YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69fe60c65fb3c
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 8 3 0
Bugün : 2124
Dün : 62748
Bu ay : 499866
Geçen ay : 1737715
Toplam : 54382639
IP'niz : 199.16.157.183

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

SİYONİZM’İN FAİZ-SÖMÜRÜ ÇARKI
VE
TEKNOLOJİ TUZAĞI (1)

2025’te AKP iktidarının aldığı borçlara karşılık, 823 milyar TL anapara ödemesinin yanında 1 trilyon 563 milyar TL faiz ödemesi yapılmıştı. Yani faize ödenecek para anaparanın neredeyse iki katıydı!..

 Nass (ayet) var diyerek, halkımızı dindarlıkla aldatan Erdoğan, trilyonlarca liralık faiz ödemesi yapmıştı. AKP’nin plansız ekonomi politikaları, dış borç ve faiz kolaycılığı ülkeyi derin bir ekonomik krize sürüklemiş durumdaydı. Halktan toplanan vergilerin büyük bir kısmı faiz ödemelerine aktarılmıştı. 2025 Ekim ayı itibarıyle, tüm iç borçlar hemen ödense, 4 trilyon TL anapara ödemesine karşılık 6 trilyon lira faiz ödemesi yapılmıştı. Diğer bir ifadeyle, her 100 liralık anapara ödemesine karşılık neredeyse 150 lira faiz aktarılmıştı.

2025’te 823 milyar TL anapara ödemesine karşılık 1 trilyon 563 milyar TL faiz ödemesi yapılmıştı. Yani faize ödenecek para anaparanın neredeyse iki katıydı. 2026 yılında borçlanmalar artacaktı. Bütçe açığı kaynaklı 3 trilyon 242 milyar liralık anapara ve faiz ödemesi planlanmıştı. Bu tutar 2017’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden önce, sadece 141 milyar liraydı. Yani faiz ödemeleri AKP döneminde tam 25 kat artmıştı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yayımladığı Aralık 2025 Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşme Raporu, gelir-gider dengesinde faiz harcamalarının belirleyici rol oynadığını ortaya koymaktaydı. Merkezi yönetim bütçesi 2025 yılında 1 trilyon 799,1 milyar TL açık vermiş durumdaydı. Rapora göre, 2025 yılı genelinde faiz giderleri 2 trilyon 54,4 milyar TL’ye çıkmıştı. Bu rakam geçen yıla göre %61,7 oranında artış anlamını taşımaktaydı. Faiz hariç bütçe giderleri ise 12 trilyon 580,2 milyar TL olacaktı. Bu da toplam giderlerinin önemli kısmının faiz giderleri olduğunun kanıtıydı.

19 Haziran 2018 tarihinde AKP’li Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, 24 Haziran’daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kastederek; “Ayın 24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz. Bu toplantıda açıkça söylüyorum, yüksek faizle biz ülkemizi ayağa kaldıramayız. Biz eğer yatırımcıyı güçlü kılacaksak burada düşük faizle bu adımı atmak zorundayız” ifadelerini kullanmasının ardından politika faizinin kat kat artarak Mart 2024’te 50 puana çıkması dikkatlerden kaçmamıştı.

2025 yılında faiz giderleri de endişe verici seviyelere çıkmıştı. Faize verilen paranın emekliler arasında bölüştürülmesi durumunda ortaya çıkan tablo şaşırtmıştı.

Türkiye’de Mart 2025 itibarıyla toplam 16 milyon 859 bin emekli ve hak sahibi (pasif sigortalı) bulunduğu açıklanmıştı. Yaşlılık aylığı alan (emekli) sigortalıların sayısı 12 milyon 172 bin iken, ölen sigortalıların hak sahiplerinin sayısı 4 milyon 352 bin kişi olduğu bilgisi paylaşılmıştı. 2025 yılında faize ödenen 2 trilyon 54,4 milyar TL’lik tutar 16 milyon 859 bin emekli ve hak sahibi arasında pay edildiğinde kişi başına yıllık 121 bin 857 lira, aylık ise 10 bin 154 lira artış yapılmasına imkân tanınabileceği hesaplanmıştı.

Ekonomik sınıflandırmaya göre bütçe giderleri içerisinde faiz harcaması birçok harcamanın üstünde çıkmıştı. Sağlık için yapılan 1 trilyon 134 milyar TL, eğitim için yapılan 1 trilyon 509 milyar liralık harcama, faiz harcamasının gerisinde kalmıştı. Kamunun konuk ağırlama, toplantı ve organizasyon harcamaları için kullandığı ve 2025 başında 1 milyar 636 milyon liralık ödenek ayrılan “Temsil ve Tanıtım” kaleminde fazla harcamaya imza atılmıştı. İsraf kalemi olarak anılan tasarruf genelgesinde öncelik olarak gösterilen kalemden ocak-aralık döneminde 1 milyar 764 milyon liralık harcama yapılmıştı.

Kamuda lüks araç ve uçak tutkusu devasa boyuta çıkmıştı. Devletin kira giderleri 38 milyar lirayı aşarken bunun 5 milyar 120 milyon lirası taşıtlara, 4 milyar 233 milyon lirası binalara, 13 milyar 392 milyon lirası uçak, helikopter ve hava araçlarına aktarılmıştı. Cumhurbaşkanının harcama yetkisinde olan ve örtülü ödenek olarak da bilinen gizli hizmet giderleri kaleminden sadece aralık ayında 1 milyar 862 milyar liralık harcama yapılmıştı. Böylece yılın tamamında yapılan gizli harcama 14 milyar 847 milyon lirayı aşmıştı. 2024 yılının tamamında örtülüden 10 milyar 480 milyon lira harcanmıştı. Böylece bir önceki yıla göre artış %50 düzeyinde artmıştı.

Dünyadaki Faiz Batağı!

Uzmanlarca; 2024 yılında dünyadaki toplam kazancın “1 katrilyon 107 trilyon dolar” olduğu açıklanmıştı. Oysa gerçek üretim tutarı sadece “390 trilyon dolar”dı. Demek ki 2024 yılı boyunca yaklaşık “900 trilyon dolar”, karşılıksız kâğıt para basılmıştı, uyduruk kripto para dağıtılmıştı ve bunların tamamına yakını FAİZ’den kazanılmıştı. Ancak bu korkunç zulüm ve sömürü düzenini yani Yahudi Siyonizm’ini anlatıp durmak, ama tek ve gerçek kurtuluş çaresi, huzur ve refah reçetesi olan ADİL DÜZEN’i saklamak ve gündemden uzak tutmak Şeytana hizmetkârlıktı.

Dikkatle bakınız; dünyadaki mevcut bütün altın miktarı 200 bin ton kadardı. Ama bankaların halka dağıttığı – kâğıt üzerindeki – gram altın toplamı ise 1 milyon Ton’dan fazlaydı. Yani tüm ülkelerdeki insanlar bankalardaki gram altınlarını almaya kalksalar, sadece beşte birine yeterli olacaktı!.. ABD İstihbarat ve Strateji Uzmanları: “Amerika nükleer saldırıya mı uğrasa daha büyük tahribat yaşanırdı? Yoksa, ABD parası sanılan, ama aslında Siyonist sermayenin dünyanın sömürü aracı olan ve karşılıksız basılan DOLAR’ı dolaşımdan kaldıracak gerçek bir para birimi piyasaya çıkarılsa mı, ABD daha ağır bir yıkıma uğrardı?” sorusunun asıl yanıtının ikincisi olduğunu vurgulamışlardı.

Milli Çözüm’e Engel Olmak, Siyonizm’e Hizmetkârlıktır!

Yakup Gözübüyük kardeşimin vurguladığı gibi:

Bir yönetimin gerçek değeri, yalnızca yaptığı hizmetlerle değil; adalet, ehliyet, liyakat, ekonomik denge ve toplumsal huzur gibi temel ölçülerde bıraktığı kalıcı neticelerle belirlenir. Eğer bir ülkede üretim zayıflıyor, gelir dağılımı bozuluyor, kurumlara güven sarsılıyor ve toplumda kutuplaşma artıyorsa; görünen bazı kazanımlar, uzun vadeli kayıpların gölgesinde anlamını yitirir. Bu nedenle siyasi iktidarların başarısı, propaganda gücüyle değil; milletin refahına, adalet duygusuna ve gelecek ümidine yaptığı gerçek katkıyla ölçülecektir. Aksi halde, kısa vadede fayda gibi görünen uygulamalar, uzun vadede daha ağır kayıplar doğurabilir. Bu yüzden bir dönemi değerlendirirken, sadece yapılanları değil, yapılmayanları ve kaybettirilen fırsatları da hesaba katmak gerekir. Neticede bir iktidarın en büyük başarısı, kendi gücünü koruması değil; milletin huzurunu, hukukunu ve ekonomik durumunu kalıcı biçimde güçlendirmesidir. Bunlar zayıflıyorsa, elde edilen diğer kazanımlar ne kadar büyük görünürse görünsün, aslında büyük zararın ve yıkımın tarafı tartının ağır basan kefesidir.

Elhamdülillah Milli Çözümcüyüz…

Haklı olan bir davaya sahip olmak, insanın yalnızca bir fikre değil; bir istikamete, bir yüke ve bir emanete sahip olmasıdır. Dava, insanın kalbinde pusula gibidir; yönünü tayin eder, adımlarını tartar, gecelerini uykusuz bırakır ama ruhunu diri tutar. İnsan dava ile yaşarken yorulabilir, incinebilir, hatta yenilebilir; fakat içten içe bilir ki yürüdüğü yolun bir manası vardır. Ne var ki gafletle, yani hakikatin üstünü örten o ince sisle, insan bazen en büyük kaybı fark etmeden yaşamaktadır. İhanet çoğu zaman bir anda değil, yavaş yavaş başlar: Bir tavizle, bir suskunlukla, bir “şimdilik böyle olsun” düşüncesiyle… İnsan kendini koruduğunu zannederken aslında özünü ayakta tutan içindeki direği kesmeye başlamıştır. Davasını kaybeden insanın ilk hissettiği şey acı değil, boşluk olacaktır. Çünkü dava yalnızca kuru bir mücadele sanılmamalıdır, aynı zamanda kimlik ve kişilik uyuşmasıdır. Davasız kalmak, bir bedenin ruhsuz kalmasıyla aynıdır. Nereye varacağını bilmeden koşmak, neden konuştuğunu bilmeden konuşmak, neden yaşadığını bilmeden yaşamaktır…  İşte asıl bedbahtlık da bunlardır

Davasız insanın kalbinde zamanla bir ağırlık birikir. Çünkü insan fıtraten anlam arar, mana özlemindedir. Hak bir davayı terk eden kimse, dışarıdan rahat görünse bile iç dünyasında sürekli bir eksiklik hissedecektir. Eskiden bir zulüm gördüğünde içi titrerken ve gayreti kabarırken artık sadece bakıp geçer; eskiden bir mazlumun sesi yüreğine dokunurken artık o ses uzak bir uğultu gibi gelir. Bu hal, kalbin körelmesidir ve insan için en ağır kayıplardan biridir. Çünkü vicdanın sağırlaşması, duyarsızlaşması ve körleşmesidir. İhanetin en acı tarafı ise, insanın kendisine yabancılaşmasıdır. Aynaya baktığında gördüğü yüz aynı yüzdür; fakat o yüzün içinde bir zamanlar yanan ateş sönmeye başlamıştır. İnsan başkalarına değil, en çok kendine hesap verememenin sıkıntısını yaşamaktadır. Çünkü bilir ki, terk ettiği şey kuru bir fikir ve bilgi değil, kutlu bir emaneti sırtından atmıştır!..

Davasız kalmanın bedbahtlığı işte burada başlamaktadır:

İnsan artık yorulmaz, ama dinlenemez ve bir türlü durulamaz da…

Koşmaz, yerinde sayıp sayıklar, ama varamaz da…

Susar, ama huzur da bulamaz, hatta arayamaz da…

Çünkü dava, insanı ayakta tutan yüktür. Yükünü atan bir süre hafiflediğini sanır; fakat sonra fark eder ki onu taşıyan aslında o yüktü. Çünkü insanı dirilten şey rahatlık değil, anlamdır, faal olmaktır, fedakârlıktır. Haklı bir dava uğruna yaşamak zor olabilir; fakat onsuz yaşamak, ruhun yavaş yavaş sönmesi ve kişinin “Meyyit-i Müteharrike” (hareket eden cenazeye) dönüşmesidir…

Kadir Mevlâ’m… Davana ve Dosta adadık canımızı… Bizi cansız ve çabasız bırakma!..

Konya’dan Hasan Çelik kardeşimiz ne güzel yorumlamıştı:

Hakka tercümanlık Milli Çözüm’le yapılır. Ayet-i kerimeleri doğru anlamak ve gereğini yerine getirecek Adil Bir Düzen kurmak için canla başla çalışmakla bu hedefe ulaşılır. Aziz Erbakan Hocamıza sormuşlardı; “Sizi hiç vatandaşın iftar sofralarında göremiyoruz?” diye, Erbakan Hocamız da: “Bir Başbakan halkın sofrasına bir iki çeşit daha koyabiliyorsa o zaman herkesin sofralarında yer alır” şeklinde cevap vermişti. Ve Onun döneminde herkesin yüzü gülmüştü. 96-97 arası bir yıllık iktidarında Efsane Başbakan Erbakan sayesinde herkesin cebi para görmüştü. 100 alan memur 256 almaya başlamıştı, 100 alan işçi 312 almıştı, emeklilere %300’lerden %1000’lere varan zamlar yapılmıştı. İşçi, memur, emekli ve esnafın yüzü gülmeye başladı. Esnaf toptancıdan daha çok mal aldı, toptancı üreticiden daha çok mal ısmarladı… Üretici daha çok üretmek için daha çok işçi çalıştırdı, işsizlik azaldı, bütün halk kesiminin cebine para aktı. Bugün hâlâ işçi, emekli, memur o gün Erbakan Hoca’nın yaptığı zamlarla ayakta durabilmektedir. Aziz Erbakan Hocamız bugünleri 1980 yılında görmüş ve Türkiye ve insanlığın kurtuluşunun Milli Çözüm anlayışı ile olacağını şöyle ifade etmişlerdi;

“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”[1]

Siyonizm’in Teknoloji Tuzağı!

İsrail casus yazılım şirketi “Paragon”un tartışmalı gizli gözetim aracının kontrol paneli yanlışlıkla ve tesadüfen ortaya çıkmıştı!

Casus yazılım şirketi Paragon, kullanıcının tıklamasına bile gerek kalmadan cihazlara bulaşan ‘tıklamasız casus yazılım’ araçlarıyla tanınmıştı. Şirket son olarak ‘Graphite’ yazılımıyla gündeme taşınmıştı. İsrailli casus yazılım şirketi Paragon Solutions’ın gizli gözetim aracının kontrol paneli, LinkedIn’de paylaşılan bir gönderide yanlışlıkla ifşa edilmiş durumdaydı. Siber güvenlik uzmanları, olayın sektör açısından “büyük bir operasyonel güvenlik hatası” olduğunu belirtirken, Paragon’un casusluk faaliyetlerini nasıl gerçekleştirdiğine dair de tartışmalar başlamıştı.

LinkedIn paylaşımı ifşaya yol açtı

Siber güvenlik araştırmacısı Jurre van Bergen, 11 Şubat 2026’da Paragon’un hukuk müşaviri tarafından LinkedIn’de paylaşılan bir fotoğrafta şirketin Graphite casus yazılımına ait kontrol panelinin yer aldığının farkına varmıştı. Fotoğraf iki kadının özçekimiydi ama arka planda şirketin büyük ekranında Graphite casus yazılımının nasıl işlediğini gösterdiği düşünülen arayüzlerin ekran görüntüsü vardı. Ekran görüntüsünde “Valentina” adıyla etiketlenmiş bir Çek telefon numarası, 10 Şubat 2026 tarihli aktif dinleme kayıtları, WhatsApp gibi uçtan uca şifreli uygulamaların “zero-click” (tıklamasız) açıkları üzerinden izlenmesine yönelik arayüzler yer almaktaydı. Paylaşım kısa süre içinde silinse de görsel hızla sosyal medyada yayılmıştı. Toronto merkezli Citizen Lab’den araştırmacı John Scott-Railton, Cyber Security News’e yaptığı açıklamada olayı “epik bir OPSEC hatası” olarak tanımlamıştı. Van Bergen de “Bu sadece bir demo örneği, ancak bu arayüzler halka neredeyse hiç gösterilmiyor,” ifadelerini kullanmıştı.

Graphite Nasıl Çalışırdı?

2019’da İsrail’de kurulan Paragon Solutions, “Graphite” adlı yazılımını gelişmiş bir gözetim aracı olarak pazarlamaktaydı. “Paralı asker casus yazılımı” (mercenary spyware) kategorisinde değerlendirilen Graphite’in, hedef cihazlara kullanıcı herhangi bir bağlantıya tıklamadan sızabildiği anlaşılmıştı. Yazılımın WhatsApp ve Signal gibi şifreli uygulamalardaki mesajları, telefonda depolanan verileri ve canlı iletişim trafiğini uzaktan erişimle elde edebildiği aktarılmıştı. Paragon, yazılımını NSO Group’un Pegasus sistemine kıyasla “daha temiz” bir alternatif olarak tanımlasa da gazeteciler ve aktivistlere karşı kullanıldığı yönündeki iddialar yaygınlaşmıştı.

WhatsApp’tan Uyarı Yapılmıştı!

WhatsApp, 2025’in başında Paragon’u “zero-click” açıklarını kullanarak 90 gazeteci ve sivil toplum temsilcisini hedef almakla suçlamıştı. Hedefler arasında İtalyan Fanpage.it editörü Francesco Cancellato’nun da bulunduğu vurgulanmıştı. Citizen Lab ise Graphite’i İsrail bağlantılı bir altyapıyla ilişkilendirmiş ve enfekte Android cihazlarda “BIGPRETZEL” adlı adli bilişim izlerine rastlandığını açıklamıştı.

Hangi Ülkeler Kullanmaktaydı?

Citizen Lab analizine göre Paragon’un müşterileri arasında Avustralya, Kanada, Kıbrıs, Danimarka, İsrail ve Singapur hükümetleri vardı. Ocak 2025’te Trump yönetimi de ABD hükümetinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) operasyonlarını desteklemek amacıyla Graphite satın aldığını kamuoyuna paylaşmıştı. Kanada’da, özellikle Ontario eyaletinde Graphite kullanımına ilişkin belgeler insan hakları örgütlerinin tepkisine yol açmıştı. İtalya başta olmak üzere bazı ülkelerde de muhaliflerin hedef alındığı iddiaları nedeniyle sözleşmeler kamuoyunda tartışma başlatmıştı. Paragon, ürünlerini yalnızca “denetimden geçmiş hükümetlere” ve “etik çerçevede” sattığını savunsa da; WhatsApp’ın suçlamaları ve son LinkedIn ifşası, şirketin şeffaflık ve güvenlik iddialarını yeniden gündeme taşımıştı.

Kurucuları Arasında Ehud Barak da Vardı!

Resmi kaynaklara göre Paragon Solutions, 2019’da eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın da kurucu ortaklar ve yönetim kurulu üyesi olarak yer aldığı bir şirket olarak ortaya çıkmıştı. Barak son dönemde cinsel suçlu Jeffrey Epstein soruşturması kapsamında yayımlanan belgelerde adının sık geçmesi nedeniyle hatırlanacaktı. Paragon’un kuruluşunda Barak’ın yanı sıra eski bir İsrail istihbarat birimi 8200 komutanı Ehud Schneorson ile birlikte başka üst düzey isimler de yer almıştı.[2]

YouTube, Google, Meta, Apple, Amazon, Microsoft, Adobe ve X (eski Twitter) gibi küresel dijital yayın yetkilileriyle anlaşarak; kötülemek ve tuzağa düşürmek istedikleri, idealist ve anti Siyonist isimlerin telefon ve bilgisayarlarına, bazı terör şebekesiyle suni yazışmalar ve porno videoları kayıtları aktarıldığı yönünde iddialar vardı!..

İsrail Sadece Konvansiyonel Değil, Siber Silahlar da Kullanmaktaydı!

İsrail sadece konvansiyonel silahlarla değil, siber silahlarla da İran’ı vurmaktaydı. İran’ın peş peşe üst düzey yöneticilerini kaybetmesi, şaşırtıcı ölümlerin ardından WhatsApp uygulaması hedef alınmış, uygulamanın İsrail’e lokasyon paylaştığı vurgulanmıştı. Eğer İran hükümeti özel yazışmalarını WhatsApp uygulaması üzerinden yaptıysa, bunların yine telefonlara erişilerek tespit edilme olasılığı çok yüksek bulunmaktaydı. Yani İsrail, İran’ı teknoloji bağlantılarıyla da vurmaktaydı. MOSSAD siber bağlantılarını kullanarak WhatsApp üzerinden İranlı üst düzey komutanların yerini tespit ettiği, ardından operasyon gerçekleştirdiği konuşulmaktaydı. WhatsApp’ın hedef gösteriliyor olmasının nedeni de, konum bilgilerinin, özel yazışmaların, fotoğrafların, ki fotoğrafların arkasındaki görsellerden bile konum bilgisi çıkartılabilirdi. Bu tarz veriler doğrudan uzaktan İsrail tarafından erişilerek görülebilir durumdaydı. İsrail ile İran arasındaki savaşta İranlı üst düzey komutanların peş peşe ölüm haberi, İran hükümetini kuşkulandırmıştı. Öyle ki ölümlerin ardından WhatsApp uygulamasını sorumlu tutan İran hükümeti, İran halkına WhatsApp uygulamasını silin çağrısı yapmıştı. WhatsApp uygulamasına uzaktan ulaşılırsa, o WhatsApp uygulamasında herhangi bir konum paylaşıldıysa evet, İsrail o konum paylaşımlarını da görebileceği için doğrudan konumu belirleyebiliyorlardı. Peki, ülkeler bu tuzaklara düşmemek için ne yapmalıydı? Yerli ve milli mesajlaşma uygulamaları kullanmak daha bir önem kazanmıştı. Yerli ve milli teknolojinin önemi aslında çok konuşulmaktaydı. Her türlü teknolojiyi kendimiz üretirsek, kendi güvenlik duvarlarımız, kendi antivirüs yazılımlarımız, kendi cep telefonlarımız gibi dışa bağımlılığımız bu noktada kesileceği için o cihazların kontrolü sadece bizde olacak ve bu da ciddi anlamda teknolojik olarak masaya daha hızlı vurmamızı sağlayacaktı.

Haaretz: İsrailli Firmalar, “Araba İstihbaratı” Teknolojisiyle Casusluk Yapmaktadır!

İsrail gazetesi Haaretz, İsrailli firmaların “CARINT” adı verilen araçlardan istihbarat toplama teknolojisi geliştirdiğini ve bu yöntemle casusluk faaliyetleri yürütüldüğünü ortaya çıkarmıştı. Haaretz gazetesinin araştırmasına göre, araç istihbaratı alanındaki en dikkati çekici aktörlerden biri olan Toka firmasının kurucuları arasında eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ve siber güvenlik komutanı emekli Tuğgeneral Yaron Rosen yer almaktaydı.

Araçlara Sızıp Ortam Dinlemesi Yapabiliyorlardı!

Bu Siyonist firma tarafından, araçların multimedya sistemlerine sızarak ortam dinlemesi yapabilen teknolojiler kullanıldığı, bu siber istihbaratın devletlerin üst kademelerindeki isimlerce yapıldığı aktarılmıştı. İstihbarat alanında, araçlardan elde edilen bu tür bilgiler CARINT (araç istihbaratı) olarak biliniyordu ve haberde İsrailli firmaların bu alanda “gözetleme yarışını önde götürdüğü” vurgulanıyordu. Son yıllarda otomobillerin internet ve hücresel bağlantı zorunluluğu olan dijital sistemlerle donatılması, sürüş için kolaylık sağlamakla birlikte mahremiyet ve ulusal güvenlik açısından ciddi riskleri beraberinde getiriyordu. İsrailli Toka adlı firmanın arabalarda kullanılan kameralara erişim konusunda uzmanlaştığı ifade edilen haberde, şirketin ürünüyle kamera verilerini araba bağlantılı verilerle eşleştirebildiği aktarılıyordu. Ürünlerini zaman içerisinde geliştiren Toka’nın, araçların multimedya sistemlerine sızabilen, hareketlerini ve konumunu izleyebilen teknoloji geliştirdiği bilgisi paylaşılmıştı. Bu teknoloji, aracın eller serbest (hands free) sisteminin mikrofonuna uzaktan erişerek sürücüyü dinlemeye ve hatta gösterge paneline veya aracın etrafına yerleştirilmiş kameralara bile erişmeye imkân tanıyordu. İsrail Savunma Bakanlığı’nın Toka firmasının ürünlerini onayladığı ve satışına izin verdiği belirtilirken, şirketin haberle ilgili, “artık bu ürünü satmadığı” şeklinde savunma yaptığı kaydediliyordu.

Araçların Tamamen Kontrol Edilmesine İmkân Veren Teknoloji Sorunları

Araçlar üzerinden veri sızıntısı endişesi sebebiyle İsrail ordusunun, üst düzey komutanlarına Çin yapımı elektrikli araçları kullanmalarını yasakladığı belirtiliyordu. Çinli araç firmalarının topladıkları verileri devletle paylaşma zorunluluğu sebebiyle İsrail’in bu kararı aldığı ve sivil araçların askeri üslerin yakınlarına park etmesi ciddi bir güvenlik riski olarak değerlendiriliyordu. Haberde, devletlerin istihbarat şirketlerinden taleplerinin konum belirleme ve izlemeyle sınırlı kalmadığının altı çiziliyordu. Güvenlik uzmanları ve bilgisayar korsanlarının, “otomobillerin dijital sistemleri üzerinden tüm kontrolün ele geçirilebileceğini, direksiyonun uzaktan yönlendirilebileceğini veya motorun durdurulabileceğini kanıtladığı” ifade ediliyordu.

  1. Prof. Dr. Necmettin Erbakan (TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
  2. https://satatic.euronews.com/website
5 6 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Abonelik
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...