YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
698104966d8fd
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 6
Bugün : 46240
Dün : 57744
Bu ay : 103984
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48807297
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

İnsanları Allah ile aldatan; yani manevi ve uhrevi duygu sömürüsü yapan, dünyalık şöhret, servet ve etiketleri için dinini kullanan, şeytan ve şarlatan tipli insanlar her zaman olagelmiştir.

Bunların başlıca özellik ve taktikleri:

1- “Özel olarak seçilip manen görevlendirildiklerini” etrafa yayar ve saf insanları inandıracak sahte tavırlar sergilerler.

2- “Büyük bir ilim adamı olduklarını, Kur’an-ı ve Resulüllahı en iyi kendilerinin anladıklarını” söyleyip hile ve hıyanetlerini ortaya çıkaracak ayet ve hadisleri keyfi yorumlarla çarpıtmaya yeltenirler.

3- Kendi reklamlarını yapacak ve çeşitli destekler sağlayacak zalim güç odaklarıyla gizli işbirliğine girişirler.

4-Sömürü düzenlerine ve zulüm yönetimlerine yaranmak için, Kur’an’ın

·       Cihat: Hak ve adaleti hakim kılmak, her türlü zulüm ve sömürüyü ortadan kaldırmak

·       Bu amaçla emredilen düzenli ve disiplinli teşkilat ve itaati oluşturmak

·       Haklı ve hayırlı davada sebat ve sadakati korumak

Gibi kavramları ve kurumları yozlaştırmaya; İslami ve insani amaçlı oluşumları karıştırıp bozmaya gayret ederler.

5- Ülkedeki, bölgedeki ve yeryüzündeki zalim ve kâfir güçler, masonik ve münafık merkezler, sinsi ve hain kesimler: hangi milli hedef ve hizmetlerden endişe ediyor ve etkisiz kılmaya çalışıyorsa; “İnsanları Allah ile aldatan” kimseler de işte o şahsiyet ve hareketi kötülemeye ve körletmeye yönelirler.

6- İlahi emirlerin ve Kur’ani hükümlerin, sadece bir kısmını gündeme getirip sahiplenir, diğer bölümlerini gizler ve yok farzederler. Özellikle kendi çıkarlarına ve zalim güçlerin yararına olacak, en azından sömürü çarklarına zararı dokunmayacak ayetleri ve ibadetleri sıklıkla ve takva takıntısıyla eda edip, “faiz sistemini yürütmek, Siyonist Yahudiler ve Hıristiyan emperyalistlerle ve onların şeytani hedefleri istikametinde dostluk ve işbirliğine girişmek, toplumsal kural ve kurumları, Kur’an’ın adalet hükümlerine aykırı biçimde belirlemek, Allah’tan başkalarını “kurtarıcı, bağışlayıcı, şefaatçi, sahip çıkıcı, belaya çarptırıcı” gibi görüp sahte tanrılar edinerek şirke sürüklemekle ilgili ayetleri özellikle gizlerler ve es geçerler.

7- Taraftar ve cemaatlerine, sürekli kendi kitaplarını okumayı tavsiye eder, ama Kur’an-ı Kerim meali okumalarını asla öğütlemezler. Çünkü foyalarının ortaya dökülmesini ve insanların gerçekleri görmesini istemezler. Böylece Allah’la kulları arasına girer ve yarı tanrı kisvesine bürünürler.

ârlığıyla eda edip, “arı dokunmayacak ayetleri ve ibadetleri sıklıkla ve takva sahtekarına yok farzederler. ediyor ve etkisiz kıTarih boyunca insanları Allah ile aldatanların gerçek Tanrısı şeytandır ve şehvet putlarıdır.

Bir düşünürün dediği gibi: Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Allah’ı kullanır.

Kur’an küçükten büyüğe doğru dört çeşit aldatmadan söz ediyor:

1- Yaldızlı-süslü laflarla aldatma:

“Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.” (En’am:112)

Aydınların, bilgi sahiplerinin aldatması bu türdendir.

2- Beldelerde egemenlik kurmakla aldatma:

“İnkâr edenlerin ülke ülke dönüp-dolaşmaları (ve güçleriyle her tarafa ulaşmaları) seni aldatmasın.” (Al-i İmran:196)

“Allah’ın ayetleri konusunda inkâr edenlerden başkası mücadele etmez. Öyleyse onların şehirlerde dönüp dolaşması (ve her ülkeye sataşıp bulaşması)  seni aldatmasın.” (Mümin:4)

Emperyalist güç odaklarının aldatmaları bu türdendir.

3- Sefil-rezil yaşayışlarla aldatma:

“Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Al-i İmran:185)

“Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur’an’la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah’tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azap vardır.” (En’am:70)

“Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: “Nefislerimize karşı şehadet ederiz” derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler.” (En’am:130)

“Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve Bizim ayetlerimizi ‘yok sayarak tanımadıkları’ gibi, Biz de bugün onları unutacağız.” (Araf:51)

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çoğalma-tutkusu’dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kâfirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.” (Hadid:20)

Şehvet, eğlence, hayvansal duyguları okşama yoluyla aldatmalar bu türdendir.

4- Allah ile aldatma:

“Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.” (Lokman:33)

“Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın va’di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın ayetleri, Peygamberin hadisleriyle ve Allah’ın dostu havasıyla) aldatmasın.” (Fatır:5)

“(Münafıklar) Onlara seslenirler: “Biz sizlerle birlikte değil miydik?” Derler ki: “Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah’a ve İslam’a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah’ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah’ın dinine hizmet sahteciliği ile ve sizden görünerek) aldatmış oldu.” (Hadid:14)

Bu aldatışların en etkilisi, en tehlikelisi, en süreklisi ve en tahrip edicisi “Allah ile aldatma”dır.

Bu özelliği dikkate alarak diyebiliriz ki, insanoğlunun en kahırlı bunalımları, Allah’ın araç yapıldığı aldatıştan kaynaklanan bunalımlardır. En zehirli zulümler de bu aldatıştan doğmaktadır. En kalıcı, en yıkıcı bozgunlar bu aldatışın vücut verdiği bozgunlardır” diyen Yaşar Nuri Öztürk, kendisi de bir “Allah ve Kur’an ile aldatıcı”dır ve sanki bu tespitleriyle kendi tanımını yapmaktadır.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İbranice derslerini Yahudi Haham İsak Haleva veriyor

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Raşit Küçük, fakültedeki öğrencilere İbranice eğitimi verildiğini, derslerin de Türkiye Musevileri Hahambaşı İsak Haleva’dan alındığını söylüyordu.

Dekan Küçük, Haleva’nın 10 yılı aşkın süredir yüksek lisans ve doktora öğrencilerine İbranice dersi verdiğini hatırlatıyordu. Dinler Tarihi bölümü eski öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Ömer Faruk Harman’ın girişimiyle Arap Dili Ana Bilim Dalı’nda eğitim alan öğrencilerden dileyenlere İbranice eğitimi verildiğini belirten Küçük, derslerin yararlı olduğunu anlatıyordu.

Küçük, İsak Haleva’nın önceleri fakülteye gelerek derslere girdiğini; ancak sinagog saldırılarının ardından bir müddet gelemediğini, sonraki dönemlerde öğrencilerin hahambaşının yanına giderek ders aldığını belirtiyordu. Haleva’nın sadece İbranice dersi verdiğini, Eski Ahit dersi vermediğini anlatan Küçük, “Her bilim dalını yerinden almak en güzeli. Papazlardan da istifade edebiliriz” diye konuşuyordu. Böylece Hahamlar ve Papazlar eliyle Siyonist ve emperyalist düşünceler inceden ve derinden şırınga ediliyordu.

Allah ile aldatanlardan birisi olan Fethullah Gülen:

Bir yandan: “Şimdiye kadar kim, yürekten ve samimî olarak kendi davasına bağlanmışsa, Allah ona zafer ve muvaffakiyet ihsan etmiştir. Tarih, bunun örnekleriyle doludur. Meselâ, Havarilerin Hz. Mesih’ten aldıkları mesajla koca Roma İmparatorluğu’nu sarsmaları buna güzel bir örnektir. Hz. Mesih, Eyle’de veya bir kısım Hıristiyanların iddia ettiği gibi eğer İzmir civarında neş’et etmişse, bu insanların o günkü şartlarla nasıl çoğalıp Roma İmparatorluğu’nu sarstıklarına ve arslanların ağızlarına atılmalarına rağmen nasıl yılmadıklarına hep hayret etmişimdir. Bir avuç insanın, insanlık tarihinin seyrini değiştirecek şekilde o günün en mütegallip, en mütehakkim, en müstebit hükümdarların hükmettiği ve aşılmaz lejyonları bulunan bir ülkeyi temelinden sarsmaları akıllara durgunluk verecek bir hadisedir. İşte bu, Allah’ın gücü, Hz. Mesih’in kudsiyeti ve onun mesajının nuraniyetindendir” diyordu, ama dönüp kendisi haksızlık ve ahlaksızlık sistemini yürüten Siyonist zalimlerin güdümündeki “Amerika’ya rağmen hiçbir hayırlı ve başarılı iş yapılamayacağını” söylüyordu.

Oysa Kur’an-ı Kerim:

“Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş ve yoldaş edinmeyin. Onlar (yüzünüze güler, ama)  size kötülük ve zarar vermeye çalışırlar, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. (Müslümanlara) Buğz ve düşmanlıkları (zaman zaman) ağızlarından dışa vurmaktadır, (üstelik) sinelerinde-gönüllerinde gizledikleri kin daha büyük orandadır. Size ayetlerimizi (böylece) açıkladık ki akıl erdirip (Allhah’ın düşman tanıdıklarını dost tutup aldanmayasınız)

Sizler, işte böylesiniz; siz onları seversiniz, (ama) onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın tamamına inanırsınız, onlar (ise), sizinle karşılaştıklarında “inandık” derler (ancak); kendi başlarına kaldıklarında, size olan nefret ve öfkelerinden dolayı, parmak uçlarını ısıracak (kadar kinlerini kusarlar).  Deki “gayzınız ve şeytani duygularınızla geberin!” Şüphesiz Allah, gönüllerde saklı olanı bilendir.

(Sizden olmayan İslam düşmanları) Size bir iyilik dokununca bozulur ve gıcık alırlar, size bir kötülük dokunduğunda ise buna ferahlanırlar. (onların zahiri güçlerinden de korkmayın) Eğer (Hak davada) sabreder ve sakınırsanız, onların hileli düzenlerinin, size hiçbir zararı dokunmayacaktır” (Al-i İmran:118-119-120) ayetleriyle Fethullah Gülen’i yalanlıyordu.

Ve Fetullahçı İhsan Dağı, Batı emperyalizmine karşı bir avuç inançlı insanla Şanlı İstiklal Savaşını başlatan ve başaran Mustafa Kemal’den ve bağımsızlık düşüncesinden kurtulmak ve küresel hegemonyaya, yani Siyonist odaklara teslim olmak gerektiğini yazmaktan utanmıyordu:

“Kimlik deyince Kemalist, laikçi ve otoriter ‘devlet kimliği’nden söz etmiyoruz. Bu kimlik unsurlarının Türkiye’yi içeri kapattığı, yalnızlaştırdığı ve istikrarsızlaştırdığı, hem içeride hem dışarıda genel kabul görmüş bir gerçek artık. Laikçi-otoriter bir Kemalist devlet kimliği, yarattığı toplumsal çatışmalarla Türkiye’yi içeriye kapatan, demokrasiyi bastıran ve bölgede Türkiye’yi yalnızlaştıran bir kimlik. Hatta, içerideki kırılmaları yapıştırmak için bölgesini tehdit olarak gören, dolayısıyla da dönüp bölgesini tehdit eden bu kimlik geçmişte kaldı.

Artık, devletten bağımsızlaştıkça küresel bir cazibenin de merkezi olan ‘toplumsal kimlik’ten söz ediyoruz. Dindar fakat demokrat, muhafazakâr ama dünyaya açık, piyasa ekonomisi içinde küresel rekabete hazır, AB üyeliğinden yana bir toplumsal kimlik var. Bu ‘yeni toplum’un Müslüman ve de demokrat duruşu, Müslüman kimliği ile demokratik ve laik bir siyasal rejim arasında sorun görmemesi, hatta muhafazakâr-dindar kesimlerin giderek demokrasi ve AB hedeflerinin gerçekleşmesi için kilit bir rol oynamaya başlaması uluslararası toplumun da dikkatinden kaçmıyor. Obama’nın Türkiye ziyareti bunun bir tasdiki.

AK Parti’nin bu süreçte oynadığı rol çok değerli: AK Parti, tevarüs ettiği ‘dindar kimlik’ ile ‘modern siyasal değerler’ arasında bir karşıtlık bulunmadığını; demokrasi, piyasa ekonomisi ve AB üyeliğinin İslamî kimlikle uyumlu olabileceğini göstererek bütün dünyada ezberleri bozdu ve bir ‘model kimlik’ yarattı.

Yeni ‘toplumsal kimliğin’ temel öncelikleri; demokratikleşme, kalkınma ve AB üyeliği. Bu hedeflere ulaşmanın yolu ise bölgede barışın kurulması ve kurumsallaşması”13[1] diyordu. Yani Kürdistan’a kapı açılması ve Sevr’in uygulanması gerektiğini savunuyordu.

Zaman Gazetesinden Ali Ünal ise: “Hocaefendi’yi doğru anlamak” (09.02.2009) yazısında:

“Hem evrenselliği hem de evrenselliği içinde hususi zaman ve şartlara hitap edebilirliği açısından İslâm’ı ve bu noktada Fethullah Gülen Hocaefendi’nin aksiyon ve düşünce çizgisini, yani son yarım asrın şartlarında İslâmî temsil ve tebliğini kavramak, bir manâda kendi pratiği içinde şekillenen İslâm’ın ve İslâm fıkhının ürettiği veya dayandığı usulü iyi bilmeyi gerektirmektedir. Bugün ne yazık ki belli unvanlara sahip insanlar bile usûl bilgisinden mahrum olarak konuşup yazmakta, Tefsir usulü bilmeden Kur’an, Hadis usulü bilmeden Sünnet ve Hadis üzerinde yorum ve yargıda bulunmakta, bilhassa hem usulüyle Tefsir, hem usulüyle Hadis bilmeyi gerektiren, bunları da içine alan Fıkıh Usulü’nü ise hiç bilmeden İslâm adına fetva ve hüküm verebilmektedir. İslâm ve İslâmî ilimler, başka hiçbir ilmî disiplinde olmayan derinlikte ve genişlikte usûl üzerine oturmak, bu usulleri üretmek gibi bir imtiyaza sahiptir. İşte, bu usûl, yani aslî kaideler, temeller, metodoloji çerçevesinde meseleye yaklaştığımızda, hem Tefsir, hem Hadis, hem de âdeta bütün dinî ilimleri kapsayan Fıkıh’ta karşımıza, evrenselliği içinde İslâm’ın her zaman, her şart, hattâ gerektiğinde her kişiye hitap edebilir özelliğinin kaynakları olarak nesh (nâsih-mensuh) mevzuu, muhkem-müteşabih, umumî-hususî/ta’mim-tahsis, mutlak-mukayyet/takyit gibi prensipler çıkar. Kendinden önceki bütün zamanların, risaletlerin bir bakıma meyvesi bir bakıma ağacı, kendinden sonraki bütün İslâmî hayat, düşünce, davranış, hareket ve tecditlerin modeli olma hususiyetine sahip bulunan Peygamber Efendimiz’in, 23 yıllık İslâm’ın kemali, Allah’ın nimetinin tamamlanmasıyla noktalanan risaleti döneminde, pek çok âyetin lafzıyla neshedilmesi, yani tamamen kaldırılması, pek çok âyetin manâsıyla neshedilmesine rağmen lafzıyla Kur’an’da bırakılması bile, başlı başına her bakımdan İslâm’ı ve İslâmî hareketleri anlamada çok büyük önem arz etmektedir. Özellikle manâsı neshedilmiş âyetlerin Kur’an’da lafzıyla yer alması, onlardaki pek çok başka manânın yanı sıra, dünyanın şartları her zaman Peygamber Efendimiz’in bu âyetlerin hükümlerinin neshedildiği zamandaki gibi kalmayacağı gerçeğini göz önüne aldığımızda İslâmî tebliğ, hareket ve düşünce adına ayrı bir önem kazanmaktadır. İşte, Hocaefendi’nin yarım asrı bulan hareket ve düşünce çizgisinde bazen birbirinden farklı gibi görünen söz ve davranışlarını doğru anlayabilmek için bu husus son derece önemlidir” sözleriyle, Fethullah’ın Siyonizm uşaklığını, ABD ve AB şakşakçılığını, açıkça münafıklık yapmak, Yahudi ve Hıristiyan zalimlere yaranmak olarak niteleyen Kur’an ayetlerini asıl anlamından ve amacından saptırmaya “ilmi ve İslami” kılıf uydurmaya çalışıyordu.

Ey Ali Ünal, söyle bakalım;

“Andolsun ki, insanlar içinde mü’minlere en şiddetli (en sinsi ve tehlikeli) düşman olarak YAHUDİ’leri bulursun” (Maide:81)

“Onlardan çoğunu, inkâra sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün” (Maide:80)

“(Ben Mü’minim diyenler) Eğer Allah’a, Peygambere ve Ona indirilene (gerçekten) iman etmiş olsalardı, onları (Yahudi ve Hıristiyanları ve inkâra sapanları asla) veliler (güvenilir dost ve idareciler) edinmezlerdi (bunlarla işbirliğine girişmezlerdi)” (Maide:81)

“Sizden her kim onları (Yahudi ve Hıristiyanları) evliya (Lider, rehber, yönetici, dost ve işbirlikçi) edinirse, kesinlikle o da onlardandır” (Maide:51)

Gibi ayetlerin hangisinin “lafzı Kur’an’da duruyor amma, hükmü kaldırılmıştır” diye zırvalayacaksın?

Bu Kur’an ayetlerinin ilahi tokadını yiyen fitnetullahınızı nasıl temize çıkaracaksın?

“Ayetlerimiz hususunda saptırma ve çarpıtma yapanlar, asla Allah’a gizli kalmayacak ve Onun kahrından kurtulamayacaktır” (Bak: Fussilet:40)

“Önceden (dünyada iken) dua ve yardım umarak (bir nevi tapındıkları herkes ve her şey, ahirette) onlardan kaybolup defolup gidecek ve onlar (Siyonist Yahudilerin ve Hıristiyan emperyalistlerin peşine takılanlar ve bu hıyanetlerine Kur’ani hikmet ve mazeret uyduranlar) kaçıp kurtulacak hiçbir yerleri olmadığını anlayacaklardır” (Fussilet:48)

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopter kazası için “suikast senaryoları ve komplo yorumları” hatırlatan Fethullah Gülen acaba, Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay’ın intihar-suikast sırrını niye hiç konuşmuyordu?

Evet, Behçet Oktay Fethullahçıları Özel Hareket Dairesi’ne sokmamıştı!

Çok yakın mesai arkadaşı: “Fethullahçılar yıllardır Özel Harekât Daire Başkanlığına sızmaya çalışıyor. Emniyette giremedikleri tek birim Özel Harekâttı. Behçet Oktay Fethullahçıları Özel Harekâta sokmadı. Bu yüzden hedef alınmıştı. O nedenle başka yerlere tayini çıkarılmaya çalışılmıştı. İntihar değil, suikasttı. Özel Harekât Dairesi Başkanı Behçet Oktay, göz göre göre harcanmıştı. Tıpkı Emekli Albay Abdulkerim Kırca gibi!

Fetullah Gülen, İsrail’i boykot kampanyası başlatan ABD’li profesörler kadar bile duyarlı ve tutarlı olamıyordu

İsrail’in Gazze’ye gerçekleştirdiği katliamlara, tüm dünyadan tepkiler yağarken hatta insaflı Hıristiyan ve Yahudiler bile bu vahşetlere lanet okurken, Fethullah Gülen’den tıs çıkmıyordu.

Müslüman dünyasındaki boykot çağrılarının yanı sıra Amerikalı bir grup profesör de İsrail’in akademik ve kültürel olarak boykot edilmesi için bir kampanya başlatıyordu. Boykot kampanyası, Amerikan siyasetinde ve medyasında oldukça etkili olan İsrail yanlısı lobi grubu AIPAC’in çalışmaları ve akademisyenlerin İsrail politikalarını eleştirmeye cüret etmeleri göz önünde bulundurulduğunda oldukça önemli bir girişim olarak değerlendiriliyordu.

İsrailli akademisyenler, daha önce İngiltere’de bazı İsrail karşıtı grupların akademik boykot başlatma girişimleriyle karşı karşıya kalmışlardı. Ancak Amerika’da ilk kez ülke çapında bu tür bir boykot hareketi düzenleniyordu. Bu boykotun İsrail’e etkisinin ne olacağı konusunda İsrailli profesörler pek emin değildi; ancak bu boykota yönelik karşı bir girişimde bulunmaya hazırlandıkları belirtiliyordu. İsrail’de yayınlanan Haaretz gazetesinde yer alan habere göre “İsrail’in Akademik ve Kültürel Boykotu” adı verilen hareketi başlatanlar “Bilinçli profesörler olarak, İsrail’in Gazze’ye ve Gazze’deki eğitim kurumlarına yönelik orantısız saldırısına duyarsız kalamıyoruz ve sessizce oturup izleyemiyoruz” şeklinde konuşuyordu. Ama sözde İslam alimi ve merhamet fedaisi geçinen Fethullah Gülen, ne Irak’ta milyonlarca mazlum Müslümanı katleden ABD’ye ve ne de Filistin’de binlerce masum insanımızı katleden İsrail’e bir cümlelik kınama mesajı bile yayınlayamıyordu.


[1] 10.03.2009 / Zaman

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Bayram YÖNEM

Bayram YÖNEM

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...