YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697fd0cd819cc
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 1
Bugün : 1797
Dün : 57744
Bu ay : 59541
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48762854
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

KULİSÇİLİK ŞEYTANA ASKERLİKTİR!

Hizipçilik; Hak ve hayır adına yola çıkan bir topluluk ve teşkilat içinde, birlik ve dirliği bozacak biçimde ayrı bir ekip oluşturma ve bütün grubu kendi heves ve hedefleri doğrultusunda kullanma girişimleridir.

“Hizipçilik”e Niçin Başvurulmaktadır?

“Hizip” kelimesi Kur’an’da değişik anlamlarda kullanılmıştır.

1) Değişik mezhepler ve dinlere bölünmüş insan topluluklarını ifade etmek için kullanılır: Allahu Teâlâ şu gerçeği hatırlatmaktadır:

“Her hizip kendilerinde olan (sahip çıkılan özellikleri) ile böbürlenmektedir.” (Rum: 32)

2) Şeytanın ordusu anlamında kullanılır. Allahu Teâlâ şöyle uyarmaktadır:

“İşte onlar şeytanın hizbidir.” (Mücâdele: 19)

3) Rahman’ın ordusu ve İslam’ın taraftarları anlamında kullanılır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“İşte onlar Allah’ın hizbidir.” (Mücâdele: 22)

“Hizip” sözlükte belli bir inanç, gaye veya çıkar doğrultusunda kenetlenmiş… Yahut küfür, fısk ve isyan bağlarından ya da toprak ve kabile ortaklığından dolayı bir araya gelmiş bir grup insan demektir. Kur’an’da ise iki sınıf hizipten bahsedilmektedir. “Allah’ın Hizbi” ve “Şeytan’ın hizbi”, Allah’ın Hizbi Resulüllah’ın (SAV) gönderilmesinden itibaren başlayan ve Onunla dünyaya hâkim olunan bütün ümmettir. Bu nedenle Allah’ın hizbinin dağılmasına ve birliğinin bozulmasına sebep olanlar fasık ve münafık kimselerdir. Şurası iyi bilinmelidir ki, metot ve yöntemi, Resulüllah’ın (SAV) temsil ettiği Allah’ın hizbine ve İslam Dinine uymayan hiçbir ekip ve girişim, Allah’ın hizbinden değildir. Bundan dolayı dinin, her Müslümanın; fesatçı ve bid’atçı hizipçiliği reddedip ondan uzaklaşması ve ona geçit vermemesi gerekir. Rahmani veya şeytani her hizbin kendine has ilke ve fikirleri yahut gaye ve prensipleri bulunup, tüm bunları örgütleyip gerçekleştirecek sabit ve değişmez kabul edilen ilkeleri olduğu bilinmektedir. Bu ilkelere inanan, hal ve davranışlarında onları esas alan kişi artık o hizbin bir ferdidir. Yani dostluk ve düşmanlıkta ya da birleşme ve ayrılmada esas alınan şey bu ilkelerdir. Kur’an’ın ölçülerinden, Hz. Peygamberin (SAV) yol ve yönteminden dışarı çıkmaya veya onu tahrif etmeye, değiştirmeye cesaret edenlerin Hak’tan sapıtacakları bir gerçektir.

Fitne çıkaranları ve Kulisçilik yapanları ikaz eden şu ayetleri dikkatle okumalıdır:

“Kendilerine: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde (tam bir pişkinlikle): ‘Biz sadece (halkın ahlâkını ve toplum nizamını düzeltip iyileştirmek isteyen) ıslah edicileriz’ demekte (ve fesatlıklarına ıslah kılıfı geçirilmekte)dir. İyi bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar (sosyal ve siyasal hayatı ve tabiatı bozanlar) kendileridir, ama (bunun) şuurunda değillerdir.” (Bakara: 11-12)

“(O fasıklar ki) Onu kesin olarak onayladıktan (ve hakikatin farkına vardıktan) sonra, Allah’ın ahdini (Cenab-ı Hakka verilen iman ve itaat sözlerini) bozarlar, Allah’ın kendisiyle birleştirilmesini emrettiği şeyi (akrabalık, arkadaşlık ve Hakk davayla irtibat bağlarını) ise koparırlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte bunlar hüsrana (düş kırıklığına ve pişmanlığa) uğrayanlardır.” (Bakara: 27)

“(Ve sakın) ‘O’na (Rabbinize) iman edenleri tehdit ederek, Allah’ın yolundan alıkoymak için (uğraşmayın!) Ve onda (Dini konularda) çarpıklık arayarak (böyle) her yolun (başını) kesip-oturmayın. Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve güçsüz) iken O, sizi çoğalttı (güçlü, varlıklı ve saygın kıldı). Bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına (ibretle) bir bakın (ve ona göre davranın).’” (A’raf: 86)

“Ve derken (huzurumda ibadet ve riyazetle vakit geçirmek üzere) Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on (gün) daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a: ‘Kavmim içinde benim yerime geçip (halifem ol), onları ıslah et ve bozguncuların yoluna tâbi olma!’ deyip (ayrıldı).” (A’raf: 142)

“Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar (Hakk’tan ve hayırdan cayıp kaytaranlar), Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi (akrabalık ve Hakk davayla alâkadarlık münasebetini ve ümmet sorumluluğu bilincini) kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar (var ya); işte lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı (dünya ve ahiret azabı) da onlar içindir.” (Ra’d: 25)

“İşte ahiret yurdu; Biz onu, yeryüzünde (Allah’a iman ve itaat davetine karşı) büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız. Ve (güzel) sonuç (elbette) takva sahiplerinin olacaktır.” (Kasas: 83)

“(Güney Ürdün, Kızıldeniz ve Sina arasında yaşayan) Medyen (ahalisine) de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik.) Böylece (onlara) dedi ki: ‘Ey kavmim, Allah’a kulluk edin ve (bu iman ve ibadetinizle) ahiret gününü(n sevabını ve mükâfatını arzulayıp) umut taşıyın ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık-fesatlık çıkarmayın.’” (Ankebut: 36)

Kulisçilik ve Fitnecilik Haramdır!

“Sana haram ayı ve onda savaşmayı-çarpışmayı sorarlar. De ki: ‘(Haksız yere ve hayırsız bir niyetle) O ayda savaşmak büyük (bir vebal almaktır). Ancak, (mü’minleri) Allah’ın yolundan (Kur’ani hükümleri uygulayıp yaşamaktan) alıkoymak, Onu (Hz. Peygamberi ve İslam düzenini) inkâra kalkışmak, Mescid-i Haram’a (Hacc ve Umre yolculuğuna ve diğer İslami şiarın canlı tutulmasına) engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, (Hz. Peygamber Aleyhisselam’ı ve Ashab-ı Kiramı, Mekke’den hicrete zorlamak ve kıyamete kadar Müslümanları bulundukları ülkelerin yönetiminden ve Adil bir Düzen kurma yetkisinden uzaklaştırmak ise) daha büyük (bir günah ve haksızlıktır. Çünkü) Fitne (çıkarmak, şeytani düşüncelerle planlar hazırlamak) savaşıp çarpışmaktan (ve hatta adam öldürmekten) daha büyük (bir fesatlıktır.’ Unutmayınız ki o fitne odakları ve anarşist uşakları) Eğer güçleri yeterse (ve fırsat düşerse) sizi dininizden (İslami düşünce ve düzeninizden) geri çevirinceye (sizi zalim ve kâfirlere karşı ılımlı ve uyumlu köleler haline getirinceye) kadar, sizinle savaşmaktan geri durmayacaklardır. (Artık) Sizden kim dininden geri döner ve kâfir olarak ölürse, işte onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacak (ve azap çekeceklerdir).” (Bakara: 217)

“Sana Kitabı-Kur’an’ı indiren O’dur. Ondan (Kur’an’dan) bir bölümü kitabın anası (temeli ve esası) sayılan muhkem ayetler (açık ve kesin emirler)dir. Diğer bir kısmı da müteşabihtir. (Benzer manalara ve çeşitli yorumlara müsaittir.) Kalplerinde şüphe ve eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve (keyfi) te’villerde bulunmak üzere (açık ve kesin emirleri bırakıp, manası kapalı olan) müteşabih ayetlerin peşine düşmektedirler. Halbuki bunların gerçek te’vilini ancak Allah bilir… İlimde derinleşenler (râsihûn) ise: ‘Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır’ derler. (Ve müteşabih -kapalı- ayetlere ise; Kur’an’ın sarih hükümlerine ve Resulüllah’ın sahih hadislerine uygun yorumlar getirirler.) Zaten temiz ve olgun akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Âl-i İmrân: 7) ayetleri Fitneciliğin, Kulisçiliğin ve Hizipçiliğin yasaklandığını haber vermektedir.

Hz. Peygamberimiz (SAV): “Fitne fesatlıktan (ve hizipçilik yapmaktan) sakının. (Unutmayın ki) Söz ile (bazılarını yanına çekmek, bazılarını dışlayıp etkisizleştirmek üzere) çıkarılan fitne ve kulisçilik, kılıçla yapılan fesatçılıktan daha tehlikelidir.” (İbn-i Mace) buyurup bizleri ikaz etmektedir. Bu Hizipçi ve Kulisçi fitneciler, en sonunda davaları için yaptıkları fedakârlıkları hatırlatıp, haklarının yenildiği havasını oluşturmaya… Hatta Hocaları ve yol arkadaşları için yaptıkları ikram ve harcamaları gündeme taşıyıp kendilerine nankörlük yapıldığı iddiasında bulunmaya bile tenezzül etmektedir.

Hizmetlerini Minnet Konusu Yapanlar Şiddetle Kınanmışlardır!

“(Ey Resulüm, bazıları da) Müslüman oldular (ve birtakım hizmet ve fedakârlıkta bulundular) diye (gelip başına kakmak niyetiyle) Sana minnet etmektedirler. (Uğradıkları sıkıntıların sorumluluğunu Sana yüklemektedirler.) De ki: ‘Müslümanlığınızı Bana karşı minnet (konusu) etmeyin. (Hizmet ve ibadetlerinize karşılık dünyalık makam ve menfaat beklemeyin, kendinizi ayrıcalıklı zannetmeyin!) Tam tersine, sizi imana yönelttiği (küfür ve kötülükten çekip çevirdiği) için Allah size minnet edip (verdiği nimet ve faziletlerin şükrünü isteyebilir). Eğer doğru sözlüler (ve temiz özlüler) iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)’ Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (görünmeyen tüm sırlarını) bilir. (Sizlerin her türlü niyet ve gayretinizden de habersiz değildir; hak ettiğiniz karşılığı elbette verecektir. Ancak Rabbinizi kendinize borçlu zannetmek büyük bir gaflet ve edepsizliktir) Allah, yaptıklarınızı Görendir.” (Hucurât: 17-18)

Kalplerinde bir eğrilik olanlar fitne çıkarmak için olayları ve şahısları çarpıtmaya çalışmaktadır:

“Ben daha bilgiliyim…” “Ben daha gerçekçiyim…” “Ben herkesten önce fark ederim…” “Ben özel ve mükemmel birisiyim…” “Liderimizi en çok ben sever, ben sahiplenirim.” “Şu kişi bu görevi yürütememektedir, benim bu göreve getirilmem gerekir…” diyen nicelerine, aslında bu görevler teklif edilirken, taşın altına elini sürememiş, Liderin emrini dinlememiş, kendi aklınca ve ayarınca dengeleri gözetmiştir. Artık bütün bu uyarılara kulak vermeyenlerin sonu, nasipsizlik uçurumlarının dibine sürüklenmektir!.. Umarız ve duacıyız ki; inşaallah verilen bu son pişmanlık ve tevbekârlık şansı çok iyi değerlendirilir ve yeniden samimiyetle hayırlı hizmetlere yönelinir…

Erbakan Hocamızın şu hikmetli tespitleri de bizlere ışık tutmalıdır:

İyi bir yönetim kötü bir halkı yönetebilir; fakat kötü bir yönetim asla iyi bir halkı yönetemez.

Kötü bir yönetim halkı yönetebiliyorsa eğer, o yönetimin halkına, yönetimden iyidir denemez.

Şuursuz ve onursuz kalabalıklar, işbirlikçi ve hain yönetimleri denetleyip değiştiremez.

 

Akıllı lider, kendi doğru çizgisi içinde halkın eğri çizgisini, ya da halkın doğru çizgisi içinde kendi eğri çizgisini eritebilen lider­dir.

Hükmetme arzunu tatmin için değil, Hakk’ın rızası ve halkın hatırı için iktidar ol!

Ahlâksızlık ve yoksulluk en büyük iki düşmanındır, tedbirli davran, payidar[1] ol!..

Dost ve danışman seçerken Brütüsler sızabilir, yakın çevrene dikkatli ve alâkadar ol!

Üstte kadrolaş, ama bu kadrolarının kendi aralarında kadrolaşmasına mâni ol, berhüdar[2] ol!..

 

İktidar; kuvvet, rejim ise çerçevedir. Adil olmayan iktidarlar yıkılır, halka uygun olmayan çerçeveler dağılır.

  1. Payidar: Devamlı, kalıcı.
  2. Berhüdar: Mutlu ve huzurlu.
5 1 vote
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
16 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Her birimizin ve kardeşimizin bu yazıyı önce kendi nefsimde defaatle okuyup anlaması gerekir. Dava kardeşlerimizi çekiştirmek eksik aramak zan ile hareket etmek Allah korusun bizlerin onların bu davadan ayrılmasına vesile olacak hal ve hareketlerden kaçınmamız şarttır. Bazen dava kardeşimize iyilik yapıyor gibi görünerek veya akıl veriyormuş gibi görünerek üst perdeden davranmak Allah korusun kardeşimizi uçuruma sürüklemek büyük bir vebaldir. Şeytanı en çok sevindirecek Hak davaya zarar verecek kuliscilik yapmak benlik duygularıyla hava atmak atmak için zahmet çekmeden arka planda ben herşeyi planlıyorum zannı ile hareket etmek bizleri yavaş yavaş gerçek sorumluluklarımızdan çalışmalarımızdan uzaklaştırıp gayretimizin tükenmesine en sonundada bir anda bakmışızki hakikatin merkezi olan Milli Çözüm dışındaki oluşumların kucağına savrulmuş olarak bulmuşuz. Rabbim önce kendimi ve tüm kardeşlerimizi bu duruma düşmekten muhafaza buyursun. Bile isteye yapılan uyarıları dikkatte almayanların acı akıbetleri hepimize ders olmalıdır. Ara ara bu yazı aile ortamlarında tekrar okunmalı ve anlaşılmaya çalışılmalıdır.Allah tövbe edip aynı yanlışı tekrar etmeyenleri bağışlayacaktır. Dava kardeşimizin menfaatini kendi menfaatimizin üzerinde tutmak çıkarcılığı önleyecektir. 
İki şey ayağımızı kaymasına neden olmaktadır.
1.Kuliscilik yapmak
2.Kendi çıkarlarımız için dava kardeşlerimizi istismar etmek

Harika bir yazı.. Konu, genel halktan ziyade teşkilatçılara özel.

Bahsedilen şu kısmı asla unutmayalım:

“…Ben daha bilgiliyim…” “Ben daha gerçekçiyim…” “Ben herkesten önce fark ederim…” “Ben özel ve mükemmel birisiyim…” “Liderimizi en çok ben sever, ben sahiplenirim.” “Şu kişi bu görevi yürütememektedir, benim bu göreve getirilmem gerekir…” diyen niceleri..kendi aklınca ve ayarınca dengeleri gözetmiştir. Artık bütün bu uyarılara kulak vermeyenlerin sonu, nasipsizlik uçurumlarının dibine sürüklenmektir!…”

Nefsimizi(kötü yanlarımızı) dizginlemek yerine azgın kalırsak; Milli Çözüm’de şu başkanı, Saadet Partisin’nde filan sekreteri olsak ne fayda eder ki? Evvela kulluk ile insan olabilmeliyiz!

KİN TUTAN DİN TUTMAZ!.. KADER İNANCI SAHTE OLANLARIN SONU!..

Makale son derece imani olgunluğa erişmemizi kestirmeden öğreten hakikatlerle başbaşa kaldığımız bir yazı kaleme alınmış. Kıymetli yazarımıza sonsuz şükranlarımı arzediyorum. Rabbim bu kıymet arzeden makaledeki gerçeklerin gereğini yerine getirme konusunda gayret ve çaba lütfeylesin bizlere…

(Kişinin kendi bilip hiç kimsenin bilmediğini zannettiği bir şeyini onun) Fark ettiğini (seninde) farkettiğini (ona) farkettirdiğin de FİLM KOPAR!…
Nefsine ve Şeytana Uyanlar, yani niyetleri ve samimiyetleri temiz olmayanları anlamak için makaleden de anladığımız kadarıyla; olayları ve şahısları çarpıtmaya başladıkları an deşifre olurlar…Oysa nefsine ve Şeytana değil, Allah’ın Cemal Sıfatını ve Celal Sıfatını göz önüne alanlardaki düşünce ve davranış Allah’ın rızasına ve rıdvanına yani hoşnutluğuna ulaşma gayreti ve çabası olur ve her şeye rağmen Lider – Elçi – Rehber Şahsiyet olarak gördükleri Kutlu İnsana itaat ve sadakat gereği ve verilen sözlere sadık kalma adına, sessiz kalabilmek – gerektiğinde özür dileyebilmek – günler haftalar aylarca gözyaşı dökebilmek – izinsiz ve istişaresiz hiçbir icraatta bulunmamak gerekliliğini anlar böylece Şeytanı ve nefsini değil Allah’ı memnun etme çabası güder… Bir insan olarak yaptığımız veya düşündüğümüz eylemler davranışlar, şeytanı mı yoksa Rahmanı mı sevindiriyor memnun ediyor neticeye bakıldığında anlaşılır… Ama neticeye baktığı halde tam iman şuuru olgunluğu ve huzuruyla olayları tartamaz hale gelinmişse anlaşılması lazım ki Cenabı Hakkın mü’min kullarına verdiği imanla eşdeğer olan AKIL nimeti yani muhakeme ve mukayese etme kabiliyetini neyin iyi neyin kötü, neyin faydalı neyin zararlı , neyin güzel neyin çirkin, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edebilme kabiliyetini Cenabı Hakk elinden almıştır o kimsenin veya kimselerin… Artık böylesi kimse veya kimseler en sonunda, OLAYLARI VE ŞAHISLARI ÇARPITMA yolunu seçerek olumsuz ŞAYİA oluştururlar ve davasına Liderine itaat ve sadakat göstermek gayretini gütmek yerine nefsini temize çıkarma gayreti güderler… Sözde davasına ve Liderine itaat ve sadakat gösterisini dillerinden düşürmezler…

Çözüm: Lidere itaat ve sadakat, kader inancımızı olgunlaştırmak, niyetimizi ve samimiyetimizi her daim temiz tutma gayreti çabası içinde olmak, durun denildiğinde durabilmek, elimizdeki nimetlerin şükrünü eda etmek, gizli ajandamızın olmaması, Tevhit ve Tecelli Gerçeğini aklımızdan hiç çıkarmamak!..

Hakk davada kalmak isteyen her daim bir çok sebepler bahaneler bulabilir… Hakk davadan gitmek isteyen de her daim bir çok sebep ve mazeretler üretebilir!…

Milli Çözüm Ehli; Mevedded ehlidir. Yani, bir şeyin veya bir kimsenin gayretini çekerek ve mesuliyetini yüklenerek yani onu sahiplenerek sevmektir ve mevedded muhabbetten üstün bir kavramdır. Mevedded, Kur’an’da olgun mü’minlerin sıfatı olarak yer alan bir kavramdır.

Ve Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızın hikmetli bir sözüyle bitireyim:

” Mal ve parada olsun, yetki ve makamda olsun, her konuda YETECEK KADARLA YETİNMEYENE HİÇBİRŞEY YETMEZ. Bu kafada olan ise rabbine erişemez. Çünkü kadere takdire taksime razı değildir.”
( Üstad Ahmet AKGÜL)

Nûr 51
Aralarında hükmedip (karar vermesi) için Allah’a ve Elçisine (Kur’an ve Sünnet kaynaklı hükümlere ve düzene) çağrıldıkları zaman mü’min olanların sözü: “(Hay hay, başımız üstüne!) İşittik (kabul ve) itaat ettik” demeleridir. İşte ancak bunlar (ve böyle davrananlar) kurtuluşa ereceklerdir.

https://www.mealikerim.com/24/nur/51

RABBİM GEREKLİ DERSLERİ ALMAYI VE GEREĞİ GİBİ DAVRANMAYI NASİP EYLESİN. ŞEYTANIN ATINA BİNİP CEHENNEM ATEŞİNE GİTMEKTEN BİZLERİ KURTARSIN. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZA VE ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZA LAYIK TALEBE OLMAYI NASİP EYLESİN.

BAŞTA GAZZE OLMAK ÜZERE İSLAM ALEMİ ZULÜM ALTINDA “ALLAH’IN YARDIMI NE ZAMAN” DİYEREK KURUTULUŞU DÖRT GÖZLE BEKLERKEN, AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN TÜRKİYE VE BÜTÜN İNSANLIĞIN KURTULUŞUNUN MİLLİ ÇÖZÜM İLE OLACAĞININ MÜJDESİNİ VERMİŞ İKEN, BİZLERE DÜŞEN LİDERİMİZE VE GÖREVLERİMİZE TAM BİR SADAKATLE BAĞLANIP BU UĞURDA CANLA BAŞLA ÇALIŞMAKTIR. ALLAHIN YARDIMI İLE ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYAYI KURMAYA BU KADAR YAKLAŞMIŞKEN LİDERİMİZE SADAKATAMİZİN TAM OLMASINA DİKKAT ETMELİ İŞİTTİK VE İTAAT ETTİK DİYEREK AYAKLARIMIZIN KAYMASINA FIRSAT VERECEK HER TÜRLÜ YANLIŞLIĞA İZİN VERMEMELİYİZ.

ELBETTE BÖYLE KUTLU BİR EKİPLE ŞEYTANIN GENARALLERİ UĞRAŞACAKTIR, AYAKALRIMIZI KAYDIRMAK İÇİN VAR GÜCÜYLE ÇALIŞACAKLARDIR. BİR YANDAN NEFİS DEVREYE GİRECEK TÜM BUNLARLA MÜCADELE ETMEK ELBETTE KOLAY DEĞİLDİR. AMA ŞEYTANA VE NEFSE FIRSAT VERECEK TAVIR VE DAVRANIŞLARDAN DA UZAK DURMAK GEREKMEKTEDİR. BUNUN BİR YOLU DA LİDERE TAM BİR TESLİMİYETTİR. TESLİM OL HUZUR BUL.ŞEYTANIN ATINDAN ATLA KURTUL. EY NEFSİM SANA DERİM DUYUYORSUN DEĞİL Mİ BENİ.

SARSA DA ÂFÂKI EFKAR-I NÂDAN !
BİR İNŞİRAH VERİR ELBET YARADAN…

“Cahil insanların düşünceleri ve eylemleri her yeri sarsa, Yaradan mutlaka kullarına bir ferahlık ve kurtuluş verir”

Hayat bir maratonsa bireysel ve genel olarak hakkı gösteren levhalar olabilmek yanlış yollara sapılacak durumlardan korumak korunmak nefesi tıkananların elinden tutmak değilmidir.

.
Hak bir davada kulisçilik yapılıyorsa bu bir hizipçilik yansımasıdır.

İnsan ‘beşer-şaşar’dır. Yanılabilir, hata yapabilir.

Bir kardeşimizin üzerindeki elbisesinde bir küçük sökük gördüğümüz zaman, bunu kendisine hatırlatıp tamir edilmesi yolunda uyarmamız; gerekirse elimizden gelen yardımı da yapmamız yerinde olur. Eğer kendisini haberdar etmeyip üçüncü şahıslara ‘filan kişinin üzerinde bir sökük var, böyle giderse yarın öbür gün bu sökük büyüyecek’ vs. vs. diye konuşmak hiç doğru olmaz.

Biz; ‘Müslümanı Hristiyanı, Yahudisi Budisti, dinlisi dinsizi’ tüm insanlığa barış, huzur ve saadet getirmek için çalışıp çabalıyoruz. Ama öncelikle kendi içimizde kardeşliği-uhuvveti sağlamalıyız.

Biz aynı davanın mücadelecisi olarak, öncelikle birbirimize güvenebilmeliyiz, birbirimizden emin olabilmeliyiz ki başarıya erişebilelim.

Haftalık toplantılarımızda, bölge toplantılarımızda yaptığımız dersler de, bu olgunluğa erişebilmemiz için, görev ve sorumluluklarımızın farkında olabilmemiz için yapılıyor. Çay sohbeti olsun diye değil elbette.

Milli Çözüm’ün ruhuna uygun olmayan tutum ve davranışlarda…

Öncelikle bölge başkanlıkları çözüm odaklı istişarelerle sıkıntılı konuların aşılmasında gayret göstermeli.

Yetkilendirilmiş olan denetleme ve teftiş kurulları, görev ve sorumluluklarını titizlikle yerine getirmeli. Her meseleyi Liderimize aksettirmeden çözüm yoluna gidilmelidir.

Bunca çaba ve gayrete karşın nefsi kuruntular güdülüyorsa, bir düzelme olmuyorsa günah bizden gitmiştir.

Dikkat edilecek bir husus da; Milli Çözüm Ekibinden uzaklaşma bedbahtlığını yaşayanların, nefsi mazeretlerinin sorunlusu ve sorumlusu hiçbirimiz olmayalım.

“Amma, her kim (elindeki nimetlerden başkalarına da ve Allah yolunda) verip (hayırda harcarsa) ve (her türlü küfür ve kötülükten) korkup sakınırsa,

Ve en güzel (daveti ve davayı ve İslam-barış nizamına çağrıyı) doğrular (ve destek çıkıp tâbi olur)sa,

Biz de onu; kolay olan (fıtrat dini İslam) için (çabalarını rahatlatıp) başarılı kılacağız (ona hidayet, ibadet ve hizmet yolunu kolaylaştıracağız).

Fakat her kim de cimrilik ve bencillik ederek (ilim, servet ve şöhretine güvenerek) kendisini (Hakk davadan ve hayırlı çağrıdan) müstağni sayarak (hizmete ve teslimiyete ihtiyaç duymazsa),

Ve en güzel olan (Hakk çağrıyı ve İslami barış esaslarını) da yalan sayarsa (en gerekli daveti yapanı ve en gerçekçi davayı savunanı yalanlar ve karşı çıkarsa),

Biz ona da en zorlu (ve zararlı) olanı (kötülük yollarını ve azaba uğramasını) kolaylaştıracağız (böylece adım adım rezalet ve felaketlere hazırlayacağız).”

(https://www.mealikerim.com / Leyl: 5-10)

…. “Milli Çözüm, Mehdiyet İnkılabının Sadık Hizmetçileri ve Mesihiyet Devranının Havarileri Olma Sevdasındadır!”…. (Millî Çözüm)

Bir Millî Çözümcü’nün bu ulvi gayeden ve kutlu hedeften daha büyük bir gündemi ve derdi olamaz.
Günlerin en büyüğü, en kutlusu, en dehşetlisi olan Ahiret Gününe hazırlanmaktan daha öte, daha akıllıca bir işi olamaz bir Millî Çözümcünün.!

YA RABBÎÎ
BİZLERE KÂMİL İMAN, SALİH AMEL, GÜZEL AHLAK LÛTFEYLE.
BİZLERE HİDAYET, FERASET, DİRAYET ve SİYASİ CESARET LÛTFEYLE.
İMANLARIMIZ KEMÂLE ERMEDEN CANLARIMIZI ALMA.
İSLÂM(DAVA) KARDEŞLİĞİMİZİ TESİS EDİP KARDEŞLİĞİMİZİ PEKİŞTİRMEDEN CANLARIMIZI ALMA.
SİYONİST ŞEYTAN İSRAİLİN tüm İŞBİRLİKÇİ DESTEKÇİLERİ ve HER TÜRLÜ SİSTEMLERİYLE BİRLİKTE ERBAKAN TEKNOLOJİLERİ İLE ÇÖKERTİLİP YIKILDIĞINI GÖRMEDEN ve BU UĞURDA CİHAD ETMEDEN CANLARIMIZI ALMA.
ADİL DÜZEN i İKTİDAR, MİLLİ ÇÖZÜM ü de HİZMETKÂR EYLE.
YA RABBÎÎ
BİZLERİ ISLAH EYLE.
ISLAHIMIZ MÜMKÜN DEĞİLSE BİZLERİ DAVAMIZA, ÜSTADIMIZA ve KARDEŞLERİMİZE YÜK OLMAKTAN KORU.

“(Babasi:) ‘ Yavrucugum, ruyani kardeslerine anlatma, yoksa (haset damariyla) sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır’ diye (uyarivermisti) 
(Yusuf suresi 5. Ayet)

Hz. Yakup oğlu Yusuf’a, kıskançlıktan dolayı kendisine tuzak kurmaya kalkışacak üvey kardeşleri olmasına ragmen, onların sahislarina değil, kendilerini azdiran şeytana ve yanlış tavirlarina düşman olmak gerektigini hatırlatıp, bizlere İslami ve insani bir yaklaşım tarzi öğretmiştir.

Hz Muhammed ve Asri Saadet kitabı 
(Ustad Ahmet Akgul)
Sayfa 623

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) şüphesiz bizim için en güzel örnektir. Yazıda belirtilen hadisinde ;

Hz. Peygamberimiz (SAV):  “Fitne fesatlıktan (ve hizipçilik yapmaktan) sakının. (Unutmayın ki) Söz ile (bazılarını yanına çekmek, bazılarını dışlayıp etkisizleştirmek üzere) çıkarılan fitne ve kulisçilik, kılıçla yapılan fesatçılıktan daha tehlikelidir.”  (İbn-i Mace) 

Peygamberimizin bu hadisinden ibret alarak; iktidardakilerin Milli Görüş içerisinde çıkardığı fesatı ve bu fesadın ne kadar tehlikeli ve zararlı boyutlara ulaştığını her geçen gün daha iyi anlamaktayız. İşte fesatçılık ve hizipçilik böylesine tehlikelidir. Şu an hem vatanımızın hem dinimizin içini oymak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Erbakan Hocamıza yapılan ihanet ve fesatçılık vatanımızı böylesine uçurumlara bu fesatlığı yapanları böylesine rezilliklere sürüklemiştir.

Hocamızın makale içerisine Ali- İmran suresi 7. ayetini koymasını göz önüne aldığımızda ve ayette geçen “Kalplerinde şüphe ve eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve (keyfi) te’villerde bulunmak üzere (açık ve kesin emirleri bırakıp, manası kapalı olan) müteşabih ayetlerin peşine düşenleri”

ibretle kavramaya çalıştığımızda; Dinde hizipçi ile hak dava da hizipçinin aslında aynı niyet bozukluğu ile hareket ettiği naçizane çıkarımını yapmaktayız. Bu kadar tehlikeli niyetlerden yüce Allah bizleri korusun ve yalnızca onun rızasını kazanmak için hak dava içerisinde yer alabilmeyi bizlere nasip etsin.

Yüce Allah verdiği nimetlerin farkında olabilmeyi, bu nimetlere hep şükredebilmeyi, rabbin verdiği nimetlerin onun lütfu olduğunu unutmamayı bizlere nasip etsin…

Her türlü fitnecilik, hizipçilik ve kulisçilikten Allah’a sığınırız. Rabbimiz, içinde bulunduğumuz nimetin farkında olmayı ve layıkıyla hizmetkar olmayı nasip eylesin.

Kulisçilik yapmak, kardeşinin birbirine casusluk yapmak-birbirinin gizli zafiyetlerini arayıp bulma yani tecessüs etmek, birbirinin yanlış tarafını bulayım ve koz olarak kullanayım- hayta sen de böyle değil misin demek münafığa yakışır, kardeşinin ayıbını araştırmak ve tahmin-zanla hareket etmek mümine yakışmaz, birbirinin gıybetini yapmak haramdır.

Bir hata gördüğünde bunu bir üst makama bildirirken “bunu rezil edeyim, güvenilmez olduğunu iddia edeyim, fırsat elime geçmişken yetkiliye kötüleyeyim” diye yaparsak bu gıybettir. Hatta haksızlık yapıp onda bulunmayan yanlışları söylersek iftiradır.

Şu niyetle bir üst makama söylemek güzelidir: Kardeşimizin çok halis niyetli olduğunu biliyoruz, büyük fedakarlıklar yaptığını biliyoruz, ama son zamanlarda şöyle davranıyor, özel bir sıkıntısı mı var, ailevi sorunu mu var, psikolojik bir rahatsızlığı mı var?, bu kardeşimize nasıl davransak yanlış ortamdan kurtartırız, onu sıkıntısından kurtarıp onu güzele yönlendiririz diye konuşmak lazımdır.

Aksi halde kardeşini gözden düşürmek için fırsat kollamak mümine yakışmaz. Allah rızası için, o kişi yanımızda olsa, nasıl konuşacaksak, onun kadar dikkatli konuşmak mümine yakışandır. Kardeşlerimizin izzetine ve şerefine helal getirmek mümine yakışmaz.

Hucurât 12
Ey iman edenler! (Birbiriniz hakkında kötü) Zandan (ve tahmini kurgulardan) çoğunlukla kaçının; çünkü zannın (haksız ve alâkasız olan) bir kısmı günahtır (ve yalandır. Ve sakın) tecessüs de yapmayın (birbirinizin gizli ve ayıp yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini de yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte (nasıl) bundan tiksindiniz. (Öyle ise) Allah’tan korkup (başkalarına kötülük düşünmekten ve küçük düşürmekten) sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok Esirgeyendir.

Hucurât 13
Ey insanlar, gerçekten Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık (Hz. Adem’le Hz. Havva’dan türetip çoğalttık). Ve birbirinizle (kolaylıkla) tanışmanız (ve farklı yetenek ve faziletlerinizden yararlanmanız) için sizi (değişik) kavimler ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız (kerim ve değerli sayılanınız, ırk ya da soyca değil) takvaca (kötülükten sakınma, iyilikte yarışma konusunda) en ileride bulunanlarınızdır. Şüphesiz Allah (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Habir’dir.

Hucurât 14
Bedeviler (her asırdaki cahil, gafil ve menfaatçi kesimler; kavim ve kabilesiyle övünen kimseler): “Biz de iman ettik” derler. (Onlara) De ki: “(Hayır) Siz (hâlâ) iman etmediniz; ancak (mecburen ve görünüşte) İslam (veya teslim) olduk deyin.” (Çünkü) İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resulüne (tam iman ve) itaat ederseniz (Kur’an ve Sünnet ölçülerine göre hayatınızı düzenlerseniz), O (zaman Allah CC) sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmeyecek (ve emeklerinizi boşa vermeyecektir). Şüphesiz Allah, çok Bağışlayandır, çok Esirgeyendir.

Hucurât 15
(Hakiki) Mü’minler ancak o kimselerdir ki: Allah’a (Kur’an’ın hükümlerine) ve Resulüne (Hz. Peygamberin öğretilerine tamamen ve samimiyetle) iman getirirler; sonra hiçbir kuşkuya (ve korkuya) kapılmadan (ve asla Hakk’tan caymadan) mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda (Din, Millet ve Vatan uğrunda) cihad ederler. İşte bunlar, (iman davasında) sadık olanların ta kendileridir. [Not: Demek ki Hakk hâkim olsun ve adil bir düzen kurulsun da tüm insanlık huzura kavuşsun diye, mallarıyla canlarıyla ve bütün imkânlarıyla çalışıp çabalamayanlar, milli savunmaya katılmayanlar veya dünyalık heves ve hesaplarla haklı davalarından yan çizip bâtıl yollara kayanlar ve barbar Batılılara yaslananlar, iman şuurunu ve hidayet huzurunu kaybedeceklerdir.]

Hucurât 16
(Bu cihad mesuliyeti ve mecburiyeti kendilerine ağır gelenlere) De ki: “Allah’a dininizi(n kurallarını ve kulluk imtihanını kazanma şartlarını) siz mi öğreteceksiniz? (Yoksa nasıl mü’min ve makbul olacağınızı Kur’an’dan ve Resulüllah’tan mı öğreneceksiniz?) Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları (ve sizin kuruntu ve kaytarmalarınızı) bilir. Allah, her şeyi Bilendir.”

Hucurât 17
(Ey Resulüm, bazıları da) Müslüman oldular (ve birtakım hizmet ve fedakârlıkta bulundular) diye (gelip başına kakmak niyetiyle) Sana minnet etmektedirler. (Uğradıkları sıkıntıların sorumluluğunu Sana yüklemektedirler.) De ki: “Müslümanlığınızı Bana karşı minnet (konusu) etmeyin. (Hizmet ve ibadetlerinize karşılık dünyalık makam ve menfaat beklemeyin, kendinizi ayrıcalıklı zannetmeyin!) Tam tersine, sizi imana yönelttiği (küfür ve kötülükten çekip çevirdiği) için Allah size minnet edip (verdiği nimet ve faziletlerin şükrünü isteyebilir). Eğer doğru sözlüler (ve temiz özlüler) iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)”

Hucurât 18
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (görünmeyen tüm sırlarını) bilir. (Sizlerin her türlü niyet ve gayretinizden de habersiz değildir; hak ettiğiniz karşılığı elbette verecektir. Ancak Rabbinizi kendinize borçlu zannetmek büyük bir gaflet ve edepsizliktir) Allah, yaptıklarınızı Görendir.

https://www.mealikerim.com/49/hucurat/12:13:14:15:16:17:18

Tarih boyunca İslami hareketlerde bu iki şey affedilmemiştir:

1- Ayrı baş çekip ekip oluşturmak.
2- Dünyalık hesaplar için kardeşlerini istismar etmek.

Üstad Ahmet Akgül

Şeytan insanı altı mertebeyle kötülüğe davet eder:

1- Küfür ve Şirk; Allah ve Resulüne düşmanlıktır. Bu, şeytanın kuldan istediği ilk şeydir. Eğer bunda başarılı olamazsa huzursuz olur. Ama başarılı olursa insandan başka bir şey istemeyecektir. 
2- Bidat; Bidat iblise günahlardan daha hoş gelir. Çünkü günahlardan tövbe edip, o günahlara bir daha yaklaşmazsa, insan o günahları hiç işlememiş gibi olur. Bidat sahibiyse, bidatını sahih ve kendisini salih görür. O yüzden tövbe etmeye gerek görmeyecektir.  
3- Bütün çeşitleriyle büyük günahlar; kebair sayılan kötü amellerdir. 
4- Küçük günahlar; Oysa birçok küçük günah bir araya geldiğinde veya birisi alışkanlık edinildiğinde büyür. Küçük odunların tutuşturduğu büyük bir ateş gibi sahibini helak edecektir.  
5- Mübahlar; Sevabı da, günahı da olmayan davranışlardır. Çünkü salih amel dururken, mübahlarla sürekli meşguliyet, pek çok sevabın kaçırılmasına sebep oluverir.  
6- Daha faziletli amellerin sevaplarından mahrum etmek için fazileti az olan amellerle meşgul etmektir.  

Şeytan, vesvese verendir.  Bu vesvesenin aslı ve neticesi de 10 şeyden kaynaklanır:
a- Fani ve fena şeylere hırs; bunu, tevekkül ve kanaat ile yok et! 
b- Tul-i emel= (Çok uzun ve lüzumsuz heves ve hayallere gömülmek) bunu, ecelin aniden geleceğini düşünerek yok et! 
c- Dünyevi makam ve menfaatlere kapılıvermek; bunu, her nimetin bir gün mutlaka elden gideceğini ve hesabının uzun süreceğini düşünerek yok et!  
d- Haset; bunu da Allah’ın adil olduğunu, hiçbir kuluna haksızlık yapmayacağını idrak edip, taksimine rıza göstererek yok et! 
e- Çeşitli bela ve musibetlere sızlanıvermek; bunu, üzerindeki nimet ve afiyetleri görerek yok et! 
f- Gurur ve kibir; bunu, acziyet ve zafiyetini bilerek ve tevazu ile yok et! 
g- Müminlerin izzet ve şerefini hafife alıp küçümsemek; bunu, tüm Müminlere saygı ve hürmek göstererek yok et! 
h- Şöhret, hürmet ve övülme sevgisi; bunu, ihlasla yok et! 
ı- Büyüklük ve yükselme arzusu; bunu, huşu ile ve kendini küçülterek yok et! 
i- Cimrilik ve pintilik; bunu, cömertlik ve eli bol olmakla yok et! 

Şeytanın gücü senin onun güçlü olmasına fırsat verdiğin kadardır. O halde şeytanın vesvesesinden kurtulmak için; Allah’ı çokça zikret, şeytanı bırak, Allah’a sığın ve Nas Suresini çokça oku, öğren, yaşa, öğret…  

İki ayrı Hadiste Efendimiz şöyle buyururlar: “O halde akşama ve sabaha eriştiğin vakit, İhlas, Kafirun, Nas ve Felak Surelerini, en az üçer kez oku. Bunlar her türlü şerre karşılık sana yeter. Hatta, her kim Cuma vakti bu 4 sureyi 3-5-7-11 (sayısı Allah’ın size nasip edeceği ve sizin ihtiyacınız olan kadardır) okursa, bir dahaki Cuma vaktine kadar kendisi, çoluk çocuğu, malı-mülkü, şehri, ülkesi muhafaza edilir, kötülüklerden korunur!”

Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını (görünmeyen tüm sırlarını) bilir. (Sizlerin her türlü niyet ve gayretinizden de habersiz değildir; hak ettiğiniz karşılığı elbette verecektir. Ancak Rabbinizi kendinize borçlu zannetmek büyük bir gaflet ve edepsizliktir) Allah, yaptıklarınızı Görendir.(Hucurat:18)

Makale Merhum Prf. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız’ın tarihi bir sözünü hatırlattı. ” Kim ben mi siyonizme hizmet ediyorum dedirte dedirte Müslümanları kendine hizmet ettirir”
bu tarihi söze ve makalede geçen başta Ayet-i Kerimeler, Hadisler ve konular ışığında dikkatli olmazsak mazallah şeytan bizlere Cehenneme giden yolu bi nevi Cennet taşlarıyla döşeyerek felaketimize sebep olabilir. İmtihanımız bitene ve son nefesimizi verene kadar her birimiz bu tehlikeyle karşı karşıyayız. Şeytan ve avanesinin en büyük düşmanı ise onun düzenini sistemini hedef alan kimse o ekip ve teşkilattır. Böylesine hem dünyamızı hem ahiretimizi karartacak şeyatnın oyunlarından Allah’a sığınmalıyız. Rabbimiz Tüm Mü’minleri korusun. Amin

Picture of Ömer ÇAĞIL

Ömer ÇAĞIL

YORUMLAR

Son Yorumlar
16
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...