YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980a4a4cf1f8
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 4
Bugün : 23578
Dün : 57744
Bu ay : 81322
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48784635
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Adil Düzende “DİNİ ve AHLAKİ NİZAM” aşağıdaki şekilde kurulacak ve uygulanacaktır:

Dinsiz ve ahlaksız bir toplum gerçek huzur ve mutluluğu yakalayamaz, o toplum asla ayakta kalamaz. Bugün yeryüzünde ve ülkemizdeki pek çok bunalım ve belaların asıl sebeplerinden birisi de dini ve ahlaki kurum ve kurallara önem verilmemesidir.

Şimdi yaşanan manevi ve ahlaki problemlere bir göz atalım:

1 – Bugünkü batıl ve zalim düzenler “barışma ve uzlaşma” yerine “çatışma ve boğuşma” temeli üzerine bina edilmiştir.

2 – Bu nedenle Devletin genel karmaşık yapısı içerisinde ahlaki, siyasi, ilmi ve iktisadi sistemlerin yetki ve sorumluluk sınırları belirtilmemiştir.

Genellikle dini kurumlar siyasi ve ekonomik sultaların emrinde ve güdümündedir.

3 – Mevcut düzenler “iyi ve verimli insan” yerine kendisine köle olacak tipler yetiştirmektedir.

4 – Hem düzeni yürütenler yeterli ahlaki ve dini terbiyeyi görmemiştir, hem de kasıtlı olarak nefsine esir ve manevi değerlerden yoksun insanlar üretilmektedir.

5 – Ateizm (dinsizlik) ve pozitivizm (Bilimi ve teknolojiyi tanrılaştırmak) düşüncesi yerleştirilmiştir.

6-Batı medeniyeti ve bilim, kiliseden gördüğü haksızlık ve yanlışlıkları bahane ederek bütün dinlere ve dini değerlere önyargılı bakar hale gelmiştir

7-Müslümanlar da dahil bir takım din adamları ise maalesef ilmi gelişmelere yabancı, hatta düşman pozisyonuna itilmiştir.

8-Pek çok ülkede din tamamen toplum hayatından dışlanmış, yasaklanmış ve bir nevi izole edilmiştir.

9-İbadethaneler boşaltılmış terk edilmiş çılgınca eğlence yerleri ve fuhuş merkezleri “materyalizmin mescitleri” haline getirilmiştir.

10-Materyalist rejimler maalesef manevi kalkınma planları hazırlamamış, hatta kendisi yapmadığı gibi halkın özel gayretleriyle oluşturdukları kurs ve yurt hizmetlerini engellemeye kalkışmış ve bu konuda korkunç zulüm örnekleri sergilemiştir.

11-Devlet manevi ve ahlaki kalkınmayı sağlayacak ve dini ihtiyaçları karşılayacak hizmet sahasını boş bırakınca, bu sefer bir sürü din istismarcısı türemiş ve her biri kendi çıkarları doğrultusunda yeni dinler icat etmiş ve toplum tam bir kaosa sürüklenmiştir.

12-Neticede materyalist (maddeci ve menfaatçi) beleşçi, bencil insanlar çoğalmış, insanlar biri birlerinden uzaklaşmış, aile ve akrabalık bağları ve komşuluk ilişkileri bozulmuş hatta bitmiştir.

13-Bu mutsuz, umutsuz, huysuz ve huzursuz insanlar, manevi boşluklarını doldurmak üzere bu sefer içki, kumar, uyuşturucu ve fuhuş yollarına sapmış, bu kötülükler giderek yaygınlaşmış ve meşrulaşmış ve hatta bol ve bedava gelir getiren korkunç sektörler haline getirilmiştir.

14- Bütün bunların sonucu, intiharlar, ahlaki bunalımlar, batıl inançlar ve AİDS gibi çirkin ve korkunç hastalıklar çoğalmış ve hayatı insanlığa zehir etmiştir.

Bütün bunların yegâne çaresi ve ilmi reçetesi ise Adil bir Dini -Ahlaki Düzenin yerleştirilmesi ve yürütülmesidir.

A – Bu DİNİ – AHLAKİ DÜZENİN genel prensiplerini ise, şöyle sıralayabiliriz:

1 – Dini – ahlaki düzen diğer (İlmi, İktisadi ve Siyasi) düzenlerle uyum içinde çalışacak ama onların emrinde ve güdümünde değil bağımsız olacak, hem de etkisi ve yetkisi kadar sorumluluğu da bulunacaktır.

2-Asıl amaç, iyiyi, doğruyu ve güzeli göstermek olacaktır.

3 – Zorlama yerine sevdirme ve inandırma yöntemini esas alacaktır.

4 – Önemli bir fonksiyonu da değişik din, mezhep ve cemaatleri bir arada ve barış içinde yaşatmak ve toplumda karşılıklı saygı – sevgi ve hoşgörüyü yaygınlaştırmaktır.

5 – Din ve vicdan hürriyetinin korunmasına ve bu konuda saldırıya uğrayanların savunulmasına çalışacaktır.

6 – Genel Düzenin aktif bir unsuru olarak murakabe (müfettişlik), tezkiye (mensuplarına iyi hal belgesi vermek), bilirkişilik, tahkikat (tarafsız ve adil soruşturma), sağlığın korunması, sosyal güvenlik ve dayanışmanın sağlanması ve genel ahlakın korunması konularında hem yetkili ve hem de sorumlu olarak görev yapacaktır.

7 – Dini eğitim ve öğretim çalışmalarını ve halkın bu konudaki ihtiyaçlarını karşılayacaktır.

B – Dini ve ahlaki kurumların şu hedefleri gerçekleştirmesi planlanmıştır:

1 – Her konuda Hakkı üstün tutma, hakka bağlı ve saygılı olma düşüncesi taşıyan

2 – Her türlü zulüm ve ahlaksızlığa karşı meşru metotlarla mücadele ruhu ve cihad gayreti içinde olan.

3 – Menfaatçi ve materyalist değil maneviyatçı ve ahlaki değerlere sahip ve seviyeli bulunan

4 – İçki, uyuşturucu, kumar ve fuhuş gibi kötü alışkanlık ve ahlaksızlıklardan uzak duran.

5 – Dini bilgi ve becerileri yeterli ve tutarlı olan.

6 – Gönül huzurunu ve gerçek mutluluğu yakalayan insanlar yetiştirmek.

C – Bu Ahlaki Kurumların Toplumsal Görevi ve işlevi ise şunlar olacaktır:

1 – Fert – cemiyet ve devlet arasındaki irtibat ve intizamı sağlamak ve sağlamlaştırmak.

2 – Vatandaşların dini sorunlarını ve sıkıntılarını çözüme bağlamak ve sorularını cevaplandırmak.

3 – Denetleme (murakabe – müfettişlik) görevini yapmak.

Adil Düzen’de müfettişlik-murakabe görevi dini – ahlaki kurumlara verilecek ve bağımsız hareket edecektir.

Şimdiki sistemde müfettişler bakanların veya genel müdürlerin emrindedir ve tabiatıyla onların güdümündedir. Yani saf vicdani kanaatleri ile hareket edecek kadar bağımsız değildir. Ve bu durum haliyle adaleti gölgelemektedir.

4 – Tezkiye: Kurulacak Adil Düzen’de manevi merkezler ve meşrepler gibi ahlaki kuruluşların ve farklı dini cemaatlerin bir manevi şirket ortaklığı şeklinde düzenlenmesine-ki Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri böylesi cemaatlere “Şirket-i maneviye” tabir etmektedir ve kendi mensuplarına ticari, siyasi ve sosyal münasebetlerinde hem “bu mensubumuz emindir, itimat edilebilir, kendisine kefiliz” şeklinde tezkiye ve teminat beratı veren, hem de onların yolsuzluk ve zararlarını tazmin ve telafi eden yetkili ve sorumlu kurumlar olmasına dikkat edilecektir.

Bu durumun temel eserlerimizde bir karşılığı var mıdır?

Önce “Efendim, bu tür bir düzenlemenin temel kaynaklarımızda veya tarihi uygulamalarda aynen örneği var mıdır?” şeklindeki itirazlar yersizdir. Zira bizim kaynaklarımız, birçok mesele ve kurumun “genel ve temel esaslarını” belirtir. Onların uygulanma şeklini ise değişen ve gelişen şartlara ve hayat standartlarına uygun içtihatlara bırakır. Bilindiği gibi tarikat ve mezhepler bile sonradan düzenlenmiş ve disiplinize edilmiştir.

Şartların ve ihtiyaçların zorlanmasıyla ortaya çıkan, ilmi araştırmalar ve ictihadi kararlarla oluşan bu tür yeni teklif ve tasarılara “Bunun aynısı kaynaklarımızda var mıdır?” diye karşı çıkılmaz… Bu uygulamaya izin veren ve işaret eden deliller sorulur… Veya bu tür uygulamayı yasaklayan ve haram kılan deliller ortaya konulur.

Örneğin; Kaynaklarımızda banka yoktur ama faizi yasaklayan ve borç (kredi) alıp vermeyi ayarlayan hükümler vardır. Belki fabrika yoktur, ama işçi – işveren münasebetlerini, üretim ve tüketim dengesini düzenleyen esaslar vardır.             Bunun gibi ağır sanayi, Harp sanayi yoktur ama bunlara işaret ve teşvik eden emirler vardır.

İslam’da inanç ve ibadet esasları ve şekilleri kesin ve kamil olarak gösterildiğinden daha çok ticaret, siyaset, sanat, iktisat ve sosyal hayatı içine alan “muamelat” konuları değişmeye ve gelişmeye müsait olduğu için; haliyle bu konularda yeni içtihatlara, yeni kurum ve kurallara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu durum bizlere, her asırda geçerli ve yeterli, yeni düzenlemeler yapma imkanı da kazandırmaktadır.

Bu nedenle tarikat, meşrep, mektep ve mezhep, vakıf, dernek ve parti gibi ilmi, ahlaki, siyasi ve sosyal müesseseler de isim ve şekil olarak kaynaklarımızda yer almaz. Ancak bunlarla ilgili temel esaslar ve hükümler mutlaka mevcuttur.

İşte Adil Düzen’de öngörülen vekâlet ve kefalet kurumu da ilmi bir yapılanma olup kimlere, niçin ve nasıl vekil ve kefil olunacağının şartları kaynaklarımızda zaten vardır. Bunun gibi iptidai bir pasaport sistemi sayabileceğimiz “eman verme” veya “emanına alma” uygulaması cahiliye döneminden sonra Ashab-ı Kiram tarafından da uygulanmış, bizzat Efendimizin fiili ve kavli sünnetleriyle harpte ve sulhta kimlere ve nasıl eman verilebileceği öğretilmiştir… Şöyle ki:

Dışarıdan gelen bir yabancı, o bölgede rahatça ve serbestçe ticaret ve seyahat yapabilmek için, kendisini yakinen tanıyan bir kabile reisinin emanına girerdi. Bu durum “filan kişinin hak ve hürriyetlerini koruyacağımızı, hırsızlık ve cinayet gibi zararlarına da kefil olacağımızı ilan ediyoruz” demekti… Böylece çevresinde itimat sağlayamayan, emanına girecek tanıdık kimseler bulamayanlar ortada kalırdı.

Hatta İslam fıkhında, cinayet işleyen kimselerin ödemesi gereken diyeti (tazminatı) verecek gücü yoksa bu miktarın mensup olduğu kabilesi ve aşireti arasından toplanması esas alınmıştır. Ta ki her kabile kendi mensuplarını imanlı, ahlaklı ve vicdanlı kişiler olarak yetiştirmeye, kötüleri ve katilleri bünyesinde barındırmamaya dikkat ve gayret etsin.

Bugün kabileler ve aşiretler yerine, tarikatlar ve meşrepler veya farklı dinden cemaatler bulunmaktadır. Geçmişte aşiretlerin yaptığı teminat verme ve tazminat ödeme işlevini şimdi Adil Düzende ahlaki ve dini oluşumlara yüklemenin hukuka uygun olacağı anlaşılmış olmalıdır.

Efendimizin (sav) “İstişare edilen emin olmalıdır” hadisi de, kişiler hakkında sorulduğu zaman “Bu kimse ehil ve emindir” diyen şahıs veya kuruluşların “güvence verebilecek ve sorumluluk yüklenecek şartlara ve sıfatlara haiz bir resmiyet taşımalıdır” manasına da işaret edilmektedir.

“Ülke çapında yaygın bir manevi hizmet veya meşrep, bütün bağlılarını veya mensuplarını nasıl tanıyabilir ki, onun hakkında teminat verebilsin?” diye soranlara ise cevabımız şudur; Her hangi bir kişiye, içinde yaşadığı ildeki veya beldedeki bağlı bulunduğu manevi merkez veya  meşrep temsilcisi tezkiye ve teminat beratı verebilecektir. Bu, hem aynı beldede ve yakın çevrede oturan ve aynı manevi meslek ve meşrep halkasında samimiyet kuran insanların birbirini yakinen tanıması bakımından kolaydır, hem de, dini meşrep ve mesleklerde zaman zaman ortaya çıkan ve çeşitli istismar ve suistimallere yol açan, şeyhliğin şahlığa dönüşmesi şeklindeki tekelleşmeyi veya giderek derebeyliğe dönüşen “ağabeyliği” önleyecek bir yapılanmadır. Zira bir kişinin sapıtması veya satın alınması ile koca bir cemaatin istismarı önlenmiş olacaktır.

Böylece her ahlaki kuruluş ancak takip ve terbiye edebileceği, zahiri ve manevi tasarruf altında tutabileceği ve sorumluluğunu üstlenebileceği kadar bağlısına hizmet vermek zorunda kalacaktır. Yani kalabalık değil kalite ve kalifiye önem kazanacaktır.

Asrımızda, görev ve yetkileri kötüye kullanmaları, suistimal ve istismarları sadece vicdani telkinat ve nasihatlarla değil, ancak o sahada geliştirilmiş oto kontrol sistemlerle önlemek mümkündür.

Siyasi sosyal ve ekonomik bütün kurumların zamanla yıprandığı ve yozlaştığı bir gerçektir. Bu tür kurumlar giderek özelliğini ve güzelliğini kaybedebilir. İşte böyle oluşumları yeni bir düzene ve disipline kavuşturmak ve onlara yeni ve yeterli fonksiyonlar kazandırmak gerekmektedir.

Nasıl ki tamirhaneler zamanla atölyelere, atölyeler fabrikalara dönüşmüş, bu evreler ve devreler tabii olarak yeni ve yeterli kurum, kural ve kavramları da beraberinde getirmiş ve geliştirmiştir.

Aynen öyle de sosyal ve ahlaki kuruluşlar olan manevi meslek ve meşreplerin de gelişen ve değişen ve ihtiyaçlara paralel olarak kabuk değiştirmesi ve yeniden şekillenmesi tabii ve gereklidir.

Böylelikle manevi ve uhrevi hizmet verecek olan ahlaki/dini kuruluşlara resmiyet ve ciddiyet kazandırılmış, toplum hayatında etkili ve yetkili bir konuma çıkarılmış olacaktır. Tabiatıyla nimet – külfet dengesi esasına uyularak yetkileri oranında da sorumlulukları bulunacaktır.

Artık bütün manevi hizmet ve meşrepler ahlaklı ve emin insanlar yetiştirmeye çalışacak, o ülkede hayır ve hizmet yarışı başlayacaktır. Sahtekârlık ve riyakârlık para etmeyecek, ahlak kurumlarından iyi rapor alamayan huysuzlar ve hırsızlar rağbet görmeyecektir.

Mensuplarının vereceği maddi ve manevi zararı, o cemaatin bütün üyeleri birlikte tazmin etmek (ceza olarak ortak bütçedeki paylarından ödemek) durumunda kalacaklarından, herkes birbirini devamlı uyaracak ve koruyacaktır.

Böylece Peygamberimizin, “Müslümanlar (Hakka ve hukuka teslim olmuş insanlar) bir vücudun parçaları gibidir.” Hadisinin hedefi de gerçekleşmiş olacaktır.

Siyasi yönden partilerin, ilmi yönden okul ve ekollerin, iktisadi yönden sendika ve derneklerin resmi temsilcileriyle birlikte, bucak, il ve devlet şuralarının tabii üyeleri sayılacak olan ahlaki kuruluş yetkililerine, bu uygulama ile ayrıca bir saygınlık ve ağırlık kazandırılacaktır.

Adil düzende öyle dengeli bir sistem kurulacaktır hiç kimse ne maddi ne de manevi, hak etmediği bir makam ve menfaati asla kullanamayacak, hak ettiğinden de mahrum kalmayacaktır… Görev ve yetkiler hatta şeref ve rütbeler kişi ve kuruluşların insafına ve insiyatifine bırakılmayacaktır.

Ve tabii asla unutulmamalıdır ki burada üzerinde durulan: ahlaki kurumların, resmiyet ve hizmet açısından yeniden yapılanması, çağdaş statü ve standartlara kavuşturulması, yetki ve sorumlulukları artırılarak etkinlik kazandırılması ve Adil Düzen’in önemli bir unsuru olarak toplum ve devlet hayatındaki yerine oturtulması ve böylece manevi karakollar olarak toplum düzenine ve disiplinine katkıda bulunmasıdır.

Yoksa kalbi tasarruf ve terbiye konusunda olsun, ruhi kemalat ve marifet hususunda olsun… Bunların özel eğitim irşat ve hizmet usullerine müdahaleye kalkışmak yanlıştır. Bu konular devletin ve resmiyetin yetki sahasının dışındadır.

5 – Tahkikat (soruşturma), Ekspertiz (malların kalite kontrolü ve ihtilafların çözümü), sağlığın korunması, sosyal güvenlik ve dayanışmanın sağlanması hizmetlerine resmen ve fiilen katılmak ve ilgili makamlara geçerli ve güvenilir raporlar hazırlamak ta ahlaki kurumların görevleri arasında olacaktır.

D –  Adil Ahlaki Düzenin Başlıca Teşkilatları Nelerdir?

1 – Dini hizmet kuruluşları

2 – Dini eğitim ve öğretim kuruluşları

3 – Ekspertiz (Malların kalite kontrolü) kuruluşları               

4 – Tahkikat (soruşturma) kuruluşları

5 – Sağlık hizmetleri kuruluşları

6 – Sosyal dayanışma ve yardımlaşma kuruluşları

7 – Ahlaki dayanışma, tebliğ, terbiye ve davet kuruluşları

8 – Emri bil maruf nehyi anil münker, (Hakkı ve ahlakı koruma ve üstün tutma, iyilikleri yürütme, kötülükleri önlemeye çalışma) teşkilatları

9 – Hakka davet ve hayra hizmet kuruluşları ve hayır vakıfları olacaktır.

E- Dini – Ahlaki Sistemin Teşkilât Özelliklerine gelince:  

1 – Kuvvetler ayrılığı esasına sadık kalınacak, bugünkü yasama, yürütme ve yargı yanında 4. Güç olarak “Denetleme” görevini yürütecek olan Dini-ahlaki kurumlar bağımsız çalışacaktır.

Dini-ahlaki düzen, siyasi, ekonomik ve ilmi düzenlere müdahale etmeyecek, onlar da dini düzene karışmayacaklardır.

2 – Dini grup ve kurumlar, cemaatleri sayısında ve diğer hizmetleri karşılığında genel bütçeden pay alacaklar, ayrıca ortak üye aidatlarından oluşan özel bütçeleri bulunacaktır.

3 – Her türlü meşrep, tarikat veya cemaatin; Bucaklarda orta, illerde yüksek, devlette ise üst seviyeli temsilcileri bulunacak ve oradaki şuraların tabii üyesi sayılacaklardır.

•ADİL DÜZENDE DİNİ ÇALIŞMA ESASLARI

1- İLMİ Ahlak:

a – Herkesi sabır ve saygıyla dinleme

b – İlmi ve insani tartışma kurallarını öğrenme

c – Şahsi karar verebilme yeteneğini geliştirme

d – Hakkı ve haklıyı savunma gayreti gösterme 

2 – MESLEKİ Ahlak:

a – Sözünde durma ve kimseyi aldatmama

b – Hile ve haksızlık yapmama

c – Çalışkan ve üretken olma

d – İmkan, eleman ve zaman israfından kaçınma

3 – SİYASİ Ahlak:

a – Kurallara ve kanunlara uyma

b – Amirlere ve yetkilere itaatli olma

c – Hakem ( Mahkeme) kararlarına rıza

4 – SOSYAL VE TOPLUMSAL Ahlak için de:

a – Savunma gayreti, Hak ve adaleti koruma ahlakı: (İslamiyet’teki CİHAT gibi)

b – Toplanma ve cemaat olma ahlakı: (NAMAZ gibi)

c – Dayanışma ve ölçülü yaşama ahlakı: (İNFAK gibi)

d – Sağlıklı ve ölçülü yaşama ahlakı: (ORUÇ gibi)

e – Seyahat ve turizm ahlakı (HAC gibi)

Kazandırılmak amacına yönelik programlar hazırlanacaktır.

G – DİNİ – AHLAKİ DÜZENİN çalışma prensipleri şunlar olacaktır

1 – Müspet ilme ve aklıselime uygun, yani tabii olması

2 – Uygulanabilir kolaylık ve pratiklikte bulunması (YÜSR)

3 – Tabii ve tarihi gelişme ve değişmelere açık bulunması (İCMA-İÇTİHAT)

4 – Dengeli ve adil olması

5 – İyi – kötü, doğru – yanlış, güzel – çirkin gibi kriterleri ortaya koyması

6 – Zorlama değil, inandırma ve sevindirme esasına dayanması

•ADİL DÜZENDE DİNİ VE AHLAKİ KURUMLARA “DENETLEME (MURAKABE) İŞLEVİ”

Evet, günümüzde yasama meclislerine yasa yapma (kanun koyma) yetkisi yanında ayrıca “denetleme” yetkisi ve görevi de verilmiştir. Hem karar alma ve kanun koyma, hem de alınan kararın doğruluk ve kontrolünü aynı kuruma vermenin, işbölümü kuralları açısından da, “güvenilirlik şartları” bakımından da sakıncalı olduğu bir gerçektir. Ayrıca bakanların ve genel müdürlerin emrinde ve memur statüsünde çalışan müfettiş ve murakıpların; bağımsız hareket edemeyecekleri ve vicdani kanaatlerine ters düşebilecekleri zaten bilinmektedir.

Bu nedenle Adil Düzende “yasama” yetkisi ile “denetleme” yetkisi birbirinden ayrılmış ve böylece şimdiki sistemdeki “Kurumların kendi kendisini denetleme” çelişkisi de giderilmiştir. Batılı rejimlerdeki müfettiş, murakıp, hesap uzmanı, kontrolör, zabıta, eksper, tahkikat komisyonları ve devlet denetleme uzmanları gibi dağınık ve bağımlı kurumlar, fonksiyonlarını tam ve tarafsız olarak ve tesir altında kalmadan yapabilmeleri için, denetleme yetkisi ve görevi; Adil Düzende dini-ahlaki kurumlara devredilmiştir.

Gerek tahkikat (soruşturma) çalışmalarına, gerek yargı (mahkeme) kararlarına kolaylık sağlamak üzere gerek delil toplama ve tespitleri yapma işinde olsun, gerek üretilen malların standartlara uygunluğunu ve kalite kontrolünü yapma işinde olsun ve gerekse ruh ve beden sağlığını koruyan ve sağlık hizmeti yapan kurumların denetimi işinde olsun,

a – Gerekli ve yeterli dini eğitimden ve ilgili mesleki öğretimden geçmiş,

b – Ahlaki değeri ve dürüstlüğü denenmiş ve belirlenmiş,

c – Ruhuna ahiret düşüncesi ve hesap endişesi yerleşmiş,

d – Makam ve menfaat açısından bir yere bağımlı olmadığından vicdani kanaatiyle hareket edebilen kimselerin teftiş ve denetleme hizmetini yapmaları, elbette daha isabetli ve verimli olacaktır.

Bugün Batıda hastanelerin büyük çoğunluğunun kiliselerin yönetimi ve denetimi altında bulunması da bu yüzdendir.  

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of E.Zeynep GÖZÜBÜYÜK

E.Zeynep GÖZÜBÜYÜK

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...