YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980678641092
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 4
Bugün : 14340
Dün : 57744
Bu ay : 72084
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48775397
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

54.TC. Hükümeti Başbakanı ve Milli Görüş Lideri Erbakan Hoca’nın yıllardır:

“Siyonist sömürü canavarının üst çenesi olan komünizmin iflas edip Sovyet tehdidinin ortadan kalkması üzerine, NATO yeni ve daha tehlikeli düşman olarak İslam’ı seçmiş ve düşman rengini kızıl’dan yeşil’e geçirmiştir” sözleri, Hz. Muhammed (A.S.) düşmanı ve PKK yandaşı Rasmussen’in NATO sekreteri olmasıyla ispatlamış bulunmaktadır.

Neden Rasmussen tercih ediliyordu?

George W. Bush, Tony Blair ve Anders Fogh Rasmussen. 9 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra önce Afganistan, sonra da Irak’ta başlatılan savaşın üç ana kahramanıydı. George W. Bush yönetimi, Saddam Hüseyin’in kimyasal ve biyolojik silahlara sahip olduğu yalanını BM Genel Kurulu’nda söylemiş, İngiltere ve Danimarka bu yalan doğrultusunda başlatılan savaşların en ön cephesinde Amerikan askerleriyle omuz omuza savaşa tutuşmuşlardı. Blair ile Rasmussen’in siyasi yaşamlarını birleştiren bir ana konu daha vardı: Her ikisi de kendi ulusal istihbaratlarından gelen ‘Irak’ta kimyasal-biyolojik silah tespit edilemedi’ yönündeki raporları ‘hasıraltı’ etmiş, kendi parlamentolarına da yalan söylemekten sakınmamışlardı. Bir gerçeği kabul edelim. Afganistan ve Irak’ta Amerikan askerlerinin yanında açıkça savaşan üç ülke bulunmaktaydı: Kanada, Hollanda ve Danimarka. Özellikle Hollanda ve Danimarka komandoları (her iki ulusun da komandoları dağlık-karlı alanlarda savaşın uzmanları olarak tanımlanıyor) Afganistan’da ciddi kayıplar da vermiş durumdalardı. ‘Danimarkalı’ Rasmussen görevi kimden devralacaktı? ‘Hollandalı’ NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer’dan. Başka söze gerek var mı? diye soran yazar, herhalde NATO’nun emperyalizmin ordusu olduğuna ve özellikle Yahudi asıllıların bu şeytan ordusunun başına oturtulduğuna dikkat çekmeye çalışmıştı.

Bunlar nasıl misafirdi?

Rasmussen İstanbul’da, İslâm dünyasından özür dilemek bir yana karikatür krizini ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirerek küstahlıkta son noktaya ulaştı. ABD’nin yeni Başkanı Obama da, başkent Ankara’da misafir olduğu Türkiye’yi şoke etti. Obama sözde Ermeni soykırımı konusunda Ermeni lobilerine verdiği sözün arkasında olduğunu söyledi

Karikatür saygısızlığı için değil, sargılı kolu için özür diledi

Karikatür krizinin başlıca aktörlerinden olan Danimarka’nın eski Başbakanı Rasmussen’nin NATO Genel Sekreterliği için adaylığına karşı çıkan Türkiye’ye verilen sözler tutulmadı. Rasmussen’in karikatür krizi nedeniyle İstanbul’da İslâm dünyasından özür dilemesi bekleniyordu. Rasmussen dalga geçer gibi medyanın karşısına kolu sargılı çıktığı için özür diledi.

Obama: Ermeni soykırım yalanıyla ilgili: “Düşüncelerim kayıt altında” demekten çekinmemişti

Ankara’da konuk olarak bulunan ABD Başkanı Obama, Ermeni lobilerine verdiği sözden dönmediğini söylemişti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile buluşan Obama, görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, Ermeni iddialarıyla ilgili görüşlerini değiştirip değiştirmediğinin sorulması üzerine, “Düşüncelerim kayıt altındadır. Görüşüm değişmedi” diyerek asgari bir nezakete bile gerek görmemişti.

Hani Başbakan Rasmussen’e asla razı olmayacaktı?

Türk milleti resmen kandırılmıştı!

Strasbourg’da gerçekleşen NATO zirvesi sırasında, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne adaylığına Türkiye’nin direnmesi kısa süreli bir şovdan ibaret kalmıştı.

Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in NATO genel sekreterliğine adaylığı için ittifak kuran Almanya, Fransa ve İngiltere’ye Türkiye’den onay verilmemesi nedeniyle kısa süreli bir kriz yaşanmış ancak Türkiye’ye verilen bazı taahhütlerle bu kriz aşılmıştı. Taahhütler, Roj TV’nin yayınının kesileceği, Rasmussen’in İslam dünyasından özür dileyeceği, NATO Genel Sekreter Yardımcısının, Silahsızlanmadan sorumlu üyenin ve Afganistan’daki NATO temsilcisinin Türklerden seçileceği yolundaydı.

Ancak, uzmanlar, söz konusu taahhütlerin gerçekte Türkiye’ye zararlarının yararlarından çok daha büyük olacağını açıklamıştı. Güvenlik kaygısından hareketle, PKK terör örgütünün bir uzantısı olan Roj Tv’nin kapatılması şartı yerine getirilmiş gibi gösterilse de aslında, “Danimarka mahkemelerinin ancak yeterli kanıta ulaşması ve mahkeme kararıyla söz konusu televizyonun kapatılmasına karar verilmesi ile” Danimarka mahkemeleri daha önce delil yetersizliğinden Roj Tv’nin açık kalması yolunda karar almışlardı.

Öte yandan, Karikatür krizi dolayısıyla İslam dünyasında sevilmeyen Rasmussen’in İslam dünyasından özür dileyeceği belirtilmişti, ama Türkiye ziyaretinde buna yanaşmamıştı.

ABD, bizi Afganistan’a çekiyordu

Türkiye’nin Afganistan’daki NATO temsilcisi olması ise, Amerika için bir bataklık haline gelen Afganistan’ın yükünün Türkiye’ye devredilmesi anlamını taşımaktaydı. Zaten ABD yönetimi uzun süreden beri Türkiye’yi bölgeye daha aktif biçimde çekmeye çalışarak bunu yapmaya çalışmaktaydı. Böylece Türkiye, aslında bir taviz koparmış olmuyor, ABD’nin bir isteğini gönüllü bir biçimde kabul ederek büyük bir riske giriyordu. NATO Genel Sekreter Yardımcısının Türk olacağı ise doğru. Ancak sadece bir tane değil, çok sayıda yardımcı var ve Türkiye de bunlardan sadece biri olacaktı. Genel sekreterlik makamından sonraki en stratejik konum olan Genel Sekreter Vekilliği ise yine başka bir ülkeye verilmesi kararlaştırılmıştı.

Fetullahçı Zaman Gazetesi ise tam bir münafıklık psikolojisi ile bütün bu hakaret ve hıyanetleri “Tarihi ve sıcak mesajlar” şeklinde aktarıyordu

1- ABD hiçbir zaman İslam’la savaş’ta değildir, olmayacaktır da. (Oysa Bush’un Irak işgalini yeni bir Haçlı Seferi olarak ilan ettiğini herkes hatırlayacaktır)

2- AB üyeliğinizi şiddetle istiyoruz. Türkiye ile model ortaklık kuracağız. Ziyaretim, mesajdır. (Oysa bu Türkiye’nin değil Sarkozy’nin planı ve tuzağıdır)

3- Hiçbir terör örgütünü desteklemeyiz. PKK ve El Kaide ortak düşmandır. (Bu Türkiye’yi Afganistan’da Müslüman katliamına ortak etme palavrasıdır)

4- Birçok Amerikan ailesinde Müslüman üyeler var. Ben de onlardanım. (Bu sözler de Yahudi anasını ve Siyonizm hizmetkârlığını saklama münafıklığıdır)

Zaman “Rasmussen gönül aldı, İnançlara saygılıyım”  baş manşetiyle gerçekleri çarpıtıyordu

Türkiye’nin NATO Genel sekreteri olmasına itiraz ettiği Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, Hz. Muhammed’i tahkir eden karikatürler nedeniyle doğrudan özür dilemedi, İslam Dünyasının gönlünü almaya Fetullahçı Zaman Gazetesi ise tam bir münafıklık psikolojisi ile bütün bu hakaret ve hıyanetleri “Tarihi ve sıcak mesajlar” şeklinde aktarıyordu

1- ABD hiçbir zaman İslam’la savaş’ta değildir, olmayacaktır da. (Oysa Bush’un Irak işgalini yeni bir Haçlı Seferi olarak ilan ettiğini herkes hatırlayacaktır)

2- AB üyeliğinizi şiddetle istiyoruz. Türkiye ile model ortaklık kuracağız. Ziyaretim, mesajdır. (Oysa bu Türkiye’nin değil Sarkozy’nin planı ve tuzağıdır)

3- Hiçbir terör örgütünü desteklemeyiz. PKK ve El Kaide ortak düşmandır. (Bu Türkiye’yi Afganistan’da Müslüman katliamına ortak etme palavrasıdır)

4- Birçok Amerikan ailesinde Müslüman üyeler var. Ben de onlardanım. (Bu sözler de Yahudi anasını ve Siyonizm hizmetkârlığını saklama münafıklığıdır)

Zaman “Rasmussen gönül aldı, İnançlara saygılıyım” baş manşetiyle gerçekleri çarpıtıyordu

Türkiye’nin NATO Genel sekreteri olmasına itiraz ettiği Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, Hz. Muhammed’i tahkir eden karikatürler nedeniyle doğrudan özür dilemedi, İslam Dünyasının gönlünü almaya çalıştı. Medeniyetler İttifakı toplantısında konuşan Rasmussen, Dinlere, dini sembollere ve insanların dini duygularına saygı duyduğunu belirtti. Hz. Muhammed de dahil olmak üzere, hiçbir zaman hiçbir dini figürün insanları rahatsız edecek şekilde kullanılmasından yana olmadığını kaydetti. 1 Ağustos’ta NATO Genel Sekreterliği koltuğuna oturacak olan Rasmussen, “Önceliklerimden biri, Müslümanlarla diyalog ve ilişkileri artırmak olacak” dedi. Danimarkalı konuk, terör örgütü PKK ile Roj TV arasında bir bağlantı tespit edilmesi halinde kanalın kapatılacağını söyledi.

Obama bastırınca, Erdoğan yine geri atım atıyordu

Başbakan Erdoğan’ın Rasmussen’in genel sekreterliğine paşa paşa onay vereceğini, boşuna efelendiğini söylemiştik. Aynen öyle oldu. Bizimki efeliği son dakikaya kadar sürdürdükten sonra Cumhurbaşkanı Gül’le birlikte aniden yelkenleri suya indirdi. Bunca blöften sonra Rasmussen’e neden onay verildi. Davos Fatihi onu şöyle anlatıyor:

”Son gelinen noktada çekincelerimizin ABD Başkanı Obama garantörlüğünde çözüldüğüne dair bize bilgiler geldi. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Gül de bu noktadaki ‘olurumuzu’ verdi. Çekincelerimiz konusunda verilen garantiler umarım yerine getirilir… Roj TV’nin yayınının durdurulması, İslam ülkeleri ile NATO arasında ittifakın kurulması, birinci derecede yardımcıları arasında Türk’ün yer alması ve komuta kademesinde askerlerimizin bulunması önem arz ediyor. Bu konuda taahhüt aldık.”

Hepsi yuvarlak laf… Hiç değilse Roj TV’nin durdurulması konusunu sağlama alsalardı. O bile yok…10[1]

Obama’nın sürprizleri…

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Kürdistan” dedi-demedi. Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, “PKK’ya silah bırak” dedi-demedi.  Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, “Roj TV’yi kapatma sözü” verdi-vermedi. Son günlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin zirvesi adeta med-cezir yaşıyor. Bu kadar kısa sürede kafamız hiç bu kadar karıştırılmamıştı. Ankara ve İstanbul’da bir  dizi ziyaretlerde bulunan ABD Başkanı Obama bilinenlerin haricinde, hangi sürprizleri AKP Hükümeti’nin kucağına bırakıp gitti acaba?!..

Türkiye, veto kozunu kendine karşı kullanan bir ülke konumuna düşüyordu

Çok iyi hatırlıyorum. Kürsüde yan yanaydılar. AKP’nin AB’yi kullanarak iç politikada istediği rotayı tutturmaya çalıştığı, AB’nin AKP’yi kullanarak Türkiye’ye istediği biçimi vermeye çalıştığı günlerden bir gün…

Türkiye Başbakanı Erdoğan, Danimarka Başbakanı Rasmussen’e döndü ve “ikiyüzlüsünüz” dedi. Aradan yıllar geçti. Türkiye’nin de oyuyla Rasmussen NATO Genel Sekreteri seçildi. Sözüm ona, Türkiye, posta koymuş, Rasmussen’in seçilmesine itiraz etmişti. Bir anda adamın genel sekreter olduğu açıklandı. Neymiş, ABD Başkanı Obama garanti vermiş, Rasmussen, PKK’nın yayın organı Roj TV’yi kapatacakmış…

Yalan, yine yalan, yine yalan… 70 milyonluk bir ülke ancak bu kadar açık açık aldatılabilir. Zaten adam, Roj TV’yi kapatacağını falan da söylemiyor, “İnceleyeceğim” diyor. Kaldı ki, kapatsa ne olur? Bu terör kusan televizyon, başka bir isim altında yayınını sürdüremez mi? Geçmiş ola…

Türk Hükümeti, bile bile, Türkiye’ye karşı teröre destek veren bir politikacıyı NATO Genel Sekreteri seçmiştir. Karşılığında hiçbir şey almadan. Karşılığında hiçbir şey almadan, aynı anda Fransa’nın NATO askeri kanadına dönüşüne onay verdiği gibi… Tıpkı 12 Eylül 1980’den sonra, karşılığında hiçbir şey almadan Yunanistan’ın askeri kanada dönüşüne olur verdiği gibi… “Rasmussen’den başka adayları da görelim bakalım” demek yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir görüşme, tartışma yok. Kamuoyunu bilgilendirme, muhalefetten görüş alma yok. Ne var? Havada laflar… “Obama sözlü garanti verdi, biz de ikna olduk, eveti çaktık”… Hayırlara vesile olsun!..

Elindeki en önemli kozunu, veto hakkını kendi aleyhine kullanan bir ülke daha var mıdır acaba?

Üstelik aşağılanarak. Hafif bir itiraz sesi yükseldi mi, Olli Rehn’in ne dediğini de duyduk. “Rasmussen’i veto ederseniz, AB üyeliğini unutun.”…11[2]

İslamofobi aşılamak hoşlarına gidiyordu

İngiliz Hükümetinin desteklediği bir vakfın dergisinde yayınlanan karikatürde Müslümanlar terörist olarak gösteriliyordu. Karikatürde bir çocuk başörtülü Müslüman kızı, “O bir terörist” diye işaret ediyordu. Yani açık açık İslamofobi aşılıyor, kendileri gibi düşünenlere. Bunların yüzlerindeki maskeleri düştükçe, gerçek yüzleri gözüküyor. Danimarka ve İngilizlerin ortaya koyduğu küstahlıklar, “Medeniyetler Arası İttifak”ın mayasının ne kadar bozuk olduğunu gösteriyor. Bu bozuk mayalıların Müslümanlara karşı “hoşgörü” göstermesi mümkün değil.

NATO Tuzağı ve iktidarın tutarsızlığı

Küstah Rasmussen’in (NATO Genel Sekreterliği’ne Türkiye’nin itirazına karşı baskı iki yönden yaşandı… Birincisi NATO Zirvesine katılan Cumhurbaşkanı Gül’e, diğeri de Başbakan Erdoğan’a karşı yapıldı. Tüm bu çabalar sonucunda Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül ikna edilerek Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne Türkiye’nin onay verdiği açıklandı.

Peki, Rasmussen’ın genel sekreterliğine Türkiye karşı çıkarken ileri sürdüğü gerekçeleri bu ikna çalışmaları sonucu ortadan kaldırıldı mı? Hayır… Sadece Rasmussen’in verdiği sözler ve Obama’nın kefaleti vardı!..

Bu noktada elde edildiği belirtilen diğer iki gelişmeden birisi NATO Genel Sekreteri’nin yardımcısının Türk olması ve bundan sonra NATO komuta kademesinde Türk komutanların bulunması.

Tüm bu taahhütler yerine getirilse bile esas dikkatlerden kaçırılmaması gereken bir husus vardı. O da NATO Genel Sekreterliği’ne Rasmussen’in getirilmesi hususunda Gül’e baskı yapan Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve İngiltere Başbakanı Brow’nun “AB içinde biz bu kararı aldık” şeklindeki vurgularıydı. Demek ki AB ile ABD arasındaki ayrılık sadece laftaydı. Hatta AB, ABD’nin Avrupa’daki uzantısı ve örgütü olarak sayılmaktaydı.

Bunlar işin bir boyutu. Bizi esas ilgilendiren diğer boyut ise belli ki AB ülkeleri kendilerini NATO’nun bir paçası sayıyor ve genel sekreterin belirlenmesi hususunda ortak bir karara varabiliyor. Bunu yaparken ortaklık müzakerelerini sürdüren Türkiye’ye ile görüşme yapmaya bile gerek duyulmuyor. Bir başka ifade ile Türkiye’nin AB’de esamesi okunmuyor. Türkiye’nin dışlandığı ve NATO ile bütünleşmiş bir AB’de de Türkiye’ye sadece taşeronluk düşüyor. Kısacası, Türkiye’nin AB’ye üye yapılacağına dair bir belirti hala görünmüyor. Kaldı ki, NATO Genel Sekreteri konusunda ortak karar alabilen AB üyeleri ortaya çıkan krizi aşabilmek için Türkiye’nin üyeliği konusunda yeni bir adım atmaya ve bu noktada en ufak bir söz vermeye bile yanaşmıyor. Yani AB ile NATO’yu aynı kabul eden Avrupalılar NATO üyesi Türkiye’yi kesinlikle kendilerinden saymıyorlar.12[3]

İran’dan ABD’ye: “Bizi oyalamayın!” çağrısı

Ali Ekber Cevanfer, Ahmedinecad’ın basın danışmanıydı. Obama’nın ‘İran açılımıyla’ ilgili bir yazı yazmıştı: ‘Geleneksel olarak ABD’de Cumhuriyetçiler, Demokratlardan daha dürüsttür. Yapacaklarını açık açık söylerler. Bush, bütün dünyanın nefretini kazandı, kimse ABD’ye güvenmemeye başladı. Ama şu gerçeği de kabul edelim, Bush’un söyledikleriyle yaptıkları tutarlıydı. Vuracağım diyordu ve vuruyordu!

‘Başkan Obama, İran’la masaya oturmaktan, açık açık konuşmaktan söz ediyor. Bu, olumlu bir gelişmedir… Geçmişte ABD, sürekli İran’ın, iç işlerine karıştı… Hatta Saddam’ın İran’a saldırmasına ön ayak oldu!

‘Bu nedenle Bay Obama’nın yaklaşımlarını biraz kuşkuyla izliyoruz. Geçmiş izlenimlerimiz zorluyor bizi buna.

‘İşe, geçmişin hatalarını onararak başlamak zorundayız. Nevruz bildirisinde Bay Obama, İran’ın kültürüne, uygarlığına, sanatına, müziğine duyduğu saygıdan söz ediyor. Ama hemen ardından, İran’ın kitle imha silahları üretmekten vazgeçmesi gerektiğini söylüyor.

Bu iki söylem arasında ciddi bir çelişki var.

‘Biz, hiç bir ülkeye saldırmadık, saldırmayı da düşünmüyoruz. Kitle imha silahı üretmek gibi bir amacımız da yok. Bizim terörle, kan dökmekle, adam kesmekle ilgimiz, ilişkimiz olamaz! ‘Başkan Obama ‘değişim’ diyor her fırsatta… Ama bütün dünyanın bu ‘değişim’i somut bir biçimde görmesi gerekir diyerek Obama’nın samimi olmadığını, hem İran’ı hem dünyayı oyaladığını anlatmaya çalışıyordu.

Ahmedinecad ve Chavez Siyonizm’e karşı el ele veriyordu ve Erbakan İran’a gidiyordu!

Her ikisi de emperyalist ABD karşıtı olan Ahmedinecad ve Chavez, yeni bir dünya düzeni kurulmasını ve Birleşmiş Milletler’de reforma gidilmesini istiyordu. İki lider, şimdiye kadar birçok görüşme yaparken, iki ülke arasında son 3,5 senede 186 anlaşma imzalandığı dikkat çekiyordu.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, 2 günlük ziyaret için ülkeye gelen Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’le görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, küresel krize karşı 10 yıllık plan hazırlayacaklarını ifade ediyordu. Ahmedinecad, “İran-Venezuela ilişkilerinde yeni bir ortak devrimci cephe açılmıştır. Bu, sadece iki ülke menfaatlerine hizmet etmeyecek, dünyada da barış ve kardeşliğin teşviki için model olacaktır” diyordu. İran Cumhurbaşkanı, iki ülkenin uluslararası pek çok konuda ortak yaklaşım içinde olduklarını açıklıyordu.

Chavez ise, dünyadaki mevcut ekonomik krizin “kanser gibi yayıldığını” belirtiyor ve krizin, İran ve Venezuela ekonomilerinin gelişmesi ve ülkelerin kalkınması için fırsat olabileceğini dile getiriyordu. İki ülke arasında ortak kalkınma bankası kurulması da planlanıyordu.

Her ikisi de emperyalist ABD ve Siyonist İsrail karşıtı olan Ahmedinecad ve Chavez, yeni bir dünya düzeni kurulmasını ve Birleşmiş Milletler’de reforma gidilmesini savunuyordu. İran ve Venezuela arasındaki karşılıklı ticaret 5 milyar dolara ulaşıyordu. İran’a 7 ziyaret gerçekleştiren Chavez, bu ülkeyi “ikinci vatanı” olarak nitelendiriyordu. Chavez, İran’ın nükleer enerji programını da destekliyor. İran, iki ülke arasındaki ilişkilere katkılarından dolayı 2006’da Chavez’e devlet madalyası veriliyordu.

Ve hele T.C. 54. Refah-Yol Hükümetinin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Cumhurbaşkanı Ahmedinecad ve Dini Liderinin özel davetiyle ve İran’a yönelik bir saldırı hazırlığı öncesinde bu ülkeye yaptığı ziyaret tarihi bir önem ve anlam taşıyordu.

Yoğun bir gündemle Tahran’da bulunan Erbakan’a en üst devlet protokolü uygulanıyordu

İnsanlık sömürü ve zulme mahkûm değil!

12 Nisan 2009 Pazar günü İran gezisine başlayan Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet’in Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın, Tahran’daki görüşmeleri tarihi bir gelişmeydi. Devlet protokolü uygulanan Erbakan’ın, Tahran’daki temaslarına büyük ilgi gösterilmişti.  Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin örnek bir şekilde gelişmesi gerektiği kaydedilen görüşmede,  dünyada barış ve adaletin tesis edilmesi için “Yeni Bir Dünya’nın kurulması mesajı” da verilmişti.

Rafsancani: D-8’e çok büyük önem veriyoruz

Yaklaşık iki saat süren Erbakan-Rafsancani görüşmesinde ağırlıklı olarak D-8’ler ile Türkiye ve İran arasındaki ilişkiler değerlendirildi. Halen İran İslam Cumhuriyeti Düzenin Yararını Tesis Konseyi Başkanı ve Tahran Cuma Namazı İmamı görevlerini yürüten Rafsancani, konuşmasında D-8’in önemine dikkat çekerek: “D-8’i kuran sekiz ülke eğer kararlı ve gerçek bir işbirliği yaşasaydı İslam dünyası bugün bu halde olmazdı” demiş ve İran olarak D-8’e büyük önem atfettiklerini belirtmişti. Erbakan’a, “D-8’in mimarı’ olarak hitap eden İran eski Cumhurbaşkanı Rafsancani, “Zatialinizin D-8’lerle başlatmış olduğu bu büyük harekete Türkiye’de mutlaka devam edecektir. İnanıyorum ki ziyaretiniz İran ile Türkiye’nin çok daha yakınlaşmasına vesile olacaktır” sözleri dikkat çekmişti.  Adalet ve barışın hakim olacağı ‘Yeni Bir Dünya’nın çekirdeğini D-8’lerin oluşturduğunu hatırlatan Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan ise: Türkiye ve İran’ın da D-8’lerin en önemli iki ülkesi olduğunu özellikle belirttikten sonra: “D-8’ler nüfus itibariyle en büyük bloktur. Ciddi bir işbirliğiyle dünyaya yön verebilecek bir güçtür” diyerek, Türkiye ve İran arasındaki örnek işbirliğinin D-8’ler, D-60’lar ve bütün dünyada ezilmekte olan 160 ülkeyi kapsayan D-160’lar için bir numune teşkil edeceğini kaydetmişti.  Erbakan, İran’a ciddi ve kararlı adımların atılması maksadıyla geldiğini söyleyerek: “Yeni Bir Dünya’nın kurulması için kaybedecek vakit kalmadığını, insanlığın biran evvel sömürü ve zulüm dünyasından kurtarılmasını, bunun için de hem Türkiye’ye hem de İran’a büyük görev düştüğünü ve işbirliği yapılmasını” ifade etmişti.

Milli Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a, gittiği İran’da büyük bir ilgi ve sevgi gösterilmişti. Tarihi temaslarına başlayan Erbakan’ı İran eski Devlet Başkanlarından Ali Ekber Haşimi Rafsancani ile bir araya gelmişti. Yaklaşık iki saat süren görüşmede D-8’in önemi üzerinde durulurken, dünyada barışın ve adaletin tesisi için “Yeni Bir Dünya’nın kurulması” yönünde ortak mesajlar verilmişti.

Erbakan’a anlamlı karşılama

Millî Görüş Lideri ve 54.Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı Tahran havaalanında İran Parlamentosu İktidar Partisi Genel Başkanı Ayetullah Kharazi ve üst düzey İranlı yetkililer ile Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi Selim Karaosmanoğlu karşılamıştı. İnsanlığın bugün bir sömürü ve zulüm dünyasında yaşamaya mahkûm hale getirildiğini söyleyen Erbakan ise, barış ve adaletin bir an önce tesis edilmesi gerektiğini anlatmıştı. “Bulunduğumuz noktada dünya ırkçı emperyalizmin kuvveti üstün tutan zihniyetin esiri ve kölesi olarak bir zulüm zindanına dönüştürülmüştür” diyen Erbakan: “Faizci kapitalist nizam insanlığa saadet değil, gözyaşından başka bir şey vermemiştir. Bu gidişata dur diyebilmek ancak faizci kapitalist nizama dayalı bir dünya yerine  ‘Adil Bir Düzen’e dayalı ‘Yeni Bir Dünya’nın kuruluşuyla mümkündür” sözleriyle İran ziyaretinin amacını da ortaya koymaktaydı.  Türkiye ve İran’ın önemli iki büyük ülke olduğunu vurgulayan Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Türkiye ile İran arasında örnek bir işbirliğinin gerçekleştirilmesi gerektiğini belirterek, kendisinin bu nedenle Tahran’da olduğunu hatırlatmıştı. Erbakan, iki ülke arasındaki münasebetlerin geliştirilmesinin, bölgesel ve evrensel barışın tesisi için büyük bir anlam taşıdığını da vurgulamıştı.

Kharazi:  “Erbakan büyük bir devlet adamıdır!”

Yaklaşık bir hafta süren İran gezisinde Erbakan, büyük bir ilgiyle karşılandığı Tahran’da önemli görüşmeler gerçekleştirilmişti. Milli Görüş Lideri, gezisinin ilk gününde iktidar partisi üst düzey yöneticileriyle bir araya gelmişti.  İran’daki çalışmaları hakkında Erbakan’a bilgi veren İran Parlamentosu İktidar Partisi Başkanı Kharazi son siyasi gelişmeleri değerlendirdikten sonra: Erbakan’ın büyük bir devlet adamı olduğunu, kendisini örnek aldıklarını, tecrübe ve görüşlerinden faydalanacaklarını” belirtmişti. Erbakan Hoca’nın; Siyonist ve emperyalist merkezlerde ve Amerika’daki Yahudi Lobilerinde büyük merak ve dikkatle izlenen İran ziyareti, önümüzdeki süreçte dünya dengelerini derinden etkileyecek önem ve özelliğe sahipti.


[1] Melih Aşık / Milliyet

[2] Hikmet Bila / Vatan

[3] Abdulkadir Özkan / Milli gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of İsmet SEZGİN

İsmet SEZGİN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...