YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a1cf6f14e6bd
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 9 2 0
Bugün : 10097
Dün : 59378
Bu ay : 10097
Geçen ay : 1826018
Toplam : 55718888
IP'niz : 216.73.217.121

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

SİYONİZM’İN FAİZ-SÖMÜRÜ ÇARKI
VE
TEKNOLOJİ TUZAĞI (2)

  1. Haberler.com – 14 Kasım 2024
  2. Maide Suresi: 51. Ayet – https://www.mealikerim.com/5/maide/51
  3. Nisa Suresi: 60. Ayet – https://www.mealikerim.com/4/nisa/60
  4. Maide Suresi: 90-91. Ayetler – https://www.mealikerim.com/5/maide/90:91
  5. Sebe’ Suresi: 31-32. Ayetler – https://www.mealikerim.com/34/sebe/31:32
  6. Hucurât Suresi: 1-2. Ayetler – https://www.mealikerim.com/49/hucurat/1:2
4.8 22 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Abonelik
Bildir
10 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Ancak ilim ve irfan sahipleri doğru analizler yapabilirler. İlim ve irfan sahipleri Rabbimizin verdiği feraset ve basiretle olayların perde arkasını ve iç yüzünü görebilir ve değerlendirebilir. Kendilerine verilen bu potansiyelle de milletleri aydınlatmak için çaba gösterirler. İşte bu ilim ve irfan sahipleri bir nevi karanlığı delen yıldızlardır.
Bu açıdan baktığımızda Milli Çözüm; kendine verilen ferasetle olayları en saf ve doğru şekilde analiz edebildiği için tespitleri haklı çıkmaktadır. Haklı çıkan tespitlerine baktığımızda bunlara tesadüf demek ancak ahmakların ve kendi düşük seviyelerini örtmek isteyen kalbi hastalıkların işidir.
Bediüzzaman’ın peşinden gidenlerin makalede yer alan samimi uyarıları dikkate almaları gerekir. İşbirlikçilere destek olmanın payandası olarak Risalei Nurları kullanmanın ahirette ağır sorumluluğu olacağı açıktır.

Günümüzdeki cemaatler ve taraflarının bakış açısını özetleyen tesbit deliller ve çözüme odaklı ders alınması gereken , doktoramı dersinlz ,tezmi dersiniz ,analizmi dersiniz ,gerçekten ders alınası bir makale

Siyonizm öyle ustadır ki,
“Kim ? Ben mi ? Ben hiç siyonizme hizmet eder miyim!”
şarkısını söylete söylete, kendi ordusunda askerlik yaptırır.
 
Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN

FERASET SAHİBİ OLMAK NE BÜYÜK NİMET. FERASET SAHİBİ OLMAK İÇİN KURAN’I DOĞRU ANLAMALI VE YAŞAMALI.

Enfal 29
Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız (küfür ve kötülüklerden sakınıp
iyiliklere yapışırsanız, haram ve haksızlıklardan kaçınıp hayırlara çalışırsanız) O size (Hakkı bâtıldan, doğruyu yanlıştan, yararlıyı zararlıdan, mü’mini münafıktan ayıran) furkan (feraset nuru ve hidayet şuuru) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Çünkü büyük fazilet sahibi (olan) Allah’tır.
 
https://www.mealikerim.com/8/enfal/29

Kur’an’a, Sünnet-i Resulüllah’a, akla, ahlâka ve vicdana ve çağdaş ihtiyaç ve standartlara uygun bir ADİL DÜZEN kurulsun diye gayret etmezde gider tam aksine, o hizmet ettiğinizi savunduğunuz Kur’an-ı Kerim’in açık uyarı ve yasaklarına rağmen, faizi, fuhşu, kumarı ve her türlü haksızlık ve ahlâksızlığı yaygınlaştıran sözde sağcı, İslamcı ve Amerikancı Parti ve iktidarlara destek verirseniz hidayetinizde elinizden gider. Ben de İslam’a hizmet ediyorum diye diye İsrail ordusunda askerlik yaparsınız.

“Allah’ım! Bize Hakkı Hak olarak göster ve ona tabi olmayı bize nasip eyle! Batılı da batıl olarak göster ve bize ondan gereğince uzak durmayı nasip eyle!” duasını dilimizden düşürmemeliyiz. Bugün Hakkın temsilcisi Milli Çözüm’dür. Ve inşallah Milli Çözüm öncülüğünde Adil Düzene dayalı Yeni Bir Dünya mutlaka kurulacaktır.

“Gerçekte tesadüf yoktur, tevafuk vardır”

Zira rastlantı ve tesadüfler sadece ahmaklar içindir,
İnsan için ancak, (içindeki hikmeti arayacağı) tevafuk vardır…

Rastlantılar hiçbir amaç ve hikmet taşımaz, 
oysa Tevafuk’da Anlamlı bir ilahi denk geliş vardır.

Rast gelmeler, kendiliğinden olmalar, tedbirsiz ve plansız meydana gelmelerdir,
Oysa Tevafuk; birbirine uygunluk, latif, hoş, zarif ve nizamlı biçimde denk gelmelerdir.

Rastlantılar şansa dayalı, başıboş anlamsız denk gelişler iken,
Tevafuklar, Hz. Allah’ın iradesiyle anlamlı ve hikmetli bir şekilde olayların uyumlu ve hikmetle denk gelmesidir.

Materyalistler, seküler bakışta olaylar bu şekilde açıklanırken,
Manevi bakış açısında ise; tesadüfü değil, kaderin ve tevhidin bir cilvesi olarak açıklanır.

Rastlantılar, tesadüfler tamamen ihtimaller ve rastgeleliğe bağlı iken,
Tevafuklar ise arkasında bir ilahi irade, kasd ve hikmete bağlıdır.

Neden bu kısa ama öz satırları yazma ihtiyacı hissettik?
Fark ettiğimiz bir Tevafuku sizlerle paylaşmak için…

Bu yazımız:

SİYONİZM’İN FAİZ-SÖMÜRÜ ÇARKI VE TEKNOLOJİ TUZAĞI (2)

https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/siyonizmin-faiz-somuru-carki-ve-teknoloji-tuzagi-2/

Bu yazının yayımlandığı tarih: 11 Mayıs 2026 Pazartesi 

Aynı gün;
Japonya Baş Kabine Sekreteri Minoru Kihara aşağıdaki sözleri 11 Mayıs 2026 tarihli düzenli basın toplantısında söyledi.

Özetle ne dedi?

Japonya, ABD ile yakın koordinasyon içinde UAP’leri (tanımlanamayan anormal fenomenleri) “büyük ilgiyle” izliyor ve analiz ediyor.

Kendisi de yayınlanan (14-15 Kasım 2026 tarihli) görüntüleri bizzat incelediğini belirtti.

Japonya’nın kendi UAP görüntü ve bilgilerinin olup olmadığı sorulunca: 
“Güvenlik ve istihbarat toplama yeteneklerimizi riske atmamak için durum bazında (case-by-case) karar vereceğiz” dedi.  Yani ileride bazılarını açıklayabileceklerini ima etti. 

Haber Japon medyasında (Japan Times, Sankei, NHK vb.) 11 Mayıs’ta geniş yer aldı ve 12-13 Mayıs’ta uluslararası olarak yayıldı.
https://www.japantimes.co.jp/news/2026/05/11/japan/us-pentagon-japan-ufos/
https://www3.nhk.or.jp/nhkworld/en/news/20260511_12/

Siteye girilen yazımız 14-15 Kasım 2024 tarihlerinde yayımlanan Pantagon’un UAP raporlarına dayanırken,

Japon Baş Kabine Sekreterinin açıklamaları ise;
ABD Savunma Bakanlığı’nın Mayıs 2026’da yayınladığı 162 UAP dosyasına dayanıyordu…

Japonya bu dosyaları büyük ilgiyle inceliyor ve ABD ile yakın koordinasyon içinde ulusal güvenlik açısından analiz ediyor.

Bu yazımız ise haftalar öncesinden hazırlanmış ve sırası geldiğinde yayımlanmak üzere bir sıraya konmuştu…

Yani;

Ne bu yeni Pentagon’un UAP rapordan haberimiz vardı, 

Ne de Japonya Baş Kabine Sekreteri Minoru Kihara bize böyle bir açıklama yapacağını önceden haber vermişti…

Karar sizin;

İster rastlantı deyin…

İsterseniz (arkasında Hz. Allah’ın irade ve kasdı olan) Tevafuk…

GÖRENEDİR GÖRENE, KÖRE NEDİR KÖRE NE?

Erbakan hocamız siyonizmin faiz ve teknoloji tuzaklarına karşı en etkili silahlar yöntemler ve sistemler geliştirmiştir. Fakat yazıda bahsi geçen gruplar hiçbir zaman hakkın yanında yer almamış Siyonizme karşı Erbakan hocamızın yanında yer almaları gerekirken her zaman karşısında yer almışlardır. Bu eylemlerine de sürekli olarak uydurma hikmetler üretmişlerdir.

Günümüzde de milli çözüme karşı aynı tutum içerisinde bulunan gruplar ne yazık ki siyonizmin tuzaklarına kolayca kanmakta isteyerek ya da istemeyerek siyonizmin etkili maşaları haline gelmektedirler. Çünkü faizci sistemi bitirecek ana soruları sormamak asıl problemlerin anlaşılmamasına ya da fark edilmemesine neden olacak pansuman tedbirlerle sadece Siyonizme zaman kazandırılacaktır.

İşte bu tarz tutum ve davranışların en temelinde, siyasi şuur ve sorumluluk bilinci ve İslami düzenin Hayati önemi konularını önemsememe hastalığı yatmaktadır. Allah’a şükürler olsun üstadımız ve değerli milli çözüm ekibi, bu şuur ve sorumluluğu milletimize kazandırmak için çalışmakta olup bu davayı üstlenen Nadide kurum olma özelliğini taşımaktadır. Elhamdülillah

ADİL DÜZEN’E GEÇMEK TEMENNİ DEĞİL, MECBURİYET HALİNİ ALMIŞTIR!..

HAYAT İMAN VE CİHATTIR YERİNE; HAYAT İMKAN VE FIRSATTIR diyenlerin, oluşturacağı en iyi hal şimdiki yaşadığımız haldir. 24 yıldır tek başına iktidar olmayı sürdüren ve dünya imparatoru lideri diye geçinenlerin sunduğu ve hediye ettiği yaşam; FAİZE VE ZİNAYA NEREDEYSE BULAŞMAYANIN KALMAMASI. Faize zaten her türlü bulaştı insanlık. Aldığı her üründe faiz haksız vergi fazlasıyla mevcut.

Kur’an ve Sünnet’ten bihaber olanların son hızıyla artması
Paylaşımmış dayanışmaymış yardımlaşmaymış bunlar malesef yok denecek kadar azaldı
İmalattır üretimdir hiç olmadığı kadar azalmıştır dışa bağımlılık artmıştır
Tüketim ve israf çılgınlığını hep birlikte görmekteyiz
Alfabede harf kalmamış şu vergisi bu vergisi diye haddinden fazla vergiye boğulmuş durumdayız
Adaletsizlik ve liyakatsızlık hat safhada.
Adalet desek zaten ortada …
Özellikle gençlerin ve yetişkinlerin umutlarının kırıldığı bir ahvali yaşamaktayız
Göç hızla artmakta
Ahlak hiç olmadığı kadar tarumar edilmiş vaziyette,
Şeytani bir gurur kibir ve kin’in arttığını da görmekteyiz
Riyakarlığın ve sahtekarlığın yaygınlaşması gibi hadiseler İktidar güçlerinin bir başarısı olarak ortaya sunmamız yanlış olmaz sanırım. İşte bu hadiseler bir toplumun çöktüğünün çökertildiğinin en bariz örnekleridir.

Kur’an dışı saplantı ve safsataların peşine takılanlarda, duyarlılık ve tutarlılık aramak boşunadır. Nefsani çıkarları ve dünyevi hesapları neyi gerektiriyorsa ona göre tavır almak; DUYARSIZ SORUMSUZ GAALESİZ VE İSTİSMARCI TAKIMLARININ ortak özelliğidir.

Bu yüzden dolayıdır ki Mecelle’nin 30. maddesinde geçen : DEF-İ MEFASİT, CELB-İ MENAFİDEN EVLADIR. Yani, fesat merkezlerinin tahribatından kurtulmak, hayırlı ve yararlı icraatlar yapmaktan daha öncelikli ve önemli sayılmaktadır. Ez cümle Türkiye’nin en büyük sorunu AKP Hükümetiydi önce bu tahribat ve tahrifatçı işbirlikçi Hükümetin yerine Milli Çözümlü Milli Bir Mutabakat Hükümeti idareye gelmeli sonrasında bu gibi Hükümetlerin arkasındaki Kirli Güçler İsrail ve avenesi Hizaya sokulmalı ve Adil Düzen Projeleri hayata hakim kılınmalı… İnşaallah. O günlere ramak kaldı .

Last edited 19 gün önce by Osman Nuri ÇELİK

İstismarcılar; faizkar ve zinakar düzende dindarlık rolü oynayanlar! 
DİNDAR olduklarını iddia ettikleri halde, siyasi, ekonomik, ilmi ve ahlaki konularda çözüm üretirken ve kanun hazırlarken, hiçbir engelleyici mazeret ve mecburiyeti bulunmadığı halde, Kur’an’ın emir ve yasaklarını temel ölçü edinmeyen, faizkar ve zinakar düzenin düzenbazları hem istismarcı hem de inkârcıdırlar!
Kur’an-ı Kerim’in açık uyarı ve yasaklarına rağmen, faizi, fuhşu, kumarı ve her türlü haksızlık ve ahlâksızlığı yaygınlaştıran sözde sağcı, İslamcı ve Amerikancı Parti ve iktidarlara destek verip, zalim inkârcı Batı’nın barbarlık düzeninin kurum ve kurallarıyla yaşamak isteyenler ise istismarcıdırlar!
İstismarcıların, ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde, Kur’an’a, Sünnet-i Resulüllah’a, akla, ahlâka ve vicdana ve çağdaş ihtiyaç ve standartlara uygun bir ADİL DÜZEN kurulsun diye bir amaçları bulunmamaktadır.
İstismarcılar, Kur’an’ın esas alınmadığı bir düzen ve dönem içinde yaşamaktan hoşlanmaktadırlar.
İstismarcılar, görünüşte DİNDAR ama gerçekte FAİZKÂR ve ZİNAKAR düzene destek olmanın vebaline ortak olmaktadırlar.

“Bir saat adaletle hükmetmek, yetmiş yıl nafile ibadetten hayırlıdır.” (Hadis) Adaletle hükmedebilmek için ise hükümet ve siyaset gereklidir gerçeğine rağmen… Örnek ve gerçek siyaset, yani hak ve adaletle devleti yönetmek, başta Hz. Peygamber Efendimizin, Raşit ve Kâmil halifelerin, seçkin sahabelerin, tüm müçtehit ve mürşitlerin kutlu mesleği olmasına ve bu kutlu ve onurlu mesleği küçümsemek hiç kimsenin haddi olmamasına rağmen… 
Bir taraftan Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım deyip, arkasından Mason ve münafık, AB, ABD ve İsrail işbirlikçisi siyasilerin peşinden sürüklenenler, istismarcıdırlar.

İstismarcıların bir kısmı da şeriatçı geçinen istismarcılardır!
Şeriatçı geçinen istismarcılar;
Menfaat elde edemedikleri zaman “Demokrasi ve laiklik dinsizliktir. Atatürk’ü seven kâfirdir, partilere oy veren ve camiye cumaya gidenlerin imanı gidecektir… T.C. kanunlarına uyanlar tağutun hizmetçileridir…” gibi zırvalarla dindarlık ve şeriatçılık taslamaktadırlar.
Menfaat elde ettiklerinde ise hemen şeriatçılıklarını unutur, görünüşte DİNDAR ama gerçekte FAİZKÂR ve ZİNAKAR düzenin ve iktidarların en sadık bekçileri haline gelir faizkarlığın ve zinakarlığın şövalyesi kesilirler!

Last edited 19 gün önce by Necati Akgül

Makalemiz, yalnızca bir tenkit yazısı değil; sorumluluğu başkasına havale eden zihniyete karşı, sert bir uyanış çağrısıdır.

İnsanlığın en eski hastalığına parmak basıyor: Suçu üstlenmemek, yanlışı liderlere yüklemek, hakikatten kaçışı mazeretlerle süslemek…

Kur’ân’ın çizdiği kıyamet sahnesi çok çarpıcıdır. Dünyada alkışlayanlar ile alkışlananlar, peşinden gidenlerle önden sürükleyenler, o gün birbirine dönecek; herkes kendi yükünü başkasının sırtına bırakmaya çalışacaktır.

Fakat ilâhî adaletin huzurunda ne makam konuşur, ne kalabalık, ne de mazeret. Çünkü hakikat çağrısı herkese ulaşmış, tercih kişilere bırakılmıştır. Bu yüzden insan, zalimin zulmünden önce, kendi teslimiyetini sorgulamak zorundadır.

Bir toplumu bozan, yalnızca kötü yöneticiler değildir; kötülüğe sessiz kalan, menfaati uğruna destek veren, doğruyu bildiği halde susan kalabalıklar da, bu bozulmanın ortağıdır. Zulüm tek başına ayakta durmaz; onu taşıyan omuzlar, büyüten korkular ve besleyen çıkarlar vardır.

Kör bağlılık tehlikelidir. Allah’ın kelâmı ve Resûl’ün ölçüsü dururken, herhangi bir şahsın sözüne mutlaklık atfetmek; insanı rehberlikten bağımlılığa sürükler. Büyük insanlar kıymetlidir, âlimler yol göstericidir, mürşidler değerlidir; fakat hiçbiri vahyin üstünde değildir. Hak ölçü, kişilere göre eğilip bükülürse, insanlar dini yaşamak yerine, şahısları savunmaya başlar.

Burada ince ama hayati bir çizgi vardır: Sevmek başka, kutsallaştırmak başkadır. Hürmet başka, teslim olmak başkadır. İstifade etmek başka, aklı ve vicdanı terk etmek başkadır. Tarihte nice cemaatler ve nice topluluklar, düşmanlarının gücünden çok, kendi içlerindeki bu ölçüsüz bağlılık sebebiyle savrulmuştur.

Siyaseti kirli bir alan gibi görmek, büyük bir aldanıştır. Çünkü siyaset, sadece iktidar kavgası değil; adaletin, hukukun, emanetin ve toplumsal sorumluluğun alanıdır. Kötüler ilgilenirse zulüm üretir, iyiler uzak durursa, zulüm büyür. Bundan dolayı, ahlâklı insanların toplumsal meselelerden kaçması, meydanı ehline değil, ehl-i hileye bırakmaktır.

Risale-i Nur ve benzeri hizmetlere dair söylenenler, bizlere şu dengeyi hatırlatır: Büyük eserler değerlidir, büyük emekler saygındır; ancak hiçbir beşerî çalışma, dinin tamamı değildir. Her eserden istifade edilir, fakat her eser, Kur’ân terazisinde tartılır. Bu yaklaşım, hem imana vefadır, hem de istikamettir.

Hakikat karşısında mazeret geçmez.
Kalabalık olmak, doğru olmak değildir.
Birini izlemek, düşünmeyi bırakmak değildir.
Sevdiğini savunmak, yanlışı meşrulaştırmak değildir.

Ve en önemlisi: İnsan, kıyamet günü liderini değil, kendi tercihlerini taşıyacaktır.
Bu yüzden kurtuluş; şahıslara körü körüne bağlanmakta değil, ölçülere bağlanmaktadır.
İsimlere sığınmakta değil, hakikate yönelmektedir.
Kalabalığa uymakta değil, vicdanı diri tutmaktadır.

Faize ve ahlâksızlığa dayalı sömürü çarkını anlamanın temel şartı;
İslama ve Kuran’a, Erbakanca bir şuur ve Millî Çözüm ruhu ile yaklaşmak ve gereğini uygulamaktır.

Vahyin Mekke’de nazil olan ilk sureleri ve ayetleri genel itibariyle ;
Haksızlık ve Ahlâksızlık sistemine karşı bir duruş sergilemeyi, bu duruşu sağlamak için de İman ve Okumayı esas alarak, her türlü şirkten arınmayı emretmektedir.

Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar!…..
Elbiseni temiz tut!

Ey İslam ve Cihad gömleğini giyen, bu giydiğin elbiseyi temiz tutmanın en temel şartı ;Hakkı tebliğ etme vasfına sahip olmaktır.. Hakkı Üstün tutmayan, Hakkı tebliğ etmeyenlerin taşıdıkları İslam cübbeleri ve gömlekleri ve Mümin vasıfları zamanla şirk ve şekavetle kirlenip pörsüyecektir..

Hz Peygamber efendimiz, nazil olan;

Müddessir,Kafirun, Mesed, Fil,vs surelerinin yerine, (haşa) Kabenin etrafındaki taşların ışıltısından, Hira mağarasının ağzında yetişen sümbüllerin güzelliklerinden, Mekke çöllerindeki develerin hikmetinden bahsetseydi, nasıl olacaktı da zalim, haksız, ahlaksız cahiliye sistemi yıkılacaktı!? Ve yerine Hak ve Adalete dayanan Adil bir Düzen kurulacaktı?!

Oysa Allah, Peygamberine ;
“Eğer asıl ana vazifeni yerine getirmediğin takdirde Şah Damarını koparırız” diyerek en büyük İlahi tehdidi yapmıştır..!

İşte Prof Necmettin Erbakan Hocamız, bu imanla ve bu şuurla İslamın ve Kuranın en temel şiarını ortaya koymuş ve bugün bu ruhu bu şuuru, Millî Çözüm sürdürmektedir.

Faizin, Haksız Verginin, Karşılıksız Paranın, Dalgalı Kur ve Bozuk Kredi sisteminin esareti altında, din ve takva risalesi pazarlayan kafalar, adım adım İslam damarını kendi elleri ile, kendilerinden nasıl kopartıp attıklarını eninde sonunda göreceklerdir..!

“Nur”un Vazifesi Karanlığı Dağıtmaktır…

Kur’an-ı Kerim, batıl sistemlerin işleyişine karşı sessiz kalmayı bir kurtuluş değil, bir vebal olarak görür. 

(Hakk davasına ve halkına ekonomik ve ahlâki olarak) Zulmedenlere (asla) eğilim göstermeyin (onları hiçbir şekilde desteklemeyin), yoksa size de ateş dokunur (Allah’ın azabına ve gazabına uğrayıverirsiniz). Sizin Allah’tan başka velileriniz (sahibiniz ve destekçiniz)olmadığına (göre), sonra yardım da edilmezsiniz. [Not: Bu iki ayet Hz. Peygamber Efendimizin: “Hud Suresi’nin bu tehditleri Beni ihtiyarlattı”buyurdukları İlahi tembih ve tavsiyelerdir.]” (Hûd, 113) ayeti, sadece zulmü bizzat yapmayı değil, o sistemin bir parçası olmayı veya ona rıza göstermeyi de yasaklar. 

Nurculuk, “imanı kurtarma” davası ise; iman, sadece bir vicdan hapsi değil, hayatın her alanında adaleti tesis etme iradesidir. Siyonizm’in faiz çarkına, sömürü düzenine ve insanlığı köleleştiren teknoloji tuzaklarına “nur”un aynasıyla bakmak, o karanlığı deşifre etmeyi gerektirir.

Kur’an, Hakkı “Nur”a, batılı ise “Zulümat”a (karanlıklar) benzetir. Nur’un mahiyeti, karanlığın varlığına itiraz etmektir.

“Allah, iman edenlerin velisi-destekçisi (sahibi, hamisi ve hayra yönlendiricisi)dir ki; onları (cehalet ve dalâlet girdabı) karanlıklardan nura çıkarır. (Umut karartan baskı ve barbarlıklardan kurtarıp İslami adalet huzuruna ulaştırır.)” (Bakara, 257). Eğer bir hareket, toplumun içine itildiği faiz, ahlaksızlık ve dijital kölelik karanlığına karşı bir çözüm üretmiyor, sadece köşesinde tespih çekiyorsa; o nurun ışığı perde altına alınmış demektir. Eğer bir anlayış insanı sömürü çarkına karşı harekete geçirmiyorsa, o “nur” değil, sadece göz boyayan bir fenerdir.

Peygamber Efendimiz (SAV), “Cihadın en faziletlisi, zalim sultanın karşısında hakkı haykırmaktır” buyurmuştur. Bu nebevi düstur, Nur talebeliğinin de ruhudur. Batıl sistemler; faizle kan emen, teknolojiyle zihin bulandıran ve insanı fıtratından koparan birer “zalim sultan” hükmündedir.

Kur’an’ın “(Ey Müslümanlar!) Size ne oluyor (ve nasıl bir vicdani sorumsuzluğa kayıyorsunuz) ki; “Ya Rabbi, ehli (ve idarecileri) zalim olan şu ülkeden (ve şu düzenden) bizi (kurtarıp, huzura ve refaha) çıkar, bize Kendi katından bir sahip gönder ve bize Kendi rahmetinden bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran; erkek, kadın ve çocuklardan oluşan aciz ve çaresiz (nice mazlum müstaz’af)kimseleri (kurtarmak)için Allah yolunda (çalışıp)çarpışmıyorsunuz? (Bu duyarsızlık ve nemelâzımcılık imani ve vicdani bir tavır değildir.) [Not: Bugün Filistin topraklarında soykırıma uğrayan mazlumların; Afrika’da, Asya’da ve Güney Amerika’daki milyonlarca aç, biilaç, çıplak ve muhtaç Müslümanların ve farklı din ve kavimden nice mazlum ve mağdur insanların ezilmesine ve sömürülmesine yol açan bu zalim ve Siyonist sistemi yıkacak ve yeryüzünde Adil bir Düzen’i kuracak niyet ve gayreti taşımayanları Cenab-ı Hakk bu ayetle ve şiddetle ikaz etmektedir.]” (Nisâ, 75) hitabı, sosyal ve ekonomik adaletsizliklere karşı durmanın imanî bir zorunluluk olduğunu gösterir.

Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur) kelimesi, sadece yaratıcıyı kabul etmek değil; yerdeki sahte otorite ve sömürü odaklarını reddetmektir. Faizci sistemler ve insanı köleleştiren teknoloji kültleri, modern dönemin putlarıdır.

Kur’an, “Artık kim tağutu (İslam dışı sistemleri ve zalim kişileri terk ve inkâr ederek onları)tanımayıp Allah’a inanırsa (İslam nizamına tâbi olursa); artık o, şüphesiz sapasağlam bir kulpa yapışmıştır ki; bunun kopması yoktur” (Bakara, 256) buyurur. Dolayısıyla “Hakkın hâkimiyeti” için mücadele etmek, bu çağda Tâğutlaşmış sömürü çarklarını reddetmekten geçer.

Nurculuk, Kur’an’ın bu asra bakan bir tefsiri olarak; bâtılı sadece kınamakla yetinmez, onu ilimle, fikirle ve “Adil Düzen” gibi somut alternatiflerle yerle bir etmeyi amaçlar.

“Dur-culuk” ise; dünyadaki sömürü çarkına bakıp “ne yapalım devir böyle” diyerek köşesine çekilmek, sadece kendi ibadetiyle meşgul olup toplumsal adaletsizliklere göz yummaktır. 

Hakkın gelmesiyle batılın zail olacağı (İsra, 81) hakikati, ancak Müslümanların gayretiyle tecelli eder.

Davası Hak olanın, yardımcısı Allah’tır.

Selam ve dua…

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
10
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...