YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697f6e145aed4
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 8 9
Bugün : 35648
Dün : 56785
Bu ay : 35648
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48738961
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

İSRAİL’İN (SİYONİST EMPERYALİZMİN);
KİRALIK HAÇLILAR ve İSTİSMARCI İSLAMCILARLA,
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ YIKMA ÇABALARI!

İSRAİL’İN
(SİYONİST EMPERYALİZMİN);
KİRALIK HAÇLILAR ve İSTİSMARCI İSLAMCILARLA,
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ YIKMA ÇABALARI!

Papa’nın Ziyareti, Bartholomeos’un Hıyaneti!

“Melhame’nin İlk İşareti ve Türkiye’nin Sırrı” paylaşımının şöyle düzeltilmesi lazımdı:

Dünya bugün, tarihin binlerce senedir sakladığı bir kapının önünde bekliyor. Orduların sesinden çok metinlerin fısıltısı duyuluyor. Devletlerin hamlelerinden çok (Bâtıl) dinlerin gölgeleri sahnede dolaşıyor. Ve o gölgelerin en büyüğü, 1700 yıldır uyuyan bir merkezde İZNİK’te yeniden belirmiş bulunuyor.

HAÇLI Papa, istismarcı İSLAMCI Erdoğan iktidarı himayesinde İznik’e geliyor. Bazıları bunu sadece bir ziyaret sanıyor… Oysa bu ziyaret, BİZANS kılıflı Siyonist projenin son aşamasını oluşturuyor.

Bu, Melhame-i Kübra’nın (Büyük Kapışma’nın) dinî zeminindeki ilk büyük kıpırdanmasıdır… Bu, üç Semavi dinli dünyanın tek bir sahneye çağırıldığı “ilk perde”nin son halkasıdır. Dünya bir süredir askeri, siyasi, ekonomik bir savaşın hazırlığını izlediğini sanıyordu. Oysa savaşın en karanlık perdesi dini zeminde açılıyordu, Şeytanın Dini Siyonizm, Türkiye’deki son darbesine hazırlanıyordu!

Bu yüzden Siyonizm’in güdümündeki Papa’nın İznik ziyareti tarihi hesaplaşmanın en önemli adımı sayılıyordu.

“Kapıya Vuran Saat: Beklenmeyen Anın Eşiğindeyiz.”

Papa üç gün boyunca aynı ayeti okuyordu: Aynı kelimelerle, aynı vurguyla ve aynı titreşimle…

“Ev sahibi hırsızın hangi saatte geleceğini bilseydi, evinin soyulmasına izin vermezdi. Hazır olun. Çünkü insanoğlu (yani Siyonist kışkırtmalı Haçlı orduları) beklemediğiniz saatte gelecektir.”[1]

Dünya, bugüne kadar yaşadığı hiçbir krize benzemeyen, çok katmanlı, çok yönlü ve kontrol edilemez bir döneme giriyordu. Bu ister savaşla tetiklenir ister ekonomiyle ister teknolojiyle… Ama sonucu aynı olacaktı: Mevcut dünya düzeni ayakta kalamayacaktı!..

Ben geleceğin kırılma çizgisini sizlere defalarca anlatmış “kapıya yaklaşan sessizlikten” bahsetmiştim. İşte Papa şimdi o çizgiyi ve şeytani hedefi sadece isimlendirdi. Bu önemliydi. Bakın, İngiltere “Türkiye yoksa ben de yokum” dedi…

Yunan’ı, Kıbrıs Rum’u hepsi aynı şeyi tekrar etti. Kısaca Avrupa’nın bütün savunma mimarisini çöpe çevirmişlerdi!

SAFE programı: 150 milyar euroluk dev savunma paketi oluyordu!

Avrupa Türkiye’yi bu yapıda istiyordu. (AB Haçlı oluşum kapısında Türkiye’ye bekçilik yaptırıyordu!) Almanya, İngiltere, Fransa tek tek devreye giriyordu. Canla başla Türkiye’yi bu programa (AB çatısına değil, Avrupa Savunma yapısına) almak için ikna çabaları yoğunlaşıyordu. Ama iki (küçük) ülke “Hayır” diyordu. (Yunanistan ve Güney Kıbrıs…) Türkiye ise ve her nedense; “Ben yokum.” diyordu. İşte kriz burada patlıyordu!..

Ve o cümle Avrupa’nın çimentosunu çatlatıyordu. Almanya’nın telaşı görülmeye değerdi, şaşkınlığını gizlemiyordu. Fransa’nın sessizliği, hazırlıksız yakalanmış bir ordunun nefesi gibi soğuktu.

Ve İngiltere!? Bakın orası daha ilginç bir tavır takınıyor ve “Türkiye yoksa biz de yokuz.” diyordu…

Bu cümle, Avrupa haritasında bir fay hattı kırıyordu. Çünkü masadaki çıplak gerçek şuydu: SAFE programı kâğıt üzerinde 150 milyar euroluk “güvenlik kalkanı” paraya değil, Türkiye’nin sahadaki ağırlığına dayanıyordu!..

Avrupa Türkiye’yi (kiralık ucuz koruyucusu olsun diye) istiyordu. NATO’nun güney hattı, enerji damarları, göç baskısı, Karadeniz-Doğu Akdeniz dengesi bunu gerektiriyordu. Hepsinin kilidi Ankara’nın elinde bulunuyordu. Ama ne oldu? Yunanistan dedi ki “Olmaz!..” Kıbrıs Rum’u dedi ki “Asla!..” İki küçük ülkenin kompleksi, koca kıtanın stratejik aklının önüne geçtiği sanılıyordu.[2] Oysa Yunanistan ve Güney Kıbrıs, İsrail’in güdümünde hareket ediyordu. Çünkü İsrail Türkiye’ye başka rol biçiyordu!

Şu anda dünyanın en kalabalık Ortodoks topluluğu Rusya’da bulunuyordu ve Putin de kendisini aynı zamanda Ortodoksların siyasi ve ruhani lideri olarak konumlandırıyordu. Ancak Evangelistlerin, Trump’ın ve Katolik Vatikan’ın motivasyonu ile Rusya’yı ve Putin’i yok sayarak tüm Ortodoksların temsilciliğine soyunan ve bu konuda giderek küstahlaşıp cüretini arttıran İstanbul Fener Rum Patrikhanesi Başpiskoposu I. Bartholomeos Papa ile birlikte İstanbul ve İznik’te Katoliklerle Ortodoksların tekrar Tek Kilise çatısı altında birleştirilmesi anlamına gelen Ekümenik ayinleri gerçekleştiriyordu.

Günümüzde Ermenistan, Bulgaristan, Gürcistan, Yunanistan, Romanya, Rusya, Sırbistan ve Ukrayna’daki Ortodoksların birer ulusal patrikliği vardı. Pew araştırmasına göre Yunanistan ve Ermenistan hariç diğer ülkelerdeki Ortodokslar arasında, kendi ulusal patriklerini Ortodoks dünyasının en yüksek dini otoritesi olarak görenler daha fazlaydı.

Örneğin Bulgaristan’da Ortodoksların %59’u milli patriklerini Ortodoksluğun en yüksek dini otoritesi olarak gördüğünü belirtirken, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi Başpiskoposu Bartholomeos’un en yüksek otorite olduğuna inananların oranı sadece %8 civarındaydı. Ermenistan’da Moskova patriğini en yüksek otorite görenler daha fazlayken, Yunanistan’da ise çoğunluk İstanbul Patriğini Ortodoks kilisesinin en yüksek otoritesi olarak görüyorlardı. Geçmişte Sovyetler içinde yer almış, Kazakistan, Belarus, Estonya, Litvanya ve Moldova gibi ülkelerde ise genellikle Moskova Patrikliği’ni en yüksek dini otorite sayıyorlardı.

Atatürk’ün İslami duyarlılığı ve Haçlı faaliyetlerine karşı tutarlı tavrı!

Bursa Amerikan Kız Mektebi’nde Amerikalı 3 misyoner öğretmenin 4 kız öğrenciyi Hristiyan yapması üzerine Atatürk bu okulu kapatmış ve telkin sonucu Hristiyan olan kızlara din âlimlerini yollayıp İslamiyet’i anlatarak tekrar Müslüman olmalarını sağlamıştır.

Bugün Kemalist geçinen bazı CHP’lilerin, din istismarcısı AKP’lilerin ve diğer muhalefetin; Atatürk’ü Batıcı ve AB yanlısı gösterme çabaları tam bir saptırmaca ve sahtekârlıktır. Çünkü Atatürk, Aziz Milletimizin yüksek fıtratının saf İslam mayasıyla olgunlaşıp onurlu ve huzurlu bir hayat yaşayacağının farkında ve inancındadır.

Ayrıca Atatürk Türkiye’deki Yabancı Okullara Bazı Yasaklar Koymuşlardı:

Mason ve dönme İttihatçıların gafleti ve hıyaneti sonucu Osmanlı’nın son yüzyılında faaliyet gösteren yüzlerce yabancı okul, kilise, hastane, dernek, vakıf ve kurumların, Türkiye’deki azınlık grupları Milletimiz ve Dinimiz aleyhinde eğitmesi ve sürekli kışkırtıvermesi Ermeni, Bulgar ve Rum isyan sorunlarının ve çatışmalarının ana sebebini oluşturuyordu. Bu misyoner kurumları Lozan Anlaşmasıyla son bulmuş; çok az birkaç okul bırakılarak bunların tamamen bilimsel eğitim vermesi, bunun dışında hiçbir dini, siyasi konulara karışmaması şart koşulmuştu. Atatürk bu okullara yasa gereği çok kesin talimatlar vererek 26 Eylül 1925 tarihli 3965 sayılı genelge ile bildiriyordu:

Bu genelgenin bazı maddeleri şunlardı:

1- Bu yabancı azınlık okullarında hiçbir zaman dini esasa dayalı eğitim ve din propagandası yapılmayacaktır.

2- Hiçbir okulda Türk Milleti ve Türk devleti aleyhine, derslerde veya ders dışında bir ifade kullanılmayacaktır.

3- Bu okullarda Türklerin bugününü ve dününü kötüleyen, Müslüman Türk ve Türk devleti aleyhine yazılmış kitaplar bulunmayacaktır.

4- Ders kitaplarında ve duvar panolarında Türk tarih ve coğrafyasına ilişkin en ufak bir yanlışlık yer almayacaktır.

5- Haritalarda Türk toprakları hiçbir ülkenin parçası olarak gösterilmeye kalkışılmayacaktır.

6- Ders kitaplarında hiçbir ülkenin propagandası bulunmayacaktır.

7- Bütün yabancı okullarda haftada en az 5 saat, Türk dili, Müslüman Türk Kültür ve Gelenekleri, Türk Coğrafyası ve tarihi okutulacaktır.

8- Türk Dili, Türk Tarihi ve Coğrafyasının öğretmenleri Türk olacak ve Millî Eğitim Bakanlığınca seçilip tayin olunacaktır.

Atatürk, bu kararların mutlak uygulanmasını denetlemek için de ayrıca 7 Şubat 1926 tarihli bir genelge yayımlamıştı. Denetim görevini layıkıyla yapmayan Milli Eğitim Müdür ve memurlarının meslekten ihraç edileceğini kayıt altına almıştı. Maalesef Atatürk’ten hemen sonra İnönü ve Menderes dönemlerinde eğitim ve kültür tamamen ekonomiyle beraber Batı’ya terk edilip, ulusal eğitimden uzaklaşılınca, eğitimde Müslüman Türk kimliğinden ve Milli düşüncelerimizden uzaklaşılmıştı.[3]

Atatürk’ün son Meclis Konuşması!

1 Kasım 1937’de, katıldığı son Meclis konuşmasında Atatürk özetle şunları hatırlatmıştır:

“Bütün vatandaşlar ve bu yurtta yaşayanlar, Cumhuriyet kanunlarının kendilerine sağladığı Hürriyet, Refah ve Saadet şartlarından azami istifade etmektedirler. Milletimizin layık olduğu yüksek medeniyet ve refah seviyesinden alıkoyabilecek hiçbir engele izin verilmeyecektir. Trakya ve Ege manevralarında, Kahraman Ordumuzun en yüksek generalinden erlerine kadar, üstün disiplin ve enerjisini gözlerimle görmenin bahtiyarlığı içindeyim!..”

Mustafa Kemal, bu konuşmasından sonra, vefat edeceği 10 Kasım 1938’e kadar tam bir yıldan fazla, bir daha TBMM’ye gidememiş, yanlış ve kasıtlı tedavilerle ve Localarını kapattığı Masonlar ve dönmeler eliyle giderek azdırılan hastalığıyla uğraşmaya mecbur edilmiştir.

Dikkat buyurun!..

Atatürk TBMM’deki bu son ve bir nevi veda konuşmasında:

Ne Avrupa’ya katılmak, moda ve medeniyet diye onların ahlâksızlığını örnek almak hevesinden…

Ne kendini tanrılaştırma niyetinden ve Kemalizm hedefinden…

Ve ne de; Din tehlikesinden(!) ve İslam’ı öcü göstermekten asla bahsetmemiştir.

Onun asıl amaçları ve asil duyarlılıkları ise:

Her vatandaşın, Cumhuriyet rejiminde; eşit imkânlara, adil şartlara ve çağdaş insani standartlara sahip olarak, Adalet, Saadet ve Refah seviyesine erişmesi…

Bu fazilet ve fırsatları sağlayacak sosyolojik, psikolojik ve ekonomik ortamın mutlaka hazırlanıvermesi…

Ve tabi, milli birlik ve dirliğimizin ve ülke geleceğimizin teminatı olan Kahraman Ordumuzun, daha donanımlı ve caydırıcı hale getirilmesiydi.

 Zerre aklı ve vicdanı olanlar kabul edeceklerdir ki, bu kutlu ve onurlu gayelere ulaşmak için en samimi ve gerçekçi gayretleri gösteren tek lider ise Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan idi.

ABD’nin Yeni PKK’sı Olan Peşmerge ve DSG’ye Destek Sağlaması

ABD Temsilciler Meclisi’nden onay alan yeni savunma bütçesi tasarısı, Peşmerge güçlerine yapılacak yardımları Bağdat’a uygulanan kısıtlamalardan muaf tutarken, Suriye PKK’sı sayılan Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) Suriye’nin geleceğinin bir parçası olması gerektiğini kayda geçiriyordu. ABD Kongresi’nin gündemindeki kapsamlı savunma ve dış politika yasa tasarısı, Irak ve Suriye’deki dengeleri etkileyecek kritik maddeler içeriyordu. Tasarı, Irak güvenlik güçlerine sağlanacak fonlar için katı şartlar öne sürerken, Irak Kürdistanı ve Suriye Rojavası için güçlü garantiler sağlıyordu.

Tasarı metnine göre, Washington’ın Irak’a yapacağı güvenlik yardımları için belirlediği yeni şart ve kısıtlamalar, Peşmerge güçlerine ayrılan bütçeyi kapsamıyordu. Peşmerge’nin “ulusal güvenlik ortağı” olarak tanımlandığı belgede, Irak içindeki siyasi anlaşmazlıkların Peşmerge bütçesinin gecikmesine veya bloke edilmesine neden olmaması gerektiği vurgulanıyordu. Bu madde, federal kurumlara yaptırım uygulansa dahi Kürdistan Bölgesi’ne desteğin süreceğinin garantisi olarak yorumlanıyordu.

Mesut Barzani, ağır silahlı korumalarıyla Şırnak’a gelip küstah tavırlar takınmasının cesaretini, işte bu ABD ve İsrail’den alıyordu.

Mazlum Abdi, İsrail Basınına, ABD’nin Hıyanetini ve Cumhur İttifakı’nın Gafletini Açıklıyordu!

Sözde Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, İsrail’in The Jerusalem Post’a verdiği demeçte “Suriye’deki yeni sürece, IŞİD tehdidine ve Şam’daki yeni yönetime” dair değerlendirmelerde bulunmuştu. Abdi, ABD’nin siyasi desteğinin şart olduğunu vurgulayarak, “Suriye’yi yeniden harika yapmak için DSG desteklenmeli” mesajını veriyordu.

Neçirvan Barzani’ye teşekkür ediyordu

Kürdistan Bölgesi ile ilişkilere de değinen Abdi, Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin desteğinden övgüyle bahsediyordu. Abdi, “DSG, Başkan Neçirvan Barzani’nin desteği için çok minnettardır, ancak daha fazlasını yapmak için beklentimiz vardır.” diyerek, Suriye’nin geleceğinde “Âdem-i Merkeziyetçilik” modelinin önemini yineleyip, Özerk Kürdistan hedefini öne çıkarıyordu.

“DSG yeni Suriye hükümetinde yer almaya hazırlanıyordu!”

ABD’nin Suriye politikasının sadece askeri değil, siyasi olarak da güçlenmesi gerektiğini vurgulayan Abdi, Washington yönetimine çağrıda bulunuyordu. “Başkan Trump Suriye’yi yeniden harika yapmak istiyor. Bunu yaparken DSG’yi desteklemesi lazımdır ve DSG yeni Suriye hükümetinde yer almalıdır. Zaten DSG’ye bu yönde verilen sözler vardır.” diyen Mazlum Abdi, ABD’nin Türkiye’yi oyaladığını ima ediyordu!..[4]

Kürtlerin Elindeki Noel’in Haritasını Kim Hazırladı, Kimler Uygulamaktadır?[5]

Binbaşı Edward William Charles Noel (1886-1974), İngiliz İstihbarat subayı ve diplomatıdır. Çeşitli dönemlerde Hindistan, İran ve Osmanlı topraklarında görev yapmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından, Osmanlı toprakları paylaşılırken İngiltere’nin temel hedeflerinden biri de, Musul ve çevresindeki petrol bölgelerini kontrol altına almaktır. İngiltere bu amaçla, 1919’da Binbaşı Noel’i Anadolu’ya yollamıştı. Noel’in görevi, Kürt aşiretleriyle ilişki kurmak ve onları Osmanlı’dan koparmaktı. Yani, İngiliz desteğinde, bir Kürdistan Devleti kurmaktı.

Bu İngiliz Noel, Elâzığ Valisi Ali Galip’le birlikte Atatürk’e Sivas Kongresi’ni basma girişiminde de bulunan ancak, başarısız olup Türkiye’den kaçan ajandır. Mustafa Kemal Paşa, NUTUK’ta, İngilizlerin Doğu vilayetlerinde Kürdistan kurma planlarını anlatırken Noel’i şöyle anlatır:

“İngilizler, Osmanlı Devleti’ni parçalamak için Doğu vilayetlerimizde bir ‘Kürdistan’ oluşturmak istiyorlardı. Bu maksatla İngiliz Binbaşısı Noel adında biri; Diyarbakır, Bitlis, Elâzığ ve çevresinde dolaştırılmıştı. Kürtleri kandırarak Osmanlı’dan ayırmak için çalışıyordu.”

Binbaşı Noel, 1919 ortasında İngiltere’ye bir rapor yazıp Kürdistan haritasını çizip yollamıştır. Noel’in Kürdistan haritasında; Hatay, Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kars ve güneyi “Büyük Kürdistan” olarak yer alır. Ve bu harita, başımıza bela olacaktır. İşte bugün Kuzey Irak’ta Barzani yönetiminin haritası Noel’in hazırladığıdır. PKK terör örgütünün, tüm çalışma yerlerine astığı sözde Kürdistan haritası da aynıdır. Ve ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) haritası, bu meşhur haritayla uyumlu hazırlanmıştır.

Hatırlayınız; Katolik dininin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı meşhur Papa, 8 Mart 2021’de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni, Barzani’yi ziyarete varmıştı. Barzani yönetimi, Papa’nın ziyaret anısına bir pul bastırmıştı. İşte bastırılan pulda yer alan harita, o meşhur Binbaşı Noel’in haritasıdır. Pulda, Hatay dahil olmak üzere; Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kars ve güneyi “Büyük Kürdistan” olarak yer almaktaydı.

Barzani, 2017’de Kuzey Irak’ta bağımsızlık referandumu yapmıştı. Referandumda kullanılan sözde Kürdistan haritası, meşhur Noel’in haritasıydı. Bağımsızlık referandumu, %92 ile kabul edilmişti ama henüz; “zamanlama uygun değil” diyen ABD vetosuna takılmıştı. Mayıs 2015’te Mesut Barzani, ABD’ye bir ziyaret yapmıştı. Başkan Obama ve ardından Başkan yardımcısı Biden ile görüşmelere katılmıştı. O görüşmede, Biden’ın şu sözleri hiç unutulmamalıydı: “İkimizin de ömrü Kürdistan’ın bağımsızlığını kendi gözlerimizle görmeye yetecek.” diyen bunak Biden, Siyonizm adına küstahlaşmıştı.

Ve işte bu ziyaretten sonra; ABD, Ortadoğu haritasını değiştirecek taşları hızla döşemeye başlamıştı.

Meşhur Noel’in haritası, Sevr Antlaşması’nın çöpe atılmasıyla hükümsüz kalmıştı. Ama, Noel sevdalıları bu haritayı hiç unutmamışlar, ceplerinde saklamışlardı. Ve şimdi, tekrar çıkarmışlardı; hem de meydan okuyarak… “Yüz yıldır devlet olmamız engellendi” çığlıklarıyla iyice azıtmışlardı.

Binbaşı Noel’in İngiltere’ye gönderdiği harita; aslında 1920 tarihli Sevr haritasıydı. ABD’nin 2003 tarihli BOP haritası da aynıydı. Bu Barzani’nin 2017 bağımsızlık referandumunda kullandığı haritaydı; 2021 Papa Pulu haritası… Ve PKK terör örgütünün sözde haritası… Bunların hepsi aynı kalemden çıkmıştır, Siyonist Noel’in haritasıdır.

ABD’li Profesör Noam Chomsky, 1983’te “Kader Üçgeni” adlı kitabını yayımlamıştı. Kitapta yer alan Kudüs Amerikan Girişimcilik Enstitüsünün raporunda şu bilgiler yer almıştı:

“Ortadoğu’da ulusalcılık ve ulusal kimlik yok edilmeli, bunun için de Ortadoğu yeniden Osmanlılaştırılmaya yöneltilmelidir. Böylece bölgede Batı çıkarlarına karşı çıkacak ulusal güç ve direnç kalmayacak, sistemlerin çarkları rahatlıkla işleyecektir. ABD için en tehlikeli düşman ve tehdit, bağımsızlık tehdididir.”

Peki şu son günlerde; ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack neler yumurtlamaktadır?

“Güçlü ulus devletler tehdittir!..” diyen Siyonist kâhyaya göre; kimin için, tabi ki ABD ve İsrail için… Peki, kim bu ulus devletler? Türkiye ve İran…

“Terörsüz Türkiye” sürecinde, PKK yöneticileri ile DEM Parti temsilcilerinin açıklamalarını alt alta sıralayın; sonuçta karşınıza İngiliz İstihbarat Binbaşı Noel’in 1919’da Londra’ya gönderdiği harita çıkacaktır.

Ve bu haritada sıra, Türkiye’ye gelip dayanmıştır!?

İmralı tutanaklarıymış, komisyonlarmış… Yok, o buna karşı çıkmış, bu bunu haykırmış… Bunların hepsini bir kenara bırakın. Başınızı kaldırın ve büyük resme bakın. Orada, tarihin tozlu sayfalarından çıkıp gelen Noel haritasının, Türkiye’ye düşen gölgesini görüp şaşıracaksınız… Ve siz ayrıntılarla uğraşırken, o haritanın hızla gerçeğe dönüştüğünü asla unutmayınız ve bu Milli şuur ve sorumlulukla davranınız!.. Çünkü… Bazen asıl tehlike, sözlerde, demeçlerde değil; farkına bile varılmayan sessiz gölgelerde saklıdır.”

Cumhur İttifakı, PKK’dan Sonra, Şimdi de SDG ile Muhataptı!

Önce Hakan Fidan’ın 8 Aralık 2025’te Doha Forumdaki konuşmasında aktardıkları:

“Suriye hükümeti ve SDG kendi aralarında bir anlaşma yapabilirler. (…) Ancak PKK söz konusu olduğunda SDG içerisinde bazı unsurların bulunduğunu görüyoruz ve tek hedeflerinin Türkiye’ye karşı mücadele yürütmek olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Suriyeli olmayan unsurların SDG’den çıkarılmasını bekliyoruz. Irak’tan, İran’dan, Türkiye’den katılan unsurların derhal ayrılmasını istiyoruz. Bu güzel bir başlangıç olur.” Bu acı ve alçaltıcı gerçekleri 22 yıldır haykıran Milli Çözüm Dergisi’ne sataşıp duranlar, şimdi Hakan Fidan’ın bu itirafları karşısında ne buyuracaklardı?

Fidan bu konuşmadan bir süre sonra İngiliz Reuters Haber Ajansına da şunları hatırlatmıştı:

“SDG’den gelen sinyaller anlaşmaya uyma niyetinde olmadıklarını, aksine bunu aşmaya çalıştıklarını göstermektedir. (…) Hiçbir ülkede iki ordu olamaz. Yalnızca bir ordu, tek bir komuta yapısı olabilir. Ancak yerel yönetimlerde farklı bir uzlaşıya veya farklı anlayışlara varabilirler.”

Ankara’nın “SDG Polisini” Kabule Yanaşması İhanete Zemin Hazırlamaktır!

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın söyledikleri, aslında TBMM heyetinin 24 Kasım’da İmralı Cezaevinde PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmesi üzerine hem DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit hem de TBMM’ye sunulan tartışmalı özet tutanakla uyumludur. Yani SDG’nin silahlı güçleri, komuta ve bölge ayrıcalığı olmadan Suriye ordusu ile bütünleşsin; Öcalan’ın “Savunma Bakanlığı” dediği budur. Ama “adı federasyon olmayan federasyon” yapısındaki yerel yönetimi bünyesinde “polis gücünü” üstlensin; “İçişleri Bakanlığı” dediği de budur.

Genelkurmay Başkanı Suriye Temasındaydı!

Fidan’ın bu konuşmasından bir gün önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Levent Ergün, Suriye’deydi. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile görüştüler, Suriye Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile Ortak Harekât Merkezinde incelemelerde bulundular. Bu ziyareti, Ankara’nın vücut diliyle verdiği ikinci mesaj sayılırdı.

O Sırada SDG Dış Sorumlusu ise İstanbul’daki DEM Konferansına katılmıştı!

Fidan’ın Doha Forumunda konuştuğu sıralarda SDG’nin Dış İlişkilerinden Sorumlu İlham Ahmed, DEM Parti’nin düzenlediği Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansına çevrimiçi hitap ediyordu. İlham Ahmed, adeta bizim yaşadığımızdan farklı bir dünyadan sesleniyordu.

“Türkiye’deki barış sürecinin nihayete ermesini istiyor ve diliyoruz. Halen savaş çatışma diyenlerin seslerin kısılması lazım… Türkiye’nin Şam hükümetiyle görüşmesi var, bizimle bir kanalı var. (…) Biz Türkiye’yle diyalog içinde olmak istiyoruz. Sınırlarımız açılsın. Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor. Türkiye, Suriye ile barışa ulaşırsa buradan daha iyi bir şekilde çıkacaktır.”

Yani SDG temsilcisine göre; Terörsüz Türkiye sürecinin Suriye ile bir ilgisi yoktur. Öcalan’ın 27 Şubat’taki silah bırakma ve fesih sözleri SDG’yi bağlamaz. Adeta sorun Türkiye ile Suriye’nin barışmasıdır, SDG ile ilgisi bulunmamaktadır, Türkiye’nin SDG ile ayrıca konuşması ve uzlaşması lazımdır![6]

Erdoğan İktidarının HAMAS İSTİSMARI

HAMAS’ın: “Siyonist Rejimle Normalleşme Filistin’e İhanet Sayılır!” Uyarısı

HAMAS Siyasi Büro Üyesi Halid Meşal, Siyonist rejimin bölgede kendi dayatmalarını kabul ettirmeye çalıştığını belirterek bunun tüm ümmet için “gerçek ve yakın bir tehdit” olduğunu vurgulamıştı. El Cezire’nin aktardığına göre Meşal, artık İslam dünyasının Kudüs’ün özgürleştirilmesinin sağlanması ve tüm İslami-Hristiyani mukaddesatın geri alınması yönünde tarihi bir karar vermesi gerektiğini vurgulamıştı. Meşal, Gazze’ye herhangi bir dış vesayeti reddettiklerini, Gazze’nin yönetiminin yalnızca Filistinlilere ait olduğunu tekrarlamıştı. Siyonist rejimin soykırım saldırılarının bazı yönleri durdurulmuş olsa da aç bırakmanın, tam ablukanın, geçişlerin kapatılmasının, yardımın engel olunmasının ve toplu cezalandırmanın hâlâ sürdüğünü aktarmıştı. Direnişin meşruiyetini vurgulayan Meşal, Batı Şeria’nın Yahudileştirme çabalarından, işgal yerleşimleri buralara doldurmaktan ve zorunlu göç politikalarından kurtarılması gerektiğini vurgulamış ve “halkın yanında durmak direnişin asli görevidir” diyerek ayrıca, Siyonist rejimin cezaevlerinde tutulan tüm Filistinli esirlerin özgürlüğü için topyekûn bir mücadele çağrısı yapmıştı.

Meşal, tüm Arap ve İslam ülkelerini Siyonist rejimle normalleşmenin her türünü reddetmeye çağırmış ve işgalci Siyonist rejimin ne bölgenin dostu ne de düzen kurucu bir unsur olamayacağını tekrarlamıştı. Özetle Halid Meşal, sözde İsrail – Gazze barışına garantör olanların, mazlum Filistin Halkının zararına ve zalim odakların yararına alet olduklarını vurgulamıştı.

Tarihi Bir Tespit; Tom Barrack: Erdoğan’ın İsrail’e Sert Söylemleri Sadece Retorik (Halkını Oyalama) Kapsamındadır!

Tom Barrack Ortadoğu için demokrasi yerine, hayırsever monarşiyi öne çıkarmıştı!

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Milken Enstitüsü tarafından Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenen bir konferansta görüşlerini açıklamıştı. Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemlerinin kullanımda olmasa da ABD açısından temel problem olduğunu belirten Barrack, “Bu sorunların önümüzdeki dört ila altı ay içinde çözüleceğine inanıyorum” demiş; “Türkiye Rus sisteminden tamamen kurtulmaya yaklaşıyor mu?” sorusunu ise “Evet” şeklinde yanıtlamıştı. Barrack, Bloomberg’e yaptığı açıklamada ise Türkiye ve İsrail arasında süregelen sert söylemlerin ilişkilerin geleceğini etkilemediğini vurgulamıştı. Barrack, Erdoğan’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yönelik açıklamalarını ise “sadece retorik” şeklinde yorumlamıştı.

Retorik ya da eski ismiyle Belagat; kendi halkını etkileyici ve ikna edici, ama yanlış yönlendirici konuşma sanatıdır. Sözcük güncel kullanımda “etkileyici ve ikna edici olmakla beraber içtenlikten veya anlamlı içerikten yoksun lisan” anlamında da kullanılır. Kavram Yunanca rhētorikos (ῥητορικός) “hitabet” kelimesinden türemiş bir kavramdır. Yani Tom Barrack açıkça, Sn. Erdoğan’ın, gerçekte İsrail’e yaradığı halde, görünüşte Siyonistlerin aleyhinde konuşup halkı oyaladığını ve siyasi dengeleri kolladığını açıklamıştı. Ve hayret; Sn. Erdoğan’dan ve yalakalarından bu açıklamaya yanıt veren çıkmamıştı.

Trump’ın Açıklaması Ateşkesi Tehlikeye mi Attı? 17. Maddeyle Gazze’de Fiili Bölünme İhtimali Masada mı? Gazze Barış Tuzağı Patladı mı?

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Gazze’deki ateşkes anlaşmasının “ikinci aşamasının değiştirileceği” yönündeki kısa ve belirsiz açıklaması, bu değişikliğin ne anlama geldiğine ilişkin sorular gündeme taşınmıştı. Uzmanlara göre Trump’ın işaret ettiği değişiklik, anlaşmanın uygulanma biçiminde bir revizyon anlamındaydı. Buna göre, İsrail’in hâlihazırda %55’ini kontrol ettiği Gazze’den çekilmesi ve HAMAS’ın silahsızlandırılmasına geçilmesi yerine, 17. maddenin devreye alınması söz konusu olacaktı. Bu madde, barış planının taraflardan biri kabul etmese bile tek taraflı olarak ilerletilmesine imkân tanımaktaydı.

10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasındaki 17. madde, HAMAS’ın öneriyi geciktirmesi veya reddetmesi halinde, “yardımların genişletilmesi dahil, planın belirtilen unsurlarının, İsrail ordusunun terörden arındırılmış olarak uluslararası istikrar gücüne devrettiği bölgelerde uygulanacağını” şarta bağlamıştı. 2025 Ekim ayında HAMAS ile İsrail arasında imzalanan “barış belgesinde” sadece birinci aşamayla ilgili maddeler vardı. Bu aşama; ilk ateşkes, İsrail güçlerinin geri çekilmesi, esir takası ve insani yardım girişlerinin kolaylaştırılmasını kapsıyor. Ancak savaş sonrası Gazze’nin yönetimine ilişkin “ikinci aşama” konusunda resmî bir mutabakat sağlanmamış ve kayda alınmamıştı. Yani tam bir tuzaktı.[7]

Katil Netanyahu Trump ile Buluşacak, Garantör Figüranlar Devre Dışı Bırakılacaktı. Gazze Planında 2. Şeytani Aşamaya Hazırız Küstahlığı!

Gazze’de soykırım hiç aksamamıştı, bir yandan da ateşkesi ihlal eden işgalci İsrail saldırılarını sürdürürken Netanyahu dikkat çeken bir açıklama yapmıştı. Netanyahu, Aralık 2025 sonunda ABD Başkanı Trump ile görüşeceğini belirterek, “Trump’ın Gazze planında ikinci aşamaya hazırız” küstahlığına kalkışmıştı.

“Gazze’de ilk hedeflerimize ulaştık, şimdi son aşamadayız!” küstahlığı!

Siyonist Binyamin Netanyahu, ülkesini ziyaret eden Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile ortak basın toplantısında Gazze’de ilk hedeflerine ulaştıklarını söyleyerek, bundan sonraki hedeflerinin HAMAS’ı silahsızlaştırmak ve tamamen devre dışı bırakmak olduğunu vurgulamıştı.[8]

  1. Luka 12:39-41, Luka 12:39–41 = “Hazırlıklı ol.” 3 gün tekrar = “Durum ciddi.”
  2. Melhemenin İlk İşareti ve Türkiye’nin Sırrı – 30.11.2025
  3. Dr. M. Hidayet Vahapoğlu, Osmanlı’dan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okulları kitabı s.219
  4. https://www.rudaw.net/turkish – 07.12.2025
  5. Naim Babüroğlu – 06.12.2025 – Bazı düzeltme ve eklemelerle
  6. 08.12.2025 – M. Yetkin
  7. ŞARKUL AVSAT – https://turkish.aawsat.com/ – 06 Aralık 2025
  8. ahaber.com.tr – 07.12.2025
4.8 20 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
11 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Onların Bir Tuzağı varsa Allah’ın da bir Hesabı var Elbet…
Prof. Dr. Erbakan Hocamız ın “Siyonizmin ana gayesi (BOP yani BİP hedefine ulaşmak için) Akp iktidarını bişekilde ayakta tutmaktır”. manasındaki sözleri makaleyi okuyunca tekrar kulaklarımızda çınladı.
Lakin, Siyonizmin hizmetkârı Akp ve bileşenlerinin tüm bu ihanetlerine rağmen Türkiye’mizi yıkmayı başaramayacaklar inşallah… Çünkü gene Aziz Erbakan Hocamızın 1980 yılında Trt ye verdiği demeçlerindeki şu sözleri inancımızı diri tutmaktadır.
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki; Türkiye’nin (ve bölgenin) kurtuluşu , Milli Çözüm e inanan bir Cumhurbaşkanı nın o makama oturması, Milli Çözüm e inanan bir Hükümetin kurulması ve Yeni Bir Devrin başlamasıyla mümkün olacaktır”… ve inşallah çok yakındır…

Böylece onlar (Müslümanlara ve mazlumlara karşı) bir tuzak (hileli bir düzen) kurdular. Biz de, farkında olmadıkları bir tuzak kurup (onların planlarını altüst ettik ve bu tuzaklarını onların başına geçirdik.)
Neml Suresi 50

Evet Papa efendi! Okuduğun metinde olduğu üzere; ev sahibi hırsızdan haberdar olmasın diye siyonist babalarınızla birlikte ülkemizi tarihin gördüğü en büyük istismarın içine ittiniz. Sırf daha derin uykuya dalalım, sırf narkoz her hücremize işlesin diye türlü şeytani oyuna girdiniz. Ama ev sahibinin beyni konumunda olan hücrelere bu zehir giremedi bilginiz olsun. Eve girdiğiniz anda tarihte yediğiniz tokatları özletecek bir Erbakan tokatı öyle çarpacak ki sizi, ne siz ne de siyonist kuduzlar kaçacak delik bulamayacaksınız. Ne demişti Aziz Erbakan Hocamız: “o füzeyi çıktığı deliğe sokacağım!” Hele bekleyin…

ARTIK UYUMA ROLÜ YAPMAK YA DA UYUMAK ZAMANI DEĞİLDİ?!!!

Her şey alenen ve aşikar bir şekilde uygulanagelmekteydi. Siyonizm ve İşbirlikçi Hükümetleri HERŞEYİ BÜYÜK İSRAİL İÇİN (Dünyada 1 milyar insan nüfusu bırakıp kalan insanların kendilerine yani efendilere hizmet etmesi köle edilmesi projesi) yaptıkları, Siyonizm’in karşısındaki iyiler ve Milliler de HERŞEYİ BÜYÜK İSRAİL’İN KURULMAMASI ETKİSİZ VE ÇARESİZ BIRAKILMASI VE YENİ BİR DÜNYA’NIN ADİL DÜZEN PROJELERİYLE İNSANLIĞIN hizmetine geçirilmesi için gayret ve çaba göstermektedir. Ve inşaallah bu önünde sonunda gerçekleşecektir.

Ey Cumhur İttifakı üyeleri !.. Ey Muhalefet üyeleri!… Ey akademisyen Heyeti!… Ey Prof. Alim Molla Şeyh Hoca ve Tâbileri!… Artık anlamazlıktan duymazlıktan bilmezlikten geleceğiniz zaman ve günlerde değiliz.
Aziz Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızın ifadeleriyle : “Yanlış adımlar ve duyarsız tavırlar sonucu, çok derin bir uçuruma doğru yaklaşan insanın, uçurumun kenarından bile pişman olup geri dönmesi, elbette yararlıdır ve akıllılıktır. Ancak uçurumdan kayıp düşmeye başladıktan sonraki pişmanlık ise, sahibine hiçbir yararı olmayan ve çok geç kalınan bir ahmaklıktır. Bu hatırlatma, Türkiye’yi yöneten iktidara ve suç ortaklarına yönelik bir uyarıdır. Çünkü, artık uçurumun kenarına varılmıştır ve hâlâ geri adım atmak ve kurtulmak için bir şansları vardır. Ama buna rağmen, inatla burnu doğrultusunda ve kapıldıkları koyu gaflet uykusunda yol alanların, faydasız pişmanlık ve perişanlıkları yakındır.” Gerçeğinden hareketle, bir an evvel Türkiye; yaşadığı bu toz duman ortamını, ancak ve önce: Adil, asil ve asri yeni bir düzen kurucu ruha sahip, milli ve cesaretli bir hamle yaparak aşabilecektir ve aşmalıdır. Ve o meşhur Aziz Erbakan Hocamızın 1980 de ifade ettiği sözü ve aynı zamanda kurtuluşun çözüm yolunu taaa op zamandan belirtmişler yeniden onu hatırlıyoruz:
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: 
 TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; 
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, 
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve Yeni Bir Devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980

OYNANAN TÜM OYUNLARIN FARKINDA OLAN VE OYUNLARI BOZACAK BİR MİLLİ ÇÖZÜM MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ BİR AN ÖNCE KURULMALIDIR. GEREK ÜLKEMİZ GEREKSE TÜM İNSANLIĞIN SAADETİ İÇİN OLMAZSA OLMAZDIR VE GECİKTİRİLMEMELİDİR. SİYONİZM UZUN VADELİ PLANLARINI YAPMIŞ, PLANLARINI UYGULAYACAK ORGANİZASYONLARINI TEKER TEKER GERÇEKLEŞTİRMEKTE, KARŞISINDA DURANLARI VE YANLARINDA YER ALALARIDA İYİ BİLMEKTE VE TANIMAKTADIR. KENDİ PLANLARINI UYGULAYACAKLARI DESTEKLEMEKTE İKTİDARA GETİRMEKTE VE İKTİDARDA TUTMAKTADIR. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE NECMETTİN ERBAKAN HOCAMIZ HEP SİYONİZMİN OYUNLARI BOZACAK ADIMLAR ATMIŞ, ONLARIN PLANLARININ GERÇEKLEŞMESİ GECİKTİRİLMİŞTİR. KEŞKE HALKIMIZ MEDYANIN OYUNLARINA GELMEYİP ERBAKAN HOCAMIZIN YANINDA DURABİLSELERDİ VE ERBAKAN HOCAMIZI İKTİDARDA TUTABİLSELERDİ SİYONİZMİN TÜM PLANLARI TAMAMEN GEÇERSİZ HALE GELECEKTİ, (BİR NEVİ GELDİ DE) ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTI. DÜNYANIN HİÇ BİR YERİNDE HİÇ BİR MÜSLÜMANIN BURNU DAHİ KANAMAYACAKTI. 11 AYLIK 96-97 ERBAKAN HÜKÜMETİ DÖNEMİNDE FİLİSTİNDE İSRAİL TEK BİR MERMİ DAHİ SIKAMAMIŞ TEK BİR KİŞİNİN BURNU BİLE KANAMAMIŞTIR. SİYONİZM BUNLARIN FARKINDAYDI VE ERBAKAN HOCAMIZI SİYASETTEN UZAK TUTMAK İÇİN HER TÜRLÜ DALAVEREYİ ÇEVİRMEKTEN ÇEKİNMEMİŞTİ. HİZMETİNDEKİ MEDYA ARACILIĞI İLE DE HEDEFLERİNE ULAŞMIŞTI. AMA BU BÖYLE GİTMEZ. ONLARIN BİR PLANI VARSA RABBİMİZİNDE BİR PLANI VAR. VE ALLAH NURUNU MUTLAKA TAMAMLAYACAKTIR. ERBAKANIN EN SADIK TALEBE VE TAKİPÇİSİ, O’NUN PLAN PROGRAM VE PROJELERİNE SAHİP ÇIKAN TEK MİLLİ ÇÖZÜM ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZ KALMIŞTIR VE İNŞALLAH ÜSTADIMIZIN ÖNCÜLÜĞÜNDE KURULACAK MİLLİ ÇÖZÜM MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ İLE ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR HİÇ BİR GÜÇ BUNA ENGEL OLAMAYACAKTIR ALLAHIN İZNİ VE İNAYETİYLE İNŞALLAH. AZİZ ERBAKAN HOCAMIZDA 1980 YILINDA BU GÜNLERİ GÖRMÜŞ OLACAK Kİ TÜRKİYENİN KURUTULUŞUNUN MİLLİ ÇÖZÜMLE OLACAĞINI İŞARET EDEN ŞU TARİHİ SÖZLERİ TRT EKRANLARINDA HAYKIRMIŞLARDI;

“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki: 
 
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; 
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, 
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve Yeni Bir Devrin başlamasıyla mümkündür!”
 
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)

Papayı Türkiye’ye getirerek Haçlı maskeli siyonist cepheye taşeronluk yapanları destekleyenlerin bu işbirlikçilerin Mustafa Kemal istismarına artık kanmaması ve Mustafa Kemal’i daha iyi anlaması lazımdı. Mustafa Kemal laikliği bizim lehimize kullanabilirken aynı zamanda Haçlı okullarının aleyhine kullanarak onları işlevsiz hale getirmişti. Bu şekilde ilgili okullar Mustafa Kemal hayattayken misyonerlik faaliyetlerini yürütememişler fakat kendisinin vefatının ardından misyonerlik faaliyetlerine tekrar başlamışlardı.

Işte Mustafa Kemal’i şu an istismar etmeye çalışanlar aynı zamanda Hamas ve gazze’yi de istismar etmektedirler. Tom barackın söylediği retorik söylemine benzer bir söylemi netanyahu da söylemiş Müslüman liderlerin sadece halkını oyalamak için İsrail’e karşı çıktığını dile getirmişti. Ne yazık ki trump’ın sahte övmelerine kananlar Bu açıklamalar karşısında dilsiz kesilmişti.

Halkımızın bu terörsüz Türkiye söylemlerinin büyük İsrail projesinin bir parçası olduğunu, iktidarın bu Haçlı maskeli siyonist ittifakın gardiyanlığını yapmaya savunduğunu anlaması gerekmektedir. Bu anlayışla birlikte milli cephenin uyanmasına ihtiyaç vardır. Allah bu gerçekleri dile getiren milli çözümden razı olsun.

Hala anlamadınız mı?

Şeytanın Dini Siyonizm, Türkiye’deki son darbesine hazırlanıyordu!
Hala anlamadınız mı?
Siyonistler tarafından Anadolu’da bağımsız bir Türk devletinin istenmediğini!
Hala anlamazdınız mı?
Siyonist İsrail’in asıl hedefinin Türkiye olduğunu!
Hala anlamazdınız mı?

Artık sıranın, Türkiye’ye gelip dayandığını!
Hala anlamadınız mı?
Türkiye’de, BİZANS kılıflı Siyonist projenin son sahnelerinin oynandığını!
Hala anlamadınız mı?
Siyonizm’in güdümündeki Papa’nın İznik ziyareti tarihi hesaplaşmanın en önemli adımı olduğunu!
Hala anlamadınız mı?
AB Haçlı oluşum kapısında Türkiye’ye bekçilik yaptırıldığını!
Hala anlamadınız mı?
Avrupa’nın Türkiye’yi kiralık ucuz koruyucusu olsun diye istediğini!
Hala anlamadınız mı?

Siyonist işbirlikçisi kiralık Haçlılar ile istismarcı İslamcıların, aynı Siyonist senaryonun farklı figüranları olduğunu!
Hala anlamadınız mı?
Siyonist işbirlikçisi kiralık Haçlılar ile istismarcı İslamcıların Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma çabalarını!
Hala anlamazdınız mı?
Siyonist kışkırtmalı Haçlı ordularının beklemediğiniz saatte gelmeye hazırlandığını!
Hala anlamazdınız mı?
Mevcut dünya düzeninin bu şekliyle ayakta kalamayacağını!..
Hala anlamadınız mı?

ABD’nin Yeni PKK’sı Olan Peşmerge ve DSG’ye destek sağlamasını!
Hala anlamadınız mı?
Mesut Barzani, ağır silahlı korumalarıyla Şırnak’a gelip küstah tavırlar takınmasının cesaretini, ABD ve İsrail’den aldığını!
Hala anlamadınız mı?
Ankara’nın “SDG Polisini” kabule yanaşmasının ihanete zemin hazırlamakta olduğunu!
Hala anlamadınız mı?
“Güçlü ulus devletler tehdittir!..” diyen Siyonist kâhyasının Türkiye ve İran’ı tehdit gördüğünü!
Hala anlamadınız mı?

Siyonist Rejimle normalleşme yapan işbirlikçilerin Filistin’e ihanet ettiklerini!
Hala anlamadınız mı?

Atatürk’ün İslami duyarlılığı ve Haçlı faaliyetlerine karşı tutarlı tavrını!
Hala anlamadınız mı?
Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın, milli birlik ve dirliğimizin ve ülke geleceğimizin teminatı olan Kahraman Ordumuzun, daha donanımlı ve caydırıcı hale getirilmesi mücadelesini!
Hala anlamadınız mı?

Evet; hala anlamadınız mı?

“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
 TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve Yeni Bir Devrin başlamasıyla mümkündür!”
 Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)

• Her vatandaşın, Cumhuriyet rejiminde; eşit imkânlara, adil şartlara ve çağdaş insani standartlara sahip olarak, Adalet, Saadet ve Refah seviyesine erişmesi…

• Bu fazilet ve fırsatları sağlayacak sosyolojik, psikolojik ve ekonomik ortamın mutlaka hazırlanıvermesi…

• Ve tabi, milli birlik ve dirliğimizin ve ülke geleceğimizin teminatı olan Kahraman Ordumuzun, daha donanımlı ve caydırıcı hale getirilmesiydi.

 Zerre aklı ve vicdanı olanlar kabul edeceklerdir ki, bu kutlu ve onurlu gayelere ulaşmak için en samimi ve gerçekçi gayretleri gösteren tek lider ise Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan idi.

Atatürk, ülkemizde uzun yıllar boyunca iki farklı kesim tarafından tanıtıla gelmiştir. Ne var ki her iki yaklaşımda da, İsrail’in kiralık haçlıları ve istismarcı İslamcıları tarafından yanlış tanıtıldı.  

Konuya üçüncü bir bakış açısından; yani doğruyu esas alan, birleştirici ve topluma gerçek fayda sağlayan bir perspektiften yaklaşmanız, ülkemizin bu yönde devrim niteliğinde büyük bir zihinsel dönüşüm yaşamasına vesile olmaktadır. 

Makalede ele alınan “Atatürk’ün İslami duyarlılığı ve Haçlı faaliyetlerine karşı tutarlı tavrı” ile “Atatürk’ün Türkiye’deki yabancı okullara yönelik getirdiği bazı yasaklar” başlıkları ve diğer değerlendirmeler, bu yaklaşımın somut örneklerin biridir. 

Bu kazanım; ülkemiz açısından tank, uçak ve silahtan öte stratejik bir değere sahiptir ve düşmanın/Siyonistlerin planların, oyununu boşa çıkaran hayati bir hamle niteliği taşımaktadır. 

“KÜFÜR TEK MİLLETTİR!”

Küfür tek millettir. Siyonizm;
Kiralık Haçlıları, İstismarcı İslamcıları aynı şeytani hedefleri için kullanmaktadır.
Atatürk içeride ve dışarı da küfür cephesine karşı mücadele etmiş ve Sevr Projesini yırtmıp atmıştır.
Erbakan Hocamız, ülkemize 2. Sevr’i dayatan Siyonizm’i yeryüzünden silecek programların altyapısını hazırlamış ve emin ellere teslim etmiştir.
Dünyayı, Siyonizm’den ve Kiralık Haçlıların kapitalist sömürü düzeninden kurtarmak için Armageddon Savaşından önce ülkemizi istismarcı islamcılardan acilen kurtulmak lazımdır.
Zira zalimlerin ve hainlerin Türkiye’yi yıkma çabaları artık son aşamadadır.
Acilen Milli Çözüm öncülüğünde Milli Mütabakat Hükümeti kurulmalı, fiilen işgal edilen topraklarımız Kuva-i Milliye ruhu ile kurtarılmak zorundadır…

Türkiye’nin, Siyonizm ve Batı bloğu tarafından çevrelenme ve sistematik kuşatılma dönemi açıkça ortaya çıkmış durumdadır..
Akdeniz üzerinden Yunanistan- Gkry-İsrail tatbikatlara dayalı bir kuşatma stratejisi belirlerlerken…!

Suriye üzerinden yine İsrail, ABD ve Sözde Kürt oluşumları Güney sınırımızı çevrelerken…

Karadeniz havzasında Rusya baskısı kendini gösterirken…
Makalede de özellikle vurgulandığı gibi Avrupa, Papalık misyonu üzerinden Türkiyeyi bir açmaza sürüklerken…

Son olarak, büyük yıkımın habercisi olan İranın kuşatılması, içeriden ve dışarıdan yapılan tazyik ve tahriklerle, acı sonuca doğru giderken…

Türkiye’nin, mevcut Akp ve Cumhur ittifakının dış politikadaki açmazları ve teslimiyetçi yaklaşımları ile…
Faize dayalı ekonomik yıkım yöntemiyle.. Ahlâki ve manevi yozlaşma ve tahribatla toplumun sindirilip bastırılmasıyla;ne bölgemize, ne İslam alemine, ne ülkemize, ne de insanlığa umut ve kudret kaynağı olacak bir aksiyonu ortaya koyması mümkün değildir.!

Dış etkiden, dış müdaheleden tamamen bağımsız bir şekilde, bugünden tezi yok Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Hukuki zeminde, Milli bir Çözüm hükümetine geçiş yapmalıdır.
Aksi takdirde acı ve kötü son sadece ülkemizi, bölgemizi değil, tüm insanlığı yakacaktır.!

Ve Allahın izni ve iradesi ile tüm dünyada, mevcut siyonist ve emperyalist düzen, bütün kurumları ile artık yıkılma aşamasına gelmiştir.. Ve Adil Düzenin tüm insanlık tarafından arzu edilen, İdeal bir sistem olarak tarih sahnesine çıkma dönemi de başlamak üzeredir.!
Ne mutlu, ümit ve iman kaynağını diri tutan Millî Çözüm ehline..

Bir olay anlatılır; “Masonlar ve Siyonist haçlıları bir arada iken dünyanın en güçlü devleti hangisidir diye konuşurlar bizim ülkenin masonlarından birisi derki Türkiye’dir, yabancı haçlı siyonistler gülerler Türkiye’nin hali ortada neresi güçlü derler. Türkiye’li masonda derki senelerdir siz dışarıdan biz içeriden uğraşmamıza rağmen hala başaramadık o sebeple de en güçlü Türkiye’dir” der. Evet bütün dünya birleşmiş hedefte Türkiye var ama bir türlü beceremiyorlar. Ama Türkiye’mizi son derece yıkıcı faaliyetlerin içerisine girmişlerdi son dönemde, yazıdan anladığımız işin sonuna geldiklerini zannediyorlardı. Türkiye bitti demeden bu iş bitmezdi çünkü bu millete acayip sabır vardır beklemeyi sever, devlet büyüklerimizin vardır bir bildiği diye ama bakarki işin sonunda devlet büyükleri bir işten anlamıyor hatta Mustafa Kemal’in Nutuk’da belirttiği gibi “gaflet hatta hıyanet içinde olabilirler” o zaman iş başa düştü der gerekeni gerektiği şekilde yapar ve geçmişte de defalarca yaptığı görülmüştür.
Bu son raund’da işin gerçek sahipleri işi devir alacak ve Milli Çözüm önderliğinde yeniden bir Kuvayı Milliye şuuruyla Milli Mutabakat hükümetiyle başta ülkemizi Gazze’yi ve bütün mazlum ülkeler Adil Düzen medeniyetiyle buluşacaktı.

Picture of Rahmet PAKGÜL

Rahmet PAKGÜL

YORUMLAR

Son Yorumlar
11
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...