YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69805af41e17b
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 4
Bugün : 12937
Dün : 57744
Bu ay : 70681
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48773994
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

CHP ile işbirliğine girişen Süleyman Demirel, yıllarca "Din düşmanı CHP'ye karşı, dindar demokratların hamisi" rolünü oynamıştı. Zavallı Nurcular, Süleymancılar, Fetullahçılar, Tarikatçılar "CHP tehlikesine karşı, Süleyman Demirel'in "ehvenüşşer" reçetesine sığınmışlardı. Ama bu siyasi feraset fakirliği ve imani basiret körlüğü yüzünden sürekli aldatılmış, oyalanmış ve sonunda satılmışlardı. Milli Görüşçülerin kırk yıl öncesinden fark ettiği gerçekleri, bazılarının hala anlayamamış olması ise hayret uyandırıcıydı.

 

CHP: "Bu ortak bir projede Demirel bizi destekliyor" demektedir!.

Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in CHP'yi desteklediği yönündeki iddiaları partinin yetkilileri doğruladı.

CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen, ortak bir proje yürüttüklerini vurgulayarak, "Süleyman Demirel CHP'yi destekliyor. Biz Türkiye'ye sahip çıkıyoruz" dedi. Anka Ajansı'na Seçim sürecindeki çalışma stratejilerini anlatan Sevigen, CHP'yi destekleyen kişi ve kurumları da açıkladı. CHP'nin DSP ile işbirliği yapmasının ardından SHP'nin seçimlere katılmama kararı aldığını vurgulayan Sevigen, bunun önemli bir fırsat olduğunu söyledi. Sevigen, şöyle devam etti: "Küskünler bir dönem kırılmış olabilir; ama bakın askerler seçim haftası kampları kapattı. Otel sahipleri seçim dönemine denk gelen rezervasyonları iki güne düşürdü. Cumartesi-pazar müşteri almayacaklar. İnsanlar bu kadar fedakârlık yapıyor. Türk insanı iki gün fedakârlık yapacak. Çok hassas bir dönemden geçiyoruz. Herkesin duyarlı olması gerekiyor. Demirel CHP'yi destekliyor. Bu çok önemli. Bu ortak bir proje, biz Türkiye'ye sahip çıkıyoruz. Sağın önemli isimleri CHP'yi destekliyor. Gelin bu ülkeye beraber sahip çıkalım. Bütün herkes Türkiye'ye beraber sahip çıkmalı. CHP'de birleşilmeli."

Demirel, 'sağda ittifak çalışmalarını baltalayıp desteğini CHP'ye yönlendirdiği' şeklindeki iddiaları kabul etmemişti. Ancak bir süredir yaşanan gelişmeler CHP ile Demirel arasındaki bağı ortaya koyuyordu. CHP'den milletvekili adayı olduktan sonra kararından dönen eski DYP'li İsmail Amasyalı, Demirel'in kendisine "Sağda göstereceğim adres yok." deyip CHP'yi tavsiye ettiğini açıklamıştı. Demirel ailesinin damadı ANAP'lı İlhan Kesici de CHP'den aday oldu. DP-Anavatan ittifakının bozulduğu gün CHP lideri Deniz Baykal, Demirel'i Güniz Sokak'taki evinde ziyaret etti. DP'nin milletvekili adayı ASO Başkanı Sinan Aygün de Demirel'in Anavatan lideri Erkan Mumcu için, 'boş teneke, kanserli kol' benzetmesi yaptığını söyledi.

"Demirel- Baykal ikilisine dikkat!" etmelidir.

Demirel-Baykal ikilisine özellikle dikkat edilmesi gerekiyor!

Zira bu ikili ülkeyi tek partili günlere geri götürmek ister gibi bir hava estiriyor!

Önce "Sağda ve solda birlik" diye yola çıktılar!

Sağda ve solda birlik çabaları istedikleri semereyi vermeyince bu defa da "Sağ ve sol arasında birlik" arayışlarına koyuldular.

Kendi korkularının ve kurgularının esiri haline gelip ülkeyi bir rejim bunalımı içinde gibi göstermeye çalışıyorlar!

Ve bu rejim bunalımının önüne geçmek için de el ve gönül birliği yaptıkları imajını oluşturmaya uğraşıyorlar.

Birçok icraatlarında olduğu gibi bu icraatlarında da samimiyetten eser yok!

Biri solda yıpranmış ismini sağ isimlerle takviye ederek siyasi ömrünü biraz daha uzatmaya çabalıyor!

Diğeri bir dönem daha Çankaya'ya çıkabilmek için çırpınıyor!

Böylesine basit çıkar hesaplarının adı da rejime sahip çıkmak olarak konuluyor!

Uzun yıllar birbirleriyle kavgadan başka bir şey bilmeyen, hatta bu kavgalara siyasi ikballerini bağlayanlar şimdi yapay birliktelik gösterileri ile halkın beğenisini kazanmaya çabalıyorlar.

Peki, bu ikilinin bu yapay birliktelik çabaları para eder mi?

El cevap: Etmez!

Nasıl ki sağda kurulmaya çalışan yapay birliktelik çalışmaları para etmemişse, nasıl ki soldaki yapay birliktelik şimdilik pamuk ipliğine bağlı kalmışsa, bu ikilinin seçim sonrası oluşturmaya çabaladıkları ve tek partili dönemlere özenen politikaları da para etmeyecektir!

Onların bu politikaları para etmediği gibi onlara özenen partilerin geliştirmeye çalıştıkları politikalar da para etmeyecektir!

Hepsi gözünü merkeze dikmiş ve merkez partisi olurlarsa her işin yoluna gireceğini varsayıyorlar!

Bunun için aday listelerini tespit ederken çok sayıda arkadaşlarının isminin üzerini çiziverdiler!

Oldukları gibi görünmek gibi yerine göründükleri gibi olma yolunda epey mesafe aldılar!

Aslında bütün bu çabalar Milli Görüş'ün bir tespitinin ne kadar haklı olduğunu göstermekten başka bir işe yaramıyor!

Yok aslında birbirlerinden bir farkları! Ve her şey aslına rücu ediyor!

Sağcıların sol partilere, solcuların sağ partilere teveccühü(!) biraz da bu yüzden!

Sonunda sağ ile solun tek çatı altında toplanmaya çabalamaları da bu aslına rücu etme gerçeğiyle ilgili!

Milli Görüş bir yana, diğerleri bir yana!

Milli Görüş her şeye rağmen ağırlığını hissettiriyor, diğerleri ise ne yan yana gelerek ne de üst üste ya da alt alta gelerek bu ağırlığa karşı duramıyorlar!  Her halükarda tükeniyorlar!29[1]

Demirel; Masonluğun Türkiye dengesidir!

Cumhuriyeti kuran parti olarak bilinen 84 yıllık CHP ile bu partinin 65'ten sonraki "ortanın solu" politikasına karşı mücadele için binlerce ülkücüyü yetiştiren 33 yıllık MHP'nin siyasete "Morison Süleyman" unvanıyla giren Demirel'in oyuncağı haline gelmesi çok ironik. Fakat günümüz için son derece ürkütücü bir gerçek… Bu gerçek dikkate alınmadan yapılacak her siyasî faaliyet, ister istemez Demirel'in oyuncağı olmaktan başka bir sonuç doğurmaz…

Demirel'i önemsemeyen, onu kullanmaya kalkan herkes, onun tarafından kullanıldı. Tabi o da masonik merkezlerin ve malum güçlerin has adamıydı.

Son 45 yıla bir bakın, bu söylediklerimde haklılık payı olduğunu göreceksiniz:

Demirel'in ortaya çıktığı dönemden bu yana, dağa çıkan devrimcilerle büyüklü-küçüklü sağ-sol partilerin birçoğu ve darbe yapan askerlerle Müslüman cemaatlerin çoğu onu ister-istemez destekledi, bazen bu destek "kerhen" oldu, ama kimse onun Çankaya yolunu kesmedi.

Ne zaman "Komünistler Moskova'ya!" mitingleri yapılsa, o zaman Demirel başbakandı.

Bu mitinglerin öncesi ve sonrasında kavgalar yapıldı, kanlar aktı, ama Demirel hep aynı kaldı…

Türkeş kayıtsız şartsız ona ve politikalarına teslim olmuştu, ülkücüleri ona tâbi kıldı.

İnönü ile Ecevit onun Çankaya'ya çıkması ve orada ölünceye kadar kalmasını istediler.

Şimdi Demirel ikinci defa Çankaya'ya çıkmak için CHP ve MHP ile DP'yi kullanıyor, onlar da iktidar olabilmek için Demirel'in elinde oyuncak olmak dâhil her şeye razı oluyorlar.

Demirel'i Türkiye'nin başına kimler bela etmiştir?

1964 yılında AP'ye başkan adayı olduğu dönemde "mason" olduğunu vesikasıyla birlikte Büyük Doğu dergisinde ilk kez yayınlayan Üstad Necip Fazıl'ın Demirel hakkında yazdıkları belki bir kitap olur, ama bunların en çarpıcısı Süleymannâme adlı manzumedir. Bu manzumedeki sert ve yıkıcı tenkitleri Üstad ondan önce sadece İsmet Paşa için yazmıştır.

Eski Demokratların mirası üzerinden politika yapmasına rağmen, siyasî haklarının iadesi konusunda İnönü'den teşebbüs gelinceye kadar onları ustaca oyalamayı başarmıştır. Onu ortaya çıkaran 27 Mayıs'a karşı gibi gözükürken, içten içe darbeci askerlere müteşekkir olmuştur. 12 Mart ve 12 Eylül müdahaleleri onu vazgeçilmez kılmış, 28 Şubat ile 27 Nisan süreçlerinde zinde güçler sanki onun çizdiği yol haritasına riayet edilmesine hizmet etmiştir.

Sağcı ve solcu aydınlara olduğu kadar dindar halka da itibar etmemiş; herkese ikiyüzlü davranmış, aslında ailesi ile kendisinden, kendi iktidarı dışında hiçbir şeyin önemli olmadığını her vesile ile ortaya koymuştur. Çankaya'ya çıkınca Islâmköylü bir çoban olduğunu unutarak, iki kere dinlediği şüpheli olan Dokuzuncu Senfoni'yi çağdaşlığın sembolü diye ilân etmiştir.

Çankaya'da olduğu günlerde Cüneyt Arcayürek'i özel danışmanı yaparak Cumhuriyet gazetesine ve onların temsil ettiği zihniyete ne kadar bağlı olduğunu açıkça ifade etmiştir.

Büyük romancı ve zoraki gazeteci Tarık Buğra'nın son yıllarında çok sık tekrarladığı bir sözü buraya aktararak, Demirel belâsının boyutlarına dikkati çekmek istiyorum:

"Allah bu millete Demirel den büyük belâ vermedi!"

Galiba son yüzyılı kastederek bu sözü söyleyen Tarık Buğra'nın çok genç yaşlarda baba mirası olarak devraldığı demokrat ruhu ile CHP ve İnönü muhalefetini millet lehine değil, Demirel'in kendi şahsî ve siyasî menfaatine göre kullanmasından son derece rahatsızdı.

Demirel, görüşlerine itibar eder gibi davrandığı Mehmet Kaplan ve Muharrem Ergin gibi pek çok milliyetçi akademisyen yanında sağın sanat ve fikir adamlarını dinlemediği ve önemsemediği açıkça görülüyordu. Bunlar bir yana, ona "ehven-i şer" gözüyle bakarak rey veren dini cemaatlerin hepsinin kendisine destek oldukları kanaatini yaymakta usta olmuştu.

Türkiye'nin doğal kaynaklarını heba ederek, sanayileşme hamlesini ve yeni teknolojileri transfer ihtiyacını sürekli erteleyerek batılıların istediği kontrolü sağladığı bir gerçek. Pakistan'da Zülfikâr Ali Butto da böyle bir yol izledi; demogojiyle iktidarda büyüyüp Cumhurbaşkanı olmuştu, ama Ziya ül Hakk bir darbe yaparak onu hâkim huzuruna çıkardı.

Demirel'i pek çok bakımdan Rauf Denktaş'a da benzetmek mümkün… Onun adada yaptığı yolsuzlukları yakın dostu ana karada yapmak için elinden geleni esirgememiştir.

Ben bunları Aziz Nesin'in Zübük romanındaki Zübükzâde İbraam'a benzetiyorum. O da halkını kandırıp kazıkladıkça büyüyor, demogoji ile Ankara'da yolsuzluklarını yürütüyordu.

Bunları gerçekleştiren siyasetçilerin örneğine batılı bir ülkede rastlamak imkânı yoktur. Peki bizim onlardan geri kalan tarafımız ne ki böyle üçüncü dünya ülkesi konumuna razı oluyoruz? Nedir bizi bu sakil duruma ve siyasî istismara muhatap kılan?

Siyasî çıkarcılık ve şeytani kıskançlık hangi sonuçları vermektedir?

İsmet Paşa'nın Türk siyasî hayatına miras bıraktığı en önemli kötü miras şudur:

"Küçük olsun, benim olsun! "

Bu yolda siyaset yapanların göze almadıkları usulsüzlük ve densizlik, nezaketsizlik ve hukuksuzluk kalmadı. İnönü'nün oğlundan çok Ecevit'le Baykal'ın onu izlediğini ve Demirel gibi bir demogogun da hepsini ustalıkla kullandığını görüyoruz.

Burada Türkeş ile Tansu Çiller'in ve Bahçeli ile Mehmet Ağar'ın hiç sözü olmaz…

Siyasi entrika konusunda İnönü mirasını en iyi temsil eden Demirel ile yarışacak tek isim belki de Mesut Yılmaz'dı, ama o da yolsuzluktan devrilmiş tek başbakan olarak Yüce Divan'da aklanmadan siyaset yapmayı kendine yakıştırdığı için, Rize'nin dışında ilgi görmez.

İnönü gibi "Küçük olsun, benim olsun!" diyen Demirel, öğrencilik sonrası ve siyasî hayatı boyunca Erbakan'ı kıskanmak yüzünden kör ve sağır olmaya razı olmuştur.

Başbakanlıkları sırasında başarılarıyla kendisini gölgeleyeceklerine inandığı Turgut Özal ile Erbakan'ı o kadar kıskanmıştı ki, bunu o dönemlerde çekilmiş resimlerini dikkatle inceleyince de anlamak mümkün.

Birincinin şüpheli ölümüne rağmen otopsi yapılmaması için ciddî bir gayret göstermiş, ikincisinin de 28 Şubat sürecinde yasaklanması için elinden geleni yapmıştır. Şimdi de 27 Nisan sürecinin bulanık suyunda Çankaya avına çıkmış gibidir.

Demirel, Ebu Cehil'e özgü Şeytanî bir kıskançlıkla siyasî körlüğe yakalanmış, Erciyes Üniversitesi talebeleri önünde rezil olunca, sabah namazı vakti viski içerek teselli bulmuştur.

Bir yıldan beri ODTÜ'lü ve öteki üniversiteli gençler tarafından terslenmesi ve yuhalanması onu hiç etkilememiş gibi görünüyor, ama artık sahneye çıkmadığını görerek siyasî oyundan ve oyuncaklardan vazgeçilmiş sanılmasın…

Şevket Demirel'in damadı eski ülkücü İlhan Kesici ile ailenin ortak çanağını TMSF'den kurtarmak için canhıraş bir çaba harcadığını görmeliyiz.

AP ve DYP'den başka CHP, MHP ve DP de onun oyuncakları arasındadır.

Türkeş yalnız 27 Mayıs darbecileri arasına katılmamış, 12 Mart ve 12 Eylül darbesi öncülerinden olduğu gibi ölmeden önce görüştüğü Demirel'e 28 Şubat'ın yolunu da göstermiş Cindoruk ile kotarmalarına imkân hazırlamıştır. Ülkücüler her dönemde Demirel'e bağlı oldu.

İsmet Paşa yaşlandıktan sonra CHP her zaman Demirel'in iktidarına zemin hazırladı. O yüzden CHP ve MHP yakınlaşmasını, ikisinin de Demirel'den fikir almasını yadırgamamalı…

Demirel RP ile FP'nin kapanmasına sevinmiş, AKP'yi de kendini kaale almadığı için Çankaya yolunda duvara toslatmış, asker-sivil cumhuriyet bürokratlarıyla emekli subayların kendini yeniden Çankaya'ya çıkartmak için laiklik mitingleri düzenlemesine sevinmiştir.

Demirel, 82 yaşında son kozunu oynayan bir kumarbazın hırsı ve körlüğüyle çabalıyor.

Siyasî körlük ve şeytanî kıskançlıkla eskilerin "hırs-ı pîri" dedikleri hastalığı sergiliyor.30[2]

Millî Görüş'le AKP farkını körler ve nankörler görmemektedir! 

Erbakan Hoca'nın yaptığı konuşmalarda vurguladığı gibi, Millî Görüş'ü ‘millî' kılan özellikleri ekonomiden dış politikaya kadar bütün temel alanlarda hemen göze çarpıyor. Aslında AKP'nin küresel sermayeye Türkiye'yi teslim etmeyi marifet zanneden politikalarıyla dış siyasetteki teslimiyetçi tavrı dikkate alındığında, bu hareketin Millî Görüş ile hiçbir ortak yanının olamayacağı açıktır.

Bütün bunlara rağmen, AKP'nin türban ve buna benzer konularda sık sık başvurduğu referanslar, kafa karışıklığına sebep olabiliyor. Ekonomide Millî Görüş hareketi hep milli politikalardan yanaydı ve bunu gerek iktidar gerekse muhalefet olduğu yıllarda ısrarla sürdürdü. 1970'li yıllardan itibaren Millî Görüş hareketinin bu alanda yaptıkları ve yapılması için verdiği mücadele oldukça belirgin.

Dış politikada da Millî Görüş'ün ‘millî' tarafından şüphe etmeyi gerektirecek hiç bir emare yoktur ve olamaz. Millî Görüş her zaman Türkiye'nin millî çıkarlarını merkezde tutan bir dış siyaset anlayışı benimsedi ve bu tavrını iktidarda da muhalefette de devam ettirdi. Buna karşılık AKP her iki alanda da teslimiyetçi oldu.

AKP dış politikanın her alanında akla hayale sığmayacak derecede teslimiyetçi politikalar uyguladı. Kısa bir sürede Türkiye'nin onlarca hükümeti tarafından izlenen ve temel dış politika çıkarları üzerine inşa edilen Kıbrıs siyasetini paçavraya çevirdi. Rum-Yunan ikilisi ile AB ülkelerini ziyadesiyle memnun eden ve ‘bir adım önde olmak' sözüyle hatırlanan Kıbrıs politikaları Rumları o derece sarhoşa çevirdi ki, sonuçta adamlar Kıbrıs'ı tümden talep edecek noktaya geldiler. Annan Planı yoluyla belirli bir sürede Ada'ya sahip olmaya bile tenezzül etmediler.

AKP'nin Irak politikası da Amerika'ya tam teslimiyet şeklinde oluştu. Türkmenler, Türkiye'nin Irak üzerindeki hak ve menfaatleri gibi konuların hiçbirisi AKP hükümetinin aklına bile gelmedi. Amerika'nın Irak'ın toprak bütünlüğünü bozma girişimleri ve Irak halkına reva gördüğü muamele gibi konular da AKP'lileri fazlaca ilgilendirmedi. Var mı yok mu Amerika'yı kızdırmayalım girişimleri…

Ekonomik alandaki farklılıklar daha da belirgin hale geldi. Millî Görüş ne kadar millî ekonomi yanlısı idiyse, AKP de o derece küresel sermayeye Türkiye'yi teslim etme yanlısı. AKP'ye göre stratejik hiç bir ürün, sektör ve işletme yok. Hepsini yabancılar alabilirler. Hatta en son Petkim örneğinde de olduğu gibi, bu yabancılar Ermeni ortaklar bile olabilirler. Örneğin Yunanistan'daki Telekom'un Türkler tarafından satın alınması gibi bir şey ki, Yunanların buna izin vereceğini hiç kimse rüyasında bile görmez.

Bütün bunlar ortaya çıkınca AKP'nin İslami referanslarının ne derece anlamsız hatta yanıltıcı hale geldiği daha iyi anlaşılıyor. Örneğin sadece türban ve mağduriyet konularındaki İslami referanslar ne kadar inandırıcı olabilir? Erbakan Hoca'nın sık sık vurguladığı gibi, Irak, Filistin ve bütün diğer Ortadoğu meselelerinde tamamen Amerikancı ve İsrail yanlısı bir hükümetin türban konusundaki girişimleri haklı bile olsa inandırıcı olamaz. Kaldı ki, bu konuda da samimi olmadığını AİHM davasının safahatından biliyoruz. Bütün bunları Erbakan Hoca'nın ortaya koyması oldukça yerinde ve hepimizin parça parça yaptığı tesbit ve değerlendirmelere belirli bir bütünlük kazandırıyor.31[3]

Avraam Burg, İsrail'in ölümü ve süt kovası fareleri.

Adı Avraam Burg. Yahudi dünyasının önemli isimlerinden. İsrail Parlamentosu Knesset'in ve Dünya Yahudi Ajansı Sohnut'un başkanlığını yaptı. İsrail'in ulusal liderlerinden.

İsrail'de yayınlanan bir gazeteye açıklama yapmış. Biz Türkiye Yahudilerinin yayın organı Şalom'dan aldık.

Açıklamasında çok önemli ayrıntılar var. Birincisi, Avrupa Birliği'ne ilişkin.

Bakın Ünlü Yahudi siyasetçi Avraam Burg ne diyor:

"Avrupa Birliği Tevrat Kaynaklı bir ütopyadır. Birliğin ne kadar zaman sonra sağlanabileceğini bilmiyorum ama tümüyle Yahudi temellere dayandığı kesin"

Hukukta bir tabir vardı; "En kuvvetli şahitlik,  Hasmın şahitliğidir"

Bu şahitliğin üzerine başka ayrıntılarda ekleyebiliriz.

Avrupa Birliği'nin 12 yıldızlı bayrağını Paul Levi adındaki Musevi asıllı bir Belçikalı'ya ait olması, 12 Yıldız'ın da İsrail'in dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış İsrail'in 12 Kabilesini simgelemesi gibi…

Avrupa Birliği Hıristiyan-Yahudi işbirliğinin en büyük örneklerinden biridir. Ortak düşmanları ise İslam Dünyasıdır. Hasmın şahadeti ortadadır.

En büyük garabet ise başta AKP olmak üzere Türkiye'deki siyasi partilerin birçoğunun böyle bir Avrupa Birliği'nin kapısında yalvararak beklemeyi marifet saymasıdır.

Ama başka açıklamaları da var Avraam Burg'un.. Hem de bizce çok daha önemli.

"İsrail öldü!" diyor Burg. "Henüz haberi bize ulaşmadı ama ne yazık ki öldü…"

İsrail'in artık bir Yahudi ülkesi olmadığını söylüyor ve İsraillilere kendisinin yaptığı gibi ikinci bir ülkenin vatandaşlığını almalarını öğütlüyor. Kendisi de Fransız vatandaşlığı almış.

Tarihe uzun soluklu bakmak lazım. 1897'deki Birinci Siyonist kongrede 100 yıl içinde İslam'ı yok etmeyi planlamışlardı. Tam tersi oldu. Yok etmek istedikleri İslam, Avrupa'yı fethetti. 1997'de Necmettin Erbakan'ın başkanlığında aynı yerde Avrupa Müslümanları İşbirliği toplantısı yapıldı. Belki biz anlamadık ama onlar çok iyi anladı.

Teşbihte hata olmaz. İki fare süt kovasının içine düşer. Çırpınmaya başlarlar. Bir süre sonra birisi kurtuluşun mümkün olmadığını düşünmeye başlar. Çırpınmaktan vazgeçer, teslim olur. Kendini bırakır ve boğularak ölür. Diğeri çırpınmaya devam eder. Çırpındıkça çırpınır.

Öyle çırpınır ki; çırpınışları bir süre sonra sütün üzerinde bir kaymak tabakası oluşmasına neden olur. Böylece pes etmeyen fare kaymağın üzerine çıkarak kurtulur. 

Mücadeleye devam…

Hangi Başbakan kendi Bakanı hakkında gensoru verebileceğini söyleyebilmişti?

Teoman Rıza Güneri anlattı.

Refahyol Hükümeti'nin Devlet Bakanı'ydı.

Meşhur Havuz Sistemi kurulmuş, Havuzda bir anda milyarlarca dolar birikmişti.

Başbakan Necmettin Erbakan her pazartesi akşamı Refah'lı bakanları toplar değerlendirme yapardı. 

O günkü toplantıda Hazine'den sorumlu DYP'li Bakan'ın, gazetelere verdiği bir ilan gündeme geldi.

Havuzda milyarlarca dolar olmasına karşın DYP'li Bakan ısrarla "Borçlanma ihalesi"ne çıkmak istiyordu. Bunun için gazetelere ilan vermişti.

Konu Fehim Adak tarafından Başbakan Erbakan'a aktarıldı; "Hocam" dedi. "Arkadaşı defalarca uyarmamıza, ihtiyacı olan parayı Havuz'dan çekebileceğini söylememize rağmen ihaleye çıkarak borçlanmakta ısrar ediyor."

Erbakan hiç düşünmedi, hemen "Bana Çiller Hanım'ı bağlayın" dedi.

Çiller Hükümet ortağı ve Başbakan Yardımcısı'ydı. 

Ve Erbakan, Çiller'e telefonda şu tarihi cümleyi söyledi:

"Hanımefendi. Bakanınıza söyleyin; borçlanmaya çıkmaktan vazgeçsin. Ne kadar ihtiyacı varsa Havuz'dan alsın. Eğer ısrar etmeye devam ederse Cumhuriyet tarihinde kendi bakanı hakkında gensoru veren ilk Hükümet biz oluruz!"

Bu kararlılık karşısında ertesi günkü ihale iptal olur.

Refahyol'u Efsane Hükümet, Erbakan'ı da Efsane Başbakan yapanda zaten bu kararlılık olsa gerek.32[4]


[1] 12.06.2007 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete

[2] 08.07.2007 / Mustafa Miyasoğlu / Milli Gazete

[3] 10.07.2007 / Hasan Ünal / Milli Gazete

[4] 10.07.2007 / Kulis Ankara / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Tevfik BALA

Tevfik BALA

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...