BARBAR BATI MEDENİYETİNİN ÇÖZÜLMESİ
VE
ADALET DEĞERLERİNİN ÇÜRÜMESİİnsanlarda manevi yükselme veya dibe çökme alâmetleri şunlardır:
“(Ki kesinlikle) Biz, insanı (en mükemmel olmaya müsait kabiliyetlerle donattık ve) en güzel biçimde yarattık. (Ahseni takvim içinde cennetlerde ve yüksek mevkilerde ebedi yaşamaya müsait vaziyette varlığa çıkardık.)
Sonra onu (imtihandaki vaktinin kıymetini bilmediği ve kabiliyetlerini körletip kirlettiği için) aşağıların aşağısına çevirip-itip bıraktık. (Veya, insanoğlunu) “esfeles safiline” (eğitilmek, yetiştirilmek ve imtihan edilmek üzere; evrenin en aşağı tabakası olan yeryüzüne geri gönderip olgunlaşma fırsatı tanıdık.)” (Tin: 4-5) ayetleri insanların her an, niyetlerine ve gayretlerine göre yukarı yükselme veya aşağı düşme süreci yaşadıklarını bildirmektedir.
Huzur ve olgunlaşmanın 7 basamağı:
• İnsan ya yükselmektedir, ya aşağı düşmektedir. Ortada durması ve yerinde sayması mümkün değildir. Meleklerde ve hayvanlarda alçalma-yükselme yoktur; bu durum insanların ve imtihanın gereğidir.
Manevi yükselişin alâmetleri:
1- Gafil ve sorumsuz gruplar, Müslüman-muttaki sanılan eski dostlar, artık sana yabancı görünüyor, sohbetleri tatsız geliyor ise… İnsanlar içinde yabancı, kalabalıklar içinde yalnız hissediyor isen bu manevi bir yükselme halidir.
“Şayet (Hakka ve hayra değil de kalabalıklara) yeryüzündekilerin (veya bulunduğunuz ülkedekilerin şuursuz) çoğunluğuna uyacak olursan, Seni Allah’ın yolundan şaşırtıp saptırırlar. (Çünkü kalabalıklar) Onlar ancak (nefsi hevâlarına,) zan ve kuruntularına uymaktadırlar; ve (Kur’an’ı ölçü almayan kalabalıklar) sadece zan ve tahminle yalan uydurmaktadırlar.” (En’am: 116)
Bu arada, nefsine bir gurur ve ücub (kendini beğenme) duygusu gelirse, hemen geçmişteki gizli ve kirli durumlarını ve yüz kızartıcı günahlarını hatırlaması da bir olgunlaşma işaretidir! Elbette İslam; Yüce Yaratıcıya ta’zim ve hürmet ve bütün mahlûkata şefkat ve merhamet esaslıdır. Hz. Peygamberimiz (SAV): “İnsanların hayırlısı, (sadece Müslümanlara değil, bütün) insanlara faydası dokunandır…” buyurmuşlardır. Ancak kalabalıklar genellikle inanç ve ahlâk düsturlarını dikkate almadıklarından, huzur ve şuur sahiplerine ters bakılmaktadır.
2- Halis ekipler ve salih kesimler arasında; sadık rüyalar ve müjdeli uyarılar artıyorsa, büyük zafer yaklaşmış demektir. Ve bu bir manevi yükseliş alâmetidir. Çünkü özü ve sözü doğru olanların, farklı din ve kavimden herkesin huzur ve hürriyetini amaçlayanların, insani hülyaları da, rüyaları da gerçeği ve kutlu geleceği yansıtıverecektir…
3- Tüm insanlığın mutlu olması dışında; dünyalık makam ve çıkarlar, artık sana cazip gelmiyor ve tatmin etmiyorsa… Kur’ani mana ve mesajlar ve Aziz Hocalarımızın ve Üstatlarımızın uyarı ve muştuları seni heyecanlandırıyorsa, inşaallah seçkinlerden ve nasiplilerdensin…
“Hiç şüphesiz, size va’ad edilen (her şey) mutlaka gelecek (ve gerçekleşecek)tir. Ve (ey kâfirler ve zalimler) siz (Bizi asla) aciz bırakacak değilsiniz. (Allah’ın va’adini ve takdirini asla engelleyemezsiniz!)
De ki: ‘Ey kavmim, bütün imkânlarınızla çalışıp (elinizden geleni) yapın; şüphesiz ben de (görevimin gereğini) yapıyorum (yapacağım). Yakında (kutlu) sonuç diyarının (ülke ve dünya iktidarının) kimin olacağını, bilip-öğreneceksiniz. Gerçekten zalimler (şeytani amaçlarına ve) kurtuluşa ermeyeceklerdir.’” (En’am: 134-135) ayetlerini rehber edinmelidir.
4- Bedeni (sağlıkla ilgili), maddi, ailevi, siyasi ve içtimai imtihan ve iptilalar artıyor ve bunlar iman ve umudunu bozmuyorsa; bu altın olanların seçilip arınmasına işarettir.
5- Ekipten bazı gözde kimselerin elenip dökülmesi… Sadıklarla sahte dostların seçilmesi senin inancını ve direncini artırıyorsa… Ve bunlar; “Hz. İsa’nın, baş Havarisi de Onu Romalıların verecekleri dünyalık şeyler için harcaması” olayını hatırlatıyorsa… Ve 2026 yılına yönelik manevi müjdeler ve işaretler senin huzurunu artırıyorsa, şükür olgunlaşma ve yukarı çıkma halindesin… Hz. İbrahim, çok sevdiği ve gönül verdiği Hz. İsmail’den vazgeçtiği an, Allah (CC) Hz. İsmail’i Ona bağışlamıştı!.. Hz. Yakup Hz. Yusuf’a Allah’ın tecelli aynası olarak bakıyordu… Ona sevgisinin dozunu kaçırınca hasrete uğramıştı.
6- a) İbadet, hizmet ve musibetlere sabretmek, b) Nimetlere, faziletlere ve nasiplere şükretmek, c) Nefsinde, ailende, çevrende, ülkende ve yeryüzündeki gelişmeleri şuurla fikretmek halin devamlı artıyorsa, sen yükseliş ve olgunlaşma sürecindesin.
7- Ülkesinde, bölgesinde ve yeryüzünde; Adil bir Düzen kurulsun, her türlü haksızlık ve ahlâksızlığın kökü kurutulsun diye gayret ediyor… Zalimlere, işbirlikçilere ve münafık kesimlere tavır alıyor ve halkı uyandırmaya çalışıyorsa, o kişi ruhen yükseliş halindedir. Ama bunun tersi; hain ve zalim yönetimleri sevip sahipleniyor, Hak nizam için çalışanları kötülüyor ve köstek oluyorsa, o kişi alçalış vaziyetindedir… Bütün bunların tersi ise Esfel es-Safiline düşüş halidir!
“Şevk, en çok ne zaman artar;
Yolcu vatana yaklaştığında…” (İbni Arabi)
• “Siyasi Siyaset” kitabının kapağı: Siyonizm’in, Rusya ve ABD kanatlarının parçalanacağını göstermektedir.
• Trump’ın: “İsrail’e, Lübnan’a saldırmayı yasaklıyorum” uyarısının arkasından suikastın gerçekleşmesi üzerinde dikkatle düşünülmelidir…
• ATEMPO (Proje ve Taahhüt A.Ş.) şaibeli ve tehlikeli ilişkiler içerisindedir. Saray ve çevresinin, TBMM’nin, askeri istihbarat ve komuta merkezlerinin, devletin tüm stratejik müesseselerinin, ses ve iletişim sistemlerinin altyapı projeleri bu şirketin ihalesindedir… ABD Siyonist sermaye lobilerinden özel torpilli olması dikkat çekicidir.
– Peki bütün bunlardan deruni devletin haberi yok denilebilir mi?
AYM Başkanı Sn. Kadir Özkaya’nın onurlu ve sorumlu tavrı!..
Anayasa Mahkememizin 64. kuruluş yıl dönümünü kutlamak ve yeni seçilen üyesi Sayın Şaban Kazdal’ın and içme töreninde buluşmak üzere 28 Nisan 2026 tarihinde toplanmışlardı. Sn. Kadir Özkaya yaptığı tarihi konuşmada:
“Farklı kurum ve kuruluşlardan seçilmiş liyakatli kişilerden oluşan Anayasa Mahkememize yeni üyemizin de bilgi, birikim ve tecrübesiyle çok değerli katkılar sunacağına yürekten inanıyorum. Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşu hukuk devleti ilkesinin soyut bir ideal olmaktan çıkarılarak kurumsal bir teminata kavuşturulmasının tarihsel ifadesidir. Bu yönüyle mahkememiz sadece normların denetlendiği bir yargı kurumu olmanın ötesinde anayasal düzenin istikrarını sağlayan, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan ve hukukun üstünlüğünü somutlaştıran bir teminat makamıdır.
Hukukun üstünlüğü bağlamında mahkememizin bağlı olduğu değerlerin başında hiç kuşkusuz adalet gelmektedir. Mahkememize göre adalet yalnızca hukuki bir kavram değil, aynı zamanda bir medeniyetin varlık sebebini, yönünü ve ideallerini belirleyen kurucu bir ilkedir. Birey ve toplumsal huzurun temelini oluşturan ahlâki bir düsturdur. (Adalet) Her bir şeyi yerli yerine koymak, hakkı esas alarak hareket etmektir; hakkaniyete uygun hüküm kurmaktır. (Adalet) Hem ahlâki hem de hukuki bir kavramdır. Zıddı zulümdür, zorbalıktır; haddi aşmaktır. (Zulüm) Bazen hak edene hakkını vermemek, bazen de hak etmeyene hak etmediğini vermektir. Adalet, kadimden beri gerek İlahi kaynaklarda gerek beşeri sistemlerde yüceltilen bir gaye olmuştur. İlahi kaynaklarda adalet, tüm kâinatın düzenini ayakta tutan kutsal bir değer olarak görülmüş, hakkın gözetilmesi ve ölçünün korunması temel bir ilke olarak vurgulanmıştır. Beşeri kaynaklarda ise toplumsal yaşamı ayakta tutan ve güçlendiren vazgeçilmez bir değer olarak kendine yer bulmuştur. Ortak nokta, adaletin insan onurunu koruyan ve toplumsal huzuru mümkün kılan vazgeçilmez bir değer olduğudur. Büyük Önder Atatürk’e göre bağımsızlık, gelecek, özgürlük, her şey ancak adaletle var olabilir. Onun bu adalet anlayışı hukuk sistemimizin ve toplumumuzun adalet anlayışının da temelini oluşturmuştur. Farabi, erdemli toplum düzeninin ancak adaletin hâkim olduğu bir siyasal yapı ile mümkün olabileceğini vurgulamıştır. İbn Haldun ise adaleti devletin bekasının zorunlu unsuru olarak değerlendirmiştir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de birçok ayette adalet ve hakkaniyetten şaşılmaması ve ne pahasına olursa olsun adaletin hâkim kılınması gerektiği vurgulanmış, bu husus açık ve kesin bir emir olarak yer almıştır. Örneğin Nahl Suresi’nde adalet ve iyilik emredilmiş, Maide Suresi’nde ise bireyin duygularından bağımsız olarak adil davranması gerektiği ifade edilmiştir.” ifadeleriyle değişmez ve itiraz edilmez gerçeklere tercümanlık yapmıştır.
Hatırlanacağı üzere; Can Atalay ve Tayfun Kahraman hakkında verdiği hak ihlali kararları tanınmayan Anayasa Mahkemesi’nin 64’üncü kuruluş yıl dönümü töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından seçilen yeni üye Şaban Kazdal yemin edip görevine başlamıştı.
Törenin açılış konuşmasını yapan AYM Başkanı Kadir Özkaya çok önemli konulara parmak basmıştı. Şaban Kazdal’ı tebrik eden Özkaya, “AYM’nin kuruluşu, hukuk devleti ilkesinin kurumsal bir teminata kavuşturulmasının tarihsel ifadesidir. Mahkememiz, bir teminat makamıdır” dedi. Konuşmasında ‘adalet’ vurgusu yapan Özkaya, “Adaletin zıddı zulümdür, zorbalıktır, haddi aşmaktır” ifadelerini kullanmıştı.
AYM’nin en temel görevinin “Anayasa’nın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını fiilen hayata geçirmek” olduğunu söyleyen Özkaya, AYM kararlarının tüm devlet organlarını bağladığını şu sözlerle vurgulamıştı: “Anayasa’nın 11’inci maddesinde ifadesini bulan bu ilke, tüm devlet organlarını bağlayan etkin bir hukuk düzenini ifade etmektedir. AYM, Anayasal düzenin merkezinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin en üst düzeyde korunmasını sağlayan bir güvence mekanizması olarak işlev görmektedir.”
Yeni üye Şaban Kazdal’ın üyeliğine değinen Özkaya’nın, “AYM üyeliği yalnızca hukuki bilgi ve tecrübeyle icra edilebilecek bir görev değildir. Bu görev aynı zamanda güçlü bir ahlâki duruşu, derin bir sorumluluk bilincini ve her şeyden önce bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine mutlak bir sadakati gerektirmektedir” hatırlatması anlamlıydı.
AYM’de görev süresi dolan Hasan Tahsin Gökcan’ın emekliye ayrılması nedeniyle yeni AYM üyesi için Yargıtay’da seçim yapılmıştı. Toplam 317 üyenin katılımıyla gerçekleştirilen oylamada 48 oy alan Mustafa Karayıldız birinci, 45 oy alan Oğuz Dik ikinci, 44 oy alan Şaban Kazdal üçüncü sırada yer almıştı. Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından belirlenen bu 3 isim, AYM üyeliği için aday olarak Cumhurbaşkanlığı makamına aktarılmış, Erdoğan ise en düşük oyu alan Şaban Kazdal’ı seçip atamıştı. Kazdal’ın görev süresi 12 yıl olacaktı.
AYM’deki 15 üyeden 11’ini Erdoğan atamıştı!
15 üyeli AYM’de Erdoğan’ın atadığı 11 üye bulunmaktaydı. AYM üyeleri arasında Abdullah Gül döneminden seçilen tek isim Engin Yıldırım’dı. Acaba AYM’nin bazı kararları neden tanınmamıştı! Seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay ve şehir plancısı Tayfun Kahraman hakkında AYM’nin verdiği hak ihlali kararları, yerel mahkeme ve Yargıtay tarafından tanınmamış, Atalay ve Kahraman’ın tahliyeleri askıda kalmıştı.
Ursula von der Leyen’in Türkiye Açıklamaları!
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Türkiye’yi Rusya ve Çin ile aynı karede gösteren açıklamalar yapmıştı. Bu durum, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile olan ilişkileri ve potansiyel çeşitlilik hakkında tartışmalara yol açmıştı.
Von der Leyen, Almanya’nın Hamburg şehrinde Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde yaptığı açıklamada, AB’nin genişlemesini desteklediğini belirtmiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:
“Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz.”
Genişleme sürecine ilişkin tartışmalarda bu üç ülkenin adının birlikte anılması bir ilk değil diyenler de vardı.
1- Açıklama ve Tepkilerin Odağı: Von der Leyen, Almanya’da yaptığı bir konuşmada Türkiye’nin AB’nin onayında dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştı. Ancak bunu yaparken Türkiye’yi iki rakip ülke ile yan yana anması kafaları karıştırmıştı.
2- AB’nin Yaklaşımı: AB Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho, Türkiye’nin Batı Balkanlar’daki yaklaşımının uyarıldığını hatırlatmış, Türkiye’nin bölgedeki ekonomik ve siyasi öneminin yeniden vurgulandığını anımsatmıştı.
3- Genişleme Tartışmaları: Türkiye, 1999’dan bu yana aday ülkelerdeki seçeneklerde karşılaşılabilecek olmasına rağmen müzakerelerde ilerleme sağlanmamıştı. Bu durum, sosyal medya ve politika çevrelerinde eleştiri konusu yapılmıştı.
4- Gelecekteki İlişkiler Ağı: Türkiye’nin AB’ye kayıt süreci şu anda duraklama aşamasındaydı, ancak AB, karşılıklı çıkar dengeleri amacıyla Türkiye ile ilişkileri sürdürmeye çalışmaktaydı.
5- Stratejik Mecburiyet Detayı: Türkiye, NATO müttefiki olarak önemli bir konumdaydı. Bu bağlamda, uluslararası olaylar ve jeopolitik koşullar Türkiye’yi AB için vazgeçilmez bir aktör haline taşımaktaydı. Yani, AB Türkiye’yi tam ortağı olarak değil, sağlam savunma dayanağı olarak görüp ona göre davranmaktaydı…
Erdoğan iktidarında, ahlâki yozlaşmanın ve İslam’a yabancılaşmanın resmi itirafı!
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş: “10- 12 sene önce okullarda seç meli dersler başladı. Kur’an-ı Kerim ve Efendimizin Hayatı (Siyer) seçmeli ders olarak konuldu. İlk uygulandığı sıralarda %30’lar kadar okul öğrencisi bu dersi seçiyorken, şu anda %5’lere düştüğünü görüyoruz. Hatta %4’lere ve %3’lere düşen yerler var. O dönem âdeta manevi bir seferberlik başlattık, 90 bin cami ve binlerce vaiz aracılığıyla ailelere çağrı yaptık, ama ders seçme konusu sahada karşılık bulmadı.”[1] itirafında bulunarak, AKP iktidarında sadece ekonomik ve sosyal değil, imani, ahlâki ve ailevi konularda da çok ciddi ve endişe verici tahribatlar yaşandığına dikkat çekiyorlardı!..
Bu arada YouTube’de “Saklanan Gerçek” serisi arasında “Kahraman sandılar, katil çıktı!..” başlıklı Cumhuriyet öncesi ve sonrası bazı isimleri kendince irdeleyen bir video yayınlanmıştı. Farklı kişiler arasına Rahmetli Erbakan Hocamızın da fotoğrafını koymuşlardı. Kimi hedef aldıkları ve niçin sorumlu tuttukları açıkça ortaya konulmayan bu videonun üzerine “Hain Köpekler” diye bir yazı koymaktan da sakınmamışlardı… Bunlara; “Siz köpekten de aşağısınız!..” desek köpeklerin utanacağı ve onlara hakaret sayılacağı için bu soysuz ve sorumsuz takımına şu dizeleri hatırlatalım:
“Ahmak ve alçak odur; kendi kuyusun eşer
Yükseklere tükürme; dönüp yüzüne düşer!..”
Ki O Erbakan’a en büyük düşmanlığı, on binlerce bebek katili kuduz İsrail ve hain soysuz işbirlikçileri yapmıştı.
Zaman zaman Atatürk istismarıyla Kemalizm maskesi takınan şeytanın sözcüsü solcu salakların ve sorumsuz asalakların, Sultan Abdulhamid Han düşmanlıkları da, gizli İslam gıcıklıklarından kaynaklandığı sırıtmaktaydı…
Almanya’dan şaşırtan İran Çıkışı: Başbakan Friedrich Merz, İran’a yaptırımların hafifletilmesi gerektiğini açıklamıştı!
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, gayriresmi Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi’nin ardından basın mensuplarına açıklamalar yapmıştı.
AB zirvesinde Ortadoğu’daki son durum hakkında da görüş alışverişinde bulunduklarını belirten Merz, “ABD ile İran arasındaki müzakereler yeniden başlamalı. Biz bunun için baskı yapıyoruz, İran zaman kazanmaya çalışıyor, bu nedenle İran üzerindeki baskıyı artırmalıyız” ifadelerini kullanmıştı. Merz, İran’ın kapsamlı bir anlaşmaya hazır olması halinde yaptırımları kademeli olarak hafifletmeye hazır olduklarını, bunun için ise 3 şartı olduğunu vurgulamıştı. Merz söz konusu şartları, “Birincisi, Hürmüz Boğazı’nda serbest deniz seyrüseferi için hızlı ve net bir anlaşma sağlanmalıdır. İkincisi, İran’ın nükleer programının kesin olarak sona ermesi lazımdır ve son olarak İran, İsrail’i ve komşularını tehdit etmeyi bırakmalıdır” diye sıralamıştı.
ABD ve İsrail’de Gizli Darbe mi Yapılmıştı?
“Aksa Tufanı’nın başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana ABD ve İsrail’in takip ettikleri siyasetin neticelerini ortaya koyup çarpıcı ve inanması zor bir soruyu gündeme getirmek zamanıydı.” diyen Alper Tan, haklıydı.
ABD her geçen gün daha derin bir batağa saplanmaktaydı!
Başkan Trump’ın tehdit ve şantaj siyaseti, süper güç ABD’yi çok tehlikeli virajda derin bir uçuruma doğru kaydırmaktaydı. Kanada için “51. eyalet” tehditleri ve Danimarka toprağı olan Grönland’a el koyma talepleri ciddi bunalımlara, siyasi ve duygusal kopukluklara yol açmıştı. Kanada, ABD’ye karşı Çin, Avrupa ve Türkiye ile alternatif anlaşmalar yapma arayışına başlamıştı. ABD’nin sınır komşusu Meksika’yla ticaret anlaşmazlıkları, göç ve uyuşturucu politikaları yüzünden gerilim artmıştı. Avrupa ülkeleri özellikle de Almanya, Fransa ve İngiltere’nin, NATO’da “bedavacılık” eleştirileri, ticaret tarifeleri, Ukrayna desteği ve iklim politikalarındaki farklılıklar nedeniyle ABD ile ilişkileri giderek soğumaktaydı. Bu ülkeler transatlantik bunalım yaşıyordu; Avrupa ülkeleri Çin’le yeni ticaret yolları aramaya yoğunlaşmıştı. 2026 başında ABD’nin Başkan Maduro’yu eşiyle birlikte kaçırma operasyonu ve askeri müdahale, Venezuela ile ilişkileri tamamen düşmanca bir noktaya taşımıştı.
28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail tarafından İran’a karşı çok yıkıcı bir savaş başlatılmıştı. İran halkındaki İsrail ve ABD nefreti rekor seviyelere çıkmıştı. Bu saldırgan iki ülkeye karşı öfke ve nefret duyguları sadece İran’la sınırlı kalmayıp küresel bir etkiyle bölgenin ve bütün dünyanın infialine yol açmıştı. Trump’ın ikircikli Çin politikası hedefine ulaşamadığı gibi Çin halkının tepkilerine sebep olmuşlardı. ABD-Çin ticaret savaşı devam ediyordu, ancak Trump zaman zaman “büyük anlaşma” arayışına girerek tavize hazır olduğu görüntüsü veriyorlardı. ABD’nin sadık müttefiklerinden Hindistan bu yaşananlardan ders çıkararak özellikle savunma ve güvenlik konularında Rusya’ya yönelmiş durumdaydı. Diğer yandan İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD’nin himayesi altında olan Güney Kore ve Japonya, Washington’dan hızla uzaklaşıyorlardı.
ABD; Brezilya, Kolombiya gibi bazı Latin Amerika ülkelerinin solcu hükümetleriyle ideolojik çatışma yaşamaktaydı. Brezilya Devlet Başkanı Da Silva, ABD haydutluğuna karşı Latin Amerika’da en üst perdeden isyan ve itiraz eden lider konumundaydı.
Brezilya Devlet Başkanı’nın şu çağrısı tarihi bir önem taşımaktaydı: “Dünya, silahlanmaya 2 trilyon 700 milyar dolar harcarken milyonlarca insan açlık çekiyor. Bir yandan gezegeni karbonsuzlaştırmaktan bahsedip, diğer yandan her Allah’ın günü bombalar yağdıramazsınız. BM Genel Sekreteri, beş daimi üyenin onayını beklemeden olağanüstü toplantılar düzenlemelidir. Eğer bu görevi yerine getiremiyorsanız, ya istifa edin ya da BM şartını tamamen değiştirelim.”
Trump’ın “Önce Amerika” politikası, geleneksel müttefiklerini bile hayal kırıklığına uğratmıştı. Küresel kamuoyunda ABD’ye bakış yakın tarihin en dip noktasına inmiş durumdaydı. NATO’yu açıkça tehdit eden ve suçlayan Trump, ittifak üyesi bütün devletleri karşısına almıştı. ABD’nin en imtiyazlı koruma ve himaye lütfuna mazhar olan soykırımcı İsrail bile sesini ve eleştirilerini yükseltmeye başlamıştı. Birleşik Krallık, Polonya, Avustralya, Yeni Zelanda gibi devletler alternatif arayışlara başlamışlardı. Macaristan’da, Avrupa’daki en sadık İsrail ve Trump destekçisi Viktor Orban son seçimi, ağır bir yıpranmayla kaybetmiş olmaktaydı.
Son İran Savaşı; Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn ve BAE gibi ülkelerin gözünü açmıştı. ABD’ye asla güvenilemeyeceğini anlamışlardı. Şimdi yeni arayışlara başlamışlardı. NATO’ya ve ABD’ye çok güvenen Baltık ülkeleri korkunç bir şaşkınlık yaşamaktaydı. ABD, Mısır’ı tamamen kaybetme noktasındaydı.
İsrail dünyada iyice izole edilmiş durumdaydı ve Siyonizm’e nefret duyguları doruğa ulaşmıştı.
7 Ekim 2023’ten bu yana soykırımcı Netanyahu’nun politikaları birçok ülkede İsrail karşıtlığını körükleyerek dünya halklarının desteğini, tarihin en düşük seviyesine indirmiş durumdaydı. Brezilya, Bolivya, Belize, Kolombiya, Nikaragua, Güney Afrika, Türkiye, Ürdün, Bahreyn, Çad, Honduras, İspanya, İrlanda, Norveç ve Şili gibi ülkeler diplomatik tepkilerini arttırmışlardı.
Bütün bu olup bitenlere rağmen neticede yine kazanacaklarını sanıyorlarsa ortada bir “Devlet Aklı” olduğu söylenemez. Gerçekten bir devlet aklı varsa bu akıl, ABD ve İsrail’in geleneksel devlet aklı olamazdı. O takdirde geriye bir tek ihtimal kalıyor. O ihtimali bir soruyla dile getirelim. ABD ve İsrail devletlerine derin bir darbe yapılarak “Sessiz Devrimler” yapıldı da dünyanın bundan haberi mi yoktu? (Veya vahşi Trump Yönetimi, kuduz Netanyahu’yu kışkırtıp, Siyonizm’in sonunu mu hazırlıyordu? Kim kimin uşağı oluyordu ve kim kimden aşağı bulunuyordu?..)
ABD ve İsrail’e, insanlıktan çıkmışçasına bu kadar şuursuz, sorumsuz, hesapsız, acımasız ve gaddarca savaşlar ve eylemler yaptırıp bu iki ülkeye dünyada öfke, kin ve nefret kazandıran ve iki ülkenin de göz göre göre çöküşünü hazırlayanlar hangi odaklardı? Bu darbe veya devrimler hangi amaca yoğunlaşmıştı? İnanıyorum ki zamanı geldiğinde tüm dünya mutlaka bunu görecek ve öğrenecektir. Dikkatle ve heyecanla izleyelim. Yoksa bütün olup bitenlere baktığımızda bunun başka izahı olamazdı. Bu gerçekler ortaya çıktığında muhtemelen dünya büyük bir şok yaşayacak ve belki de bazı yönleriyle Nuh Tufanı sonrası gibi insanlık yeni bir evreye girecektir.[2]
Vicdani bir hatırlatma
Çok ciddi bir klasik medrese tahsili yapmış, Asr-ı Saadet ve sonrası İslam tarihi ve içtihadi gelişmeler üzerinde değerli kitaplar yazmış olan bilge insan Muhterem Ali Akın Hocaefendi (1942-Siirt…); çağımızın şartlarına, Müslümanların ve insanlığın ihtiyaçlarına uygun yeni ve yeterli bir sistem hazırlığı lüzumuna inanan ve bu gerçeği gerekçeleriyle birlikte gündeme taşıyan bir ilim ve fikir adamıdır. Ancak kendileri milletimize ve İslam ümmetine örnek ve rehber olacak ve toplumsal hayatın her safhasını kapsayacak bir program ortaya koymamışlardır. Bu konularda Erbakan Hoca tarafından da kendileri dikkate alınmış ve ilmi müktesebatından yararlanılmaya çalışılmış, “Resulüllah’ın Örnek Hayatı / Saadet Yılları” adlı altı ciltlik kitabı Milli Gazete tarafından dağıtılmıştır. (1990)
Ali Akın Hocaefendi; Erbakan Hocamızın yetişmiş eleman ve her türlü imkân bakımından hangi sıkıntılarla uğraştığını ve hangi Siyonist ve masonik saldırılarla karşılaştığını bile bile, Onu başarısızlıkla suçlaması talihsiz bir tavırdır. Kaldı ki kendilerinin de gündeme taşıdığı; hem İslam’ın temel esaslarına, hem çağımızın ve insanlığın ihtiyaçlarına uygun bir ADİL DÜZEN hazırlıklarını, Erbakan Hoca Akevler ekibine yaptırmış, birlikte tartışarak, noksanlıklarını tamamlamış, yanlışlarını çıkarmış ve lüzumsuz kısımlarını ayıklamış olduğu gerçeğine hiç değinmemesi de yadırgadığımız bir yaklaşımdır.
- Karar Haber – @kararhaber
- Stratejik Düşünce Enstitüsü – 21 Nisan 2026
5
2
votesDeğerlendirmenizMakale Paylaşım Sayısı:
-
16

Nail KIZILKAN
Abonelik
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler
Beğenilenler Inline FeedbacksView all commentsÖZEL YAZILAR
(ŞİİR)
Ayşe AKGÜL
Elif ÇAĞIL
Ramazan YÜCEL
Orhan ATAY - E. Türk Harb-İş Sendikası Gn.Bşk.
Osman Nuri ÇELİK
Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu
YORUMLAR
En çok yorumlananlar
CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI! Haber Türk’te Fatih Altaylı’nın Cübbeli Ahmet’i aklamak ...
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
YENİDEN DÜZENLENMİŞTİR!29 Haziran 1994 Dedeman Otel. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın açılış gecesi.1. Eski CHP Genel ...
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR! Hamas güçleri İsrail’e ait sınır ...
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI SP Kocaeli Milletvekili Rahmetlik Hasan Bitmez, ...
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI SP Kocaeli Milletvekili Rahmetlik Hasan Bitmez, ...
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI 11 Eylül 2011 Pazar Günü SP Bursa İl teşkilatının düzenlediği toplantıya ...
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı! Milli Çözüm Dergimizin Ocak 2025 (256) sayısı kapağında “Küresel İlluminati Selamı ve ...
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı! Milli Çözüm Dergimizin Ocak 2025 (256) sayısı kapağında “Küresel İlluminati Selamı ve ...
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! Mü’minin cefası, gelir zor bana Hak yolda canımı, ...
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! Mü’minin cefası, gelir zor bana Hak yolda ...
Son Yorumlar
wpDiscuz
İnsanlarda manevi yükselme veya dibe çökme alâmetleri şunlardır:
“(Ki kesinlikle) Biz, insanı (en mükemmel olmaya müsait kabiliyetlerle donattık ve) en güzel biçimde yarattık. (Ahseni takvim içinde cennetlerde ve yüksek mevkilerde ebedi yaşamaya müsait vaziyette varlığa çıkardık.)
Sonra onu (imtihandaki vaktinin kıymetini bilmediği ve kabiliyetlerini körletip kirlettiği için) aşağıların aşağısına çevirip-itip bıraktık. (Veya, insanoğlunu) “esfeles safiline” (eğitilmek, yetiştirilmek ve imtihan edilmek üzere; evrenin en aşağı tabakası olan yeryüzüne geri gönderip olgunlaşma fırsatı tanıdık.)” (Tin: 4-5) ayetleri insanların her an, niyetlerine ve gayretlerine göre yukarı yükselme veya aşağı düşme süreci yaşadıklarını bildirmektedir.
Huzur ve olgunlaşmanın 7 basamağı:
• İnsan ya yükselmektedir, ya aşağı düşmektedir. Ortada durması ve yerinde sayması mümkün değildir. Meleklerde ve hayvanlarda alçalma-yükselme yoktur; bu durum insanların ve imtihanın gereğidir.
Manevi yükselişin alâmetleri:
1- Gafil ve sorumsuz gruplar, Müslüman-muttaki sanılan eski dostlar, artık sana yabancı görünüyor, sohbetleri tatsız geliyor ise… İnsanlar içinde yabancı, kalabalıklar içinde yalnız hissediyor isen bu manevi bir yükselme halidir.
“Şayet (Hakka ve hayra değil de kalabalıklara) yeryüzündekilerin (veya bulunduğunuz ülkedekilerin şuursuz) çoğunluğuna uyacak olursan, Seni Allah’ın yolundan şaşırtıp saptırırlar. (Çünkü kalabalıklar) Onlar ancak (nefsi hevâlarına,) zan ve kuruntularına uymaktadırlar; ve (Kur’an’ı ölçü almayan kalabalıklar) sadece zan ve tahminle yalan uydurmaktadırlar.” (En’am: 116)
Bu arada, nefsine bir gurur ve ücub (kendini beğenme) duygusu gelirse, hemen geçmişteki gizli ve kirli durumlarını ve yüz kızartıcı günahlarını hatırlaması da bir olgunlaşma işaretidir! Elbette İslam; Yüce Yaratıcıya ta’zim ve hürmet ve bütün mahlûkata şefkat ve merhamet esaslıdır. Hz. Peygamberimiz (SAV): “İnsanların hayırlısı, (sadece Müslümanlara değil, bütün) insanlara faydası dokunandır…” buyurmuşlardır. Ancak kalabalıklar genellikle inanç ve ahlâk düsturlarını dikkate almadıklarından, huzur ve şuur sahiplerine ters bakılmaktadır.
2- Halis ekipler ve salih kesimler arasında; sadık rüyalar ve müjdeli uyarılar artıyorsa, büyük zafer yaklaşmış demektir. Ve bu bir manevi yükseliş alâmetidir. Çünkü özü ve sözü doğru olanların, farklı din ve kavimden herkesin huzur ve hürriyetini amaçlayanların, insani hülyaları da, rüyaları da gerçeği ve kutlu geleceği yansıtıverecektir…
3- Tüm insanlığın mutlu olması dışında; dünyalık makam ve çıkarlar, artık sana cazip gelmiyor ve tatmin etmiyorsa… Kur’ani mana ve mesajlar ve Aziz Hocalarımızın ve Üstatlarımızın uyarı ve muştuları seni heyecanlandırıyorsa, inşaallah seçkinlerden ve nasiplilerdensin…
“Hiç şüphesiz, size va’ad edilen (her şey) mutlaka gelecek (ve gerçekleşecek)tir. Ve (ey kâfirler ve zalimler) siz (Bizi asla) aciz bırakacak değilsiniz. (Allah’ın va’adini ve takdirini asla engelleyemezsiniz!)
De ki: ‘Ey kavmim, bütün imkânlarınızla çalışıp (elinizden geleni) yapın; şüphesiz ben de (görevimin gereğini) yapıyorum (yapacağım). Yakında (kutlu) sonuç diyarının (ülke ve dünya iktidarının) kimin olacağını, bilip-öğreneceksiniz. Gerçekten zalimler (şeytani amaçlarına ve) kurtuluşa ermeyeceklerdir.’” (En’am: 134-135) ayetlerini rehber edinmelidir.
4- Bedeni (sağlıkla ilgili), maddi, ailevi, siyasi ve içtimai imtihan ve iptilalar artıyor ve bunlar iman ve umudunu bozmuyorsa; bu altın olanların seçilip arınmasına işarettir.
5- Ekipten bazı gözde kimselerin elenip dökülmesi… Sadıklarla sahte dostların seçilmesi senin inancını ve direncini artırıyorsa… Ve bunlar; “Hz. İsa’nın, baş Havarisi de Onu Romalıların verecekleri dünyalık şeyler için harcaması” olayını hatırlatıyorsa… Ve 2026 yılına yönelik manevi müjdeler ve işaretler senin huzurunu artırıyorsa, şükür olgunlaşma ve yukarı çıkma halindesin… Hz. İbrahim, çok sevdiği ve gönül verdiği Hz. İsmail’den vazgeçtiği an, Allah (CC) Hz. İsmail’i Ona bağışlamıştı!.. Hz. Yakup Hz. Yusuf’a Allah’ın tecelli aynası olarak bakıyordu… Ona sevgisinin dozunu kaçırınca hasrete uğramıştı.
6- a) İbadet, hizmet ve musibetlere sabretmek, b) Nimetlere, faziletlere ve nasiplere şükretmek, c) Nefsinde, ailende, çevrende, ülkende ve yeryüzündeki gelişmeleri şuurla fikretmek halin devamlı artıyorsa, sen yükseliş ve olgunlaşma sürecindesin.
7- Ülkesinde, bölgesinde ve yeryüzünde; Adil bir Düzen kurulsun, her türlü haksızlık ve ahlâksızlığın kökü kurutulsun diye gayret ediyor… Zalimlere, işbirlikçilere ve münafık kesimlere tavır alıyor ve halkı uyandırmaya çalışıyorsa, o kişi ruhen yükseliş halindedir. Ama bunun tersi; hain ve zalim yönetimleri sevip sahipleniyor, Hak nizam için çalışanları kötülüyor ve köstek oluyorsa, o kişi alçalış vaziyetindedir… Bütün bunların tersi ise Esfel es-Safiline düşüş halidir!
“Şevk, en çok ne zaman artar;
Yolcu vatana yaklaştığında…” (İbni Arabi)
• “Siyasi Siyaset” kitabının kapağı: Siyonizm’in, Rusya ve ABD kanatlarının parçalanacağını göstermektedir.
• Trump’ın: “İsrail’e, Lübnan’a saldırmayı yasaklıyorum” uyarısının arkasından suikastın gerçekleşmesi üzerinde dikkatle düşünülmelidir…
• ATEMPO (Proje ve Taahhüt A.Ş.) şaibeli ve tehlikeli ilişkiler içerisindedir. Saray ve çevresinin, TBMM’nin, askeri istihbarat ve komuta merkezlerinin, devletin tüm stratejik müesseselerinin, ses ve iletişim sistemlerinin altyapı projeleri bu şirketin ihalesindedir… ABD Siyonist sermaye lobilerinden özel torpilli olması dikkat çekicidir.
– Peki bütün bunlardan deruni devletin haberi yok denilebilir mi?
AYM Başkanı Sn. Kadir Özkaya’nın onurlu ve sorumlu tavrı!..
Anayasa Mahkememizin 64. kuruluş yıl dönümünü kutlamak ve yeni seçilen üyesi Sayın Şaban Kazdal’ın and içme töreninde buluşmak üzere 28 Nisan 2026 tarihinde toplanmışlardı. Sn. Kadir Özkaya yaptığı tarihi konuşmada:
“Farklı kurum ve kuruluşlardan seçilmiş liyakatli kişilerden oluşan Anayasa Mahkememize yeni üyemizin de bilgi, birikim ve tecrübesiyle çok değerli katkılar sunacağına yürekten inanıyorum. Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşu hukuk devleti ilkesinin soyut bir ideal olmaktan çıkarılarak kurumsal bir teminata kavuşturulmasının tarihsel ifadesidir. Bu yönüyle mahkememiz sadece normların denetlendiği bir yargı kurumu olmanın ötesinde anayasal düzenin istikrarını sağlayan, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan ve hukukun üstünlüğünü somutlaştıran bir teminat makamıdır.
Hukukun üstünlüğü bağlamında mahkememizin bağlı olduğu değerlerin başında hiç kuşkusuz adalet gelmektedir. Mahkememize göre adalet yalnızca hukuki bir kavram değil, aynı zamanda bir medeniyetin varlık sebebini, yönünü ve ideallerini belirleyen kurucu bir ilkedir. Birey ve toplumsal huzurun temelini oluşturan ahlâki bir düsturdur. (Adalet) Her bir şeyi yerli yerine koymak, hakkı esas alarak hareket etmektir; hakkaniyete uygun hüküm kurmaktır. (Adalet) Hem ahlâki hem de hukuki bir kavramdır. Zıddı zulümdür, zorbalıktır; haddi aşmaktır. (Zulüm) Bazen hak edene hakkını vermemek, bazen de hak etmeyene hak etmediğini vermektir. Adalet, kadimden beri gerek İlahi kaynaklarda gerek beşeri sistemlerde yüceltilen bir gaye olmuştur. İlahi kaynaklarda adalet, tüm kâinatın düzenini ayakta tutan kutsal bir değer olarak görülmüş, hakkın gözetilmesi ve ölçünün korunması temel bir ilke olarak vurgulanmıştır. Beşeri kaynaklarda ise toplumsal yaşamı ayakta tutan ve güçlendiren vazgeçilmez bir değer olarak kendine yer bulmuştur. Ortak nokta, adaletin insan onurunu koruyan ve toplumsal huzuru mümkün kılan vazgeçilmez bir değer olduğudur. Büyük Önder Atatürk’e göre bağımsızlık, gelecek, özgürlük, her şey ancak adaletle var olabilir. Onun bu adalet anlayışı hukuk sistemimizin ve toplumumuzun adalet anlayışının da temelini oluşturmuştur. Farabi, erdemli toplum düzeninin ancak adaletin hâkim olduğu bir siyasal yapı ile mümkün olabileceğini vurgulamıştır. İbn Haldun ise adaleti devletin bekasının zorunlu unsuru olarak değerlendirmiştir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de de birçok ayette adalet ve hakkaniyetten şaşılmaması ve ne pahasına olursa olsun adaletin hâkim kılınması gerektiği vurgulanmış, bu husus açık ve kesin bir emir olarak yer almıştır. Örneğin Nahl Suresi’nde adalet ve iyilik emredilmiş, Maide Suresi’nde ise bireyin duygularından bağımsız olarak adil davranması gerektiği ifade edilmiştir.” ifadeleriyle değişmez ve itiraz edilmez gerçeklere tercümanlık yapmıştır.
Hatırlanacağı üzere; Can Atalay ve Tayfun Kahraman hakkında verdiği hak ihlali kararları tanınmayan Anayasa Mahkemesi’nin 64’üncü kuruluş yıl dönümü töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından seçilen yeni üye Şaban Kazdal yemin edip görevine başlamıştı.
Törenin açılış konuşmasını yapan AYM Başkanı Kadir Özkaya çok önemli konulara parmak basmıştı. Şaban Kazdal’ı tebrik eden Özkaya, “AYM’nin kuruluşu, hukuk devleti ilkesinin kurumsal bir teminata kavuşturulmasının tarihsel ifadesidir. Mahkememiz, bir teminat makamıdır” dedi. Konuşmasında ‘adalet’ vurgusu yapan Özkaya, “Adaletin zıddı zulümdür, zorbalıktır, haddi aşmaktır” ifadelerini kullanmıştı.
AYM’nin en temel görevinin “Anayasa’nın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını fiilen hayata geçirmek” olduğunu söyleyen Özkaya, AYM kararlarının tüm devlet organlarını bağladığını şu sözlerle vurgulamıştı: “Anayasa’nın 11’inci maddesinde ifadesini bulan bu ilke, tüm devlet organlarını bağlayan etkin bir hukuk düzenini ifade etmektedir. AYM, Anayasal düzenin merkezinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin en üst düzeyde korunmasını sağlayan bir güvence mekanizması olarak işlev görmektedir.”
Yeni üye Şaban Kazdal’ın üyeliğine değinen Özkaya’nın, “AYM üyeliği yalnızca hukuki bilgi ve tecrübeyle icra edilebilecek bir görev değildir. Bu görev aynı zamanda güçlü bir ahlâki duruşu, derin bir sorumluluk bilincini ve her şeyden önce bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine mutlak bir sadakati gerektirmektedir” hatırlatması anlamlıydı.
AYM’de görev süresi dolan Hasan Tahsin Gökcan’ın emekliye ayrılması nedeniyle yeni AYM üyesi için Yargıtay’da seçim yapılmıştı. Toplam 317 üyenin katılımıyla gerçekleştirilen oylamada 48 oy alan Mustafa Karayıldız birinci, 45 oy alan Oğuz Dik ikinci, 44 oy alan Şaban Kazdal üçüncü sırada yer almıştı. Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından belirlenen bu 3 isim, AYM üyeliği için aday olarak Cumhurbaşkanlığı makamına aktarılmış, Erdoğan ise en düşük oyu alan Şaban Kazdal’ı seçip atamıştı. Kazdal’ın görev süresi 12 yıl olacaktı.
AYM’deki 15 üyeden 11’ini Erdoğan atamıştı!
15 üyeli AYM’de Erdoğan’ın atadığı 11 üye bulunmaktaydı. AYM üyeleri arasında Abdullah Gül döneminden seçilen tek isim Engin Yıldırım’dı. Acaba AYM’nin bazı kararları neden tanınmamıştı! Seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay ve şehir plancısı Tayfun Kahraman hakkında AYM’nin verdiği hak ihlali kararları, yerel mahkeme ve Yargıtay tarafından tanınmamış, Atalay ve Kahraman’ın tahliyeleri askıda kalmıştı.
Ursula von der Leyen’in Türkiye Açıklamaları!
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Türkiye’yi Rusya ve Çin ile aynı karede gösteren açıklamalar yapmıştı. Bu durum, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile olan ilişkileri ve potansiyel çeşitlilik hakkında tartışmalara yol açmıştı.
Von der Leyen, Almanya’nın Hamburg şehrinde Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde yaptığı açıklamada, AB’nin genişlemesini desteklediğini belirtmiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:
“Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz.”
Genişleme sürecine ilişkin tartışmalarda bu üç ülkenin adının birlikte anılması bir ilk değil diyenler de vardı.
1- Açıklama ve Tepkilerin Odağı: Von der Leyen, Almanya’da yaptığı bir konuşmada Türkiye’nin AB’nin onayında dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştı. Ancak bunu yaparken Türkiye’yi iki rakip ülke ile yan yana anması kafaları karıştırmıştı.
2- AB’nin Yaklaşımı: AB Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho, Türkiye’nin Batı Balkanlar’daki yaklaşımının uyarıldığını hatırlatmış, Türkiye’nin bölgedeki ekonomik ve siyasi öneminin yeniden vurgulandığını anımsatmıştı.
3- Genişleme Tartışmaları: Türkiye, 1999’dan bu yana aday ülkelerdeki seçeneklerde karşılaşılabilecek olmasına rağmen müzakerelerde ilerleme sağlanmamıştı. Bu durum, sosyal medya ve politika çevrelerinde eleştiri konusu yapılmıştı.
4- Gelecekteki İlişkiler Ağı: Türkiye’nin AB’ye kayıt süreci şu anda duraklama aşamasındaydı, ancak AB, karşılıklı çıkar dengeleri amacıyla Türkiye ile ilişkileri sürdürmeye çalışmaktaydı.
5- Stratejik Mecburiyet Detayı: Türkiye, NATO müttefiki olarak önemli bir konumdaydı. Bu bağlamda, uluslararası olaylar ve jeopolitik koşullar Türkiye’yi AB için vazgeçilmez bir aktör haline taşımaktaydı. Yani, AB Türkiye’yi tam ortağı olarak değil, sağlam savunma dayanağı olarak görüp ona göre davranmaktaydı…
Erdoğan iktidarında, ahlâki yozlaşmanın ve İslam’a yabancılaşmanın resmi itirafı!
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş: “10- 12 sene önce okullarda seç meli dersler başladı. Kur’an-ı Kerim ve Efendimizin Hayatı (Siyer) seçmeli ders olarak konuldu. İlk uygulandığı sıralarda %30’lar kadar okul öğrencisi bu dersi seçiyorken, şu anda %5’lere düştüğünü görüyoruz. Hatta %4’lere ve %3’lere düşen yerler var. O dönem âdeta manevi bir seferberlik başlattık, 90 bin cami ve binlerce vaiz aracılığıyla ailelere çağrı yaptık, ama ders seçme konusu sahada karşılık bulmadı.”[1] itirafında bulunarak, AKP iktidarında sadece ekonomik ve sosyal değil, imani, ahlâki ve ailevi konularda da çok ciddi ve endişe verici tahribatlar yaşandığına dikkat çekiyorlardı!..
Bu arada YouTube’de “Saklanan Gerçek” serisi arasında “Kahraman sandılar, katil çıktı!..” başlıklı Cumhuriyet öncesi ve sonrası bazı isimleri kendince irdeleyen bir video yayınlanmıştı. Farklı kişiler arasına Rahmetli Erbakan Hocamızın da fotoğrafını koymuşlardı. Kimi hedef aldıkları ve niçin sorumlu tuttukları açıkça ortaya konulmayan bu videonun üzerine “Hain Köpekler” diye bir yazı koymaktan da sakınmamışlardı… Bunlara; “Siz köpekten de aşağısınız!..” desek köpeklerin utanacağı ve onlara hakaret sayılacağı için bu soysuz ve sorumsuz takımına şu dizeleri hatırlatalım:
“Ahmak ve alçak odur; kendi kuyusun eşer
Yükseklere tükürme; dönüp yüzüne düşer!..”
Ki O Erbakan’a en büyük düşmanlığı, on binlerce bebek katili kuduz İsrail ve hain soysuz işbirlikçileri yapmıştı.
Zaman zaman Atatürk istismarıyla Kemalizm maskesi takınan şeytanın sözcüsü solcu salakların ve sorumsuz asalakların, Sultan Abdulhamid Han düşmanlıkları da, gizli İslam gıcıklıklarından kaynaklandığı sırıtmaktaydı…
Almanya’dan şaşırtan İran Çıkışı: Başbakan Friedrich Merz, İran’a yaptırımların hafifletilmesi gerektiğini açıklamıştı!
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, gayriresmi Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi’nin ardından basın mensuplarına açıklamalar yapmıştı.
AB zirvesinde Ortadoğu’daki son durum hakkında da görüş alışverişinde bulunduklarını belirten Merz, “ABD ile İran arasındaki müzakereler yeniden başlamalı. Biz bunun için baskı yapıyoruz, İran zaman kazanmaya çalışıyor, bu nedenle İran üzerindeki baskıyı artırmalıyız” ifadelerini kullanmıştı. Merz, İran’ın kapsamlı bir anlaşmaya hazır olması halinde yaptırımları kademeli olarak hafifletmeye hazır olduklarını, bunun için ise 3 şartı olduğunu vurgulamıştı. Merz söz konusu şartları, “Birincisi, Hürmüz Boğazı’nda serbest deniz seyrüseferi için hızlı ve net bir anlaşma sağlanmalıdır. İkincisi, İran’ın nükleer programının kesin olarak sona ermesi lazımdır ve son olarak İran, İsrail’i ve komşularını tehdit etmeyi bırakmalıdır” diye sıralamıştı.
ABD ve İsrail’de Gizli Darbe mi Yapılmıştı?
“Aksa Tufanı’nın başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana ABD ve İsrail’in takip ettikleri siyasetin neticelerini ortaya koyup çarpıcı ve inanması zor bir soruyu gündeme getirmek zamanıydı.” diyen Alper Tan, haklıydı.
ABD her geçen gün daha derin bir batağa saplanmaktaydı!
Başkan Trump’ın tehdit ve şantaj siyaseti, süper güç ABD’yi çok tehlikeli virajda derin bir uçuruma doğru kaydırmaktaydı. Kanada için “51. eyalet” tehditleri ve Danimarka toprağı olan Grönland’a el koyma talepleri ciddi bunalımlara, siyasi ve duygusal kopukluklara yol açmıştı. Kanada, ABD’ye karşı Çin, Avrupa ve Türkiye ile alternatif anlaşmalar yapma arayışına başlamıştı. ABD’nin sınır komşusu Meksika’yla ticaret anlaşmazlıkları, göç ve uyuşturucu politikaları yüzünden gerilim artmıştı. Avrupa ülkeleri özellikle de Almanya, Fransa ve İngiltere’nin, NATO’da “bedavacılık” eleştirileri, ticaret tarifeleri, Ukrayna desteği ve iklim politikalarındaki farklılıklar nedeniyle ABD ile ilişkileri giderek soğumaktaydı. Bu ülkeler transatlantik bunalım yaşıyordu; Avrupa ülkeleri Çin’le yeni ticaret yolları aramaya yoğunlaşmıştı. 2026 başında ABD’nin Başkan Maduro’yu eşiyle birlikte kaçırma operasyonu ve askeri müdahale, Venezuela ile ilişkileri tamamen düşmanca bir noktaya taşımıştı.
28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail tarafından İran’a karşı çok yıkıcı bir savaş başlatılmıştı. İran halkındaki İsrail ve ABD nefreti rekor seviyelere çıkmıştı. Bu saldırgan iki ülkeye karşı öfke ve nefret duyguları sadece İran’la sınırlı kalmayıp küresel bir etkiyle bölgenin ve bütün dünyanın infialine yol açmıştı. Trump’ın ikircikli Çin politikası hedefine ulaşamadığı gibi Çin halkının tepkilerine sebep olmuşlardı. ABD-Çin ticaret savaşı devam ediyordu, ancak Trump zaman zaman “büyük anlaşma” arayışına girerek tavize hazır olduğu görüntüsü veriyorlardı. ABD’nin sadık müttefiklerinden Hindistan bu yaşananlardan ders çıkararak özellikle savunma ve güvenlik konularında Rusya’ya yönelmiş durumdaydı. Diğer yandan İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD’nin himayesi altında olan Güney Kore ve Japonya, Washington’dan hızla uzaklaşıyorlardı.
ABD; Brezilya, Kolombiya gibi bazı Latin Amerika ülkelerinin solcu hükümetleriyle ideolojik çatışma yaşamaktaydı. Brezilya Devlet Başkanı Da Silva, ABD haydutluğuna karşı Latin Amerika’da en üst perdeden isyan ve itiraz eden lider konumundaydı.
Brezilya Devlet Başkanı’nın şu çağrısı tarihi bir önem taşımaktaydı: “Dünya, silahlanmaya 2 trilyon 700 milyar dolar harcarken milyonlarca insan açlık çekiyor. Bir yandan gezegeni karbonsuzlaştırmaktan bahsedip, diğer yandan her Allah’ın günü bombalar yağdıramazsınız. BM Genel Sekreteri, beş daimi üyenin onayını beklemeden olağanüstü toplantılar düzenlemelidir. Eğer bu görevi yerine getiremiyorsanız, ya istifa edin ya da BM şartını tamamen değiştirelim.”
Trump’ın “Önce Amerika” politikası, geleneksel müttefiklerini bile hayal kırıklığına uğratmıştı. Küresel kamuoyunda ABD’ye bakış yakın tarihin en dip noktasına inmiş durumdaydı. NATO’yu açıkça tehdit eden ve suçlayan Trump, ittifak üyesi bütün devletleri karşısına almıştı. ABD’nin en imtiyazlı koruma ve himaye lütfuna mazhar olan soykırımcı İsrail bile sesini ve eleştirilerini yükseltmeye başlamıştı. Birleşik Krallık, Polonya, Avustralya, Yeni Zelanda gibi devletler alternatif arayışlara başlamışlardı. Macaristan’da, Avrupa’daki en sadık İsrail ve Trump destekçisi Viktor Orban son seçimi, ağır bir yıpranmayla kaybetmiş olmaktaydı.
Son İran Savaşı; Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn ve BAE gibi ülkelerin gözünü açmıştı. ABD’ye asla güvenilemeyeceğini anlamışlardı. Şimdi yeni arayışlara başlamışlardı. NATO’ya ve ABD’ye çok güvenen Baltık ülkeleri korkunç bir şaşkınlık yaşamaktaydı. ABD, Mısır’ı tamamen kaybetme noktasındaydı.
İsrail dünyada iyice izole edilmiş durumdaydı ve Siyonizm’e nefret duyguları doruğa ulaşmıştı.
7 Ekim 2023’ten bu yana soykırımcı Netanyahu’nun politikaları birçok ülkede İsrail karşıtlığını körükleyerek dünya halklarının desteğini, tarihin en düşük seviyesine indirmiş durumdaydı. Brezilya, Bolivya, Belize, Kolombiya, Nikaragua, Güney Afrika, Türkiye, Ürdün, Bahreyn, Çad, Honduras, İspanya, İrlanda, Norveç ve Şili gibi ülkeler diplomatik tepkilerini arttırmışlardı.
Bütün bu olup bitenlere rağmen neticede yine kazanacaklarını sanıyorlarsa ortada bir “Devlet Aklı” olduğu söylenemez. Gerçekten bir devlet aklı varsa bu akıl, ABD ve İsrail’in geleneksel devlet aklı olamazdı. O takdirde geriye bir tek ihtimal kalıyor. O ihtimali bir soruyla dile getirelim. ABD ve İsrail devletlerine derin bir darbe yapılarak “Sessiz Devrimler” yapıldı da dünyanın bundan haberi mi yoktu? (Veya vahşi Trump Yönetimi, kuduz Netanyahu’yu kışkırtıp, Siyonizm’in sonunu mu hazırlıyordu? Kim kimin uşağı oluyordu ve kim kimden aşağı bulunuyordu?..)
ABD ve İsrail’e, insanlıktan çıkmışçasına bu kadar şuursuz, sorumsuz, hesapsız, acımasız ve gaddarca savaşlar ve eylemler yaptırıp bu iki ülkeye dünyada öfke, kin ve nefret kazandıran ve iki ülkenin de göz göre göre çöküşünü hazırlayanlar hangi odaklardı? Bu darbe veya devrimler hangi amaca yoğunlaşmıştı? İnanıyorum ki zamanı geldiğinde tüm dünya mutlaka bunu görecek ve öğrenecektir. Dikkatle ve heyecanla izleyelim. Yoksa bütün olup bitenlere baktığımızda bunun başka izahı olamazdı. Bu gerçekler ortaya çıktığında muhtemelen dünya büyük bir şok yaşayacak ve belki de bazı yönleriyle Nuh Tufanı sonrası gibi insanlık yeni bir evreye girecektir.[2]
Vicdani bir hatırlatma
Çok ciddi bir klasik medrese tahsili yapmış, Asr-ı Saadet ve sonrası İslam tarihi ve içtihadi gelişmeler üzerinde değerli kitaplar yazmış olan bilge insan Muhterem Ali Akın Hocaefendi (1942-Siirt…); çağımızın şartlarına, Müslümanların ve insanlığın ihtiyaçlarına uygun yeni ve yeterli bir sistem hazırlığı lüzumuna inanan ve bu gerçeği gerekçeleriyle birlikte gündeme taşıyan bir ilim ve fikir adamıdır. Ancak kendileri milletimize ve İslam ümmetine örnek ve rehber olacak ve toplumsal hayatın her safhasını kapsayacak bir program ortaya koymamışlardır. Bu konularda Erbakan Hoca tarafından da kendileri dikkate alınmış ve ilmi müktesebatından yararlanılmaya çalışılmış, “Resulüllah’ın Örnek Hayatı / Saadet Yılları” adlı altı ciltlik kitabı Milli Gazete tarafından dağıtılmıştır. (1990)
Ali Akın Hocaefendi; Erbakan Hocamızın yetişmiş eleman ve her türlü imkân bakımından hangi sıkıntılarla uğraştığını ve hangi Siyonist ve masonik saldırılarla karşılaştığını bile bile, Onu başarısızlıkla suçlaması talihsiz bir tavırdır. Kaldı ki kendilerinin de gündeme taşıdığı; hem İslam’ın temel esaslarına, hem çağımızın ve insanlığın ihtiyaçlarına uygun bir ADİL DÜZEN hazırlıklarını, Erbakan Hoca Akevler ekibine yaptırmış, birlikte tartışarak, noksanlıklarını tamamlamış, yanlışlarını çıkarmış ve lüzumsuz kısımlarını ayıklamış olduğu gerçeğine hiç değinmemesi de yadırgadığımız bir yaklaşımdır.
- Karar Haber – @kararhaber
- Stratejik Düşünce Enstitüsü – 21 Nisan 2026
Makale Paylaşım Sayısı:
-
16
Nail KIZILKAN
ÖZEL YAZILAR
Ayşe AKGÜL
Elif ÇAĞIL
Ramazan YÜCEL
Orhan ATAY - E. Türk Harb-İş Sendikası Gn.Bşk.
Osman Nuri ÇELİK
Ali ÇAĞIL - İHL ve Kamu Yönetimi Mezunu
YORUMLAR
CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
HAYALİ OLMAYANIN GERÇEĞİ OLMAZ. ŞİİRE YORUM OLARAK ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZIN HAYAL İLE İLGİLİ SÖZLERİNDEN…
AB'nin içinden İsrail ve ABD'nin politikalarına ters görüşlerin çıkması aslında çöken bir yapının altında kalmamaya…
Ancak ilim ve irfan sahipleri doğru analizler yapabilirler. İlim ve irfan sahipleri Rabbimizin verdiği feraset…
Bize “hayalci” diyenlerin; İMAN PİLİ BİTMİŞTİR!.. Hakkın hâkimiyetine, kesin inanmayanın Hayalini kurmayanın, iman…
Umut, sadece bir duygu değil; imanın, gayenin ve direnişin nefesidir. İnsanı ayakta tutan, imkândan önce…
HEM HAYALCİSİNİZ HEM DELİSİNİZ DİYEREK YÜKSEKTEN BİZE BAKMAYA ÇALIŞANLARIN HALİ, DENİZDEN ÇIKMIŞ BALIK GİBİDİR. ÇÜNKÜ…
Hayaller hakikatlerin tarlasıdır; ve kutlu amaçlarımızın dokuma tezgâhıdır! Evet, hayal kurmak; geleceği makro ölçülerde kurgulama…
Evrenin ifsadından insanın nefsine kadar uzanan siyasal, sosyal, askeri ve ahlaki konuları Millî Çözüm süzgecinde…
Köyde çocukluk dönemimizde hayaller kurardık ve herkesin kendince bir hayali olurdu hem oyun oynar hemde…
Günümüzdeki cemaatler ve taraflarının bakış açısını özetleyen tesbit deliller ve çözüme odaklı ders alınması gereken…