DİN TAHRİBATÇISI PROF. İSRAFİL BALCI'NIN SAPTIRMALARI
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı yapan Prof. Dr. İsrafil Balcı, İslam tarihi ve özellikle Asr-ı Saadet süreciyle ilgili, bazı bireysel hataları İslam’ın tamamına teşmil ederek saf zihinleri bulandırmakta ve dinden soğutmaktadır.
“Namaz 3 vakittir”, “Bütün farz namazlar, sünnetle 2’den 4’e çıkarılmıştır”, “Sahabenin birçoğu ölünceye kadar içkiyi bırakmamıştır”, “MİRAÇ olayı yaşanmamıştır”, “Zerdüştlükten İslam’a aktarılanlar vardır”, “Yahudi ve Hristiyanlıktan Dinimize sokulanlar vardır”, “Cuma namazı diye bir ibadet uydurmadır” gibi asılsız iddialar ve iftiralarla Yüce Dinimiz hakkında şüphe tohumları saçmaktadır.
Bu ifsatları ve safsataları duyan duyarlı Müslümanların:
“Yoksa bu şahıs; Dinimizi yozlaştırmak, İslami istikamet ve uhuvveti bozmak, kafaları karıştırıp inançlı insanlarımızı İslam’dan soğutmak ve ‘İslam adına 1450 senedir bize aktarılanların hepsi yalan ve yanlışmış!..’ kanaati oluşturmak için; Malum ve Mel’un odaklarca özel mi kiralanıp kurgulanmıştı?” sorusunu sormalarının ve suizanna mecbur bırakılmalarının bütün suçu ve sorumluluğu bu İsrafil Balcı denen şahsın sırtındaydı. Bilgiçlik kılıfıyla açıkça ve küstahça BEL’AM’lık yapan böylesi sözde İlahiyatçıların Din tahribatı, Batılı barbar müsteşriklerden daha ağırdı. Kendisi gibi İlahiyatçı olan, Kemalist geçinip, yani Atatürk’ü istismar edip aslında Kabbalist (Siyonist) hizmetkârlığı yapan amcasıyla birlikte, aile boyu İslam’ı yozlaştırmakla mı görevli kılınmışlardı? CHP’lilik kılıfına sığınıp böylesine patavatsızca ve pervasızca DİN TAHRİBATI yapılırken, dindar ve duyarlı halkımız soruyor:
• Diyanet İşleri Başkanlığı niye hiçbir teşebbüste bulunmuyordu?
• YÖK Başkanlığı niçin soruşturma açmıyor, görevini yapmıyordu?
• Güya dindar iktidar, Anayasamızın yüklediği, dini ve manevi değerleri koruma sorumluluğunu neden yerine getirmiyordu?
Gelelim bu şahsın zırvalarına…
A- Sayıları yüz binlere ulaşan Sahabe Efendilerimizden, bütünüyle haram kılınmasına rağmen, içki alışkanlığını bırakamayan tek tük insanlar vardı. Taifli Benî Sakif Kabilesinden şair ve edip EBU MİHCEN gibi şahısların varlığı, değil ilim ehlinin, az çok tarih okuyan herkesin malumlarıydı. Hz. Hamza (RA) Efendimizin içki sofraları ise, bütünüyle haram kılınmasından önceki hayatındaydı. Şimdi kalkıp “Sahabenin bile birçoğu hayatının sonuna kadar içkiyi bırakmamıştı!” kanaatini oluşturmak, iftira ve ifsadın daniskasıydı.
Hz. Peygamberimizin Mucizevi Başarısı
Hz. Muhammed Aleyhisselam Efendimiz, tarihin tanıdığı en haklı ve hayırlı bir davanın İlahi kaynaklı, en büyük devrim önderidir.
O; insanlığın en yüksek ideali, en gerçek lideri ve en örnek ve son Peygamberidir.
İslam; her bakımdan çürüyüp çirkefleşen, çözülüp can çekişen insanlığın, akıl ve imanla, ilim ve ahlâkla yeniden dirilişidir.
Hz. Muhammed Aleyhisselam; saadet medeniyetinin, adalet düzeninin, barış ve bereket sisteminin, hem genel prensiplerinin ve temel projelerinin mühendisidir, hem de en kâmil Mehdiyet devriminin müjdecisidir.
100 (yüz) hanelik bir köye, psikoloji ve eğitim uzmanı 10 (on) tane psikolog tabip ve terbiyeci, dünyaca meşhur fikir ehli ve felsefeci göndersek, oranın sakinlerini sigara gibi basit bir alışkanlıktan kurtarmaları için 23 sene fırsat versek, yine de bunu başaramayacakları halde; sigaradan bin beter, içki, kumar, faiz, fuhuş, ırkçılık, hırsızlık, vurgun, soygun gibi her türlü haksızlık ve ahlâksızlığa alışmış barbar ve bedevi bir toplumu, Hz. Muhammed Aleyhisselam gibi, ümmi (zahiren hiçbir eğitim ve öğretimden geçmemiş) bir şahsiyetin, 23 senede manen en mükemmel şekilde terbiye ve tedavi edip, bütün insanlığa örnek sahabeler yetiştirmesi; kendi kız çocuklarını öldürmekten zevk duyan vahşilerden, haksız yere karıncayı ezmekten sakınan merhamet ve adalet timsali insanlar haline getirmesi, Onun Hak Peygamberliğinin, körlerin bile görebileceği kadar açık bir delilidir ve İlahi bir mucizedir.
Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz yalnız Arap milletine ve yalnız bir devre görevli Peygamber olmayıp; kıyamete kadar bütün insanlığa gönderilmiş ahir zaman nebisidir. Kur’an-ı Kerim’de belirtildiği veçhile O, bir Resulüllah olup Cenab-ı Hakkın yeryüzüne göndermiş olduğu son Peygamberdir. Ondan sonra artık nebi gelmeyecektir. Bu hakikat göz önüne alındığında Kur’an-ı Kerim’in son mukaddes Kitap olmasının ve İlahi kanun ve kurallarının insanlığın bütün ihtiyaçlarına cevap verebileceğini ve her devirde hayatiyetini aynen muhafaza edeceğini anlamak iz’an sahibi kimseler için zor değildir. Tarihin en büyük inkılâbı olan İslam dinini bütün insanlığa yaymaya çalışan, yüce Peygamber, Hz. Muhammed (SAV) bu görevini yaparken çok çetin sıkıntı, saldırı ve sarsıntılara göğüs germiştir. Zira milâdî yedinci asrın başlarında, yalnız Arap Yarımadası’nda değil, diğer bütün devlet ve milletlerde ahlâki ve hukuki hayat iflas noktasına gelmiştir. Bu durum, gerçek ve müspet bir dine şiddetle ihtiyacın var olduğunu göstermekteydi.
B- Cuma namazı, sarih ayetler ve sahih hadislerle vardır ve farzdır!
“Cuma namazı yoktur!” diyen bu zırvacı, Cum’a Suresi 9. ayetini hiç okumamış mıydı, yoksa inkârcı mıydı?
“Ey iman edenler, Cuma günü namaz için (ezan okunup) çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ı zikretmeye (ibadet etmeye, Kur’ani hükümleri, cihad ve itaat hutbesini dinlemeye) koşuverin ve alış-verişi bırakıp (camiye gidin). Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır (ve önceliklidir).” (Cum’a: 9)[1]
C- 5 vakit namaz, Kur’an, Sünnet, icma ve içtihatla Farz kılınmıştır!
Bu namazların farzları, sünnetleri ve nafileleri ayrıca 1450 yıllık uygulamalarla kesinlik kazanmıştır. Farzları kılmak şarttır, sünnetleri kılmak sevaptır. Sahabe ve sonraki âlimler üzerinde şüphe bulutları oluşturmak, aslında Kur’an’ı da keyfi yorumlama ve yozlaştırma, hatta bazı ayetleri inkâra kalkışma amaçlıdır. Çünkü Kur’an’ı bize aktaran Ashab-ı Kiram’dır.
• Uzun yolculuğa çıkanlar.
• Talebe olup imtihanlara girecek olanlar.
• Uzun uçak seyahatlerinde mecburen vakitlerini kaçıranlar.
• Askerlik görevinde ve nöbet mahallinde bulunanlar.
• Fabrikalarda ve stratejik kurumlarda, vardiyalı çalışıp hassas teknolojik bölümlerin başından ayrılamayanlar… için, bazı mazeret ve mecburiyetler kapsamında namazları CEM etmek, öğlenle-ikindi farzını, akşamla-yatsı farzını birleştirmek hususunda zaten kolaylaştırıcı ruhsatlar sağlanmıştır. Ama keyfi ve nefsi tembellikle namaz vakitlerini ve rekâtlarını değiştirmek şeytani bir şarlatanlıktır.
Ç- MİRAÇ olayı yaşanmıştır ve Efendimizin Mucizeleri arasındadır!
Ayetlerle ve hadislerle sabit bir hakikati inkâr etmek tam bir şaşkınlık ve çarpıklıktır.
“NOT: [İSRÂ SURESİ ilk ayetlerinde: a- Hem Miraç hadisesinin hikmet ve hedefleri anlatılmaktadır. b- Hem Mescid-i Aksa’nın (Kudüs ve Filistin topraklarının) ve civarının; Doğu Akdeniz Havzası, Türkiye, Mısır, Sudan, Suriye, Irak, İran ve Arabistan yarımadasının, iklim ve bitki ürünleri ve yer altı zenginlikleri bakımından bereketli kılındığı, ve özellikle Hakk Dinin ve büyük medeniyetlerin beşiği yapıldığı vurgulanmaktadır. c- Hem de Beni İsrail’in küfür ve zulüm ehlinin kirli geçmişlerine ve günümüzdeki acı akıbetlerine işaret buyrulmaktadır.]
Bazı ayetlerimizden (ibret ve hikmet mucizelerimizden) kendisine göstermek için, (en makbul ve muhterem) kulunu (Hz. Muhammed’i AS) bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren (oradan da bütün gök katlarına yükseltip kudret ve hikmet eserlerini seyrettiren. Bak: İsrâ-93) O (Allah) Yücedir. (Sübhan olup her türlü hata ve noksanlıktan münezzehtir.) Gerçekten O (her şeyi, herkesi, her sesi ve kalpten geçeni) İşitendir, Görendir. (Öyle ise devamlı O’nun huzurunda bulunduğunuzu unutmayınız.) [Not: Böylece insanlar içerisinden seçip Kendi Zatına en güzel ve en mükemmel Halife makamına eriştirdiği Hz. Muhammed’e (SAV), Kâinatın bütün tabakalarını ve oralardaki harika yaratıklarını bizzat göstermek ve İlahi müjde ve mesajlarını hepsine iletmek üzere, Onu Mİ’RAC’a çıkarmıştır.]” (İsrâ: 1)[2]
Ayeti gayet kesin ve açıktır. Ayrıca İsrâ Suresi 93. ayeti de “‘Yahut (tamamı) altından yapılmış (saray gibi) bir evin olmalı, veya (gözümüzün önünde) gökyüzüne yükselip çıkmalısın. Ayrıca üzerimize, (gökten meleklerle getirilen ve) bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirip (önümüze koymalısın). Aksi halde Senin oraya (göklere) yükselmene (Miraç hadisene) asla inanmayacağız!’ (Ey Nebim, onlara) De ki: ‘Rabbimi (tesbih ve tenzih edip) yüceltirim; Ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım (ki bu dediklerinizi yapayım)?’” (İsrâ: 93)[3] Mi’rac’ın, Mescid-i Aksa’dan sonrasına inanmayanlara, tokat gibi bir yanıttır.
Hâşâ “Miraç olayı yaşanmamıştır. Kudüs’ten sonraki Miraç anlatıları hayal mahsulü rivayetler ve uydurma hikâyelerdir” diyenler Batılı müsteşriklerin şakirtleri konumundadır.
D- İşine gelmediği yerde, hadisleri ve sünneti “gereksiz ve geçersiz” sayan… Ama sıkıştığı yerde de kendi zırvalarına haklılık kazandırmak için “Bu konu Buhari ve Müslim’de de vardır” demek zorunda kalan, ama hadis babını ve numarasını atlayan bu zavallının arsızlığına ve saygısızlığına engel olmak için 19 Mayıs Üniversitesi Rektörlüğü ne zaman bir adım atacaktır? Yoksa bile bile ve çok sinsi bir projenin yürütülmesi hedefiyle mi bunların önü açılmaktadır?
Asılsız ve kasıtlı videolarına: “İslam, Yahudiliğin Arap versiyonu mu?” gibi, saf iman ve itikadı sarsıcı başlıklar atmaktan sakınmayan ve utanmayan bu şahıs, yoksa; “İslam’ı; aslından koparılmış, şirke bulaştırılmış sapkın Yahudiliğin bir devamı gibi sunmaya… Ve bugünkü barbar Siyonizm’in hizmetkârı Muharref Yahudiliği aklayıp meşrulaştırmaya mı” çalışmaktaydı? Şu Mel’un ve Kuduz İsrail’in Gazze’deki vahşetlerini ve bunlardan kurtulma çarelerini hiç anlatmazken, yukarıdaki safsata ve sapkınlıkları sürekli gündeme taşıyan bu adamın, aslı ve amacı ne olaydı?
Avrupalı Bazı İşbirlikçi İmamların İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’a Ziyareti Tartışmalara Yol Açmıştı!
Avrupa’dan bir grup imamın İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’u ziyareti, başta Hollanda ve Belçika’daki Müslüman topluluklar olmak üzere kamuoyunda çeşitli tepkilere yol açmıştı. Ziyaret, 2025 Temmuz başında Fransız imam Hassen Chalghoumi liderliğinde yapılmıştı. Fransa’da uzun süredir devletle yakın irtibatları ve İsrail’e yönelik destekleyici açıklamalarıyla tanınan Chalghoumi’nin liderliğindeki bu ziyaret, özellikle Gazze’de devam eden çatışma ortamı nedeniyle nefretle kınanmıştı. Avrupa’nın farklı ülkelerinden gelen imamlar ve Müslüman toplum liderlerinden oluşan bir heyet, İsrail’i ziyaret ederek barış mesajı verdiği, 8 Temmuz 2025 tarihli ŞALOM gazetesince de doğrulanmıştı. Sn. İsrafil Balcı’nın bu Siyonist uşakları hakkında tek kelime etmemesi de dikkatlerden kaçmamıştı.
Bütün İlahi Dinlerin kaynağı bir olduğu için, hatta iman esasları aynı olduğu için, benzerliklerin bulunması doğaldır. Ancak Yahudilik ve Hristiyanlık (Tevrat ve İncil) tahrifata uğradığı halde, Kur’an-ı Kerim’in orijinal aslı hâlâ korunmaktadır; çünkü Allah’ın özel muhafazası altındadır. Ne var ki, İlahi muhafaza altına alınan Kur’an’ın LAFZI’dır; yoksa anlamı ve uygulanması hususunda bir garanti sağlanmamıştır ve imtihan gereği İsrafil Balcı gibilerin tahrifat ve tahribatlarına fırsat tanınmıştır.
İngiliz Başbakanıyla İlahiyat Prof.ları Aynı Merkezlerde mi Eğitiliyorlardı?
(Bu makale, 1 Ağustos 2024 tarihinde İngiliz The Sun gazetesinde yayımlanmıştır. Çeviri: Laura Edward tarafından yapılmıştır. Bazı düzeltme ve izah edici eklemelerle aktarılmıştır.)
Britanya’nın (İngiltere’nin) Başbakanı Keir Starmer’in bu makalesini dikkatle ve ibretle okuyalım.
Bu makale son derece önemlidir ve yakın tehlikelere işaret etmektedir. Çünkü İşçi Partisi lideri ve Britanya’nın yeni Başbakanı Keir Starmer’in itiraflarını içermektedir. Özellikle HAMAS’ın Aksa Tufanı operasyonundan bu yana hangi işbirlikçi Müslümanlarla ve nasıl ilişki kurduklarını ve onlara ne gözle baktıklarını anlamak için mutlaka dikkatlice okunması gerekmektedir. Bu makale; Britanya’nın köklü gazetelerinden The Sun’da yayımlanıvermiştir.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer İslam düşmanlıklarını şöyle açığa vurmaktadır:
“Kendimize karşı dürüst olmalı ve Arap-İslam dünyasıyla olan ilişkimiz hakkında açık konuşmalıyız. Çocuklarımıza da gerçeği söylemeliyiz ki, bir gün onlarla çelişmeyelim ya da onların düşünce karmaşası ve psikolojik çelişki sendromları yaşamalarına sebep olmayalım. Zira, onların inandığı liberal (insani) değerlerle, bizim ulusal güvenlik ihtiyaçlarımız arasında giderek artan bir çatışma vardır. Bu çatışma; bilgi devrimi, iletişim teknolojisi ve kıtalararası sosyal medya sayesinde daha da derinleşmiş durumdadır.
Gerçekte bizim (şu anda Kur’ani çizgiden ve Muhammed’in izinden ayrılan) İslam uleması ve toplumlarıyla, ya da bizim güdümümüzdeki yönetici kadrolarıyla doğrudan bir sorunumuz yoktur. Çünkü bu rejimler zaten bizim yörüngemizde dönüyor, varlıklarını bize borçlular ve bizim ulusal güvenliğimize hizmet eden politikalar izliyorlar. Kendi ulusal çıkarları ne olursa olsun; Batı’ya bağlı ve bağımlı yaşıyorlar…
Peki öyleyse, İslam dünyasıyla olan esas sorunumuz nerede yatıyor ve nelerden kaynaklanıyor?
Asıl problemimiz, İslam(’ın bizzat kendisiyle ve İslam Peygamberi Muhammed) ile ilgilidir. Çünkü bu din, medeni bir din olarak varoluşsal ve uygarlıkla ilgili tüm sorulara detaylı cevaplar vermiştir. (Yeni ve Adil bir Düzen oluşturmaya müsait kurallar içermektedir.) Ve Batı medeniyetinin giderek solmaya başladığı bir dönemde, İslam ve Muhammed parlamaya ve umut ışığı olmaya devam etmektedir. Bu nedenle İslam’ın temel değerleri olan ayet ve hadislere şüphe tohumları ekilmesi gerekir. Hem de bizim Avrupa toplumlarımızın gayreti içinde! Çünkü, liberal değerler düşünce özgürlüğünü sağladı, kilisenin otoritesini zayıflattı. Öyle ki bu özgür düşünce ortamı, birçok seçkinin ve gencin İslam’ı kabul etmesine yol açtı. Çünkü bu kişiler, İslam’da; ruhsal, psikolojik, varoluşsal ve toplumsal ihtiyaçlarına yeterli ve tutarlı cevaplar bulmuşlardır. Oysa, bizim Batı medeniyetimiz bu ihtiyaçları karşılayamadı ve insanlarımızı çelişkiler içinde bıraktı.
Bu nedenle asıl meselemiz (ve mücadelemiz) İslam’ladır ve bu durum böyle kalacaktır. Çünkü bizim tek seçeneğimiz, her türlü yolla İslami düşünce yapısını ve İslami yayılmayı engellemeye çalışmaktır. Diğer bir seçenek ise, İslam’ın Hak din olduğunu, İsa’nın ve tüm peygamberlerin dini olduğunu kabul etmek olacaktır ki bu da bizi İslam’ı benimsemeye ve Allah’ın yeryüzündeki ve ahiretteki hükümranlığına teslim olmaya taşıyacaktır. O zaman da Hristiyan düşüncesinde din-devlet çatışmasının başladığı noktaya geri dönmüş olacağız. Fakat, burada İslam ile Hristiyanlık arasında büyük farklar vardır. Hristiyanlık tamamen dünyevi heveslerimize uyarlanmıştır, Kur’an ise hâlâ aslını korumaktadır.”
E- Küçük yaşta kız çocuklarının evlenmesi de Kur’an’da yasaklanmıştır!
“Yetimleri, nikâha erişecekleri büluğ çağına kadar (bekleyip-eğitip) deneyin; şayet kendilerinde bir “rüşd” (fiziki ve akli olgunlaşma) gördünüz mü, hemen onlara mallarını (geri) verin. (Rüşde, yani bedeni ve beyni yetişkinliğe erişmemiş küçük yaştaki kız ve erkek çocukların evlendirilmesi caiz ve münasip değildir. Emanet aldığınız mallarını da) Büyüyecekler (ve geri isteyecekler) diye israf ile çarçabuk yemeyin. (Yetim malları konusunda) Zengin olan iffetli ve müstağni olmaya (hak yemekten sakınmaya) çalışsın, yoksul olan da artık ma’ruf (ihtiyaca ve örfe uygun) bir şekilde yiyip harcasın. Mallarını kendilerine (yetimlere geri) verdiğiniz zaman, onlara karşı şahit bulundurun. (Emanet mallarını korumayı üstlendiğinizde ve geri devrettiğinizde resmi kayıt tutun.) Hesap görücü olarak Allah yeterlidir.” (Nisa: 6)
“Göz alıcı güzellik ve özellikteki (birbirleriyle uyumlu ve huzurlu), genç ve yaşıt (cennet) yavukluları. [Not: Bu ayetteki “Etrab=yaşıtlar” kelimesi Sâd Suresi 52. ayette de geçmektedir.]” (Nebe’: 33)
Hz. Peygamber Efendimiz Hz. Ayşe Validemizle 19 yaşında iken evlendikleri tarihi verilerle kesinlik kazanmıştır.
F- Faiz; ekonomi ve ticareti zehirleyen bir haramdır!
“(Farklı isimler ve sistemler içerisinde ve çeşitli şekillerde) Faiz (riba) yiyenler (ve faiz ekonomisini yürütenler; dünyada asla ayakta duramayacak, onurlu ve huzurlu yaşayamayacak, kıyamet günü ise) ancak şeytan çarpmış (sara nöbetine yakalanmış) olanın kalkışı gibi, (Allah’ın kahrına uğramış) olmaktan başka (bir tarzda) kalkamayacaklardır. Bu, onların: ‘Alım-satım da ancak faiz gibidir’ demelerinden (faizi helâl görmelerinden ve faize fetva üretmelerinden) dolayıdır. Oysa Allah, (riskli ve zahmetli) alışverişi helâl, (emek sömürücü ve kan emici) faizi ise haram kılmıştır. Böyle her kime Rabbinden bir uyarı ve yasaklama gelip de (faize) bir son verirse, artık geçmiş (dönemdeki uygulamaları ve kazandıkları) kendisine kalır (ve bağışlanır; bundan sonraki) işi(nin başarısı ve bereketi) de Allah’a aittir. (Devlet ona helâl ve hayırlı kazanç yolları göstermelidir.) Kim de (cahili sisteme) geri dönerek (faizli muameleye devam ederse), artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır. [Not: Bu ayette “Elleziy ye’külü-r riba” (Faiz yiyen kimse) denmeyip; çoğul olarak “Elleziyne ye’külune-r riba” (Faiz yiyen kimseler) buyrulması, yani, ismi mevsulün, cemi müzekker salim kalıbı ile getirilmiş bulunması; asıl tehlikeli ve tahrip edici FAİZ’in, ferdi riba muamelesinden ziyade bugünkü gibi bir sistem halinde ve resmi müesseseler (banka şubeleri) eliyle yürütülen faiz cinsinin olduğuna dikkat çekmek amaçlıdır.]” (Bakara: 275)[4]
“İsrafil Balcı Gerçekleri! Tam Bir Yalan Ustasıdır!”[5]
İsrafil Balcı… Sözde İslam tarihi anlatıyor. Oysa anlattığı şeyin İslam tarihi ile alâkası yok. Her şeyin tersini söylüyor… “Şöyle olmadı, böyle yapıldı, şu yoktur, bu uydurmadır… Aslında inkâr ettiği meseleler de, işine geldiği zaman kaynak olarak verdiği eserlerde geçiyor. İşine geldiği zaman kaynak olarak aldığı eserlerde geçen meseleyi, işine gelmediği zaman “yok” diyerek inkâr ediyor. Klasik Batılı müsteşrikler gibi davranıyor. Mucizeyi inkâr ediyor, Mi’raç’ı inkâr ediyor, yeri geliyor sahabeye iftira ediyor… Mesela eşek eti ile alâkalı bir video yapmış, neden haram kılınmış!? “Sahabe Hayber’i fethedince kaleyi yağmalamış”, sahabeye yağmacı demekten utanmıyor. “Sahabe Yahudilerden yağmalayıp aldığı ve pişirdiği eşeğine el koymuş, Resulüllah da zorla aldıkları için haram diyerek döktürmüş. Yoksa eşek eti haram değilmiş. Mezhepler bu konuda yanlış hüküm vermiş” diyerek gerçekleri saptırıyor. Bu çakma İslam tarihçisi acaba “ganimet” nedir bilmiyor mu? “Allah’ın helal kıldığı ganimeti yağma olarak göstermek için niye böylesine çırpınıyor?” Birincisi; savaş neticesinde alınan bu gibi şeyler ganimet kapsamında alınabilir. Genel bir savaş kanunudur. Ordu bir yere girince her şeye el koyabilir. İkincisi; bu eşek etlerinin kale dışından da alındığına dair rivayetler vardır. Her halükârda Resulüllah bunları döktürmüştür ve bu konuda icma vardır.
Konuları böyle çarpıtıyor, iftira ediyor, her konuda da aynı cinliği yapıyor ve bakın ben size nasıl gözünüzün içine bakarak yalan söylediğini ve dolayısıyla bunun sözlerine kesinlikle itimat edilmeyeceğini göstereceğim. Şu paylaşıma bir bakın. Ne yazıyor: “Abdullah b. Lehî’a dedi ki, ‘Biz herhangi bir fikrimizi yaymak istediğimizde onu hadis formuna sokardık’” Kim demiş bunu? İsrafil Balcı’nın paylaşımına göre, Abdullah b. Lehî’a demiş. Hadis uydururmuş ve bunu fikrini yaymak istediği zaman yapıyormuş!.. Peki doğru mu? Hemen kaynağından bakalım: Abdurrahman el-Mukri dedi ki; “İbn-i Lehî’a’dan işittim, duydum ki, o, bid’at ehli olup bid’atinden dönen (Yani daha önce İslam’a iftiralar dizen) bir adamın şöyle dediğini işitmiş; “biz kendi görüşümüzü geçerli kılmak için onu hadis edinir, yani hadis gibi lanse ederdik ve bakın böyle bir hadis var derdik”, diyor. Bu nakledilen adamın kimlerden olduğu da başka bir rivayette Haricilerden olduğu söyleniyor. Yani Haricilerden bid’at ehli olup ve tevbe eden bir adamın söylediklerini, İbn-i Lehî’a söylemiş gibi naklediyor. İsrafil Balcı yalancısı, sanki bunu İbn-i Lehî’a söylüyormuş gibi aktarıp toplumu aldatıyor.
Evet hadis uyduranlar zaten çıkmıştır. Hadis ilmi ve usulü zaten bunun üzerine ehemmiyet kazanmış ve sistematik bir ilim halini almıştır. Hadis uydurmak nasıl bir yalancılıksa, bir kişinin söylemediğini ona atfetmek de öyle yalancılıktır, iftiradır. İkisi arasında yalan bakımından bir fark yoktur. Ayrıca bir de iftira günahı vardır. İsrafil Balcı’nın da inanın o hadis uyduranlardan bir farkı yoktur. Kendisi de yalan bir tarih uyduruyor. Kişilerin söylemedikleri şeyleri onlara atfediyor, böylece Dini tahrif ve tahribe yöneliyor.
Bakın başka bir örnek vereyim. “Cuma hutbesinin Peygamberimiz döneminde namazdan sonra okunduğunu, Emevilerin ise siyasileştirdikleri hutbeleri dinletmek için namaz öncesine aldığını” söylüyor. Kaynak olarak da Mebsût’un, İbn-i Şebbe’nin Târihu’l Medine’sini veriyor. Arkadaşlar isteyen açıp bu kitaplara bakabilir. Hatta imkânı olanlar açsın baksınlar. Bu kişinin nasıl bir yalancı olduğunu görsünler. Her iki eserde de konunun bayram namazı ile alâkalı olduğunu, Cuma ile alâkasının olmadığını görürler. Evet iki yerde de “iki bayram namazı” başlığı altında geçiyor. Bakın Mebsût’ta ne diyor? “Cuma namazı için şart koşulanlar, bayram namazı için de şart koşulmuştur. Sadece hutbe bunun dışındadır. Çünkü hutbe Cuma’nın şartlarından biridir. Fakat Bayram Namazı’nın şartlarından biri değildir. Bu sebeple Cuma namazında hutbe namazdan önce, bayramda ise namazdan sonra idi. Zira Bayram Hutbesi o vakitte ihtiyaç duyulan şey, hatırlatma ve öğretme Hutbesidir. Dolayısıyla Arafat’taki hutbe gibi namazın şartlarından biri değildir. Cuma günkü hutbe ise namazın yarısı makamındadır. Bayram hutbesinin namazdan sonra olduğuna delil açıktır…” Sonra da bu uydurmacı adam, Mervan’ın bayram namazındaki hutbeyi öne aldığını aktarıyor ve diyor ki Hutbe, Resulüllah (SAV) ve Hulefa-i Raşidin döneminde namazdan sonra idi. Emevîler, namazdan önce okumayı ihdas ettiler. Oysa İmam Serahsî neden bahsediyor, bayram namazından. Bu yalancı Prof. ne diyor? Cuma namazı. Adamlar göz göre göre yalan söylüyorlar. Ama işte bulmuşlar cahil bırakılmış bir kitleyi, her türlü iftira ve ifsatla beyinleri kirletip kilitliyorlar. Ve her satırda, her sayfada ve her videoda aynı şeyler vardır. Çarpıtma, yalan, iftira…
- TÜRKÇE MEAL-İ KERİM – Abdullah-Ahmet Akgül
- TÜRKÇE MEAL-İ KERİM – Abdullah-Ahmet Akgül
- TÜRKÇE MEAL-İ KERİM – Abdullah-Ahmet Akgül
- TÜRKÇE MEAL-İ KERİM – Abdullah-Ahmet Akgül
- Kaynak: Genç Hoca YouTube Kanalı – Link: https://www.youtube.com/watch?v=nturud4n3TU

BEL’AM TAKIMI NE OLACAK Kİ?!
“Bel’am”lık bunların ruhuna işlemiş. İslam’a zarar verme adına yaptıkları girişimlere ses çıkarmayan diyanet mensuplarının bu soytarı Prof. takımından ne farkları var ki? Milli Çözüm yine haksızın karşısında, Hakkın ve haklının yanında olduğunu ispatladı.
Zalim ve hain yöneticilerin ve kan emici sermayenin sağladığı bazı menfaatler karşılığı, din adamı kimliği ile halkı, Hak yoldan ayırmaya ve aldatmaya çalışanlar, zahiren servet ve şöhret sahibi olsalar da, ruhen alçaldıklarını Kur’an bildirmektedir. Para karşılığı etini satan kadınların bayalığı yanında, vatandaşın emanet ettiği temsil ve tercih yetkisini ve vicdani kanaatini satanların SİYASİ BAYALIĞI çok daha beterdir.
“Bizsiz bizi yenemezlerdi, bizimle vurdular bizi
Mikrop saldılar kanımıza, o tıkadı kalbimizi”
Ama kimse unutmasın ki: Başta Din tahripçileri olmak üzere tüm işbirlikçileri ve ağababaları olan Siyonizm ile mücadele eden günümüze ve asrımıza ve aynı zamanda Kur’an’a Tercüman olan MİLLİ ÇÖZÜM vardı… Kimse meydanı boş sanmasındı…
TEVBE SURESİ 9. AYET
(Şu kimseler de müşrik ve marazlı tiplerdir ki) Allah’ın ayetlerini az bir değer (dünya menfaati) karşılığı sattılar, böylece O’nun yolundan (insanları) alıkoydular. (İslam’ı dejenere edip, değiştirip engellemeye çalıştılar.) Onların yaptıkları gerçekten ne kötü bir şeydir.
(BAK: https://www.mealikerim.com/9/tevbe/9 )
Asıl meselesi ve mücadelesi İslam’ın bizzat kendisiyle ve Peygamberimiz Muhammed (SAV) ile ilgili olan…
Her türlü yolla İslami düşünce yapısını ve İslami yayılmayı engellemeye çalışan…
Dinimizi yozlaştırmak, İslami istikamet ve uhuvveti bozmak, kafaları karıştırıp inançlı insanlarımızı İslam’dan soğutmak ve ‘İslam adına 1450 senedir bize aktarılanların hepsi yalan ve yanlışmış!..’ kanaati oluşturmak için; Malum ve Mel’un odaklarca özel mi kiralanıp kurgulanan…
Bilgiçlik kılıfıyla açıkça ve küstahça BEL’AM’lık yapan…
Sözde İlahiyatçıların Din tahribatıyla, MİLLİ ÇÖZÜM TEK BAŞINA MÜCADELE VERMEKTEYDİ!
CHP’lilik kılıfına sığınıp patavatsızca ve pervasızca DİN TAHRİBATI yapılırken…
Diyanet İşleri Başkanlığı hiçbir teşebbüste bulunmuyordu!
YÖK Başkanlığı soruşturma açmıyor, görevini yapmıyordu!
Güya dindar iktidar, Anayasamızın yüklediği, dini ve manevi değerleri koruma sorumluluğunu yerine getirmiyordu!
Din tahribatıyla, MİLLİ ÇÖZÜM TEK BAŞINA MÜCADELE VERMEKTEYDİ!
Açıkçası ben kendilerinden şöyle bir açıklama beklerdim ,Cuma günleri çalışıldığı için cemaat evden değil de fabrikalardan işyerlerinden namaza geldikleri
yorgun terli ve iş arası olduğu için haftada bir olan genel duyuru olan hutbenin tam anlamıyla dinlenilmediğini ve hutbe konularının içeriği daha dolgun olması gerektiğini açıklamasını beklerken maalesef İngiltere başkanının sözleri aklıma geldi ve kime nasıl hizmet ettikleri konusunu düşünmekteyim. Eğer ki efendimiz döneminde yaşamış olsaydı kimin tarafında olduğu olacağı ortada
En’am 128
(Allah-u Teâlâ) Onların hepsini toplayıp haşredeceği gün: “Ey cinn (şeytanları) taifesi, insanlardan (din adamı, ilim erbabı, ilahiyatçı ve hizmet sevdalısı sanılanların bir)çoğunu (ayartıp kendinize yardımcı edindiniz) öyle mi?” diye (sorguya çekecektir). İnsanlardan şeytanları veli edinenler ise: “Ya Rabbi kimimiz kimimizden yararlandık (şeytanlar ve şeytanlaşmış insanlar olarak, yanlış ve haksız olduğunu bile bile birbirimizden dünyalık amaçlar uğruna istifade etmeye çalıştık) ve nihayet tayin ve tespit ettiğin süreye (hesap gününe) ulaştık” diye (suçlarını itiraf edeceklerdir. Cenab-ı Hakk ise) buyuracak ki: “Allah’ın dilediği hariç olmak üzere, sizin içinde süresiz kalacağınız konaklama yeriniz ateştir.” Şüphesiz Rabbin, Hüküm ve Hikmet sahibi olandır, (her şeyi hakkıyla) Bilendir.
https://www.mealikerim.com/6/enam/128
AYETİ KERİME BÖYLESİ KİMSELERİN OLACAĞINI ZATEN BİLDİRMEKTEYDİ. NE VAR Kİ ONLARIN HADLERİNİ BİLDİRECEK MİLLİ ÇÖZÜM DE VARDI. TABİ OLMAYI LÜTFEDEN RABBİMİZE SONSUZ ŞÜKÜRLER OLSUN. TÜM BUNLAR GİBİ ŞEYTAN UŞAĞI TİPLERDEN KURTULMAK İÇİN ADİL BİR DÜZENE İHTİYAÇ VAR. ALLAHIN İZNİVE İNAYETİYLE İNŞALLAH KISA BİR ZAMANDA ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR.
ADİL DÜZENDE İLMİ VE AHLAKİ DÜZENİ HAKKINDA BİLGİ ALMAK İÇİN LİNTEKİ MAKALE OKUNABİLİR;
https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/adil-ahlaki-ve-ilmi-duzen/
İnsanlığın sosyo politik, eko politik alanlar başta olmak üzere sayısız problem, sayısız tahrifat ve sayısız tahribatın etkisi altında kaldığı bir durumda Millî Çözüm taliplilerinin, aziz İslam dinini başta Mealikerim, Asrı Saadet, olmak üzere bütün yönleri, kapsam alanları ile en mükemmel bir şekilde okuyup öğrenmeli ve başta ifsat ehli olmak üzere, işin muhataplarına hakikatleri anlatıp, ulaştırmalı bu konuda maya görevini en güzel bir şekilde ifa etmelidir.
İnsanlığın faize ve fuhşa dayalı bir düzene, kanunlarla mahkum olduğu, Bel’am tiyniyetli tahrifatçı takımının, toplumun elde kalan az buçuk dindar kesimlerini de manevi tahribat altına aldığı ve her türlü haksızlığın ve ahlâksızlığın, çağdaş sihirbazlar olan medya eliyle, yaygın hale getirildiği bir iklimde, Adil Düzenin çağdaş yorum ve içtihatlarına dayanan orijinal proğramlarını, ülkemizde ve dünyada yerleşik hale getirmek en temel zarurettir.
Milli Çözüm’e inanan bir topluluğun, bundan daha elzem, daha önemli, hiçbir gündemi, hiçbir meşguliyeti, hiçbir derdi olamaz..!!
Kitap Ehlinin düştüğü acı sondan, ve bu kesimlerin insanlığa bela ettiği her türlü bağnazlık ve çıkmazlardan Rabbimiz bizleri korusun.. Ve bizleri rızasına ve rıdvanına layık kıldıklarından eylesin.
Yazıda alıntısı yapılan makalede de belirtildiği gibi, Avrupa’nın liberal görüşleri ile güvenlik politikaları arasında çatışma yaşanmaktadır. Özellikle şanlı Hamas’ın Aksa tufanı sonrasında Avrupa’da yükselen İslamiyet tüm politika yapıcılar ve karar alıcılar tarafından tehdit olarak görülmektedir. Siyonizm destekli batının derdi İslam’ın ve Peygamberimizin bizzat kendisiyledir.
Bu nedenle kendilerine çalışan belamları tasnif etmişler, muhafazakar kitlelere muhafazakar belamlar seküler kitlelere seküler belamlar göndermişlerdir. Çünkü mesele kitlenin kendisi değil İslam’ın bizzat kendisidir.
Bakıyorsun AKP ve sağ takipçilerine onların hoşlarına gidecek şeyleri söyleyen sürekli Atatürk’e ve laiklik’e sallayan (ama AKP’nin din tahribatçılığını ve siyonizm hizmetkarlığını saklayan) din tahribatçılarını göndermekte, CHP ve sol takipçilerine de yine dini değerlerimize sallayan haşa peygamberimizi ve sahabe efendilerimizi itibarsızlaştırmaya çalışan din tahribatçılarını göndermektedir.
Şu an yöneticilerin her yaptığına kılıf uyduran sultan sofrasına oturmuş din istismarcıları neyse toplumun muhalif kesiminin zihnini bulandırıp onları islam düşmanı yapmaya çalışan İsrafil Balcı gibileri de aynıdır.
Ve iktidara zarar vereceğini düşündükleri her konuda çok hassas ve hızlı bir radar gibi çalışan düzenleyici ve denetleyici kurumlar nedense böyle belamcıkların yaptıklarını görmezden gelmekte, tahribatlarına müsade etmektedir.
Allah’a hamdolsun yine Milli Çözüm en ilmi yöntemlerle bu belamların ipliğini pazara çıkarmış bu kirli oyunları deşifre etmiştir. Allah hocamızdan razı olsun.
DİKKAT! UYARISI VE MÜJDE...
Prof. Dr Necmettin Erbakan Hocamız “Biz her taşın altında Yahudi var demiyoruz, fakat hangi taşı (yalan, ifsat, sıkıntı ve saldırı) kaldırırsak altından Yahudi çıkıyor!” diye buyurmuşlardı. Televiv’de Hahamlara eğitim veren “İslam üniversitesinin”ve özellikle Türkiye ve islam coğrafyasında ajan olarak çalışan bu bel’amları en iyi şekilde Erbakan Hocamız ve Milli Çözüm dergimiz kitap ve makaleleriyle bunların ipliğini pazara çıkarmıştı. Yine bizlerin de katıldığı Erbakan Hocamızın bir sohbetinde “İstisnasız bütün partilerin kilit noktaları Siyonizim tarafından işgal edilmiştir!” uyarıları bizleri “İsrafil Balcı” gibi dini yozlaştıran ve nifak tohumu ekenlerin İlahiyat fakültelerinde ve diğer kurumlarda verecekleri tahribatlara dikkat çekmekteydi.
İngiliz Başbakanının açıkça “İslam hakikatine fikren yenildik buna tedbir almalıyız!” anlamındaki açık endişe ve uyarıları bütün bir Emperyalist ve Siyonist dünyanın artık yıkılıp; yeni İslami, insani, ilmi bir düzen olan Adil Düzenin işaret fişekleriydi. Bu güne kadar kendi itiraflarıyla “fikren yenildik” manasında ve “her ne olursa olsun bu İslami uyanış ve dirilişe şiddetle karşı çıkıp mücadele etmeliyiz!” anlamındaki bu Şeytani çağrı belkide en açık ve net şekilde Batılın yenilgisinin ve şeytani hesaplarının ilanıydı. İşte bu bir zaferdi.
Batılın fikren yenilmesi Milli Görüşün zaferi, mücahit HAMAS direnişinin dünyayı uyandırması fiili cihadla ortaya koyulan diğer bir zaferdi.
Şimdi artık Armageddonun kızıştığı döneme girmekteyiz. Milli Çözüm öncülüğündeki en büyük asıl ve asil zaferin arefesindeyiz. İnşallah Milli Çözüm Enbiya suresi 18. Ayetinin “Hayır, aksine; doğrusu Biz Hakkı Bâtılın tepesine fırlatırız, O da onun beynini parçalayarak mahvedip bitirir. (Kur’an’a, Resulüllah’a ve insan haklarına dayalı hayır ve huzur sisteminin ana hatlarını ve Siyonizm’in perde arkasını sadık kullarımızla topluma bildiririz, böylece inkârcı zalimleri deşifre edip deviririz. Ardından) Bir de bakarsın ki, o (bâtıl ve barbar rejimler, zalimler ve işbirlikçiler yıkılıp) yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı; “sözünde durmaz, süper güçlerle başa çıkamaz” gibi zanlardan ve) nitelendirdiğiniz yakışıksız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size! [Not: Beyni parçalanan ve fikriyatı boşa çıkarılan bâtıl ve barbar sistemin, geri kalan görkemli gövdesinin çökmesi ve çözülmesi artık kolay ve kaçınılmaz olacaktır.]”müjdesinin muhatabıydı. Ve “Erbakan ne yaptı, Milli Çözüm ne ki?!” diyerek alaya alanların en büyük yürek acısı bu ayetin müjdesi ve yaşanacak büyük zafer olacaktı.
“Görenedir görene, köre ne ki köre ne?!”
İsrafil Balcı’nın Yüce Dinimiz İslamı yozlaştırmaya çalışması Din İstismarcılarının işini kolaylaştırmakta, makalede değinildiği üzere Cenab-ı Hakkın koruması altında olan Kur’an-ı Kerim’in lafzıyken,içi boşaltılıp siyonizme köle Müslümanlar yetiştirmek için her koldan çalışılmaktaydı. Bir taraftan Miraç hadisesi ve mucizesi yalanlanırken Müslümanların Kudüs hassasiyeti köreltilmeye çalışılmaktaydı. Ayrıca Kudüs’teki katliam 7 Ekim 2023 Hamas’ın Şanlı harekatıyla beraber tüm İnsanlığı ilgilendiren bir mesele haline dönüşmüştür. Zaten her şeyden önce Dinimiz; diline ırkına mezhebine ve inancına bakmaksızın zulme son vermeyi mazlumun ve ezilenin yanında olmayı emretmektedir.
Keir Starmer’in korkularına çare olmak için (insanlığın tek kurtuluşunun İslam Din’i ve prensipleri olduğunun farkedilmemesi için) yerli yabancı işbirlikçilerin can hıraç çalışmakta oldukları anlaşılmaktadır.
Sözde Dindar iktidar döneminde Din tahribatı son sürat devam etmektedir. Yüce Milletimizin bu oyunu bozacağı günler yakındır.
Eski sözde İlahiyatçı Yaşar Nuri Öztürke ait vakfın üyesi, edep ve erdem yoksunu İsrafil Balcı, hakkında kendisine ait X hesabından yaptığı paylaşımlara bir kaç dakika bakmak onun hakkında yeterli kanatimin oluşmasına yetti. Yetmez kendi sine ait x hesabı sayfasında yazan Sadece kendime göre doğruları anlatıyorum yani kaynak olarak hiçbir İslamı dayanağım yok tarzındaki yaklaşımı Zaten ilahiyacı olduğunu zanneden bu şahsın öğretim üyeliğinin ne derece geçerli veya kimler tarafından özel olarak dini ve dini değerleri dejenere ettirmek için o makamlara getirildiğinin göstergedir. Pek muteber olmayan bu sapkın kişinin tek amacı İslamı yozlaştırmak olduğu sırıtmaktadır. Peki sapkın kişileri resmi kurumlarda görev verdiren zihniyette ne demeli Fetö zihniyeti tam gaz çalışmalarına devam etmektedir.
Şükür ki ipliğinizi pazara çıkaran Milli Çözüm dergisi var. Allah emeği geçenlerden ebediyyen razı olsun.