DÜRÜST KAZANIR
Cenab Hak’tan korksan, halktan utansan
Kötülükten takvan, tasan kurtarır…
Vicdanına uysan, zora katlansan
Manevi kamera, asan kazanır…
Biçmek için önce, ekmek gerekir
Rahmet için zahmet, çekmek gerekir
Ayağın kırılsa, sekmek1 gerekir
Zevkler gelir geçer, tasan kazanır…
Hak hayır yolunda, gayretli cesur
Nefsi hususunda, olmalı yüsur2
Artık başkasında, arama kusur
Zehir yutanlardan, kusan kazanır…
Sen gel önce Hakkı, Bâtılı ayır
Dava dostlarını, yakını kayır
Hayırda israf yok, israfta hayır
Savurgan saçılır, kısan kazanır…
Ruhunu emerler, günahlar kenen
Yararsız bahane, “mazeret” denen
Gerçek pehlivan o, nefsini yenen
Şerre koşan değil, tırsan kazanır…
Nimet şefkat paylaş, huzur dolasın
Zulme bulaşırsan, saçın yolasın
İyilik düşün ki, iylik bulasın
Bencillik zarardır, ihsan kazanır…
Her yaptığım bana, kâr kalır sanan
Şehvete kapılan, Şeytana kanan
Az zararsız diye, zehire banan
Arzuları azar, yasan kazanır…
Hayat çok kısadır, kaçıyor fırsat
Son pişmanlık para, etmiyor heyhat
Dürüstlük onurdur, eğrilik berbat
Sahte değil sadık, Hasan kazanır…
Bak Milli Çözüm’e, ürüyor cahil
Firavun davasın, sürüyor bahil3
Mayınlı alanda, yürüyor gafil
Kaçan değil doğru, basan kazanır…
- Sekmek: Tek ayak üstüne sıçrayıp yürümek.
- Yüsur: Kolaylık, yumuşaklık, sühulet.
- Bahil: Nefsini düşünen, bencil hain.

ŞEMS SURESİ 7,8,9. AYETLERDE RABBİMİZ ŞÖYLE BUYURUR;
7-(İnsan olarak yaratılan her) Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene.’
8-Sonra da (her nefse) fücurunu (imani ve ahlâki düşüklüklerini) ve takvasını (küfür ve kötülükten sakınma çarelerini) ilham edip (öğreten yüce Rabbe yemin olsun ki).
9-Onu (nefsinin kötü arzu ve alışkanlıklarını) temizleyip terbiye eden felaha (huzura ve kurtuluşa) erişmiştir.
Lokman 22
Kim (samimi, seviyeli, güzel ve iyi) davranışlar içinde (sorumlu ve şuurlu bir mü’min ve) muhsin olarak kendisini bütünüyle Allah’a teslim ederse (özünü ve yüzünü Kur’an’a dönerse), o en sağlam kulpa yapışmış (ve kurtuluşa ulaşmış)tır. Zaten bütün işlerin sonu Allah’a (varacak)dır.
https://www.mealikerim.com/31/lokman/22
RABBİM BİZLERİ AYETİ KERİMELER IŞIĞINDA BİR HAYAT SÜRMEYİ, YERYÜZÜNDE ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYAYI KURAN O KUTLU EKİBİN BİR MENSUBU OLMAYI NASİP EYLESİN AMİN.
MAL BULMUŞ MAĞRİBİ GİBİ OLMAMAK!.
Hak hayır yolunda, gayretli cesur
Nefsi hususunda, olmalı yüsur
Artık başkasında, arama kusur
Zehir yutanlardan, kusan kazanır…
Efendimiz SAV. buyurmuşlar:
” Hased ( yani başkasının sahip olduğu nimetlerin, mal ve makamların, başarının veya mutluluğun elinden çıkmasını, yok olmasını istemek veya o imkanların kendisine geçmesini arzulamakla beraber gayret ve çaba içinde olmak) , iyilikleri yer; ateş odunu yaktığı gibi iyilikleri bitirir.”
Demek ki hased de aynı kin tutmak gibi kibirli olmak gibi şeytana özgü bir kavram olmasıyla o tür davranışlarımız bizim iyiliklerimizi güzelliklerimizi doğruluklarımızı yani salih amellerimizi yeyip bitirir ve aklımızı vicdanımızı ahlakımızı da böylelikle kaybettirir BAŞKALARINDA KUSUR ARAYARAK yani onlara haset ederek…
Bazen karşılaşırız MAL BULMUŞ MAĞRİBİ gibi yani büyük bir zenginliğe, ganimete veya fırsata kavuşmuşçasına aşırı sevinç, coşku ve açgözlülükle üzerine atlama hallerini. Birisinin bir eksiğini hatasını kollarken o hatayı eksikliği gösterene karşı elimizden geleni ardımıza koymayız. Açığını bulduk mu oraya buraya şikayetler , mahçup etme niyetli tavırlar sergilemeler, vb. davranışlar sergilenir. İyi niyetli ve samimi olan kişi önce ne yapar; o kişiyi tedavi etmeye, yanlışını hissettirip veya ben mi yanlış anladım şu şu sözleri söylemişsin veya eylemlerde bulunmuşsun diye başlayıp olayı anlamaya çalışıp doğru güzel faydalı neticeye varılması için gayret edilmeli değil mi? Ez cümle; BAŞKALARINDA KUSUR ARAMA – KENDİMİZİ BAŞKALARINDAN ÜSTÜN GÖRME – KİN GÜTMEK ( Kin tutan Din Tutmaz ) DEĞİL, KARŞIMIZDAKİLERİ İYİDEN DOĞRUDAN GÜZELDEN YARARLIDAN VE ADİL OLANDAN YANA DAVRANIŞLARA SEVK EDİCİ FİİLLERDE BULUNMALIYIZ ÇÜNKÜ BU GEMİ DE BİRLİKTE YAŞIYORUZ. BATARSA HEP BERABER BOĞULACAĞIZ.
Şirk yalnızca putlara tapmak değil malumunuz olduğu üzere. Kendi şahsi istek ve arzularımızda tesir görerek, uymamız da bir nevi şirk ve putperestlik… Dünya ve onun metaından, ahiret ve onun nimetlerinden herhangi birine gönül kaptırarak, bizi yaratanın sevgisini değil, bunlardan herhangi birinin sevgisini üstün tutmamızında şirk olduğu gerçeğini unutmamalıyız. Unuttuğumuzda şiirden paylaştığım dizede de ifade edildiği gibi zehir yutanlardan oluruz ve zehir yutanın sonu bellidir. Rabbim o tür zehirlere yanlışlıkla veya nefsimize uyarak yutanlardan değil kusanlardan olmamızı sağlayacak hidayete ferasete ve dirayete bizleri lütfeylesin. Amin.
“Yanlışın en tehlikelisi, doğruya en yakın olan yanlıştır. Çünkü doğru ile karşılaştırılma ve doğru diye yutturulma ihtimali çok fazladır.”
Sahtekârlığın en tehlikelisi de, dürüstlük ve samimiyet görüntüsü altında yürütülmeğe çalışılandır…
Evet, “Herhalde doğruluğa devam edin ve sakın (hak, hukuk) bilmezlerin yoluna gitmeyin!”Dürüstlük; imandır, insanlıktır… İnsanlığı terk etmeyin…
Biliyorum, yalanların ve haramların yaygın olduğu bir ortamda… Haksızların ve ahlâksızların saygın bulunduğu bir toplumda dürüst olmak ve doğruları savunmak, “ateşi avucunda taşımak” ve hatta güneşi kucaklamak gibidir.
Ama değerli olmak kolay değildir. Dürüst insan, hiçbir şart karşısında, asla gerçeği yalana değişmeyen kişidir. Kendisini doğrulara göre değil, doğruları kendisine göre değiştirmeğe yeltenenler ve bunu alışkanlık haline getirenler, bir daha düzelmeyecek şekilde eğrilir ve eğrilik onun karakteri haline gelir.
Sen her şeye rağmen dürüst ol!..
Yalan şeytanın silahıdır. Doğruluk ise Müslümanın sığınağıdır. Bu yüzden; “İmanla yalan asla bir kalpte beraber bulunmayacaktır”
Şeytani arzularını insanlık onurundan üstün tutan, nefsanî amaçları için yalanları ve sahtekârlıkları araç olarak kullanan kimselerin, ne makbul bir inancı ne de müspet bir ideali yoktur. Bu tipler, hasbelkader bazı yüksek makam ve menfaatlere otursalar da, onur ve olgunluk sahibi dürüst insanların karşısında ezilmekten hiçbir zaman kurtulamayacaklardır…
Eğri-büğrü davranmaktan ve yalpalamaktan kurtul, artık dürüst ol!
Sadece dostlarına değil, “Sana karşı dürüst davrandıkları müddetçe düşmanlarına karşı bile, dürüst ol”
“Emrolunduğun Gibi Dosdoğru Ol” emrine uyan düşüncelere sahip olmayı ve davranışları yerine getirebilmeyi Rabbimiz den umuyoruz…
✓(Ey Resulüm!) Emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Seninle beraber (küfür ve kötülükten) tevbe edenler de (böyle davransın). Ve (sakın) azgınlaşıp (haddinizi aşmayın). Çünkü O, (bütün) yaptıklarınızı Gören (ve amaçlarınızı bilen)dir.
✓(Hakk davasına ve halkına ekonomik ve ahlâki olarak) Zulmedenlere (asla) eğilim göstermeyin (onları hiçbir şekilde desteklemeyin), yoksa size de ateş dokunur (Allah’ın azabına ve gazabına uğrayıverirsiniz). Sizin Allah’tan başka velileriniz (sahibiniz ve destekçiniz) olmadığına (göre), sonra yardım da edilmezsiniz. [Not: Bu iki ayet Hz. Peygamber Efendimizin: “Hud Suresi’nin bu tehditleri Beni ihtiyarlattı” buyurdukları İlahi tembih ve tavsiyelerdir.]
Hud Suresi 112,113
Cenab Hak’tan korksan, halktan utansan
Kötülükten takvan, tasan kurtarır…
Vicdanına uysan, zora katlansan
Manevi kamera, asan kazanır…
Biçmek için önce, ekmek gerekir
Rahmet için zahmet, çekmek gerekir
Ayağın kırılsa, sekmek1 gerekir
Zevkler gelir geçer, tasan kazanır…
Kim Allahtan korkarak vicdan muhasebesi yaparsa hayasını takınırsa Allah o insana bir çıkış yolu ihsan edercektir.Çünkü Allah insanın içinde barındırdıklarını mutlaka bilip ortaya çıkarmaktadır. Aynı zamanda belgemektedir.
Kim Allah’tan korkup (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakınırsa (ve Rabbine güvenip sığınırsa, Allah) ona (her türlü darlık ve zorluktan kurtulacak) bir çıkış yolu açacaktır. (Talak2)
Siz, sözünüzü ister gizli tutun, ister açığa vurun, şüphe yok ki O (Allah) göğüslerin (gönüllerin) içindekini çok iyi bilip durmaktadır. (Talak2)
Allahın rızasına ulaşmak için hayır ve cihat yolunda çaba sarfetmesi gerekir.Geçici dünyevi zevkler için Baki olan Alemi kaybetmemek gerekir. İnsanız düşeriz kalkarız yine de Allahın Rahmetini umarız ve bekleriz. Umudumuzu asla kaybetmeyiz.
Şüphesiz her insana sa’yü gayretinden ve kendi emeğinden başkası verilecek değildir. (Herkes ancak hak ettiğine ve sebep olduğu kötülüklere erişecektir. İnsana gereken çalışıp emek vermek, maddi ve manevi kazanımlarını böyle elde etmektir.)(Necm 39)
(Oysa) Dünya hayatı sadece bir oyun ve bir oyalanmadan başka bir şey değildir. (Allah’tan) Korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakınmakta olanlar için ahiret yurdu ise gerçekten daha hayırlı (ve devamlı)dır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak (ve gerçeği anlamayacak) mısınız?(Enam32)
“…Nimet şefkat paylaş, huzur dolasın
Zulme bulaşırsan, saçın yolasın
İyilik düşün ki, iylik bulasın
Bencillik zarardır, ihsan kazanır…”
Güzel dizeler için teşekkür ediyoruz.
Sen gel önce Hakkı, Bâtılı ayır
Dava dostlarını, yakını kayır
Hayırda israf yok, israfta hayır
Savurgan saçılır, kısan kazanır…
İmanımız inancımız gereği her daim Haktan yana olmak yani; iyiden, doğrudan, güzelden, yararlıdan, adil olandan, vicdanın sesini dinlemekten, hakikatten yana tavır koymak… Ama kötüden, yanlıştan, çirkin ve çirkeflikten, zararlı şeylerden, zulüm etmekten, şeytana özgü kavram olan kin tutmaktan, kibirlenmekten, temelsiz, sahte, gösterişli ama içi boş olan şeyleri ayırt etmek için davranıştan önce mihenk sahibi ölçü sahibi olmamız gerektiği… Doğruyla yanlışı ayırt edemeyen birisi, iyi niyetli olsa bile tökezleyeceği savrulacağı… Önce işe buradan başlamamız gerektiği anlatılıyor. Yani önce fikri ve ahlaki pusulamızı ölçümüzü sağlam tutmamız gerektiği…
İnsan çoğu zaman iyiymiş kötüymüş, doğruymuş yanlışmış, kin tutuyormuş tutmuyormuş, samimiymiş samimi değilmiş, önemsemeden öncelemeden yani hakikatten yana olmak değil de yakını akrabası arkadaşı olduğu için ondan yana tavır sergiler sahip çıkar oysa, Haktan yana isen, bir Hak davaya gönül vermişsen, sağlam ve bilge bir Rehber Şahsiyete bende olmuş isen Hakkın ve Rehber Şahsiyet’in söylediği haykırdığı HAKİKATI GERÇEKLERİ HER DAİM akrabalığın müşterinin konu komşunun vb. sıradan insanların önüne koy çünkü Haktan ve Hakkın Temsilcisi Şahsiyetler her daim Hakkı haykırırlar tavsiye ederler kaleme alırlar…
Hayırda israf yok derken ise; Hayırlı işlerde yani iyilikte – paylaşımda – ilimde -merhamette – adalette -infakta …vb. şeylerde fazlalık çokluk diye bir şey yoktur. Bir aç insanı doyurmak, bir öğrenciyi okutmak, bir yarayı sarmak, “gereğinden fazla iyilik” sayılmaz, bunların çoğu veya azı diye bir şey olmaz…
İsrafta hayır yok derken ise; parayı zamanı sözü düşünceyi israf etmek, gücü gösteriş için tüketmek gibi haller savurganlığa israfa zarara girdiği için hayırlı sonuçlar malesef elden kayar…
İsraf- Savurganlık, dikkatimizi gücümüzü hayatımızı tüketir dağıtır, kısan ise ölçüsünü bilen, neye ne verileceğini verilmeyeceğini bilen, kendisini disiplinize eden ve dolayısıyla nefsini de terbiye etmeye yönelik davranışlar olduğu için bu kısmalar, sahibine kazanç sağlar…
Dava dostlarımızı israf etmemek (Nefsi bir kısım üstünlük saplantılarımız gereği öne çıkmak hesaplı, haklı çıkmak adına yapılan her eylemimiz) en büyük şiarımız olmalıdır.
Şiirde geçen “Manevi kamera asan kazanır” ifadesi tüm eylemlerimizden sorguya çekileceğimiz hususuna yönelik yapılması gerekenleri tek bir cümle ile müthiş bir şekilde anlatarak bizlerin zihninde somutlaştırmıştır.
Başkasında kusur aramadan kendi günahlarımıza ve eksikliklerimize odaklanarak davasını Sadık daha iyi bir kul olabilmeyi Yüce Allah bizlere nasip etsin.
Şiirimiz, kelimelerle kurulmuş bir nasihat sofrası gibi adeta. Her mısra, insanın iç dünyasına tutulan bir ayna gibi; her dize, vicdan kapısını çalan bir uyarı gibi. Yalnızca söylemiyor, insanı silkelenmeye çağırıyor. Çünkü insan çoğu zaman dış düşmanlardan değil, içindeki zaaflardan yenilir.
Kazanmak, yalnızca mal biriktirmek değildir. Asıl kazanç; temiz kalabilmek, doğru durabilmek ve nefse esir olmadan yaşayabilmektir. Dünya nice zenginler gördü ama huzursuz öldüler. Nice yoksullar gördü ki onurlarıyla tarihe kazındılar. Çünkü servet cebin doluluğu değil, kalbin diriliğidir.
Takva; sığ bir korku değil, koruyucu bir zırh gibidir. Allah’tan sakınan insan, halkı ezmez; vicdanına kulak veren kimse, zulme sapmaz. Görülmediğini sananlar karanlıkta suç işler; ama her an görüldüğünü bilenler, gecede bile dosdoğru yürür. Manevi kamera, insanın peşini bırakmayan ilahi murakabedir.
Emeksiz rahmet bekleyenler aldanmaktadır. Toprağa tohum atmadan hasat beklenmez. Ter dökülmeden nimet çoğalmaz. Sabır göstermeden huzur bulunmaz. Hayat, bedel ödemeden ödül dağıtan bir pazar değildir. Önce zahmet gelir, sonra rahmet iner.
İnsanın en büyük savaş alanı nefsidir. Dışarıda nice kahraman görünenler vardır ki, kendi arzularına yenilmiş bir esirdir. Oysa gerçek pehlivan, öfkesini yenen, şehvetini dizginleyen, hırsını susturabilendir. Kılıçla kazanılan zaferler geçici, nefisle kazanılan zaferler ebedidir.
İsraf sadece para saçmak değildir. İsraf; ömrü boşa harcamaktır, kabiliyeti çürütmektir, zamanı öldürmektir, nimeti şükürsüz tüketmektir. Cimrilik başka, ölçü başka şeydir. Veren el bereket bulur; saçıp savuran el ise avuçları boş kalınca gerçeği anlar.
İnsan ne ekiyorsa onu biçer. Kötülük tohumu atan, diken tarlasında yürür. İyilik saçan ise gün gelir gölge bulur. Merhamet dağıtan huzur toplar. Bencillik daraltır, ihsan genişletir. Çünkü kalbin kanunu vardır: Veren büyür, saklayan küçülür.
Hayat geçicidir. Fırsatlar rüzgâr gibidir; tutulmazsa geçer gider. Son pişmanlık, yanmış bir ömrün küllerine su dökmeye benzer. Bu yüzden dürüstlük yalnızca bir ahlak tercihi değil, insanın kendine bıraktığı en büyük mirastır. Eğrilik ise, önce başkasını değil, sahibini çürütür.
Doğru yürüyen; geç kalabilir, yorulabilir, yalnız kalabilir; ama sonunda yine o kazanır. Çünkü yalan hız verir, hakikat ise menzil kazandırır.
Kur’an nazarında hayat, hak ile batılı ayırma sınavıdır. Bu sınavda “kazananlar”, sahte maskelerin arkasına sığınanlar değil; hatalarıyla yüzleşen, nefsini kınayan ve her koşulda “sıdk” makamını koruyanlardır.
Dürüstlük, insanın kendi ruhuna karşı onur borcudur ve bu borcu ödeyenler, zamanın ve mekânın ötesinde, Allah cc katında ebedi bir esenliğe kavuşacaklardır.
Şüphesiz: “Bizim Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar(a gelince); işte onların üzerine (hayatları boyunca ve ölüm anında teselli ve teskin edici) melekler sürekli inecek ve: “Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size va’ad olunan cennetle müjdelenip sevinin” diyeceklerdir.(Fussilet, 30)
Selam ve dua ile…