YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697ff5d6731b8
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 2
Bugün : 7725
Dün : 57744
Bu ay : 65469
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48768782
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

ABD’NİN İRAN SENARYOLARI

 

Ahmedinejad, gittiği ABD’de BM Genel Kurulundaki konuşmasında, İslam ülkelerine saldırmaya ve Müslümanları suçlamaya bahane üretsin diye, 11 Eylül’deki ikiz kule faciasını kendilerinin tertiplediği konusunda çok ciddi ithamlar ve iddialar bulunduğunu söylüyor…

Aynı ziyaret sırasında, daha önce İsrail’in başındaki Siyonist cani Simon Peres’i TBMM’nde ağırlayıp konuşturanlar, bu sefer Peres’le görüşmeme kahramanlığı sergileyip, Siyonist CFR toplantılarına katılıp talimat alma ayıplarını kapatmaya çalışıyor…

Ve daha önce destek sağladığı halde BM Güvenlik Konseyinin aldığı yaptırım kararına uyan Rusya, artık İran’a S-300 füze savunma sistemleri satışını askıya alıyordu.

Üstelik ABD dönüşü Meclis açılışında konuşan Sn. Abdullah Gül, İsrail’in elindeki 300’den fazla nükleer başlığı bölgemiz ve ülkemiz için hiç tehlike saymadan, “İran’ın uluslar arası camianın istediği garantileri sağlamayıp nükleer çalışmalara devam etmesi halinde doğacak sonuçlara Türkiye’nin katlanmayacağını” vurgulayıp, İran’a dolaylı tehditler gönderiyordu.

Bütün bunlar, İran’ı hizaya sokmaya yönelik Siyonist-emperyalist bir planın artık kısa dönemde uygulamaya sokulacağının işaretlerini veriyordu.

İran ilk nükleer santraline yakıt taşımaya başlamıştı!

İranlı ve Rus mühendisler, ülkenin ilk nükleer santraline yakıt taşınması işlemine başladı. İran’ın güneyinde yer alan Buşehr nükleer santraline yakıt taşıma çalışmaları İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi ve Rusya Atom Enerjisi Devlet Şirketi Rusatom Başkanı Sergey Kriyenko’nun katılımıyla başlamıştı.

Nükleer santralde gazetecilere konuşan Ali Ekber Salihi, Batılı ülkelerin yaptırımlarına ve çıkardıkları tüm zorluklara rağmen barışçı nükleer faaliyetler için en büyük adımı attıklarını vurgulamıştı. Rusya’ya teşekkür eden Salihi, Moskova’nın adını İran tarihine altın harflerle yazdırdığını söylüyordu. Moskova, 1 milyar dolar karşılığında Buşehr santralinin faaliyete geçmesini üç yıldır erteliyordu.

Buşehr reaktöründe kullanılan yakıtın Ruslar tarafından teslim alınacak olması, Tahran yönetiminin iddia edildiği gibi atom bombası elde etmek için bu reaktörden yararlanamayacağı anlamı taşımaktaydı. Ayrıca Buşehr hafif su reaktöründe nükleer silah için gereken yüzde 90 oranın çok altında zenginleştirme yapılacaktı. ABD ise İran’a yaptırımların uygulandığı bir dönemde bu şekilde bir işbirliğinin yanlış mesaj vereceğini söyleyerek Rusya’ya karşı çıkmıştı.

Yakıtın santrale yüklenmesi işlemlerinin 10 gün kadar sürmesi bekleniyordu. 80 tonluk uranyumun ana üniteye yerleştirilmesinin ardından santral 915 megavatlık elektrik üretimi için hazır hale geliyordu. Elektriğin İran şehirlerine nakledilmesi ise iki ay kadar zaman alıyordu.

Buşehr Nükleer Santral Projesi, ABD destekli İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin 1974 yılında Alman Siemens firmasıyla yaptığı anlaşmadan bu yana gündemdeydi. 1979 devriminin ardından Almanlar projeden çekilmişti.

İran saldırısı petrol depremi yaratır mıydı?

ABD Başkanı Barack Obama İran’ın nükleer güç olmasına göz yummayacağını açıklasa da, yeni bir savaş başlatmayı da kolayca göze alamazdı.

Baskın kanaat, ABD’nin yaptırım politikasıyla sonuç almaya çalışacağıydı. Askeri maceraya daha yakın olansa İsrail tarafıydı. İsrail, düşman bir devletin nükleer caydırıcılığa sahip olmasını engellemek için savaş adımları atmakta tereddüt etmeyecektir; Irak’ın nükleer tesislerini 1981’de, Suriye’ninkini de 2008’de yerle bir etmişti. İsrail liderleri, İran’ın atom silahının ülkeleri için hayati tehlike oluşturduğunu söylemektedir. İsrail’in kararını geciktiren şeyse, Beyaz Saray’dan yeşil ışık almamasıydı. Bu operasyon yapılır, İran da hücrelerini harekete geçirir ve Hizbullah’a İsrail’e füze yağdırmasını telkin ederse ne olacaktı? İran’ın sert misillemede bulunacağına dair tehditlerinin, Nasır’ın Mısır’ının veya Saddam’ın Irak’ının İsrail’i yakma tehditlerinden farklı olmadığı açıktı. İran’ın çoğu Körfezdeki, Irak ve Lübnan’daki uyuyan hücrelerini uyandırmaktan korkulmaktaydı. Fakat asıl endişe ‘petrol depremi’nin 1973 ve 2008’dekinden daha büyük olacağıydı. ABD kara savaşına yanaşamazdı, yoğun bir hava operasyonun İran’ın nükleer programını tahrip etse de, başına daha büyük bela açardı.

Husumet zirve yapmıştı!

New York’ta Birleşmiş Milletler, İran yaptırımları için liste hazırlayıp onaylatmıştı.

Ekonomik baskıların İran’ı yolundan alıkoymayacağı çok yazılmıştı. Atom bombası aşkı, İran için millî bir kara sevdaydı. Amerika başta Batı sistemine husumet, hiçbir zaman görülmediği dereceye çıkmıştı. Dünyaya nizâmât vermek iddiasındaki Amerika, hakça paylaştırmak yalanıyla enerji kaynaklarını ve yollarını kontrol etmek ve milletlerarası terör dediği İslami direnişi bastırmak projesini uygulamaktaydı. Hemen hemen bütün dünyada ABD aleyhtarlığı belki hiçbir zaman görülmediği kadar tavan yapmıştı. İran bir miktar ekonomik zararı çoktan göze almış durumdaydı. Nükleer tesisleri, füzeleri, pilotsuz uçakları, her türlü süperlikleri ile gerçek, muhtemel, hatta hayalî düşmanlarına tehditler yağdırmaktaydı. İsrail’i denize sürmek niyetini gizlemiyor, açıkça ve erkekçe söylüyordu. Ama İsrail başlatırsa, yalnız İsrail’e karşı değil, dünya çapında karşılık vereceğini bizzat Ahmedinecat vurguluyordu!

Tehlike çanları çalmaktaydı

Amerika, Irak’tan 60 bin asker bırakarak son muharip gücünü de çektiğini açıklıyordu. Böylece başkan Obama vermiş olduğu sözde durmuş oluyordu. Şu anda Irak’ta yalnızca 60 bin kişilik ABD’nin özel güvenlik şirketi Blackwater kalıyordu. Malum bir şirket, şiddet uygulamak, rüşvet, ihracat kurallarını ihlal etmek suçlarından ABD hükümeti tarafından suçlu bulunup 42 milyon dolar cezaya çarptırılıyordu. Bu şirket, dünyanın çeşitli ülkelerindeki illegal yapılanmalara (bu arada PKK’ya) gizlice silah satıp eğitim vermek gibi eylemleriyle biliniyordu.

ABD’nin muharip güçlerinin çekilmesiyle Irak diken üstündeydi. Hani ABD, Irak’a demokrasi getirmek için bu harekâtı düzenlemişti?!. Ülkeyi fiilen üçe bölerek ve tıpkı Pakistan ile Hindistan arasında çıbanbaşı olarak bırakılan Keşmir misali; Kerkük’ü, her an patlamaya hazır bir bomba gibi bırakarak çekilmişti. Irak, kuzeyinde barındırdığı Kürdistan dolayısıyla yalnızca Irak’ı değil, bütünüyle bir bölgeyi ve özellikle de Türkiye’mizi yakından ilgilendirmekteydi. Irak’ta Bağdat merkezli bile bir istikrardan söz etmek mümkün değildi.

Yazıklar olsun o ABD’ye ki, onca senedir işgal ettiği Irak’ta halk, bugün Saddam’ın zulmünü arar haldeydi. ABD isteseydi, Kuzey Irak’ta kümelenen PKK’yı 24 saatte bitirebilirdi. İstihbarat paylaşımı yapıyoruz taktikleriyle, tavşana kaç, tazıya tut politikası güdülmekteydi. AKP Türkiye’si de bunu bilerek yemekteydi. İşte ABD ile Türkiye’nin ittifak ve dostluğu böyleydi.. Kürtlerin, işgal öncesi ve işgal esnasında ABD’ye nasıl hizmetkar olduklarını pek iyi bilen Araplar; Irak’ın ABD’siz günlerini dört gözle beklemekteydi.

Türkiye’miz istese de istemese de Irak’ta gelişecek olayların içinde olacaktır. Zira, orada patlayan her bomba, Türkiye’mizin en azından camlarını kırmaktadır! Dolayısıyla Türkiye, Irak’ta gelişecek olaylara bigane kalamayacaktır. Irak, Türkiye için öylesine bir ateş topu ki, kaçsa da üzerine yuvarlanmaktadır. Şu halde; akılcı yaklaşımlarla meselenin üzerine üzerine gitmekten başkaca çaresi kalmamıştır.

ABD senaryosuna figüran aramaktaydı!

ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Michael Mullen’in ziyaretinin silah dışı malzemenin Irak’tan naklinde ülkemizin izin ve desteğini sağlamak amacıyla yapıldığı söyleniyor” ifadesini kullanan Star gazetesi yazarı Mahir Kaynak, şu ihtimali de göz ardı etmiyordu: “Ancak beklenen senaryolarda askerler de yer alacağı için hazırlıklı olmaları istenmiş olabilir. Bu ziyaret muhtemelen bölgedeki gelişmelerde rol oynamak zorunda kalacak olan askerlerle istişare anlamı taşıyor.”

Böyle bir izin alınacaksa bunun muhatabı Türk Genelkurmayı değil hükümet olduğu biliniyor. Zaten ABD tarafı ziyaretin amacının tanışmak olduğunu söylüyor. Ancak görüşmenin hal hatır sormakla sınırlı kalacağını sanmıyorum. Bu ziyaretin önümüzdeki dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin rol alacağı bazı senaryoları tartışmak amacıyla yapılmış olması daha güçlü bir olasılıktır.

İran’a yönelik bir hava savunma sisteminin kurulmasının da gündeme geldiği konuşuluyor. Eğer böyle bir şey varsa bunun siyasi önemi askeri öneminden daha büyüktür. Çünkü bir ülke saldırı beklediği bir ülkeye karşı tedbir alır. Türkiye’nin İran’a yaklaşımı, görünürde ABD’yi rahatsız edecek ölçüde dostçadır. Eğer bir füze kalkanı projesi hayata geçirilirse bu Türkiye’nin İran’a yönelik tavrının değiştiği anlamını taşır. Bu durumda “Türkiye’nin tavrını değiştirecek bazı gelişmelerin olacağı mı planlanıyor?” sorusu akla geliyor. Asıl tartışılan konunun önümüzdeki dönemde Irak’ta beklenen çatışmalarda ABD’nin tavrının ne olacağı, Türkiye’den beklenen katkı ve izlemesi istenen politika olabilir. ABD’nin bugüne kadar izlediği politika ve eylemleri yeni bir Irak’ın kurulmasını değil, var olanın yıkılması sonucunu doğurdu. Bazıları bunu hedefe ulaşamamak olarak yorumluyor ama başka bir alternatifin daha gerçekçi olacağını düşünüyorum. ABD, bugüne kadar, üzerine bina inşa edilecek alanı düzeltti ama yeni yapının Irak tarafından gerçekleştirilmesini istemiyordu ve şimdi bölgede kurulacak yeni yapıyı, kuruluşta rol almasını istediği aktörlerle birlikte yürütmeyi planlıyor.

Irak’ta bir iç çatışmanın dinamikleri hazır bekliyor ve kısa süre sonra olayların büyümesi sürpriz sayılmaz. Bu durumda, eğer çatışan taraflardan biri egemen olamazsa, dış müdahale kaçınılmaz olur. Bu bir bölünmeyi engellemek bir yana daha da teşvik edici bir rol oynar. Yugoslavya’daki bölünme bölgeye Avrupa’nın egemen olmasıyla sonuçlandı. Irak için nasıl bir senaryo yazılabilir? Burada hangi güç etkili olacaktır?

Burada iki seçenek bulunmaktadır. Oluşacak bölgeler ya İran ya da Türkiye ile yakın ilişki içinde olacaktır. Eğer bu durum bir rekabet ortamına neden olursa iki ülkenin karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz olur. Belki de füze kalkanı projesi bu ihtimale karşı gündeme gelmektedir.

Eğer Türkiye’den beklenen sadece siyasi bir tavır olsaydı askerlerin işe karışması düşünülmezdi. Ancak beklenen senaryolarda askerler de yer alacağı için hazırlıklı olmaları istenmiş olabilir. Bu ziyaret muhtemelen bölgedeki gelişmelerde rol oynamak zorunda kalacak olan askerlerle istişare anlamı taşıyor.

İran saldırısı öncesi Mike Mullen’in ziyareti baskın mıydı?

ABD’nin Yahudi asıllı GKB Türkiye’ye gelip: “İsrail’i Konya tatbikatlarına çağırın ve İran saldırısında yanımızda yer alın.. Aksi halde, artık size silah ve yedek parça satmayacağımızı unutmayın!” küstahlığında bulunuyordu.. Oysa kuyrukları sıkışmasa, kapımıza koşmayacaklarını herkes biliyordu.

Türkiye-ABD ilişkilerinde kritik günler yaşıyordu. Financial Times: “ABD, Türkiye’ye askeri ambargo uyguluyor!” diye yazıyordu. Bunun nedeni olarak AKP Hükümeti’nin İsrail konusundaki politikaları gösteriliyordu.

Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı beraberinde bir heyetle ABD’de “ilişkileri toparlama” görüşmeleri yürütüyor, ama ABD’den AKP Hükümeti adına eli bos dönüyordu.

Ama meseleyi, “Washington’un Recep Erdoğan Hükümeti eliyle yaptırmak istediklerini yaptıramamasından dolayı AKP’ye kızgınlığı” gibi değerlendirenler konuyu çarpıtıyordu. Kilit mesele ABD’nin önce Türkiye’ye, ardından bütün bölgemize yeni bir düzen verme çabasında kritik bir eşiğe gelmiş olmasından ve zaman darlığından kaynaklanıyordu. ABD’nin Türkiye’de PKK ve Hükümet’in açılım çalışmalarıyla hızlanan ayrılıkçı politikalar zemininde giderek bir iç savaş tehdidini sıcak ve güncel bir durum olarak Türkiye’nin önüne koymasını da bu durumun yansıması olarak değerlendirmek gerekiyordu.

İşte bu sıkışıklık durumu, Amerikan Genelkurmay Başkanı Mike Mullen’in Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner’in koltuğuna oturduğunun birinci haftasında ziyaret için Türkiye’ye gelmesine yol açmış görünüyordu. Amerikan Genelkurmay Başkanı’nın ziyaretinin bu nedenle basit bir nezaket ziyareti olarak sunulmasının hiçbir inandırıcılığı yoktu. Türkiye ile ABD arasındaki konular bellidir. En kritik konu da, ABD muharip askerlerini Irak’tan çekerken Irak’ın kuzeyindeki Kukla Devlet’tir. ABD, Türk Ordusu’nun Kandil’deki PKK üslerine yönelik sınır ötesi operasyonunun salt PKK’ya yönelik değil bütün bölgeye yönelik etkileri olduğunu söyleyip sınır ötesi operasyonlarını engelleme çabası içindedir. Oysa Türkiye, 1995-1997-1999’da olduğu gibi, geniş çaplı sınır ötesi operasyonlarla Irak’ın kuzeyinde askeri varlığıyla hem PKK’yı etkisizleştirebilir hem de Kukla Devlet’in Türkiye’ye doğru genişletilmesi projesi önlenebilir.

CIA-MOSSAD’ın Türkiye’de iç savaş olacağına dair bir propagandaya giriştiklerini anlatan haberler önemlidir. Tayyip Erdoğan’ı yönlendiren yedi Amerikan derin devlet görevlisinden birisidir. 31 Ağustos’ta Foreign Policy’deki makalesinde “Türkiye’de iç savaş tehlikesi”nden söz etmiştir.

İsrail, Gazze’ye ölüm yağdırmıştı

Bu arada, Gazze Şeridi’nin güney kesimine İsrail işgal ordusu tarafından düzenlenen üç hava saldırısında 1 Filistinlinin öldüğü, 3 Filistinlinin yaralandığı, bir kişinin de kayıp olduğu bildirilmişti.

Filistinli hastane kaynakları ve görgü tanıkları, saldırılardan ikisinin Refah bölgesinde Mısır’a açılan tünelleri hedef aldığını, bu saldırıda tünellerden birinin çökmesi sonucu içeride çalışan bir kişinin öldüğünü, bir kişinin ağır yaralandığını, bir diğerinin de kaybolduğunu, ayrıca tünel dışında bulunan 2 kişinin daha yaralandığını belirtmişti.

Güvenlik kaynakları, üçüncü saldırıda, Han Yunus’un doğu kesiminde Hamas’ın askeri kanadının eski bir üssünün hedef alındığını kaydetmişti.

Saldırıları doğrulayan İsrail askeri sözcüsü, üçüncü saldırıda İsrail toprağı yönünde saldırı amacıyla kazılan bir tünelin hedef alındığını söylemişti. Ama askeri otoriteler, İsrail’in bu saldırılarla muhtemel savaşlar için fiili tatbikat yaptığını ifade etmişlerdi.

ABD’nin Afrika’daki NATO’su AFRİCOM ne işe yarardı?

AFRİCOM’un bir işgalci ordu olmadığı söyleniyor, ancak ABD çıkarlarının Afrika’da tehlikeye girdiği her seferinde AFRCİCOM ülke bombalıyordu.

Bush yönetimi tarafından Afrika Kumanda Birliği olarak 2008’de kurulan AFRCİCOM, ABD’nin Afrika kıtasını sömürmek için kurduğu yeni bir NATO gibi görev yapıyordu. ABD adına Afrika ülkelerinde darbeler yapan, ülke bombalayan, muhalif yönetimleri ABD’ye baş eğdiren AFRİCOM’daki 150 bin kişi, tamamen Afrikalı askerlerden oluşuyor, ancak başında Amerikalı bir general bulunuyordu.

AFRİCOM, temelde Afrika’daki güvenlik sorununa çözüm bulunması, bölgeye insani yardım ulaştırılması, bölgedeki zayıf yönetimlerin askeri ve siyasi olarak kalkındırılması, demokrasi standartlarını yükseltip bölgeye barış sağlanması yalanıyla 2008’de beş Afrika ülkesinin katılımıyla ABD tarafından kurulmuştu. Ancak AFRİCOM şimdiye kadar ne insan hakları, ne barış ne de güvenlik konularında herhangi bir yapıcı rol oynamıyordu. AFRİCOM’un kurulduğundan bu yana gerçekleştirdiği bütün faaliyet, ABD çıkarlarının Afrika’da korunması için istihbarat toplamak ve ABD’ye muhalif yönetimleri saf dışı bırakmak oluyordu.

ABD’ye petrol, Avrupa’ya kokain taşınmaktaydı

Afrika, ABD’nin petrol ihtiyacının yüzde 20’sini karşılıyor ve bu petrolün de neredeyse yarısı bir İslam ülkesi olan Nijerya’da çıkarılıyordu. ABD son olarak Nijerya’da, Amerika’ya mesafeli durmaya çalışan hükümeti devirerek kendi yandaşı olan bir hükümeti yönetime getiriyor ve petrol sevkıyatının yapıldığı körfez de AFRİCOM birlikleri tarafından korunmaya alınıyordu. Son bir yıl içinde yaklaşık 80 bin Afrikalı asker AFRİCOM tarafından eğitiliyor ve tamamı ABD’ye petrol sevkıyatının yapıldığı körfezlere ya da Avrupa’ya kokain ihracatının yapıldığı çıkış noktalarında güvenliği sağlamak üzere gönderiliyordu.

AFRİCOM Güney Sudan’da ne aramaktaydı?

Sudan’daki ayrılıkçı hareketlere de destek veren AFRİCOM, 2015 yılına kadar Güney Sudan’da kalacağı ve o bölgedeki askerleri eğiteceği söyleniyordu. Ancak Sudan hükümeti ısrarla ABD’nin bölgedeki ayrılıkçı örgütlere lojistik ve finansal destek verdiğini açıklasa da ABD yönetimi bu iddiaların hiçbirini yalanlamıyordu. Sudan’da yönetimi AFRİCOM sayesinde elinde tutan ABD ayrıca, ABD çıkarlarının tehlikeye girmesi durumunda Sudan’a karşı Etiyopya, Kongo, Orta Afrika Cumhuriyeti, Uganda, Kenya ve Tanzanya ordularını da harekete geçirebileceğini hesaplıyordu. Şimdiye kadar hiçbir Afrika ülkesinin ABD’ye karşı bir tehdit oluşturmamasına rağmen AFRİCOM’un ABD adına Etiyopya’da askeri darbe girişimi ve Somali’ye kapsamlı hava saldırıları düzenlemesi de AFRİCOM’un aslında niçin kurulduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

İstikrar değil, istismar (sömürüp çalmak) için oradaydılar

ABD, AFRİCOM sayesinde, tamamı Afrikalı askerlerden oluşan 150 bin kişilik bir ordu ile bir taraftan Afrika’yı masrafsız sömürme imkânını elinde tutuyor, bir yandan da Afrika’da yükselen Çin yatırımlarına karşı askeri üstünlüğünü koruyarak asıl belirleyici güç oluyordu. AFRİCOM ayrıca, Afrika’dan ABD’ye yapılan petrol ihraç noktalarının da güvenliğini sağlamakla sorumluydu. ABD, AFRİCOM sayesinde Nijerya, Cibuti, Tanzanya, Kenya, Güney Sudan, Uganda, Mozambik, Angola, Etiyopya ve Ruanda gibi petrol ve doğalgaz zengini ülkelere yerleşerek buradaki bütün zenginliği kontrol altında tutuyordu. Bu ülkelerin tamamının petrol zengini istikrarsız ülkeler olduğu göz önüne alınırsa, ABD’nin AFRİCOM’u kullanmasının asıl nedeninin istikrar değil petrol olduğu anlaşılıyordu.

ABD kongre raporu, Türkiye planlarını açığa vurmaktaydı

Türkiye raporu Ortadoğu işleri uzmanı Carol Migdalovitz’in, Amerikan Kongresi’ne bağlı araştırma kuruluşu CRS’ın hazırladığı raporda, Türkiye siyasetine ilişkin tahminlere yer verilmiştir.

Raporun ‘gelecekteki siyasi ihtimaller’ başlığında önemli bir iddiaya yer veren Carol Migdalovitz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün parlamentoya Başbakan olarak dönebileceğini belirterek Gül’ün 7 yıl Cumhurbaşkanı olma noktasında ısrarcı olmayacağını belirtmiştir. Raporda ayrıca Erdoğan’ın da Cumhurbaşkanı olarak Köşk’e çıkabileceği tahmini, ABD’nin niyetini deşifre etmektedir.

Raporda Türkiye’de Ergenekon tipi yapılanmaların seçilmiş hükümetlere karşı düzenlenen darbe girişimlerine kalkıştığı Refah Partisi örneği üzerinden gündeme getirilmekte, ayrıca Fetullah Gülen’e bağlı insanların 3. Ordu komutanı Orgeneral Saldıray Berk tarafından fişlendiği” ileri sürülerek kamuoyu yanlış yönlendirilmektedir. Çünkü 28 Şubat sürecini ABD derin devletinin ve Yahudi Lobilerinin tertiplediğini artık herkes bilmektedir.

Raporda yer alan Kürt başlığı altında ise Kürtlerin tarihsel bağlamda Türkiye’deki taleplerini anlatılırken BDP’nin ‘demokratik özerklik’ talebinde bulunduğunu belirtmekte ve desteklemektedir.

Fetullah Gülen “Türkiye İslam’ı” diye ABD uşaklığı hazırlamaktaydı!

Raporda önem verilen bir diğer başlıkta ise Fetullah Gülen’in Bediüzzaman Said Nursi’nin fikirlerini milliyetçi bir arka planla işlediği iddia edilirken Gülen’in “Türkiye İslam’ı” oluşturmaya çalıştığı ve bunun ülke ve bölge barışına katkı sağladığı iddia edilmektedir.

Fetullah Gülen’in Mavi Marmara olayında İHH yetkililerinin İsrail’den izin almamalarını da eleştirmesinden de övgüyle bahsedilmektedir.[1]

 



[1] www.ajans5.com / 3 Eylül 2010

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Aykut ÖZÜBÜYÜK

Aykut ÖZÜBÜYÜK

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...