YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6a2d4d15b9172
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 9 5 9
Bugün : 22737
Dün : 49540
Bu ay : 679860
Geçen ay : 1826018
Toplam : 56388651
IP'niz : 216.73.216.215

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

HÜNER; HAKK’A KUL OLMAKMIŞ!..

Bu hayat ki, imtihandır
Dünya fani, bir cihandır
İki kapılı bir handır
Akıl; boşayıp, dul olmakmış…

Sakın dostum, şer beladır
Haksız düzen, Kerbela’dır
Fani olan, bir puladır
Büyük servet, kul olmakmış…

Kötülükten, tevbekâr ol
Hakk ehline, hürmetkâr ol
Mücahide, hizmetkâr ol
Amaç hayra, yol olmakmış…

Mü’mine yakışan netlik
Halka şefkat, zulme sertlik
Bu dünyada, asıl mertlik
Kalbi Hakk’la, dol olmakmış…

Sen En Büyük, ben bir hiçim
Zatın olmaz, şekil biçim
Edep kaplat, dışım içim
Ermiş; ehl-i hal olmakmış…

Marifet kalpteki kalay
Az, Muhammet Ali Clay
Ağa paşa, olmak kolay
Derviş gönlü, bol olmakmış…

Her an huzurda kalasın
Gönlünde secde kılasın
Kalbi olur mu kalasın
Hüner aşkla, ful olmakmış…

Cihat sonsuzluğa sefer
Şehit oldu, Tayyar Ca’fer
Dünyada en büyük zafer
Dost eşikte, çul olmakmış…

Özünü takvayla donat
Kol kırılsa, takar kanat
Alemde en büyük sanat
Benlik yakıp, kül olmakmış…

Yenilmişsen, nefs devine
Kire şirke, kim sevine
Bülbül konmaz, kalp evine
Lazım gelen, gül olmakmış…

Erbakanca versen ahit
Gündüz cahit, gece zahit
Şirk ortamda, durmaz Vahit
Kalbi Hakk’la, dol olmakmış…

4.6 19 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ayşe AKGÜL

Ayşe AKGÜL

Abonelik
Bildir
8 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Bakara 112
Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini (yüzünü ve özünü) Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri (verilecektir). Onlar (böylece) asla korku duymayacak ve mahzun da olmayacak (kimselerdir).

https://www.mealikerim.com/2/bakara/112

RABBİM GEREĞİ GİBİ YAŞAMAYI NASİP EYLESİN. YERYÜZÜNDE ADİL DÜZENİ HAKİM KILACAK O KUTLU EKİBİN İÇİNDE YER ALMAYI NASİP EYLESİN. AMİN.

KADER İNANCIMIZ; BİZİ HÜNERLİ OLMAYA YOL ALDIRACAK ETKENDİR!..

Kötülükten, tevbekâr ol
Hakk ehline, hürmetkâr ol
Mücahide, hizmetkâr ol
Amaç hayra, yol olmakmış…

Kadere iman, imanın çok önemli altı şartından birisidir. Fakat pek çok kötü niyetli insanlar; “Efendim, imanın şartı olarak kader zikredilmemiş, kader imanın şartlarından değildir” gibi bir kısım iddialarla kafaları karıştırmakta ve bir nevi kalpleri ifsat etmeye çalışmaktadırlar.

Kader inancı insana ne sağlar? Bunu bilelim önce;

· Kader inancı, insanı tevekkül ve teslimiyete ulaştırır. Her şeye gücü yeten, her şeyi ezelde planlayıp takdir eden bir Allah’a imanı tam olan bir insan O’na tevekkül ve teslimiyet ehli olacaktır.

· Kader; insana ihlas ve samimiyet kazandırır.

· Kader; insanı hasetten, fesatlık dürtüsünden kurtarır.

· Kader; mü’minleri riyakârlık ve sahtekârlıktan uzaklaştırır.

· Kader; insanı ahiret hazırlığına ve Rabbin rızasına yoğunlaştırır.

· Kader; bela ve musibetlerde onun sabrını olgunlaştırır.

· Kader; Müslümanın Allah’a olan hüsnü zannını sağlamlaştırır. “Benim hakkımda; Allah’ın ezelde tayin ve takdir ettiği herhangi bir nimet ve fazileti bütün dünya toplansa bunun bana ulaşmasına engel olamazlar ve yine Allah’ın bana nasip ve takdir etmediği herhangi bir nimeti, görevi, yetkiyi, etiketi bütün insanlar toplansa bunu bana vermeye güç yetiremez” inancında olan bir insan; “Niye sahtekârlık yapsın, niye hasetliğe fesatlığa bulaşsın, niye kardeşlerini kıskansın, niye kendi aklınca öne geçeyim” diye başkalarına ayak taksın?

Elbette kader inancını yozlaştıran, kendi kulluk ve sorumluluklarını unutan, niçin yaratıldığının farkında olmayan, Allah’ın insanı başka varlıklardan seçip irade-i cüz’iye vererek onu mükellef tuttuğu sırrını kavramayan veya bu gerçeği işine gelmediği için yozlaştırmaya çalışan bir insan; her suçu Allah’a yüklemek suretiyle “Kader mahkûmuyum” sözü özellikle cezaevinde olanlar için hep kullanılıyor, sanki kader mahkûmları yani hâşâ kader yani kaderin sahibi Allah; onları suça teşvik etmiş, Allah onları bu konuma düşürmüş gibi bin kere hâşâ… Allah akıl vermiş cüz’i irade vererek; iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı, helâli haramı seçme yetkisi-yeteneği vermiş… Bunun için kitap göndermiş, bunun için peygamber görevlendirmiş ve bizi bu dünyada hayır-şer, iyi-kötü arasında bir imtihana tâbi tutmuş. 

Herkes farkındadır ki; yaptığı kötülükleri de bilerek yapıyor, iyilik ibadet ve hizmetleri de bilerek-tercih ederek yapıyor. Velhasıl özellikle böylesine hayırlı, böylesine bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olacak yararlı bir hizmete Allah’ın bizi hidayet etmesinden, bize istikamet lütfetmesinden dolayı Rabbimize sonsuz şükürler ediyoruz. Bizlere Milli Çözüm Ekibi olarak bütün mü’minlerin, hatta bütün insanlık âleminin kurtuluşuna ve huzuruna vesile olacak bir Adil Düzen medeniyetini kurma ve bütün insanların duasını, Allah’ın rızasını kazanma gayesi-gayreti lütfeden Cenab-ı Hakkın, bu verdiği nimetten daha büyük bir nimet olabilir mi? Bunu bırakıp da; “Ben nereye geleceğim, ben ileride hangi konuma hangi makama layık görüleceğim, filan benden önde gidiyor onu nasıl kötülerim, filan benim ayağıma engel oluyor nasıl bertaraf ederim… Dava adamı ve cihad erbabı görünüp nasıl istismar ve suistimal edebilirim?..” gibi şeytani düşünceler, elbette Allah korusun bütün hayırlı amellerimizi mahveden ve bizi Allah katında suçlu ve sorumlu duruma düşüren nefsani dürtülerdir. Bu duruma düşmekten Allah’a sığınıyoruz!.. (Milli Çözüm Yayınlarından bir alıntıdır)

Last edited 24 gün önce by Osman Nuri ÇELİK

Şuurlu mümin; dünyanın büyüklüğünü değil; kendi küçüklüğünü fark ettiren bir gönül muhasebesi yapabilendir.

Nefsin kabaran sesini bastırıp, ruhun derin tarafına yönelendir. İrfan ile hareket edip, makamı değil mahviyeti, gücü değil kulluğu, gösterişi değil teslimiyeti seçendir.

Dünya; gelip geçilen bir han, insan ise o handa imtihan edilen bir yolcu gibidir. Faniliği hatırlamak, insana korku vermez; aksine insanı hakikate uyandırır. Çünkü geçici olana bağlanan kaybolur, ebedî olana yönelen ise huzur bulur. Gerçek servet, para, makam vs değil, “kul olabilmek”tir. Zira insanın en büyük makamı, Rabbine yakınlığı kadardır.

“Sen En Büyük, ben bir hiçim” diyebilen bir ruh hâli, aslında gerçek imanın ve kulluğun özünü özetliyor. Çünkü insan ne kadar büyüdüğünü zannederse o kadar ağırlaşır; ne kadar hiçleşirse o kadar hakikate yaklaşır. Kibir insanı taşlaştırır, tevazu ise gönlü yumuşatır ve ve insanı secdeye yöneltir.
Hak yol sadece ibadetle değil, ihlâsla ve ahlâkla yürünür.

Mü’mine şefkat, zalime sertlik…
Hizmette tevazu, mücadelede sadakat…
Dini sadece sözde değil; tavırda, duruşta ve karakterde aramalıyız.

Asıl marifet, “Benlik yakıp kül olmakmış.” Çünkü insanın asıl savaşı dışarıyla değil, kendi nefsiyle yaşanır. Nefsini yenemeyen, dünyayı kazansa da huzuru bulamaz. Ama benliğini aşabilen kişi; yoklukta da zengin, yalnızlıkta da güçlü kalabilir.

“Gül” ve “bülbül” imgesi çok anlamlıdır. Kalp kirle dolunca hakikat oraya konamaz. Gönül ancak temizlenirse rahmetin bahçesine dönüşür. Çünkü Hakk’ın nuru kibirli kalpte değil; kırılmış, arınmış ve yumuşamış gönüllerde barınır.

Kulluk, pasif bir inziva değil; aksine ahlaklı bir mücadele ve şuurlu bir direniştir. Cihad, yalnızca savaş değil; nefse, zulme, şirke ve gösterişe karşı verilen ömürlük bir seferdir. Ve en büyük zafer, başkalarını yenmek değil, kendi nefsini aşmaktır.

Müminin ruhunda; derin bir teslimiyet, içten bir tevazu ve secde hissi vardır.

İnsan büyüdükçe değil, Hakk’ın huzurunda küçülebildikçe olgunlaşır.

Hayatın aslında bir yolculuk olduğu hatırlatıldı bana. Servet, makam, şöhret gelip geçici; asıl değer, kalbi Hakk’a bağlamak ve insanlara şefkatle yaklaşmak. Zulme karşı durmak, tevazu ile yaşamak ve aşkı merkeze almak… İşte gerçek hüner buymuş diyebilmek. Okudukça içimde hem bir sarsıntı hem de bir huzur doğdu; çünkü yolun yönünü yeniden hatırlatıldı. Biraz zaman geçti düşünüp değerlendirdim kendi içimde tam bilgisayarımı kapatacakken bir anda başka bir ALLAH dostunun şiiri çıkıverdi karşıma(youtube’den) Niyazı Mısri’den arzularsın adlı şiiri okutturuldu ve bir mısra vardı ki tüylerim ürperdi; Dağlar gibi kuşatmış benlik günâhı seni,
Günâhın bilmeden gufrânı arzularsın benim için şiir sanki tam bu noktada sona ermişken tekrar döndüm Milli Çözüm’deki şiire şöyle yazıyordu; Özünü takvayla donat
Kol kırılsa, takar kanat
Alemde en büyük sanat
Benlik yakıp, kül olmakmış…

tek cümle ile zalike takdîrul azîzil alîm amin.

Her satırı ayrı bir ders ayrı bir yol olan bu müthiş şiirin hikmetini manasını anlayabilmeyi, hayatımızda uygulayabilmeyi, rabbimize layık bir kul olabilmeyi, Erbakan hocamızın yolundan giden bir Mücahit olabilmeyi Yüce Allah bizlere nasip etsin.

Bu müthiş yer için Allah üstadımızdan razı olsun.

İNSANIN VARLIKSAL ARAYIŞI VE HÜNERİN DOĞRU TANIMI

 
İnsan, dünya hayatına adım attığı andan itibaren bir “hüner”, bir yetenek ve başarı ispatı peşinde koşar. Modern seküler dünya, hüneri ve başarıyı; maddi güç, kariyer basamakları, teknolojik tahakküm, dünyevi makamlar (ağa, paşa olmak) ve tüketime dayalı bir güç gösterisi olarak tanımlar. Oysa bu bakış açısı, insanın kalbini ve ruhunu ıskalayan sığ bir yanılgıdan ibarettir. Şiirde de ifade edildiği gibi, “Bu hayat ki imtihandır / Dünya fani bir cihandır.” Kur’an-ı Kerim ölçeğinde bakıldığında, insanın bu fani dünyadaki en büyük hüneri, yaratılış gayesini keşfetmesi ve bu gayeye sadık kalmasıdır. Bu en yüce hüner ise mülkün ve egemenliğin tek sahibi olan Allah’a tam bir teslimiyetle “kul” olabilmektir.

Kur’an-ı Kerim, insanın varoluş gerekçesini çok net bir sınırla çizer:
“Ben, cinnleri ve insanları ancak ve yalnız Bana ibadet etsinler (her şeyi Benden bilip, Benden isteyip, Benden beklesinler ve her konuda hükümlerimi yerine getirsinler) diye yarattım. (Evet; insanın sahip kılındığı nimet ve meziyetlerin büyüklüğü oranında; sorumluluğu ve yükümlülükleri de vardır. Çünkü insan Rabbini tanıyıp O’na ibadet, hizmet ve hilafet için yaratılmıştır.) (Zâriyât Suresi, 56. Ayet)

İnsan hayatın her anını, her kararını ve kalbin her atışını Allah’ın rızasına göre şekillendirmelidir. Gerçek hüner; insanın kendi acziyetini bilmesi, “Sen En Büyük, ben bir hiçim” idrakiyle gurur ve kibirden sıyrılmasıdır. Kul olmak, bir kölelik değil; aksine insanı dünyadaki tüm sahte ilahlara, paralara, makamlara ve nefsin arzularına köle olmaktan kurtaran mutlak bir özgürlüktür.

Kur’an, dünya hayatının aldatıcı süslerine ve sahte cazibesine karşı mümini defalarca uyarır:
“Biliniz ki dünya hayatı, (aslında sadece bir) oyun ve oyalanma (süreci ve geçici), ziynetlenme (zevklenme) ve aranızda (gururlanıp) övünme (vesilesi) ve daha çok mal ve evlat (makam ve taraftar) sahibi olma hevesinden ibarettir…” (Hadîd Suresi, 20. Ayet)

Dünya, şiirde dile getirildiği gibi “iki kapılı bir handır.” Bir kapısından (doğum) girilir, diğerinden (ölüm) çıkılır. Bu fani handa, ebedi olanı geçici olanla (fani bir pul ile) değiştirmek akıl kârı değildir. Kur’an ölçekli bir hayat, dünyanın bir amaç değil, bir araç (imtihan alanı) olduğunu bilmektir.

Tam bu noktada şiirdeki “Akıl; boşayıp, dul olmakmış…” çıkışı muazzam bir tasavvufi derinliği barındırır. Kur’an, dünyayı tek gerçek sanan, sürekli dünyevi menfaat hesabı yapan bu sınırlı akla hapsolmayı kınar ve insanı ebediyeti düşünen şuurlu akla davet eder. Dünyevi aklı boşayıp aşk ikliminde “dul kalmak”, rasyonalizmin putlarını yıkıp teslimiyet gemisine binmektir.

Kur’an-ı Kerim’in üzerinde en çok durduğu, affedilmeyecek tek günah olarak nitelediği olgu şirktir:
Kesinlikle Allah, Kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz…” (Nisâ Suresi, 48. Ayet)
Şiirde geçen “Şirk ortamda, durmaz Vahit / Kalbi Hakk’la, dol olmakmış…” mısraları, tevhidin kalbi boyutuna işaret eder. Şirk sadece taşa, puta tapmak değildir. Nefsi ilahlaştırmak, Allah’tan başka güç odaklarından korkmak veya onlardan rızık beklemek de gizli şirktir.
“Vahit” olan Allah, kalpte ortak kabul etmez. Kalp sarayına dünya sevgisi, makam hırsı, riya ve kibir girdiğinde tevhidin nuru orayı terk eder. Mü’mine yakışan netlik, kalbini tüm bu putlardan temizleyip sadece O’nunla doldurmaktır.

İslam’ın öngördüğü manevi derinlik, dünyadan elini eteğini çekip miskin bir köşede oturmak değildir. Kur’an’ın idealize ettiği mümin profili, dikeyde Allah ile kalbi bağını (takvayı) zirveye taşırken, yatayda toplumsal adaleti ve cihadı omuzlayan aksiyoner bir karakterdir. Şiirde bu denge “Erbakanca versen ahit / Gündüz cahit, gece zahit” formülüyle özetlenmiştir.
 
Gece Zahit Olmak: Kalbi secdelerle, istiğfarla ve tefekkürle beslemektir. “Her an huzurda kalasın / Gönlünde secde kılasın” dizeleri, kulun Rabbiyle olan daimi ihsan (O’nu görüyormuş gibi yaşama) bağını anlatır. Furkan Suresi 64. ayette belirtildiği gibi, Rahman’ın has kulları: “Onlar, (Rahman’ın makbul kulları) gecelerini(n bir kısmını) Rablerine secde ederek ve kıyam halinde (namaz ve niyaz üzerinde) geçirirler. (Herkesin gaflet uykusunda olduğu yarı gecelerde onlar ihlasla ibadet halindedirler.).”
 
Gündüz Cahit Olmak: Zulme karşı elif gibi dik durmak, hayrı yaymak için malıyla ve canıyla çabalamaktır (cihat). Kur’an mümini; “Halka şefkat, zulme sertlik” prensibiyle tanımlar. Bu durum Fetih Suresi 29. ayetteki “Onlar kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler” emrinin tam bir tezahürüdür. Mücadele ve cihat, secdede biriken enerjinin yeryüzünde adalete dönüşmesidir.

Şiirin manevi derinliğini tahkim eden iki önemli figür vardır: Tayyar Ca’fer ve Muhammed Ali Clay.

Tayyar Ca’fer (Uçan Cafer): Mute Savaşı’nda sancak yere düşmesin diye iki kolu da kesilen ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) “Allah ona kesilen kolları yerine cennette uçacağı iki kanat verdi” buyurduğu Hz. Cafer b. Ebi Talib’dir. Şiirdeki “Kol kırılsa, takar kanat” dizesi doğrudan bu teslimiyet ve şehadet ufkuna bakmaktadır. Kur’an’ın “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin” (Bakara, 154) ayeti, bu manevi kanatlanmanın şahididir.
 
Muhammet Ali Clay: Ringlerin efsanesidir ancak şiire girme sebebi yumruğu değil, küresel sisteme ve emperyalizme karşı Müslüman kimliğiyle verdiği dik duruştur (“Mü’mine yakışan netlik”). Dünyevi gücü ve unvanları hiçe sayarak hakikatin yanında durmak, Kur’an’ın arzuladığı “izzet” modelidir. Çünkü  ….Oysa (gerçek) izzet, haysiyet ve üstünlük, (ancak) Allah’ın; Peygamberin ve (samimiyetle ve bütünüyle İslam’a) inananlarındır…” (Münâfikûn Suresi, 8. Ayet)

Bu arada yeri gelmişken merhum Muhammet Ali Clay’ın cenaze töreninde Sayın Erdoğan’ın konuşmacı listesinden çıkarılması, yanında getirdiği Kabe örtüsünden bir parçanın tabut üstüne konulmasına izin verilmemesi ve Sayın Erdoğan’ın getirdiği hediyelerin de aile tarafından kabul edilmemesi unutulmamıştı.

Manevi hünerin en zorlu aşaması nefis terbiyesidir. Kalp, Allah’ın tecelli ettiği bir beyttir (evdir). Şiirde geçen “Bülbül konmaz, kalp evine / Lazım gelen, gül olmakmış” ifadesi, kalbin kirden, şirkten ve kibirden arınması gerektiğini söyler. Kalp bir gül bahçesine dönmedikçe, ilahi sırlar ve feyizler (bülbül) oraya uğramaz. Kur’an-ı Kerim’de kurtuluşa erenlerin ancak kalbini temizleyenler olduğu bildirilir; ” O gün ne mal ne de çocuklar bir yarar sağlamayacaktır. Ancak Allah’a tertemiz bir kalple (halis niyetle ve salih amelle) gelenler bunun dışındadır.” (Şuarâ Suresi, 88-89. Ayetler)

“Benlik yakıp kül olmak”, kulun kendi egosunu (ene) ilahlaştırmaktan vazgeçmesidir. İnsan ancak nefis devini yendiğinde, kalbini takvayla donattığında manen kanatlanır. Alemde en büyük sanat, insanın kendi varlık iddasından vazgeçip “Hiç”liğini tescillemesidir.

Özetlemek gerekirse, Kur’an terazisinde tartıldığında insanın bu dünyadaki tek hakiki, enflasyona uğramayan sermayesi takvadır:“…Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız (kerim ve değerli sayılanınız, ırk ya da soyca değil) takvaca (kötülükten sakınma, iyilikte yarışma konusunda) en ileride bulunanlarınızdır…” (Hucurât Suresi, 13. Ayet)

Dünya sahnesinde siyasi, askeri veya maddi güçle “ağa, paşa” olmak; unvanlarla avunmak kolaydır. Asıl zor ve asil olan derviş gönüllü olabilmek, kalbi aşkla, sadakatle “Erbakanca ahitle” ve Hakk’la fulleyebilmektir.

İnsanlık için en büyük zafer; egoyu toprağa gömüp, ilahi rıza eşiğinde bir “çul” kadar mütevazı, ancak Allah’a kullukta bir “şehit” veya “mücahit” kadar izzetli olabilmektir. Çünkü nihai tahlilde, öteler ötesinde görülecektir ki; dünyada her şey yalan, her şey fani, en büyük hüner ise yalnızca ve yalnızca Hakk’a kul olmakmış…

En doğrusunu Allah cc bilir…

Selam ve dua ile…

Uğruna Alemlerin yaratıldığı Hz. Peygamber (as) ın en büyük özelliği Allah’ın Elçisi olmakla birlikte Allah’ın Kulu olmasıdır. Bununla birlikte İslam’a girişte Kelime i Şehadet te de buna iman şarttır. O’na kul olabilmek bizler için en büyük lütuftur…

Fussilet Suresi 6
(Onlara) De ki: “Ben ancak (beşer cinsinden) sizin benzeriniz olan bir insanım. Bana sadece, (yaratan, yaşatan ve tapınılacak olan) sizin İlahınızın bir tek İlah olduğu vahyolunmaktadır. Öyleyse O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin (ki kurtulasınız). Vay haline o müşriklerin! (Ki sonunda pişman ve perişan olacaklardır.)”

Özüne dön, ahdine sadakatten ayrılma
İman pilin şarj et, tükenmez hiç sanma
İlerlemekte şeref var, aksi geri kayma
Hüner; pişip İnsan-ı Kamil olmakmış

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
8
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...