YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69cefa7eeddb4
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 2 0
Bugün : 7842
Dün : 58264
Bu ay : 122749
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52267807
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

EKONOMİK SIKINTILAR,
SOSYAL SARSINTILARI DOĞURMAKTADIR!

5 24 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
18 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

AKP TÜRKİYE’sinde kaos ve sıkıntı bitmiyordu…Zalimin planları tıkır tıkır işliyor malisef ekonomik buhran yüzünden cinnet ve intihar haberleri günden güne çoğalıyordu…Peki çözüm var mıydı? Hayır
Çözüm için samimi bir tedbir var mıydı ?Hayır!
Askeri ücreti 17 bin yapmakla övünenlerin maaşları kim bilir kaç 10 katıydı?
Nerde Aziz Erbakan Hocamız gibi bir lider!
İşciye ,emekciye verdikçe ülke zenginler Refaha erer buyururdu!
Akp Türkiye ‘sini yönetenler direk Baronlara çalıştığı için FAKİR FAKİR OLUYOR ,ZENGİN ZENGİN OLUYORDU!

Evet; “Mutlak Doğru”ları esas alarak ve yine “Mutlak Yanlış”lardan sakınılarak hazırlanmış Adil bir Düzen’e ihtiyaç vardır ki bu; a) İlmi, b) İnsani, c) İslami, d) Orijinal bir yeni sistem olmaktadır.

Hiç kimsenin itiraz edemeyeceği şu değer ölçülerinin:

1- Aklıselimin, 2- Müspet bilimin, 3- Tarihi tecrübe ve birikimin, 4- Vicdani kanaat ve tatminin, 5- Evrensel hukuk ve adalet prensiplerinin, 6- İlahi Dinin ve Kur’an-ı Kerim’in;

Ortaklaşa, iyi, yararlı ve güzel buldukları DOĞRU, yine bu 6 temel ölçü biriminin ittifakla; kötü, zararlı ve çirkin buldukları ise YANLIŞ’tır. İşte Adil Düzen doğrulara dayanan ve yanlışları bırakan, yepyeni ve orijinal bir hukuki ve ahlâki sistem modeli olmaktadır. Ve tarihte başka bir örneği bulunmamaktadır. Gerçek demokrasiye, örnek laikliğe ve yüksek bir ahlâk medeniyetine de ancak böyle ulaşılacaktır.”

İşte gerçek demokrasi, gerçek laiklik, huzur ve mutluluk daha neti Saadete kavuşmanın yolu ancak bu prensipleri ilke edinerek hazırlanmış olan düzenle mümkün olacaktır. Aziz Erbakan Hocamızın temellerini attığı ve üstadımızın detaylandırıp zirveye taşıdığı Adil Düzen ile bütün dünya huzuru bulacak ne sosyalizmi nede kapitalizmi tek çare Adil Düzendir.

“Faiz kırk çeşit belanın mikrobudur”

Faizin %40’ları aştığı ve ekonominin temeline oturtulduğu bugünlerde toplumumuz, kaynaklarının faize akıtılmasıyla doğrudan ortaya çıkan ekonomik sorunlarla birlikte faizin dolaylı olarak sebep olduğu 40 çeşit bela ile boğuşmaktadır ve sosyal patlama noktasına getirilmiştir.

-Toplumudaki Ahlaki-Manevi yapının bozulması,
-Aile yapısının bozulması, Gençlerin evlenememesi, evlilerin yüksek oranlarda boşanması,
-Akrabalık, komşu gibi sosyal bağların kopması oto kontrol mekanizmasının ortadan kalkması
-Eğitim kalitesinin düşmesi
-Fuhuşun yaygınlaşması
-Ucuz üretim için gıda kalitesinin düşmesi ve sağlık sorunlarının yaygınlaşması
-Psikolojik sağlığın bozulması
bu belalardan ilk akla gelenleridir.

Geçtiğimiz günlerde Ankara’da 3 gün içerisinde basit gerekçelerle 3 ayrı komşu cinayeti gerçekleşmesi bunun sosyal felaket düzeyinin bir göstergesiydi.
Bu cinayetlerde çoluk, çocuk, yaşlı demeden tüm aile bireylerini öldüren kişilerden birinin 72 diğerinin ise 59 yaşında olması; emekli kesimin son dönemde ekonomik olarak en çok ezilen kesim olduğu ve yazıdaki “Bir panik atak sıklıkla gecikmeli yaşanır. Bazen o kadar çok süre geçer ki; mağdur, acı veren olayla ilgili bir bağlantıyı bile kuramadan hırçınlaşır.” tespiti ile birlikte değerlendirildiğinde kişileri bu cinnete iten KÖK NEDENİN de (tetikleyici sebep olarak hiç ifade edilmese, hatta cinayeti işleyen kişiler bile farkında olmasalar bile) ekonomik sorunlar olabileceğini akla getirmektedir.

Hocamızdan öğrenmiştik; Bir toplumun huzur bulması için mevcut hükümet, halkın 4K’ sını doyurmak zorunda..
Kafa, kalp, karın, kişilik (itibar)
Trablusgarp, Balkan Savaşları, 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sonrasında Türkleri savaşarak yenemeyeceğini anlayan Siyon Haçlı Birliği, Haim Nahum Doktrinini devreye sokarak, 20. Haçlı seferini başlattı.
Türk halkını; aç bırakacaksın, işsiz bırakacaksın, borca esir edeceksin, dininden uzaklaştıracaksın, kutuplaştıracaksın, böleceksin, küçük lokmalar halinde yutacaksın…
80 yılda ki hükümetlerin veremediği zararı, AKP hükümeti 22 yılda verdi maalesef.
Ahlaki, sosyal, manevi, maddi şekilde yıpratılan halk, artık geçim sıkıntısı yüzünden hiçbir şey düşünemez hale getirildi.
AKP hükümeti; çiftçimize yerli tohum ektirmeyip, İsrail’in GDO’lu tohumlarını ektiriyor, İstanbul sözleşmesinin yürürlüğe sokuyor (kaldırılmadı 6284 nolu yasanın içine boca edildi), zinanın suç olmaktan çıkarıyor, Suriye ve İran sınırında ki mayınların temizlenmesi ile ülkede sentetik uyuşturucu kullanımı zirve yapmış yıllardır peşinde koştuğu, kapısında beklediği AB’ye girmek için, kendilerini bulundukları makama getiren Siyonistlerin sinsi planlarını uygulamışlardı.

Bakara 205
(Çünkü bu tipler, Hakk davadan döneklik ederek) Sırtını çevirip gittiği ve işbaşına (iktidara) geçtiği zaman; (ülkesinde ve) yeryüzünde (barış kılıflı) bozgunculuğa girişmeye, ekini ve nesli (bozup) helak etmeye çaba gösterir. (Genleri bozulmuş İsrail tohumları ile bitki ve hayvan türlerini ve bebeklerin-gençlerin geleceğini tahribe yönelir.) Allah ise, (fitne ve fesadı) bozgunculuğu sevmemektedir. [Not: 8 Kasım 2006’da çıkarılan 5553 sayılı Hibrit Tohum Kanunu’yla, yerli tohumlarımıza yasak getirilmiş ve uzmanlara göre bu uygulamadan sonra hastalık ve ölüm oranlarında tam üç kat artış gözlenmiştir.]
https://www.mealikerim.com/2/bakara/205

AKP’nin ”İsrail ile ilişkiyi kesersek, ambargo uygulanır ve buna hazır değiliz.” safsatası.
1974 yılında Erbakan Hocanın dirayet, feraset ve cesaretiyle bütün dünyaya kafa tutarak kazandığımız Kıbrıs Harbi sonrası uygulanan ambargolar sonucu ” yağ, tüp kuyruğu bekledik” diyen iktidar yanlıları bir gerçeği atlamaktaydı.

Bütün dünyaya kafa tutup ABD’de ders olarak işletilecek kadar şanlı bir zafer kazandığımız Kıbrıs Barış Harekatında biz bedel ödedik. Hemen ardından Ağır Sanayi atılımı ile şuan ki %80 yerlilik oranına ulaştık.
Şuan bulunduğumuz durumda ülkenin %90’ı mutlu %10’luk azınlığa çalışırken saraylarda oturanların bedelini ödüyoruz.
Yetmez AKP yıllardır Savunma Sanayii atılımlarını sahiplenip propaganda yapıyor!
HAKK ile Batıl siyahla beyaz kadar açık ve nettir. Artık işbirlikçilerin peşinden giden hainlerle cahillerin ayrılma vakti gelmiştir!

Sözde Filistin’in yanındaymış gibi edebiyat yapan hükümet, iş icraata geldiğinde İsrail’le normalleşme anlaşmasını iptal edememiş, gönderdiği gemiler ve kullandırdığı üslerle zulme ortak olmaya devam etmişti.
Büyük bir Dalalet içerisinde bulunan yandaş takımı ”İsrail ile ilişkileri kesemeyiz, bütün dünyayı karşımıza alamayız!” diyerek bilerek zalimlere destek olmaktadırlar.

Toplumları Kapitalizme razı etmek için ortaya çıkardıkları Komünizm ile halkları ezen Siyonistler, sistemin tıkandığının farkındalar tek kutuplu dünya düzenini kurmak ve yeryüzünü kana bulamak istiyorlar. Ancak;

Gazze’de savaşırken altlarına bez bağlamak zorunda kalan korkaklar ve işbirlikçileri çok yakın zamanda hak ettiklerini sadakat ehlinin eliyle bulacaklardır!

Haim Nahum doktrinini hepimiz Erbakan Hocamızdan öğrenmiştik. Aç bırakmak – İşsiz bırakmak – Borca esir etmek bunları ülkenizde uygulayacak sistem oldu mu geriye tüm negatif durumları yaşamamak süpriz olmamakta… İnsanın karnı aç ise o insandan ne bekleyebilirsiniz… Toplumu özünden uzaklaştıran eğitimler, yasalar , gdo’lu gıdalar, gibi şeylerle bu halkı ve insanlığı Siyonizm’in projeleriyle mahvu perişan ettiler etmeye devam ediyorlar… Yahu yüzlerce İslam’ı anlatan tarikat cemaat vakıf dernek prof alim mürşid molla şeyh tv gazete radyo kitap var ama ne hikmetse insanlık alemi bu saydığım kurum kuruluşlar şahıslar ne kadar çoğalırsa o kadar İSLAM’dan uzaklaşılıyor. Bunun hikmetini arayan soran düşünen dert edinen var mı diye düşünüyorum cevap olarak malesef yok diyorum… Düşünen insan düşünen kurum kuruluşlar olsaydı bu saydığım topluluklar en azından bu ekonomik sıkıntıları sosyal sarsıntıları giderecek şimdiki düzeni yıkmak yerine Kur’an’a Sünnet’e uygun, müspet ilme, aklı selime, vicdani kanaate, evrensel insan haklarına, tarihi birikime ve ilahi dine dayalı doğru iyi güzel faydalı adil bir düzen kurmanın mücadelesini verir ve projesini hazırlar…

Rabbimize sonsuz şükürler ediyoruz ki MİLLİ GÖRÜŞ – MİLLİ ÇÖZÜM Zihniyeti olarak bu hazırlığı yapmış tek harekattır… İşte ADİL DÜZEN PROJELERİ… Ne güzel ifade edilmiş yukarda kısmen …

Sözlerimi Üstadım Ahmet Akgül Hocamdan öğrendiğim şu hakikatle kapamak istiyorum:

İnsanlığın manevi saadeti 4 K ‘nın doyurulmasına bağlıdır!.. (MANEVİ SAADETİ ELDE EDEN MADDİ SAADETİ :EKONOMİK FERAHLIĞI VE SOSYAL DENGEYİ ARKASINDAN KAZANIR ALLAH’IN İZNİYLE.)
Toplumda Huzur ve Hürriyetin Sigortası Olacak
ADİL VE DENGELİ BİR DÜZEN KURULMALIDIR!
Bizim inancımızda ve vicdani anlayışımızda İNSAN AMAÇ’tır, İslam ise insanların olgunlaşması ve huzura kavuşması için bir ARAÇ’tır. Bir insanın veya toplumun huzur bulması ve onurlu yaşaması, şu dört temel ihtiyacının doğru ve doyurucu şekilde karşılanmasına bağlıdır. “4-K” formülü dediğimiz bu doğal ihtiyaçların aksaması ise; çeşitli rahatsızlıklarının, hatta itiraz ve isyanlarının başlangıcıdır. Bunlar:
1- Kafa
2- Kalp
3- Karın
4- Kişilik (İtibar)

Bir çocuk dünyaya geldiğinde, önce karnının açlığını gidermek üzere ağlamakta ve kendisine gıda ve bedenine-karakterine maya olacak şifalı sütünden emmek üzere anne kucağına bırakılmaktadır. Yani doğal ve doğru olan, öncelikle KARNININ doyurulmasıdır. Ardından; şefkat, merhamet ve sevgiyle KALBİ; yavaş yavaş algılama seviyesine uygun, samimi ve gerçekçi bilgiler, ninniler ve hikâyelerle KAFASI doyuma ve doldurulmaya başlanacaktır. Çocuklara bebeklikten itibaren, sevginin yanında saygı duyulması, ciddiye alınması, itilip kakılmaması, suçlarından dolayı hemen hırpalanmaması… Yani ona bir insan gibi davranılması, kendisine bir kişilik ve onur kazandıracak, özgüveni ve girişim cesareti olan birisi olarak hayata hazırlanacaktır. Yani, İTİBAR ve İTİMAT sahibi olacaktır.
Bu “4-K” formülü; sadece fertler için değil, cemiyetler ve milletler için de gerekli ve geçerli kurallardır.

Kapitalizm ile demokrasi arasında özgürlük üzerinden bağ kuranlar faizin, ülkeleri ve insanları fakirleştirdiği ve sömürdüğü için insan özgürlüğünü kısıtlayan en önemli unsur olduğunu atlamakta veya gizlemektedirler. Bunun için Aziz Erbakan hocamız Adil Düzeni anlatırken; kapitalizmde serbest piyasa olmasına rağmen faizle insanların sömürüldüğünü, sosyalimzde ise mülkiyet hakkının olmamasının yine insanların sömürülmesi olduğunu, dolayısıyla her iki sistemdeki bu unsurların insanın ve tabii devletlerin özgürlüğünü elinden aldığını vurgulamıştır. Ayrıca şu da düşünülebilir; geçmişte kapitalizm insanları sınıflandırmakla kalmamış emeklerini çok katı uygulamalarla sömürmüştür. Bugün insanların emekleri yine sömürülmekte, insanlar hak ettiklerini alamamakta, dolayısıyla fakirliğin verdiği hayat gaileleri ile boğuştuklarından beyinleri özgürleşememekte, olaylar karşısında insani karşı çıkışlarını gösterememektedirler. Yönlendirilmeleri daha kolay olmakta, kısacası emperyalist zalimlerin güdümüne farkına varmadan girmektedirler. Bu daha büyük bir köleleşmedir ve insanlar bir şey yaptıklarını zannederek sistemlere uyumlu köleler haline gelmektedirler. Bu durumu Erbakan Hocamız “siz demkorasi değil demokratur uyguluyorsunuz” diyerek özetlemiştir. Yani halk seçim yaptığını zannediyor fakat kendisine seçtiriliyor.
Ayrıca şimdi demokrasi adı altında batıda uygulanan ve toplumlara model olarak sunulmaya çalışılan demokrasi anlayışına göre iktidarlara 4 ya da 5 yıl gibi süreler tanınmakta ve topluma, bu süre içinde yapılan olumsuzluklara katlanmanın demokratik bir gereklilik olduğu mesajı verilmektedir. Aslında denetim bir nevi sulandırılmaktadır.
İşte bu sebeplerle batının şu anda model olarak gösterdiği demokrasi anlayışı makalenin son kısmında belirtilen değer ölçülerinin ortaklaşa iyi, yararlı, güzel bulduklarının içerisinde olmadığı aşikardır. Ve doğru bulunmamaktadır. Ayrıca şu anda her ne kadar batıda sivil toplumun etkinliği artırılmak istense de dikkatli incelendiğinde bu duruma bir yere kadar izin verilmekte, işin ucu yönetim sistemlerinin kurucularına dokunacağı zaman birçok unsur devreye girerek sivil etki bertaraf edilmektedir. Yani tam bir özgürlük bulunmamaktadır. Halbuki denetimin kamil olmadığı yer de özgürlükten bahsetmek mümkün değildir. Makalenin sonunda belirtilen denetim mekanizması tam ve adil olan, aynı zamanda vatandaşların tamamının aktif olacağı, karar mekanizmaları üzerinde etkin olacağı bir sistemdir. Bunun yanında adil ekonomik düzen içerisinde belirtilen “herkesin ürettiği kadar üretim sonucu elde edilecek gelire ortak olması ve aynı zamanda kendi ürettiğini değerlendirme hakkına sahip olması” hem tam manasıyla serbest piyasa ekonomisini destekleyen, parayı ilk değil son ihtiyaç haline getiren, hatta ülkenin kendi kaynakları ile kalkınmasını sağlayan, faizi ortadan kaldıran, böylece sınıflaşmayı otokontrolle ortadan kaldıran hem de insanlara gerçek manada özgürlük sunan bir mekanizmadır.

EKONOMİ! FAKİRLİK , YÖNETİM
Ülkemizde kuruluştan itibaren bozuk düzen süregelmiştir.

Osmanlı’yı İngiliz-Yahudi-Mason ittifakı yıkmıştı.

Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, İcra İflas Kanunu (İsviçre),Ceza Kanunu ( İtalya), Ticaret Kanunu (Almanya), idare Kanunu (Fransa) dan alınmıştır.
Bu kanunlarla yönetilen Türk milleti dönüşmüştür, değişmiştir.

Eğitim sistemi öyle bir düzen üzerine, öyle bir temel üzerine oturtuldu ki, okuduğunu anlamıyan, karar veremeyen bireyler oluştu.

Tüm bu yaşananlara rağmen ülkemizde bir çok güzel şeylerde olmuştur.

Liberal demokrasi özgürlük, Sosyal demokrasi eşitliği tek başına getirmesi mümkün değildir.

Cumhuriyetimizin 100.yılında 21 yıldır iktidarda olan görüş, tüm geçmişte olanları katmerli bir şekilde, acı vererek, korkutarak çoğaltmıştır. Eğitim düzenini hiçliğe, ahlak mefhumunu yokluğa, ekonomiyi gavura satmıştır.

“Millet fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş”.

Elbette bundan bir kurtluş vardır.
Allah’ın izni, inayeti ile
Milli Çözüm’ün hazırladığı ADİL DÜZEN hükümet sisteminin uygulanması ile olacaktır.

Hüküm Allah’ın dır.

Nasıl ki bir beden midesi boş olunca hastalıklara açık ve enerji olarak bitkin oluyorsa insanlardan oluşmuş olan bir toplum da aç kaldığı vakit her türlü sarsıntı ve felaketle karşı karşıya olacaktır.

Düne kadar “Nass var”diyen Dünya lideri, müslümanların ulul emiri sayın Ekonomist R.T.E, “ben yüksek faize karşıyım” diyerek faizleri düşürmüştü. 

Sayın Ekonomist R.T.E nin iktidarı döneminde, dönemin AKP Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 5 Mayıs 2015 tarihli Yeni Türkiye Buluşması’nda, sağladıkları kredi ve faiz ile ilgili sarfettiği cümleler şu şekildeydi;

2002’de %56 Faizdi, %12 sübvansiyon yapılıyordu, %47 esnaftan faiz alınıyordu. Şimdi %50 sübvansiyon, %4-5 civarında faizlere kadar düştü.
2002’de FAİZ kullanan şey eee…. Kredi kullanan esnafımızın sayısı 63,000 civarında idi ve gittikçe düşüyordu. Şimdi 317,000 geçen sene kredi kullanan esnafımız. Toplamda da 1milyon 100 bin esnafımız kredi kullandı bizim dönemimizde.
Helali hoş olsun. Allah sayısını bereketini artırsın.
Kredi tutarının toplamı 2002’de 153 milyondu, şimdi 2014’te kullanan. 12.5 Milyar. Yani 81 kat arttı. İşte bereket budur! Diye haykırmış ve salonda coşkuyla alkışlanmıştı…

Peki sonra ne oldu…

Türkiye bankalar birliğinin resmi internet sayfasında yayınladığı rapora göre: Mart 2023 itibarıyla, sadece tüketici kredisi ve konut kredisi kullanan toplam kişi sayısı 27 milyon 249 bin kişi, kredi miktarı ise yaklaşık 1 trilyon 99 milyar TL olarak gerçekleşmişti.

Ve beklenen sona gelinmişti…

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon sonuç” iddiasıyla, Faiz indirimleriyle Türk Lirası (TL) değer kaybederken, döviz kurları art arda rekor kırdı. Enflasyon yüzde 85,5’e kadar çıktı ve AKP iktidarının en yüksek seviyesini gördü.

Hazine ve Maliye Bakanı olarak atanan Mehmet Şimşek’in, görevi Nureddin Nebati’den devralırken “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeceği kalmamıştır” demesi, ortodoks ekonomi politikalarına dönüleceği şeklinde yorumlandı ve Hafize Gaye Erkan’ın başkan olarak (ABD tarafından) atanmasıyla birlikte, TCMB’nin faizI artışı başladı. Önce ABD bankası JPMorgan ön gördüğü gibi faiz yüzde 25’e ve sonra Goldman Sachs tahminine göre yüzde 40’a çıkarıldı. 

Yani toplum, kapitalist sömürü düzenin Faiz şey eee… kredi bataklığına itilmiş, tarıma kota konarak, hayvancılığı boğazlayarak, üretim ve sanayinin içini boşaltarak, borç bataklığında kendi başına yalnız bırakılan toplum, çırpınarak can çekişmekteydi.

Hızla artan ve insanı bunaltan hayat pahalılığı ve geçim darlığı nedeniyle, ahlâki ve ailevi yozlaşmalar ve yaygınlaşan umutsuzluklar; sosyal bir felakete dönüşme yolundaydı.

Bu olumsuzluklar bize neyi hatırlatıyor…

Haim Nahum Doktrini 7 maddedir; “Aç bırakacaksın, işsiz bırakacaksın, borca esir edeceksin, dininden uzaklaştıracaksın, böleceksin, böldüklerini birbiri ile çarpıştıracaksın, yumuşak lokma haline getirip yutacaksın…” 

Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın tarihi sözlerini… Hatırladınız değil mi?

Özgürlük ve Demokrasi getirecek olanlar; niyeti bozuk zalimler ve hainler olduklarından, akıbetleri de bozuk olacak ve Sosyalizmin tarihte en güçlü olduğu 90 lı yıllarda Kremlin’de çöktüğü gibi, Kapitalizm de ne kadar pansuman yapılırsa yapılsın ellerinde patladığının herkes farkındaydı. 

Cümle mazlum ve mağdur toplumların dünya ve ahiret saadeti için artık Adil Düzen’e Dünya çapında ihtiyaç vardı.

İnşallah en kısa sürede de kurulacaktı.

“Ekonomik sıkıntılar, sosyal sarsıntıları doğurmaktadır.” Cümlesi bana Haim Nahum Doktrini’ni işaret ettiğini hatırlattı. Bu doktorin: Bir milleti yok etmek için onu dininden uzaklaştırdıktan sonra aç bırakarak, işsiz bırakarak, borca esir ederek onu zayıflatmayı hedefliyor. Yani öncelikle ekonomik yönden zayıflatmak, insanların sadece sosyal hayatını etkilemekten ziyade; psikolojik, siyasi, ahlaki ve dini hatta eğitim hayatlarını da etkilemektedir. Çünkü karnını doyurmak insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Temel ihtiyacı karşılanmamış insan, zaten ruhsal açıdan da mağluptur. Ve gündemle, dünyada olup biten olaylarla ilgilenmek için kendini odaklamakta zorlanır. Aile huzuru bozulur ve mutsuz olur. Ailesinde mutsuz olanın da sosyal hayat ve iş hayatında mutlu olması çok zordur. Bunu bilen Siyonizm ailenin temeline ekonomik yönden sıkıntılar çıkararak en büyük dinamiti koymaktadır. Daha sonra kadın-erkek eşitliği diyerek kadının daha çok yıpratılmasına yönelik hareket etmeye yönelterek aslında kadını hedef almıştır. Ailede kadın mutsuz olursa zaten herkes mutsuz olur. Dolayısıyla çocukların eğitimi de sekteye uğrayacaktır. Bunlar hep birbirine bağlı çarklardır. Oynanan bu oyunun farkına varmak lazımdır. 
Yazıda dikkatimi celb eden bir diğer önemli madde; demokrasi, liberalizm ve kapitalizm üçlüsünün halkı oyalayıp avutmaktan başka bir işe yaramadığıdır. 
Çözüm ise ‘Mutlak Doğru’ları esas alıp ‘Mutlak Yanlış’lardan sakınılarak hazırlanmış “Adil bir Düzen” kurmaktır. Çünkü Adil Düzen; yepyeni ve orijinal bir hukuki ve ahlâki sistem modeli olmaktadır. Ve tarihte başka bir örneği bulunmamaktadır. Gerçek demokrasiye, örnek laikliğe ve yüksek bir ahlâk medeniyetine de ancak böyle ulaşılacaktır. Ancak böyle bir Düzen ile ekonomik sıkıntılar bitecek aynı zamanda siyasi-hukuki, dini-ahlaki, ilmi-eğitim yönünden eksikler giderilecektir inşallah. 
Çok önemli sosyolojik tahlillerle istifade ettiğimiz bir yazı olmuş. Allah razı olsun. 

“Bizim inancımızda İNSAN AMAÇ’tır, İslam ise, insanların olgunlaşması ve huzura kavuşması için bir ARAÇ’tır.

Bir insanın veya toplumun huzur bulması ve onurlu yaşaması, şu dört temel ihtiyacının doğru ve doyurucu şekilde karşılanmasına bağlıdır. Biz bunlara “4-K” formülü diyoruz:

1- Kafa: Eğitim ve öğretimle, hür düşünce yeteneğini geliştirmekle, bilgi ve birikimle doyacak ve olgunlaşacaktır.

2- Kalp: İmanla, maneviyatla, güzel ahlâkla ve vicdani duygularla doyarak itminana kavuşacaktır.

3- Karın: Karınlar helâl ve yeterli gıdayla, ülkede milli sanayi ve tarımın kalkınmasıyla ve herkesin insanca yaşayacağı şartların oluşturulmasıyla doyacak ve huzura ulaşacaktır.

4- Kişilik (itibar): Her insan, doğuştan kazanılan ve temel insan haklarından sayılan; can, mal ve namus emniyetine, din ve düşünce hürriyetine sahip olarak yaratılmıştır. Bu nedenle herkes; dinine, kökenine, kültürüne, düşüncesine ve sosyal statüsüne bakılmaksızın “saygın bir varlıktır”, ve itibar görmek onun hakkıdır.

Bir çocuk dünyaya geldiğinde, önce karnının açlığını gidermek üzere ağlamakta ve kendisine gıda ve bedenine-karakterine maya olacak şifalı sütünden emmek üzere anne kucağına bırakılmaktadır. Yani doğal ve doğru olan, öncelikle KARNININ doyurulmasıdır. Ardından; şefkat, merhamet ve sevgiyle KALBİ; yavaş yavaş algılama seviyesine uygun, samimi ve gerçekçi bilgiler, ninniler ve hikâyelerle KAFASI doyuma ve doldurulmaya başlanacaktır. Çocuklara bebeklikten itibaren, sevginin yanında saygı duyulması, ciddiye alınması, itilip kakılmaması, suçlarından dolayı hemen hırpalanmaması… Yani ona bir insan gibi davranılması, kendisine bir kişilik ve onur kazandıracak, özgüveni ve girişim cesareti olan birisi olarak hayata hazırlanacaktır. Yani, İTİBAR ve İTİMAT sahibi olacaktır. 

Bu “4-K” formülü; sadece fertler için değil, cemiyetler ve milletler için de gerekli ve geçerli kurallardır.”

Kâfirlere ve zalim düzenlere karşı) Sakın gevşeklik göstermeyin, üzüntüye girmeyin (ümitsizliğe düşmeyin). Eğer gerçek mü’minlerden olursanız zaten en üstün sizsiniz. (Ve galip geleceksiniz.)” (Âl-i İmrân: 139)

Allah’tan korkan ve O’na derin ve samimi bir saygı duyan kimse inanır ve bilir ki, Yüce Yaratıcı kendisine itimat eden ve yolunda cihatla gayret gösteren sadıkları asla mağlubiyete uğratmayacaktır. Maddi ve manevi sıkıntılar karşısında mü’min ve mücahit kullarını yalnız bırakmayacaktır. O, kendisine şah damarından ve herkesten daha yakındır. (Kaf

Toplumdaki tükenmişiğin maddi manevi tahribatın, yetmez beyinleri uyuşturularak Allah’ın kitabını yani meali Kerim’i okutmamak, ümitsizlik girdabına düşürüp ne yapalım kadere razı olduk deyip , aslında kaderlerini kendilerinin seçtiklerinin bile farkında olmayan tükenmişlik pisikolojisine bürünen bu toplum inşaallah Adil düzen inkılabıyla yeniden dirilecek …..

Milli görüş Bizim milletimizin tarihi kimliği ruh kökünün kendisidir.
Her şart altında Hakkı üstün tutan bir görüştür,
Milli görüş bir kimlik ve medeniyet projedir.
Milli görüşün kimyası hamuru şu üç şeyden meydanda gelmiştir.
Maneviyatcı olmak , ahirete inanmak,ahiret hayatını üstün tutmak demektir.makam ve menfaat için hâk davadan sapmamak bunu da yapabilmek için nefis terbiyesi lazımdır.nefis terbiyesi nefse esir olmayı değil nefsi terbiye edip olğunlaştırmayı esas almak demektir.

Sorunun tespiti çözümü kadar önem arz eden bir durumdur. Tespit ve teşhis bu bakımdan eşdeğer ağırlıkla değer görmektedir. Günümüzde ilim çevrelerinin, sürekli olarak konuların etrafında dönerek asıl problemi tespit etmiş gibi görünse de bir türlü tespit edememelerinin altında mevcut durum (statüko) dışında herhangi bir imkâna ihtimal vermemeleridir. Peygamber efendimiz sav bir hadislerinde mealen şöyle buyurmuşlardı: “(Anlamadan ve ihtiyaçlarına cevap çıkaramadan) Okuyup tekrarlamak Kur’an değildir. (Başka insanlara ve farklı dönemlere ait bilgi ve becerileri ezberleyip) Nakletmek ise ilim değildir. Kur’an(dan o gün için ihtiyaç duyulan mana ve yorumları çıkarmak) bir hidayet meselesi, (gerçek ve geçerli) ilim ise, ancak özel bir dirayet, kabiliyet ve marifet işidir.
Ramuz-el Ehadis Tercüme Cilt: 2 Sh: 362 No: 9″ Burada günümüzde yaşanan kısır döngünün sebebi ve çıkış yolu net ifade edilmektedir. İlim elde etmek için taklitçi olmak, tek seçenek olarak mevcut kabul görmüş fikirleri ele almak geçerli sayılmamıştır. İlinim diye ifade edilen bir kavramın, ilim olarak değerlendirilmesi için “dirayet, kabiliyet ve marifete” ihtiyaç duyulduğu ifade edilmiştir. İşte bu yüzden ortada bir sorun olduğunu söyleyen çevreler, konu sorunun çözümüne gelince bocalamaktadırlar. Yazımızda da ifade edildiği üzere mevcut kokuşmuş düzenin garabetini ortadan kaldırmak için Adil Düzen’e ihtiyaç vardır. Aksi takdirde dört duvar arasında kalmış insan misali dönüp dolaşmaktan başka bir fiil olmayacaktır.

Evet; “Mutlak Doğru”ları esas alarak ve yine “Mutlak Yanlış”lardan sakınılarak hazırlanmış Adil bir Düzen’e ihtiyaç vardır ki bu; a) İlmi, b) İnsani, c) İslami, d) Orijinal bir yeni sistem olmaktadır.

“Sosyalizm” ve “Kapitalizm” ezen ve ezilenlerin olduğu sömürü düzenidirler ve birbirinin ikiz kardeşidirler.
Ekonomik ve sosyal sorunların asıl sebebi, ezen ve ezilenlerin bulunduğu “Sosyalizm” ve “Kapitalizm” gibi sömürü düzenleridir.
Demokrasiyi kapitalizmi uygulamanın bir aracı görenler “Liberal Demokrasi” söylemini kullanmakta, Liberal Demokrasinin ise siyasal ve ekonomik boyutları ile bir bütün olarak özgürlüğün tesis edilmesiyle kurulacağını, bunu sağlayanın da “kapitalizm” olduğunu savunmaktadırlar.
Demokrasiyi sosyalizmi uygulamanın bir aracı görenler ise “Sosyal Demokrasi” söylemini kullanmakta, Sosyal Demokrasinin ise her şeyden önce insanlar arasındaki tüm eşitsizliklerin giderilmesiyle kurulacağını, bunu sağlayanın da “sosyalizm” olduğunu savunmaktadırlar.
Ancak küresel sistemleri ve ilkeleri, bazı hâkim güçlerin belirlediği… Hatta hangi ülkelere hangi kişilerin işbaşına geleceğine, dolaylı, hatta baskıcı yöntemlerle bu çevrelerin karar verdiği bir dünyada; Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi gibi kavram ve kurumlar halkları avutup oyalamaktan başka sonuç vermemektedir.
Faizci kapitalist düzeni uygulayan, tarımda ve sanayide üreterek kalkınma yerine faizli borç parayla günü kurtarmaya çalışan ucuz kahramanlar ezen ve ezilenlerin bulunduğu sömürü düzenlerinin birer piyonlarıdır.
Dünyadaki mevcut sömürü düzenleri ile ilgili siyasi saptama ve yaklaşımlar önemli ve gerekli olmakla birlikte ortaya somut bir öneri getirmediğinden eksik kalmaktadır.
İşte bu eksiği giderecek ve halka, yöneticileri değerlendirme ve değiştirme imkânı verecek olumlu ve orijinal bir siyasi projeyi Milli Çözüm hazırlayıvermiştir.
Evet; “Mutlak Doğru”ları esas alarak ve yine “Mutlak Yanlış”lardan sakınılarak hazırlanmış Adil bir Düzen’e ihtiyaç vardır ki bu; a) İlmi, b) İnsani, c) İslami, d) Orijinal bir yeni sistem olmaktadır.
Hiç kimsenin itiraz edemeyeceği şu değer ölçülerinin:
1- Aklıselimin, 2- Müspet bilimin, 3- Tarihi tecrübe ve birikimin, 4- Vicdani kanaat ve tatminin, 5- Evrensel hukuk ve adalet prensiplerinin, 6- İlahi Dinin ve Kur’an-ı Kerim’in;
Ortaklaşa, iyi, yararlı ve güzel buldukları DOĞRU, yine bu 6 temel ölçü biriminin ittifakla; kötü, zararlı ve çirkin buldukları ise YANLIŞ’tır.
İşte Adil Düzen doğrulara dayanan ve yanlışları bırakan, yepyeni ve orijinal bir hukuki ve ahlâki sistem modeli olmaktadır. Ve tarihte başka bir örneği bulunmamaktadır. Gerçek demokrasiye, örnek laikliğe ve yüksek bir ahlâk medeniyetine de ancak böyle ulaşılacaktır.

Evet; “Mutlak Doğru”ları esas alarak ve yine “Mutlak Yanlış”lardan sakınılarak hazırlanmış Adil bir Düzen’e ihtiyaç vardır ki bu; a) İlmi, b) İnsani, c) İslami, d) Orijinal bir yeni sistem olmaktadır.

Hiç kimsenin itiraz edemeyeceği şu değer ölçülerinin:

1- Aklıselimin, 2- Müspet bilimin, 3- Tarihi tecrübe ve birikimin, 4- Vicdani kanaat ve tatminin, 5- Evrensel hukuk ve adalet prensiplerinin, 6- İlahi Dinin ve Kur’an-ı Kerim’in;

Ortaklaşa, iyi, yararlı ve güzel buldukları DOĞRU, yine bu 6 temel ölçü biriminin ittifakla; kötü, zararlı ve çirkin buldukları ise YANLIŞ’tır. İşte Adil Düzen doğrulara dayanan ve yanlışları bırakan, yepyeni ve orijinal bir hukuki ve ahlâki sistem modeli olmaktadır. Ve tarihte başka bir örneği bulunmamaktadır. Gerçek demokrasiye, örnek laikliğe ve yüksek bir ahlâk medeniyetine de ancak böyle ulaşılacaktır.

Picture of Samet ÇAĞIL

Samet ÇAĞIL

YORUMLAR

Son Yorumlar
18
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...