SİYONİZM’İN FAİZ-SÖMÜRÜ ÇARKI
VE
TEKNOLOJİ TUZAĞI (1)
2025’te AKP iktidarının aldığı borçlara karşılık, 823 milyar TL anapara ödemesinin yanında 1 trilyon 563 milyar TL faiz ödemesi yapılmıştı. Yani faize ödenecek para anaparanın neredeyse iki katıydı!..
Nass (ayet) var diyerek, halkımızı dindarlıkla aldatan Erdoğan, trilyonlarca liralık faiz ödemesi yapmıştı. AKP’nin plansız ekonomi politikaları, dış borç ve faiz kolaycılığı ülkeyi derin bir ekonomik krize sürüklemiş durumdaydı. Halktan toplanan vergilerin büyük bir kısmı faiz ödemelerine aktarılmıştı. 2025 Ekim ayı itibarıyle, tüm iç borçlar hemen ödense, 4 trilyon TL anapara ödemesine karşılık 6 trilyon lira faiz ödemesi yapılmıştı. Diğer bir ifadeyle, her 100 liralık anapara ödemesine karşılık neredeyse 150 lira faiz aktarılmıştı.
2025’te 823 milyar TL anapara ödemesine karşılık 1 trilyon 563 milyar TL faiz ödemesi yapılmıştı. Yani faize ödenecek para anaparanın neredeyse iki katıydı. 2026 yılında borçlanmalar artacaktı. Bütçe açığı kaynaklı 3 trilyon 242 milyar liralık anapara ve faiz ödemesi planlanmıştı. Bu tutar 2017’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden önce, sadece 141 milyar liraydı. Yani faiz ödemeleri AKP döneminde tam 25 kat artmıştı.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yayımladığı Aralık 2025 Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşme Raporu, gelir-gider dengesinde faiz harcamalarının belirleyici rol oynadığını ortaya koymaktaydı. Merkezi yönetim bütçesi 2025 yılında 1 trilyon 799,1 milyar TL açık vermiş durumdaydı. Rapora göre, 2025 yılı genelinde faiz giderleri 2 trilyon 54,4 milyar TL’ye çıkmıştı. Bu rakam geçen yıla göre %61,7 oranında artış anlamını taşımaktaydı. Faiz hariç bütçe giderleri ise 12 trilyon 580,2 milyar TL olacaktı. Bu da toplam giderlerinin önemli kısmının faiz giderleri olduğunun kanıtıydı.
19 Haziran 2018 tarihinde AKP’li Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, 24 Haziran’daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kastederek; “Ayın 24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz. Bu toplantıda açıkça söylüyorum, yüksek faizle biz ülkemizi ayağa kaldıramayız. Biz eğer yatırımcıyı güçlü kılacaksak burada düşük faizle bu adımı atmak zorundayız” ifadelerini kullanmasının ardından politika faizinin kat kat artarak Mart 2024’te 50 puana çıkması dikkatlerden kaçmamıştı.
2025 yılında faiz giderleri de endişe verici seviyelere çıkmıştı. Faize verilen paranın emekliler arasında bölüştürülmesi durumunda ortaya çıkan tablo şaşırtmıştı.
Türkiye’de Mart 2025 itibarıyla toplam 16 milyon 859 bin emekli ve hak sahibi (pasif sigortalı) bulunduğu açıklanmıştı. Yaşlılık aylığı alan (emekli) sigortalıların sayısı 12 milyon 172 bin iken, ölen sigortalıların hak sahiplerinin sayısı 4 milyon 352 bin kişi olduğu bilgisi paylaşılmıştı. 2025 yılında faize ödenen 2 trilyon 54,4 milyar TL’lik tutar 16 milyon 859 bin emekli ve hak sahibi arasında pay edildiğinde kişi başına yıllık 121 bin 857 lira, aylık ise 10 bin 154 lira artış yapılmasına imkân tanınabileceği hesaplanmıştı.
Ekonomik sınıflandırmaya göre bütçe giderleri içerisinde faiz harcaması birçok harcamanın üstünde çıkmıştı. Sağlık için yapılan 1 trilyon 134 milyar TL, eğitim için yapılan 1 trilyon 509 milyar liralık harcama, faiz harcamasının gerisinde kalmıştı. Kamunun konuk ağırlama, toplantı ve organizasyon harcamaları için kullandığı ve 2025 başında 1 milyar 636 milyon liralık ödenek ayrılan “Temsil ve Tanıtım” kaleminde fazla harcamaya imza atılmıştı. İsraf kalemi olarak anılan tasarruf genelgesinde öncelik olarak gösterilen kalemden ocak-aralık döneminde 1 milyar 764 milyon liralık harcama yapılmıştı.
Kamuda lüks araç ve uçak tutkusu devasa boyuta çıkmıştı. Devletin kira giderleri 38 milyar lirayı aşarken bunun 5 milyar 120 milyon lirası taşıtlara, 4 milyar 233 milyon lirası binalara, 13 milyar 392 milyon lirası uçak, helikopter ve hava araçlarına aktarılmıştı. Cumhurbaşkanının harcama yetkisinde olan ve örtülü ödenek olarak da bilinen gizli hizmet giderleri kaleminden sadece aralık ayında 1 milyar 862 milyar liralık harcama yapılmıştı. Böylece yılın tamamında yapılan gizli harcama 14 milyar 847 milyon lirayı aşmıştı. 2024 yılının tamamında örtülüden 10 milyar 480 milyon lira harcanmıştı. Böylece bir önceki yıla göre artış %50 düzeyinde artmıştı.
Dünyadaki Faiz Batağı!
Uzmanlarca; 2024 yılında dünyadaki toplam kazancın “1 katrilyon 107 trilyon dolar” olduğu açıklanmıştı. Oysa gerçek üretim tutarı sadece “390 trilyon dolar”dı. Demek ki 2024 yılı boyunca yaklaşık “900 trilyon dolar”, karşılıksız kâğıt para basılmıştı, uyduruk kripto para dağıtılmıştı ve bunların tamamına yakını FAİZ’den kazanılmıştı. Ancak bu korkunç zulüm ve sömürü düzenini yani Yahudi Siyonizm’ini anlatıp durmak, ama tek ve gerçek kurtuluş çaresi, huzur ve refah reçetesi olan ADİL DÜZEN’i saklamak ve gündemden uzak tutmak Şeytana hizmetkârlıktı.
Dikkatle bakınız; dünyadaki mevcut bütün altın miktarı 200 bin ton kadardı. Ama bankaların halka dağıttığı – kâğıt üzerindeki – gram altın toplamı ise 1 milyon Ton’dan fazlaydı. Yani tüm ülkelerdeki insanlar bankalardaki gram altınlarını almaya kalksalar, sadece beşte birine yeterli olacaktı!.. ABD İstihbarat ve Strateji Uzmanları: “Amerika nükleer saldırıya mı uğrasa daha büyük tahribat yaşanırdı? Yoksa, ABD parası sanılan, ama aslında Siyonist sermayenin dünyanın sömürü aracı olan ve karşılıksız basılan DOLAR’ı dolaşımdan kaldıracak gerçek bir para birimi piyasaya çıkarılsa mı, ABD daha ağır bir yıkıma uğrardı?” sorusunun asıl yanıtının ikincisi olduğunu vurgulamışlardı.
Milli Çözüm’e Engel Olmak, Siyonizm’e Hizmetkârlıktır!
Yakup Gözübüyük kardeşimin vurguladığı gibi:
Bir yönetimin gerçek değeri, yalnızca yaptığı hizmetlerle değil; adalet, ehliyet, liyakat, ekonomik denge ve toplumsal huzur gibi temel ölçülerde bıraktığı kalıcı neticelerle belirlenir. Eğer bir ülkede üretim zayıflıyor, gelir dağılımı bozuluyor, kurumlara güven sarsılıyor ve toplumda kutuplaşma artıyorsa; görünen bazı kazanımlar, uzun vadeli kayıpların gölgesinde anlamını yitirir. Bu nedenle siyasi iktidarların başarısı, propaganda gücüyle değil; milletin refahına, adalet duygusuna ve gelecek ümidine yaptığı gerçek katkıyla ölçülecektir. Aksi halde, kısa vadede fayda gibi görünen uygulamalar, uzun vadede daha ağır kayıplar doğurabilir. Bu yüzden bir dönemi değerlendirirken, sadece yapılanları değil, yapılmayanları ve kaybettirilen fırsatları da hesaba katmak gerekir. Neticede bir iktidarın en büyük başarısı, kendi gücünü koruması değil; milletin huzurunu, hukukunu ve ekonomik durumunu kalıcı biçimde güçlendirmesidir. Bunlar zayıflıyorsa, elde edilen diğer kazanımlar ne kadar büyük görünürse görünsün, aslında büyük zararın ve yıkımın tarafı tartının ağır basan kefesidir.
Elhamdülillah Milli Çözümcüyüz…
Haklı olan bir davaya sahip olmak, insanın yalnızca bir fikre değil; bir istikamete, bir yüke ve bir emanete sahip olmasıdır. Dava, insanın kalbinde pusula gibidir; yönünü tayin eder, adımlarını tartar, gecelerini uykusuz bırakır ama ruhunu diri tutar. İnsan dava ile yaşarken yorulabilir, incinebilir, hatta yenilebilir; fakat içten içe bilir ki yürüdüğü yolun bir manası vardır. Ne var ki gafletle, yani hakikatin üstünü örten o ince sisle, insan bazen en büyük kaybı fark etmeden yaşamaktadır. İhanet çoğu zaman bir anda değil, yavaş yavaş başlar: Bir tavizle, bir suskunlukla, bir “şimdilik böyle olsun” düşüncesiyle… İnsan kendini koruduğunu zannederken aslında özünü ayakta tutan içindeki direği kesmeye başlamıştır. Davasını kaybeden insanın ilk hissettiği şey acı değil, boşluk olacaktır. Çünkü dava yalnızca kuru bir mücadele sanılmamalıdır, aynı zamanda kimlik ve kişilik uyuşmasıdır. Davasız kalmak, bir bedenin ruhsuz kalmasıyla aynıdır. Nereye varacağını bilmeden koşmak, neden konuştuğunu bilmeden konuşmak, neden yaşadığını bilmeden yaşamaktır… İşte asıl bedbahtlık da bunlardır…
Davasız insanın kalbinde zamanla bir ağırlık birikir. Çünkü insan fıtraten anlam arar, mana özlemindedir. Hak bir davayı terk eden kimse, dışarıdan rahat görünse bile iç dünyasında sürekli bir eksiklik hissedecektir. Eskiden bir zulüm gördüğünde içi titrerken ve gayreti kabarırken artık sadece bakıp geçer; eskiden bir mazlumun sesi yüreğine dokunurken artık o ses uzak bir uğultu gibi gelir. Bu hal, kalbin körelmesidir ve insan için en ağır kayıplardan biridir. Çünkü vicdanın sağırlaşması, duyarsızlaşması ve körleşmesidir. İhanetin en acı tarafı ise, insanın kendisine yabancılaşmasıdır. Aynaya baktığında gördüğü yüz aynı yüzdür; fakat o yüzün içinde bir zamanlar yanan ateş sönmeye başlamıştır. İnsan başkalarına değil, en çok kendine hesap verememenin sıkıntısını yaşamaktadır. Çünkü bilir ki, terk ettiği şey kuru bir fikir ve bilgi değil, kutlu bir emaneti sırtından atmıştır!..
Davasız kalmanın bedbahtlığı işte burada başlamaktadır:
İnsan artık yorulmaz, ama dinlenemez ve bir türlü durulamaz da…
Koşmaz, yerinde sayıp sayıklar, ama varamaz da…
Susar, ama huzur da bulamaz, hatta arayamaz da…
Çünkü dava, insanı ayakta tutan yüktür. Yükünü atan bir süre hafiflediğini sanır; fakat sonra fark eder ki onu taşıyan aslında o yüktü. Çünkü insanı dirilten şey rahatlık değil, anlamdır, faal olmaktır, fedakârlıktır. Haklı bir dava uğruna yaşamak zor olabilir; fakat onsuz yaşamak, ruhun yavaş yavaş sönmesi ve kişinin “Meyyit-i Müteharrike” (hareket eden cenazeye) dönüşmesidir…
Kadir Mevlâ’m… Davana ve Dosta adadık canımızı… Bizi cansız ve çabasız bırakma!..
Konya’dan Hasan Çelik kardeşimiz ne güzel yorumlamıştı:
Hakka tercümanlık Milli Çözüm’le yapılır. Ayet-i kerimeleri doğru anlamak ve gereğini yerine getirecek Adil Bir Düzen kurmak için canla başla çalışmakla bu hedefe ulaşılır. Aziz Erbakan Hocamıza sormuşlardı; “Sizi hiç vatandaşın iftar sofralarında göremiyoruz?” diye, Erbakan Hocamız da: “Bir Başbakan halkın sofrasına bir iki çeşit daha koyabiliyorsa o zaman herkesin sofralarında yer alır” şeklinde cevap vermişti. Ve Onun döneminde herkesin yüzü gülmüştü. 96-97 arası bir yıllık iktidarında Efsane Başbakan Erbakan sayesinde herkesin cebi para görmüştü. 100 alan memur 256 almaya başlamıştı, 100 alan işçi 312 almıştı, emeklilere %300’lerden %1000’lere varan zamlar yapılmıştı. İşçi, memur, emekli ve esnafın yüzü gülmeye başladı. Esnaf toptancıdan daha çok mal aldı, toptancı üreticiden daha çok mal ısmarladı… Üretici daha çok üretmek için daha çok işçi çalıştırdı, işsizlik azaldı, bütün halk kesiminin cebine para aktı. Bugün hâlâ işçi, emekli, memur o gün Erbakan Hoca’nın yaptığı zamlarla ayakta durabilmektedir. Aziz Erbakan Hocamız bugünleri 1980 yılında görmüş ve Türkiye ve insanlığın kurtuluşunun Milli Çözüm anlayışı ile olacağını şöyle ifade etmişlerdi;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”[1]
Siyonizm’in Teknoloji Tuzağı!
İsrail casus yazılım şirketi “Paragon”un tartışmalı gizli gözetim aracının kontrol paneli yanlışlıkla ve tesadüfen ortaya çıkmıştı!
Casus yazılım şirketi Paragon, kullanıcının tıklamasına bile gerek kalmadan cihazlara bulaşan ‘tıklamasız casus yazılım’ araçlarıyla tanınmıştı. Şirket son olarak ‘Graphite’ yazılımıyla gündeme taşınmıştı. İsrailli casus yazılım şirketi Paragon Solutions’ın gizli gözetim aracının kontrol paneli, LinkedIn’de paylaşılan bir gönderide yanlışlıkla ifşa edilmiş durumdaydı. Siber güvenlik uzmanları, olayın sektör açısından “büyük bir operasyonel güvenlik hatası” olduğunu belirtirken, Paragon’un casusluk faaliyetlerini nasıl gerçekleştirdiğine dair de tartışmalar başlamıştı.
LinkedIn paylaşımı ifşaya yol açtı
Siber güvenlik araştırmacısı Jurre van Bergen, 11 Şubat 2026’da Paragon’un hukuk müşaviri tarafından LinkedIn’de paylaşılan bir fotoğrafta şirketin Graphite casus yazılımına ait kontrol panelinin yer aldığının farkına varmıştı. Fotoğraf iki kadının özçekimiydi ama arka planda şirketin büyük ekranında Graphite casus yazılımının nasıl işlediğini gösterdiği düşünülen arayüzlerin ekran görüntüsü vardı. Ekran görüntüsünde “Valentina” adıyla etiketlenmiş bir Çek telefon numarası, 10 Şubat 2026 tarihli aktif dinleme kayıtları, WhatsApp gibi uçtan uca şifreli uygulamaların “zero-click” (tıklamasız) açıkları üzerinden izlenmesine yönelik arayüzler yer almaktaydı. Paylaşım kısa süre içinde silinse de görsel hızla sosyal medyada yayılmıştı. Toronto merkezli Citizen Lab’den araştırmacı John Scott-Railton, Cyber Security News’e yaptığı açıklamada olayı “epik bir OPSEC hatası” olarak tanımlamıştı. Van Bergen de “Bu sadece bir demo örneği, ancak bu arayüzler halka neredeyse hiç gösterilmiyor,” ifadelerini kullanmıştı.
Graphite Nasıl Çalışırdı?
2019’da İsrail’de kurulan Paragon Solutions, “Graphite” adlı yazılımını gelişmiş bir gözetim aracı olarak pazarlamaktaydı. “Paralı asker casus yazılımı” (mercenary spyware) kategorisinde değerlendirilen Graphite’in, hedef cihazlara kullanıcı herhangi bir bağlantıya tıklamadan sızabildiği anlaşılmıştı. Yazılımın WhatsApp ve Signal gibi şifreli uygulamalardaki mesajları, telefonda depolanan verileri ve canlı iletişim trafiğini uzaktan erişimle elde edebildiği aktarılmıştı. Paragon, yazılımını NSO Group’un Pegasus sistemine kıyasla “daha temiz” bir alternatif olarak tanımlasa da gazeteciler ve aktivistlere karşı kullanıldığı yönündeki iddialar yaygınlaşmıştı.
WhatsApp’tan Uyarı Yapılmıştı!
WhatsApp, 2025’in başında Paragon’u “zero-click” açıklarını kullanarak 90 gazeteci ve sivil toplum temsilcisini hedef almakla suçlamıştı. Hedefler arasında İtalyan Fanpage.it editörü Francesco Cancellato’nun da bulunduğu vurgulanmıştı. Citizen Lab ise Graphite’i İsrail bağlantılı bir altyapıyla ilişkilendirmiş ve enfekte Android cihazlarda “BIGPRETZEL” adlı adli bilişim izlerine rastlandığını açıklamıştı.
Hangi Ülkeler Kullanmaktaydı?
Citizen Lab analizine göre Paragon’un müşterileri arasında Avustralya, Kanada, Kıbrıs, Danimarka, İsrail ve Singapur hükümetleri vardı. Ocak 2025’te Trump yönetimi de ABD hükümetinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) operasyonlarını desteklemek amacıyla Graphite satın aldığını kamuoyuna paylaşmıştı. Kanada’da, özellikle Ontario eyaletinde Graphite kullanımına ilişkin belgeler insan hakları örgütlerinin tepkisine yol açmıştı. İtalya başta olmak üzere bazı ülkelerde de muhaliflerin hedef alındığı iddiaları nedeniyle sözleşmeler kamuoyunda tartışma başlatmıştı. Paragon, ürünlerini yalnızca “denetimden geçmiş hükümetlere” ve “etik çerçevede” sattığını savunsa da; WhatsApp’ın suçlamaları ve son LinkedIn ifşası, şirketin şeffaflık ve güvenlik iddialarını yeniden gündeme taşımıştı.
Kurucuları Arasında Ehud Barak da Vardı!
Resmi kaynaklara göre Paragon Solutions, 2019’da eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın da kurucu ortaklar ve yönetim kurulu üyesi olarak yer aldığı bir şirket olarak ortaya çıkmıştı. Barak son dönemde cinsel suçlu Jeffrey Epstein soruşturması kapsamında yayımlanan belgelerde adının sık geçmesi nedeniyle hatırlanacaktı. Paragon’un kuruluşunda Barak’ın yanı sıra eski bir İsrail istihbarat birimi 8200 komutanı Ehud Schneorson ile birlikte başka üst düzey isimler de yer almıştı.[2]
YouTube, Google, Meta, Apple, Amazon, Microsoft, Adobe ve X (eski Twitter) gibi küresel dijital yayın yetkilileriyle anlaşarak; kötülemek ve tuzağa düşürmek istedikleri, idealist ve anti Siyonist isimlerin telefon ve bilgisayarlarına, bazı terör şebekesiyle suni yazışmalar ve porno videoları kayıtları aktarıldığı yönünde iddialar vardı!..
İsrail Sadece Konvansiyonel Değil, Siber Silahlar da Kullanmaktaydı!
İsrail sadece konvansiyonel silahlarla değil, siber silahlarla da İran’ı vurmaktaydı. İran’ın peş peşe üst düzey yöneticilerini kaybetmesi, şaşırtıcı ölümlerin ardından WhatsApp uygulaması hedef alınmış, uygulamanın İsrail’e lokasyon paylaştığı vurgulanmıştı. Eğer İran hükümeti özel yazışmalarını WhatsApp uygulaması üzerinden yaptıysa, bunların yine telefonlara erişilerek tespit edilme olasılığı çok yüksek bulunmaktaydı. Yani İsrail, İran’ı teknoloji bağlantılarıyla da vurmaktaydı. MOSSAD siber bağlantılarını kullanarak WhatsApp üzerinden İranlı üst düzey komutanların yerini tespit ettiği, ardından operasyon gerçekleştirdiği konuşulmaktaydı. WhatsApp’ın hedef gösteriliyor olmasının nedeni de, konum bilgilerinin, özel yazışmaların, fotoğrafların, ki fotoğrafların arkasındaki görsellerden bile konum bilgisi çıkartılabilirdi. Bu tarz veriler doğrudan uzaktan İsrail tarafından erişilerek görülebilir durumdaydı. İsrail ile İran arasındaki savaşta İranlı üst düzey komutanların peş peşe ölüm haberi, İran hükümetini kuşkulandırmıştı. Öyle ki ölümlerin ardından WhatsApp uygulamasını sorumlu tutan İran hükümeti, İran halkına WhatsApp uygulamasını silin çağrısı yapmıştı. WhatsApp uygulamasına uzaktan ulaşılırsa, o WhatsApp uygulamasında herhangi bir konum paylaşıldıysa evet, İsrail o konum paylaşımlarını da görebileceği için doğrudan konumu belirleyebiliyorlardı. Peki, ülkeler bu tuzaklara düşmemek için ne yapmalıydı? Yerli ve milli mesajlaşma uygulamaları kullanmak daha bir önem kazanmıştı. Yerli ve milli teknolojinin önemi aslında çok konuşulmaktaydı. Her türlü teknolojiyi kendimiz üretirsek, kendi güvenlik duvarlarımız, kendi antivirüs yazılımlarımız, kendi cep telefonlarımız gibi dışa bağımlılığımız bu noktada kesileceği için o cihazların kontrolü sadece bizde olacak ve bu da ciddi anlamda teknolojik olarak masaya daha hızlı vurmamızı sağlayacaktı.
Haaretz: İsrailli Firmalar, “Araba İstihbaratı” Teknolojisiyle Casusluk Yapmaktadır!
İsrail gazetesi Haaretz, İsrailli firmaların “CARINT” adı verilen araçlardan istihbarat toplama teknolojisi geliştirdiğini ve bu yöntemle casusluk faaliyetleri yürütüldüğünü ortaya çıkarmıştı. Haaretz gazetesinin araştırmasına göre, araç istihbaratı alanındaki en dikkati çekici aktörlerden biri olan Toka firmasının kurucuları arasında eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ve siber güvenlik komutanı emekli Tuğgeneral Yaron Rosen yer almaktaydı.
Araçlara Sızıp Ortam Dinlemesi Yapabiliyorlardı!
Bu Siyonist firma tarafından, araçların multimedya sistemlerine sızarak ortam dinlemesi yapabilen teknolojiler kullanıldığı, bu siber istihbaratın devletlerin üst kademelerindeki isimlerce yapıldığı aktarılmıştı. İstihbarat alanında, araçlardan elde edilen bu tür bilgiler CARINT (araç istihbaratı) olarak biliniyordu ve haberde İsrailli firmaların bu alanda “gözetleme yarışını önde götürdüğü” vurgulanıyordu. Son yıllarda otomobillerin internet ve hücresel bağlantı zorunluluğu olan dijital sistemlerle donatılması, sürüş için kolaylık sağlamakla birlikte mahremiyet ve ulusal güvenlik açısından ciddi riskleri beraberinde getiriyordu. İsrailli Toka adlı firmanın arabalarda kullanılan kameralara erişim konusunda uzmanlaştığı ifade edilen haberde, şirketin ürünüyle kamera verilerini araba bağlantılı verilerle eşleştirebildiği aktarılıyordu. Ürünlerini zaman içerisinde geliştiren Toka’nın, araçların multimedya sistemlerine sızabilen, hareketlerini ve konumunu izleyebilen teknoloji geliştirdiği bilgisi paylaşılmıştı. Bu teknoloji, aracın eller serbest (hands free) sisteminin mikrofonuna uzaktan erişerek sürücüyü dinlemeye ve hatta gösterge paneline veya aracın etrafına yerleştirilmiş kameralara bile erişmeye imkân tanıyordu. İsrail Savunma Bakanlığı’nın Toka firmasının ürünlerini onayladığı ve satışına izin verdiği belirtilirken, şirketin haberle ilgili, “artık bu ürünü satmadığı” şeklinde savunma yaptığı kaydediliyordu.
Araçların Tamamen Kontrol Edilmesine İmkân Veren Teknoloji Sorunları
Araçlar üzerinden veri sızıntısı endişesi sebebiyle İsrail ordusunun, üst düzey komutanlarına Çin yapımı elektrikli araçları kullanmalarını yasakladığı belirtiliyordu. Çinli araç firmalarının topladıkları verileri devletle paylaşma zorunluluğu sebebiyle İsrail’in bu kararı aldığı ve sivil araçların askeri üslerin yakınlarına park etmesi ciddi bir güvenlik riski olarak değerlendiriliyordu. Haberde, devletlerin istihbarat şirketlerinden taleplerinin konum belirleme ve izlemeyle sınırlı kalmadığının altı çiziliyordu. Güvenlik uzmanları ve bilgisayar korsanlarının, “otomobillerin dijital sistemleri üzerinden tüm kontrolün ele geçirilebileceğini, direksiyonun uzaktan yönlendirilebileceğini veya motorun durdurulabileceğini kanıtladığı” ifade ediliyordu.
- Prof. Dr. Necmettin Erbakan (TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
- https://satatic.euronews.com/website

Rabbimizin bize rahmet olarak gönderdiği Erbakan Hocamızın; teknolojinin Allah’ın bir rahmeti olduğunu ifade etmesi aslında İslam ülkelerine çizdiği bir vizyondur. Bu uyarıyı dikkate almamanın bedeli ağır oluyor. Bu Erbakan Hocamızın tüm uyarıları için geçerlidir. Hocamızın Adil Düzenden başka kurutuluş ve huzur yolu yoktur manasındaki sözleri de günümüzde ispatlanmış durumdadır ve insanlık mecburen bunu ifade etmekte ve edecektir.
Aslında makalenin belki de özeti ” Ancak bu korkunç zulüm ve sömürü düzenini yani Yahudi Siyonizm’ini anlatıp durmak, ama tek ve gerçek kurtuluş çaresi, huzur ve refah reçetesi olan ADİL DÜZEN’i saklamak ve gündemden uzak tutmak Şeytana hizmetkârlıktı” cümlesidir.
Bu cümle belki de insan olup olmamanın kriterini ifade etmektedir. Çok ateşli nutuklarla Siyonizmi kınamak, namazlarda Cumalarda muğlak beyanlarda bulunmak Siyonizm için hiç bir anlam ifade etmediği gibi bizzat sevinmektedir, çünkü milletin gazı alınmaktadır. İnsanlığın şu anda düştüğü bataklıktan kurutulmasını isteyen kişinin tek kurtuluş çaresi ve tek bilimsel proje olan Adil Düzen’in iktidarı için gayret göstermesi insan fıtratında olan (fıtrat bozulmamışsa) merhametin gereğidir. Kaldı ki; bir de Adil Düzen’i saklamak, gündeme gelmesine mani olmak Siyonizmin uşaklığından başka bir şey değildir. Kişinin dünyadaki ayarını ortaya koyar. Bu arada şunu dda söyleyelim; Milli Çözüm bir kişi, grup, kitle hakkında birşey söylerken Böyle Hakk kriterler üzerinden değerlendirmeler yapıp söylemektedir, haklılığı da er ya da geç ortaya çıkmaktadır.
Mevcut küresel ekonomik sistemin Siyonizm ve işbirlikçileri tarafından yönetildiği, bu yapının serveti kendi bünyesinde toplayarak insanlığı yoksulluğa mahkûm etmektedir.Servetin sınırlı bir kesimden alınarak ihtiyaç sahiplerine dağıtılması gerektiğini, yani “milli” ve “adil” bir ekonomik düzenin (üretim odaklı, faizsiz sistem) kurulması gerekmektedir. Zenginlerin servetinin, aslında dünyanın geri kalanının sömürülmesiyle elde edildiği, bu nedenle bu kaynağın insanlığın ortak refahı için kullanılması gerekmektedir. Milli Çözüm’ün bu konudaki duruşu; mevcut servetin, kapitalist yapıların elinden alınıp “Adil Düzen” prensipleriyle tüm insanlığa bölüştürülmesi gerektiğini yıllar savunmaktadır.
Yeni Dünya Düzeni’nin uluslararası faizci ve Siyonist bankerler ağı tarafından tasarlanıp uygulandığı, artık sır olmaktan çıkmıştır: Bu 13 Yahudi ailesi arasında; (İngiltere merkezli Avrupa’da etkin) Rothschild hanedanı, (Amerika’daki) Rockefeller hanedanı, Darvari ailesi, Goldsmith hanedanı, Soros, Kaşıkçı ailesi, Dumba ailesi, Hagi Meitani ailesi, Mocioni ailesi, Raoul Wallenberg sülâlesi, Medici ailesi, bunlar 1,5 katrilyon dolarlık servetin sahipleri konumundadır.( https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/siyonizmin-faiz-somuru-carki-ve-teknoloji-tuzagi-1/)
Yahudi baronlarının sahip olduğu tenoloji şirketleri ise ifsadı yaygınlaştırmaktaydı. Tüm insanlığı faizci sömürü sistemi ile sömüren 13 Yahudi baronlarının sahip olduğu para tüm dünyada adil bir bölüşümle herkezi huzur ve rafaha kavuşturacaktır.Yeterki bu sömürü çarkının dişlileri kırılsın. AKP ise göreve geldiğinden beri faiz sistemini kaldırmak biryana bu yahudi baronların ülkeyi sömürmesi için taşeronluk yapmaktadır.Faizlerin 25 yıl sonra geldiği nokta bellidir. İnsanımız açlık sınırının altında inim inim inlemektedir. Bu arada, Rothschildlerin Türkiye temsilcisi, AKP’li TESEV’in yöneticilerinden Dr. Yılmaz Ergüden olmaktaydı!
Yazının bu kısmı oldukça ironik. Pes yahu, neredeyediniz TAM 23 YILDIR:
Recep T. Erdoğan, 24 Haziran’daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kastederek; “Ayın 24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz. Bu toplantıda açıkça söylüyorum, yüksek faizle biz ülkemizi ayağa kaldıramayız. Biz eğer yatırımcıyı güçlü kılacaksak burada düşük faizle bu adımı atmak zorundayız” ifadelerini kullanmasının ardından politika faizinin kat kat artarak Mart 2024’te 50 puana çıkması dikkatlerden kaçmamıştı.”
İnsanlık bugün toprağı işleyen ellerle değil, ekran başında kurulan sistemlerle kuşatılmaktadır.
Faiz, sadece bir finans aracı değildir; emeği terletenin alın terini, üretmeden kazananın kasasına taşıyan sessiz bir sömürü düzenidir.
Bir milletin bütçesi okula, hastaneye, emekliye değil de borcun faizine akıyorsa, orada rakamlardan önce vicdan iflas etmiş demektir. Zira adaletin olmadığı yerde büyüyen her ekonomi, aslında çürüyen bir binaya benzer; dışı parlak görünür ama temeli çatlaktır.
Bugün dünya, kağıttan servetlerin gerçek emeği ezdiği bir çağ yaşamaktadır. Üretilmeyen paralar basılmakta, karşılığı olmayan değerler pazarlanmakta, insanlığın alın teri görünmez kasalara taşınmaktadır. Tarlada çalışan çiftçi yorulmakta, fabrikada çalışan işçi tükenmekte, ama masa başında rakam oynatanlar servet büyütmektedir. Bu, sadece ekonomik bir bozukluk değil; ahlaki bir çöküştür.
Teknoloji ise iki yüzlü bir kılıç hâline gelmiştir. İnsanlığa hizmet için doğan araçlar, insanı gözetleyen tuzaklara dönüşmektedir. Cepte taşınan telefon, bazen sahibinden çok başkalarına çalışmaktadır. Arabalar, kameralar, uygulamalar ve dijital ağlar; konforun ambalajı içinde mahremiyetin tabutunu taşımaktadır. İnsan, rahat yaşadığını sanırken, adım adım izlenmektedir.
Bugün savaşlar yalnızca sınırda tankla yapılmıyor; veriyle, yazılımla, sinyalle, uygulamayla yürütülüyor. Kurşun atmadan ülke zayıflatılıyor, bomba atmadan toplumlar çökertiliyor. Çünkü çağımızın yeni silahı barut değil, bilgidir. Yeni casusları ise ajanlar değil, cihazlardır.
Bir millet kendi üretimini bırakırsa ekmeğini başkasına emanet eder. Kendi teknolojisini kurmazsa güvenliğini başkasına teslim eder. Kendi ekonomik modelini geliştirmezse geleceğini yabancı sermayenin insafına bırakır. Bağımsızlık yalnızca bayrakla korunmaz; fabrikayla, yazılımla, adaletle ve üretimle korunur.
Bu sebeple mesele sadece iktidarlar veya partiler meselesi değildir. Mesele, sömüren düzene karşı üreten düzeni kurabilmektir. Mesele, tüketen toplumdan üreten topluma geçmektir. Mesele, borçla yaşayan bir ülke değil; alın teriyle büyüyen bir ülke olabilmektir.
Unutulmamalıdır ki bir milletin en büyük serveti dövizi değil, inancı; altını değil, ahlakı; teknolojisi değil, onu yönetecek iradesidir. Eğer vicdan sağlam kalırsa düzen kurulur. Eğer adalet ayağa kalkarsa ekonomi düzelir. Eğer millet uyanırsa hiçbir tuzak uzun süre yaşayamaz.
Çünkü zincir ne kadar parlak olursa olsun, yine de zincirdir. Ve bir millet, zincirini fark ettiği gün özgürlüğe yürümeye başlamış demektir.
İnsanlığın ‘dijital bir hapishaneye’ sürüklendiği bu dönemde; teknolojiyi sadece kullanan değil, ona yön veren ve onu ahlaki bir süzgeçten geçiren milli bir iradeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Kalplerin ‘manevi kamera’ bilinciyle, akılların ise ‘teknolojik tuzakları’ fark eden bir ferasetle donanması, gerçek özgürlüğün anahtarıdır.
SİYONİZM’İN SÖMÜRÜ DÜZENİNİN ÇÖKÜŞÜ VE VAKT-İ MERHUN’A RAMAK KALA!..
(Vakt-i Merhun= Kararlaştırılmış ve Yaklaşmış Olan Kutlu Vakit)
Makalede ki şu paragrafı hatırlatmayı faydalı görüyorum:
“…
Dünyadaki Faiz Batağı!
Uzmanlarca; 2024 yılında dünyadaki toplam kazancın “1 katrilyon 107 trilyon dolar” olduğu açıklanmıştı. Oysa gerçek üretim tutarı sadece “390 trilyon dolar”dı. Demek ki 2024 yılı boyunca yaklaşık “900 trilyon dolar”, karşılıksız kâğıt para basılmıştı, uyduruk kripto para dağıtılmıştı ve bunların tamamına yakını FAİZ’den kazanılmıştı. Ancak bu korkunç zulüm ve sömürü düzenini yani Yahudi Siyonizm’ini anlatıp durmak, ama tek ve gerçek kurtuluş çaresi, huzur ve refah reçetesi olan ADİL DÜZEN’i saklamak ve gündemden uzak tutmak Şeytana hizmetkârlıktı.
Dikkatle bakınız; dünyadaki mevcut bütün altın miktarı 200 bin ton kadardı. Ama bankaların halka dağıttığı – kâğıt üzerindeki – gram altın toplamı ise 1 milyon Ton’dan fazlaydı. Yani tüm ülkelerdeki insanlar bankalardaki gram altınlarını almaya kalksalar, sadece beşte birine yeterli olacaktı!.. ABD İstihbarat ve Strateji Uzmanları: “Amerika nükleer saldırıya mı uğrasa daha büyük tahribat yaşanırdı? Yoksa, ABD parası sanılan, ama aslında Siyonist sermayenin dünyanın sömürü aracı olan ve karşılıksız basılan DOLAR’ı dolaşımdan kaldıracak gerçek bir para birimi piyasaya çıkarılsa mı, ABD daha ağır bir yıkıma uğrardı?” sorusunun asıl yanıtının ikincisi olduğunu vurgulamışlardı.“
NE KADAR GİZLESELER DE GİZLENMEZ SAKLANMAZ GAYRI BU GERÇEK!..
MÜJDELER OLSUN CÜMLE İNSANLIĞA Kİ; ADİL DÜZEN’E GEÇİŞ BİR TEMENNİ OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR, MECBURİYET HALİNİ ALMIŞTIR.
İRADE VE HAREKET ETTİREN ALLAH C.C.’DÜR. O VAKT-İ MERHUN (Kararlaştırılmış ve Yaklaşmış Olan Kutlu Vakit) GELDİĞİNDE, SÖMÜRÜ ZİNCİRLERİNİN BİRER BİRER KIRILDIĞI VE ADİL DÜZEN’İN O HUZURLU İKLİMİNİN TÜM DÜNYAYI KUŞATTIĞI O AYDINLIK GÜNLERİN GÖRÜLECEĞİ DUASI VE TEMENNİSİYLE!..
Siyonizm’in teknoloji tuzağı!
Amerikan Doları üzerindeki Masonik “Her Şeyi Gören Göz” (Providence Gözü), genellikle bir üçgen veya ışık hüzmesi içindeki tek bir insan gözü olarak tasvir edilmekte ve “Evrenin Büyük Mimarı” (Siyonizm’in Tanrısı Şeytan) tarafından insanlığın eylemlerinin gözetlendiğini temsil etmektedir.
Kur’an-ı Kerim; Şeytan ve taraftarlarının, kendilerini göremeyeceğimiz yerden bizleri görmekte ve izlemekte oldukları konusunda şöyle uyarmaktadır:
“… Çünkü o (şeytan) ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmekte (ve izlemektedirler)…” (A’raf Suresi 27. Ayet)
Dış odaklara bağımlı dijital sistemlere yapılan siber saldırılar Milli Güvenliği riske atmaktadır.
Yerli ve milli üretim olmayan dijital sistem ve yazılımlar, stratejik risklerinin yanında harekât kabiliyetini de sınırlandırmaktadır.
Dış odaklara bağımlı olan dijital sistemler sürekli artan siber tehditler ve karmaşıklaşan saldırı türleriyle, hem kurumsal, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde altyapı sistemlerini ciddi biçimde tehdit etmektedir.
Siyonizm, casus yazılımlarla dijital sistemleri gizli gözetim aracı olarak kullanmakta, uzaktan erişim ve otomasyon teknolojileriyle dijital sistemlerin mekanizmalarına uzaktan müdahale edilebilmekte ve süreçleri dijital olarak yönetilebilmektedir.
Siyonizm’in kontrolünde bulunan YouTube, Google, Meta, Apple, Amazon, Microsoft, Adobe ve X (eski Twitter) gibi küresel dijital yayınlar; idealist ve anti Siyonist isimlerin telefon ve bilgisayarlarına, onları kötülemek ve tuzağa düşürmek için bazı terör şebekesiyle suni yazışmalar ve porno videoları kayıtları aktarıldığı yönünde iddialar bulunmaktadır.
Siyonist ve emperyalistlerin yüksek teknolojiyle ürettiği sistemlerin veri altyapıları ve dijital altyapıları stratejik riskler içerdiğinden, dış kaynaklı dijital sistemlere asla güvenilmemelidir.
Peki, Siyonist ve emperyalistlerin casus yazılımlarla ve uzaktan erişim ve otomasyon teknolojileriyle dijital sistemler üzerinden kurduğu tuzaklara düşmemek için ne yapılmalıdır?
Milli teknoloji hamlesiyle teknolojik bağımsızlık temin edilmelidir!
Her türlü dijital teknolojiyi kendimiz üretmeliyiz.
Tüm dijital cihazlarımızı kendimiz üretmeliyiz.
Mesajlaşma uygulamalarını yerli ve milli yapmalıyız.
Kendi güvenlik duvarlarımızı oluşturmalıyız.
Kendi antivirüs yazılımlarımızı yazmalıyız.
Milli Teknoloji hamlesi ise ancak Milli Çözüm ile mümkündür!
Makalede belirtildiği gibi faize ödenen paralar korkunç boyutlara ulaşmıştı. Peki bu borçlanmalar ne için hangi yatırım kalemlerine yapılmıştı ? Kurumların faaliyet raporları incelendiğinde birçoğunun stratejik yatırımlar amacıyla değil ya işletme sermayesi olarak ya da geçmiş borçları re-finans etmek için çekildiği anlaşılmaktaydı. Bu kadar yüksek faiz yükü artık TCMB’yi neredeyse etkisiz hale getirmiş ekonomik kırılganlık korkunç boyutlara ulaşmıştı. Kırılganlığın formülü özet olarak şöyle ifade edilmekteydi ; ” Ülkenin döviz ihtiyacı, elindeki dövizden büyük mü?” Son verilere göre cari açık + kısa vadeli yükümlülükler tutarı Elimizde bulunan BRÜT döviz rezervinin 15 katına yakındı. Bu üst düzey bir kırılganlığı ifade etmekteydi.
Bütün insanlık Faizle sömürülmekte, insanca yaşamdan mahrum bırakılmaktadır. Aziz Erbakan Hocamız bir konuşmasında;
“Şimdi öyle bir dünyada yaşıyoruz ki bir yerde bir mal satın alsanız bu satın aldığınız malın üçte biri faizdir. Maliyete böyle teşekkül ediyor çünkü mesela ekmek aldım. Bu ekmeğe tarlada sürmekte olan traktörün kendisi bonoyla alınmış faiz ödeniyor masrafa yazılıyor. Buğdayı taşıyan kamyon faizle alınmış bonoyla alınmış masrafa yazılıyor un fabrikası faizle kurulmuş fırın faizle çalışıyor. Bunları hesaplayan kitabımız var bizim, kuruşu kuruşuna maliyetin üçte biri faiz, üçte biri de yersiz yere alınan vergiler. Engellemek için, bilhassa IMF tarafından konulan vergiler, niçin? Gelişmesinler, sanayi kurmasınlar diye konmuş. Böylece biz ekmeği satın alırken bu ekmeğin içerisine üçte bir faiz, üçte bir de vergi ödüyoruz. Vergiyi devlet alıyor, yarısını o da görüp faiz diye Siyonizm’e ödüyor. Bir hesap yaparsanız Türkiye’de 400 milyar dolarlık bir yılda mal alışverişi yapıyoruz 75 milyon insan. Bunun 200 milyar doları böylece Siyonizm’e ödeniyor, al bizi paramızı ve misket bombalarıyla gel, bizi yut. Böyle bir düzen içindeyiz.”
https://www.youtube.com/shorts/v0S4ehYV1bw
Şimdi her şeyi 3 te 1 fiyatına aldığınızı düşünsenize; bir anda 2 kat zenginleşmiş olacaksınız. refah payınız 3 katına çıkmış olacak. faize ödenecek olan o büyük meblağlar olmayacak onlarda size zam olarak maaşlarınıza yansıyacak. İstemez misin böyle dünya? Elbette istersin. İşte Erbakan Hocam sana insanca yaşam hakkı tanımak için bütün ömrünü bu uğurda harcadı. senin İçin harcadı. Sen insanca yaşa diye. Senin İçin Adil Bir Düzen kurmak için harcadı. Sen ne yaptın. Elinin tersiyle ittin. Gittin faizcilerin peşine. Dedin ki ben belamı istiyorum. Ne olacak Allah ta belanı verdi. Daha ne yaşayacaksın da uyanacaksın. Daha ne olmasını bekliyorsun da artık bende Adil Düzen istiyorum diye ortaya çıkacaksın. Artık Ülkemi kim Adil Düzen kuracaksa o yönetsin diye haykıracaksın. Sadece ülkemizde değil tüm dünya insanlığı faizle sömürülmekte. Yeryüzünde Adil Düzen kurulsun diye çaba sarf eden bir tek Milli Çözüm Üstad Ahmet Akgül Hocamız kaldı. Ve inşallah Aziz Erbakan Hocamızın 1980 yılında söylediği sözün gerçekleşmesi ile Adil Düzene dayalı Yeni Bir Dünya Milli Çözüm öncülüğünde kurulacaktır inşallah.
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
BÜTÜN MESELE; İNSANLIĞI İFSAD EDEN Mİ YOKSA İNSANLIĞI ISLAH EDEN BİR DÜZENİN Mİ TARAFTARISIN?!!!!
Malumunuz olduğu üzere ifsat, düzeni bozmak, çürütmek, araları açmak, fitne ve fesat çıkarmak anlamlarına gelmekte. Islah ise bozulan bir şeyi düzeltmek, onarmak, iyileştirmek, ara bulmak ve yapıcı olmak demektir. Rabbimiz Araf Suresi 56. ayet de buyurur ki: “Yeryüzünde (ve ülkenizde): Islahından (Hakka dayalı bir nizama ve intizama sokulmasından) sonra, sakın bozgunculuk (fesat) çıkarmayın (Adil bir Düzeni bırakıp bâtıl sistemlerin peşine takılmayın); O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.” diyerek biz inanan kullarına ıslah olmuş bir şeyin bozulmasına müsade etmemek için gerekli gayret ve çabayı göstermemizi , eğer ki ifsat halinde ise de ıslahı için gayret ve çabamızı göstermeyi düzeltmeyi düzeltecek bir sistemi düzeni hazırlamamızı kurulması için bütün gücümüzle çalışmamızı emir buyuruyor bu ayete göre.
Sistem ve düzenimiz başından tırnağına kadar bozuk bir düzen ve bozuk bir sistem olduğu için, açlık ve sefalet diz boyu, fakirlik ve geçim darlığı almış başını gidiyor, enfilasyon denen illetin azması, işsizlik ve modern diyebileceğimiz kölelik uygulamalarıyla insanlığın alınteri sömürülmekte, gelir dağılımındaki dengesizlikler olsun, ahlaksızlıkların her türlüsünün cirit atması , iç ve dış borçların getirdiği faiz borçlarıyla insanlık ve ülkemiz esir alınmasıyla bu insanlığın saadet bulması mümkün değildir kesinlikle. İşte görüyoruz sadece faiz belası bile bu sistemi ve düzeni kuranları bile ABD- AB ülkeleri – ve diğer tüm ülkeleri bir çıkmaza doğru sürüklemekte, bu çıkmaza sürüklenen ülkelerin bazısının elinde biraz olsun gücü kuvveti olan diğer gücü zayıf olan ülkeleri ezerek bir çare bulmaya çalışmakta. En bariz örneğini daha geçen 17-19 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya’da yapılan Diplomasi Forumu’nda Tom Barrack küstahı: “Parayı veren düdüğü çalar!..” derken “ABD’nin resmiyette 40 trilyon (Devletin kefil olduğu Siyonist Yahudi baronların borçları ile 400 trilyon) dolar borcunu, (Suudi ve Körfez ülkeleri, AB ülkeleri, Çin, Japonya ve benzeri bütün ülkeler) ne kadarını silerler ise, o nispette (himayemiz) korumamız altına gireceklerdir. Bize olan borçlarını silmeyenlerin ve Türkiye gibi, yaklaşık 10 yıl öncesinde 11 milyar dolarlık (bir kısmını) peşin verdikleri F-35 uçaklarını veya karşılığını istemekten vazgeçmeyenlerin ise başlarına yeni belalar sarıverilecektir.” diyerek kendi çıkmazlarını çöküşlerini kurtarma gayreti gütmekteler…
Sadece ekonomiyle mi ifsad olunuyoruz hayır. Makalede üzerinde durulan bir diğer konu da teknoloji ile insanlık ifsad edilmeye çalışılıyor hatta ediliyor. Kötülüğün merkezi hem konvansiyonel silahlarla hem de siber teknolojilerle bu insanlığı yok etmeye elinden geleni ardına koymamakta malesef.
Hal böyle olunca artık faizci Kapitalist düzen olsun, alınterini sömüren Komünizm düzeni olsun, dünya insanlığına SAADET HUZUR ONUR FERAHLIK KURTULUŞ sağlamıyor sağlayamaz. Dünya bu İsrail ve avenesinin eline bırakılamaz… Çare bellidir çare hem de TEK ÇARE ADİL DÜZEN’ e geçmekten başka kurtuluş kalmamıştır. Ve inşaallah bu kötülüğün merkezini de anlayacakları dil olan MÜEYYİDEMİZ (teknoloji harikalarımız) de hamdolsun hazırdır ve bu kirli güçlere beyaz bayrak çektirilecek günlere ramak kalmıştır.
Aziz Erbakan Hocamız bugünleri 1980 yılında görmüş ve Türkiye ve insanlığın kurtuluşunun Milli Çözüm anlayışı ile olacağını şöyle ifade etmişlerdi;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Evet, derin ve manevi perspektiften bakıldığında; tabiri caizse görünmeyen elin (c.c.) devrede olduğu , şerlerin hayra tebdil edildiği ve her şeyin ilahi bir “Vakt-i Merhun” yani kararlaştırılmış ve tayin edilmiş kutlu vakit doğrultusunda Türkiye Merkezli, Milli Çözümlü Milli Mutabakat ile inşaallah hem ülkemiz insanlığı hem de diğer dünya mazlum ve mağdur tüm insanlığın saadetine vesile olunacak Allah’ın izniyle…
Şununla bitirelim: Aziz Erbakan Hocamız bugünleri 1980 yılında görmüş ve Türkiye ve insanlığın kurtuluşunun Milli Çözüm anlayışı ile olacağını şöyle ifade etmişlerdi;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
SÖMÜRÜ SİSTEMİ YIKILMADAN İNSANLIK HUZURA KAVUŞAMAYACAKTIR. BU SİSTEMDEN RAZI VE MEMNUN OLANLAR İSE ŞEYTANIN DOLAYLI ASKERLERİ KONUMUNDADIRLAR.