SP'NİN KALKINMA PLANI
VE
AKP'NİN “NADİR ELEMENT” PAZARLIĞI
Trump’ın ‘Nadir Element’ Sevdasıyla Orta Asyalı Liderleri Ağırlaması
ABD Başkanı Donald Trump, 6 Kasım 2025’te Beyaz Saray’da Orta Asya’dan beş ülkenin liderleriyle bir toplantı yapmıştı. Amaç, akıllı telefonlardan elektrikli araçlara ve savaş uçaklarına kadar yüksek teknolojili cihazlar için gerekli olan “nadir toprak elementleri” için yeni kaynaklar bulmaktı. Trump; Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan liderleriyle önce Oval Ofis’te ikili görüşmeler yapmış, ardından bir çalışma yemeğinde buluşmuşlardı. Nedense “Türk Cumhuriyetlerine sahip çıkma” sevdasındaki AKP İktidarı ve Cumhur İttifakı hiç hesaba katılmamıştı.
Trump akşam yemeğinde yaptığı konuşmada “Ekonomik ortaklıklarımızı güçlendiriyor, güvenlik iş birliğimizi geliştiriyor ve genel bağlarımızı genişletiyoruz,” buyurmuşlardı. Ayrıca bu ülkelerin bir zamanlar Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan İpek Yolu’na ev sahipliği yaptığını hatırlatmıştı. Trump ayrıca “Ne yazık ki, önceki Amerikan Başkanları bu bölgeyi tamamen ihmal etti!” itirafında bulunmuşlardı. Beyaz Saray’daki görüşmeler, Trump’ın Çin ile nadir toprak elementlerinin ihracatı konusundaki gerilimi geçici olarak yumuşatmasının ardından yapılmıştı. Ekim 2025’te Pekin, bu kritik minerallerin ihracatına yeni kısıtlamalar getirmiş, ancak Güney Kore’de yapılan Trump-Xi görüşmesinden sonra bu kısıtlamaların bir yıl erteleneceğini açıklamıştı.
Washington artık Çin’i baypas edecek yeni yollar aramaktaydı. Çin, dünya nadir toprak madenciliğinin yaklaşık %70’ini, işleme kapasitesinin ise %90’ını elinde tutmaktaydı.
Daha önce Kazakistan ve ABD nadir toprak mineralleri anlaşması imzalamıştı.
Kazakistan ile ABD arasında nadir toprak minerallerinin çıkartılması ve tedariki alanında stratejik iş birliği anlaşması sağlanmıştı. Anlaşma, Kazakistan Sanayi ve İnşaat Bakanı Yersain Nagaspayev ile ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick tarafından imzalanmış; törene Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev de katılmıştı. Kazak makamlarından yapılan açıklamada, bu mutabakat zaptının iki ülke arasındaki ekonomik ve stratejik bağları güçlendireceği ve özellikle yeşil ve yüksek teknoloji sektörlerinde kritik minerallerin önemi bakımından yeni bir dönemi başlatacağı vurgulanmıştı.
Cumhur İttifakı’nın Maden Yağmacılığı!
EMEP Milletvekili Sevda Karaca, 2026 bütçesini eleştirerek, “Ülke kaynakları emperyalist hammadde açlığı için peşkeş çekiliyor; işçiler ölüyor, doğa yok oluyor, iktidar sadece siyasi çıkarlarını düşünüyor!” diye uyarmıştı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesi görüşmelerinde söz alan Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, iktidarın emperyalist hammadde zincirine eklemlenmek için ülke kaynaklarını peşkeş çektiğini vurgulayarak, “Bu bütçe, uluslararası sermayenin hammadde açlığını doyurmak uğruna ülkenin tüm varlıklarını emperyalistlerin talanına açan yeni sömürgeci düzenin kataloğudur. Bu bütçeye; öldürülen, yoksullaşan enerji ve maden işçileri de katledilen doğa da yerinden yurdundan edilen köylü de hayır diyor, biz de hayır diyoruz” diye çıkışmıştı.
“Bakanlığın internet sitesinde bir sekme vardı: ‘Neden Türkiye’ye yatırım yapmalı?’ başlıklı metin İngilizce hazırlanmış bir ‘maden yatırım rehberi’ konumundaydı. Haritada yer altı kaynaklarımız tek tek işaretlenmiş durumdaydı. Altın nerede, bakır nerede, gümüş nerede, ne kadar rezerv var, nasıl ulaşılır? Hepsi yazılmıştı. Yetmemiş, bir de not düşülmüştü: Henüz keşfedilmemiş ama keşfedilmeyi bekleyen rezervler de vardı. Ülkenin yer altı zenginliklerini yabancı tekellere yatırım kataloğu olarak sunup, sonra çıkıp bize ‘yerli ve milli madencilik’ masalı anlatıyorlardı. Ne yazıyor o katalogda? Jeofizik haritalar hazır, koordinatlar açıktı. Yabancılara vergi muafiyeti, ruhsat kolaylığı, 50 yıllık garanti sağlanacaktı. Kârınızı maksimum düzeye çıkarın çağrısı yapılmaktaydı. Özcesi şuydu: Kaynaklar bizden, garanti bizden, kâr sizden… Bu fırsatı kaçırmayın! Sömürge madenciliğinin, emperyalist yağmanın en yalın hali sunulmaktaydı.”
Sömürücü sermayenin açlığını doyurmak için ülke kaynakları emperyalist talana açılmıştı!
“Ülke kaynakları emperyalist hammadde açlığı için peşkeş çekiliyor; işçiler ölüyor, doğa yok oluyor, ülkemizin yer altı kaynakları talan ediliyor!” diyenler haklıydı.
Bakanlığın hazırladığı katalogda hâlâ İliç katili Kanadalı şirketin ortağı Anagold’un adı da yer almıştı. “Şimdi aynı şirket, Artvin’in Hod Vadisi’nde 495 futbol sahası büyüklüğünde yeni bir maden kurmaya hazırlanıyordu. Toprağın %71’i maden ruhsat alanına çevrilmiş bir kentimiz böyle peşkeş çekiliyordu. İşçi ölüyor, doğa yok oluyor, halk zehirleniyor; ama şirketler hâlâ bu ülkede cirit atıyordu. Ne güzel memleket değil mi? Talan serbest, hesap yoktu. Bu tablo, diğer tekellere de açık bir davetiye oluyordu; gelin, siz de buyurun… Bu ülke sizindir. Ve bunun adına da ‘yerli ve milli kalkınma’ deniyordu. Bundan daha iyi ‘yatırım teşviki’, daha iyi ‘motivasyon’ olur muydu?!”
AKP iktidarının hazırladığı katalogda sadece madenlerin değil, işçilerin de pazarlandığı sırıtıyordu. “Bakın ne yazıyordu: ‘Ortalama yaş 33, genç, dinamik, verimli işgücü hazırdır!’ ‘Bol, ucuz, itiraz etmeyen işçilerimiz vardır! Gelin sömürün!’ deniyordu. Ve bu iktidar kendi halkını bu şekilde pazarlamaktan sıkılmıyordu!..”
İktidarın “Bağımsızlık anlayışı”: Kendi toprağında, yabancı şirketlerin hizmetçisi olmak mıydı?
“Gabar’dan yılda 2 milyar dolar değerinde petrol çıkarıyoruz” sözleri de boştu. “Bizim petrolümüz” dediğinizi ABD’li şirketler çıkarıyordu. Kaynak halkın, kazanç Amerikan sermayesinin oluyordu. Gabar’da işçiler köle gibi 12 saat çalışıp, 25-30 bin lira maaş alıyordu. İtiraz edene “defol git” deniyordu. İşte ‘enerjide bağımsızlık’ dedikleri tam olarak buydu: Kendi toprağında, yabancı şirketin kölesi olmaktan hiç utanılmıyordu!
Nadir toprak elementlerine ilişkin Bakan Bayraktar “Beylikova’da 694 milyon ton rezerv bulundu.” diyerek övünüyordu. “Ama bu rezervleri işleyecek teknoloji, laboratuvar, rafineri kapasitesi Türkiye’de yoktu. ABD Ukrayna’nın madenlerine el koyarken, Türkiye Beylikova’daki rezervleri ABD pazarlık masasına koyuyordu. Sömürge Valisi gibi ‘Bizde hammadde var, sizde teknoloji var, gelin üstüne konun’ deniyordu. Bağımlılığı arttırarak bağımsızlık edebiyatı yapılıyordu. Üstelik sonunda asidik sular yer altına sızacak, radyasyon riski artacak, tarımın kökü kurutulacaktı. Cevheri sömürecek, çöpü buraya bırakacak, kâra el koyacaklardı. Ülkemiz: Çin’in kanser köylerine, Kongo’nun çocuk işçi madenlerine dönmüş olacaktı. Yani Beylikova kendi madeninin çamurunda boğulacaktı.”
“Soruyoruz: Daha meslek hastalıklarının bile kayıt altına alınmadığı bir ülkede, iş cinayetlerinde dünya rekoru kıran bir düzende, ÇED raporunu şirketin kendisi yazarken, grev hakkı yasaklanırken; radyoaktif NTE sahasında işçiler ve halk kesimleri nasıl korunacaktı? Sizin maden patronu vekilinizin Erzincan İliç’teki kimyasal atık havuzu taştı, suya toprağa karıştı. O vekilin imzasıyla maden yasası yaptınız… Bu halk size nasıl güven duysunlardı?”
“Siz emperyalist hammadde zincirine eklemlenmek için bu ülke kaynaklarını peşkeş çekiyorsunuz!” Türkiye’deki madenlerden edilen kârı, ortak dev hissedarlar aracılığıyla ABD’li savaş şirketlerine akıtıyorsunuz. Bunlar ise “Filistin’de halkın üstüne bomba olarak yağıyor. Bizim halkımıza iş cinayetleri, sefil çalışma koşulları, suyuna, toprağına, havasına kirlilik olarak dönen madenlerin ekmeğini emperyalistlere yediriyorsunuz. Bu bütçe uluslararası sermayenin hammadde açlığını doyurmak uğruna ülkenin tüm varlıklarını emperyalistlerin talanına açan yeni sömürgeci düzenin kataloğudur. Bu bütçeyle öldürülen, yoksullaşan enerji ve maden işçilerinin, katledilen doğanın ve çevrenin ve yerinden yurdundan edilen köylülerin ahını yükleniyorsunuz!” diyenler haksız mıydı?
15 yılda 386 bin maden ruhsatı dağıtılmıştı!?
285 maden ruhsatının iptaliyle ilgili davanın duruşması 28 Kasım’da Ankara’da yapılacaktı. 2008-2023 yılları arasını kapsayan 15 yıllık dönemde 386 bin maden ruhsatı dağıtılmıştı. Türkiye’nin dört bir yanında halkın tüm tepkilerine karşın sürdürülen vahşi madencilik projelerine karşı bir yandan da hukuk mücadelesi verenler vardı. Çok sayıda sivil toplum örgütü ve çevre derneğinin 285 yeni maden sahası ihalesine karşı Ankara 13. İdare Mahkemesi’nde açtığı davanın duruşmasından bakalım neler çıkacaktı?
ABD’nin gözünü diktiği, Venezuela’nın yer altı kaynaklarıydı!
Dünyanın en zengin petrol ve maden rezervlerine sahip ülkelerinden Venezuela, bir kez daha Washington’ın kuşatması altındaydı. ABD, “uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele” bahanesiyle Karayipler ve Pasifik’e savaş gemileri, bombardıman uçakları ve hatta uçak gemisi yollamıştı. Ancak Caracas bu operasyonların gerçek amacının ülkenin enerji kaynaklarını denetim altına almak ve siyasi yönetimi değiştirmek olduğunu vurgulamıştı. Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun başına konan 50 milyon dolarlık ödül ve CIA’nın darbe hazırlıkları da bu planın bir parçasıydı. Uyuşturucu ile mücadele iddialarında samimi iseler Yahudi sermayesinin Kanada’daki özel uyuşturucu çiftliklerine niye dokunmazlardı?
Venezuela, 303 milyar varilin üzerindeki kanıtlanmış petrol rezerviyle dünyada ilk sırada yer almaktaydı. Ülke, ayrıca 201 trilyon fit küp doğal gaz rezervi ve 7 bin tonun üzerinde tahmini altın potansiyeliyle devasa bir enerji ve maden merkezi konumundaydı. Washington’ın bölgeye ilgisi, sadece bu zenginlikleri ele geçirmekle değil, Latin Amerika’da ABD’ye direnen hükümetleri bastırma amacını da taşımaktaydı!
Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan’dan “Türkiye Kalkınma Planı” tanıtımı…
“Montaj ekonomisini bırakıp üretim zinciri kuracağız” çıkışı!
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) Konferanslarının açılış programında konuşarak, partisinin hazırladığı “Türkiye Kalkınma Planı” vizyonunu kamuoyuyla paylaşmıştı. Arıkan, plan kapsamında 41 master proje ile 2,5 milyon kişiye istihdam, 528 milyar dolar Gayri Safi Milli Hasıla katkısı ve ihracat fazlası veren bir ekonomi hedeflediklerini vurgulamıştı.
“Kapitalizmin giydirdiği deli gömleğini yırtacağız” uyarısı
Konuşmasında mevcut ekonomik düzeni “küresel bir sömürü düzeni” olarak nitelendiren Arıkan, “Kapitalizm bir araçtır, esas aktör Siyonizm’dir. Türkiye’yi bu sarmaldan kurtarmak, borç ve faiz düzeninden çıkarmak zorundayız. Biz bu zinciri kırmak için Türkiye Kalkınma Planı’nı hazırladık” ifadelerini kullanmıştı. Türkiye’nin son 23 yılda dış borcunun 100 milyar dolardan 600 milyar dolara çıktığını hatırlatan Arıkan, “Bu tablo Washington Uzlaşısı’nın bir sonucudur” tespitini yapmıştı. (Not: Oysa Türkiye’nin toplam iç ve dış borcu 1,5 trilyon doları aşmıştı ve Milli Çözüm bunu defalarca açıklamıştı.)
“Fabrika kurmak, şehir kurmaktır” hatırlatması
Arıkan, yeni planın merkezinde “Anadolu’yu yeniden üretimin kalbine dönüştürmek” hedefinin bulunduğunu belirterek, “Bir fabrika kurulduğunda etrafında evler, okullar, pazarlar ve yeni yaşam alanları oluşur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Karabük bunun örneğidir. Biz Anadolu’yu yeniden kalkındırmak istiyoruz” diye konuştu. Planın ilk adımının madencilikte katma değerli üretim olduğunu vurgulayan Arıkan, “Kromu ham madde olarak satmak yerine paslanmaz çeliğe dönüştüreceğiz, nadir toprak elementlerimizi stratejik sanayi girdisine çevireceğiz” ifadelerini kullanmıştı.
41 master proje: Toryumdan mikroçipe SP programları
Arıkan, 41 büyük ölçekli sanayi ve teknoloji projesini içeren planın ayrıntılarını da paylaştı. Projeler arasında şunlar öne çıktı: Toryum Reaktörleri ile enerji bağımsızlığı, Yarı İletken ve Mikroçip Fabrikası, Paslanmaz Çelik Üretim Tesisi, Maglev Süper Hızlı Tren Altyapısı, Milli İlaç ve Etken Madde Üretim Tesisi, Hidrojen Yakıt Hücresi ve Elektrikli Araç Motoru Sanayii, Yolcu Uçağı Fabrikası, Ata Tohumu Üretim ve Dağıtım Merkezi ve Milli Faizsiz Kalkınma Bankası.
“Eğer yolcu uçağı üretmezsek, Boeing’e bağımlı kalırız” vurguları.
Havacılık projeleri arasında iki ayrı yatırımın yer aldığını belirten Arıkan, “Yolcu uçağı üretmezseniz dışarıya bağımlılık bitmez. Bu yatırımlar yalnızca uçak değil; kompozit malzeme, aviyonik sistemler ve yazılım gibi yan sanayileri de geliştirecek” demişti.
Tarımda “KİT modeli” ve ata tohumu hamlesi şarttır!..
Arıkan, tarımsal üretim için üreticiyle tüketici arasındaki aracılığı ortadan kaldıracak Tarımsal KİT Modelini devreye alacaklarını açıkladı. Ayrıca tarım ilaçları ve gübre üretim tesislerinin kurulacağını, yerli ata tohumlarının yeniden yaygınlaştırılacağını belirtti. Tüm yatırımların finansmanında Milli Faizsiz Kalkınma Bankasının rol üstleneceğini söyleyen Arıkan, “Stratejik sektörlere uzun vadeli, proje bazlı finansman sağlayacağız” diye konuşmuştu.
“Türkiye’nin her yerinde üretim ateşi yanacaktır”
Arıkan, kalkınma planının yalnızca üretim ekonomisini değil, adil gelir dağılımı ve bölgesel kalkınmayı da kapsadığını ifade ederek şunları söyledi: “Türkiye, enerji ve sanayi alanında kendi gücünü harekete geçirmedikçe tam bağımsız olamaz. Devlet yeniden üretimin öncüsü olacak. Çünkü fabrika kurmak, şehir kurmaktır; üretmek, özgürleşmektir.”
“İnanırsanız başarırsınız” sloganı!
Konuşmasını merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a atıfla tamamlayan Arıkan, “Her şey hayalle başlar, onun temelinde ise inanç yatar. İnanırsanız başarırsınız. Erbakan Hocamızın açtığı yol devam ediyor. Kadrolarımızla, projelerimizle, planlarımızla iktidara hazırız” ifadelerini kullanmıştı.
Öyle anlaşılıyor ki, Sn. Arıkan sözlerinin sonunda “Erbakan Hocamızın açtığı yol devam ediyor.” diyerek Milli Çözüm’ün korkusundan bela savma cinsinden Erbakan Hocamızı zikretmek zorunda kalmıştı; Oysa Erbakan’ı asıl anmanın Onun Adil Düzen Projelerini sahiplenip savunmak olduğunun farkındaydı, ama bu gerçekler sinsi bir niyetle ve özenle saklanmaktaydı.
Evet ve elbette bunlar özel ve güzel amaçlar ve gerekli açılımlardı. Ancak daha önce yanıtlanması gereken iki soru (ve sorun) vardı:
1- SP, bütün bunları yapma imkânı bulacağı iktidara nasıl taşınacaktı? Siyaset sahasında, hangi politika ve programlar halka sunulacaktı? Hem ekonomik hem de ahlaki-psikolojik yönden, iflasın eşiğine gelmiş AKP iktidarından artık iyice bıkmış-usanmış olan topluma nasıl umut aşılanacaktı? Ve maalesef yıllardır, bu yönde ciddi, cesaretli ve ümitlendirici adımlar niye atılmamıştı? “Umut ve ufuk” denince halkın aklına ilk gelen “ERBAKAN” gerçeğini ve Onun “Adil Düzen ve İslam Birliği Projelerini” unutturarak, hatta teşkilatlarda bunların konuşulmasını yasaklayarak mı bu kutlu hedeflere ulaşılacaktı? Yoksa CHP’nin kanatları altına sığınarak veya ayarları ve amaçları belli Ahmet Davutoğlu’nun ve Ali Babacan’ın arkalarına takılarak mı badireler aşılacaktı?
2- İkinci ve daha önemli soru (ve sorun) ise; diyelim ki tek başına veya koalisyonla iktidar olundu… Peki Siyonist merkezler ve onların güdümündeki Batılı (Haçlı) Güçler, bu kalkınma programlarına, yer altı ve yer üstü kaynaklarımızın bağımsız kullanımına, yeni ve yeterli fabrikaların kurulmasına fırsat tanıyacaklar mıydı? Çeşitli savsaklamalar hatta açık saldırılarla yolumuzu tıkamaya çalıştıklarında, hangi caydırıcı ve sonuç alıcı tedbirlere başvurulacaktı?
Bu sorular yanıtlanmadan ve toplum vicdanı bu yanıtlarla yatışmadan hiçbir sonuç alınamayacağını halkımız da bilip durmaktaydı. Yani biz bu soruları (ve sorunları) bir nevi topluma tercüman olarak hatırlatmış olmaktaydık.
Milli Savunma Alanında Türkiye’nin Teknolojik Atılımları ve Erbakan’ın Harika Hazırlıkları!
ESAM’ın tarihi ve Müslüman ülke temsilcilerine yönelik özel bir toplantısında rahmetli Başbakanlarımızdan Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız: Çağımızın dönüşüm projelerini şöyle açıklamıştı:
27 Mayıs 2006’da İstanbul Ali Sami Yen Stadı’nda muhteşem bir katılım ve coşkuyla kutlanan İstanbul’un Fetih Yıldönümü şöleninden bir gün sonra: Grand Cevahir Kongre Sarayı’nda ESAM tarafından düzenlenen ve İslam dünyasından yüzlerce devlet adamı ve ilim erbabının katılımı ile gerçekleşen, Milli Çözüm Ekibi olarak bizlerin de iştirak ettiğimiz “Müslüman Toplulukları ve Sorumlulukları” konulu ilmi konferansta Erbakan Hoca;
• İslam dünyasının ve insanlığın temel problemlerini ve sebeplerini,
• Kurtuluş çarelerini ve çözüm projelerini,
• Bunlarla ilgili yeni fikir önerilerini, fiili tatbikat örneklerini ve başarılı pratiklerini, çok akıcı bir dille ve çarpıcı misallerle anlatmıştı ve bunlar Milli Çözüm Dergimizde defalarca yazılmıştı.
Artık pilotsuz uçaklarımız hazırdı:
ASELSAN ve TAI-TUSAŞ gibi milli müesseselerimizin ve Teknoloji Araştırma Şirketlerimizin ürettiği pilotsuz uçakların yapımı tamamlanmış, dünyadaki örneklerinden daha üstün ve etkin konuma ulaşmışlardır. Simülatör sistemiyle, bu uçakların kendisine zarar vermeden çok çeşitli denemeler rahatlıkla yapılmıştır. Bütün bunlarda seri imalat safhasına gelinmiş durumdadır. Her türlü silah ve teknolojik araç ve gereçler üretilip savunma ihtiyaçlarımız için hazırlanmıştır. Bütün bu özgün başarı ve birikimler, Şanlı Ordumuzun hizmetine sunulmuş bulunmaktadır.
a- Pilotsuz uçakların yanında her türlü bilgisayarlı savunma araç ve gereçlerinin,
b- Duvardan, kapıdan, mayınlı ortamdan, tel örgülü ve elektrikli manialardan aşan ve hedefine ulaşıp görevini yapan yürüyen teknolojik böceklerin,
c- Ulusal ve uluslararası her türlü stratejik konuşma ve yazışmaları dinleyecek ve değerlendirecek, ama kendisi asla çözülmeyecek son sistem iletişim aletlerinin,
d- Düşman ülke ve örgütlerin elindeki bilgisayar sistemlerini, teknolojik projelerini, hıyanet ve saldırı girişimlerini, bunların çok özel ve gizli casusluk şebekelerini takip ve tahrip edici özellik ve yeteneklere sahip, sentetik ilaç kapsülleri benzeri, uzaktan kumandalı ve fark edilmesi imkânsız; bir nevi “suni cin” modellerinin, bunların hepsinin:
e- Tasarım ve proje başlangıçlarını, f- Model ve deneme safhalarını, g- Seri üretim ve geliştirme aşamalarını gerçek ve örnek video çekimleriyle gösteren Erbakan Hoca’nın bu tanıtım filmleri, hayret ve hayranlık uyandırmış ve: “Ahir zamanda ve Hz. Mehdi’nin Deccal’e karşı kutlu savaşında; barut ateş almayacak, silahlar patlamayacak” mealinde müjdelenen haberlerin nasıl hakikat olacağı böylece ispatlanmıştır.
Elbette düşman güçler ve emperyalist merkezler de bu kutlu gerçeklerin ve mutlu gelişmelerin farkındaydı ve telaşındaydı. Ama önünde sonunda Hak bâtıla, adalet barbarlığa galebe çalacak, inşaallah Türkiye merkezli yeni bir medeniyet inkılabı yaşanacaktı. Bütün bu teknolojik harikaların altyapısını hazırlayan Aziz Erbakan Hocamızı minnetle ve şükranla anıyor, Onun başlattığı tarihi devrim ve değişimin devam ettiğini ve sahip çıkılması gerektiğini hatırlatıyor ve pek yakında büyük zafere erişileceğini umuyoruz.
İslam dünyasının ve mazlumların; “Zalimlerin elindeki konvansiyonel silah sistemlerinin, atom başlıklı füzelerinin, uçak gemilerinin, savaş uçaklarının ve helikopterlerinin aynısını biz de yapalım, Siyonist ve emperyalist güçlerin karşısına çıkalım” mantığı yanlıştır, imkânsızdır, yararsızdır ve dünyayı ateşe atmaktır.
Öyleyse; zalim odakların da farkına vardıkları, ama henüz kontrol altına alıp kullanmayı başaramadıkları, ama Erbakan’ın hazırladığı elektromanyetik dalga teknolojileri çok şükür tamamlanma aşamasındadır ve kullanılmaya hazırlanmaktadır!
Bu tarihi ve talihli müjdeler, bilimsel gerçekler ve harika teknolojiler sayesinde:
ABD, İsrail, İngiltere ve birçok AB ülkelerinde… Ayrıca Rusya, Hindistan ve Çin’de…
a) Bütün elektrik üretim merkezleri, uzaktan kumandalı elektromanyetik dalga boyları vasıtasıyla askıya alınacak…
b) Tüm elektrik dağıtım şebekeleri durdurulacak ve kontrol altına sokulacak…
c) Bilgisayarlar, elektrikli ev araçları, televizyonlar ve cep telefonları çalışmaz olacak… Çünkü elektrik kesintileri yaşanacak…
ç) Ev ve iş yerlerindeki asansörler, limanlardaki ve tren garlarındaki elektromanyetik (mıknatıs etkili) vinçler çalışmayacak…
d) Işıklandırma ve trafik lambaları, elektrikli toplu taşıma araçları çalışmaz olacak…
e) Bütün silah sistemleri, uçak gemileri, nükleer füzeleri, radar ve haberleşme sistemleri devre dışı bırakılacak…
Kısaca bütün hayat duracak ve süper güç sanılan merkezler ve ülke yönetimleri,
1- İşgal ettikleri ve zulüm yürüttükleri mazlum bölgeleri terk etmeye mecbur kalacaklardır…
2- Dünyanın, Adil Düzen dönemine geçmesine çaresiz razı olacaklardır…
3- Artık savaş ve zorbalık değil, barış ve adalet… Sömürme ve sindirip köleleştirme yerine, temel insan haklarına hürmet ve herkese hürriyet… Haksızlık ve ahlâksızlık yerine, merhamet ve asalet sistemi… Yani Akıl, İlim ve Kur’an dayanaklı ADİL DÜZEN Medeniyeti kurulacaktır… Hiçbir şeytani güç, bu kutlu ve mutlu devrime engel olamayacaktır!
Fikri altyapısı Milli Görüş’le hazırlanıp Milli Çözüm’le tamamlanan… Fiili başarısı HAMAS eliyle başlatılan… Bu kutlu zaferi hazırlayacak ve zalim güçleri barışa mecbur bırakacak harika teknolojileri ise yine Erbakan sayesinde altyapısı oluşturulan, tarihi inkılap (dönüşüm ve değişim) oldukça yakındır. Kansız, kavgasız, tahribatsız ve talansız bir hesaplaşma yaşanacaktır.
Bunlar, o içerikleri, hazırlık ve üretim süreçleri dışında, öyle gizli sırlar falan da sanılmasındı.
Çünkü Erbakan Hocamız bunları, çoğu İslam Ülkelerinden eski ve etkin yöneticiler olmak üzere yüzlerce insanın katıldığı bir ortamda açıklamıştı ve bizler de oradaydık.
Şimdi ey SP yetkilileri, Aziz Hocamızın bu anlattıklarına eğer inanıyorsanız, neden teşkilat mensuplarımıza ve halkımıza aktarmaktan, özenle sakınmaktasınız?
Yok eğer bunlara inanmıyorsanız, toplumun sizin bu hamasi programlarınıza ve Kalkınma Planlarınıza kanacağını nasıl umarsınız?

BU SON VAGON SON SEFER…2011 in soğuk bir kış günü, o kavuşmaya gitmiş, bizler ise kara soğuk kış günü, şimdiden özlemiş ve hasretine günlerce göz yaşı dökmüştük. Ama umudumuz tam, inancımız sarsılmaz, kulaklarımızda anlattıkları ve inandıklarımız satır satır, ve aklımızda beynimizde filim şeridi gibi akıp gitmekte idi. Ayaklarımızın altından toprak çekiliyor diyordu, son yüzyılın kutlu lideri Prf.Dr Necmettin ERBAKAN hocam, o zaman bir çok insan anlamda verememişti, bu sözleri söyleyen Namık Kemal Zeybek’e. Evet Erbakan hocam ona söylemiş oda seçim çalışmaları dahil, bu sözünü anlatmıştı. Bu gün bu makale yine körün gözüne parmak gibi, ilk paragraflarında toprak insanın ayaklarının altından nasıl çekiliyor’a çok güzel çok canlı örnekler olmuş. Hadi canım diyenlere Allah’tan dileğimiz odur’ki anlamış olalar. Tabii yıllar öncesi böylesine örnek şahsiyetlerin anlaşılması zordur, ama bu gün artık ayan beyan ortadadır. SP. Partisi yeni yol ortakları ile toprağı ayaklarımızın altından çeken küresel güçlere peşkeşçek AKP ye yazıkki, muhalefet etmek yerine minik ortakları ile yardım etmekte, rol kesip mugalata yapmakta. Oysa partinin adının hatırına bu yanlışa düşmüşlerin yanlışa ortak olanların ellerini tutup, bu mübarek yurdun yüzünü yırtıp çıkardıkları madenin sermayelerini kendi ülkelerine götüreceklere dur diyen bir Milli Çözüm var. Beyler bu son Vagon son tren,buna binip ya kurtuluşa ereceksiniz, size merhamet edenlere saygı duyup Erbakan hocamın projesi ve gerçeği ADİL DÜZEN’e sahip çıkacak ve bahtiyar, kahraman olacaksınız, yada tarihin çöplüğünde hatırlanmaya bile layık görülmeden unutulacaksınız, olmadı ihanet edenlerin içerisinde yeni bir sayfada adlarınızı ve soyadınızı yaşarken okuyacak, gerçek alemdede hesaba tabi tutulacaksınız. Bilmiyordum duymamıştım demek gibi yalanada sığınamayacaksınız, zira Allah ayet ayet anlatıyor, zira Erbakan hocam ömrünü bunları anlatmakla geçirdi. Bir elli sene Milli Çözüm satır satır, hece hece anlatmakta. Sonunuz ya mutlu ve bahtiyar, yada hüsran ve perişanlık.
İSLAM “SÜFYAN”I,
DİNDAR KAHRAMAN ROLÜYLE TAHRİBAT YAPACAKTIR!
Yardımcıları ise Yalancı ve Yalaka Dalkavuklardan Oluşacaktır!
İslam Kahramanı Sanılan “Deccal-i Süfyan”ın sıfatları!
Bediüzzaman’a göre Süfyan: İslamlar içinde merkez-i hükümet-i Hilafet olan Osmanlı’nın varisi Türkiye’de ortaya çıkarak dindarlık rolüyle din tahribatı yapan, ülkeyi Avrupa’ya; Milleti, Hristiyan ahlâkına ve kurumlarına bağlamaya çalışan ve siyasi şöhreti olan bir şahıstır. İslam düşmanlarının Müslüman ülkeleri işgal etmesine sebep ve destek olacak ve bu karışıklıktan istifade ederek demokrasiyi kutsallaştırıp İslam’ın özünü bozacak ve Müslümanların dini gayretini yozlaştıracaktır. Ayrıca şeytani zekâvetiyle birçok din adamını kendine hizmet ettirip etrafında fetvacı olarak yararlanacak, üniversite öğretim elemanlarına da dünyalık imkânlar sağlayıp reklamını yaptıracaktır. (Bak: Şualar, 585) Ama ne var ki akılları ve vicdanları kararmış ve deccalın kendilerine sağladığı imkânlarla dünyaya dalmış yarı bilgin “Ulema-i Sû” (kötü ve menfaat düşkünü ilim adamları) lakabını hak etmiş kimseler tarafından onun bu tahribatı “dine hizmet” olarak halka anlatılır. Hatta bir kısım meddahlar onu “mehdi” olarak takdime çalışır. Hz. Ali (R.A) İslam deccalına “Süfyan” namını takmış ve kendisinden kaynaklanan bütün rivayetlerde bu İslam deccalına karşı ümmeti uyarmıştır.
İslam Deccal’inin (Süfyan) “eli delik olacak” yani israf ve borç ekonomisi uygulayacaktır.
Hz. Peygamber (SAV) Süfyan’ın tanınması için bazı alâmetlerini sıralamışlardır. Mesela hadiste; “Ahir zamanın mühim şahıslarından olan Süfyan’ın eli delinecek” buyrulmaktadır. Bu gibi rivayetlerde de yine benzetme yapılmıştır. Çünkü atalarımız israf ile elinde mal durmayan kişiler için “filan adamın eli deliktir” ifadesini kullanmışlardır. Demek “Süfyan” denilen o dehşetli şahıs, çok müsrif olacak ve insanları israfa, (lüks yaşama ve faizli bankacılığa) teşvik edecektir. İsraf edenler de, onun (faizli banka kredisi tuzağına ve ülke borç batağına) kapılacaktır. Hz. Peygamber (SAV) ahir zamanda gelecek ümmetini, onun tuzağından korumak için, bu özelliğini hatırlatmıştır. (Şualar, 583)
O Süfyan devlet imkânlarını kendi şahsının ve yandaşlarının çıkarları doğrultusunda kullandığı ve kadrolaştığı için rivayetlerde “Ahir zamanda gelecek olan Süfyan’ın eli delik olacak” (Hâkim, Müstedrek, 4:520; Aliyyu’l-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, 11:125) şeklinde yorumlanmıştır.
Süfyan, İslami bir hizmet ve hizip arasından ayrılıp ortaya çıkacaktır!
Rivayetlerde, “Süfyani’nin Horasan taraflarından zuhur edeceği kayıtlıdır.” Bediüzzaman bu konuda şöyle bir açıklama yapmaktadır: “Bunun bir te’vili şudur ki: Türkler, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu’yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal’in onların içinde zuhur edeceğine işaret olunmaktadır.” (5. Şua)
Başka bir hadiste geçen, “Bütün şark ülkelerini dolaşacak.” (Kıyamet Alametleri,168) cümlesi de Süfyan fitnesinin ve öğretisinin bütün ümmete yayılacağına ve onun bir kurtarıcı kahraman sanılacağına işaret sayılmıştır.
Bediüzzaman bir hadisi açıklarken şunları anlatmıştır: “(Onun) Başka padişahlar gibi; ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanatı olmadığı halde, (şeytani) zekâvetiyle ve siyasî tecrübe ve desisesiyle o mevkii kazanır, hilekâr ve riyakâr tavrıyla çok âlimlerin akıllarını teshir (etkileyip kendi hedefine hizmetçi) eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri (öğretim üyelerini) kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden (mecburi din dersine son veren) maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır, demektir.” (Şualar, s. 461)
Alıntı.
Kaynak:https://www.millicozum.com/mc/2016/temmuz-2016/islam-sufyani-dindar-kahraman-roluyle-tahribat-yapacaktir/
Nadir toprak elementlerinin işlenmesi için arge çalışmaları yapmak, rafineri kurmak yerine milli kaynaklarımızı küresel çetenin sömürüsünü sunmak tam bir Akp BOP hizmetkarlığıydı.
Makaledeki can alıcı sorular çok önemliydi:
“Soruyoruz: Daha meslek hastalıklarının bile kayıt altına alınmadığı bir ülkede, iş cinayetlerinde dünya rekoru kıran bir düzende, ÇED raporunu şirketin kendisi yazarken, grev hakkı yasaklanırken; radyoaktif NTE sahasında işçiler ve halk kesimleri nasıl korunacaktı? Sizin maden patronu vekilinizin Erzincan İliç’teki kimyasal atık havuzu taştı, suya toprağa karıştı. O vekilin imzasıyla maden yasası yaptınız… Bu halk size nasıl güven duysunlardı?”
“Siz emperyalist hammadde zincirine eklemlenmek için bu ülke kaynaklarını peşkeş çekiyorsunuz!” Türkiye’deki madenlerden edilen kârı, ortak dev hissedarlar aracılığıyla ABD’li savaş şirketlerine akıtıyorsunuz. Bunlar ise “Filistin’de halkın üstüne bomba olarak yağıyor. Bizim halkımıza iş cinayetleri, sefil çalışma koşulları, suyuna, toprağına, havasına kirlilik olarak dönen madenlerin ekmeğini emperyalistlere yediriyorsunuz. Bu bütçe uluslararası sermayenin hammadde açlığını doyurmak uğruna ülkenin tüm varlıklarını emperyalistlerin talanına açan yeni sömürgeci düzenin kataloğudur. Bu bütçeyle öldürülen, yoksullaşan enerji ve maden işçilerinin, katledilen doğanın ve çevrenin ve yerinden yurdundan edilen köylülerin ahını yükleniyorsunuz!” diyenler haksız mıydı?”
Diğer yandan projeler açıklayan SP lideri Adil Düzen, İslam Birliği ve İslam savunma paktı kurulmadan bu projelerin küresel çeten tarafından yaptırılmayacağını bilemeyecek kadar öngörüsüz olamazdı. Peki ya o zaman neden asıl kurtuluş çaresi Adil Düzen projeleri teşkilatlar ve meclis başta olmak üzere dillendirilmezdi!!
Makaledeki can alıcı sorular çok değerliydi:
“Evet ve elbette bunlar özel ve güzel amaçlar ve gerekli açılımlardı. Ancak daha önce yanıtlanması gereken iki soru (ve sorun) vardı:
1- SP, bütün bunları yapma imkânı bulacağı iktidara nasıl taşınacaktı? Siyaset sahasında, hangi politika ve programlar halka sunulacaktı? Hem ekonomik hem de ahlaki-psikolojik yönden, iflasın eşiğine gelmiş AKP iktidarından artık iyice bıkmış-usanmış olan topluma nasıl umut aşılanacaktı? Ve maalesef yıllardır, bu yönde ciddi, cesaretli ve ümitlendirici adımlar niye atılmamıştı? “Umut ve ufuk” denince halkın aklına ilk gelen “ERBAKAN” gerçeğini ve Onun “Adil Düzen ve İslam Birliği Projelerini” unutturarak, hatta teşkilatlarda bunların konuşulmasını yasaklayarak mı bu kutlu hedeflere ulaşılacaktı? Yoksa CHP’nin kanatları altına sığınarak veya ayarları ve amaçları belli Ahmet Davutoğlu’nun ve Ali Babacan’ın arkalarına takılarak mı badireler aşılacaktı?
2- İkinci ve daha önemli soru (ve sorun) ise; diyelim ki tek başına veya koalisyonla iktidar olundu… Peki Siyonist merkezler ve onların güdümündeki Batılı (Haçlı) Güçler, bu kalkınma programlarına, yer altı ve yer üstü kaynaklarımızın bağımsız kullanımına, yeni ve yeterli fabrikaların kurulmasına fırsat tanıyacaklar mıydı? Çeşitli savsaklamalar hatta açık saldırılarla yolumuzu tıkamaya çalıştıklarında, hangi caydırıcı ve sonuç alıcı tedbirlere başvurulacaktı?
Bu sorular yanıtlanmadan ve toplum vicdanı bu yanıtlarla yatışmadan hiçbir sonuç alınamayacağını halkımız da bilip durmaktaydı. Yani biz bu soruları (ve sorunları) bir nevi topluma tercüman olarak hatırlatmış olmaktaydık.
Şimdi ey SP yetkilileri, Aziz Hocamızın bu anlattığı Erbakan teknolojilerine eğer inanıyorsanız, neden teşkilat mensuplarımıza ve halkımıza aktarmaktan, özenle sakınmaktasınız?
Yok eğer bunlara inanmıyorsanız, toplumun sizin bu hamasi programlarınıza ve Kalkınma Planlarınıza kanacağını nasıl umarsınız?”
Siyonist şeytanın kendi başına bela saydığı Aziz yurdumuzun bölünüp parçalanması bu Siyonist şeytanlar için ne kadar mühimse aynı şekilde yurdumuzu şaha kaldıracak, İslam Birliğini kuracak ve tüm mazlumları kurtaracak Adil Düzen projelerinin yok sayılması da bu şeytan ekibince o kadar önemlidir. İşte onun için sahtekarın birisi, bir zaman; “siyaset üstü olalım, tarikat gibi olalım” şeytanlığıyla şeker jelatinli zehiri Milli Görüş mensuplarına yedirmeye çalışmış ama Allah’ın yardımı, Milli Çözüm’ün gayretiyle emeline kavuşamadan eceline kavuşmuştu. Bugün de bu milletin mayası olan Milli Görüş düşüncesini yozlaştırmak isteyenlerin bilmesi lazım ki güneş balçıkla sıvanamaz. Emri Hak vaki olacaktır.
Dünya üzerinden İsrail’i yani siyonizmi yok edip kaldırmadan, Yerine bütün dünyada Yeni Adil bir Düzen kurmadan, bir köyde bile Adil Düzen’i kuramazsın. İstediğin kadar fabrika kur, memleketin her tarafını fabrikalarla donat sonunda bir işbirlikçi iktidar gelir ve senin bu fabrika ve madenlerini, kendi öz kaynaklarını,en değerli servetin olan genç nüfusunu emeğini bir avuç işbirlikçiye peşkeş çeker ve elinden hiç bir şey gelmez bakar kalırsın. Bizim kadar olmasada Almanya’sı, Japonya’sı, Singapur’u,Norveç’i siyonist zulüm altında ezilmekte idi. Siyonist düzen biz farklı bir düzen onlarda farklı bir çark düzen kurup bütün dünyanın iliklerini emmektedir.
Tek çare bütün yeryüzüne Erbakan plan ve projelerinin hakim kılınması bunun içinde bu projelere inana, bilen ve yürütebilecek bir beyne yani Milli Çözüm iktidarına acilen ihtiyaç vardır. Diğer türlü dünya üzerindeki zulüm ve sömürü düzeninin ortadan kaldırılması mümkün değildir.
Zafer İnananlarındır ve Zafer Yakındır!
İstismar edenler, unutturmaya çalışanlar ve Erbakan’a ihanet karşılığında makam, mevki sahibi olanların sinsi planlarını deşifre eden Milli Çözüm’ün söylediklerinin %99’u gerçekleşmiştir. Çok yakında Milli Çözüm merkezli, Milli Mütabakat hükumeti ile Adil Düzen Medeniyeti mutlaka kurulacaktır.
Allah’ın va’adi hakk’tır.
Allah nurunu tamamlayacaktır.
SAADET PARTİSİ VE GENEL BAŞKANI MAHMUT ARIKAN’IN SON 1 YILDIR SİCİLİNDEKİLER!
1) Mahmut Arıkan’ın Genel Başkan olmadan bir kaç ay evveli, ‘İstanbul İngiltere Başkonsolosluğu ve Chatham House ’ yetkilileriyle, Teşkilatımızdan ve halkımızdan habersiz sürekli görüşmeler yapması
2) Saadet Partisi Kayseri Milletvekili, SP Genel Başkan Vekili ve SP Genel Başkan adaylarından biri olan Mahmut Arıkan – x (Twitter) hesabındanyaptığı şu paylaşım dikkatinizi çekmiştir (https://twitter.com/mahmutarikansp/status/1820928524787556791 ) : ” Kurtuluşun Erbakan projeleri ve D-8 öncülüğünde olacağını söylemiyor, dış odakların güdümünde olan İslam İşbirliği Teşkilatı öncülüğünde olacağını ” belirtmesi,.
3) Mahmut Arıkan ve Ekibi: Abdullah Gül gibi, Erbakan’a ve Davamıza açıkça başkaldırmış ve karanlık odaklarla irtibatı kanıtlanmış birisine, DEVA ve GELECEK Partileriyle birlikte SP’yi de katıp, onun yönetimine bırakılması hazırlıklarına ve hıyanetlerine göz yummaları ortadayken VE:
İşte; Milli Çözüm’ün aylar ve yıllar önce uyardığı, ama hep “fitne çıkarmakla ve iftira atmakla” suçlandığı ÇATI OLUŞUM’una resmen katılmışlardı ve YENİ YOL(!?) GRUBUNUN, katılımcı alt kademesi olmuşlardı… DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi’nin oluşturduğu YENİ YOL(!?) Grubunun Genel Başkanlığına ise DEVA Partili Celal Mümtaz Akıncı atanmışlardı. Ama tabii ki direksiyon Ali Babacan’ın elinde olacaktı… Ali Babacan ise, AKP’nin kurucularından, Ekonomi Bakanlarından, dış politika elemanlarından ve asıl Siyonist sömürü sermayesinin dünya ekonomisini dizayn etme üst kurumu olan DAVOS’un en hararetli ve en sürekli katılımcılarındandı… Yani Milli Çözüm’ün; “Bu üçlü Çatı oluşum girişimleri, aslında SP’yi, Milli Görüş’ten ve Erbakan çizgisinden koparma ve Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığına zemin hazırlama çabalarıdır!..” iddialarımız, öyle kuru itham ve iftira olmayıp, acı gerçeklere tercümanlık yapmaktı ve yine aynen gerçekleşmiş durumdaydı.
4) Maalesef, AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nca tekrar devreye sokulan ve aslında Siyonist-emperyalist odaklarca hazırlanan ve başarıya ulaşırsa kesinlikle Türkiye’mizin parçalanmasına yol açacak olan Yeni Çözüm Süreci hıyaneti karşısında, başta CHP olmak üzere YRP-Gelecek-DEVA ve Saadet gibi bütün Muhalefet Partilerinin, DEM Parti İmralı heyetini muhatap alıp görüşmeleri ve olumlu mesajlar vermeleri de, artık hepsinin Siyonist baronlara piyonluk yapmaya hazır olduklarını açığa vurmaktaydı.
5) Mahmut Arıkan Halk TV’de canlı yayın Rota programında Kürşat Oğuz ve gazeteci Hilmi Hacaloğlu, Mahmut Arıkan’a “Çözüm Süreci çöker mi?” şeklinde soruları sorarken cevabı şu şekilde olan bir yanıt vermişti: “İmralı’ya giden heyet Genel Merkezimizi ziyaret etti (ve bize bazı bilgiler aktarıldı). Bizim bildiğimiz Öcalan’ın ağzından bir kez daha teyit edilmiş oldu. (Erbakan’a yönelik) 28 Şubat sürecinin olmasıyla alâkalı mesele de bu mesele (ile ilgilidir). Nasıl ki Özal’a atfedilen “Hayatına son vermekle alakalı” bir senaryo konuşuluyor. Aynı şey Sn. Erbakan’la ilgili olarak da geçerlidir. 28 Şubat sürecinde Erbakan Hocamız da bu Kürt meselesini çözmekle alakalı iş başına geçip bazı problemleri çözmekle alâkalı birtakım kanaatleri ve uygulamaları var idi. 28 Şubat’ın bazı gerekçelerinden birinin de bu olduğunu Öcalan heyete söylemiş, heyetle bize de aktarıldı. Biz biliyorduk ama o kanaldan da bize teyit edilmiş oldu!?”
Gazeteci Hilmi Hacaloğlu; “Yani Öcalan demiş ki 28 Şubat’ın yapılma gerekçelerinden biri de, o (Kürt) sorunu çözmekle ilgili Erbakan’ın insiyatif alması(ydı, öyle mi?)”
Mahmut Arıkan: “Evet… (O) şekilde bir açıklaması olmuş orda.”
MİLLİ ÇÖZÜM BUNA ŞU ŞEKİLDE CEVAP VERMİŞTİ YAZISINDA: SP Gn. Başkanı yapılan Mahmut Arıkan’ın bu iddiaları, tamamen şahsi duyumları ve yorumlarıdır. Yoksa Rahmetli Erbakan Hocamızın, bugün, gerçekte İsrail’in ve Yahudi lobilerinin kurguladığı, Cumhur İttifakı’nın ve diğer muhalefet kanadının sadece taşeronluğunu yaptığı “Terörsüz Türkiye” kılıflı sinsi ve Siyonist tezgâhı benzeri girişimlere kalkıştığını iddia ve ima etmek; • Ya akıl ve anlayış kısırlığından kaynaklıdır. • Veya kasıtlı bir çarpıtma ve saptırmadır ki tek kelime ile zırvalamaktır.
Çünkü; 11-13 Nisan 2025 arası Antalya Diplomasi Forumu’na katılan ekonomist bilim adamı Jeffrey David Sachs “Suriye’de Ahmet Şara’nın iktidara taşınmasının ve Türkiye’de sözde PKK’yı devre dışı bırakılıp Kürdistan hedefine siyasi zemin hazırlanmasının, tamamen bir ABD ve İsrail projesi olduğunu” açıklamışlardı.
6) Temel Karamollaoğlu tarafından, istişaresiz ve emrivaki ile Genel Başkan yapılmamış mıydı Mahmut Arıkan? Teşkilat Başkanlığı döneminde 42 ilde kongre bile yapamayan isim değil miydi bu Mahmut Arıkan?!
7) Saadet Partisi yeni Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Hürriyet gazetesinden Hande Fırat’ın sorularını yanıtlamıştı. Cumhur İttifakı’yla ilgili de açıklamalarda bulunan Arıkan’ın sözleri bazı medya kuruluşlarında ‘Saadet Partisi Cumhur İttifakı ile bir araya gelecek’ şeklinde yorumlanmıştı.Ardından Odatv’ye konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, “açıklamasının devamında yer alan ifadelerin göz ardı edildiğini” belirterek, “İlk cümleye bakıldığında böyle bir sonuç çıkarılabilir, ancak devamında kullandığım ifade bunun gerçekleşmeyeceğini işaret ediyor. DİYE CEVAPLAMIŞTI ANCAK 16 ARALIK 2025 GÜNKÜ LİDER TV CANLI YAYIN DA : Cumhur İttifakına katılabilecekleri bilgisini vermişti ( https://video.haber7.com/video-galeri/346783-saadet-partisi-lider-i-canli-yayinda-cumhur-ittifakina-katilabileceklerini-belirtti?fbclid=IwVERTSAOt14FleHRuA2FlbQIxMABzcnRjBmFwcF9pZAwzNTA2ODU1MzE3MjgAAR6czWj4M0Tb_C5rBhfPt8iz6T1vpNVIswR1Mxh7LPdlZGaElfHp6iBiJwV_yQ_aem_aRNT8F9T4NCXLhT04qbaJw&sfnsn=scwspwa )
YANİ : MİLLİ ÇÖZÜM TAA OZAMAN AYLAR ÖNCESİ SORMUŞTU: “Yoksa bu YENİ YOL palavraları altında, topyekûn AKP’ye katılma hazırlıkları mı yapılmaktaydı?” diye (https://www.millicozum.com/mc/2025/mart-2025/yeni-yol-macerasi-ve-davoscularin-dindar-davulculari-2/ )
8) Saadet Partisinde ERBAKAN ismi ve Projeleri ve Adil Düzen Konferansları niye anlatılmaz yapılmazdı. Yoksa emir mi gelmişti Erbakan İsminin ve projelerinin anlatılmasının yasak olduğuna dair…
9) ……… VB ONLARCA YAZILABİLİR. BU SİCİLDEKİ BİRİ; BU KALKINMA PLANI DİYE SUNDUKLARINI YAPAR MI VEYA BU BOZUK FAİZCİ DÜZENDE YAPILABİLİR Mİ ?!
EVET MAKALEDE DE İFADE EDİLEN 2 TANE SORU VAR SAADET PARTİSİ ŞUNU ŞUNU YAPACAĞIZ DEDİĞİ PROJELER İÇİN. O 2 SORUYU YENİDEN HATIRLATMAYI FAYDALI BULUYORUM:
1- SP, bütün söylediklerini yapma imkânı bulacağı iktidara nasıl taşınacaktı?
2– İkinci ve daha önemli soru (ve sorun) ise; diyelim ki tek başına veya koalisyonla iktidar olundu… Peki Siyonist merkezler ve onların güdümündeki Batılı (Haçlı) Güçler, bu kalkınma programlarına, yer altı ve yer üstü kaynaklarımızın bağımsız kullanımına, yeni ve yeterli fabrikaların kurulmasına fırsat tanıyacaklar mıydı? Çeşitli savsaklamalar hatta açık saldırılarla yolumuzu tıkamaya çalıştıklarında, hangi caydırıcı ve sonuç alıcı tedbirlere başvurulacaktı?
Bu sorular yanıtlanmadan ve toplum vicdanı bu yanıtlarla yatışmadan hiçbir sonuç alınamayacağını halkımız da bilip durmaktaydı. Yani biz bu soruları (ve sorunları) bir nevi topluma tercüman olarak hatırlatmış olmaktaydık.
Türkiye de işbirlikçi zihniyetin yerine Milli Çözümlü Milli Mutabakat Hükümeti ve Milli Çözüm’e inanmış bir Cumhurbaşkanı’nın işbaşına gelmesi ve İşbaşına gelen İktidar ile İsrail ve avanesinin Erbakan Teknolojileri kullanılarak fiziken etkisizleştirilip tarihin çöplüğüne gömülmeden ve ADİL DÜZEN İLAN edilmeden ne Saadet Partisi ne de bir başkası halkın yararına olacak projeleri ne uygulayabilirler ne de uygulatırlar…
Siyonist ve Emperyalist ABD nin sömürgeci emellerine ulaşması ve BOP(BİP) projesini gerçekleştirebilmesi için ; Müslüman ülkeleri buna entegre etmek amaçlı BOP Eşbaşkanlığı adı altında Siyonistler tarafından verilen görevi AKP başı ve kadroları gayet güzel yerine getirmektedirler. Bu minvalde ülkemizin en kıymetli madenleri de her türlü kılıfına uydurularak altın tepside ABD ve İsrail e sunulmuş durumdadır.
Bunlarla birlikte Üretim değil de Borç ve Faiz e dayalı Ekonomik sistemle de ülkemiz ekonomik olarak esir alınmış vaziyettedir.
SP li yetkililerin ise bu duruma Aziz Erbakan Hocamız ca hazırlanan ADİL (İLMÎ,AHLAKİ, ASKERİ, EKONOMİK ve HUKUKÎ) DÜZEN i benimseyip savunacağı yerde pansuman tedbir tarzı cılız söylemlerle siyasetini şekillendirmesi, Akp den ümidini kesmiş kitlelerin tekrar Milli Görüşe dönmesinin önünü kapatmaktadır.
Bu cılız siyaset, SP li yöneticilerin ya Art niyetli olduklarını yada bariz bir şekilde Kifayetsiz olduklarını göstermektedir maalesef…
Öyleyse; zalim odakların da farkına vardıkları, ama henüz kontrol altına alıp kullanmayı başaramadıkları, ama Erbakan’ın hazırladığı elektromanyetik dalga teknolojileri çok şükür tamamlanma aşamasındadır ve kullanılmaya hazırlanmaktadır!
ELHAMDÜLİLLAH
Ya Rabbi, bu uğurda mücadele veren insanların yardımcıları ol.
Aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz hürmetine, zaferin gerçekleşmesini çabuklaştır ve kolaylaştır Allah’ım. Âmin.
AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN PLAN PROGRAM VE PROJELERİNE LAFLA DEĞİL TAM ANLAMIYLA İNANAN VE SAHİP ÇIKAN TEK MİLLİ ÇÖZÜM ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ KALMIŞTIR. ALLAH’IN İZNİ VE İNAYETİYLE İNŞALLAH AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN 1980 YILINDA SÖYLEDİKLERİ;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
SÖZÜNÜN GERÇEKLEŞMESİ İLE DECCAL NETANYAHU GERBERTİLECEK, İSRAİL HARİTADAN SİLİNECEK, SİYONİZMİN TÜM SİSTEMLERİ ETKİSİZ HALE GETİRİLEREK SÜPER GÜÇ ZANNEDİLEN DEVLETLER YUKARIDA BAHSEDİLEN TEKNOLOJİ HARİKASI SİLAHLARLA DİZE GETİRİLECEK VE ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR İNŞALLAH. RUM SURESİ 47. AYETİ KERİMESİNDE DE BUYRULDUĞU GİBİ;
…İman edenlere yardım etmek (ve zafere eriştirmek) ise, Bizim üzerimize Hakk olmuş (bir va’ad)tır. (Mücahit ve müstakim mü’minlere nusret ve galibiyet vermek, Allah’ın izzet ve inayetinin şanıdır.)
https://www.mealikerim.com/30/rum/47
VE SAFF SURESİ 8. AYETİNDE;
Onlar, Allah’ın nurunu (ve İslam’ın zuhurunu) ağızlarıyla (kuru laf kalabalığıyla) söndürmek istemektedirler. Oysa Allah, Kendi nurunu tamama (başarıya) eriştirecektir; kâfirler hoş görmese (ve engellese) bile (Kur’an’ın Adil Düzenini yerleştirip yürütecektir).
https://www.mealikerim.com/61/saf/8
VE YUNUS SURESİ 82. AYETİ KERİMESİNDE;
(O) Allah (ki), mücrim olanlar (utanmaz günahkârlar) istemese de, Hakkı (Hakk olarak) Kendi kelimeleriyle (adalet düzenini zuhur ettirip) gerçekleştirecektir.
https://www.mealikerim.com/10/yunus/82
ZALİMLERİN VE ZALİMLERLE İŞBİRLİĞİ YAPANLARIN, YAPTIKLARI YANLARINA KÂR KALMAYACAK, HESAPLARI MUTLAKA GÖRÜLECEKTİR. TÜM MAZLUM MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİN VE BÜTÜN İNSANLIK MUTLAKA HUZURA MUTLUĞA VE SAADETE ERECEĞİ ADİL DÜZEN MEDENİYETİ KURULACAKTIR. RABBİM BİZLERİ BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞANLARDAN EYLESİN AYAKLARIMIZI SABİT KILSIN.
Kökü çürümüş ağacın yaprağının tozunu temizleyeceğim diye hava atanlara!
“ERBAKAN” gerçeğini ve Onun “Adil Düzen ve İslam Birliği Projelerini” sahiplenip savunmadan “Türkiye Kalkınma Planı” gibi tumturaklı laflar eden Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’a, Erbakan Hocamızın söyledikleri ile cevap verelim:
“… Sen iddiacısın iddiacı… Sadece atıyorsun… Hiçbirini yaptırmazlar… Hadi oradan… Hadi oradan…
Hem senin söylediklerin neden ibaret? Kökü çürümüş ağacın yaprağının tozunu temizleyeceğim diye hava atıyorsun… Bana bak dişi çıkmamış çocuk, bu ağacın kökü çürük kökü…”
Erbakan Hocamızın söylediklerinin anlaşılması için aşağıdaki soruları soralım.
1- SP, bütün söylediklerini yapma imkânı bulacağı iktidara nasıl taşınacaktı?
2- Diyelim ki tek başına veya koalisyonla iktidar olundu… Peki, Siyonist merkezler ve onların güdümündeki Batılı (Haçlı) Güçler, bu kalkınma programlarına, yer altı ve yer üstü kaynaklarımızın bağımsız kullanımına, yeni ve yeterli fabrikaların kurulmasına fırsat tanıyacaklar mıydı?
Bu sorular yanıtlanmadan ve toplum vicdanı bu yanıtlarla yatışmadan hiçbir sonuç alınamayacağını halkımız da bilip durmaktaydı.
Erbakan Hocamızın “… Sen iddiacısın iddiacı… Sadece atıyorsun… Hiçbirini yaptırmazlar… Hadi oradan… Hadi oradan…” demesi bundandır!
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın ESAM’ın tarihi ve Müslüman ülke temsilcilerine yönelik özel bir toplantısında sunduğu çağımızın dönüşüm projeleriyle ilgili SP yetkililerine soralım:
Eğer Erbakan Hocamızın hazırladığı projelere inanıyorsanız, neden teşkilat mensuplarımıza ve halkımıza aktarmaktan, özenle sakınmaktasınız?
Yok, eğer Erbakan Hocamızın hazırladığı projelere inanmıyorsanız, toplumun sizin bu hamasi programlarınıza ve Kalkınma Planlarınıza kanacağını nasıl umarsınız?
Zalim odakların da farkına vardıkları, ama henüz kontrol altına alıp kullanmayı başaramadıkları, ama Erbakan’ın hazırladığı elektromanyetik dalga teknolojileri çok şükür tamamlanma aşamasındadır ve kullanılmaya hazırlanmaktadır!
Fikri altyapısı Milli Görüş’le hazırlanıp Milli Çözüm’le tamamlanan… Fiili başarısı HAMAS eliyle başlatılan… Bu kutlu zaferi hazırlayacak ve zalim güçleri barışa mecbur bırakacak harika teknolojileri ise yine Erbakan sayesinde altyapısı oluşturulan, tarihi inkılap (dönüşüm ve değişim) oldukça yakındır. Kansız, kavgasız, tahribatsız ve talansız bir hesaplaşma yaşanacaktır.
AKP yöneticileri artık açıktan değerli dostları Trump ne derse onu yapıyor, bu faaliyetlerini halktan gizleme gayretinde dahi bulunmuyorlardı. Milletimizin vicdanlı ve ülkesini seven mensupları bu tahribatlara sessiz kalmıyordu. Fakat AKP’nin her tahribatını kılıf uydurmayı kendine görev edinen resmi/gayri resmi oluşumlar/bireyler toplumumuzun zihnini uyuşturmaya devam ediyor, utanmazlık modasını yaymak için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Ülkemizin yer altı kaynaklarının siyonist emperyalist sisteme peşkeş çekilmesi için elinden geleni yapanların uygulamaları ise MAO dönemi çini, Stalin dönemi italyayı hatırlatıyordu. Siyonist cephe ise tüm organları tarihi hesaplaşmaya hazırlanıyor, kendini besleyecek tüm kaynaklara 100 yıldır aynı strateji ile saldırıyordu.
Tüm bunlar yaşanırken Saadet partisi yöneticileri ise sadece söylemde kalan altı doldurulmamış planlar hazırlıyor, bunlarla birilerinin kanatları altında daha uzun yaşama hayalleri kuruyordu. Zaten İslam dünyasına ve bütün insanlığa verilebilecek en büyük zararlardan biri ise altı doldurulmamış, üzerine düşünülmemiş ve projelendirilmemiş söylemlerle ümmetin zihnini meşgul etmek oluyordu. Örneğin Erbakan Hocamızın ve Ahmet Hocamızın hazırladığı Adil Ekonomik Düzen programları dışında hala somut uygulamalara dayanan ve prensipleri olan bir ekonomik program hazırlanmamıştır. Diğer hazırlanan tezler, programlar ve makalelerin çoğu ise bankacılık uygulamalarından öteye gitmemiş ve toplumun önüne uygulanabilir projeler olarak sunulmamıştır. Bu ihmaller ve tahribatlar neticesinde toplumlar “Faizsiz bir Ekonomik düzenin” uygulanamayacağı gibi bir temelsiz bir zanna kapılmış, en müslüman topluluklar bile bu düşüncenin tam manasıyla imkansız olduğu söylemlerini türetmişlerdir. Halbuki dünyadaki tüm aklı selim sahibi ilim adamları faizci kapitalist düzenin artık hayatta kalamayacağını artık alternatif bir sisteme ihtiyaç duyulduğunu söylemektedir. İşte yarım yamalak söylemlerin tahribatı böylesine acı olabilmektedir.
Saadet partisinin, bu hamasi söylemleri bırakıp gerçek projelendirmelere, Erbakan hocamızın prensiplerine ve Milli Çözüm’üm kendisine dönmediği sürece faydadan çok zarara sebebiyet verme ihtimali daha fazladır… Allah korusun..
Büyük Ortadoğu Projesine sadece askeri bir anlam yükleme, kaba kuvvete dayalı bir işgal çerçevesinde, değerlendirme biçiminin ne kadar yanlış olduğunu görüyoruz.
Coğrafyamızın maden ve element rezevlerine, sindirme ve tahakkümle çökme girişimlerinin, bu projenin kapsam alanında olduğunu, acınacak bir halde, izler bir konuma sokulduğumuzu da makalemizin feryadıyla malesef hissediyoruz..
1992 yılında, Refah Partisi Genel Başkanı sıfatıyla ve dünya siyasetine yön veren bir devlet adamı kimliği ile Kominizmin çökmesinden sonra, bağımsızlıklarını kazanan Türkî Cumhuriyetlere, bir dizi ziyaretler gerçekleştiren Prof Erbakan Hocamızın, o günkü devlet yöneticilerine yaptığı uyarılar, sunduğu alternatif çözümler ve proğramlar, hâlâ kayıtlarda canlılığını korumaktadır..!
Türkmenistan Meclis başkanına şu meale gelen sözleri ve uyarıları ne kadar anlamlıdır!
…. “Bakınız Komunizmden kurtuldunuz Allaha şükürler olsun! Peki ne yapacağız, yerine ne koyacağız, komunizmin ikiz kardeşi olan Faizci Kapitalist nizama mı koşacağız, yoksa Adil Düzeni mi kuracağız.. Biz bugün buraya kardeşlik vazifemizi yapmak için geldik.. Bakınız bu kapitalist sömürü düzeni gelir, sizin şehirlerinizi uydurma gökdelenlerle, yapay peyzajlarla, sanal ışıklandırmalarla süsler,siz ; “Vay canına kalkındık”, zannedersiniz ama bir de bakmışsınız ki, ayağınızın altındaki doğalgazınız, petrolleriniz, her türlü madenleriniz ve zenginlikleriniz batının eline geçmiş.. Bundan haberiniz bile olmaz..Faizci kapitalist düzen böyle bir mikroptur”
Bu uyarılar, şüphesiz en başta Türkiye Cumhuriyeti Devletini bilgilendirmektedir.! Devletin dış politikasından , enerji ve askeri kapsamına dair ne kadar stratejik bir vizyona sahip olması gerektiğini göstermektedir.
Saadet Partisi ise kendisini var eden hakikate ve hakikatin ortaya koyduğu temel kalkınmaları ve sosyal politikaları bünyesinde bağrından ve Milli Çözümün geliştirip, zamanın ihtiyacına namzet olarak hazırladığı “Tek İlmi ve Evrensel Proje Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya ” vizyonuna dönmeden, milletin sinesinde, ciddi bir varlık inşa edemeyecektir.!
Erbakan’ı asıl anmanın; Onun Adil Düzen projelerini ve teknolojik hazırlıklarını sahiplenmek ve kararlılıkla savunmak olduğu her fırsatta yazılarınızda ifade edilmektedir.
Bu hakikatleri bilinçli ve sinsi bir niyetle örtbas eden SP yetkilileri ise, bela savma kabilinden açıklamalarla, korkularından Erbakan Hocamızı zikretmek zorunda kalmaktadır.
Bu korkunun sebebi de açıktır:
Adil Düzen’i bilen, unutturmayan; Aziz Erbakan Hocamızı yalnızca gömmekle yetinmeyip üzerine beton dökmek isteyen zihniyetin karşısında, volkan gibi şahlanan, Erbakan ruhunu diri tutan ve gelişmelere damgasını vuran bir iradedir.
Elbette düşman güçler ve emperyalist merkezler de bu kutlu gerçeklerin ve mutlu gelişmelerin farkındaydı ve telaşındaydı. Ama önünde sonunda Hak bâtıla, adalet barbarlığa galebe çalacak, inşaallah Türkiye merkezli yeni bir medeniyet inkılabı yaşanacaktı. Bütün bu teknolojik harikaların altyapısını hazırlayan Aziz Erbakan Hocamızı minnetle ve şükranla anıyor, Onun başlattığı tarihi devrim ve değişimin devam ettiğini ve sahip çıkılması gerektiğini hatırlatıyor ve pek yakında büyük zafere erişileceğini umuyoruz.
Öyleyse; zalim odakların da farkına vardıkları, ama henüz kontrol altına alıp kullanmayı başaramadıkları, ama Erbakan’ın hazırladığı elektromanyetik dalga teknolojileri çok şükür tamamlanma aşamasındadır ve kullanılmaya hazırlanmaktadır!