Her şeyden önce, sadece ırk birliğine dayanan veya böyle algılanan oluşumlar, kapsayıcı ve kucaklayıcı olamamakta ve şövenist kuşkuları çağrıştırmaktadır.
Bakınız AB, Siyonist sermaye güdümlü bir Hıristiyan ortaklığıdır. Ama yine de böyle bir isim konulmamıştır. ABD ise, 50'ye yakın hepsi Hıristiyan kökenli devletçiğin merkezi bir otorite etrafındaki mecburi ittifakıdır.
Şanghay Birlikteliği ise; kapitalist emperyalizme karşı reaksiyonel bir ideolojik dayanışmadır.
Bunlara başka örnekler de vardır.
Ama hiçbirisi;
- a) Irk birliği temeline dayanmamıştır.
- b) Din birliği ise, etkili olmakla birlikte, bu isimle anılmaktan sakınılmıştır.
Erbakan Hoca'nın rehberlik rolüyle ve Türkiye öncülüğünde kurulan tarihi D-8 hareketi de:
•1- Bölgesel etkinliği ve gelişmişliği olan,
•2- Dış baskılara karşı direnme potansiyeli bulunan, 8 Müslüman ülkenin katılımıyla gerçekleşmesine rağmen, İsami bir sıfat takılmamıştır.
Ama örneğin bir kavim dayanışması sayılan Arap Birliği, başından beri tutarlı ve başarılı olamamıştır.
Arap Birliği:
S. Arabistan, Mısır, Lübnan, Suriye, Ürdün ve Yemen tarafından 22 Mart 1945'te Kahire'de kurulmuştur. Daha sonra Libya, Sudan, Fas, Tunus, Cezayir, Yemen, Bahreyn, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Moritanya, Somali, Cibuti ve Filistin Kurtuluş Örgütü üye olmuştur. 1979'da Bağdat toplantısında, İsrail'le Camp Davit anlaşmasını imzalayan Mısır'ın üyeliği askıya alınıp merkez Tunus'a taşınmış ama 1990'da yine Kahire olması kararlaştırılmıştır.
Arap Birliği;
- a) Hükümetler üstü ve üyeleri bağlayıcı bir örgüt değildir.
- b) Bu nedenle oy birliği sonucu alınan kararların pek azı üye ülkelerce benimsenip tatbik edilmiştir.
- c) Örneğin Birliğin anayasası gereği oluşturulan güvenlik sistemi, 1956, 1967 ve 1973 Arap-İsrail Savaşında işletilememiştir.
- d) Arap ülkeleri arasındaki uyuşmazlıklarda da hiç bir çözüm üretememiş, önerileri yürütülememiştir.
- e) Çünkü;
- 1- Arap Birliği; İlmi, insani, İslami ve ideolojik bir yapılanma değil, kavmiyetçi, taklitçi ve Batıya teslimiyetçi bir girişimdir.
- 2- Örgüt, kukla yöneticiler eliyle doğrudan veya dolaylı emperyalist ve Siyonist güçlerin güdümündedir.
Oysa Erbakan Hoca'nın öncülük yaptığı Arap-Türk Bankası bile daha yararlı ve başarılı neticeler vermiştir.
Türkiye, Libya, Kuveyt sermaye gruplarının işbirliğiyle 1977'de İstanbul'da kurulmuştur. T. İşbankası ve T.Emlak Bankası % 20 hisse ile ortak olmuştur.
D-8 hareketi için:
"Bu milli bir oluşum mudur?" diye soranlar;
Ya "bu hareket ırkçı ve Türkçü bir hareket değildir" demek istiyorlar.
Veya: Kesinlikle İslam'dan alakasız bir birliktelik gerekir" demeye getiriyorlar.
Oysa yanılıyorlar. Çünkü:
•1- D-8'lere Türkiye öncülük ediyor. Ve şartlar olgunlaşınca elbette Türki Cumhuriyetleri de bünyesine katmayı planlıyor.
•2- "İslamsız bir Türk Birliği" de zaten mümkün görünmüyor. Çünkü Türk devletlerinin hemen tamamına yakını zaten Müslüman bulunuyor.
•3- Yok eğer: "Dini ve tarihi değerlerimizi öne çıkarırsak, dış güçler ve işbirlikçiler, bu girişimi daha doğmadan boğacaktır" diye endişe ediliyorsa, o zaman "Biz peşinen, küresel güçlerin güdümünde ve onların müsaadesi nispetinde, Türk Birliği kılıflı bir senaryoda figüranlık yapacağız" anlamı sırıtıyor.
Kerkük sorununa Milli Çözüm
- Milletimizle aynı soydan gelen, aynı dili konuşan, aynı inancı paylaşan bu mazlum toplumun haklarının korunması Türkiye'nin tarihi bir mesuliyetidir. Türkmen kardeşlerimizin huzur ve refahı, Türkiye için hem tarihi, hem ahlaki hem de siyasi bir görevidir. Bunun sağlanması ise ancak İslam Birliği'nin kurulmasıyla mümkün hele gelecektir. Büyük acılar ve sıkıntılar yaşanan bölgede barışın hakim olması için, daha fazla geç kalınmadan, bir an önce D-8'lerin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi yönünde adımlar atılması gereklidir. Türk İslam Birliği, aynı zamanda Irak'taki tüm Müslüman kardeşlerimizin huzuru, kurtuluşu, mutluluğu için de hayati önemlidir ve elzemdir.
- Musul toprakları Birinci Dünya Savaşı sonunda, uluslararası hukuk çiğnenerek ve bölge halkının istekleri gözetilmeyerek yeni kurulan Irak Cumhuriyeti'ne verilmiştir. Oysa, Lozan Konferası'nda Mustafa Kemal'in hazırlatıp sunduğu ama İsmet İnönü'nün sahip çıkıp savunamadığı tarihi, coğrafi, siyasi ve kültürel deliller tarafsız olarak değerlendirilse, uluslararası kanunlara riayet edilse ve bölgede halkın ve Türkiye'nin istediği halkoylaması gerçekleştirilse, bugün bu topraklar Türkiye'nin bir parçası idi. Bu bilinmesi ve asla unutulmaması gereken bir gerçektir.
- Bu gerçeğin anlamı, elbette Kuzey Irak'ı yeniden ele geçirmek değildir. Büyük Önder Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesine sonuna kadar bağlı olan devlet erkânımız, başta Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Komuta Kademesi olmak üzere, Türkiye'nin Kuzey Irak'a yönelik bir işgal hedefinin ve niyetinin hiçbir zaman var olmadığını defalarca ifade etmişlerdir. Ancak Irak'ın parçalanmasına da izin verilmeyecektir.
- Ve tabi Türkiye'den, bu topraklarda yaşayan soydaşlarımızın ve elbette diğer tüm toplumların yaşadıkları acı ve sıkıntıları göz ardı etmesi beklenmemelidir. Yaklaşık 90 yıldır yabancı devletler tarafından yok sayılan ve Irak yönetimleri tarafından da asimile edilmeye çalışılan Türkmen kardeşlerimizin güvenliğinin sağlanması, asırlar boyunca bölgede hakimiyet sürmüş bir İmparatorluğun varisi olan Türkiye'nin vicdani sorumluluğu ve görevidir.
- Türkmen kardeşlerimiz, ülke yönetiminde eşit söz hakkına sahip görülmeli, diledikleri gibi ticaretlerini yapabilmeli, günlük yaşamlarını tüm haklara sahip olarak sürdürebilmeli, ibadetlerini özgürce yerine getirebilmeli, ama dillerini kullanabilmeli, hepsinden önemlisi; can ve mal güvenliklerinin sağlandığından emin ve güvenli hale getirilmelidir..
- Saddam yönetimi boyunca bölgedeki tüm halklar çok büyük acılar çekmiştir. Yalnız Türkmenler değil Kürtler, Sünni Araplar ve diğer halklar da ciddi kayıplar vermiş, korku ve dehşet dolu günler geçirmiştir. Bu tarihi acılardan alınması gereken dersler yerine, Amerika ve yandaşlarının işgali, Saddam döneminden bin beter acılar çektirmiş, ülkeyi ve bölgeyi kan gölüne çevirmiştir. Bugün tüm halkların bir arada huzur ve güvenlik içinde yaşaması imkânı dinamitlenmiştir. Bu imkânı, hak ve adalet çerçevesinde bir düzen inşa ederek değerlendirmek varken, bir toplumun diğerini ezerek ve yok saymaya çalışarak hakka, hukuka ve vicdana sığmayan uygulamaların kabul edilmesi mümkün değildir.
- Bölgede akan kanın ve kargaşanın sona ermesi, Osmanlı dönemi boyunca hakim olan barışın yeniden diriltilmesi, bölgede kardeşlik ve sevgi temelinde bir birliğin inşa edilmesiyle mümkün görülmektedir. Geçmişte yaşananlar, geçmişte bırakılmalı, aydınlık bir geleceğin inşa edilmesi için tüm toplumlar uzlaşı ve hoşgörü ruhuyla hareket etmelidir. Aynı tarihe ve kültürel değerlere sahip, aynı inancı paylaşan bölge halkı birbirine anlayışla, saygıyla, sevgiyle yaklaşmalı, birbirinin düşmanı ve hasmı değil, koruyucusu ve hamisi gibi hareket etmelidir. Bunun ilk şartı da, saldırgan ve zalim Amerika'nın bölgeden çekilip gitmesi ve İsrail'in mutlaka hizaya getirilmesidir.
- Allah Kuran'da Müslümanların birbirlerinin kardeşleri olduğunu bildirmiştir. Müslümanların aralarındaki bazı kültürel farklılıklar birer ayrım unsuru değil, tam tersine topluma renk katan çeşitlilik ve zenginlik olarak görülmelidir. Ve bu kültürel farklılıklar asla herhangi bir çatışmaya temel edinilmemelidir. Kur'an'ın Müslümanlara emri, "Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak, dağılıp ayrılmamaktadır." Bölgede yaşayan Kürtler, Araplar, Türkmenler bu gerçekleri asla göz ardı etmemelidir.
- Türkiye sahip olduğu tarihi, tabii ve talihli potansiyelini harekete geçirip, tüm bölgeyi kucaklamak, halkların tümünü kazanmak, onları ortak değerler etrafında barıştırıp Türkiye'ye sempatiyle bakmalarını sağlayacak bir "kültür politikası" ve ekonomik atılım başlatmak mecburiyetindedir. Türkiye'nin "Musul-Kerkük Politikası", bu bölgeyle zaten var olan kültürel ve ticari bağların güçlendirilmesi, bölgede istikrarsızlık ve kargaşanın önlenmesi, bölge insanlarının kalplerinin ve zihinlerinin yeniden kanılıp huzura erdirilmesi temelinde yürütülmelidir. Tüm bunların gerçekleştirilmesinin en önemli yolu ise Türkiye'nin önderliğinde, kuşatıp kucakladığı tüm devletlerin üniter yapısını koruyan laik ve demokratik sistemiyle halkların din ve düşünce özgürlüklerini güvence altına alan, Türk ve İslam Birliği'nin bir an önce hayata geçirilmesi, yani Erbakan Hoca'nın D-8 girişiminin diriltilip güçlendirilmesidir.
Doğu Türkistan sorunu ve çıkış yolu:
- Bugün Çin'in en batı noktasında yer alan Doğu Türkistan halkı son elli yıldır büyük baskılar ve sıkıntılar altında bulunmaktadır. Nüfusun çoğunluğunu Uygur Türklerinin oluşturduğu Doğu Türkistan'da, Çin'in hiçbir bölgesinde görülmeyen boyutlardaki zorluklarla dolu bir hayat yaşanmaktadır. 1965'ten sonraki katliamlarla birlikte, öldürülen Doğu Türkistanlı sayısı 35 milyon gibi inanılmaz bir rakama ulaşmıştır.
- Komünist istila ve istibdat bölgeye sadece huzursuzluk, kargaşa, kin ve nefret taşımıştır. Bu tür yöntemlerle milletleri sömürme ve sindirme devri artık kapanmıştır. Dolayısıyla Çin, Doğu Türkistan halkının kendi kendini yönetmesine yanaşsa ve ekonomik bağımsızlık hakkı tanısa; bundan son derece kârlı çıkacaktır. Kendi sınırları içinde rahatça üretim yapan, özgürce yaşayan, korku ve baskının etkisinden kurtulmuş bir Doğu Türkistan, Çin için de yeni bir atılım merkezi olacaktır. Çünkü Müslüman Türk halkının inançlarına, insanlıklarına ve tabii ihtiyaçlarına saygı gösteren bir Çin hem kendisi huzura kavuşacak, hem de saygınlığı artacaktır. Çin'in, yıllardır ABD'nin kışkırtmasıyla, 1949 yılından beri sorun yaşadığı Tayvan'la yaptığı tarihi işbirliği anlaşmasına benzer olumlu bir yaklaşımı, Doğu Türkistan için de gerçekleştirmesi halinde, bundan Uygur Türkleri, Türk ve İslam alemi kadar, kendisi de kârlı çıkacak ve istikrar kazanacaktır.
- Bu hakların Doğu Türkistan halkına verilmesi ise ancak büyük bir güç ve otorite oluşturacak bir İslam Birliği sayesinde sağlanacaktır. Böyle bir gücün garantörlüğü olursa Çin de ülkesinde yaşayan milyonlarca Müslüman ile ilişkilerini rayına oturtacaktır. Kalben Türk-İslam Birliği'ne bağlı bir Doğu Türkistan'ın Çin'e karşı düşmanca bir tutum takınmayacağı, Siyonist ve emperyalist güçlerin kışkırtmasına kapılmayacağı, sadece milli ve manevi haklarını savunacağı ve Çin'in süper bir güç haline gelmesi için dostane katkıda bulunacağı konusunda Çin yönetimi ikna edilmeli ve güvenleri sağlanmalıdır.
- Dünyanın ihtiyacı olan şey; barış, sevgi, yardımlaşma ve adalet anlayışıdır. Kurulacak olan tarihi İslam Birliği'nin yeryüzünde üstleneceği misyon işte bu olacaktır. Bu birlik; düşmanlık yapmak, intikam almak veya bir tehdit unsuru olmak için değil, dünyada barışın garantörlüğünü yapacaktır. "Herkes bize tabi olsun, geri kalanlar da köle sayılsın" anlamında ezmeye ve tahakküme dayalı bir yapılanma yerine Türk-İslam Birliği adalet ve insaniyet temelinde kurulacaktır.
- Bu bir birlik vesilesiyle her dinin mensubu dilediğince ibadetini yapabilecek, kendi dinince kutsal sayılan her yeri ziyaret edebilecek, malı, canı, namus ve şerefi Türk-İslam Birliği'nin güvencesinde olacaktır.
- Medeniyetler çatışması senaryolarının aksine bu birlik medeniyetleri birbirine yaklaştıracaktır. Sonuçta birliğin getireceği ortamdan tüm dünya yararlanacaktır. Bu birliğin temel esasları; sevgi, şefkat, merhamet, fedakârlık ve yardımlaşmadır. Ayrıca insana saygı, sanatta, bilimde ve teknolojide en yüksek noktaya varmayı amaçlamaktır.
- Tek bir bütünün parçaları halinde birbirine kenetlenen ve dev bir coğrafyaya yayılmış yaklaşık 1,5 milyar nüfusu ifade eden Türk ve İslam Birliği büyük bir ekonomik pazar niteliği taşıyacaktır. Bu durum ise, özellikle Çin için çok geniş çaplı bir ticaret olanağıdır. Dolayısıyla Çin'e bunun da iyi anlatılması lazımdır.
- Türk ve İslam coğrafyasında terörist faaliyetler kökünden kazınacak, teröre tevessül edenler karşılarında son derece caydırıcı bir Türk ve İslam Birliği askeri paktının ordusunu bulacaklardır. Birliği oluşturan devletlerin üniter yapıları korunacaktır. Türk-İslam Birliği'nin temel ideolojilerinden biri ise laiklik olacaktır. Dolayısıyla Müslüman olan da olmayan da sağlam bir çatı altında güven içinde yaşayacaktır.
- Türk ve İslam Birliği İsrail ve Filistin açısından da sorunların çözümü için büyük bir fırsat doğuracaktır. Bugün İsrail ve Filistin halkları her an can korkusuyla duvar arkasında huzursuz bir şekilde yaşamaktadırlar. Türk ve İslam Birliği olunca ne kilometrelerce duvar örmeye ne de başka bir tedbire gerek kalmayacaktır.
- Bu tabii ve tarihi birlikteliğin kurulması tüm İslam ve Türk dünyası tarafından arzu ve heyecanla beklenir durumdadır.
Bağımsızlığın edebiyatı değil, hakikati lazımdır
"Tarih bize dış dinamiklerin himmetiyle gelişmiş bir ekonomi ve demokrasi göstermemektedir. Ama ekonomik olarak etkin olanın, elinden tuttuğu ülkenin (!) siyasal rejimini ve demokrasisini, hatta hukuk düzenini belirlediğini çokça göstermektedir.
AB ve ABD tarafından günümüz Türkiye'sinin içine düşürüldüğü ekonomik ve siyasal durum hukuksal bir temele oturtularak, batının çıkarları yasal güvenceye kavuşturulmak istenmektedir. Bu girişimle ulaşılmak istenen sonuç hukuk kapanı veya "hukuk kelepçesi" olarak ta nitelenebilir.
"Sivil anayasa, renksiz anayasa, kokusuz, milli dokusuz anayasa" söylemleri bir de bu açıdan incelenmelidir. Siyasal iktidarın siparişi olduğu anlaşılan Anayasa taslağının içeride tartışılmadan önce niçin Washington ve Brüksel gibi ulus ötesi güçlerin bilgi ve onayına sunulduğunun iyice düşünülmesi gerekmektedir.
Sivillik, çağdaşlık, reform, uyum söylemleriyle Türkiye'ye dayatılanın, aslında çağdaş bir sömürge hukuku olduğu kesindir. Emperyalizm, savaşsız dönüşüm sağlayamadığı durumlarda silahlı güçlerini devreye sokmakta, istediği sömürge hukukunu silahla yerleştirmektedir. Ekonomik ve siyasal denetimine aldığı, yerli sermayeyi milli olmaktan çıkarıp sermayeleştirip işbirlikçiye dönüştürdüğü ülkelerde ise fonladığı akademisyenlere sömürge hukuku sipariş etmeyi tercih etmektedir.
Türkiye'de şu anda emperyalizmin konvansiyonel veya nükleer silahlarını değil, son keşfi olan "hukuk silahını" devreye soktuğu bir süreç yaşanır gibidir.
ABD Irak'ta sosyolojik evrimin önüne geçmeye çalışmakta, burjuva üretim ilişkilerinin ve bütünleşen ulusal pazarın zorunlu kıldığı ulus devlet yerine aşiret ve mezhep tabanlı, güçsüz, minyatür bölgesel yapılanmaları tercih etmekte ve hararetle desteklemektedir.
ABD'nin Irak'ta inşa etmeye çalıştığı demokrasi ve hukuk düzeni, ulus devlet temelinde üniter bir yapıyı esas almamaktadır! Çağdaş, demokratik bir rejim ve evrensel hukukun günümüzde ulaştığı değerler dizgesinin de ABD açısından bir önemi yoktur. ABD'nin Irak'ta istediği, çıkarlarına zarar vermeyecek, başta petrol kuyularının bekçiliği görevini verdiği Kürtler olmak üzere, diğer etnik ve mezhepsel kümelenmelerin "demokratik kölelik" hukukunu oluşturmak ve bu hukukun sürekliliğini gerekirse silahla sağlayıp yürütmektir.
Batıcılık Milliyetçilik ve tam bağımsızlık
Önce Osmanlı'nın son dönemlerinde ve Milli Mücadele yıllarında Batı'da nasıl bir Türk imgesi olduğuna, Türklerin nasıl algılandığına ve Türklerin de Batı'yı nasıl algıladığına bakmamız gerekir. Bu konuda şu örnekler verilebilir.
New York Times gazetesi 10 Kasım 1919'da şunları yazmaktadır:
"Bugüne kadar aralarındaki düşmanlıklar ve gereksiz tereddütler yüzünden modern dünyada hiçbir yeri olmayan Osmanlı Devleti'nin yaşamasına göz yuman Hıristiyan devletleri, tarihi bir sorumluluk karşısında bulunmaktadır. Habsburglar gibi köklü hanedanların bile bir gecede ortadan kaldırılabildiği çağımızda, Osmanlı Devleti'nin yaşatılması için hiçbir geçerli sebep kalmamıştır. Yüzyıllardan beri kendi kendilerini bile yönetmekten aciz olduklarını bütün dünyaya göstermiş olan Türklerin kendilerinden her bakımdan üstün azınlık halklarını yönetmeleri düşünülemez".
Aynı gazete 14 Aralık 1919'da da şunları yazmıştır:
"Bize göre Türkiye'nin düzenli bir yönetime kavuşabilmesi için tek çare ülkenin Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden derlenmiş bir yabancı yöneticiler grubunun denetimi altında yönetilmesidir. Kendi kendilerini yönetmekten aciz olduklarını kanıtlayan Türklerin, üstün bir kuvvet tarafından denetlenmesi kaçınılmaz zorunluluktur":
Lord Curzon ise 1920'de şunları söylemektedir:
"Türkler Avrupa'dan atılmalıdır. Amerikalı senatör Lodge'nin de söylediği gibi İstanbul Türklerden tamamen alınmalı, bir veba tohumu olan savaşların yaratıcısı, komşuları için birer küfür olan Türkler Avrupa'dan silinmelidir."
İngilizlerin yaşlı lideri Gladston ise 1800'lerin sonunda, "İnsanlığın tek insanlık dışı tipi Türklerdir." demiş; Lloyd George 1919'da "Türkler ulus olmak bir yana, bir sürüdür. Devlet kurmalarının ihtimali bile yoktur… Yağmacı bir topluluk olan Türkler, bir insanlık kanseri, kötü yönettikleri toprakların kanına işlemiş bir yaradır" yorumunda bulunmuştur.
10 Ocak 1919'da bir araya gelen ABD, Fransa, İngiltere ve İtalya ise yaptıkları ortak açıklamada "Uygar dünya bilmelidir ki Müttefiklerin savaş amaçları, her şeyden önce ve zorunlu olarak, Türklerin kanlı yönetimine düşmüş halkların kurtarılmasını ve Avrupa uygarlığına kesinlikle yabancı olan Türklerin, Avrupa'nın dışına atılmasını içerir" demişler, bundan 6 ay sonra İngiliz başbakanı Türkleri "Mezopotamya'yı çöle, Ermenistan'ı ise mezbahaya çevirmekle suçlamıştır."
Batılıların saldırgan açıklamaları bitmemiş, kendi yarattıkları savaşın suçunu bile Türklere atmışlardır. 11 Temmuz 1920'de Türk hükümetine verilen cevapta Türk devleti, 150 yıldan beri dostu olan yabancıları aldatmakla, insanlığın sefaletine sebep olmakla, milyonlarca insanın ölümüne yol açmakla suçlanmış, Türk halkının sözde emperyalist arzuları eleştirilmiştir. Milli Mücadele yıllarında da Kemalistler, İngilizler tarafından "saldırgan şovenistler" ve "emperyalistler" denerek suçlanmıştır.
Görüldüğü gibi Batılılar bir yandan Türklere zulmetmekte, öte yandan kendi günahlarını Türklerin üzerine yıkmaya çalışmaktadırlar. Bu nokta önemlidir zira M. Kemal'in ortaya çıktığı koşular doğrudan Batı emperyalizmince yaratılmıştır.
Bir de aydın geçinen, taklitçi ve teslimiyetçi bazı Türklerin Batı'yı nasıl algıladığına bakmakta fayda var. Acaba bu zulmün karşısında gösterilen tepki nedir? Tahmin edilenin aksine korkunç bir dirayetsizlik, inançsızlık ve korkaklıktır. Alıntılar Türklerin içinde bulundukları kafa karışıklığını anlatır niteliktedir.
Yusuf Akçura'nın 1911 tarihli saptaması can alıcı niteliktedir:
"…bizim İstanbul'da kendilerine aydın denilen takım, öteden beri Doğu'ya önem vermemekle tanınır. Bu o kadar garip, acınacak hatta gülünecek bir şekil almıştır ki, şimdi ismini hatırlayamadığım bir yazarın orta öğretimde okutulması resmen kabul edilmiş Modern Çağlar Tarihi'nde, üç yüz şu kadar sayfanın iki yüzünden fazlası sırf Fransız tarihine ayrılmış, geri kalan sayfalardan çoğu Avrupa milletleri tarihinden bahsederek, ancak birkaç sayfası, o da Frenkler açısından Devlet-i Osmaniye'ye ayrılmıştır.
…bizim aydınlarımız, şimdi basını ellerinde tutanlar, Doğu ve İslam alemi ile meşgul olmaktan adeta utanırlar. Medeni Avrupa dururken Şark düşünülmeye, göz atılmaya değer mi hiç? Sonra Allah esirgesin, Avrupalılar, bize henüz Avrupalılaşamamış, barbarlıktan, bağnazlıktan kurtulmamış demezler mi?
Biz Batı'nın gözüne girmek isteriz. Batı'nın iyi niyetli yakınlığını kazanmak isteriz… bunun için
Batı'ya yaranmalıyız, hatta dalkavukluk etmeliyiz."60[1]
Sonuç:
Türkiye'nin Liderliğinde ve Türk Birliğinin Desteğinde Tarihi İslam Birliği Mutlaka Kurulmalıdır
Türk ve İslam dünyasının birlik olma vakti gelmiştir geçmektedir. Dini, dili, örfü, geleneği, göreneği bir olan bu toplumların birleşmesi ve ortak hareket etmesi tüm insanlığın hayrına bir gelişmedir. Çoğunluğu aynı dili konuşan, bir olan Allah'a inanan, Peygamberimiz (sav)'e gönülden teslim olan ve içten bir saygıyla O'na bağlanan, İslam ahlakının gereği olan mertliği, misafirperverliği, sevgiyi, fedakârlığı, kahramanlığı, candanlığı, vefakârlığı yaşayan; kısacası inançları, kanları ve canları bir olan Türk-İslam toplumları için birlik olmak büyük bir kolaylık ve nimettir. Bu milletler arasındaki mevcut ayrılık ise, son derece suni ve gereksiz bir şeydir. Kafkasya'dan Tanzanya'ya, Fas'tan Fiji'ye kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Türk-İslam dünyası birlik ve beraberlik içinde hareket ettiğinde, Allah'ın izniyle, yeniden şahlanacak ve adil bir medeniyet inşa edecektir.
İslam inancının özünde birlik ve kardeşlik vardır. Allah Kuran'da yeryüzünde bozgunculuğun son bulması için iman edenlerin birbirleriyle dost olmaları, ittifak etmeleri, birlik ve beraberlik içinde olmaları gerektiğini bildirmiştir:
… Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.61[2]
Yeryüzünde akan kanın durması, anarşi ve terörün son bulması, Türk-İslam dünyasına refahın, bereketin ve huzurun hakim olması, tüm Müslüman aleminin güvenliğe kavuşması ve dünya barışının sağlanması için Türk-İslam Birliği'nin kurulması mutlaka gereklidir.
- Bu talihli Birliği'nin laik yapısı inanan inanmayan, her düşünceden ve ideolojiden insanın koruyucusu olacaktır. Laik ve demokratik esasları benimseyen ve hukukun üstünlüğü prensibini ilke edinen bu birliğin çatısı altında sadece Müslümanlar değil Yahudiler ve Hıristiyanlar da diledikleri gibi ibadetlerini yerine getirecekler, özgür ve rahat bir yaşama sahip olacaklardır. Yalnız dindarlar değil, Budistler, ateistler, inançsızlar, materyalistler kısaca herkes Türk-İslam Birliği'nin sağladığı hür ortamda; fikirlerini dilediği gibi ifade edebilecek, istediği gibi yaşayacaktır. İnancı, düşüncesi, ırkı, milliyeti ne olursa olsun tüm insanların birinci sınıf vatandaş muamelesi göreceği bu oluşum, insan haklarına ve temel özgürlükler konusuna hak ettiği değeri veren demokratik ve laik yapısıyla örnek bir toplum modeli oluşturacaktır.
- Bu kardeşlik yapılanması bir itidal birliğidir. Bu birlik fanatik, baskıcı, tahakküm eden bir birlik değil, tam tersine insana saygılı, hoşgörüye ve merhamete dayalı, açık fikirli ve hür düşünceli bir kardeşlik ve sevgi birliğidir. Hem bu birlik altında birleşen milletlere hem de dünya milletlerine güvenlik ve huzur temin edecektir. Türk-İslam dünyasının böylesine akılcı, sağduyulu ve adil bir liderliğe kavuşması, hem bugün pek çok sorunla karşı karşıya bulunan yaklaşık 1.5 milyar Müslüman için, hem de dünyanın tüm diğer insanları için çok hayırlı bir girişimdir. Müslümanlar, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in devrinden bu yana, insanlığa; akıl, bilim, düşünce, sanat, kültür, medeniyet gibi alanlarda öncülük etmiş, "insanların hayrı"na dev eserler meydana getirmişlerdir. 21. yüzyılın gerçek bir adalet ve saadet çağı olmasının öncüsü de Türk-İslam Birliğidir.
- Türk ve İslam Birliği'nin vesile olacağı yeni ve adil bir düzen: tüm dünyaya güzellik sunacaktır. ABD, Rusya, Çin, İsrail ve tüm Avrupa Devletleri Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıyla uzun yıllardır devam eden kökleşmiş sorunların bir anda çözüme kavuştuğunu görecek, bu durumdan herkes fayda sağlayacaktır. Türk-İslam dünyası dışında kalan büyük devletlerin güvenliğe, ekonomiye, kültürel değerlere dair tüm endişeleri bu birliğin kurulmasıyla tamamen ortadan kalkacaktır. Terörist faaliyetler kökünden kurutulacak, kültürel çatışma riski tamamen ortadan kalkacak, yeraltı kaynaklarından tüm insanların en güzel şekilde faydalanması sağlanacak, ekonomi istikrara kavuşacak ve herkes hak ettiğine sahip olacak, saldırı ve sömürü maksatlı askeri giderlere ayrılan bütçe insanların daha kaliteli ve güvenli yaşamaları için harcanacaktır. Bu nedenle güçlü bir İslam Birliği'nin kurulması bütün insanlığın hayrınadır.
- Türk ve İslam dünyası çok güzel bir olgunlaşma dönemi yaşamaktadır. 19. yüzyılın son dönemlerinden bu yana 100 yıldan uzun bir süredir yaşanan sıkıntılar, Türk-İslam alemini bilinçlendirmiş ve güçlendirmiş durumdadır. Gerçek din ahlakı bu coğrafyaya huzur ve onur sunacaktır. Başta genç nesil olmak üzere, bilinçli ve olgun, fanatiklikten sıyrılmış geniş bir potansiyel kitle vardır. Türk-İslam aleminin hasret ve heyecanla beklediği birleşmenin gerçekleştirilmesi için çok uygun bir zemin oluşmuş bulunmaktadır. Bu ortamın çok iyi değerlendirilmesi, gereken adımların bir an önce atılması için ise; milli, haysiyetli ve cesaretli bir yönetime ihtiyaç duyulmaktadır. Bunun ilk adımı ise;
İki Devlet Tek Millet Olarak Azerbaycan-Türkiye Birliği Oluşturulmalıdır
- Bu birliğin ilk ve en önemli adımı, Azerbaycan ve Türkiye'nin iki devlet, tek millet olarak birleşmesidir. Bu birleşmede her iki devletin de üniter yapısının korunması esas prensiptir. Pasaport ve vize uygulamasına son verilmeli, ticaret kolay hale getirilmelidir. Türkiye ve Azerbaycan arasında daha güçlü bir askeri ittifak sağlanmalı, Türk-Azeri paktı oluşturulmalıdır. Tarihi Birliği'nin ilk aşaması olan bu birleşmenin, daha fazla vakit kaybedilmeden ve daha geç kalınmadan bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir.
- Yakın geçmişte yaşanan Hocalı Katliamı gibi acıların tekrar etmemesi sağlanmalı, bu topraklara huzurun ve güvenliğin hakim olması için 1992 yılında kapatılıp işgal edilen Laçin Koridoru açılmalı, Dağlık Karabağ bölgesi başta olmak üzere işgal altındaki tüm topraklar işgalden kurtulmalıdır. Laçin Koridoru'nun açılması için her türlü diplomatik girişimde bulunulmalıdır.
- Gerginliği tırmandırmak, sürekli düşmanlık duygusunu körüklemek kimsenin yararına olan bir davranış değildir. Çağımız öfke ve kin çağı değil, dostluk, sevgi, anlayış, işbirliği ve kardeşlik çağına dönüşmelidir. Ermenistan da kardeşçe ve dostça bir yaklaşım içinde olmalı, düşmanlıkları körüklemek yerine sevgiyi ve barışı ön plana almalı, "Türk düşmanlığı" düşüncesinden tamamen vazgeçmelidir. Bu şekilde yaşamanın, Ermenistan'a bugüne kadar ekonomik olarak da kültürel olarak da bir faydası dokunmamıştır. Düşmanlık siyasetine devam edilmesi durumunda, Ermenistan'ın içinde bulunduğu ekonomik şartlar daha da kötüleşecek, fakirlik ve yokluk daha da artacaktır. Huzurlu ve güvenli bir Ermenistan'ın yolu da, kardeşlik ve sevgiden geçmektedir.
- Ermeniler, Kitap Ehli olan bir topluluktur. Müslümanların Kitap Ehli'ne bakış açısı Kuran'a göre çok açıktır. Peygamber Efendimiz (sav) de Kitap Ehli'ne karşı her zaman hoşgörülü ve merhametli olmuştur. Nitekim gerek Selçuklu gerekse Osmanlı dönemi boyunca Ermeniler, Türk hakimiyeti altında hiçbir yerde bulamadıkları refah ve huzuru bulmuşlar, Osmanlılar da Ermenileri Millet-i Sadıka olarak adlandırmışlardır.
Ancak, Ermenilerin geçmişe dayalı öfke ve kin duygularından kurtulmaları, hasmane bir tutum içinde olmamaları son derece önemlidir. Nitekim inançlarının gereği de budur. İncil'in pek çok açıklamasında, komşuya duyulan sevginin önemine özellikle dikkat çekilmiş, hatta inananların komşularının iyiliği için gayret etmeleri gerektiği bildirilmiştir. Ermenistan'ın komşularına karşı izlediği siyasetin temelinde de, İncil'de kendilerine söylendiği şekilde, sevgi ve merhamet olmalıdır.
İsa şu karşılığı verdi: Adam öldürme, zina etme, hırsızlık yapma, yalan yere tanıklık etme, annene babana saygı göster ve komşunu kendin gibi sev.62[3]
Sevgi, komşuya kötülük etmez. Bu nedenle sevgi, Kutsal Yasa'nın yerine getirilmesidir.63[4]
Her birimiz, komşusunu ruhça geliştirmek amacıyla, komşusunun iyiliğini gözeterek onu hoşnut etsin…64[5]
- Eğer Ermenistan dostluktan ve kardeşlikten yana tavır koyarsa, geçmişte yaşanmış tüm olaylar bir kenara bırakılarak, Ermenistan'la ticari ve kültürel ilişkiler kurulabilir. Azerbaycan ve Türkiye'nin birleşmesiyle oluşacak dostluk ortamından Ermenistan'ın da fayda göreceği açıktır. Ekonomik, siyasi ve ticari birliktelik tüm taraflara fayda sağlayacak, bu koşullar altında çok rahat ve müreffeh bir yaşama alanı oluşacaktır. Ermeniler de ticaretlerinde, dinlerinde, dillerinde, yaşamlarında daha özgür, daha güven içinde, daha rahat olacaklardır. Bölgede sürekli tırmanan gerilim yerini barışa bırakacaktır. Bu barıştan tüm tarafların kârlı çıkacağı vurgulanmalıdır.
- Bugün yapılması gereken geçmişi bırakıp geleceğe bakmaktır. Sürekli geçmişte neler olduğunu konuşmak, Siyonist ve emperyalist odakların kışkırtmasına kapılmak yerine gelecekte neler yapılabileceğini, bölgede ekonomik koşulların nasıl geliştirilebileceğini, kültürel bir atılımın nasıl gerçekleşeceğini, istikrarın nasıl sağlanabileceğini, anlaşmazlıkların nasıl tamamen ortadan kaldırılabileceğini tartışmak gerekir. Tarihi gerçekleri çarpıtarak ve geçmişi bugüne taşıyarak, gerginlik ortamı meydana getirmenin kimseye faydası olmayacaktır. Şiddet, gerginlik ve aşırılık hiçbir topluma yarar sağlamamıştır. Her türlü şiddetten kaçınmak, aşırılık yerine akıllı ve itidalli davranmak, vakarlı ve sabırlı olmak, gündeme gelebilecek tüm sorunları uzlaşıyla çözüme kavuşturmak en akılcı ve mantıklı bir yaklaşımdır…
[1] Gönenç Ünaldı Haziran 2008-Jeopolitik
[2] Enfal Suresi, 73
[3] Matta, 19; 18-19
[4] Pavlus'un Romalılara Mektubu, 13; 10
[5] Pavlus'un Romalılara Mektubu, 15;2

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
5375 Yıllık Siyonist Sömürü Düzeni, Kafirler ve Münafık Mücrimler istemese de yıkılacak , Tüm insanlığın…
Öncelikle belirtelim ki; Yahudiyi tanımadan dünyada olup bitenleri anlamak mümkün değildir. Makale bu anlamda çok…
Galiba tarihte hep böyle olmuş; Hakk uğruna mücadele edenler yalnız kalmışlar. Ne kadar kafir, münafık,…
Günümüzde sağcı-solcu bilineni, Dincisi-Dinsizi, İşbirlikçisi farketmeksizin hepsi bu siyonist düzen devam etsin diye çabalamaktadır. Siyonizm…
Yeryüzünün her zerresine sızan bu kuşatma, aslında bize "bâtılın ibadet aşkıyla çalışırken, hak ehlinin nasıl…
Bakara Suresi 251. ayet ; Böylece, Allah'ın izniyle onları (çok az sayıdaki sadıklar, kalabalık ve donanımlı…
Evet makaleyi okuyunca Milli Çözüm'ün şu farkını özelliğini hatırlattı. Artık ülkemizde ve dünyada bu gizli…
Burada bir hizmetin hakkını verme adına, Rahmetli Erbakan Hocamızın, geçmiş yıllarda Türkiye’ye gelmesi konuşulan o…
Aslında makalenin sonunda özetlenen maddeler, tüm makalenin özetidir; Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir ütopya olmadığının,…
Makalede vurgulanan bağımsızlığımızı tehdit eden çok önemli hadiseler yaşanırken; iktidarın ve yandaşların Yeni Osmanlıcılık safsatası…