SİYONİZM’İN FAİZ-SÖMÜRÜ ÇARKI
VE
TEKNOLOJİ TUZAĞI (2)
Pentagon’dan 757 Olayı Kapsayan Ürkütücü UFO Raporları
Dünya UFO gerçeğiyle bir kez daha yüzleşiyordu. ABD Savunma Bakanlığı, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü ile birlikte toplam 757 olayı kapsayan “Tanımlanamayan Anormal Fenomenler (UAP)” raporunu Kongreye sunmuştu. Rapordan bir gün önce Bakanlık eski yetkililerinden Luis Elizondo, UFO’lara ilişkin “Evrende yalnız değiliz” ifadesini kullanıyordu! ABD Temsilciler Meclisi Gözetim ve Hesap Verebilirlik Komitesi, Washington’da “Tanımlanamayan Anormal Fenomenler (UAP), Gerçeği Ortaya Çıkarmak” başlıklı bir oturum düzenliyordu. Son yıllarda UFO’larla ilgili iddiaları yüksek sesle dile getiren eski Pentagon yetkililerinden Luis Elizondo, oturumda bir araya gelen temsilcilere, “UAP gerçektir. Aşırı gizlilik sadık devlet memurlarına, askeri personele ve halka karşı ciddi suiistimallere yol açıyor. Tüm bunlar evrende yalnız olmadığımız gerçeğini gizlemek için yapıldı” iddiasında bulunmuştu.
Oturumdan bir gün sonra ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) ile birlikte toplam 757 olayı kapsayan “Tanımlanamayan Anormal Fenomenler (UAP)” raporunu Kongreye sunduğunu açıklıyordu. Pentagon’dan yapılan yazılı açıklamada raporun, Bakanlığa bağlı Tüm Alanlarda Anomali Çözüm Ofisi (AARO) tarafından 2022 Mali Yılı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası gereği hazırlandığı belirtiliyordu.
“Kayıtlara Girmeyen Olaylar” İddiası…
2024’teki raporda, 1 Mayıs 2023 ile 1 Haziran 2024 arasında toplam 485 olayla birlikte 2021 ve 2022’de meydana gelen, ancak AARO’ya bildirilmediği için kayıtlara girmeyen 272 UAP olayının yer aldığı ifade ediliyordu. Açıklamada, bu yıl rapor edilen olaylardan 118’inin balonlara, kuşlara ve insansız hava araçlarına bağlı olarak çözüldüğü ancak diğer vakalarla ilgili incelemelerin sürdüğü bilgisi aktarılıyordu. AARO’nun şu ana kadar incelediği toplam UAP vaka sayısının 1 Haziran 2024 itibarıyla 1600’ün üzerine çıktığına işaret edilerek, UAP olaylarının oluşturduğu potansiyel tehditlerin analiz edilmesi ve anlaşılmasının, birçok bakanlık ve kurumun dahil olduğu bir iş birliği çabasıyla devam ettiği belirtiliyordu.
“Evrende Yalnız Değiliz” Uyarısı
Öte yandan, ABD Temsilciler Meclisi komitesinde düzenlenen “UAP, Gerçeği Ortaya Çıkarmak” başlıklı oturumda Pentagon eski yetkililerinden Luis Elizondo, “tanımlanamayan uçan cisim”lere (UFO) ilişkin “Evrende yalnız değiliz.” ifadesini kullanıyordu. Elizondo, daha önce gizli bir Pentagon programının parçası olarak UFO’ları araştırdığını öne sürerek, “UAP gerçektir. Aşırı gizlilik, sadık devlet memurlarına, askeri personele ve halka karşı ciddi suiistimallere yol açıyor. Tüm bunlar evrende yalnız olmadığımız gerçeğini gizlemek için yapıldı.” ifadelerini kullanıyordu.[1]
Bu arada nedense şu sorular hiç sorulmamaktaydı: ABD’nin Savunma Bakanlığı gizli dosyaları CIA’nın bütün raporları, hatta çok özel mahkeme kayıtları, nasıl oluyor da hepsi İsrail MOSSAD’ın eline geçiyordu?
Ülkemizde maalesef bu acı gerçeklerden ve gelişmelerden habersiz topluma, hatta Din adamlarına:
Müslüman halkımızın öncelikli ilk 10 sorunu nedir? diye sorulsa, dini konularda “Ölüye telkin yapılır mı? Mezarlıkta, Fatiha ve Kur’an okunur mu? Banyo yapmak gusül sayılır mı? Teravih kılmayanın orucu kabul olur mu?” gibi sorular olacaktır. Güncel sıkıntılar olarak da haklı olarak “geçim darlığından, maaşların azlığından ve insanların azgınlaşmasından” dem vurulacak ve dert yanılacaktır. Ancak:
• Türkiye bütçesinin ne kadarı faize aktarılmaktadır?
• Bu faiz giderleri milli kalkınma hamlelerine harcansa ülkemiz neler kazanacaktır?
• Aldığımız ekmekten sebzeye, elbiseden elektriğe, faiz bunların fiyatını nasıl 3 misli arttırmaktadır?
• Görünüşte DİNDAR ama gerçekte FAİZKÂR bir iktidara destek olmanın vebali ne kadardır? diye ne halkımız ne hocalarımız neden sormamaktadır?
Bu arada bazı ucuz kahramanlar da: “Demokrasi ve laiklik dinsizliktir. Atatürk’ü seven kâfirdir, partilere oy veren ve camiye cumaya gidenlerin imanı gidecektir… T.C. kanunlarına uyanlar tağutun hizmetçileridir…” gibi zırvalarla dindarlık ve şeriatçılık taslamaktadır.
Oysa bu asılsız ve tutarsız iddialarda bulunanlar, T.C. Kanunlarına göre:
• Nüfus kaydı ve kimlik kartı alıyorlardı…
• Bu sistemin okullarında okuyarak aldıkları diplomalarla övünüyorlardı…
• Bu sistemin ve devletin yasalarına göre evleniyorlardı…
• Bu devlete askerlik yapıyorlar, çeşitli memurluklara atanıyorlardı…
• Çocuklarını nüfusa kaydettirip okullara gönderiyorlardı…
• Bu sistemin kurallarına göre dergi çıkarıyor, yayın hakkını kullanıyorlardı…
• Bu devlet düzeni içinde vakıf kuruyor, güya hayırlı hizmet izni alıyorlardı…
Ama bunların hiçbirinde kendileri kâfir olmuyorlardı, ancak ama siyasi parti kurunca veya Diyanet tarafından Din Görevlisi atanınca kâfir oluyorlardı!?
Bazı Nurcu kardeşlere hatırlatmıştık: Keşke Risale-i Nurları okumakla birlikte ve daha önce Yüce Kur’an’ın:
“Ey iman edenler! (Fitne çıkarmamak, anarşi ve ahlâksızlığı kışkırtmamak ve karşılıklı hak ve hürriyetlere saygılı bulunmak şartıyla; Ehl-i Kitapla birlikte yaşayın, komşuluk yapın, ülke ve bölge nimetlerini paylaşın, ilmi ve iktisadi konularda yardımlaşın, ama gerçekten iman ve Allah’a itimat ediyorsanız sakın ha!) Yahudilerin (ırkçı emperyalist kesimlerini ve yine haksızlık ve ahlâksızlık hedefleyen bazı) Hristiyan (merkezlerini) veliler (yöneticiler) edinmeyin. (Onları dost ve dürüst zannedip, kendinize idareci, karar verici olarak kabullenmeyin. Zulüm ve hıyanet örgütlerine ve girişimlerine destek vermeyin.) Çünkü onlar, (sizin değil) birbirlerinin dostları ve destekleyicileridir. (Artık) Sizden her kim onları dost (ve rehber) edinip (peşlerine giderse), kesinlikle o da onlardandır. Şüphesiz Allah (Siyonist Yahudilere ve emperyalist Hristiyanlara değer ve destek veren ve Müslümanlara hıyanet eden) zalimler topluluğuna hidayet etmez (onların iman nurunu karartır). [Not: Bu ayet Yahudi ve Hristiyan kimselerle iyi ve insani ilişkileri, ticari ve bilimsel işbirliğini değil; zulüm sistemlerinin ve oluşumlarının güdümüne girmeyi yasaklamaktadır.]” (Maide Suresi: 51. ayet) [2]
Emrine uyarak, ABD ve AB’yi ve onların şımartıp başımıza bela ettikleri kuduz İsrail’i DOST edinmeseydiniz! Hatta hasretle özlenen ve gözlenen İslam’ın hâkimiyetini ve Deccalizm’in devrilmesini BATI’dan, Avrupa ve Amerika’dan bekleyecek kadar şaşırıvermeseydiniz!.. Daha da ileri gidip; tam iki yıl boyunca Gazze’de soykırım uygulayan İsrail’e her türlü desteği sağlayan Trump kâfiri için: “Gördünüz mü, bölgede barışı Komünist Ruslar değil, yine Ehl-i Kitap olan Amerika ve Trump sağladı!” diyecek kadar küçülmeseydiniz!..
Keşke; “(Ey Resulüm!) Sana indirilen (Kur’an’a) ve Senden önce gönderilen (Kitaplara), sözde inandıklarını öne süren (sahtekâr münafıkları) görmez misin? Ki bunlar, (hak ve adalet ölçüleriyle değil) tağutun önünde (zalim ve bâtıl düzenlerin kurum ve kurallarıyla) muhakeme olunmak (şeytan fikirli Yahudi ve Hristiyanların hükmü altında yaşamak) istemektedirler! Oysa (mü’min ve Müslüman sayılmak için) onu (tağutu ve süper güç putunu) red ve inkâr etmekle emrolunmuşlardır. Şeytan onları derin ve dönüşü olmayan bir sapkınlığa sürüklemek istemektedir. [Not: Bir Müslümanın şu soruları kendisine yöneltmesi ve samimi yanıtlarına göre iman durumunu değerlendirmesi gerekir. Benim istisnasız her konudaki tercihim ve hedefim: 1- İman ve itaat mı, İtiraz ve inkâr mı? 2- İslam’a (Hakka) teslim olmak mı, Fırsatçılık ve isyan mı? 3- Kur’an’ın Rahmani esasları mı, Batı’nın şeytani yasaları mı? 4- Faizsiz bir nizam mı, Faizli sömürü çarkı mı? 5- İslam ülkeleri ittifakı mı, Haçlı ortaklığı mı? 6- Farz-helâl kuralları mı, Haramların mübahlığı mı? 7- Hidayet aydınlığı mı, Dalâlet karanlığı mı? 8- Hakk ve hayır mı, Şer ve bâtıl mı? 9- Nübüvvet ve Sünnet bağlayıcılığı mı, Nefsaniyet ve şehvet bataklığı mı? 10- Ahiret ve adalet amaçlı mı, Dünya ve menfaat ağırlıklı mı? Evet, bu 10 şıktan sadece 1 tanesinde bile ikinci maddeyi tercih ve tensip edenlerin, iman ve İslam şuuru yara almaya ve hidayeti kararmaya başlamış demektir. Baskıcı ve zorlayıcı durumlarda aciz ve çaresiz fertlere ve müstaz’af kesimlere İkrâh-ı Mülci=Ölüm ve sakatlama cinsinden ağır tehditler gibi bazı mecburiyetler bir mazeret sayılsa bile, imkân ve iktidar sahipleri için bu tür mazeretlere sığınmak geçersizdir.]” (Nisa Suresi 60)[3]
Ayetinin tehdidinden korkup, ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde: Kur’an’a, Sünnet-i Resulüllah’a, akla, ahlâka ve vicdana ve çağdaş ihtiyaç ve standartlara uygun bir ADİL DÜZEN kurulsun diye gayret etseydiniz!.. Ve maalesef, tam aksine, o hizmet ettiğinizi savunduğunuz Kur’an-ı Kerim’in açık uyarı ve yasaklarına rağmen, faizi, fuhşu, kumarı ve her türlü haksızlık ve ahlâksızlığı yaygınlaştıran sözde sağcı, İslamcı ve Amerikancı Parti ve iktidarlara destek verip,
“Ey iman edenler! Kesinlikle şarap (her çeşit sarhoş edici içki ve uyuşturucu), kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal-şans okları (çekiliş oyunları; bunların tamamı), ancak şeytanın işinden birer pisliktirler. Bunlardan (bu rezaletleri ülkenize bulaştıranlardan ve hâlâ uygulayanlardan) kaçınıp uzaklaşın, olur ki (bu sayede) kurtuluşa erişirsiniz.
Gerçekten şeytan(i sistemler) içki ve kumar vasıtasıyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan (yani İslam’ca düşünüp yaşamaktan) alıkoymak istemektedir. Artık (bunların kötülüğünü fark edip) vazgeçtiniz değil mi?” (Maide Suresi: 90-91)[4] ayetlerinin manevi tokadını yemeseydiniz!
Keşke; Kur’an’a hizmet perdesi altında; sadece güzel hatlarla ve tevafuklarla yazılmasını ve sevaben okunmasını değil, O Kur’an’ın yasalaşması ve yaşanması için de çaba sarf etseydiniz… En azından Kur’an’ın esas alınmayan bir düzen ve dönem içinde yaşamak zorunda kalmanın acısını hissetseydiniz… Bir yandan “Eûzu billahi mineşşeytani vessiyaseti” (şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım) deyip, arkasından Mason ve münafık, AB, ABD ve İsrail işbirlikçisi siyasilerin peşinden sürüklenmeseydiniz!..
Kaldı ki; örnek ve gerçek siyaset, yani hak ve adaletle devleti yönetmek, başta Hz. Peygamber Efendimizin, Raşit ve Kâmil halifelerin, seçkin sahabelerin, tüm müçtehit ve mürşitlerin kutlu mesleğidir. Bu kutlu ve onurlu mesleği küçümsemek hiç kimsenin haddi değildir!.. Çünkü “Bir saat adaletle hükmetmek, yetmiş yıl nafile ibadetten hayırlıdır.” (Hadis) Adaletle hükmedebilmek için ise hükümet ve siyaset gereklidir.
İşte Siyasi Mes’uliyetin ve oy vermenin dünyevi ve uhrevi sonuçları:
“(Gerçekten) İnkâr eden ve küfre giren kimseler (şunlardır ki) onlar şöyle derler: “(İşimize gelmediği ve sıkıntıya sevk ettiği için) Biz (kesinlikle ve hiçbir şekilde) bu Kur’an’a da, ondan önce gelen kitaplara da inanmayacağız. (Çünkü biz gerçeği değil, keyfimizi ve dünyamıza gerekeni aramaktayız.” Bu şeytani inatları ve bozuk fıtratları yüzünden akılları yattığı halde, bile bile Kur’an’ın adalet hükümlerini ve ahlâki prensiplerini inkâr ve itiraz eden) Zalimleri, Sen Rableri huzurunda (yaptıklarının hesabını vermek üzere) tutuklanmış vaziyette (iken) eğer bir görsen! (ki o zalimler: a- İmkân ve iktidarlarıyla kibirlenip büyüklük taslayan yönetici tabakası, b- Ezilen, sömürülen ve sindirilerek zayıf ve çaresiz bırakılan, ama gaflet ve cehaletle yine de zalim yöneticilerin peşine takılan halk tabakası olarak iki kısımdır.) Bunlar birbirlerini (suçlayıp) karşılıklı söz döndürüp laf dalaşı yaparak; müstaz’af zalimler, müstekbir zalimlere derler ki; “Eğer siz (başımızda) olmasaydınız (iktidar konumunda iken adil ve ahlâki esaslara göre davransaydınız,) herhalde bizler de (Hakka inanan ve hayra uyan) mü’min kimseler olacaktık. (Hain güçlerden ve şeytani çevrelerden de destek alarak; faiz ve sömürüye dayanan ekonomik sisteminizle… Ahlâki ve manevi değerlerden yoksun eğitim düzeninizle… Baskıcı ve barbar yönetim ve yöntemlerinizle bizleri yoldan çıkardınız. Ey Rabbimiz, asıl suçlu ve sorumlu olan bu gaddar ve hilekâr idarecilerimizdir!” deyip kurtulmaya çalışacaklardır.)
(Bunun üzerine büyüklük taslayan) Müstekbir (ve mücrim yöneticiler), müstaz’af (zayıf sayılan halk kesimine dönerek) şöyle diyecekler: “Size hidayet (rehberi Kur’an ve hakikat önderi Peygamber) geldikten (ve hepiniz Hakka ve hayra davet edildikten) sonra, biz mi sizi ondan (İslam’ın adalet nizamından zorla) çevirip alıkoyduk? Hayır! (Fikirlerimizin ve fiillerimizin bâtıl ve bozuk olduğunu bile bile, hidayet yolunu değil, bizi tercih edip seçtiniz, sevdiniz ve desteklediniz…) Aslında siz mücrim (suçlu ve hain) kimselerdiniz!..” (Sebe’ Suresi: 31 ve 32. ayetler)[5]
Hem “Euzu billahi mineşşeytani vessiyaseti” diyeceksiniz, hem de Üstad’ın “kendisinden sonra gelecek ve saadet düzenini getirecek zatın Siyaset dairesinde hizmet edeceğini” söyleyip bekleyeceksiniz!?… Ve hâlâ bu çelişkiyi fark etmeyeceksiniz!?
Ve keşke; Kur’an’ın sarih ayetlerinde ve Resulüllah’ın (SAV) sahih hadislerinde, net ve kesin olarak emrolunan durumlarda veya yasaklanan konular hatırlatıldığında: “Ama Üstad Hazretleri şöyle davranmışlar… Filan ağabeyimiz şöyle yorumlamışlar!..” gibi ne imani ne ilmi hiçbir geçerliliği olmayan gerekçelerle Bâtıla ve Batılılara taraf olma illetine ve zilletine düşmeseydiniz!.. Tarih boyunca İslami toplulukların, en çok, “mürşitlerinin ağabeylerinin ve liderlerinin sözlerini, Allah’ın ve Resulüllah’ın önüne geçirdikleri… Yani ayetleri ve hadisleri kendi hoca efendilerinin sözlerine göre eğip büktükleri için sapıtıp Hak yoldan çıktıklarını bilerek hareket etseydiniz!..
“Ey iman edenler, (hiçbir meselede ve hiçbir şekilde, sakın) Allah’ın ve O’nun Resulü’nün önüne geçmeyin (Onların sözlerine kendi keyfinizce yorumlar getirmeyin ve kendi tahmin ve temennilerinizi onların üstünde tutuvermeyin) ve Allah’tan (gereği gibi korkup) sakının. Şüphesiz Allah, (her şeyi ayrıntılarıyla) İşitendir, Bilendir.
Ey iman edenler, sakın seslerinizi de (Hz.) Peygamberin sesinin üstünde yükseltmeyin (kendi görüşlerinizi, Allah elçisinin sağlam hadis ve hükümlerine tercih etmeyin) ve birbirinize bağırıp çağırdığınız gibi, (kabalık yapıp) Ona da yüksek sesle (ve edepsizce) konuşmayın! Çünkü (aksi halde) siz farkında ve şuurunda değilken, amelleriniz boşa çıkıverir.” (Hucurât Suresi: 1-2. ayetler)[6] İlahi buyruklarına uyarak her meseleyi ve her şahsiyeti, Kur’an’ın ölçülerine ve Resulüllah’ın öğretilerine göre değerlendirseydiniz!..
Evet Bediüzzaman, Kur’an’ın birçok ayetini ve kendi anlatısıyla ilgili bölümlerini ve yine bazı hadis-i şerifleri; iman hakikatleri ve ahlâk prensipleri doğrultusunda, inkârcılık akımını çürütmek amacıyla, kendi dağarcığındaki çağdaş = müspet bilimlerden de yararlanarak ve ilham cinsinden manevi bir yardımla Risale-i Nur eserlerini meydana getirmişlerdir. Bunlar elbette önemli ve tarihi hizmetlerdir. Ancak Risale-i Nur, Kur’an’ın ve İslam’ın tamamı değildir, tartışmasız ve noksansız “mutlak doğru”ları yanında, hatalı içtihatları ve yanlışları da olabilir; özellikle siyasi şuur ve sorumluluk bilinci ve İslami düzenin hayati önemi konuları eksiktir. İbadet ve ilmihal konuları zaten verilmemiştir, çünkü bu hususlarda yazılan pek çok eser bulunduğundan gerek görülmemiştir.
- Haberler.com – 14 Kasım 2024
- Maide Suresi: 51. Ayet – https://www.mealikerim.com/5/maide/51
- Nisa Suresi: 60. Ayet – https://www.mealikerim.com/4/nisa/60
- Maide Suresi: 90-91. Ayetler – https://www.mealikerim.com/5/maide/90:91
- Sebe’ Suresi: 31-32. Ayetler – https://www.mealikerim.com/34/sebe/31:32
- Hucurât Suresi: 1-2. Ayetler – https://www.mealikerim.com/49/hucurat/1:2

Ancak ilim ve irfan sahipleri doğru analizler yapabilirler. İlim ve irfan sahipleri Rabbimizin verdiği feraset ve basiretle olayların perde arkasını ve iç yüzünü görebilir ve değerlendirebilir. Kendilerine verilen bu potansiyelle de milletleri aydınlatmak için çaba gösterirler. İşte bu ilim ve irfan sahipleri bir nevi karanlığı delen yıldızlardır.
Bu açıdan baktığımızda Milli Çözüm; kendine verilen ferasetle olayları en saf ve doğru şekilde analiz edebildiği için tespitleri haklı çıkmaktadır. Haklı çıkan tespitlerine baktığımızda bunlara tesadüf demek ancak ahmakların ve kendi düşük seviyelerini örtmek isteyen kalbi hastalıkların işidir.
Bediüzzaman’ın peşinden gidenlerin makalede yer alan samimi uyarıları dikkate almaları gerekir. İşbirlikçilere destek olmanın payandası olarak Risalei Nurları kullanmanın ahirette ağır sorumluluğu olacağı açıktır.
Günümüzdeki cemaatler ve taraflarının bakış açısını özetleyen tesbit deliller ve çözüme odaklı ders alınması gereken , doktoramı dersinlz ,tezmi dersiniz ,analizmi dersiniz ,gerçekten ders alınası bir makale
Siyonizm öyle ustadır ki,
“Kim ? Ben mi ? Ben hiç siyonizme hizmet eder miyim!”
şarkısını söylete söylete, kendi ordusunda askerlik yaptırır.
Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN
FERASET SAHİBİ OLMAK NE BÜYÜK NİMET. FERASET SAHİBİ OLMAK İÇİN KURAN’I DOĞRU ANLAMALI VE YAŞAMALI.
Enfal 29
Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız (küfür ve kötülüklerden sakınıp
iyiliklere yapışırsanız, haram ve haksızlıklardan kaçınıp hayırlara çalışırsanız) O size (Hakkı bâtıldan, doğruyu yanlıştan, yararlıyı zararlıdan, mü’mini münafıktan ayıran) furkan (feraset nuru ve hidayet şuuru) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Çünkü büyük fazilet sahibi (olan) Allah’tır.
https://www.mealikerim.com/8/enfal/29
“Kur’an’a, Sünnet-i Resulüllah’a, akla, ahlâka ve vicdana ve çağdaş ihtiyaç ve standartlara uygun bir ADİL DÜZEN kurulsun diye gayret etmezde gider tam aksine, o hizmet ettiğinizi savunduğunuz Kur’an-ı Kerim’in açık uyarı ve yasaklarına rağmen, faizi, fuhşu, kumarı ve her türlü haksızlık ve ahlâksızlığı yaygınlaştıran sözde sağcı, İslamcı ve Amerikancı Parti ve iktidarlara destek verirseniz hidayetinizde elinizden gider. Ben de İslam’a hizmet ediyorum diye diye İsrail ordusunda askerlik yaparsınız.
“Allah’ım! Bize Hakkı Hak olarak göster ve ona tabi olmayı bize nasip eyle! Batılı da batıl olarak göster ve bize ondan gereğince uzak durmayı nasip eyle!” duasını dilimizden düşürmemeliyiz. Bugün Hakkın temsilcisi Milli Çözüm’dür. Ve inşallah Milli Çözüm öncülüğünde Adil Düzene dayalı Yeni Bir Dünya mutlaka kurulacaktır.
“Gerçekte tesadüf yoktur, tevafuk vardır”
Zira rastlantı ve tesadüfler sadece ahmaklar içindir,
İnsan için ancak, (içindeki hikmeti arayacağı) tevafuk vardır…
Rastlantılar hiçbir amaç ve hikmet taşımaz,
oysa Tevafuk’da Anlamlı bir ilahi denk geliş vardır.
Rast gelmeler, kendiliğinden olmalar, tedbirsiz ve plansız meydana gelmelerdir,
Oysa Tevafuk; birbirine uygunluk, latif, hoş, zarif ve nizamlı biçimde denk gelmelerdir.
Rastlantılar şansa dayalı, başıboş anlamsız denk gelişler iken,
Tevafuklar, Hz. Allah’ın iradesiyle anlamlı ve hikmetli bir şekilde olayların uyumlu ve hikmetle denk gelmesidir.
Materyalistler, seküler bakışta olaylar bu şekilde açıklanırken,
Manevi bakış açısında ise; tesadüfü değil, kaderin ve tevhidin bir cilvesi olarak açıklanır.
Rastlantılar, tesadüfler tamamen ihtimaller ve rastgeleliğe bağlı iken,
Tevafuklar ise arkasında bir ilahi irade, kasd ve hikmete bağlıdır.
Neden bu kısa ama öz satırları yazma ihtiyacı hissettik?
Fark ettiğimiz bir Tevafuku sizlerle paylaşmak için…
Bu yazımız:
SİYONİZM’İN FAİZ-SÖMÜRÜ ÇARKI VE TEKNOLOJİ TUZAĞI (2)
https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/siyonizmin-faiz-somuru-carki-ve-teknoloji-tuzagi-2/
Bu yazının yayımlandığı tarih: 11 Mayıs 2026 Pazartesi
Aynı gün;
Japonya Baş Kabine Sekreteri Minoru Kihara aşağıdaki sözleri 11 Mayıs 2026 tarihli düzenli basın toplantısında söyledi.
Özetle ne dedi?
Japonya, ABD ile yakın koordinasyon içinde UAP’leri (tanımlanamayan anormal fenomenleri) “büyük ilgiyle” izliyor ve analiz ediyor.
Kendisi de yayınlanan (14-15 Kasım 2026 tarihli) görüntüleri bizzat incelediğini belirtti.
Japonya’nın kendi UAP görüntü ve bilgilerinin olup olmadığı sorulunca:
“Güvenlik ve istihbarat toplama yeteneklerimizi riske atmamak için durum bazında (case-by-case) karar vereceğiz” dedi. Yani ileride bazılarını açıklayabileceklerini ima etti.
Haber Japon medyasında (Japan Times, Sankei, NHK vb.) 11 Mayıs’ta geniş yer aldı ve 12-13 Mayıs’ta uluslararası olarak yayıldı.
https://www.japantimes.co.jp/news/2026/05/11/japan/us-pentagon-japan-ufos/
https://www3.nhk.or.jp/nhkworld/en/news/20260511_12/
Siteye girilen yazımız 14-15 Kasım 2024 tarihlerinde yayımlanan Pantagon’un UAP raporlarına dayanırken,
Japon Baş Kabine Sekreterinin açıklamaları ise;
ABD Savunma Bakanlığı’nın Mayıs 2026’da yayınladığı 162 UAP dosyasına dayanıyordu…
Japonya bu dosyaları büyük ilgiyle inceliyor ve ABD ile yakın koordinasyon içinde ulusal güvenlik açısından analiz ediyor.
Bu yazımız ise haftalar öncesinden hazırlanmış ve sırası geldiğinde yayımlanmak üzere bir sıraya konmuştu…
Yani;
Ne bu yeni Pentagon’un UAP rapordan haberimiz vardı,
Ne de Japonya Baş Kabine Sekreteri Minoru Kihara bize böyle bir açıklama yapacağını önceden haber vermişti…
Karar sizin;
İster rastlantı deyin…
İsterseniz (arkasında Hz. Allah’ın irade ve kasdı olan) Tevafuk…
GÖRENEDİR GÖRENE, KÖRE NEDİR KÖRE NE?
Erbakan hocamız siyonizmin faiz ve teknoloji tuzaklarına karşı en etkili silahlar yöntemler ve sistemler geliştirmiştir. Fakat yazıda bahsi geçen gruplar hiçbir zaman hakkın yanında yer almamış Siyonizme karşı Erbakan hocamızın yanında yer almaları gerekirken her zaman karşısında yer almışlardır. Bu eylemlerine de sürekli olarak uydurma hikmetler üretmişlerdir.
Günümüzde de milli çözüme karşı aynı tutum içerisinde bulunan gruplar ne yazık ki siyonizmin tuzaklarına kolayca kanmakta isteyerek ya da istemeyerek siyonizmin etkili maşaları haline gelmektedirler. Çünkü faizci sistemi bitirecek ana soruları sormamak asıl problemlerin anlaşılmamasına ya da fark edilmemesine neden olacak pansuman tedbirlerle sadece Siyonizme zaman kazandırılacaktır.
İşte bu tarz tutum ve davranışların en temelinde, siyasi şuur ve sorumluluk bilinci ve İslami düzenin Hayati önemi konularını önemsememe hastalığı yatmaktadır. Allah’a şükürler olsun üstadımız ve değerli milli çözüm ekibi, bu şuur ve sorumluluğu milletimize kazandırmak için çalışmakta olup bu davayı üstlenen Nadide kurum olma özelliğini taşımaktadır. Elhamdülillah
ADİL DÜZEN’E GEÇMEK TEMENNİ DEĞİL, MECBURİYET HALİNİ ALMIŞTIR!..
HAYAT İMAN VE CİHATTIR YERİNE; HAYAT İMKAN VE FIRSATTIR diyenlerin, oluşturacağı en iyi hal şimdiki yaşadığımız haldir. 24 yıldır tek başına iktidar olmayı sürdüren ve dünya imparatoru lideri diye geçinenlerin sunduğu ve hediye ettiği yaşam; FAİZE VE ZİNAYA NEREDEYSE BULAŞMAYANIN KALMAMASI. Faize zaten her türlü bulaştı insanlık. Aldığı her üründe faiz haksız vergi fazlasıyla mevcut.
Kur’an ve Sünnet’ten bihaber olanların son hızıyla artması
Paylaşımmış dayanışmaymış yardımlaşmaymış bunlar malesef yok denecek kadar azaldı
İmalattır üretimdir hiç olmadığı kadar azalmıştır dışa bağımlılık artmıştır
Tüketim ve israf çılgınlığını hep birlikte görmekteyiz
Alfabede harf kalmamış şu vergisi bu vergisi diye haddinden fazla vergiye boğulmuş durumdayız
Adaletsizlik ve liyakatsızlık hat safhada.
Adalet desek zaten ortada …
Özellikle gençlerin ve yetişkinlerin umutlarının kırıldığı bir ahvali yaşamaktayız
Göç hızla artmakta
Ahlak hiç olmadığı kadar tarumar edilmiş vaziyette,
Şeytani bir gurur kibir ve kin’in arttığını da görmekteyiz
Riyakarlığın ve sahtekarlığın yaygınlaşması gibi hadiseler İktidar güçlerinin bir başarısı olarak ortaya sunmamız yanlış olmaz sanırım. İşte bu hadiseler bir toplumun çöktüğünün çökertildiğinin en bariz örnekleridir.
Kur’an dışı saplantı ve safsataların peşine takılanlarda, duyarlılık ve tutarlılık aramak boşunadır. Nefsani çıkarları ve dünyevi hesapları neyi gerektiriyorsa ona göre tavır almak; DUYARSIZ SORUMSUZ GAALESİZ VE İSTİSMARCI TAKIMLARININ ortak özelliğidir.
Bu yüzden dolayıdır ki Mecelle’nin 30. maddesinde geçen : DEF-İ MEFASİT, CELB-İ MENAFİDEN EVLADIR. Yani, fesat merkezlerinin tahribatından kurtulmak, hayırlı ve yararlı icraatlar yapmaktan daha öncelikli ve önemli sayılmaktadır. Ez cümle Türkiye’nin en büyük sorunu AKP Hükümetiydi önce bu tahribat ve tahrifatçı işbirlikçi Hükümetin yerine Milli Çözümlü Milli Bir Mutabakat Hükümeti idareye gelmeli sonrasında bu gibi Hükümetlerin arkasındaki Kirli Güçler İsrail ve avenesi Hizaya sokulmalı ve Adil Düzen Projeleri hayata hakim kılınmalı… İnşaallah. O günlere ramak kaldı .
İstismarcılar; faizkar ve zinakar düzende dindarlık rolü oynayanlar!
DİNDAR olduklarını iddia ettikleri halde, siyasi, ekonomik, ilmi ve ahlaki konularda çözüm üretirken ve kanun hazırlarken, hiçbir engelleyici mazeret ve mecburiyeti bulunmadığı halde, Kur’an’ın emir ve yasaklarını temel ölçü edinmeyen, faizkar ve zinakar düzenin düzenbazları hem istismarcı hem de inkârcıdırlar!
Kur’an-ı Kerim’in açık uyarı ve yasaklarına rağmen, faizi, fuhşu, kumarı ve her türlü haksızlık ve ahlâksızlığı yaygınlaştıran sözde sağcı, İslamcı ve Amerikancı Parti ve iktidarlara destek verip, zalim inkârcı Batı’nın barbarlık düzeninin kurum ve kurallarıyla yaşamak isteyenler ise istismarcıdırlar!
İstismarcıların, ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde, Kur’an’a, Sünnet-i Resulüllah’a, akla, ahlâka ve vicdana ve çağdaş ihtiyaç ve standartlara uygun bir ADİL DÜZEN kurulsun diye bir amaçları bulunmamaktadır.
İstismarcılar, Kur’an’ın esas alınmadığı bir düzen ve dönem içinde yaşamaktan hoşlanmaktadırlar.
İstismarcılar, görünüşte DİNDAR ama gerçekte FAİZKÂR ve ZİNAKAR düzene destek olmanın vebaline ortak olmaktadırlar.
“Bir saat adaletle hükmetmek, yetmiş yıl nafile ibadetten hayırlıdır.” (Hadis) Adaletle hükmedebilmek için ise hükümet ve siyaset gereklidir gerçeğine rağmen… Örnek ve gerçek siyaset, yani hak ve adaletle devleti yönetmek, başta Hz. Peygamber Efendimizin, Raşit ve Kâmil halifelerin, seçkin sahabelerin, tüm müçtehit ve mürşitlerin kutlu mesleği olmasına ve bu kutlu ve onurlu mesleği küçümsemek hiç kimsenin haddi olmamasına rağmen…
Bir taraftan Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım deyip, arkasından Mason ve münafık, AB, ABD ve İsrail işbirlikçisi siyasilerin peşinden sürüklenenler, istismarcıdırlar.
İstismarcıların bir kısmı da şeriatçı geçinen istismarcılardır!
Şeriatçı geçinen istismarcılar;
Menfaat elde edemedikleri zaman “Demokrasi ve laiklik dinsizliktir. Atatürk’ü seven kâfirdir, partilere oy veren ve camiye cumaya gidenlerin imanı gidecektir… T.C. kanunlarına uyanlar tağutun hizmetçileridir…” gibi zırvalarla dindarlık ve şeriatçılık taslamaktadırlar.
Menfaat elde ettiklerinde ise hemen şeriatçılıklarını unutur, görünüşte DİNDAR ama gerçekte FAİZKÂR ve ZİNAKAR düzenin ve iktidarların en sadık bekçileri haline gelir faizkarlığın ve zinakarlığın şövalyesi kesilirler!
Makalemiz, yalnızca bir tenkit yazısı değil; sorumluluğu başkasına havale eden zihniyete karşı, sert bir uyanış çağrısıdır.
İnsanlığın en eski hastalığına parmak basıyor: Suçu üstlenmemek, yanlışı liderlere yüklemek, hakikatten kaçışı mazeretlerle süslemek…
Kur’ân’ın çizdiği kıyamet sahnesi çok çarpıcıdır. Dünyada alkışlayanlar ile alkışlananlar, peşinden gidenlerle önden sürükleyenler, o gün birbirine dönecek; herkes kendi yükünü başkasının sırtına bırakmaya çalışacaktır.
Fakat ilâhî adaletin huzurunda ne makam konuşur, ne kalabalık, ne de mazeret. Çünkü hakikat çağrısı herkese ulaşmış, tercih kişilere bırakılmıştır. Bu yüzden insan, zalimin zulmünden önce, kendi teslimiyetini sorgulamak zorundadır.
Bir toplumu bozan, yalnızca kötü yöneticiler değildir; kötülüğe sessiz kalan, menfaati uğruna destek veren, doğruyu bildiği halde susan kalabalıklar da, bu bozulmanın ortağıdır. Zulüm tek başına ayakta durmaz; onu taşıyan omuzlar, büyüten korkular ve besleyen çıkarlar vardır.
Kör bağlılık tehlikelidir. Allah’ın kelâmı ve Resûl’ün ölçüsü dururken, herhangi bir şahsın sözüne mutlaklık atfetmek; insanı rehberlikten bağımlılığa sürükler. Büyük insanlar kıymetlidir, âlimler yol göstericidir, mürşidler değerlidir; fakat hiçbiri vahyin üstünde değildir. Hak ölçü, kişilere göre eğilip bükülürse, insanlar dini yaşamak yerine, şahısları savunmaya başlar.
Burada ince ama hayati bir çizgi vardır: Sevmek başka, kutsallaştırmak başkadır. Hürmet başka, teslim olmak başkadır. İstifade etmek başka, aklı ve vicdanı terk etmek başkadır. Tarihte nice cemaatler ve nice topluluklar, düşmanlarının gücünden çok, kendi içlerindeki bu ölçüsüz bağlılık sebebiyle savrulmuştur.
Siyaseti kirli bir alan gibi görmek, büyük bir aldanıştır. Çünkü siyaset, sadece iktidar kavgası değil; adaletin, hukukun, emanetin ve toplumsal sorumluluğun alanıdır. Kötüler ilgilenirse zulüm üretir, iyiler uzak durursa, zulüm büyür. Bundan dolayı, ahlâklı insanların toplumsal meselelerden kaçması, meydanı ehline değil, ehl-i hileye bırakmaktır.
Risale-i Nur ve benzeri hizmetlere dair söylenenler, bizlere şu dengeyi hatırlatır: Büyük eserler değerlidir, büyük emekler saygındır; ancak hiçbir beşerî çalışma, dinin tamamı değildir. Her eserden istifade edilir, fakat her eser, Kur’ân terazisinde tartılır. Bu yaklaşım, hem imana vefadır, hem de istikamettir.
Hakikat karşısında mazeret geçmez.
Kalabalık olmak, doğru olmak değildir.
Birini izlemek, düşünmeyi bırakmak değildir.
Sevdiğini savunmak, yanlışı meşrulaştırmak değildir.
Ve en önemlisi: İnsan, kıyamet günü liderini değil, kendi tercihlerini taşıyacaktır.
Bu yüzden kurtuluş; şahıslara körü körüne bağlanmakta değil, ölçülere bağlanmaktadır.
İsimlere sığınmakta değil, hakikate yönelmektedir.
Kalabalığa uymakta değil, vicdanı diri tutmaktadır.
Faize ve ahlâksızlığa dayalı sömürü çarkını anlamanın temel şartı;
İslama ve Kuran’a, Erbakanca bir şuur ve Millî Çözüm ruhu ile yaklaşmak ve gereğini uygulamaktır.
Vahyin Mekke’de nazil olan ilk sureleri ve ayetleri genel itibariyle ;
Haksızlık ve Ahlâksızlık sistemine karşı bir duruş sergilemeyi, bu duruşu sağlamak için de İman ve Okumayı esas alarak, her türlü şirkten arınmayı emretmektedir.
Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar!…..
Elbiseni temiz tut!
Ey İslam ve Cihad gömleğini giyen, bu giydiğin elbiseyi temiz tutmanın en temel şartı ;Hakkı tebliğ etme vasfına sahip olmaktır.. Hakkı Üstün tutmayan, Hakkı tebliğ etmeyenlerin taşıdıkları İslam cübbeleri ve gömlekleri ve Mümin vasıfları zamanla şirk ve şekavetle kirlenip pörsüyecektir..
Hz Peygamber efendimiz, nazil olan;
Müddessir,Kafirun, Mesed, Fil,vs surelerinin yerine, (haşa) Kabenin etrafındaki taşların ışıltısından, Hira mağarasının ağzında yetişen sümbüllerin güzelliklerinden, Mekke çöllerindeki develerin hikmetinden bahsetseydi, nasıl olacaktı da zalim, haksız, ahlaksız cahiliye sistemi yıkılacaktı!? Ve yerine Hak ve Adalete dayanan Adil bir Düzen kurulacaktı?!
Oysa Allah, Peygamberine ;
“Eğer asıl ana vazifeni yerine getirmediğin takdirde Şah Damarını koparırız” diyerek en büyük İlahi tehdidi yapmıştır..!
İşte Prof Necmettin Erbakan Hocamız, bu imanla ve bu şuurla İslamın ve Kuranın en temel şiarını ortaya koymuş ve bugün bu ruhu bu şuuru, Millî Çözüm sürdürmektedir.
Faizin, Haksız Verginin, Karşılıksız Paranın, Dalgalı Kur ve Bozuk Kredi sisteminin esareti altında, din ve takva risalesi pazarlayan kafalar, adım adım İslam damarını kendi elleri ile, kendilerinden nasıl kopartıp attıklarını eninde sonunda göreceklerdir..!
“Nur”un Vazifesi Karanlığı Dağıtmaktır…
Kur’an-ı Kerim, batıl sistemlerin işleyişine karşı sessiz kalmayı bir kurtuluş değil, bir vebal olarak görür.
“(Hakk davasına ve halkına ekonomik ve ahlâki olarak) Zulmedenlere (asla) eğilim göstermeyin (onları hiçbir şekilde desteklemeyin), yoksa size de ateş dokunur (Allah’ın azabına ve gazabına uğrayıverirsiniz). Sizin Allah’tan başka velileriniz (sahibiniz ve destekçiniz)olmadığına (göre), sonra yardım da edilmezsiniz. [Not: Bu iki ayet Hz. Peygamber Efendimizin: “Hud Suresi’nin bu tehditleri Beni ihtiyarlattı”buyurdukları İlahi tembih ve tavsiyelerdir.]” (Hûd, 113) ayeti, sadece zulmü bizzat yapmayı değil, o sistemin bir parçası olmayı veya ona rıza göstermeyi de yasaklar.
Nurculuk, “imanı kurtarma” davası ise; iman, sadece bir vicdan hapsi değil, hayatın her alanında adaleti tesis etme iradesidir. Siyonizm’in faiz çarkına, sömürü düzenine ve insanlığı köleleştiren teknoloji tuzaklarına “nur”un aynasıyla bakmak, o karanlığı deşifre etmeyi gerektirir.
Kur’an, Hakkı “Nur”a, batılı ise “Zulümat”a (karanlıklar) benzetir. Nur’un mahiyeti, karanlığın varlığına itiraz etmektir.
“Allah, iman edenlerin velisi-destekçisi (sahibi, hamisi ve hayra yönlendiricisi)dir ki; onları (cehalet ve dalâlet girdabı) karanlıklardan nura çıkarır. (Umut karartan baskı ve barbarlıklardan kurtarıp İslami adalet huzuruna ulaştırır.)” (Bakara, 257). Eğer bir hareket, toplumun içine itildiği faiz, ahlaksızlık ve dijital kölelik karanlığına karşı bir çözüm üretmiyor, sadece köşesinde tespih çekiyorsa; o nurun ışığı perde altına alınmış demektir. Eğer bir anlayış insanı sömürü çarkına karşı harekete geçirmiyorsa, o “nur” değil, sadece göz boyayan bir fenerdir.
Peygamber Efendimiz (SAV), “Cihadın en faziletlisi, zalim sultanın karşısında hakkı haykırmaktır” buyurmuştur. Bu nebevi düstur, Nur talebeliğinin de ruhudur. Batıl sistemler; faizle kan emen, teknolojiyle zihin bulandıran ve insanı fıtratından koparan birer “zalim sultan” hükmündedir.
Kur’an’ın “(Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; “Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi (kurtarıp, huzura ve refaha) çıkar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz (nice mazlum müstaz’af)kimseleri (kurtarmak)için Allah yolunda (çalışıp)çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Filistin topraklarında soykırıma uğrayan mazlumların; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.]” (Nisâ, 75) hitabı, sosyal ve ekonomik adaletsizliklere karşı durmanın imanî bir zorunluluk olduğunu gösterir.
Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur) kelimesi, sadece yaratıcıyı kabul etmek değil; yerdeki sahte otorite ve sömürü odaklarını reddetmektir. Faizci sistemler ve insanı köleleştiren teknoloji kültleri, modern dönemin putlarıdır.
Kur’an, “Artık kim tağutu (İslam dışı sistemleri ve zalim kişileri terk ve inkâr ederek onları)tanımayıp Allah’a inanırsa (İslam nizamına tâbi olursa); artık o, şüphesiz sapasağlam bir kulpa yapışmıştır ki; bunun kopması yoktur” (Bakara, 256) buyurur. Dolayısıyla “Hakkın hâkimiyeti” için mücadele etmek, bu çağda Tâğutlaşmış sömürü çarklarını reddetmekten geçer.
Nurculuk, Kur’an’ın bu asra bakan bir tefsiri olarak; bâtılı sadece kınamakla yetinmez, onu ilimle, fikirle ve “Adil Düzen” gibi somut alternatiflerle yerle bir etmeyi amaçlar.
“Dur-culuk” ise; dünyadaki sömürü çarkına bakıp “ne yapalım devir böyle” diyerek köşesine çekilmek, sadece kendi ibadetiyle meşgul olup toplumsal adaletsizliklere göz yummaktır.
Hakkın gelmesiyle batılın zail olacağı (İsra, 81) hakikati, ancak Müslümanların gayretiyle tecelli eder.
Davası Hak olanın, yardımcısı Allah’tır.
Selam ve dua…