En Yaygın Manipülasyon;
YALANLARLA DOĞRULARIN KARIŞTIRILMASI
VE
GERÇEKLERİN ÇARPITILMASIDIR!
“Şehitlerimize rahmetle…
Azerbaycan’daki zafer törenlerinden dönen komandolarımızı taşıyan C-130 kargo uçağının Gürcistan hava sahasına girdikten hemen sonra düşmesi, 20 vatan evladının şehit olması, hepimizi yasa boğmuştu… Milletimiz, tarihimiz, coğrafyamız, hayatlarını vatanları için feda edenler üzerinde ayakta duruyordu.
Akıllı olmak; intikamı, ihaneti, düşmanlığı bilmek zorundayız! Çünkü çok şey yaşadık!
Evet kargo uçağımızın düşmesi bir “kaza”. En azından şimdilik, teknik incelemeler sona erene kadar bu böyle. Hazırlanacak rapor, ne kadar açıklanırsa, bize doğru olanı gösterecek. Teknik hata mı, pilot hatası mı, hava şartları mı? Ya da içeriden bir patlama mı, dışarıdan bir füze saldırısı mı, bir tür elektronik harp yöntemi mi, kesinlikle bileceğiz.
O görüntü ne anlatıyor? Kuyruk kopmuş, kanatlar yanıyor, uçağın içi görünüyordu!
Dört motorlu, güçlü ve sağlam bir uçağın bu şekilde düşmesi hep soru işaretidir. Özellikle de, Türkiye-Azerbaycan-Pakistan’ın güç gösterisine sahne olan Bakü’deki törenlerden sonra böyle bir şey oluyorsa, çok daha sorgulayıcı olacağız. Uçağın düşme görüntülerini hepimiz izledik. Bu kadar net çekilip anında yayınlanan bu görüntü bile şüphe içerir. Bu kadar iletişim aracının olduğu yerde bu normal. Ama yine de bu sorunun da cevabı aranmalı. Kuyruk kısmı kopmuş, kanatları yanarak döne döne düşüyor. Gövdesi kopmuş, uçağın içi görünüyordu. Bir film sahnesi gibi.
İçeriden patlama mı, dışarıdan saldırı mı? “Kaza” bir saldırı yöntemidir!
Teknik olarak konuya hâkim olanlar, dört motorlu böyle bir uçağın bu şekilde havada parçalanıp düşmesinin çok zor olduğunu, bu uçakların kaza oranının çok düşük olduğunu, görüntülere göre hava muhalefeti ya da pilot hatası olmadığını, uçağın içeriden patlamış ya da dışarıdan saldırıya uğramış olma ihtimali olduğunu söylüyor. Bir iddia da şu: Pervaneleri çıkıp uçağın gövdesini parçalaması…
Hint füzeleri bu işe karışmış olabilir mi?
Karabağ savaşı; Azerbaycan, Türkiye, Pakistan üçlü zaferidir. Aynı üç ülke, Hindistan-Pakistan arasındaki son çatışmada da dayanışma içindeydi. Hindistan utanç verici bir yenilgi yaşadı. Hemen ardından Yunanistan’a uzun menzilli füzeler göndermeye başladı. Bu, Türkiye ile hesaplaşma içindi. Daha da önemlisi, Ermenistan’ı silahlandırmaya, bu ülkeye füze sistemleri göndermeye başladı. Hindistan’ın Türkiye ile görülecek bir hesabı vardı ve bunu açık yapıyordu.
İsrail istihbaratı bu işleri iyi bilir! Her alanda Türkiye ile savaşıyor. En derin şüphe bu…
“İsrail, bütün coğrafyada Türkiye ile hesaplaşıyor. Libya’dan Sudan’a, Gazze’den Suriye’ye, Kafkasya’dan Basra Körfezi’ne her alanda Türkiye ile çatışıyor. Bütün cephelerde Türkiye karşısında kaybetti. Ama örtülü saldırılar, suikastlar, uçak düşürmeler, füze kazaları, elektronik harp araçları üzerinden intikam saldırıları, sivil teknoloji üzerinden savaş yöntemleri İsrail’in hep başvurduğu yöntemler. İsrail istihbaratının o bölgede (Azerbaycan ülkesinde… A.A.) güçlü olduğunu biliyoruz. İran helikopterinin düşmesi ve Cumhurbaşkanı’nın ölmesi olayında da gözler İsrail istihbaratına dönmüştü. İran içindeki uyuyan hücreleri ile yaptığı saldırılar, cep telefonlarını silah olarak kullanmalar MOSSAD yöntemleridir.”[1] diyen Yeni Şafak yazarı ve iktidar yandaşı İbrahim Karagül’e sormak lazımdı:
1- Niye İlham Aliyev Azerbaycan’ının 2. İsrail gibi davrandığını… Haçlı Batı’da bile soykırımcı İsrail’i kınayan mitingler yapıldığı halde Azerbaycan’da niye Siyonistlerin aleyhine gösterilerin yasaklandığını… Ülkesi dışında İsrail’in tek hava üssünün İran sınırı yakınında konuşlandırıldığını, niye yazmamıştı?
2- 24 yıldır tek başına iktidarda olan Erdoğan iktidarının, 61 yaşındaki askeri kargo uçaklarını niye hâlâ kullanmak zorunda kaldıklarını… Hatta KAAN’ların bile motorunu hâlâ niye yapamadıklarını ve ABD’den almak, vermezse oturup kalmak durumunda olduklarını niye sorgulamamıştı?
3- Bu C-130 Kargo uçaklarını Suudi Krallığı bile envanterinden çoktan çıkarmıştı… Sn. Erdoğan’ın özel dostları Bay TRUMP’ın ve Bay SELMAN’ın 18 Kasım 2025’te Beyaz Saray’daki buluşmalarında; ileride 1 trilyon dolara çıkarılacak, tam 600 milyar dolarlık F-35 savaş uçakları ve yapay zekâ teknolojik araçları alımı anlaşmalarını kutlarken, henüz 3 gün önce meydana gelen bu feci kazadan dolayı Aziz Milletimize bir taziye mesajı vermeye bile tenezzül etmeyen alçaklar, edepsiz ve erdemsizce şakalaşırken, Sn. Erdoğan’ın onları telefonla arayıp kutlaması ve mutabık kaldıkları hususlara katıldığını açıklaması, hangi Milli duyarlılıkla ve tutarlılıkla bağdaşırdı?
Bu arada: “20 Vatan Evladı, ‘Uçan Tabut’ denilen 61 yaşındaki uçağın düşmesi sonucu ŞEHİT oldular. 1 Yarbayımız, 2 Binbaşımız, 2 Üsteğmenimiz, 15 Astsubayımız rahmete kavuştular! Sorular şunlar: 1- 61 yıllık uçakları bizden başka kullanan devlet var mı? 2- Bu uçaklara Cumhurbaşkanı binip uçar mı? 3- Bu uçaklara Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları binip seyahat yapar mı? Muhtemelen: ‘İtibardan tasarruf olmaz, bizlerin jetleri var’ yanıtları haklı mıydı? İtibardan tasarruf olmazdı ama, vatansever evlatlardan da tasarruf doğru ve doğal mıydı?”[2] şeklindeki sitemlere kulak kabartılmalıydı.
“Bunları yazın yavrularım! Uçan tabutla gitti evladım! Yazmazsanız en adi insanlarsınız!.. Kendinize saraylar yapana kadar uçan tabutları değiştirmeniz lazım!” diyen acılı baba haksız mıydı?!
“Televizyonlarda hayatlarında C-130 görmemiş, binmemiş gazeteci, uzman bozuntularını görünce; hayatımın 25 yılını verdiğim Hava Kuvvetleri’nde edindiğim tecrübelerime dayanarak birkaç cümle kurma ihtiyacı hissettim. Şahsi düşüncem; bu uçağın teknik bir arızadan ziyade bir patlama sonucu düştüğü yönündedir. Bunu destekleyen 3 tane resim ekledim; birisi düşen uçağın düşerken çekilmiş resmi. İkinci resim bir C-130’un yukarıdan çekilmiş hali, 3. resim ise düşen uçağa göre yukarıdan çekilmiş olan resimde eksik olan kısımları göstermektedir.
Gerçek şu ki, uçağın düşerken görülen parçası sadece motorların olduğu kanat bölgesi ve orta gövdesi. Yani uçağın ön gövdesi ve kuyruk çevresi yok. Düşen parçalarda da kapı ve kuyruk parçaları görünüyor. Dışarıdan ateşlenen bir füze de olabilir, uçakta taşınan bir patlayıcının patlaması da olabilir.” diyen Alpaslan İlker Kuru gibilerin uyarılarına dikkat etmek lazımdır.
Düşen uçağımızdan birkaç gün sonra; Rus güçleri, Ukrayna’da Türk gemisini vurmuşlardı.
Rusya, Ukrayna’da saldırılarını sürdürüyordu. Rus güçleri, Ukrayna’nın Odesa bölgesindeki İzmail Limanı’na demirli, yaklaşık 4 bin ton sıvılaştırılmış gaz (LPG) taşıyan Türk gemisi ORINDA’yı dron ile vurmuştu. Saldırı sonrası Romanya’nın Plauru Köyü sakinleri, Rus saldırısı sonrası alev alan geminin patlama riski nedeniyle boşaltılıyordu.
• Rus güçleri, Ukrayna’nın Odesa bölgesindeki İzmail Limanı’nda demirli Türk gemisi ORINDA’yı dron ile vurmuşlardı.
• Saldırı sonrası gemide yangın çıktı ve 16 kişilik mürettebat güvenli bir şekilde tahliye edilip kurtarılmışlardı.
• Romanya’nın Plauru Köyü, patlama riski nedeniyle boşaltılmıştı.[3]
Gerçeklerin Çarpıtılması!
Uluslararası ilişkilerde, “Mütekabiliyet”, yani “Karşılıklılık” temel ilke sayılmaktadır. Uluslararası hukukta da yeri vardır. Bir devlet başka bir devlete hangi davranışı gösterirse, karşı devletin de ona aynı karşılığı vermesi haktır. Özetle, “Mütekabiliyet (Karşılıklılık) ilkesi”, uluslararası ilişkilerde önemli bir caydırma aracıdır. Aynı zamanda, “Tam Bağımsızlık” prensibinin bir icabıdır.
5 Şubat 1975… Kıbrıs Barış Harekâtı nedeniyle, ABD Türkiye’ye ağır bir silah ambargosu uyguladı.
Türkiye’nin ambargoya cevabı sert olacaktı. (Çünkü iktidarın ortağı Necmettin Erbakan’dı. A.A.)
13 Şubat 1975’te, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşunu ilan etmekten sakınılmamıştı…
ABD, silah ambargosunu kaldırmamıştı. Bunun üzerine, 25 Temmuz 1975’te Bakanlar Kurulu Kararnamesi’yle, ABD’nin Türkiye’de bulunan 21 üs ve tesisi kapatılmıştı. Yaklaşık beş bin ABD’li asker ve sivil ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. (Çünkü bizzat ABD’li yöneticilerin ve Siyonist stratejistlerin itirafıyla Türkiye’de iktidarın ortağı ERBAKAN vardı. Resmen Başbakan, Ecevit veya Demirel olsa da asıl dirayet ve cesaretin kime ait olduğunu bizzat dönemin ABD ve AB yetkililerine sormak lazımdı. A.A.)
4 Temmuz 2003… Kuzey Irak’ta Süleymaniye’de ABD askerleri, 11 Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin başına çuval geçirme küstahlığına kalkışmıştı; elbette düşmanca bir tavırdı. İktidar NOTA vermekten bile sakınmıştı…
Ve yine 27 Şubat 2020… Rusya, Suriye’de 34 askerimizi şehit etmekten sakınmamıştı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar bile, “Birliklerin bulunduğu yerlerin önceden Rusya’nın sahadaki yetkilileri ile koordine edilmesine rağmen, maalesef bu saldırının gerçekleştirildiği” itirafında bulunmuşlardı. Yani, bilerek yapılan bir saldırıydı…
Bu düşmanca tutum için, Rusya’ya NOTA bile verilmemiş, Rusya, özür bile dilememişti. Hatta bir hafta sonra, hiçbir sorun yokmuş gibi Türk heyeti, Moskova’da Putin’i ziyaret etmişti.
30 Ağustos 2022… İzmir’deki NATO Müttefik Kara Komutanlığı, sosyal medya hesabından 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 100’üncü yıl dönümünü kutlamıştı. Yunanistan, NATO’nun bu paylaşımına “kabul edilemez” diyerek karşı çıkmıştı.
Ve NATO, kutlama mesajını silmek zorunda kalmıştı. NATO’nun ikinci büyük gücü Türkiye, Yunanistan’ın mesajı sildirmesine engel olamamıştı. (Çünkü dindar kahraman bir iktidar vardı! A. A.)
20 Eylül 2024… Yunan sahil güvenlik botu, Bodrum’da Türk karasularını ihlal etmişti. Ardından, 23 Eylül 2024’te Datça’ya kadar gelmişti. (Açıkça ve alçakça) Devletin egemenliği ihlal edilmişti. Türkiye, NOTA bile vermemişti. Ankara’nın Yunan Büyükelçisi ülkesine gönderilmemişti. Sadece; “Şiddetli şekilde kınandığı” belirtilmişti.
O Yunanistan, Ege’de Askersizleştirilmiş Adaları, uluslararası antlaşmalara rağmen silah deposuna dönüştürmüş durumdaydı. Türkiye sınırına yaklaşık 40 kilometre uzaklıktaki Dedeağaç’a, ABD askeri konuşlandırılmıştı. ABD bu üsten, ağır silahlarını askersiz olması gereken 12 Adalar’a sevk eden Yunanistan’a arka çıkmıştı.
Kendisine ait olmayan ada/adacıklara sahip çıkmıştı. Mesela, Batı Anadolu’ya çok yakın Eşek ve Bulamaç olmak üzere bazı adalara konuşlanmıştı. Türkiye’nin, uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan meşru müdafaa hakkı olmasına rağmen, sadece kınama açıklamalarıyla kalmıştı. Yani mütekabiliyet (karşılıklılık) prensibini uygulamamıştı.
Oysa 1996’da, Yunanistan’ın Kardak Kayalığı’na diktiği bayrak indirilmiş ve Türk Bayrağı dalgalandırılmıştı.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Kasım 2025 başında, Doğu Akdeniz’de hak iddia ettiği zengin petrol ve doğalgaz rezervinin bulunduğu Münhasır Ekonomik Bölge’de (MEB) tatbikat yapmıştı. Tatbikata; ABD, İsrail, İngiltere, Fransa, İtalya, Mısır, Yunanistan ve GKRY katılmıştı. Sanıyorum, Türkiye kendisine karşı oluşturulan bu cephenin farkındaydı.
Türkiye, Avrupa için Güvenlik Girişimi (SAFE) Programı’na katılmak arzusundaydı. Türkiye’nin SAFE programında yer alması, Avrupa savunması açısından sadece teknik bir ortaklık değil, aynı zamanda jeopolitik açıdan bir fırsat kapısıydı…
Yunanistan ve GKRY, Türkiye’nin SAFE Programı’na katılmasını koşula bağlamıştı. Koşul: Yunanistan’ın Ege Denizi’nde karasularını 12 mile çıkarması durumunda, Türkiye’nin bu adımı “savaş nedeni” sayacağı kararının kaldırılmasıydı!..
Elbette Türkiye, bu şartı kabul etmeye yanaşamazdı. Çünkü, Yunanistan’ın karasularını 6 milin üzerine çıkarması, Ege Denizi’nin bir Yunan denizi olması anlamını taşırdı. Ancak; AB, Yunanistan’ın isteğini yerine getirdi ve Türkiye’yi SAFE Programı dışında bıraktı.
Türkiye’yi çok seven ve hayran olduğunu söyleyen (ve Sn. Erdoğan’ın özel DOSTU olma şerefine eren) ABD Başkanı Trump vardı!..
Ama, 1,4 milyar dolar ödediğimiz F-35 uçaklarını vermiyorlardı. İstediğimiz F-16’lar için, henüz olumlu bir yanıt alınmamıştı. Oysa, ABD Yunanistan’a bu uçakların satışını yapmayı sürdürüyordu.
Tekrar hatırlatalım; “Mütekabiliyet” ilkesi, bir ülkenin caydırıcılık gücünün ve tam bağımsızlığının en somut göstergesi sayılırdı. Coğrafi konumu yönünden “dev” olan bir Türkiye’nin, jeopolitik güç açısından geldiği bu durum içler acısıydı… Ve komşu ülkeler, bu yönüyle Türkiye’yi çok yakından izliyorlardı ve tabi ABD ve AB’den destek alıyorlardı…”[4] diyen Naim Babüroğlu’nun “Caydırıcılık ve Mütekabiliyet” yazısını, böyle düzelterek aktarmamız; doğrularla yanlışları harmanlayarak ve asıl gerçekleri gizlemeye çalışarak bu yazıları hazırlayanların, aslında hep şikâyet ettikleri AKP iktidarına ve Cumhur İttifakı’na dolaylı destek sağladıklarını anlatmak amaçlıydı.
- Yeni Şafak – 13.11.2025
- Rifat Serdaroğlu-@rifatserdaroglu
- haberler.com / 17.11.2025
- https://www.sozcu.com.tr

Özellikle toplum hafızasının sıfır saniyelere yaklaştığı bu günlerde “AKP mütekabiliyet zaafları tarihi” özelliği taşıyan bu makaleyi hazırlayan Milli Çözüm yine toplulumuza tüm gerçekleri en saf haliyle anlatan tek yayın olma özelliğini korumaktadır. İktidarı boyunca ülkemize yapılan tüm saldırılar sadece kınanmış uluslararası kamuoyu buna alıştırılmış Türk halkı ise sadece yatıştırılmıştı.
AKP’nin bu uluslararası geçiştirme ve uyuşturma politikası milletimizi mütekabiliyet ilkesine kör hale getirmiş başına gelen her şeye “bir bildikleri vardır” cevabını vermesine neden olmuştur. Makalede sırasıyla yazılan tüm tarihi gerçekler bunu apaçık göstermektedir.
Ek olarak F35 lere Typoon lara milyar dolarlar saçan (ama alamayan) iktidar asıl yenilenmesi gereken envanterlere ise hiç odaklanmamakta çünkü bu tarz envanterlerin haberlerinden yeteri kadar oy devşirememektedir.
Adil Düzen kurulmadan bu rezilliklerden hiçbirinden kurtulunamayacağı artık apaçık bir şekilde aşikar olmuştur. Allah imanımızı kuvvetlendirsin. Milli Çözüm’den bizleri ayırmasın. Adil Düzen’e olan imanımızı ve çabamızı arttırsın inşallah..
Devletin uluslararası ilişkilerde mütekabiliyet ve karşılıklılık iradesini elde tutmasının en temel şiarlarının başında:
—Askeri Kapasite ve Caydırıcılık.
—Sağlam, üretken,milli, güçlü ve faizsiz bir Adil Ekonomik Düzen.
—Siyasal istikrar ile Devletin bütün kurumlarında ve vatan sathında hukukun üstün kılınması, gibi daha nice esaslar ve şartlar barındırmaktadır..
Görülüyor ve anlaşılıyor ki on yıllara dayanan işbirlikçi Akp İktidarı, her türlü imkan ve iradeye fazlasıyla sahip olan kudretli Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sadece Hukuki, İktisadi, Askeri, Ahlâki, Siyasi imkanlarının önüne değil, devletin temeline konulan Siyonizm fitilinin, pim’ini çekme görevini ifa etmektedir?!
Ve Allahın izniyle Milli Çözüm bilincinin ve iradesinin eliyle bu ihanet ve dalalet çemberi de çok geçmeden kırılıp atılacaktır.
Makalede de ifade edildiği üzere : Aklımızı kullanmamız gerektiği ve akıllı olma yolunda gayret ve çaba sarf etmemiz gerektiği yani, akıl bir işin sonunu düşünmekle birlikte akıl muhakeme ve mukayese etme yeteneğidir, iyiyle kötüyü – güzel ile çirkini – faydalıyla zararlıyı – doğruyla yanlışı – adalet ile zulmü ayırt edebilme kabiliyetidir. Bu makale son derece akıl melekesinin en iyi şekilde kullanıldığı – intikamı – ihaneti ve düşmanlığı en ince ayrıntısına kadar tarihi tecrübe ve birikim dolu bir ferasetle bilen anlayan bir kalemden çıktığı aşikar… Yazar ve yorumcuların büyük çoğunluğu farklı zıt görüşlere sahip olanların genel itibariyle ortak özelliği yanlışlarla doğruları karıştırıp halkı istediği veya bağlı oldukları üst aklın hizmetine yarayacak halde yönlendirme gayreti gütmekte olduğunu anlıyoruz bu örnek makaleden yola çıkarak… Ve Milli Çözüm FARKI diyebileceğimiz bu en yaygın manipülasyon olan yalanlarla doğruların harmanlanması ve gerçeklerin çarpıtılarak halkımız ya yanlış düşünceye sahip olunması sağlanmakta ya da uyutulmaktadır gerçeğini bir kere daha gözler önüne serdiğine şahit olduğumuz bir yazı kaleme alınmış. Şükranlarımı arzediyorum..! Bu maksada yani yalanlarla doğruları harmanlama şekline artık günümüzde yeni bir dijital destek daha çıktı malumunuz… YAPAY ZEKA… Örneğin Milli Çözüm makalelerini yapay zeka ile görselli bir şekilde video yapıp insanlar makaleleri daha rahat anlasın, akıllarında kalıcı olsun diye iyi niyetle bir çalışma yapalım denilse YAPAY ZEKA denilen şey Siyonizmin güdümünde olduğu için veya yapay zeka gerçek müslüman bir düşünce ürünü olmadığı için makalenin ruhunu özünü hakikatinden uzaklaştırarak bir çalışma ortaya sunar… O yüzden bu tehlikeye de düşmemek gerektiğini hatırlatmayı bir vazife addediyorum..
YUNUS SURESİ 100. AYET
(Hayır!) Allah’ın izni olmadan (gerçeği araştırıp Hakka teslim olmadan) hiç kimse iman edemez. O (Allah), akıllarını kullanmayan (ve nefsi hevâlarına uyan)ları (imandan ve İslam’dan mahrum ve) murdar kılıp (bırakır).
(BAK: http://www.mealikerim.com )
21 YÜZYILDA SÖMÜRÜ VE ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜN SEMBÖLÜ “SARAY”DAN BAŞKA NE OLABİLİR Kİ?!
Yazıda şehit babasının feryadı acı verici:
“…Bunları yazın yavrularım! Uçan tabutla gitti evladım! Yazmazsanız en adi insanlarsınız!.. Kendinize saraylar yapana kadar uçan tabutları değiştirmeniz lazım!” diyen acılı baba haksız mıydı?!..
Ve yine gündeme getirlmeyen analizleri Milli Çözüm getirmiş:
“…Televizyonlarda hayatlarında C-130 görmemiş, binmemiş gazeteci, uzman bozuntularını görünce; hayatımın 25 yılını verdiğim Hava Kuvvetleri’nde edindiğim tecrübelerime dayanarak birkaç cümle kurma ihtiyacı hissettim. Şahsi düşüncem; bu uçağın teknik bir arızadan ziyade bir patlama sonucu düştüğü yönündedir. Bunu destekleyen 3 tane resim ekledim; birisi düşen uçağın düşerken çekilmiş resmi. İkinci resim bir C-130’un yukarıdan çekilmiş hali, 3. resim ise düşen uçağa göre yukarıdan çekilmiş olan resimde eksik olan kısımları göstermektedir.
Gerçek şu ki, uçağın düşerken görülen parçası sadece motorların olduğu kanat bölgesi ve orta gövdesi. Yani uçağın ön gövdesi ve kuyruk çevresi yok. Düşen parçalarda da kapı ve kuyruk parçaları görünüyor. Dışarıdan ateşlenen bir füze de olabilir, uçakta taşınan bir patlayıcının patlaması da olabilir.” diyen Alpaslan İlker Kuru gibilerin uyarılarına dikkat etmek lazımdır…”
Makalede de belirtildiği gibi; kimi yazar ve yorumcular gerçekleri ve yanlışları harmanlayarak anlatıp halkı yanlış adreste tutma görevini yerine getirmektedirler. Bir nevi firavunun büyücüleri gibi.
ŞEHİTLERİMİZİN KAZASININ ALTINDAN KİM ÇIKARSA ÇIKSIN HESABI MUTLAKA SORULMALIDIR. TABİ BUNUN İÇİN ERBAKAN GİBİ LİDERLERE İHTİYAÇ VAR. 7 EKİM 2023 DEN BU YANA İSRAİLLE TİCARETİ BİLE KESEMEYENLERİN, ABD DE İLE İŞBİRLİĞİ İÇİNDE İŞ YAPANLAR ELBETTE BU HESABI SORAMAZLAR. 1974 DE ABD ÜSLERİNİ İNCİRLİĞİ KAPATAN ERBAKAN GİBİ LİDERLERE İHTİYAÇ VARDIR. ERBAKAN HOCAMIZIN EN SADIKTALEBESİ VE TAKİPÇİSİ, PLAN VE PROGRAMLARINA SAHİP ÇIKAN SADECE ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ MİLLİ ÇÖZÜM KALMIŞTIR. VE İNŞALAH TÜM MAZLUM MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİZİN KURTULUŞU ŞEHİTLERİMİZİN HESABININ SORULMASI AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN 1980 YILINDA TRT DE BUYURDUKLARI ŞU SÖZÜN GERÇEKLEŞMESİ İLE BAŞLAYACAKTIR;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
Olaylar perde arkasındaki gizli amaçlar hedefler,gizli birliktelikler.
Erbakan proje ve sistemlerini hayata geçirecek bir lidere ihtiyaç vardır.
En yaygın manipülasyon doğruyu yanlışla harmanlayıp sunmaktır. Bunu gerçeği gizlemek için yapmaktadırlar. Sebeplerden bağımsız olarak sadece sonuçları tartışmak, böylece dikkatlerin şaşırtılması, dünden bağımsız olarak sadece bugünü gündeme taşıyıp beyinlerin karıştırılması, kuklacıdan bağımsız olarak sadece kuklayı tartışarak olayların perde arkadının ve asıl maksadının unutturulması da genel uygulanan manipülasyon türleridir.
Çok dikkatli olmalıyız. Şaşırmayacağız. Odağımızı düşmanımız olan siyonizmden ayırmayacağız. Hiçbir sebeple manipüle olmayacağız.
Akıllı olmak, intikamı, ihaneti, düşmanlığı bilmek zorundayız! Çünkü çok şey yaşadık! Ve daha çok şey yaşayacağız.
“Carthaginem esse delendam.”
Anlamı: “Kartaca yıkılmalıdır!”
Romalı senatör Marcus Porcius Cato’nun lâfı bu. Bütün söylevlerini bu sözlerle bitirirmiş. Her neden bahsederse bahsetsin, lâfı “Kartaca yıkılmalıdır”la bağlarmış. Boş verin başka her şeyi, esas mesele budur, manasında.
Günümüzdeki hâli ile;
SİYONİZM YOK EDİLMELİDİR! ADİL DÜZEN’den BAŞKA BİR KURTULUŞ YOLU BULUNMAMAKTADIR.
Aziz Erbakan Hocamız ın “Akp ve yöneticileri zat’ül hareke(bağımsız hareket edebilen) değildir, bunlar at yarışı spikeridir ” manâsındaki sözleri makaleyi okuyunca bir kez daha kulaklarımızda çınlamıştır. Siyonist güdümlü BOP eşbaşkanlığı figüründeki kuklalar elbetteki halkı oyalayıp uyutmak üzere türlü hile ve sahtakârlığa devam edeceklerdi…
Gerçeği anlayamayalım diye üstünü örtme gayreti güdenler; ya fiile destek olup organizasyonun içinde olanlar ya da ufak menfaatler karşılığında halka narkoz takviyesi yapanlardır. Giden 20 Aziz canımıza karşılık olarak bir türlü hakikatin tam ortaya çıkmasına gayret göstermeyenlere hesabı soracak Cenabı Hak var.
Aziz Erbakan Hocamız: “Toprak ayaklarımızın altından kayıyor” diyerek uyardı ve gitti… Milli Çözüm ise O’nun yolundan-izinden Hakk üzere yürüyen TEK merci…
O’nun gidişinin üzerinden tam 15 yıl geçti ve bugüne geldik… Hocamız her ne uyarı yapmışsa çıktı-çıkıyor ve çıkacak; ülkemizin parçalanmasına ramak kaldı.
Apo “sayın” oldu, Papa “ekümenik”…
Ahlak tefessüh etti, milli tek bir kurum kalmadan özelleştirildi, ülkenin kaynakları talan edildi, gavura peşkeş çekildi ve fakirlik ayyuka çıktı.
Bu süreçte ülkemizin parçalanmasını durup izleyenler, sessiz kalanlar, manipülasyonlarla işbirlikçilere çanak tutanlar…
Sağcı-solcu, milliyetçi, ocu şucu bucu görünüp Siyonistlerin değirmenine su taşıyanlar… Hepinizin ciğerini biliyoruz ve bu süreçte kim nerede durduysa, herkesi kafamızın bir kenarına not ettik…
Bugünler de geçer ve elbet devran döner…
Ve çok yakında şeytani hesaplarız ve dünyanız başınıza yıkılır.
Bekleyin, zira biz de bekliyoruz!..