niyet” kodunda saklıdır.

11- Yürütme (İmza Yetkisi); İrade

İçsel hükümetin işleyişinde İrade (Cüz-i İrade), nefsin baskıları, aklın mizanı ve vicdanın ihtarları arasında sıkışmış olan insanın, bir yöne meyledip “Ol!” dediği noktadır. Kur’an-ı Kerim, insanı diğer varlıklardan ayıran bu muazzam gücü, sorumluluğun (emanetin) temel şartı olarak görür. 

“Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin” (Kehf, 29) ayeti, hükümetin en üst icra makamı olan iradenin “özgür seçim” yetkisini ilan eder.

İrade, tek başına bilgi üretmez veya arzu doğurmaz. O, önüne gelen “yasa tasarılarından” (fikirler ve istekler) birini seçip onaylayan bir mühürdür. Nefis bir günahı süslediğinde ve zekâ onu makul kıldığında, irade bu baskı altında bir seçim yapmak zorundadır. İradeyi bir “kas” gibi düşünebiliriz; ne kadar çok fıtrat anayasasına uygun kararlar verirse o kadar güçlenir; ne kadar çok nefsin emrine girerse o kadar zayıflar ve sonunda nefsin “otomatik onaylayıcısı” haline gelir.

İnsan iradesi müstakil ve sınırsız değildir. Kul bir şeyi murad eder (seçer), Allah ise onu halk eder (yaratır). Hükümetin içinde alınan bir karar, ancak “Küllî İrade”nin izniyle eyleme dökülür. Buradaki sır; insanın seçiminden sorumlu olması, sonucun ise Allah’ın takdirinde olmasıdır. Nefis, iradeyi kandırırken sanki “her şeyin tek hakimi sensin” yalanını söyler. Oysa irade, bir “emanetçi”dir ve bu emaneti kimin yolunda kullandığından hesaba çekilecektir.

12- Kozmik Veri Merkezi: Hafıza ve Kayıt

İçsel hükümetin işleyişinde Hafıza ve Kayıt birimi, sadece insanın zihnindeki biyolojik hatıralar değil, Kur’an-ı Kerim’in “Sağında ve solunda oturmuş iki melek (Kâtip) kaydediyor” ayetiyle işaret ettiği, insanın her nefesini, her niyetini ve her eylemini donduran “ilahi kayıt sistemi”dir. İnsan nefsinin oyunlarına ve zekânın mazeretlerine kanıp “kimse görmüyor, kimse duymuyor” diye düşündüğünde, hükümetin bu “Gizli Arşiv” birimi tıkır tıkır çalışmaya devam eder.

Nefis, bazen küçük günahları “önemsiz” diyerek zekâ aracılığıyla unutturmaya çalışır. Ancak bu kayıt merkezinde sadece eylemler değil, eylemin niyeti ve eyleme giden süreç de kaydedilir. 

Kur’an, “Onların yaptıkları her şey defterlerde kayıtlıdır. Küçük, büyük her şey satır satır yazılmıştır” (Kamer, 52-53) diye öğüt verir.

13- Bakım ve Geri Dönüşüm Birimi: Tevbe ve Zikir

İçsel hükümetin işleyişinde Tevbe ve Zikir, sistemin “Antivirüs” yazılımı ve “Format” (sistemi sıfırlama/yenileme) birimidir. Nefis ve Şeytan’ın iş birliğiyle hükümete sızan vesveseler, hayallerin kirliliği, zekânın ürettiği mazeretler ve vicdanın üzerine çöken gaflet tozları, hükümeti zamanla hantallaştırır. Tevbe ve Zikir, bu birikmiş “negatif veri”yi temizleyen ve sistemi Fıtrat ayarlarına geri döndüren tek yetkili mercidir.

Tevbe, sadece bir özür dileme eylemi değil, hükümetin “İrade”yi nefsin emrinden alıp yeniden Hakka bağlama sözleşmesidir. Nefis, hata yapıldığında “Artık çok geç, sistem bozuldu, dosyalar silinmez” diyerek iradeyi “Yeis”e (ümitsizliğe) sevk eder. Oysa Tevbe, Allah’ın “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır” (A’raf, 156) vaadiyle çalışan bir ilahi lütuftur. 

Zikir, hükümetin tüm birimlerini “Allah’ın huzurunda” olma bilinciyle (İhsan) hizaya getirmektir. Zikir bittiğinde, sistemin “Heva ve Heves” (Nefis) birimi yönetimi ele geçirir. Zikir başladığında ise, “Akıl” ve “Kalp” yeniden uyanır. 

Zikir, kalbin üzerine çöken o pas tabakasını silen, onu parlatıp aynaya dönüştüren tek frekanstır. İnsan zikrettiği sürece, hükümetin “Propaganda Bürosu” olan Hayal ve Vehim susturulur ve Hakikat tecelli eder.

14-Görev Süresi ve Devir-Teslim: Vakit ve Ölüm

İçsel hükümetin işleyişinde Vakit, sınırları belli bir “geçici yetki”dir. 

Kur’an-ı Kerim’in “Her ümmetin bir eceli vardır; ecelleri geldiğinde onu ne bir an erteleyebilirler ne de öne alabilirler” (A’raf, 34) ayeti, hükümetin “yönetim süresinin” mutlak olduğunu ilan eder. 

Nefis, hükümeti sonsuza kadar elinde tutacakmış gibi davranır. Oysa vakit, hükümetin en hızlı tükenen kaynağıdır.

Vakit, insanın kendi “içsel hükümetini” kurması, nefsi terbiye etmesi ve Rabbine kul olması için tanınmış bir “hazırlık süresi”dir. İnsanın her nefesi, bu hükümetin bir “bütçe kalemidir”. Nefis, bu bütçeyi “şehvet ve gaflet” projelerine harcatırken; Akıl ve Vicdan, bu bütçeyi “ebedi saadet” yatırımlarına yönlendirmek ister. 

İnsan, “Neler ettin nefsim bana” diye feryadını yükselttiğinde, aslında hükümetin süresinin (vakitin) nasıl çarçur edildiğinin, en kıymetli hazinenin nasıl ucuz arzulara harcandığının acı muhasebesini yapmaktadır.

Ölüm, içsel hükümetin tüm yetkilerinin son bulduğu ve “Kayıt” birimindeki dosyaların üst makama (Yüce Divan’a) gönderildiği o devir-teslim anıdır. 

Bu uzun yolculuğun sonunda, nefsi terbiye edilen, zekâsı fıtratına boyun eğen, kalbi zikirle mutmain olan insan için Kur’an müjdeyi verir: “Ey huzura ermiş (mutmainne) nefis! Dön Rabbine, sen O’ndan razı, O da senden razı olarak” (Fecr, 27-28).

Selam ve dua ile…

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

Ki; (kıyamet ve mahşerde) kişi o gün, kendi öz kardeşinden kaçacaktır; Annesinden ve babasından (uzak duracaktır), Eşinden ve çocuklarından (kaçıp ayrılacaktır; ki onlara karşı sorumluluklarını yapmamıştır). Çünkü o gün, herkesin kendisine yeter (bir derdi ve)meşguliyeti vardır. (Hiç kimsenin en yakınları dahil, başka birisiyle ilgilenecek hali kalmamıştır.)” Abese Suresi, 34/37 (www.mealikerim.com)

O zor günde rezil rüsva olmamak, kaybedenlerden yazılmamak adına; yüzümüze ayna tutan bu şiirden alınmak değil; istifade edebilmek maharettir. Mevla nasip sahibi olanlardan eylesin.

Last edited 26 gün önce by M. Vedat

Şimdi koca, ömrüm kayıp
Şerre uydum, Hak’tan cayıp
Yeter artık, utan ayıp
Neler ettin, nefsim bana… 

Hidayet duyur Allah’ım
İnayet buyur Allah’ım 
Su uyur Şeytan külahım
Neler ettin, nefsim bana…

Bizleri nefsimizden, onun oyunlarından koru ya Rabbim. İmanımızı, sadakatimizi, şuurumuzu arttır ya Rabbim. Bizleri affet Allah’ım.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
4
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...