Ümit, imanın canı ve hayatın amacıdır. İnsanın inancı da, heyecanı da ümitleri ve beklentileri oranındadır. Kimilerinin ümidi dünya ile sınırlı, kimilerinin sonsuza ulaşmaktadır.
İnsan hayatının akışı ve imtihanın devamı süresince karşılaşacağı her durumda, önünde iki seçenek vardır.
1- Olaylara Kuran-i bakış açısıyla bakmak.
2- Olaylara Şeytanın dürtüleri veya Nefsinin tutkuları ile bakmak
Hâlbuki bu dünya imtihan yeridir. Ve her olay Cenab-ı Hak’kın izni ile gerçekleşmektedir. Dolayısıyla dünyada ve kâinatta hiç bir şey tesadüflerin sonucu değildir. Çünkü “Bütün işleri çeviren Allah’tır.”[1] ve “Allah’ın izni olmaksızın bir yaprak dahi düşmemektedir.”[2] Kâinatta meydana gelen bütün olayları yaratan, idare eden ve nasıl bir sonla biteceğini karar veren “hiç şüphesiz, biz her şeyi bir kader ile yarattık.”[3] diyen Rabbimizdir.
Böyle bir inanca sahip olan Mümin kişi yaşadığı hayatın “kaderi takip etmek ve teslimiyet göstermek” de olduğunu düşünecek ve karşılaşacağı her hangi bir olayda, ne bir üzüntü ve ümitsizlik, ne de bir korku ve endişe duygusuna düşmeyecektir. Çünkü kesinlikle bilir ki Allah daima inananların destekçisidir. İnanan kişi sadece Allah’a güvenir. Bütün olayları meydana getiren Allah olduğuna göre, bunların hepsinde mutlaka inananların lehine sonuçlanacak şekilde bir hayır yerleştirilmiştir.
Bu şekilde bir “tevekkül ve teslimiyete” sahip birisi, karşılaşacağı her hangi bir olay karşısında, yapması gereken şeyin Allah’ın kendisinden beklediği tepkileri vermek, sebeplere tutunup sorumluluklarını yerine getirdikten sonra ve çıkacak sonuç zahiren lehinde de olsa, aleyhinde de olsa, bunun Allah’tan geldiğini ve nice hayır ve hikmetler içerdiklerini bilmektir. Çünkü gelişen tüm olaylar imanın yararına ve inananların ahiret hayatına faydalı olacak bir plan dahilinde yürütülmektedir. Bu tür bir ümit ve tevekkül, zannedildiği gibi tembelliği ve boş vermişliği değil, tam aksine gayret ve girişimciliği netice verecektir.
Bu düşünce yapısı inananlara “Onlar, seni aldatmak isterlerse, şüphesiz Allah sana yeter. O’ seni yardımıyla ve mü’min’lerle destekledi.”[4] diyen Allah’ın vaadidir. Bu vaadin gereği, inananlara yapılacak her türlü baskı, işkence, sözlü ve fiili saldırılar, “Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak ta olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır.”[5] ayetinin hükmü gereği Allah tarafından boşa çıkarılacak ve “bilmeyecekleri bir yönden derece derece”[6] yıkıma ve hüsrana sürükleneceklerdir. Ancak bu arada “Ey iman edenler tedbirinizi alınız.”[7] Uyarısına uymayı ve zalimlere karşı yapılacak mücadelede dikkatli olmayı ve tedbirli davranmayı ihmal etmemekle beraber, yine de gelişen olayların ilahi bir program ve kontrol dahilinde yürütüldüğünün bilinci ve güvencesi içerisinde her zaman ümit var ve rahat hareket etmelidir.
İşte bu şekilde düşünen ve inanan bir insan aklını saran gaflet perdesini kaldırıp, her olayın gelişimini ve sonucunu “Acaba hangi ilahi hikmet ve hedeflerle böyle yapıldı?” gibi sorularla ve de vicdanını devreye sokarak düşünmeye ve değerlendirmeye başlarsa “tefekkür eder hale gelmiş” demektir.
Bu durum, kişinin dikkatini arttıracak, gafletini dağıtacak ve gelişen olaylara bakış açısını değiştirecektir. Böylece Allah’ın kâinatta yarattıklarının ve oluşturduğu olayların, kendi varlığının bir delili olduğunu kavrayacak ve her olayda bir hikmet olduğunu ve de bir amaç uğruna gerçekleştiğini, aklı/imanı ölçüsünde değerlendirmeye yönelip huzura erecektir.
Evet, mümin, ümitsiz olamaz, ümit imanın canı gibidir. Çünkü insanın hayatta karşılaşacağı zorluklar karşısında ümitsiz bir tavır takınması imanla da bağdaşmayan bir gaflet halidir. Allah’ın iradesi dahilinde yürütülen ve O’nun desteklediği ve zafer vaat ettiği bir mücadele asla ve asla kaybedilmeyecektir. Aksi bir ümitsizlik düşüncesi ise Şeytanın Mü’mini Allah yolundan alı koymak için verdiği bir vesvesedir. Bu vesvese ise, Şeytan insanı kendi imanından, samimiyetinden ve sadakatinden kuşkuya düşürme çabasından başka bir şey değildir.
Ümitsizliğe kapılan bir insan hemen Allah’a sığınmalı ve “Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O işitendir bilendir.”[8] ayetinin hükmü gereğince dönüp Kura’ni bakış açısıyla düşünmeli ve bu karamsar ruh halini terk etmelidir… Ayrıca “Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğunda başkası Allahın rahmetinden umut kesmez.” [9] Ayetini de unutmamak gerekir. Allah’ın vaadinden ve Kur’an’ın müjdesinden ümit kesip, Allah’ın gadabına uğramış ve dalalete sapmış Yahudi ve Hıristiyanlara, Amerika ve Avrupa’ya sığınanların, nasıl gizli bir küfre kapıldıklarına bu ayet işaret etmektedir.
Şeytan bütün enerjisini, inananların imanını zayıflatmak ve dini faaliyetlerinin başarısı yönünde kuşkuya düşürerek, hizmetten geri bırakmak için harcamakta ve bu çalışmasını hiç bıkmadan, usanmadan, uyumadan ve durup dinlenmeden her an sürdürmektedir.
Tabii; Şeytanın bu girişim ve gayreti, ihlâslı ve inançlı mü’minleri asla etkilemeyecektir.
Ümitsizliğe neden olan bir diğer sebep de “Nefs”tir. Peygamberimiz nefisle mücadeleyi “Cihad-ı Ekber” olarak tarif etmiştir. Çünkü Nefs insanı “boş emeller” peşinde sürükleyen ve “devamlı kötülüğü emredendir.”[10] İnsana devamlı dünya sevgisi aşılayarak, daha çok mal ve statü kazanma isteğine meylettirir. Hâlbuki nefis bu dünyadan asla doymaz, sürekli daha fazlasını ister. Bu düşünceden kurtulmanın tek yolu ise Allah’a sığınmak ve “Kalpler yalnız Allah’ın zikriyle mutmain olur.”[11] Ayetinin hükmüyle kulluk bilincine ermektedir.
Evet, Allah her şeyi bir hikmet üzere yaratmaktadır. Bu düşünce olgunluğuna erişmek ise, insanın imanına ve bilincine bağlıdır. Dolayısıyla şuurlu bir Müslüman ümitvar olarak olayları değerlendirmeye alırken, imani bir bakış açısı kullanmaya başlayacağından, buna paralel olarak ta dikkati, feraseti ve basireti artacak ve olaylarda hikmet aramaya başlayacaktır.
Ancak bu durum imani olgunlaşmanın ilk aşamasıdır. Şayet sabır, samimiyet ve sa’yü gayretle, üç aşaması olan imanın; 1-İlm-el Yakin, 2- Ayn-el Yakin, 3- Hakk-el Yakin merhalelerini geçebilirse, gelişen olayların “felaket” şeklinde görünmesi mü’min kişiyi fazla etkilemeyecek ve yılgınlığa sokmayacaktır. Çünkü her olayın, göründüğü gibi olduğu anlamına gelmeyeceğinin şuurundadır. Olayların sadece kişiyi imtihan etmek üzere ve Allah’a olan sadakatini ve inancını pekiştirmek için meydana gelen zorluklar olduğunu anlayacaktır.
İnanmayanların tuzakları ve saldırıları, ilk başta olumsuz ve aleyhte bir durum gibi gözükse de; “Allah bu ve benzeri olaylarla mutlak inananlar lehine bir hayır murad etmiştir,” düşüncesi de “hikmetle düşünmenin” başlangıcıdır.
Artık kişi, yaşamının amacı olan, Allah’a kulluk etmek şuuruna ve huzuruna ulaşmıştır… Dünyaya ait olan tutkularının peşinden koşmaktan ve menfaati için insanlara yanaşmak ve yaranmaktan uzaklaşmış, sadece Allah’ın rızasını kazanmayı amaçlamış, bunun için Kuranı kendine rehber edinerek yürümeye, düşünmeye, ibadet etmeye başlamıştır. O artık “yaşayan Kuran” olma yolundadır. Her olayı ve gelişmeyi artık Kurani bir bakış açısıyla yorumlamaktadır. Bu nedenle Kur’an mealini elinden bırakmayarak, sık sık ilahi teraziye başvurmaktadır. Bundan sonra oruç, namaz, hac gibi ibadetlerin yanında, uygulanması gereken diğer hükümlerle de meşgul olmaya başlamıştır. “Rab’bin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel biçimde mücadele et.”[12] Ayetinde sözü edilen, “Hikmet” ve “Güzel öğüt”ün ne olduğunu kavramış ve o doğrultuda düşünüp değerlendirme olgunluğuna varmıştır.
“De ki” ile başlayan ayetlerde ki “güzel öğüt” ile ilgili kıssaları ve uyarıları dikkate almaya ve karşılaşacağı insan tiplerine uygun tepki ve tebliğ yapmaya çalışır. Bu arada bu ayetlerin Kuran da çok açık ve “muhkem” bir biçimde yazılı olduğunu ve bunların güncel olarak anlaşılması ve aktarılması gerektiğini kavramıştır. Bu nedenle, aklını ve ferasetini kullanarak yapılması gerekenin, içinde yaşadığımız bu çağda, farklı insan tiplerini teşhis edebilme ve onları Kuran’ın emrettiği ölçülerle tedavi ve terbiye edebilme olduğunu anlamıştır.
Çünkü Kuran’daki insan tiplerinden olan Müslüman müşrik, münafık, fasık, bütün bunların hepsi bugün de vardır. “Biz bir oyun ve oyalanma konusu olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık.”[13] hükmü gereğince, her tür insanın bulunmasının imtihanın bir sırrı ve ilahi hikmetin bir sonucu olduğunun farkındadır. Artık: 1- İnananları 2- Münafıkları 3- İnkârcıları hep Kuran-i Kerim’le tanımaya, kendi nefsini de bu ilahi ölçülerle tartmaya başlayan kişi, şeytani tuzaklara kapılmayacak ve kolayca aldatılmayacaktır.
Çünkü hiç bir olayın, Allah’ın çizdiği kaderden bağımsız olarak gelişmesi imkânsızdır. Ve yine hiç bir olay hikmetsiz ve hedefsiz yaratılmamaktadır.
Bu düşünce yapısı ile kişi, olayları cahiliye toplumunun değer ölçülerine göre değil, Kuran’ın hükmüne göre yorumlamaya başlayacaktır. Çünkü “her şeyin açıklayıcısı” olarak indirilen bir Kuran’ı kendine rehber edinmiş durumdadır.[14]
Ayrıca O hidayete eriştirilmiş bir insandır. İnancı gereği sahip olduğu akıl ve iman ile kafasından geçirdiği haklı ve hayırlı düşünceleri ilham eden Allah’tır. İman etmiş olmasının ise Allah bir lütfu olduğunu bilir. Çünkü; “Rab’bin, dilediğini yaratır seçer; Seçim onlara ait değildir.”[15] İnancıyla hidayet verenin, “Hadi” ve eğitip yetiştirenin “Rab”bi olduğunu bilip, “bu lütuf Allah’tandır. Bilen olarak Allah yeter.”[16] Ayetinin gereği olarak bu nimetin şükrünün edası ile meşgul olmaya başlamıştır. Çünkü bilir ki; Şükretmesi arttıkça, karşılık olarak nimeti de artacaktır.[17]
O artık “yeryüzünde Allah’ın halifesi” makamında ve sorumluluğundadır.[18] İnsanların çoğu gaflet içinde iken, “Allah’a iman edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf (deryası) içine daldıracak ve onları kendine doğru (giden) bir yola ulaştıracaktır.”[19] Ayetinin vaadi ile mümin kişi Allah tarafından kendisine verilen, bir lütuf sayesinde imanla şereflendirilmiş olduğunu farkındadır.
Artık onun sorumluluğu, “Allah’a ibadet, yani emir ve yasaklar çerçevesinde hareket” disipliniyle yaşamak ve Allah’ın rızasına ve sonsuzluğa ulaşmaktır.
Bu nedenle şuurlu, onurlu ve sorumlu bir mü’min, kalabalıkların ve emperyalist uşaklarının değil, haklının ve hayırlı yapılanmaların yanındadır. İslami kuralları kendi keyfine değil, kendisini Kur’an’a uydurma amacındadır. Her gün beş vakit namazda tam kırk sefer okuduğu Fatiha’daki “Ğayril mağdubi aleyhim veleddallin” (Allah’ım, gadabına uğramış (Siyonist ve Yahudi fesatçılardan) ve dalalete sapmış Hıristiyan (Haçlı grubundan) uzak duracağıma söz veriyor ve onların sapık yollarından Sana sığınıyorum) Amin” sözlerine sadık kalmaktadır.
[1] Rad.
[2] En’am: 59
[3] Kamer: 9
[4] Enfal: 62
[5] İbrahim: 46
[6] Tegabün: 46
[7] Nisa: 71
[8] Araf: 200
[9] Yunus: 87
[10] Yusuf:
[11] Rad: 28
[12] Nahl: 125
[13] Enbiya: 16
[14] Nahl: 89
[15] Kasas: 68
[16] Nisa: 71
[17] İbrahim: 7
[18] Bakara: 30
[19] Nisa: 175

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…
5375 Yıllık Siyonist Sömürü Düzeni, Kafirler ve Münafık Mücrimler istemese de yıkılacak , Tüm insanlığın…
Öncelikle belirtelim ki; Yahudiyi tanımadan dünyada olup bitenleri anlamak mümkün değildir. Makale bu anlamda çok…
Galiba tarihte hep böyle olmuş; Hakk uğruna mücadele edenler yalnız kalmışlar. Ne kadar kafir, münafık,…